Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Takdim - Kuran - 1. Sayfa

TAKDİM... 2

2. Baskı Hakkında Açıklama. 3

GİRİŞ. 3

[*]  AYET ANLAMLARI 4

YAZARIN ÖNSÖZÜ.. 4

I. BÖLÜM... 5

PEYGAMBERİN KABİR ZİYARETİ 5

KONUSUNDA SÜNNETİ 5

1. Öldükten Sonra İnsanîn Yararlanacağı Şeyler 5

II. BÖLÜM... 6

MÜFESSÎRLERİN GÖRÜŞLERİ 6

1. İbn-İ Kesir (V. 774/1372) 6

2.  Şevkânî (V. 1250/1834) 7

3. Reşid Rıza (V. 1354/1935) 7

III. BÖLÜM... 8

HADİS OTORİTELERİNİN GÖRÜŞLERİ 8

1. Nevevî 8

2. San'ânî 8

3.  Şevkanî 9

IV. BÖLÜM... 9

DÖRT MEZHEB İMAMLARININ GÖRÜŞLERİ 9

1. Ebû Hanife. 9

3.  Mâlik (V. 179/795) 10

4. Ahmed B. Hanbel (V. 241/855) 10

V. BÖLÜM... 11

USÛL ÂLİMLERİNİN GÖRÜŞLERİ 11

VI. BÖLÜM... 11

Bid'atler 12

DÜŞÜNMEDEN KUR'AN OKUMANIN.. 15

MEKRUH OLMASI HAKKINDA.. 15

BİR BÖLÜM*. 15

[*]   OKUMA PARÇASI - II 15

Yerleşik Uydurma Ve Zayıf 15

Rivayet Örnekleri 15

[*]  OKUMA PARÇASI - III 16

Yerleşik Uydurma Ve Zayıf Rivayet Örnekleri 16

BİLGİ YOKLAMASI 17

SORULAR.. 17


KUR’AN NİÇİN İNDİRİLDİ

 

TAKDİM

 

İslâm düşüncesinin gelişmesinde etkin olan bir çok unsur vardır. Bu belirttiğimiz ha­kikat, İslâm düşüncesinde bir gelişmenin var­lığını kabul edenler için geçerlidir. Şayet her­hangi bir şekilde gelişme varsa, bu değişme; düşüncede ve yeni bir şey getirmede söz ko­nusudur. Düşüncede olan her değişildik, bi­zim Kur'ân'ı ayrı bir yönden anlamamız de­mektir. Bu da Kur'ân'ı değişik anlamamızı do­ğurmaktadır. Bütün bu olguların örneklerini İslâm tarihinde bol miktarda görmek mümkün­dür. Örneklendirme açısından şu soruyu yö­neltebiliriz: Kur'ân'ın her asırda aynı şekilde anlaşıldığını kim iddia edebilir?

Toplumda gerçekleşen bir çok değişiklikler vardır. Ve bunlar günlük hayatta derhal algılanamayan, çok yavaş işleyen bir sürece tabi­dirler. Ancak tarihî gelişimi içinde incelendi­ğinde hemen göze çarparlar. Diğer bir deyişle; toplumsal değişme inkar edilemez bir hakikat olup, bunun kaçınılmaz olarak din anlayışına, Kur'ân'ı yorumlayışımıza, fıkıh anlayışımıza yansıması da aynı derecede bir hakikattir. Tabii olarak dinî kaynakları farklı yorumlama­mız, yeni uygulamaları da kendisi ile beraber getirecektir. Bu durumda fıkhı meselelerde yeni yorumların ve dolayısıyla yeni içtihadların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Fakat pey­gamberimizin bid'at veya yeniliklerle ilgili ba­zı hadislerine dayanarak, bu tür gelişmelerin hepsine karşı büyük tepki gösteren âlimler olmuştur.

Şimdi, ikinci bir soru ortaya koyabiliriz:

Kur'an'ın her yeni anlaşılışı bid'at mıdır, değil midir? Misâl olarak elinizdeki bu kitapta, ölü­ler üzerine Kur'an okumanın bid'at olduğu be­lirtilmektedir. “Neden bid'attır?” sorusuna ve­rilen cevap ise peygamber ve arkadaşlarının böyle bir şey yapmış olmamaları gösterilmek­tedir. Bu durumda bid'ata ölçü olarak; pey­gamber ve ashabından bir örnek davranışın ol­maması verilmektedir. Bu düstur bid'at için her ne kadar zaruri bir şart ise de yeterli de­ğildir. Bunun bid'ata yeterli olarak alınabilme­si için en azından başka bir düstura daha ih­tiyaç vardır. Bu da kanaatimce, bid'at denen şeyin konusudur. Yani ancak belli konularda bid'at olur. Bu konuların neler olduğunu belir­lemek ise her “bid'at” diye adlandırılan şeyin detaylıca incelenmesini gerektirir. Burada bid' atın mahiyetine girmek istemiyoruz. Fakat Kur'ân okuma gibi önemli bir meseleyi ince­leyen bu kitapta, bu konunun tartışılması ge­rekirdi. İşte, sadece bunu vurgulayabilmek için böyle bir, açıklamayı faydalı gördük.

Kur'ân'ın hakîki gayesini, niçin indirildi­ğini gölgelendiren, hatta zamanla unutturan bir çok davranış ve filleri İslâm toplumların­da müşahede etmekteyiz. İşte, Kur'ân'ın ölüler için indirilmiş bir kitap olduğu imajını bir anlayış olarak ve İslâm açısından kötü bir zihni­yet olarak yerleştiren bir davranış biçimi de bid'at diyebileceğimiz ölülere Kur'ân, okuma ol­gusudur. Bunun bir bid'at olduğunu ve asıl İs­lâm geleneğinde böyle bir davranışın olmadı­ğını Mısır ulemâsından M.A. Abdu's-Selâm değişik bir çok Mezhep imamları, Müfessirler ve Hadisçiler açısından ortaya koymuştur. Bu­nunla birlikte, zihinleri meşgul edebilecek ye­ni bir meseleyi de gündeme getirmiştir: Madem bu davranış daha önce yoktu ye bu yüzden Ona 'bid'at' diyoruz, o halde, müslümanlar ara­sında bu nasıl oluştu ve yaygınlaştı? Yazar bu konuya hiç eğilmemiştir. Zira onun gayesi; sadece dini ilimler açısından, bu davranışın yan­lış olduğunu savunmaktır. Ama diğer taraf­tan bunun caiz olduğunu, hatta tavsiye edilir bir davranış olduğunu savunanlar da vardır. Halbuki yazar karşı görüşlere kitabında hiç yer ayırmamıştır. Bizce, bunu yapması gerekirdi. İddiasının ispatı için karşı delillerin sistemli olarak çürütülmesi şarttır.

