Kuran - 00 Giris - Kuran Ahlaki
III. Karşılaştırmalı İnceleme.
KUR’AN AHLAKI
Çevirenlerin Önsözü
Kur'ân Ahlâkı" adı altında tercümesini sunduğumuz bu ese-1^ rin ismi, Türk okuyucularının meçhulü olmamakla birlikte, tercümesinin şimdiye kadar Türkçe'ye kazandırılmaması, erbabının takdir edeceği üzere, büyük bir eksiklikti. Okuyucu, bu eseri teemmül ederek mütâlâa ettiğinde, her defasında onun önemini daha iyi anlayacak, Hz. Peygamber'in Kur'ân'a dayalı ahlâkının, başka bir ifadeyle İslâm Ahlâkının, diğer ahlâk nazariyeleri karşısmdaki mümeyyiz özelliklerini, hayranlıkla takdir edecektir. Çünkü geniş ilmî ve fikrî muhtevaya sahip bulunan kitabın yazan büyük âlim, merhum Prof. Dr. M. A. Draz (vefatı 1958)[1], eserinde yalnız îslâmî görüşleri açıklamakla yetinmemekte, bunları, Doğulu ve Batılı mütefekkirlerin ve filozofların görüşleriyle karşılaştırmakta, onlar içinde kusur veya hatayı beyan etmekte, sonra Kur'ân Ahlâkı'nın temellerinin mükemmeliyetini gözler önüne sermektedir. O, İslâm'ın hürriyet, sorumluluk ve vazife ilkelerini en geniş bir surette ortaya koymaktadır.Müellifimizin bu kitapta takip ettiği metodun temel fikirlerini şöyle Özetleyebiliriz: a) Araştırmadaki temel hedef, Kur'ân-ı Kerim'e dayanan Ahlâk'm nazarî ve amelî genel özelliklerini göstermektir, b) Daha önce ele alınmayan bir yaklaşımla, Kur'ân-ı Kerim'in ahlâkî prensiplerini incelemektir. c) Ahlâk sahasında, yeni ve eski Batıdaki ve Doğudaki belli başlı mütefekkirlerin ahlâkî görüşlerini mukayese için ele almakta, yalnız incelemesinde merkez noktayı daima Kur'ân-ı Kerim teşkil etmektedir.Kur'ân Ahlâkı, müellifin lisans talebesi, Kahire Üniversitesi Yardımcı Profesörü Dr. Abdussabûr Şahin tarafından Arapça'ya "Düstûru'l-Ahlâk fi'1-Kur'ân" adıyla tercüme edilmiş ve Kuveyt'te Dâru'l-Buhûsi'l-Ilmiy-ye'de 1393/1973'de basılmıştır. Müellifin arkadaşlarından plan sosyoloji profesörü Dr. Muhammed Bedevi de bu Arapça tercümeye bir Önsöz yazmıştır.Biz Kur'ân Ahlâkı'nın tercümesinde, 1951 Fransızca asimi esas aldık, fakat yukarıda söz konusu edilen Arapça tercümesiyle de karşılaştırdık.Bu tercümede kullandığımız Türkçe üslûbun, hem eserin ilmî seviyesine, hem de okuyucunun tabiî lisanına uygun düşmesine dikkat ettik. Numaralanmamış bazı âyetlerin parantez içerisinde sûre ve âyet numaralarını gösterdik. Fikri daha iyi aktarmak için nadiren Arapça iktibasların tamamının tercümesini verdik. Arapça beyitlerin tamamlanmasında, Arapça metinlerden faydalandık. Eserde yüksek seviyede ele alınan meseleleri okuyucuya daha da yaklaştırmak ve anlaşılır kılmak için tercümede naslarm ve diğer nakillerin bazen tam, bazen de daha genişletilmiş şekilde verilmesi yoluna gidilmiştir.Okuyucu takdir edecektir ki yüksek seviyede yazılmış ilmî bir eserin, hem fikrini sadâkatle anlamak, hem de onu Türkçe ifadede yansıtmak oldukça güçtür. Bizler iki seneden fazla bir zaman içinde bu güçlükleri elimizden geldiği kadar gidermeye çalıştık.Nâçiz kalemimizle tercümesine muvaffak olduğumuz bu eserin, önce İslâm Ahlâkına, sonra genel ahlâk sahasına bir hizmet sayılabilmesi şerefine ermeyi ümit ederiz.Gayret bizden başarı ve mutluluğa kavuşturmak Allah'tandır.
