Sure-İ Felâk - Kuran - Konlayli Vehbimehmet Tefsiri - 113. Sayfa
SURE-İ FELÂK
Medine-i Münevvere -veyahud Mekke-i ^ükerrenîe'de olan sûrelerdendir. Beş âyeti camidir,
[Ey Resul-ü Mükerrem! Sen "Sabahın Rabbisinc sığınır de.]
Yani; ey Habibim! Sana düşmanların tarafından gelmesi me'-mûl olan zararı def'için «Alemin karanlıklarını kaldıran sabahın Rabbisine sığınırım» demekle Cenab-ı Hakkın himayesine iltica et.
Bu makamda beden-i insana isabet edecek zararlardan istiâ-zeyle emrolunduğundan insanı muhafazada rububiyetin te'siri ziyade olduğu cihetle Rab ism-i şerifi Felâk lâfzına izafetle ihtiyar olunmuştur. Zira istiazeden maksad olan her türlü sıyaneti; terbiye sıfatı açıktan beyan ettiğinden Rab ism-i şerifi varid olmuş ve is-tiâzede diğer isimler üzerine tercih olunmuştur.
Bu âyette zıyasıyla gecenin karanlıklarını kaldıran sabahın Rabbisine iltica edenlerin musibetlerini Cenab-ı Hakkm izale edeceğine işaret için sabah manâsına olan felâk lâfzı varid olmuştur. Çünkü; Cenab-ı Hakka iltica edenlerin tazarru ve niyazlarının kabulü sabah vaktinde her vakitten daha ziyade mercüv olduğundan sabah vakti diğer vakitler üzerine tercihe şayandır. Zira sabah vakti; muztar olan kimselerin duâ ve günah sahibi olanların tevbe ve istiğfar edecekleri bir zaman olduğu bazı nususla sabittir. Vaki sabah mahşerden bir numune olduğu cihetle dahi sarahaten zikre şayandır. Çünkü; gece uykusu sebebiyle emvata benzeyen nâs sabah vakti kabirden kalkar gibi uykudan uyanarak bazıları sermayeli ve bazıları sermayesiz müflis ve perişan bir halde çarşıya, pazara giderler. İşte herkesin ihraz etmiş olduğu mevkide arz-ı endam etmesi arsa-i mahşere benzer. Binaenaleyh; vakt-i sabah mahşerden bir numune olduğu cihetle diğer evkat üzerine tercihe şayandır.
Ebussuud Ei'endi'nirr beyanı veçhile Cenab-ı Hak darlıktan sonra bolluk ve karanlıktan sonra aydınlık ihsan edeceğine ve is-tiâze edenleri, istiâze ettikleri şeylerden kurtaracağına ve bab-ı İlâhî'ye kemal-i ciddiyetle müracaat lâzım olduğuna işaret için karanlıktan sonra aydınhğa delâlet eden felâk lâfzı varid olmuş ve Rab ism-i şerifi ona muzaf kılınmıştır.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile felâk; sabah manâsına olduğu gibi mahlûkat manâsına dahi olur. Şu halde manâ-yı âyet: [Cemi-i mahlûkatm Rabbisine sığınırım] demektir. Çünkü; bu misilli makamda lâfzın şâmil olduğu manâlardan bazılarını bazı ahar üzerine lâzım gelmesin için kelimenin evvelinde bulunan ıs istiğraka hamletmek kavaid-i Arabiye iktizasındandır. Binaenaleyh mahlûkaila murad; mahlûkatm cemi-i efradıdır, yoksa bazısı değildir, bu manâda cümle mahlûkat olduğu gibi vakt-i sabah dahi mahlûkat cümlesinden olduğu cihetle hem ta'-zim, hem de ta'mim olduğundan makama daha muvafıktır.