İnsan ruhunda önemli bir infial düsturu vardır. Şayet insan; aklı ile bunu kontrol al­tına almazsa, o zaman devamlı ya ifrat veya tefrit içinde kalır. O halde ölçülü olup, konu­yu daha ılımlı bir açıdan ele almalıyız.

Bu kitabı Türkçe'ye kazandırmak isteyişimizdeki amaç; müslümanların bu konuyu artık gelenekler çerçevesinde ele almamaları husu­sunda bir hatırlatmadan ibarettir.  Zira Kur'ân'ın nazil oluş gayesini lekeleyen ve onu in­sanın sadece bu hayatta rehberi olması gerek­tiğini âdeta engelleyen her türlü anlayışa ve zihniyete derhal karşı çıkılmalı ve toplumda tamamen kökleşmesi önlenmelidir.

Dileğimiz, bu yayının; hem ilim; adamları­mızı hem de müslümanları konunun hakikati­ni modern bir üslubla, detaylı araştırmaya yö­neltmesi ve neticede varılan hükmün; behemahal tatbikata konulması hususunda, toplumu, uyarıcı tedbirler almaya davet etmeleri­dir.

Kitabın tercümesinde, hadis mehazlarının yerlerini bulmada H Acar'ın gösterdiği gay­ret ve ciddi çalışma ilim açısından takdire şa­yandır. Aslında kitabın yeniden düzene kon­ması gibi bir çok yaptığı düzenlemeleri de hatırlarsak; onun, bu eseri yeniden tahkik edip, neşre hazırladığını söyliyebiliriz. Okuyucuları­mıza kazandırılan her yeni bir bakış açısı mut­laka İslâm düşüncesine katkıda bulunacaktır. Bu bakımdan bu değerli eserin dilimize kazan­dırılmasında emeği geçen herkesten 'Allah ra­zı olsun' der, dipnotlarla birlikte dikkatle ince­lenmesi dileğiyle istifâdelerinize sunarız. [1]

21.12.1988

A.A.

 

[*] “Böyle gördük dedemizden!” sesi titrek titrek!

“Böyle gördük dedemizden!” sözü dînen merdûd;

Acaba sâhai tatbiki neden namahdud?

Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,

Çare yok, gösteremezdik bu kadar sersemlik.

“Böyle gördük dedemizden!” diye izmihlali

Boylayan bir sürü milletlerin olsun hâli,

İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!

Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu ayetlerde?

Lafzı muhkem yalınız, anlaşılan,

Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma'nanın:

Ya açar Nazm-ı Celîl'in, bakarız yaprağına;

Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur'an, bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için! [2]

M. AKİF

 

2. Baskı Hakkında Açıklama

 

Dostların teşvikiyle Türkçe'ye “Kur'ân Ni­çin İndirildi?” ismiyle kazandırdığım esere gös­terilen ilgiden dolayı münevverlerimize teşek­kür ederim.

Şimdiki baskı birincisinin tekrar gözden geçirilmesi ve konuyla ilgili iki okuma parçası­nın ilavesiyle meydana gelmiştir. Neşrine mü­saade ettiklerinden dolayı yayınevine' müteşek­kirim. [3]

H. Acar

 

GİRİŞ

 

Fesubhanellah! Allah bu Kur'ân'ı niçin indirdi?

Muska yapılıp hastalara ve çocuklara asıl­ması için mi?

Mezarlıkta ölüler üzerine okunması ve bu yolla Kur'ân okuyucularının halkın servetini batıl bir şekilde yemeleri için mi?

Aciz ve sihire uğramış kişiler suyundan içsinler diye üfürükçüler tarafından kaplara (kâğıtlara) yazılması için mi?

Caddeleri dolduran tembel asalakların, maddî menfaat karşılığında okumaları için mi?

Süs ve bereket maksadıyla poster şeklin­de duvarlara veya güzelliklerin korunması amacıyla kız çocuklarının boyunlarına asılma­sı için mi?

Allah bu Kitabı, camı kapılarında otura­rak, bir kaç kuruş karşılığında Ayetu'l-Kursî Felak, Nas Sureleri ile necat ayetlerini bağır­maları için mi indirdi?

Geçe kulüplerinde söylenen şarkılar gibi okuyanların şarkı söylercesine okumaları, dinleyenlerin de na'melerinden coşmaları için mi?

Yıldız falı, rüya ve istiharelerde başvu­rulması gereken bir kılavuz kitabı olması için mi?

Düşünmek ve anlamaksızın, sabah akşam papağanlar gibi tekrarlanması için mi?

İlk müslümanlara dünyanın kapılarını açan bu kitap, bugün karanlık bir odada üze­rine tozların birikmesi için mi indirildi?

Ey Rabb'imiz, sana sığınırız!

Sen yüce Kitabını, bütün bunlar için indiredin!

Şüphesiz insanların, âyetlerini düşünmele­ri ve kendilerine aydınlatıcı bir meş'ale olma­sı için indirdin!

İnsanları mesajıyla müjdelemek ve uyar­mak için indirdin!

Ölülere değil, yaşayanlara ait bir kitap olması için;  müslümanların ferdî ve içtimaî yaşantılarında prensip ve sistemlerini edinme­leri için indirdin!

Ey Allahım!

Senin bizim için çizdiğin mutluluk yolunu kaybettik ve kaybolduk Kur'ân'ın yolundan ve hedeflerinden yüz çevirmemiz sonucunda, ay­rılık ve anarşi belâsına düştük, hayatın basit değerleri içinde eridik.

İlâhî kitaplarını inkâr eden geçmiş ümmetlerden hiç bir ümmetin başaramadığı dere­cede, onun kavram ve hedeflerini değiştirdik. Ölülere okuma karşılığında alman bir kaç kuruşu geçim vasıtası yapan herhangi bir kimse­yi daha önceki topluluklarda görmüyoruz.

Doğru yola girebilmek ümidiyle, tebliğ için bizden söz bekleyen milyonlarca insan kitle­sini de kaybettik.

Savaş sanayiini geliştirdiklerinden dolayı kendilerine ve bizlere tehlike oluncaya kadar bunların hepsini ihmal ettik.