17.12.1991
Çevirenler[2]
GİRİŞ
"Yeni bir eser (şu) yedi meseleden münhasıran birini ele almalıdır.Orijinal birşey meydana getirmek, eksik olanı tamamlamak, karmaşığı aydınlatmak, uzun olanı özetlemek, düzensizi tanzim etmek, dağınık olanı toplamak veya hatalı olanı düzeltmek."[3]XVII. yüzyılın Ezherli bir âliminin bu hikmetli kaidesi değerini her zaman için korumakta ve her yazarm (bu) temel kurala uymasını istemektedir.Dikkatli bir okuyucu, bugün kendisine sunduğumuz eserin hangi ölçüde bu şartlan yerine getirdiğini takdir etmek fırsatını elde edecektir. Biz Kur'ân-ı Kerim hakkındaki bu yeni esere zamanımızı boş yere harcamak, okuyucularımızı bezdirmek, kütüphanelerimizi doldurmak üzere girişmedik; eğer eserimiz Doğu veya Batı dünyasına yeni hiçbir şey getirmezse durum öyle olacaktır. [4]
I. Meselenin Önceki Durumu:
Batılı bilginler tarafından genel ahlâk üzerine kaleme alınmış incelemelere hızlı bir göz atış orada, onların Kur'ân ahlâkı hususundaki suskunluklarından ileri gelen, gayet geniş ve oldukça derin bir boşluğu görmek için yeterli olacaktır. Gerçekte bu incelemeler bize, Yunan Paganizmi ve daha sonra da Yahudi ve Hıristiyan dinleri tarafından anlaşılan şekilleriyle, ahlâkî kaidelerden az çok uzun bir şekilde söz etmektedirler. Fakat onlar, bir kere bu üç devreye göz atış tamamlanınca, İslam ahlâk kanunu ile ilgili herşeyi bir yana bırakarak, bizi ani bir sıçrama ile hemen Avrupa'da modern zamanlara götürüyorlar.Bununla birlikte bu konular da Kur'ân-ı Kerim'in getirdikleri paha biçilmez bir değere sahiptirler. Ahlâkî doktrinler tarihi onunla vüs'at, derinlik ve ahenk yönünden değer kazanacak ve bizzat ahlâk problemi ondan, yeni olduğu kadar ebedî güçlüklerini de halletmek için, sadece menfaat elde edecektir.Böylesine bir doktrinin bu şekilde atlanması ve susularak geçilmesi büyük bir kayıp değil midir?Bunu genel ahlâk incelemeleri içerisinde aramak yerine, eğer biz hususiyle İslâm'la ilgili meseleleri ele alan Avrupalı eserlere müracaat edecek olursak, Kur'ân-ı Kerim'in ahlâkî emirlerini hülâsa etmek üzere XIX. yüzyıl boyunca yapılan denemeleri bulacağımız gerçektir. Fakat bu denemelerin kadrosu çoğu zaman gayet sınırlıdır ve muhtevası gerçek Kur'ân akidesine sadakatle cevap vermekten uzaktır.Kadro ile ilgili olarak, sadece meselenin nazarî tarafı atlanmamış, hiçbir Avrupalı bilgin henüz Kur'ân'm genel ahlâk prensiplerini çıkarmaya teşebbüs etmemiştir. Fakat öte yandan, içlerinden hiçbiri onun pratik kurallarını formüle etmeyi ve onları noksansız bir kanun şeklinde sunmayı düşünmemiştir. Onlarm tüm gayretleri, ibadet ve davranışla ilgili, yaklaşık olarak büyük bir sayıdaki Kur'ân âyetlerini gruplandırmış ve harfiyen tercüme etmiş olmaları vakasmda yatmaktadır.Garcin de Tassy bize "Le Koran: Doctrines et Devoirs (Paris, 1840)" diye adlandırılan küçük bir kitapçıkla bu, Kur'ân'm konulara müteallik özetleri serisini başlatmış gibi görünmektedir. Onu, "Mahomet, Lois Morales, Civiles, et Religieuses" başlığı altında Savary'nin tercümesinden seçilmiş parçaları 1850'de yayınlayan Lefevre ve daha sonra da "Mahomet et Le Koran" (Paris, Didier 1865) da Barthelemy Saint-Hilaire izlemiş bulunmaktadır.Temel eksikliklere gelince, bu durum ya hatalı bir tercümeden ya kötü bir zabıttan veya bu iki faktörün birleşmesinden ileri gelmektedirler. Bu duruma bilhassa Jules La Beaume'un "Kor'an Analyse" (Paris, Maisonneuve, I878)'sinde rastlanmakta olup, üstelik o en ziyade noksan analitik eserdir.[5]Bu durumda bize, bu yanlışları düzeltmek, Avrupa kütüphanelerin-deki bu boşluğu doldurmak ve Batılı bilginlere Kur'ân ahlâkının gerçek çehresini göstermek maksadıyla konuya cevap vermek ve onu daha sağlıklı bir metod takip ederek incelemek kaçınılmaz gözükmüştür ve bu, gerçekte halihazır çalışmada bizim temel amacımız olmuştur.Lâkin, bizzat kendi îslamî kütüphanemize müracaat ettiğimizde onun şimdiye kadar iki çeşit ahlâkî eğilimi tanıdığını müşahede ettik: Bunlar, ya faziletin yüksek değeri kanaatini ilham etmek suretiyle gençliğin ahlâkını şekillendirmeye müteveccih pratik nasihatlardır[6] veya çoğu zaman Efiatun-cu ya da Meşşaî modelden kopya edilmiş, ruhun tabiatı ve hassalarının bir tasviri ve sonra da faziletin bir tarifi ve bölümleridirler.[7] Ve her iki metodun aynı yazarın kaleminde üst üste geldiğinin görülmesi nadir değildir.