Yahut felâk; Cehennem'de bir derenin ismidir. Buna nazaran manâ-yı nazım: [Âsîlere azab için Cehennem'de halkolu-nan derenin Rabbisine sığınırım] demektir, FeIâkin Cehennem'de bir dere manâsına olması ashab-ı kiramdan bazılarının rivayetine müstemddir. Çünkü; ashaptan bazı zevat Şam'a geldiklerinde görmüş oldukları yüksek konaklan seyr ü temaşa ederken «Bunlar için gıpta etmem. Zira; bunların arkasında felâk vardır» deyince hazır bulunanlar tarafından «Felâk nedir?» suâline cevap olarak «Felâk; Cehennem'de bir deredir. Her ne zaman açılırsa ehl-i Cehennem hararetinin şiddetinden uzun sadayla çağrışırlar» buyurmuşlardır.[1]
Vacip Tealâ zatına iltica- olunmasını emrettikten sonra kimlerin şerrinden istiâze etmek lâzım olduğunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[Mahlûkatm şerrinden mahlûkatm Rabbisine iltica ederini.
Yani; ins ü cinden ve sair eza verecek şeylerin şerrinden mevcudatın Rabbisine sığınırım.
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile bu makamda la murad; şerrinin çokluğuna binaen yalnız şeytan olmak ihtimali varsa da esah olan cewi-i mahlûkatın murad olunmazıdır. Çünkü maksat; insana zarar verecek şeylerin cümlesinden'istiâze etmek olduğundan ins ü cinden insana zarar etmek ve şer yapmak şanından olan bilcümle mahlûkattan istiâze etmek insan için daha muvafık ve istiâze makamına daha ziyade münasiptir. Hatta zarar verecek hastalıkların, kaht u galanın, envc-ı belâyânın, âfât-ı semaviye ve ar-ziyenin cümlesine şamildir. «İnsana zarar verecek şeyleri Allahü Tealâ halkettiği cihetle Allah'ın halkettiği şeyden Allahü Tealâ'ya iltica etmek nasıl olur?» unvanında varid olan suâl mündefidir. Çünkü; kahrından lutfuna ilticanın cevazı Resulullah'm hadis-i şerifiyle sabittir. Yani «Ya Rab! Senden sana sığınırım» demektir.
Allah'ın halkı, hikmeti mutazammın ve maslahata muvafık olduğu cihetle abdin ledünniyatmı bilmediğinden kendi hakkında şer addettiği şey hakikatta ve hadd-i zatında savab olmasına mani olamaz. Binaenaleyh; firâk-ı dâlleden Mu'tezîle'nin «Allah'ın mahlûkuna şer dernek caiz olmaz» diyerek itirazları varid olmaz. Çünkü; nefselemirde savab olan birşeyin insan hakkında şer olması onun ayn-ı hikmet olmasına mani olamaz. Meselâ yılan denilen hayvanın halkolunmasmda bizim bilmediğimiz birçok hikmetler vardır. Lâkin bu hikmetler yılanın insanlar hakkında şer olmasına mani değildir.
İnsana gelecek musibet ve isabet edecek şer her ne kadar kaza-yı İlâhî ve kader-i sübhânîyle ise de kaza ve kader abdin Rabbi-sine iltica etmesine mani olamayacağından Cenab-ı Hak insanlara mutlaka istiâze etmeleriyle emir buyurmuştur. Çünkü abdiçin vazife; ubudiyet olduğu gibi daima abd herşeyin esbab-ı âdiyesini aramakla da mükelleftir. Binaenaleyh; kaza ve kadere havaleyle abdin sâkit ve samit oturması ve herşeyden el çekip muattal kalması caiz değildir. Şu halde Allah'ın takdiri abdin sa'yma ve çalışmasına mani olamaz, işte şu esasa binaen bazı itikatsızların «Takdir olunan birşeyin iltica ile reddolunmayacağına binaen iltica ile emirde fayda yoktur» diyerek itirazları merduddur. Zira; abdiçin emre imti-salle ubudiyetine devam etmek lâzımdır.[2]
Vacip Teaiâ istiâze olunacak şeyleri cümlesiyle icmalen beyandan sonra o icmali tafsil etmek üzere buyuruyor.