Resulullah 14 asır önce, şunu hatırlata­rak bizleri uyarmıştı:

“Sizlere, tutunduğunuz­da; sapmayacağınız birşey bıraktım: Allah' in Kitabı ve elçisinin sünneti.[4]

Bizden öncekiler, hu uyarıya kulak vere­rek Kitab'a sarıldıkları; ve onu yaşam sistemi için bir yöntem, gündelik hayatlarında bir mihenk noktası kıldıkları için, çok kısa zamanda insanlığın lideri ve dünyanın efendisi olmuşlardı.

Evet, Kur'ân'ı çokça okuyoruz, ancak bu okuma ses telleriyle okumaktan öte geçeme­mektedir. Bizden evvelkilerin okuduğundan daha fazla okuyoruz; fakat anlamaksızın ve düşünmeksizin!... Bu yüzden seleften bazıları­nın söylediği, “Nice Kur'ân okuyucusu vardır ki, Kur'ân onları lanetler” sözü, bizim hakkı­mızda gerçekleşmiştir.

Öyleyse, gafletimizden tevbe etmeliyiz!

Hatamızdan dönmeliyiz!

Alimlerimizin bu tür bid'at ve münkerlerle savaşmaları bir görev değil midir? Bu tür çabalara katılmıyorlarsa bile, bu sahada çalişanların önünü açmaları, onlara lâkaplar tak­mak, dinden çıkmakla itham etmek gibi engellemelere kalkışmamaları gerekmez mi?

Artık, daldığımız bu derin uykudan silkinerek, siyâsî, iktisâdi, içtimaî ve ailevî prob­lemleri ve tehlikeîeriyle bizi kuşatan bu zor asrı anlamaya çalışmalı ve Allah'ın Kitabına dayanmalıyız. Onu, hayatta takip edilecek bir metod, hayatı bütünüyle kuşatan bir nizam ol­duğunu düşünerek okumalıyız.

Bu eserde, Kur'ân'ın yüce değerini düşür­mek ve maddî menfaat temin etmek kasdıyla, ölüler için okunan Kur'ân'ın sevabının kendilerine ulaşacağına dair şuursuzca sürdürü­len yalana, mezara okuma efsanesine karşı, yalancıların uydurmalarından alıkoyacak, bu batıl iddiaları çürütecek sıhhatli deliller bula­caksınız.

Bu bölümü, bir düşünürün şu sözleriyle bitirmek istiyorum.

“Sen ey müslüman! Kavrayış ve yaşa­manda Kur'ân hikmetini elde etmediğin müd­detçe, din simsarlarına ve bilgiyi gizleyenlere esirliğin devam, edecek!

Gerçekte bu kitap, senin hayatının ve gü­cünün kaynağı iken, senin onunla ilişkin ancak ölüm vakti geldiğinde, kolayca vefat edebil­men için üzerine okunan Yasîn Sûresi olmak­tadır.”  

Hayret, nasıl oldu da, sana hayat ve kuvvet bağışlaması için indirilen bu Kur'ân, şimdi kolayca ve rahatça ölmen için okunmaktadır?!

İşte, İslâm'dan uzak bu öldürücü geleneğe, karşı devrim gereklidir.

Şirkleri ile Kur'ân öncesi Arapları geçen bu taifiyle uğraşmak gerekmektedir. Bunlar çok kötü bir durumda bulunan ölülere ve çü­rümüş kemiklere koşmaktadırlar, halbuki on­lar cansız değil midir? Allah'ın aşağıdaki ayette nitelediği cahilye Araplarının aksine Al­lah'a daha çok yaklaştırmaları için bunları dost edinip, kurban keserek, adaklar adıyorlar ya da, ihtiyaçlarını arzediyorlar:

“Gemiye bin­diklerinde dini Allah'a has kılarak, O'na yalvarırlar. Ama canları karaya ulaştırınca, hemen ortak koşarlar. [5]

Allah'ın Kitabını bırakmaları yüzünden, şirkleri kalplerinde kökleşen, vicdanları köre­len, düşünme yetenekleri kaybolan bu kabircileri, Allah bir çok ayette alaya almakta ve böylece onları, yardım istedikleri ölülere bırakmaktadır:

“Kıyamet günü kendisine cevap vereme­yecek Allah'ın dışındaki kimselere yalvaran­dan daha sapık kim vardır? [6]

“Allah'ın dışında taleplerinizi ilettikleri­niz, hiç bir şeye sahip değildirler! [7]

Düşünürlere ve âlimlere sesleniyorum:

Gelenek ve göreneğin, bid'at, hurafe ve efsâ­nelerinden dinimizi arındırmamız şarttır! Kal­kınma ve yükselmemizi sağlayacak olan dini anlayışı ıslah meşalesini tutuşturmalıyız...

Başarı Allah'tandır!.. Ben O'na dayandım ve O'na yöneliyorum...[8]

Mahmud Mehdi İstambulî

 

 [*]  AYET ANLAMLARI

 

Sen ölülere duyuramazsın! [9]

Sen kabirlerde bulunanlara işittirecek de­ğilsin! [10]

İnsana ancak çalışmasının karşılığı var­dır! [11]

...Sizler ancak yaptıklarınızın cezasını çe­keceksiniz! [12]

Herkesin kazandığı iyiliğin sevabı kendi­ne, yaptığı fenalığın zararı da yine kendine­dir. [13]

 

YAZARIN ÖNSÖZÜ

 

0.0.1. Hamd Allah'a; selâm, seçtiği kulları­na, Resulün yol gösterdiği, Resul ile yetinen ve saptırıcıların bid'atlerinden kendilerini ko­ruyan kimseler üzerine olsun. 0.0.2. Bir din kardeşimiz bize, okunan Kur ân'ın sevabının ölüye ulaşması konusunu sor­du. Bu kitapta yer aldığı şekilde cevap verdik! [14]

 

 

1. PEYGAMBERİN KABİR ZİYARETİ

KONUSUNDA SÜNNETİ

 

1.0.1. EM Dâvud (V. 275/888), Sünen isimli eserinde, Peygamberin ölüyü gömdükten son­ra, ayakta durup “Kardeşiniz için bağışlanma dileyiniz, onun için sebat isteyiniz; çünkü, şu anda onun sorgulaması yapılıyor. dediğini nakleder.” Yine Ebu Dâvud (V. 275/888) ve di­ğerleri hasen bir isnadla, Peygamberin ölüyü kabre koyduktan sonra, “Allah adıyla, Allah elçisinin dini üzere dediğini haber verir.” 1.0.2. Bu hadislerde ne Hz. Peygamberin, ne de ashabından birinin, bugünkü okuyucuların yaptığı gibi, kabir başında herhangi bir sure­yi okuduğu belirtilmemektedir. Müslim {V. 261/875) Sahihinde, Ebu Hureyre (V. 59/679 kanalıyla gelen: “Peygamber annesinin kabri­ni ziyaret etti, ağladı ve çevresindekileri ağlat­tı. Sonra 'Ona istiğfarda bulunmam için Kah­irimden izin istedim. Fakat izin vermedi. Kab­rini ziyaret için izin istedim, verdi. Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü, ölümü hatırlatır.” [15]

Rivayeti de aynı şeyi belirtir. Başka bir riva­yette de “Onda ibret vardır. Çünkü, dünyadan uzaklaştırır ve ahireti hatırlatır.”  dediği nakledilir.