[8]Böylece bütün bu durumlarda, orada yazarların derin düşüncelerinin ve felsefî tetkiklerinin meyvelerini ortaya koymaya çalıştıkları ve Kur'ânî metinlerin bulunmadıkları veya sadece talî derecede yer aldıkları katıksız İnsanî eserler söz konusu idi.Şu halde, müslümanlar nezdinde olduğu gibi, kendilerini İslâmiyet araştırmalarına vermiş bulunanlar katında da, ne teorik ve ne de pratik bakımdan, Kur'ân ahlâkı başlı basma bir inceleme ve derleme konusu olmuştur. Bu çifte tasdikin kesin bir karaktere bürünmesi ve her çeşit şüpheden uzak olması maksadıyla, bizim oraya bazı sarahatları ilave etmemiz gerektiği kanaatindeyiz.İlk Önce, spekülatif alanda, araştırmalarımızla bugüne kadar keşfedilmemiş bir ülkeye girdiğimizi iddia etmiyoruz. Müslüman âlimler, daha ilk devirlerden itibaren bu konudaki yeteneklerini ortaya koymuşlardır. Kelâmcılar ve usülcüler iyi ve kötünün (veya onların tabiri ile hüsün ve kübûh) Ölçüsü hakkında, fıkıhcılar sorumluluğun şartları konusunda, ahlâkçılar ve mutasavvıflar gayretin müessiriyetİ ve niyetin safiyeti hakkında çalışma yapmışlardır. Fakat bu mefhumların böylece, ahlâk düşüncesi ile yakından veya uzaktan alâkalı ve her zaman için sırf ahlâkî nok-ta-i nazara sıkı bir şekilde bağlı kalmayan çeşitli disiplinler içerisinde serpiştirilmiş olmalarının ötesinde, onunla ilgili olarak ortaya konulan nazariye de, geniş bir ölçüde, şahsî görüşlere değilse bile hiç olmazsa ekolünün zihniyetine bağlı kalmış ve Kur'ân, onlar tarafından sahip olunan falan veya filan anlayışı aydınlatmak üzere, sadece tamamlayıcı olarak zikredilmiştir.Pratik planda, gerçi biliyoruz ki Gazali, Cevahir el-Kur'ân adlı eserinde Kur'ânî cevheri tahlil etmeyi ve onu, biri bilgi ile ilgili öteki de davranışla alâkalı iki temel unsura irca etmeyi denemişti. O bu hususta birinci kategori ile ilgili 763 ve ikincisi ile ilgilide 741 âyet-i kerimeyi tesbit edecek dereceye erişmişti.[9]Maalesef, inşa edilecek malzemelerin hazırlanmasında bir ilk adımı teşkil eden bu tür envanteri, kendisinden binanın yükseltilmesi için lüzumlu olan tekemmül takip etmemiştir.Bununla birlikte, orada genel olarak materyallerin seçiminin bir kurala göre yapıldığını ve pratik bölümde seçilen âyetlerin ekseriya bizim incelememizin konusuyla çakıştığını kabul etmek gerekir. îster Hanefî kadısı Hicrî 370'de vefat etmiş bulunan Ebu Bekr el-Cassas'rn "Ahkâm el-Kur'ân" (istanbul, H.1338)'ında olsun, ister H. 542'de vefat etmiş bulunan Malikî kadısı Ebu Bekr îbn el-Arabfnin "Ahkâm el- Kur'ân" (yay. Sa'ada, Kahire, H.1331) başlıklı eserinde olsun, isterse H.1130'da vefat etmiş bulunan Hintli Hanefî Molla Ahmet Ciûn'un "Tefsirât el-Ahmediyye fî Beyan el-Âyât eş-Şer'iyye" (Bombay, H.1327)'sinde olsun, yapılan aktarmalar böyle değildirler. Bu eserlerde, sadece ahlâkla ilgili Kur'ân metinleri hukukî, usulle ilgili, kelamı, kozmolojik ve öteki konulara ilişkin metinler tarafından içinden çıkılmaz bir şekilde boğulmuş olmakla kalmamakta; iki Kâdı'da metinle ancak uzak bir münasebeti bulunan meseleler hususunda ve sadece fırsat düştüğü için zikredilen âyetleri görmekteyiz.Her halükârda, sûrelerin düzenine göre Kur'ân âyetlerini gruplandır-ma tarzları itibarıyla, Gazalî dahil tüm yazarlar iktibaslarını hiçbir aile zihniyetinin birbirine bağlamadığı ve orada hiçbir düşünce silsilesinin yer almadığı dağınık malzeme yığını haline getirmişlerdir. Böylece, her sûrenin ilk bütünlüğünü bozduktan sonra onlar oraya seçilen parçalar arasında mantıkî bir birliği ve Öğretim kuralının icap ettirdiği metodik bir sınıflamayı ilave edememişlerdir.Bu mantıkî düzeni H. 993'te vefat etmiş bulunan Şii âlimlerinden A, M. Erdebilî'nin "Durret'ül Beyan" adlı eseri ve H. 1150'de vefat etmiş bulunan A. I. A. el-Cezâirî en-Necefî'nin "Kalâid ed-Durer"mde bulmaktayız. Fakat, İslâm Hukuku ile ilgili Kur'ânî naslar için repertuvar olarak mülahaza edilebilecek olan bu iki kitap[10] ahlâkî konuları ancak nadiren işlemektedirler.Böylece, hiç kimse bildiğimiz kadarıyla, şimdiye kadar, bütünüyle Kur'ân-ı Kerim ahlâkım ortaya koymaya teşebbüs etmemiş ve komşu disiplinlerle olan bağlılıklarından bağımsız olarak, insicamlı bir yapı şekli altında onun prensipleri ve kurallarım sunmayı denememiştir. îşte bizim, gücümüzün ölçüsünde yerine getirmeyi kendimize görev bildiğimiz çalışma budur. [11]