[Karanlığı âlemin her cüz'üne dahil olup her yeri ihata ettiği vakit gecenin şerrinden mahlûka tın Rabbisine sığınırım.]
Yani: her âfetin zamanı olan gecenin karanlığı âlemi ihata ettiği vakit gecenin şerrinden Aüahü TeaJâ'ya iltica ederim.
Fahri Râzi ve Ebussuud Efendi'nin beyanları veçhile gecenin karanlığı sebebiyle yırtıcı hayvanlar, in s ü cirmin şeytanları ve insana eza verecek her türlü âfetler şayi olup, şerrin vukuu gündüze nispetle çok olduğu cihetle gece mahrukat içinde dahil olduğu halde ayrıca zikrolunmuş ve şerrinden istiâzeye şayan görülmüştür.
Gaasık ; karanlığı tamamıyla yeryüzünü ihata eden gece' dir. Vekab : duhul manasınadır. Yahut gaasık ; husuf
sebebiyle ziyası zail olan kamerdir, o kamerin tutulması sebebiyle karanlığa dahil olmasıdır. Buna nazaran tnanâ-yı nazım: (Husuf zamanında ziyasının zail olmasıyla karanlığa dahil olan kamerin şerrinden kamerin Rabbisine sıvınırım] demektir.
Çünkü; vakt-i husuf yani ayın tutulması kullarına tenbih için ta-raf-ı İlâhî'den gazabın eseri izhar olunduğu bir zaman olduğu cihetle o zamanın şerrinden İstiâzeye şayandır.
Yahut ğaasıkla murad; ayın son günleridir. Zira; ayın son günleri ziyasının zevaliyle karanlığa dahil olduğundan istiâzeye lâyıktır. Hatta sûrenin sebeb-i nüzulü olan sihrin tesiri o günlerde her vakitten ziyade olduğundan bazı kimselerin sıhhatini ihlâl için sihredenler ayın son günlerinde sihre devam ettikleri bazı kitaplarda görülmektedir, ehl-i nücumun sözleri de bu manâyı te'-yid eder. Çünkü; onlar «Ayın on beşinden sonra ziyası noksan oldukça nuhuseti ziyadelenir. Binaenaleyh; ayın son günleri, nuhusetinin gayet ziyade olduğu zamandır,» demekle ayın âhirinde nuhuset vardır itikadında bulunduklarından kötü olmasını arzu ettikleri işlere o günlerde başlarlar.
Ebussuud Efendi'nin beyanı veçhile bazı rivayete nazaran ğaaskla murad; süreyya yıldızlarıdır. Vekabla murad; süreyyanın kaybolduğu zam-andır. Yani «Süreyya yıldızları insanların gözlerinden kaybolduğu zaman şerrinden Cenab-ı Hakka iltica ederim» demektir. Çünkü süreyyanın kaybolduğu zaman insanlarda hastalık çok olduğundan istiâzeye şayandır.
Yahut ğaaşkla murad; inmna arız olan her serdir. Vekabla murad; o şerrin hücumudur. Buna nazaran manâ-yı nazım: [insana arız olan her serden hücum ettiği zaman istiâze ederim] demek[3]
Vâcip Tealâ gecenin şerrinden istiâzenin lüzumunu beyandan sonra sâhirlerin serlerinden istiâzenin lüzumunu beyan etmek üzere buyuruyor.
[İpliğe bağladıkları düğümlere üfürüğe sihredenlerin şerrinden mahlûkatın Rabbisine. iltica ederim.]