1.0.3. Hz. Peygamberin sünnetinden anladığı­mız; O'nun istiğfar ettiği, ama Knr'ân okuma­dığıdır. Nakle ve akla uygun olan da budur. [16] Dini hükümlerin, onunla ilgili âdab, helâl ve haramı bildiren Kur'ân ayetlerinin (ölüye) okuaımssuıa gelince; bunun ölüye hiçbir fayda­sı yoktur.[17] Bu konuda Kur'ân ve sabit olan sünnet de bunu ifade eder.[18]

 

1. Öldükten Sonra İnsanîn Yararlanacağı Şeyler

 

1.1.1. Evet! ölü, İslâm şeriatının Allah'ın ki­tabında ve elçisinin sünnetinde belirttiği her şeyden yararlanır.   Müslim (V. 261/875)  Sa­hih isimli eserinde Peygamberin:

“İnsan öl­düğünde, üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i cariye (devam eden sadaka), faydalanılan ilim ya da kendisine dua eden salih bir ev­lat.” [19] dediğini kaydeder.

1.1.2. Ölü, İbn-i Mâce (V. 275/888) ve İbn-i Huzeytne (311/923)'nin rivayet ettikleri şu ha­diste yer alan şeylerden faydalanır: “Ölümün­den, sonra mü'mine ameli ve iyiliklerinden; ula­şan şeyler; öğrettiği ve yaydığı ilim, yetiştirdi­ği salih evlât, miras bıraktığı mushaf veya yap­tırdığı mescid, yahut yolcular için yaptırdığı ev veya akıttığı nehir ya da hayatında ve sağlıklı iken malından ayırıp verdiği sadakadır. Bütün bunlar ölümünden sonra kendisini bu­lur.” [20]

1.1.3. Ölen kişi, ortaya koyduğu ve kendisin­den sonra da devam ettirilen güzel bir âdetten. Ölümünden sonra da faydalanır. Nitekim Müs­lim (V. 261/875), Sahih isimli eserinde Resul'ün:

“Kim İslâm'da güzel bir sünnet ortaya ko­yarsa, onun ecri ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin ecri de kendisinedir.  Onların ecirlerinden hiçbir şey eksil(til)mez.” [21] sözü­nü nakleder.

1.1.4. Ölü, kendisi için verilen sadakadan da faydalanır.[22] Peygambere gelen bir adamın: “Annem vefat etti. Ben onun için sadaka verir­sem, ona. faydası olur mu?” şeklinde bir soru sorduğu ve Peygamberin de buna “evet” [23]dediği kayıtlıdır. Müsned ve Sünende,   Sa'd h. Ufeâde (R.A.)'den şöyle bir rivayet yer almak­tadır: “Ey Allah'ın elçisi!  Sad'ın annesi öldü. Hangi sadaka daha cidaldir?  Peygamber 'su1 dedi. Bunun üzerine Sa'd bir kuyu kazdı ve 'bu  Sa'd'ın annesi içindir'  dedi.  Böylece ölü­nün evlâdından faydalandığı sadakalardan olan suyu dağıttı.” [24]

1.1.5. Müslim, (V. 261/875) Sahihinde, bir ada­mın Hz. Peygamber (S.A.V.  )'e şöyle dediğini rivayet eder: “Babam bir miktar mal bıraktı ve herhangi bir vasiyette de bulunmadı. Onun yerine sadaka versem olur mu?   Peygamber 'evet' dedi.” [25]

1.1.6. Ölü;  müslümanların dualarından ve kendisine mağfiret dilemelerinden de fayda­lanır. Allah Haşr Suresinin 10. ayetinde “Rabbiiniz, bizi ve bizden önce inanmış kardeşleri­mizi bağışla.” buyurmaktadır. Sünen'de de şu merfû rivayet yeralmaktadır:

“Cenaze namazı kıldığınızda, içtenlikle cenazeye dua ediniz.”

1.1.7. İşte bu konuda, ölülerin hayattakilerden faydalanabildiklerine işaret eden rivayet­ler bunlardır. Görüldüğü gibi bunların içinde ölülere Kur'ân okumanın cevazına işaret eden hiçbir delil, hatta böyle bir cevazın kokusu bile yoktur. Yine Yasin, gibi özel bir sure veya bunun dışında herhangi bir sureyi okumak, yahut İhlâs suresini bin kez okumak, bin kere “La ilahe illallah” demekle (günahlardan) kur­tulacağına dair bir şey yoktur.[26] İnşaallah, bu kitapçıkta, sizlere müfessirlerin, hadis oto­ritelerinin, usulcülerin ve  tanınmış mezhep imamlarının görüşlerini sunacağız. Bu deliller, bugün halkın matem ve kabirler ile ilgili adet­lerinin İslâm Şeriatı ve Peygamberin sünneti ile hiçbir şekilde bağdaşmadığını ortaya koya­caktır. [27]

 

II. MÜFESSİRLERİN GÖRÜŞLERİ

 

1. İbn-İ Kesir (V. 774/1372)

 

2.1.1. “Yoksa, Musa ile sözünü yerine getiren İbrahim'in kitaplarında olanlar kendisine bildi­rilmedi mi?: 'Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. İnsana ancak çalış­masının, karşılığı vardır. Çalışması şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı eksiksiz veri­lecektir.” [28] ayetini İbni-i Kesir (V. 774/1372) şöyle açıklamıştır: Allah'ın “Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını bi­le olsa, yükünden bir şey taşınmaz.” [29] ayetin­de de buyurduğu gibi, küfür veya herhangi bir günah işlemekle zulmeden her nefis, bun­ların ağırlığını taşıyacaktır. Bu yükü hiçbir kimse ondan alıp yüklenecek değildir. Ve yi­ne “İnsana ancak çalışmasının karşılığı var­dır.”[30] ayetinde de ifade edildiği gibi; nasıl başkasının yükü kendisine taşıtılmıyorsa, aynı şekilde kişiye kendisi için kazandığından başkası da yoktur.