II. Bölümler ve Metod
Ahlâk kanununu cins ismi altında, herkes gibi biz de iki farklı dalı ayırt etmekteyiz: teori ve pratikîmdi Kur'ân'ı Kerim metnini incelememiz bize, sadece ahlâk biliminin bu iki branşının Kur'ân'da mevcudiyetini değil, fakat Kur'ân-ı Kerim'in onun hakkında verdiği formülün noksandan uzak bir mükemmellik derecesine eriştiğini de göstermiş bulunmaktadır. [12]
Pratik Veçhe:
Yakın tarihlerdeki bir yayında, Kur'ân-ı Kerim'in amelî ahlâkını, eski hikmetle ilişkisi içerisinde ele almış ve burada kısaca hatırlatacağımız üç özelliğini gün ışığına çıkartabilmiştik.ilkin geleneğin koruyucusu ve sürdürücüsü olarak Kur'ân-ı Kerim orada zaman ve mekân bakımmdan birbirlerinden uzaklarda bulunan kurucu ve reformcular olan ve bazılarının hiçbir iz bile bırakmadıkları velîler ve hakimlerin öğretimleri içerisine serpiştirilmiş olarak kalan ahlâk kanununun tüm cevherini kucakladığı şu engin vüs'atla temeyyüz etmektedir. İşte bu tarafı, belki de Kur'ân'ın en belirgin özelliği, ancak en değerli ve en orijinal olanı değildir.Bu Öğretimin orijinalliği, eskinin bu farklı derslerinin çeşitliliğini bölünmez bir birlik haline dönüştürecek ve ayrılıklarını mükemmel bir ahenk haline getirecek şekilde sunuş ve onlara yaklaşım biçiminde parlak bir şekilde görünmektedir. Önceki kanunlar içerisinde onun bir yana atmak suretiyle başlattığı şey, orada açıkça orta değerde olan veya aşırı derecede bulunan herşeydi; ve, onların bazan bir yana bazan da öteki yana eğilen muvazenisini dengeledikten sonra O, onların hepsini aynı yöne itti ve onlara aynı ruhu üfledi; öyle ki bu eserin tamamını bizzat kendi malı olarak ona atfetmek hakkı mevcuttur.Daha da ziyadesiyle takdire şayan ve kesinlikle orijinal olanı, onun yaratıcı yanıdır. Gerçekten de, Kur'ân ahlâkını tasvir etmek için, onun eskilerin mirasını muhafaza ettiğini ve sağlamlaştırdığını ve onlarm haleflerini bölmüş olan farklı görüşleri uzlaştırdığmı söylemek yeterli değildir. Tamamen yeni ve ilerici bölümleri eklemek ve bu yolla ahlâkî eseri ebe-diyyen kemâle erdirmek suretiyle onun mukaddes binayı büyültüp gü-zelleştirdiğini ilave etmek gerekir.[13]Halihazır incelemede biz, Kur'ân-ı Kerim'in bizatihi ve kesin şekilleri altında pratik kurallarını ele almak durumundayız. İmdi, bu kurumun vus'at ve güzelliğini anlıyabilmek için, bu cildin sonunda verdiğimiz iktibaslara göz gezdirmek yeterli olacaktır.Bu dalda bizim konuyu ele alış metodumuz, haleflerimizin izlediklerinden oldukça farklıdır.İlk planda, konuyla ilgili naslan kullanıp tüketmeyi zorunlu görmek-sizin, muhtelif davranış kurallarını tesis etmek üzere, onlardan temsilî yeterli bir sayıyı ortaya koymakla yetindik.Daha sonra, mümkün olan ölçüde tekrarlardan kaçınmaya çalıştık. Nihayet sûrelerin düzenini (Gazali gibi) veya kavramların alfabetik düzenini (La Beaume gibi) takip etmek yerine, mantıkî bir düzeni in-tihab ettik. Metinler, kuralın düzenliyeceği konuyla münasebet türünü izleyecek bölümler halinde gruplanmışlardır; ve her kategorinin içerisinde birçok küçük metin grupları ayırt ettik ve onlara, oradan çıkan özel öğretimi özetleyen alt başlıklar verdik. Okuyucunun, arayacağı kuralı kolayca bulmasına izin verecek tarzda.Böylece düzenlenmiş bulunan metinlerin tamamı, Kur'ân-ı Kerim'e göre pratik hayatın noksansız bir programını meydana getirmektedir. İnsan bizzat kendisine nasıl davranmalıdır, ailesiyle ve genel olarak insanlarla nasıl münasebette bulunmalıdır, idare eden ve edilen arasındaki, devletler ve cemaatlar arasındaki münasebetleri yönetmesi gereken prensipler nelerdir, Allah'a nasıl ibadet etmek gerekir? Orada herşey, açık ve gayet belirli bir şekilde söylenmiştir.Bu küllî karakter, ona en yüksek değerini bahşedecek olan bir başka özellikle tamamlanmaktadır. Kur'ân-ı Kerim hayatın her sahası için bir tavrı hareket çizgisi çizdikten sonra, böylece çizilen kadroları, hiçbiri ötekinin hakkına tecavüz etmeksizin karşılıklı olarak birbirlerine nüfuz edecek derecede bütünle ahenk halinde daralıp genişleyebilen, bir merkezde toplanmış kaideler şeklinde bize sunmaktadır.Kur'ân-ı Kerim, bu mucizevî neticeyi nasıl hasıl edebilmiştir? Onun süreci gayet basittir. Mücerret, dalgalı ve bulanık ile gayet formalist olan müşahhas arasında