Yani; ipliğe düğüm yapmakla ve efsunla o düğüme sihreden-lerin şerlerinden Cenab-ı Hakka, sığınırım. tükürükle üjürmektir. ükad ; ukdenin cemidir. Ukde ; ipliğe bağlanan düğümdür. Buna nazaran manâ-yı âyet: [İpliğe bağlanan düğümlere az az tükürükle üfürücü ve sih-redici taife-i nisvanm şerrinden mahlûka tın Rabbisine sığınırım] demektir. Bu misilli sihrin vukuu kadınlarda çok olduğuna işaret için hatunlara mahsus olan lâfızla varid olmuştur.
Fahri Râzi'nin ve Ebussuud Efendfnin beyanları veçhile bu ve bundan sonraki sûrenin sebeb-i nüzulü; Yehûd taifesinden (Lebid b. A'sam) denilen Yahudinin Resuiullah'a yapmış olduğu sihirdir. Çünkü; rivayet-i mevsukaya nazaran Resuluilah'a hizmet eden bir Yahudi çocuğu vasıtasıyla Resululiah'm başının kıllarından birkaç tel elde ederek kızlarıyla beraber sihreder. Bundan müteessir olarak Resulullah birkaç gün hasta olur ve hastalığın derecesi gün be gün tezayü'd eder. Vücud-u Resulullah za'fa başlayınca Cibril gelir ve Yehûd'un sihrettiğini ve sihri niçin yaptığını ve (Ris) denilen kuyuya sihri attığını, o sihri kuyudan çıkardıktan sonra bu sûreleri okursa sihirden kurtulup şifayab olacağını haber verir. Resulullah (Ali), (Zübeyir), (Talha) ve (Aramar) (R.A.) Hazara-tını gönderir. Onlar kuyunun suyunu çekerler, dibinde olan taşı kaldırır ve altından bir ipliği on bir düğümle düğümlenmiş olduğu halde bulur ve alırlar, Resuiullah'a getirirler. Resulullah bu iki sû-' rede mevcut on bir âyetten herbirini okudukça düğümün biri çözülür, vücud-u nebevileri pâklenir. Hatta on birinci âyet hitam bulunca biiznillâhi tealâ marâz-ı Resulullah vücudundan tamamen sıyrılır, çıkar ve afiyeti yerini bulur. Ashab-ı kiram Yehûd'un katli için istizan etmişlerse de izn-i Resulullah vâki olmamıştır. Çünkü; Resulullah nefsi için bir kimseye gazab etmez, intikam almak da istemezdi. Resulullah'in sihirden müteessir olması nübüvvetine halel getirmez ve şan-ı nebevilerine noksan îrâs etmez. Çünkü; kendileri beşer olduğu cihetle nefret icab etmeyen avarız-ı beşeriyeden enbiya-yı izam hazaratı müteessir oldukları gibi bizim peygamberimiz de müteessir olmuştur. Bu vesileyle Cenab-ı Hak kullarına cümle mahlûka tın şerrinden istiâzenin lüzumunu ve şu sûrelerin okunmasını ta'lim buyurmuştur.
Bazı rivayette nejfâsâtla murad; Resuiullah'a sihreden Yahudinin kızlarıdır denmişse de esah olan İpliğe sihreden kadınların cümlesine şamildir ve lâfz-ı âyete muvafık olan da budur.
Yahut nejfâsdt la murad; mutlaka %.isvandır. Ukadla murad; erkeklerin rey ü tedbirleri ve azimleridir. Buna nazaran manâ-yı âyet: |Taife-i ricali bir reyden diğer reye, bir azimetleri diğer azimete envâ'-ı hile ve desiseyle tebdil eden ve çeviren nisvanm şerrinden âlemin Rabbisine sığınırım | demektir. Çünkü; ricalin kalplerinde nisvanm muhabbetleri şiddetli olduğundan çok zamanda meramlarını terviç için birçok hileler irtikâb ederek erkekleri reyden reye döndürürler, mehlekeden mehlekeye atarlar ve uçurumdan uçuruma sürüklerler. Binaenaleyh;' Cenab-ı Hak bunların şerlerinden istiâzoyle emir buyurmuştur. Lâkin şu manâ vukuâta muvafıksa da mûna-yı evvel sahirler hakkında olmakla sebeb-i nüzule muvafık olduğu cihetle ekser-i müi'essirîn manâ-yı evveli tercih etmişlerdir.