2.1.2. İmam İbn-i Kesir, devamında şunları kaydetmektedir: Şâfü (V. 204/819), (Allah rah­met eylesin) ve takipçileri bu ayeti kerimeden, Kur'ân okumanın sevabının ölüye ulaşamaya­cağı hükmünü çıkarmışlardır. Çünkü bu onun ne yaptığı bir iş, ne de kazancıdır. Bunun için­dir ki, Resulullah (S.A.V.  ) böyle bir şeyi üm­metine açıklamamış, onları buna teşvik etme­miş ve ne nass, ne de ima ile onları, buna yöneltmemiştir. Bu konuda hiçbir sahabeden de bir nakil yoktur, zaten iyi bir şey olsaydı, on­lar bizden önce yaparlardı. İbadetlerle ilgili hususlar, sadece nasslara dayanır. Bu hususta kıyas ve reyler geçerli değildir. Dua ve sada­ka  [31] konusunda ise; bu ikisinin ölüye ulaşa­cağında icmâ edilmiştir. Aynı zamanda bunlar hakkında Şâri'den nass vardır.

2.1.3. İmam, açıklamasına şu şekilde devam etmektedir:

Müslim (V. 261/875), Ebu Hureyre (V. 59/679)'den Peygamberin:

“İnsan öldü­ğünde üç şey dışında ameli kesilir: Kendisine dua eden salih bîr evlât, kendisinden sonra de­vam edecek bir sadaka  (sadaka-i cariye) ve faydalanılan ilm.”[32] hadisini Sahih'inde kay­deder. Sayılan bu üç şey aslında kişinin kendi çalışması, gayreti ve amelinden ibarettir. Nite­kim diğer bir hadiste Peygamber:

“Kişinin ye­diğinin en iyisi kendi kazancından) olanıdır. Çocuğu da kendi kazanclardandır.”[33] buyur­muştur. Vakıf ve benzeri sadaka-i cariyeler de insanın kendi amelinin izlerini taşıyan şeyler­dir. Allah da şöyle buyurmaktadır: “Ölüleri dirilten, işledikleri ve eserlerini yazan, şüphe­siz Biz'iz.”[34] Kişinin insanlar arasında yaydı­ğı ve insanların da uyduğu ilim de onun çalışma ve amelinden sayılır. Yine Müslim; (V. 261/ 875), Sahih'inde şu rivayete yer vermektedir:

“Kim doğru bîr şeye çağırırsa, ona uyanların ecri kadar ecirlerinden bir şey eksîl (til) meksizin ecir kendisine verilir.”[35] alıntısıyla açıklamasını bitirmektedir.[36]

 

2.  Şevkânî (V. 1250/1834)

 

2.2.1. Şevkânî “İnsana ancak çalışmasının kar­şılığı vardır ”[37] ayetinin yorumunda:

“İnsana yalnızca amelinin ve gayretinin karşılığı vardır ve hiç kimse başkasının yaptıklarından bir kar­şılık görmez. Bu umûmi hüküm, Allah'ın “Ço­cuklarım da onlara katarız.”[38] ayeti ile Pey­gamber ve meleklerin, kullara şefaat edecek­lerini bildiren nasslar ve dirilerin ölülere ya­pacağı duanın meşruiyeti gibi hususlarla tahsîs edilmiştir. Yukarıdaki ayet, 'bu gibi husus­lar sebebiyle nesh edilmiştir' diyen, doğruyu söyleyememektedir. Çünkü, hass âmm'ı nesh etmez, ancak tabsîs eder. Kendi ameli olmadı­ğı halde, insanın yararlanacağı şeyi bildiren her delil yukarıdaki ayetin umûmî manasını tahsis eder...” demektedir.[39]

 

3. Reşid Rıza (V. 1354/1935)

 

2.3.1. Reşid Rıza Enam süresindeki “Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Hiçbir günah­kâr, bir başkasına günah yükünü yüklenmez.”[40]ayetini uzun bir şekilde işledikten sonra, elde ettiği sonucu şöyle belirtmektedir: “Kur' ân ve zikirlerin okunup sevabının ölülere he­diye edilmesi, okuyanlara ücret verilmesi [41] ve bunun için vakıflar kurulması gibi yaygın âdetler, meşru olmayan bid'atlardır. 'Iskatu's-Salât' adını verdikleri şey de böyledir. Dinde bunların bir aslı olsaydı, Selef bunu bilirdi. Biliyor olsalardı bununla amel etmeyi ihmal etmezlerdi!..”

2.3.2. Reşid Rıza açıklamasına aşağıdaki şe­kilde devam etmektedir:

“Yasin suresini ölüle­re okumayı tavsiye eden hadis (!) sahih değildir. Bununla, ölüm halindeki kimseler kastedilmiş bile olsa. Muhaddis Dâre Kutnî (V. 385/995)nin de ifade ettiği gibi bu konuda hiçbir sahih hadis yoktur.”

2.3.3. “Bil ki: Şehir ve köylerde yaygın bulu’nan, ölülere “Fatiha suresi”ni okumak gibi hu­suslar hakkında sahih veya zayıf hiçbir hadis varid olmamıştır. Bilâkis, bu gibi şeyler; yu­karıda geçen katî nasslara aykırı bid'atlerdir. Fakat, bu durum, alim kisvesine bürünen ki­şilerin sükûtu ve kabullenmeleri, ayrıca hal­kın uygulamasıyla müekked sünnetler veya ke­sin farzlar derecesine gelmiştir.”

2.3.4. “Sözün özü: Bu mesele, selefi salihin'in ilk tabakasının, ameline, kitap ve sünnet nasslarına bırakılması gereken kulluk işlerinden­dir.”

2.3.5. “Biliyoruz ki; açık Kur'an ve Sahih ha­dis nasslarından anlaşılan kaideye göre; ahirette insanlar, ancak kendi amellerinin karşı­lığını göreceklerdir.   

a - “O gün kimsenin kimseye yardım ede­meyeceği bir gündür.” [42]

b - “Babanın çocuğunun yaptığından do­layı ceza görmeyeceği, çocuğunun da babasının yaptığından dolayı ceza görmeyeceği bir gün­den çekinin!” [43]

c - Hz. Peygamber (S.A.V.  ) de en yakın akrabalarına Rabbinin -emrini tebliğ etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Amel ediniz. Çünkü ben, Allah'tan gelecek bir şeyi sizden savamaîlı.”[44] Ahirette kurtuluş yolu, nefsi imanla, salih amelle temizlemektir.