daima orta yolda bulunan formüllerinin kaidelerini ifade etmek üzere o, tamamen özel bir tarzı seçmiştir. Böylece onun inşa ettiği kadrolar aynı zamanda hem katı hem de esnektirler. Bedahati yönünden her kaidenin metni, düzensizlik ve ihtirasın anarşisine karşı bir çeşit set oluşturmaktadır; fakat belirsizliği yönünden o, her bir şahsa, idealini tecrübenin verdiği şartlara adapte edeceği ve onun ödevini ahlâkın öteki mecburiyetleriyle uzlaştıracağı şeklin seçimini bırakmaktadır. Ancak bu adaptasyon ve uzlaştırma, hem gevşeklik ve hem de kontrolsüz atılganlıktan uzak olan basiretli bir gayretle gerçekleşmek zorundadır. Bu tarz sayesinde Kur'ânî mevzuat, başka yerde güçlükle uzlaşabilecek olarr'çift yönlü bir mükemmelliğe erişmiş bulunmaktadır: Sertlikte yu-muşaklılık, istikrarda ilerleme, birlikte nüans. Bu şekilde o insan ruhuna eşit ölçüde antinomik olan çift yönlü bir mutluluğu teminat altına almayı sağlamıştır: Hürriyet içerisinde itaat, mücadele içerisinde kolaylık, devamlılıkta girişkenlik. Bazıları bu yüce hikmeti iyi kavrayamamışlardır, îşte bu şekildedir ki bazan îs-lâm'a, meselâ kamu hizmetleri konusunda halka danışma tarzını Müslüman Devletin şekli ve başkanını seçme usulünü sarahate kavuşturmamış olmaktan dolayı tenkidler yöneltmiştir: Genel seçim mi yoksa, elit tabakaya tahsis edilmiş seçim mi, cumhuriyet mi yoksa krallık mı? v.s.Kanunî sarahatin bu aşırı derecede araştırılması hususu, kanun yapıcılarda veya onun kendilerine uygulandığı kişilerde tezahüredebilir. Birinci durumda o ekseriya, kanunun uygulanmasının kendilerine tev-dî edildiği kanun koyucular hesabına uyruklar karşısındaki bir güvensizlik tarafından belirlenmiştir; kısacası o, her teşebbüsü akim bırakmak, müşterek hayatı yeknesak ve çekilmez kılmak, toplumun üyelerini aynı bir mekanik modelin örnekleri haline getirmek eğilimindedir. Fakat bizzat aksiyon adamlarının arasında dahi, kanun koyucunun herşeyin sınırlarını belirlediğini ve kanunlaştırdığını görmek isteyen kimselere rastlanması nadir değildir. Teşebbüsün gerçekleşebileceği farzedilse bile, son haddine kadar götürülmüş bulunan bu türlü mecburiyet, şahsiyetten tamamen vazgeçme suretiyle denemek için en küçük entellektüel ve ahlâkî çabanın araştırılması vasıtasıyla olandan başka nasıl açıklanır?Kur'ân, bu eğilim yoluyla tüm kuralların sayılıp dökülmesi yanlışlığını işlememektedir. O karşıt eğilim yoluyla da hataya sürüklenmemektedir. Orada daima iki aşırı uçtan uzak kalman bu makul ölçü, bu aracı tutum rastgele ve keyfî olarak mı takınılmıştır, yoksa gayeliliği mi içermektedir? Kur'ân'ın susmasında olduğu kadar açıklamalarında da bu kusursuz ve hikmetli yasamayı hedef tuttuğuna kanaat getirebilmek için, aşağıdaki olayı hatırlatmak yeterlidir:Konuşmalarından biri esnasında Hz. Peygamber şöyle demektedir: "Ey insanlar... Allah size haca emretmiştir, o halde onu yerine getiriniz." Bunun üzerine bir adam ayağa kalktı ve sordu: "Onu her yıl mı eda etmek gerekir? Hz. Peygamber ilkin her türlü cevaptan ictinab eder, fakat soru sahibi ısrar eder. Bunun üzerine Hz. Peygamber biraz öfkelenmiş halde cevap verir: İmdi onu her yıl eda etmeniz mecbur tutulsaydı, siz buna hiç icabet edemezdiniz. Sizi bıraktığım sürece, beni rahat bırakınız[14]; sizden Öncekiler peygamberlerine sora sora ve onun yanında tartışa tartışa mahvoldular. O halde ben size birşeyi yasak ettiğim zaman, ondan sakınınız; fakat ben size bir emir yönelttiğim zaman mümkün olan ölçüde onu uygulamaya koymaktan başka yapacak birşey kalmamaktadır.[15] Ibn Cerir tarafından nakl olunan daha başka bir hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Allah, hiçbir şekilde aşılmaması gereken sınırlar tesis etmiş, ihmâl edilmemesi gereken ödevleri emretmiş, çiğnenmemesi gereken yasaklar koymuştur; fakat O bazı şeyleri unutarak değil, ancak size olan merhametinden dolayı atlamıştır. Şu halde bu çeşit şeyler hususunda fazla araştırmayınız"[16], tbn Hibbân, bize şöyle buyuran Kur'ân âyetlerinin böylesine şartlarda vahyolunduğunu ifade etmektedir:"Ey inananlar, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur'ân indirilirken onları ısrarla sorarsanız size açıklanır. Allah şimdiye kadar sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah bağışlayandır. Halimdir. Sizden önce bir millet benzeri sorularda ısrar etmiş, sonra da onları inkâr etmişti".[17]Kur'ânî kurallar içerisinde bu ziyadesiyle nasıl ve ne kadarın bir yana bırakılması, şu halde insanların zihnî, fizikî ve ahlâkî güçlerini farklı şekilde icra etmelerine müsaade etmek amacıyla, kasden alınmış bir tedbirdir.İşte bu pratik ahlâk ve onu karakterize eden genel özellikler hususunda söylenecekler bunlardan ibarettir. Şimdi teorik ahlâka geçelim. [18]