Bu Ayct-i celilede şerlerinden istiâzcyle emrolunun üfürükçüler ile sahirler olduğu cihetle mezmum olan sihir tankıyla vaki olan üfürüktür, yoksa bazı ehadis-i edil ede beyan olunduğu veçhile efsun meşrudur, mezmum değildir. Binaenaleyh; bu âyet meşru olan efsuna şamil olamaz. Zira; bazı emraza okumakla tedavinin cevazını Resulullah'tan ve ashubtan görüldüğü veçhile uicırı-yı İslâm kabul etmişlerdir. Çünkü; cevazına delâlet eden birçote hadisler vardır. Kütüb-ü ehudiste muhaddisîn-i izam; efsun hakkında varid olan hadisleri beyan için birer fasl-ı müstakil ihtiyar etmişlerdir. Hatta bu iki sûre nazil olduktan sonra hastalığından şikâyet edenlere Resulullah bu sûreleri okumakla tedavi buyurur ve bilhassa isabet-i ayn için bu sûrelerin okunmasını tavsiye ederlerdi, birgün (Umeys kızı Esma) (R.A.) huzur-u Resuiullah'a gelerek »Ya Resulallah! Ca'ior'in çocuklarına suratla isabet-i ayn vâki oluyor, ben efsun yapayım mı?» deyince Resulullah «Evet! Yap. Zira; kaderi ileri geçer birşey olsaydı isabet-i ayn olurdu» buyurmuştur. Velhasıl bunlar ve bunların emsali Kur'anla ve elfaz-ı oha dişle olmak şartıyla efsunun cevazına delâlet edev birçok delille vardır. Amma efsunun men'ine dair varid olan rivayetler, Kur'an-dan ve ehadisten başka manâsı anlaşılmayan birtakım elfazla efsunun caiz olmamasına hanılolununca rivayetler arasında münafat kalmaz. Çünkü; kelâmullah ve kelâm-ı Resulullah'la olan efsun caiz ve bunların gayrıyla olan efsun caiz değildir. Ancak sihir için olan efsun suret-i katiyede haramdır. .
[Hased ettiği vakitte hûsidin şerrinden mahlûkatm Rabbisine sığınırım.]
Fahri Râzi'nin beyanı veçhile hased eden kimse hased ettiği kimsenin nimetinin zevaliyle müteselli olduğundan daima o nimetin izalesine hileyle çare aradığı cihetle her türlü iftira ve bühtanlara ve sair mazarrat îkaına cesaret etmesine binaen Cenab-ı Hak hâsidin şerrinden istiâzeyle emretmiştir.
Bu sûrelerin nüzulünde Resulullah fevkalâde mesrur olmuştur. Çünkü; bu sûrelerde dinî ve dünyevî şerrinden istiâze lâzım olan herşeyin bulunması ve onlardan istiâzeyle emrolunması mu-cib~i mesruriyet olmuştur.
Hâsidlerin bazılarının hasedi şer olmadığına işaret için hâsid lâfzı.-nekre olarak varid olmuştur. Zira; hayrat ü müberrat hakkında hased gıpta kabilinden olduğu cihetle şer olmak şöyle dursun belki memduhtur. Çünkü bu misilli hased; yapılan hayratın izalesini arzu etmek değildir, belki kendisinin nail olamadığına tahassürden ibarettir. Bu gibi tahassür ise ayn-ı ibadettir.[4]
[1] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6619-6620
[2] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6621-6622
[3] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6622-6623
[4] Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri, Üçdal Neşriyat: 15/6623-6626
İslami Okul Okulların En Önemlisi