2.3.6. Reşid Rıza, İbn-i Hacer (V. 852/1448)' le ilgili şu alıntıyı yapmaktadır: İbn-i Hacer'e, Kur'an'dan bir bölüm okuyan ve dua­sında “Allah'ım! Okuduğumun sevabı ile Efen­dimiz Resulullah (s-a.v.)'nı şerefini arttır.” diyen kimse hakkında soruldu. Cevabı:

“Bu sonraki okuyucularını ortaya çıkardığı bir şey­dir. Bu konuda seleften varid olmuş bir şey bilmiyorum.” olmuştur.

2.4.1. (Biz diyoruz ki):

Allah'ın Kitabından bir ayet dahi anlamayan şeyh taslakları, şu ayet ve sahih hadisleri de anlamamışlardır.

a - “Elçinin verdiklerini alınız.” [45]

b - “Kim, bizim, emrimiz olmayan: bir iş yaparsa, o geri çevrilir.” [46]

c- “İşlerin en kötüsü sonradan ortaya çı­karılan şeylerdir. Sonrada”n çıkarılan her şey bid'at ve her bid'at dalâlettir.” [47]

İşte bunlar, Kur'an'la beslenenlerdir.[48] Hesapları Allah'a aittir.[49]

 

 

III. HADİS OTORİTELERİNİN GÖRÜŞLERİ

 

1. Nevevî

 

3.1.1. İmam Nevevî (V. 677/1278) Müslüm şerhinde, ölü adına verilen sadakanın sevabı­nın kendisine ulaşması bölümünde, Hz. Âişe (V. 57/677)'nin rivayet ettiği:

“Bir adam Resulullah (s.a.v.  )'a gelerek 'Ey Allah'ın elçisi! Annem hiçbir vasiyette bulunmadan aniden öldü. Zannediyorum, konuşsaydı (bir şeyler) tasaddukta bulunurdu. Ben onun yerine sada­ka versem, sevabı ona ulaşır mı?' diye sordu. Resulullah da 'Evet' buyurdu.”[50] hadisini şu şekilde açıklamaktadır: Bu hadisten anlaşılı­yor ki; ölü için verilen sadaka, ölüye fayda ve­rir ve sevabı kendisine ulaşır (la). Ulemânın icması da bu şekildedir. Aynı şekilde âlimler bu konuda varid olan nasslara dayanarak, dua­nın ve borç ödemenin de ölüye erişeceğinde icma etmişlerdir. Ölü niyetine hacc etmek [51] oruç tutmak [52] da, bu konuda sahih hadisler olduğundan sahihtir. Mezhebimizde meşhur olan görüşe göre, Kur'ân okumanın sevabı ölü­ye ulaşmaz. [53]

 

2. San'ânî

 

3.2.1. İmam San'âni (V. 1182/1768) Subulu's-Selâili isimli eserinde, İbn-i Abbas (V. 68/687)' ın “Allah elçisi (s.a.v.  ) Medine'nin kabirleri­nin, yanından geçerken, yüzünü onlara çevirdi ve 'es-Selâmu aleykum, ey kabir halkı! Allah bizi ve sizi bağışlasın. Sizler bizim, selefimizsiniz, bizler de arkranızdan geliyoruz.” [54] riva­yetini şu şekilde değerlendirmektedir:

Hadis­te, insanın birine dua ettiği yahut mağrifet di­lediği zaman önce kendi nefsinden başlaması ve kendisi için dua etmesi, mağrifet. dilemesi gerektiğine delil vardır. Bu konuda Kur'ân'î dualar da varid olmuştur.

a - “Rabbimiz, bizi ve bizden önce inan­mış olan kardeşlerimizi bağışla...” [55]

b - “Kendi günahın ve müminler için ba­ğışlanma dile.” [56]

Şüphesiz, hadisten, anlaşıldığına göre; bu ve benzer dualar, ihtilafsız ölüye faydalıdır. Bunun dışında ölüye Kur'ân okumaya gelin­ce, Şafii (V. 204/819) bu konuda (bu ölüye ulaş­maz [57] dedi.[58]

 

3.  Şevkanî

 

3.3.1. İmam Şevkanî (V. 1250/1834), -Allah rahmet eylesin- Münteka şerhinde: “Şafii'nin ve arkadaşlarından bir grubun meşhur olan gö­rüşleri; Kur'ân okuma sevabının Ölüye ulaş­mayacağı şeklindedir.” demektedir.

3.4.1.  [Biz diyoruz ki], Beybakî (V. 448/1056) nin Peygamberden rivayet ettiğ: “Evlerinizde Bakara suresini okuyunuz, onları kabirlere çe­virmeyiniz!” [59] ile “Evlerinizde namaz kılınız, onları kabir edinmeyiniz!”[60] hadisleri, Kur' ân'ın ölülere fayda vermeyeceğini ve kabirler üzerinde Kur'ân okunamıyacağını açık bir şe­kilde gösteren delillerdendir. Hadisi Tirmizî (V. 279/892), Nesâi (V. 303/915), Ebu Ya'lâ (V. 3Ü7/919) ve Ziya el-Makdisi rivayet etmişler, Suyutî (V. 911/1505) de camiu's-sağır'da hadi­sin sahih olduğunu belirtmiştir. Ölülere fayda versin diye Kur'ân okunması meşru olsaydı, "müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli olan Peygamberimiz “Evlerinizde Kur'ân okuyunuz ve namaz kılınız, onları kabirlere çevir­meyiniz!” buyurmazdı! Çünkü, kabirler Kur'ân "okuma ve namaz kılma yeri değildir. Bunun s içindir ki; Hz. Peygamberin kabirlerde Kur'ân okuduğuna dair senedi sahih veya hasen ka­bul edilebilir hiçbir hadis gelmemiştir. Hayatı boyunca defalarca kabirleri ziyaret etmiş ve bu ziyaretlerin keyfiyetini de insanlara öğret­miş olmakla beraber, Hz. Peygamberin bir defa bile olsa böyle yaptığına işaret eden bir şey yoktur.[61]

 

 

IV. DÖRT MEZHEB İMAMLARININ GÖRÜŞLERİ

 

1. Ebû Hanife

 

4.1.1. İmam Molla Ali el-Kârî, Fıkhu'1-Ekber [62] şerhinde “Kabirlerde Kur'ân okumak Ebu Hanife (V. 150/767), İmam Malik (V. 179/ 795) ve bir rivayette de Ahmed b. Hanbel (V. 241/855)'e göre mekruhtur. Çünkü kabirlerde Kur'ân okumak sonradan ortaya çıkma bîr şey­dir,” Bu konuda herhangi bir sünnet de yok­tur. İhya şârihi [63] de bu görüştedir.