Teorik Veçhe:
Burada da aynı şekilde bizim yöntemimiz herkesçe bilinen metottan ayrılmaktadır. îlkin, bizim âlimlerimizi en çok ilgilendiren taraf kelâm veya fıkıh yönüydü. Hemen her soruyu onun modern ahlâkçılara kendini yönelttiği terimlerle sormak suretiyle biz, ahlâk alanındaki yerimizi almaktayız. Öte yandan doğrudan doğruya metnin yardımı ile ondan cevabı çıkarmak için devamlı bir çaba içerisinde biz bizzat Kur'ân-ı Kerim'i hareket noktası olarak almaktayız. Ve açıkçası güçlük orada yatmaktadır, zira teorik ahlâkla ilgili naslar, pratik emirlerle aynı bolluk ve aynı sarahate sahip değillerdir. Fakat öncelikle bir sorunun ortaya atılması gerekmektedir.Kur'ân, spekülatif bir kitap mıdır veya felsefî eserlere yöneltilen soru ona da sorulabilir mi? Kelimenin kullanüagelen manasında felsefe, sadece tabiî ışıklara dayalı ve orada, genel olarak eşyayı veya eşyanın belli bir düzenini açıklamaya uygun bir sistem kurabilmek için belli bir metotla bir hükümden diğerine geçilen istidlali bir düşüncenin eseridir. Halbuki aşikârdır ki, bu zihnî gayret ve bu tedricî gidiş, araştırmaksızm ve beklemeksizin ruhu kaplayan ve içerisinde ne öncüllerin sonuca ne de mukaddemin taliye te~ kaddüm etmediği bir bilgiler kümesini ona temin eden bir vahyin ışığı ile tevafuk etmemektedir.Şu halde Kur'ân felsefî bir eser değildir. Şu manada ki o, bir felsefenin ürünü değildir ve felsefî iktisab usullerinden yararlanmamaktadır. İlave edelim ki o, filozofların didaktik usullerini de takip etmemektedir. Onların tartışma kabul etmez bir ahenge sahip bulunan, ancak ruhun sadece bir tek yönünü, zihnî bölümünü ilgilendiren aklî açıklama metodunun (tanımlama, bölümleme, kanıtlama, itirazlar ve cevaplar) yerine Kur'ân, kendisine has metodunu koymaktadır. Ruhun tümüne hitap ederek o, orada akıl ve kalbin eşit paylarının bulunduğu mükemmel bir gıdayı ona sağlamaktadır.Böylece, Kur'ânî öğretim ile felsefî öğretim metotlarında olduğu kadar kaynaklarında da birbirinden ayrılırlar. Konular ve amaçlarında da öyle midirler?Bunu kabul etmek, bilerek veya bilmeyerek Kur'ân-ı Kerim'in din kitabı olmadığını ilân etmek olacaktır. Zira, onların .farklılıkları ne olursa olsun —biri kaynağını akim acemice denemelerinden, diğeri vahyin en-. gin ışığından alsın, yahut her ikisi de kendilerini bazen[19] hayalin serabının kılavuzluğuna terketsinler, biri kayıtsız ve şartsız bir bilgiden ötekisi derin, etkin ve sürükleyici bir kanaatten ibaret olsun— gerçek şudur ki, en yüce bölümü içerisinde felsefe ve tüm şekilleri altında din çift yönlü müşterek bir konuya sahiptirler: varlık problemim, onun kaynağını ve kaderini çözümlemek ve mutluluğu sağlıyacak en hikmetli ve en uygun hareket tarzmı belirlemek.Fakat, özellikle felsefeninki ile Kur'ânî konunun yakınlığını en iyi gösteren şey doktrinini fazilet ve gerçek üzerine temellendirirken Kur'ân-ı Kerim'in, daima sağduyuya hitap etmek ve sürekli olarak düşünme ve tefekküre teşvik etmekle kalmayıp aynı zamanda onun öne sürdüğü şeyi bizzat kanıtlamak ve doğrulamaya teşebbüs etmiş olmasıdır. Hatta, kanıtlarının tabiatı ve dahilî kullanma biçimi en derin filozofları, en titiz mantıkçıları ikna edecek tarzda seçildikleri gibi aynı zamanda onlar, en realist mecburiyetleri, en ince şiir zevklerini, en olağan kurumları tatmin etmektedirler. Şu halde Kur'ân'm olgun düşüncenin ürünü ve kesin bilginin aşığı olan gerçek felsefeyi mahkum etmediğini beyan etmek yeterli değildir. Hatta onun ona müsaade ettiğini veya onu teşvik ettiğini ya-hutta onun tarafsız incelemesine gönülden katıldığını söylemek de kâfi değildir. O'nun onu konular ve kanıtlar hususunda mebzul bir malzeme ile beslediğini ilave etmek gerekir.