Sure-İ İhlâs - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 112. Sayfa
SURE-İ İHLÂS
Mekke-i Mükerrenie'de nazil olan sûrelerdendir. Dört âyeti camidir.
[Ya Ekrem-er Rusül! Sen «Hal ü şan oldur ki Allahü T birdin» de
Yani; Allahü Tealâ'nın sıfatından sana suâl edenlere cev'a] olarak ey Habibim! Sen de ki »Hal ü şan sol şeydir ki Allahü Tealâl birdir, şeriki ve naziri yoktur».
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile Vacip Tealâ'nın vahdaniyetin* ihtimam için zaınir~i şan varid olmuştur. Çünkü; zamir-i şanda ib-ham olduğu cihetle akibinde gelen cümle intizardan sonra vâki olduğu için nüfus-u beşerde te'siri ziyade olur. Binaenaleyh; zamir-j şandan sonra gelen hüküm aranıldıktan sonra ele geçen nimet gibi lezzeti çok olmakla beraber talibi indinde dahi gayet kıymettar olacağında şüphe yoktur. Bu makamda ise zamir-i şandan sonrc varid olan cümlenin manâsı vahdaniyet-i İlâhfyeye taalluk ettiği cihetle itikâdât-ı İslâmiyenin esasını teşkil etmekle ihtimama şa| yan olduğu beyandan müstağnidir.
lâfzı; Vacip Tealâ'nın sıfatı olup ispatta başka bi| kimseye ıtlakı caiz olmadığından sıfat-ı hassa kabilinden olan eha$ diyetle tavsif olunup Allah'a ve Allah'ın gayrıya ıtlakı caiz olar vârid lafzıyla tavsif olunmamıştır.
Bazı müfessirînin beyanı veçhile lâfzı zamir-i şan olmayıp zat-ı İlâhî'den kinaye olunca manâ-yı nazım: [Ey Resul-ü Zişan! Sen müşriklere hitaben de ki «Sizin suâl ettiğiniz zat-ı şerif Allahü Tealâ'dır ki o Allahü Tealâ ehadiyetle muttasıf] demektir. Bu makam; sıfât-ı İîâhî'yeyi ma'rifet makamı olduğundan cemi-i sıjât-ı kemâliyeyi cami ve cümle mahlûkatın lâyikı veçhüzere halikı olduğuna delâlet eden Iâfza-i celâl varid olmuştur.
Bu nazımda Cenab-ı Hak insanların üç sınıfına ve o sınıfların mertebelerine işaret etmiştir. Çünkü; zamiri Vacip TeaW-dan kinaye olduğuna nazaran ârifîn mertebesine işarettir. 'Zira zamirin manâsı; işte o demektir. O zamiri ise mütekellimle vıuhatab arasında malûm olan şeyden kinayedir. Binaenaleyh; o manâsına olan zamir ancak arifler mertebesine işarettir. Çünkü; arifler zat-ı Ilâhî'yi ma'rifette delile muhtaç olmadıklarından onlar için işaret kâfidir.
Arifler mertebesine işaretten sonra havastı nas mertebesine işaret için lâfza-i celâl zikrolunmuştur. Zira; oıÜar Vacip Tealâ'yı delil ve berahînle ispat ettiklerinden Vacip Tealâ'nın halkettiği mahlûkatın hilkatmda gördükleri acâib-i sanayinden halikın si-fât-ı kemâiiye sahibi olduğuna intikâl ettikleri için bu manâyı cami olan lâfza-i celâl varid olmuştur.
Havass-ı nâs mertebesine işaretten sonra avam~ı nâs mertebesine işaret için lâfzı zikrolunmuştur. Çünkü; avam-ı nâs mertebe-i insaniyetin en süfli derekelerinde bulunduklarından Vacip Tealâ hakkında şirkin butlanına işaret ve tenbih için vahdaniyet-i İlâhVyeye sarahaten delâlet eden lâfzının zikriyle iti-kad=ı sahiha irşad olunmuştur ve sûrenin sebeb-i nüzulü de bu manâyı te'yid eder. Çünkü; rivayet-i mevsukaya nazaran Mekke müşrikleri (Âmir b. Tufeyli) yi Resuluilah'a göndererek derler ki «Eğer Muhammed (S.A.) nübüvvet davasından vazgeçerse biz ona her türlü fedakârlığı yapacağız» Müşriklerin taleplerini (Âmir b. Tu-feylî) Cenab-ı Peygambere bu suretle söyleyince Resulullah Âmir'e «Ben onlardan hiçbir şeyde fedakârlık, istemem, ancak ben Allah'm resulüyüm, onları Allah'ın ibadetine davet ederim» cevabında bulunur: İşbu cevab-ı peygamberiye mukabil müşriklerin
«Rabbisini bize tavsif etsin-» demeleri üzerine Allahü Tealâ bu sûreyi inzal buyurmuştur.