4.1.2. İmam Birgivî (V. 1575), Tarîkatu'l Muhammediye isimli eserinin bâtıl ve bid'at olan işlere ayırdığı üçüncü bölümünde: “Bun­ların üzerinde çokça duran insanlar, bunların Allah'a yakınlığı sağladığımı zannederler” demekte ve sözlerine şu şekilde devam etmekte­dir:   “ölünün   vefat   ettiği   günde   veya   daha sonra yemek ve ziyafet verilmesini, ruhu için Kur'ân okuyan, teşbih ve tehlilde bu­lunanlara para verilmesini vasiyyet etmesi bu kabildendir. Bütün bunlar kötü ve bâtıl hidrat­lardır. Bunun için para almak haramdır. Kur'ân okumayı ve zikri dünya menfaati için yap­mış olduğundan dolayı asidir.” dedi.

4.1.3 Sahih-i Buhârî Sarihi imam Allâme Aynî (V. 855/1451); “Dünya malı için okuyan okumaktan menedilir. Bu konuda ücret alan ve veren günahkârdır.” demektedir.

4.1.4. Hanefî fıkıh kitaplarından olan Hidaye şerhi'nde, Tacu'ş-Şeria şöyle demektedir: “ücretle okunan Kur'ân'ın sevabı, ise ölüye, ne de okuyana ulaşır.” [64]

 

2.  Şafiî

 

4.2.1. İmam Şafiî (V. 204/819) Kur'ân okuma­nın sevabının ölüye ulaşamıyacağına dair, şu ayeti ve hadisi delil getirmiştir:

a - “İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır.” [65]

b - “İnsanoğlu öldüğünde üç şey dışında ameli kesilir...” [66]

Nevevî (V. 677/1278), bu hadisin yoru­munda şu açıklamaya yer vermektedir:

“Kur'ân okumaya, sevabını ölüye hasretmeye ve ölü niyetine namaz kılma ve benzeri şeylere gelince; Şafiî ve cumhur; bunların ölüye ulaşmaya

cağı görüşündedirler.” Nevevî bunu, Sahili-i Müslim'i açıklarken çeşitli yerlerde tekrar et­miştir.

4.2.2. Nevevî açıklamasının devamında ise; İbn Nahvi'nin Şerhu'l-Minhac isimli eserinde yer alan   şu cümlesini nakletmektedir: “Bizce meşhur olan görüş odur ki; Kur'ân okumanın sevabı ölüye ulaşmaz.”

4.2.3. el-Iz b. Abdu's-Selâm'a Kur'ân okuma­nın sevabının ölüye ulaşıp ulaşmayacağı konu­su soruldu:

 “Kur'ân okumanın sevabı, sadece okuyana mahsustur, başkasına ulaşmaz.” diye cevapladı. Devamında:

“Hayret bir şey M, bir kışını insanlar bunun ulaşacağını rüyalarla is­pat etmeye çalışıyorlar. Halbuki rüyalar, hüccet değildir.” dedi. [67]

 

3. Mâlik (V. 179/795)

 

4.3.1. Şeyh b. Ebî Cemre: “Kabirlerde Kur' ân okumak sünnet değil, bid'attır.” dedi. Medrhal isimli eserde de böyledir Şeyh Dırdır, Şerhu's-Sagîr isimli eserinde ölüm anında ve daha sonra, kabirler üzerinde Kur'ân okumayı uygun görmediğini belirtmiştir. [68] Çünkü bu, selefin yapmadığı bir şeydir. Onların yaptıkla­rı, bağışlanma, rahmet ve dua etmekidi. Al­lâme Adevî'nin Ebu'l-Hasen Şerhi üzerine yaz­dığı haşiyede de bu şekilde belirtilmiştir.  [69]

 

4. Ahmed B. Hanbel (V. 241/855)

 

4.4.1. İmam Ahmed (V. 241/855), kabir üzerinde okuyan biri gördüğünde:

“Ey falan kişi! Kabir üzerinde Kur'ân okumak bid'attır.” de­di. Bu, selefin çoğunluğunun görüşüdür. İbn-i Hanbel'in arkadaşlarının önde gelenleri de bu görüştedir. Yine, İmam; “Öldükten sonra, ölü­nün üzerine Kur'ân okumak bid'attır.” ve “Se­lef, nafile olarak namaz kıldıklarında, oruç tut­tuklarında, hacc ettiklerinde veya Kur'ân oku­duklarında, bunların sevabını müslümanların ölmüşlerine hediye etmek adetini edinmemişlerdi. Selefin yolundan ayrılmamak gerekir.” dedi.

4.4.2. İmam Ebul-Hasan el-Bâ'lî: “Kur'ân okumaya karşılık ücret almak ve sevabını ölü­lere hediye etmek doğru değildir. Çünkü, bu konuda izin verildiğine dair ulema'dan nakle­dilen bir şey yoktur. Âlimler: 'Kur'ân okuyan mal içim okuyorsa sevabı yoktur. Böyle olun­ca zaten ölüye hediye edecek bir şey kalmıyor. Ölüye, ulaşan, ancak salih ameldir.” Sadece okuma için ücret alınacağına dair imamların hiçbirinden bir şey nakledilmemiştir. Ancak, Kur'ân öğretmek için ücret alınıp alınmayaca­ğı hakkında ihtilaf etmişlerdir. Yani bir kısmı Kur'ân öğretmek için ücret alınmasının mu­bah olduğunu, diğer bir kısmıda bunun mubah olmadığını ifade etmişlerdir. Ve Şerhu'1-Iknâ kitabında da:

“Çoğunluğun görüşüne göre; Kur ân okumanın sevabı ölüye ulaşmaz. Sevabı onu okuyana aittir.” der.