Şüphesiz Kur'ân-ı Kerim bize bu birleşik temel gerçekleri, birleştirilmiş bir sistem şeklinde sunmamaktadır. Fakat, böylesine herşeyi kemâle erdirilmiş bir sistem bulunmadığına göre, bu Kitap'ta, onu inşa etmek üzere gerekli ve yeterli bütün unsarlar mevcut değil midir?Kur'ân-ı Kerim'in dinî felsefenin bütün temel unsurlarını, insanın ve dünyanın menşei ve kaderi, sebeb ve amaç prensipleri, ruh ve Allah kavramları, v.s.yi ihtiva etmiş olması vakıası bize her türlü şüpheden uzak görünmektedir ve böyle bir konunun gelişmesi ona bağımsız bir çalışmanın hasr edilmesine değecektir.Ancak bu Kitab'ın aynı zamanda ahlâk nazariyesinin temelleri konusunda da fikir beyan etmiş olması, işte halihazır incelemede bizim kendi kendimize sorduğumuz ve gayretimizin en büyük bölümünü ayırdığımız ilk soru budur.Ve şu andan itibaren bu şekilde ortaya konulan soruya açık ve tamamen olumlu cevap bulduğumuzu beyan edecek durumda olduğumuzu sanıyoruz.Gerçekten Kur'ân, hiçbir uygulamak öğretimin asla temin etmechgı en geniş ve en aynnoh şekilde davran kural nutedir Fakat bu kaba taslak çan atanda biz O'nun, nazan bdgmm en sag lam temellerini atbgmı görmekteyiz. Örneğin, O'na şu soruyu sorunu Kur'ânî ödev kanunu hangi esasa dayanmaktadır, yetkısm, hanpkay_ naktan almaktadır? O size, iyi ve kötü aymmmm semavi bir kanunu o mazdan önce insan ruhuna nakşolunmus bulunan dahili far vahiy olduğunu; esasında faziletin nüfuzunu onun kendi öz tabiatından ve kendi öz değerinden aldığını ve böylece Akıl ve Vahyin aynı şeyin ilham edici çift yönlü bir ışığı, eşyanın temeline kök salmış bir tek ve aynı aslî hakikatin çift taraflı bir ifadesi olduğunu söyleyecektir.Daha sonra O'na bu kanunun özellikleri ve gücünün kapsamını sorunuz. O size bunun insanlığın meşru isteklerini teminat altına alan, ancak onun kesinlikle muhteris ve keyfî arzularına karşı koyan alemşümul ve ebedî bir kanun olduğunu söyleyecektir.öte yandan O'na, beşerî sorumluluk, onun şartlan ve sınırları; fazileti kazanmanın etkin yolu, iradeyi davranış konusunda belirlemesi gereken yüce prensip veya eserinin şuurunda olan bir ahlâkçının O'nun hakkında bir fikir sahibi olmadan yapamayacağı herhangi bir genel prensip hakkında sorunuz. Siz orada, her soruya en uyanık ve en dengeli şuurları toplamaya mahsus yegâne cevap olarak kendini kabul ettiren açık ve kesin bir formül bulucaksınız.Bizim hayranlığımızı celb eden şey, bu soruların cevaplarmm hangi çarpıcı tezatla Kur'ân'da ve başka yerlerde tezahür ettiklerini görmektir. Pekâlâ!.. Kur'ân'm bir anlık ışığı altında bu temel gerçekler hemen hemen ondört asırdan beri kesin olarak gün ışığına çıkartıldıkları halde, onları bu ışığın dışında araştıran en çalışkan düşünceler, halen el yordamıyla yol almak suretiyle, gayet uzun vadelerde ve çoğu zaman fahiş hatalara düşerek sadece onun bazı parçalarını keşfedebilmektedirler. [20]
III. Karşılaştırmalı İnceleme.
Bu çalışmanın başlıca planının, sadece Kur'ân'dan ve muhtemelen O'nun yetkili ilk yorumcusu olan Hz. Peygamber'in öğretiminden çıkan şekliyle, ahlâkî kanunu sergilemeyi göz önünde bulunduran sınırlı bir şekilde düşünüldüğünü itiraf etmek gerekir. Fakat Paris'te "College de France"da ve "Hautes Etudes"de profesör olan M. Louis Massignon, bu incelemenin aynı zamanda bazı meşhur müslüman ekollerin doktrinlerini de kapsamasını görmek arzusunu bize ifade etti ve bu amaçla, basılmış olanlar kadar el yazmaları da dahil olmak üzere kütüphanesinin en nadide ve değerli eserlerini bizim istifademize sunmak nezâketini gösterdi. Öte yandan Paris Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Profesörü M. Rene Le Senne de bize Kur'ân'dan çıkan şekliyle ahlâkî doktrini bazı batılı doktrinlerle karşılaştırma düşüncesini telkin etti. Biz, onların bu hayalı terine can-ı gönülden uyduk. Bu sayede eserimiz bugün olacagın-da^daha geniş ve'daha muhtevah bir şekilde ortaya çıkmış bulunmakta Buâdeta orada önceden tasarlanmış her çeşit düşünce ve her turlu ekol"etinden muaf kalmış ve her tartışmada sıhhatli belgeferce aydınlatılmış bulunan gerçek sağduyuyu kendine yegane hakem kabul etmiş bir halde,zeki ve tarafsız bir karşılaştırma içerisinde ,Doğunun ve Batının ahlâkî düşüncelerinin karşüaştıkları, bir birleştirme çizgisidir.Farklı kültürler arasındaki bu yaklaşma, pratik alanda orada her ık. tarafın iyi niyetlerinin insanlığın iyiliği için birbirleriyle el sıkışacakları, daha büyük bir anlayış vazifesi daha geniş bir hümanizmaya başlangıç vazifesi görebilecek midir?