Bu sure-i celilenin birçok ismi vardır. Meselâ bu sûrenin mazmununa itikad etmek Cehennem ateşinden halâs ettiği için Sure-i IhIâs denmiştir. Yahut ma'rifet-i İlâhî'ye bu sûrenin manâsını tamamıyla bilmekle olacağına binaen Sûre-i Ma'rifet denmiştir. Yahut bu sûre kıraei olunduğunda işitmek için melekler hazır olmasına binaen Sûre-i Mahzar denmiştir. Yahut vahdaniyete delâlet ettiği için Sure-i Tevhid denmiştir. Yahut sûrenin manâsı dinin esasını teşkil ettiği için SuTe-i'Tevhid denmiştir. Yahut sûrenin manâsı dinin esasını teşkil ettiği için Sure-i Esas denmiştir. Yahut tilâveti Cehennem'den necata sebep olduğundan Sure-i Necat denmiştir. Yahut insanların kalplerini nurlandırdığı için Sure-i Nur denmiştir. Velhasıl birşeyin isminin çok olması o isimlerden herbirinin ayrı ayrı bir fazilete delâlet ettiği cihetle .o şeyin faziletinin çok olmasına delâlet ettiğinden bu sûrenin fazileti pek çoktur. Hatta cümle~i fezailinden birisi de bu sûreyi kıraet Kur'anm üçte birini kiraet menzilinde olduğu birçok eha-dis-i celileyle sabittir. Çünkü, Kur'an iv hulâsa-i ahkâmı ; zatullah ve sıjâtullahla nübüvvet, ahval-i dünya ve ah-val-i âhiretten ibarettir. Şu üçten bir kısm-ı mühimmi olan zatullah ve sıfâtullaha müteallik olan mesaili bu sûre tamamıyla ifade ettiğinden Kurandan maksudun üçte bîrini cami olduğu cihetle Kur'anm üçte birini kıraet mesabesinde olmuştur.
Gerçi zatullaha ve sıfâtullaha müteallik mesail diğer sûrelerde dahi varsa da bu sûre yalnız bu meseleye münhasır olduğu cihetle hususiyetine binaen faziletinin ziyadeliği hadis-i şerifle de sabittir. Amma bu mesele diğer sûrelerde başka meselelerle karışık olduğundan hususiyetleri olamamıştır ki Kur'anm üçte biri mesabesinde olsun, bittabi' olamaz.[1]
Vacip Tealâ bu sûrede vahdaniyetine işaretten sonra zat-ı hiyeti cemi-i havayicde maksud olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Allaîıü Tealâ del-i ihtiyaçta cümlenin merciidir.]
Yani; ehadiyet ve sair sıfât-ı kemâliyeyle muttasıf olan zat-ı ülûhiyet kulların cemi-i ihtiyaçlarını defi'de cümlesinin merciidir.
Satued lâfzı; kendisine tagayyur arız olmaz bir Vâcibül-vücud manâsına olduğuna nazaran cümlenin manâsı: [Allahü Te-ala zatında ve sıfatında kendisine tagayyur arız olmaz Vâcibülvü-cud, sabit ve daim bir zat-ı lâtiftir ki cümle malûmata âlimdir] demek olur. Çünkü; bilcümle ibadm havayicini kaza etmek ilme ve kudrete tavakkuf ettiğinden samed lâfzı Vacip Teaiâ'nm âlini ve kaadir olduğuna delâlet eder. Yahut samed demek; Allahü Tealâ istediğini işler ve murad ettiği şeyle hükmeder, kazasını ve hükmünü reddedici birşey yoktur. Yahut samed demek: zevali mümteni', fevkında hiç kimse bulunmaz bir ganiyy-i mutlaktır. Zira; kimseye ihtiyacı yok, zevalden münezzeh ve ebedî demektir. Yahut samed demek; yemez, içmez, yatmaz, oturmaz, uyumaz ve kendine asla ayıp ve âfât tarî olmaz demektir. .Şu halde Allahü Tealâ'uın zatında terkib ve te'lif olmadığım kelâmı beyan ettiği gibi şerik ve nazirden münezzeh olduğunu da cümlesi beyan etmiştir. Çünkü samed : vücub-u zatîye delâlet ettiği cihetle sıfât-ı selbiyenin hepsine delâlet eder. Şu halde şerik ve naziri olmamaya dahi delâlet eder. Çünkü; şerikten münezzeh olmak da sıfât-ı selbiye cümlesindendir. Velhasıl samed hakkında beyan olunan manâlarm cümlesi sahih olduğundan herhangi manâ murad olunsa manâ-yi n&zırn doğru ve makama münasiptir.
Samedin manâsında hulâsa; Allahü Tealâ herşeyden müstağni, cemi-i ihtiyaçtan beri, evlâcl ü iyalden münezezh ve cümle eşyayı icad ettiği gibi herbirinin ihtiyacını defa kudretinin kâfi olmasıdır.[2]
Vâcp Tealâ zat-ı ülûhiyetinin herşeyden müstağni olduğunu icmalen samed lafzıyla beyandan sonra o icmali tafsil etmek üzere veied ve validden müstağni olduğunu beyan zımnında buyuruyor.
[Aîlahü Teaîâ bir kimseyi doğurmadı ve kendisi bir kimseden
doğmadı.] Zira; Allahü Tealâ'ya müfcanis bir kimse yok ki onunla ülfet ve ünsiyetten çocuk meydana gelsin ve hiçbir şeye ihtiyacı 5^ok ki bir yardımcıya muhtaç olsun, zatına fena arız olmaz ki bir halefe ve zürriyete ihtiyaç hasıl olsun, inkıraz ve izmihlal korkusu yok ki akıbeti muhafaza için bir velede ihtiyacı olsun. Velhasıl vücudu vacip ve bekası sabit olduğu için velede ihtiyacı yok ki velet tasavvur olunsun. Allahü Tealâ diğer birşeyden doğmadı. Zira; kadim olduğundan kendinden evvel birgey bulunmadı ki ondan doğmuş olsun, olamaz. Çünkü; eğer Vacip Tealâ. birşeyden doğmuş olsa hadis olacağı cihetle bir mucide muhtaç olur. O mucid de diğer bir mucide muhtaç olarak ya ilâ gayrinnihaye gider, teselsül olur. Teselsül ise ilm-i kelâmda beyan olunduğu veçhile batıldır. Şu halde Cenab-ı Hakkın hadis olması da batıldır. Yahut silsile bir vacibe müntehi olur. İşte o vacip de Vâcibülvücud olacağı cihetle matlûb sabit olur. Binaenaleyh; Vacip Teaiâ'nm kadim olduğu sabit olduğundan diğer birşeyden doğmadığı dahi sabittir.
Müşrikler meleklerin pederi, Yahudiler Üzeyir (A.3.) m pederi, Nasârâ İsa (A.S.) m pederi Vacip Tealâ olduğunu iddia ettiklerinden şu batıl itikatları evvelemirde reddolmak üzere Cenab-ı Hak valid olduğunu nefyi mevlûd olduğunun nefyi üzerine takdim buyurmuştur. Çünkü; Vacip Teaiâ'nm mevlûd olduğunu iddia eden olmadığından ehemini mühim üzerine takdim kaidesine binaen valid olduğunu nefyetmek ehem ve elzemdir.[3]
Vâci-o Teaîâ sûrenin bidayesinden buraya kadar sıfât-J: İlâhı'-yesinden:bazılarmı beyandan sonra evsaf-i İlâhî'yenin cüjjnlesinitı neticesini beyan etmek üzere buyuruyor.
[Allahii Tealâ'ya hiçbir kimse mesîl ve nazir olmadı.]
Yani; Vacip Tealâ'nm ezeien ve ebeden zatı ve sıfatı kemâl üzere olup asla noksan ve zeval arız olmadığından mümkünattan hiç bir şey kendine benzemedi.
Çünkü benzemek; cinsiyet iktiza ettiğinden ve Vacip Tealâ'nm nıahlûkattan hiçbir şey kendine mücanis olmadığından vücuduna hiçbir şey benzemediği gibi müsavi de olamadı. Zira; Vacip Tealâ'nm vücudu zatından olup sair mevcudatın vücutları ise kendilerinin gaynlardan olduğu cihetle mevcudat-i sairenin vücuduna adem târî olur, Vacip Tealâ'nm vücuduna ise asîa adem târî olmadığından elbette vacibin vücuduna mümkünatın vücudu müsavi olamaz. Kezalik Vacip Tealâ'nm sıfatına dahi mahlûkatm sıfâtij müsavi olamaz. Zira; Vacip Tealâ'nın sıfatı kadim olup mahlûkatm sıfatı hadistir. Binaenaleyh; kadim hadise müsavi olamaz. Çünkü kadim; zevalden masun, hadis ise zevale ma'ruzdur. Binaenaleyh; hadis, kadime hiçbir zamanda müsavi olamaz.
Bu sûrenin evvelinde Vacip Tealâ'nm zatından envâ-ı kesreti, JMasâra'nm teslisini, sair erbab-ı sirkin şirklerini redde ehad lâfzı delâlet ettiği gibi kerim ve rahim olduğuna dahi samed lâfzı delâlet eder. Çünkü; insanların cemi-i ihtiyacında Vacip Tealâ'nm -maksud olması o ihtiyacatı kazaya kaadir olmasına delâlet ettiği gibi vermesi caiz olan herşeyi kullarının istihkakına göre verip buhletmediğine ve ihsanı bir menfaat mukabilinde ve}ra clef'-i mazarrat için olmayıp yalnız lutf u kerem kabilinden olduğuna dahi delâlet eder. Allahü Tealâ'nm hiçbir şeyden müteessir olmayıp, birşeyin eser ve icadıyla olmadığına cümleleri delâlet ettiği gibi nıahlûkattan Vacip Tsalâ'ya şerik ve nazir olarak birşeyin bulunmadığına dahi cümlesi delâlet eder.[4]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6613-6615
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6615-6616
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6616-6617
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6617-6618
İslami Okul Okulların En Önemlisi