Temenni ederim.
Muhammed Draz Paris, 8 Haziran 1947[21]
[1] M. A. Draz, Sorbonne'da, College de France'da Louis Massignon, L. Provençal, Le Senne, Fil-lion ve Fauconnet gibi profesörlerden Felsefe, Mantık, Ahlâk, Psikoloji ve Sosyoloji dersleri almıştır. O, La Morale du Koran (Kur'ân Ahlâkı) adlı bu tezi, 15.12.1947'de Paris Üniversitesi (Sorbonne)'nde College de France profesörlerinin önünde sunmuş ve "Çok Şerefli" bir derece ile doktora unvanım almıştır.
[2] M. Abdullah Draz, Kur’an Ahlakı, İz Yayınları:
[3] Şams ed-Din el-Bâbilî, vefatı: 1077, Molla el-Muhibbi, Hulâsât el-Asar fi A'âne el-Karn el-Hâdi aşer, c. IV, s. 41 {Kahire, H. 1284)'de zikredilmektedir.
[4] M. Abdullah Draz, Kur’an Ahlakı, İz Yayınları:
[5] Fakat, benzer başlıklar altında âyetlerin tekrarından ve La Beaume'un Arapça bilmemesi sebebiyle yararlanmak zorunda kaldığı Karlsimirski tercümesinin yanlışlarının muhafaza edilmesinden mâada; onun, âyetleri hülasa etmek üzere kullandığı başlıklar metinlere o kadar kötü bir şekilde tekabül etmektedirler ki bazan, manayı bile tersine çevirmektedirler. îşte bu şekildedir ki bazı yerlerde, Kur'ân'm insanları egoizme ve intikama teşvik ettiği, ihanet, ahde vefasızlık ve daha bilmem nelere... cevaz verdiği intibaı edinilmektedir.
[6] Bu türün en mükemmel eserleri arasından îbn Hazm'm Mudâvât en~Nufııs {yay. Adhame, Kahire) başlığını taşıyan risalesini zikredelim.
[7] Bu düşünce silsilesinde, en karakteristik ve en meşhur eser Ibn Miskeveyh'in Tehzîb el-Ahlak’ıdır.
[8] Isfahanî'nin Zarî'a'sında^ve daha tam ve geniş bir şekilde Gazalî'nin pek çok eserlerinde ve bilhassa "ihya Ulûm ed-Dîn" diye anılan tslâmî ansiklopedisinde görüldüğü gibi.
[9] Bu toplam olarak 1500 âyetten biraz fazla tutmakta olup, islam'ın Kutsal Ki-tab'ının dörtte birinden daha az bir kısmını temsil etmekte; ona göre geri kalan kısmı, sadece tamamlayıcı hususları ele almaktadır. Bu, diyor o, Kitab'ın en kıymetli maddesini saran kabuk gibidir. Bazı değişikliklerle bu eski çalışma yakın tarihlerde Fransız dilinde bir Türk yazar, General Mahmut Muhtar Katırcıoğlu tarafından "La Sagesse Koranique, versets choisis" (Paris Geuthner, 1935) başlıklı bir derlemede yeniden ele alınmış olup, orada yazar iki unsuru tamamen birbirine karıştırdıktan ve önceden ayrılmış olan sûre başlıklarını bile kaldırdıktan sonra Gaza-lfnin derlemesini kısaltmış olarak (1500 yerine 1200 âyet} yeniden yayınlamıştır.
[10] İki kitab farsca yayınlanmışlardır ve orada konular geleneksel hukuk incelemelerinin alışılmış düzenine göre tasnif edilmişlerdir. Onun bir nüshası Kahire'de meslektaşımız ve dostumuz Kadı Ahmet Mahmut Şakİr'de bulunmaktadır.
[11] M. Abdullah Draz, Kur’an Ahlakı, İz Yayınları:
[12] M. Abdullah Draz, Kur’an Ahlakı, İz Yayınları:
[13] Bizim "hıitiation du Koran" (Kur'an'a Giriş) Kısım II, böl. Il'ye bk. Orada Kur'ân'a ait katkının bu üçlü yönünü aydınlatan çok sayıda müşahhas misalleri bulacaksınız: ihtisas, telif ve ikmai.
[14] Şüphesiz bu demektir ki; vahyi tahrik etmeyiniz, düzenlemenin bulunmadığı yerde araştırmayınız.
[15] Krş, Ibn Hibbân, Suyûtf ed-Dürrü'l-Mansûr da zikredilmiştir, c. II, s. 335.
[16] Krş. Taberî, Tefsir, c. VII, s. 55.
[17] el-Mâide 5/101,102.
[18] M. Abdullah Draz, Kur’an Ahlakı, İz Yayınları:
[19] Biz vahyedilmiş dinlerden değil, genel olarak dinden söz etmekteyiz.
[20] M. Abdullah Draz, Kur’an Ahlakı, İz Yayınları:
[21] M. Abdullah Draz, Kur’an Ahlakı, İz Yayınları:
İslami Okul Okulların En Önemlisi