4.4.3. “Ölülerinize Yasin okuyunuz...” hadisi­ne gelince; bu hadis illetlidir. İsnadı çelişkili ve meçhuldür. Sahih olduğu farzedilse bi­le, katiyyet ifade etmez. Çünkü 'ölüleriniz' sö­zünden maksat, ölümü yaklaşan kimselerdir.  [70]

 

 

V. USÛL ÂLİMLERİNİN GÖRÜŞLERİ

 

5.1.1. Tarîku'l-Vusul ilâ İbtâli'l-bid'a bi ilmi'l -Usûl isimli kitabın yazarı, değerli usul kaide­lerini belirttikten  sonra özetle şunları söyle­miştir. Bu kaidelerden sonra bilesin ki, halkın yaptıklarının çoğu kötülenmiş bid'atlerdir. Bu konuda örnekler vereceğiz.

5.1.2. Ölülere rahmet olsun diye, kabir üze­rinde Kur'ânı okumak. Hz Peygamber (s.a.v.  ) ve arkadaşları bunu yapmayı gerektiren ölüye merhamet vb. sebepler de olduğu halde, böyle bir şey yapmamışlardır. Açıklanan kaide gere­ğince, bunu terk etmek sünnet, yapmak kötü­lenmiş bid'at oluyor. Allah elçisinin ümmetine fayda verecek ve rahmete sebep olacak bir şe­yi terkettiği nasıl düşünülebilir? Resulullah hayatı boyunca böyle bir şey yapmamış, bir de­fa bile bir ölü üzerine Kur'an okumamıştır.

5.1.3. İhlâs suresini belli sayılarda okuma ve “Allah” lâfzını belli sayılarda tekrarlama. Kur' ân'ın bizzat kendisi okunması ve dinlenmesi ile okuyanı Allah'a yaklaştıran bir ibadettir. Bunda kimsenin kuşkusu yoktur. Tartışma konusu olan; ölüyü ateşten kurtarmaya vesile ol­sun diye okumadır. Biliyoruz ki; Kur'ân ölüler için değil, diriler için [71] inmiştir! İtaat edene müjdeci, asi olana uyarıcı olması için inmiştir. Nefislerimizi terbiye etmek ve ilişkilerimizi onunla düzenliydim, diye indirilmiştir. Allah diğer ilahi kitaplar gibi Kur'ân'ı da; amel edenlerin onun gösterdiği yol üzerinde hareket et­meleri ve hidayete ermek isteyenlerin onunla hidayet bulmaları için indirmiştir. Allah İsrâ suresinde:

 “Gerçekten, bu Kur'ân en doğru yo­la iletir ve salih amel işleyen müminlere ken­dileri içki büyük bir ecir olduğunu, Ahirete inanmayanlara ise, acı bir azap hazırladığımızı müjdeler.” [72] buyurmaktadır.

5.1.4. İlâhî kitaplardan herhangi bir kitabın ölülere okunduğunu ve buna karşılık ücret ve sadakalar alındığını hiç duydunuz mu?! Allah, Peygamberinden şunu açıklamasını istemekte­dir: De ki:

“Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben kendiliğimden (bir şey) teklif edenlerden de değilim. Kur'ân âlemlere bir öğütten başka bir şey değildir. Onun mesa­jını bir süre sonra daha iyi anlayacaksınız.” [73]

5.1.5. Hz. Peygamber arkadaşlarına, onların ateşten kurtarılmaları ve azad olmaları için belli bir sayıda İhlâs suresini veya “Allah” laf­zını okuyor muydu?! Üstelik ölenin derecesinin yükselmesine ve kötülüklerin örtülmesine lâ­yık olmayan biri olduğunu bilmesine rağmen, (böyle yapıyor muydu?)

Yoksa onun sünneti, arkadaşlarından biri­ni gömmesi ve herkesi yaptıklarıyla başbaşa bırakması mıydı? Evet, onun sünneti ve yolu bu idi. Allah “And olsun ki, Resulullah'da sizin için ve Allah'a ve ahiret gününe iman edenler için güzel örnekler vardır.” [74] buyurmaktadır.

Biz de onu bir şeyi terketmekte olduğu gibi, bir şeyi yapmamada da örnek edineceğiz... (Tariku'l-Vusûl kitabının yazarının sözü bundan ibarettir.)  [75]                               

 

VI. BÖLÜM

 

6.0.1. Vefatından sonra kabri üzerinde Baka­ra sûresinin son ayetleri ile Fatiha [76] sûresi­nin okunmasını İbn-i Ömer (V. 73/692) nin vasiyyet ettiği şeklinde kendisinden yapılan ri­vayet, senedi sahih olmayan şazz bir nakildir. Sahabeden hiçbir kimse bu haberi ona uygun görmemiştir. Yine Kafinin, et-Tekâsür, İhlâs ve Fatiha surelerinin okunup kabirdekilere he­diye edilmesi rivayeti de Peygamberin sözle­rine ve Sahabenin uygulamasına aykırı bir ri­vayettir. [77]

 

Bid'atler

 

6.1.1. Mezarlık kapılarında, cadde ve sokak­larda geçim, rızık için Kur'ân okunması bid' attır. Bu, Kur'ân'la çirkin bir ihtiyaç giderme­dir. Aynı zamanda bu kişi Kur'ân'la imtihan olmaktadır. İslâm dini dilenmeyi kesinlikle haram kılmıştır. Hele bu Kur'ân konusunda ise, şiddetle yasaktır. Ancak âlimlerin varlıklı kimselere ve idarecilere,    mali imkânlarını bu şekilde geçim sağlamaya çalışan körlere har­camaları, onları -kendilerine uygun ağaç işle­ri vs. gibi- bir iş alanında istihdam ederek üretici duruma getirmelerinin gerekliliğini an­latmaları bir zorunluluktur.

6.2.1. Kişinin vefat ettiği gün çadırlar kurulması taziyeye gelenlerin bin defa tehlil ge­tirmeleri ve sevabını cenazeye bağışlamala­rı [78] bid'attır. Bunun aslı, bazı şeyh taslakla­rının gördüğü söylenen rüyaların, cahil taraftarları arasında yayılmasıdır. Neticede taraf­tarlarınca sünnet(!) diye benimsenmiştir! Ay­rıca, “Kim İhlâs sûresini bin kez okursa, kendisini cehennem ateşinden korumuş olur.” ha­disi bir uydurmadır.

6.3.1. Kişinin vefatından itibaren her perşem­beden 40. güne veya ilk bayrama [79] kadar üzüntüyü yenilemeleri için çadırlar kurmaları, okuyucular getirtmeleri bid'attır. Ahmed b. Hanhel ve İbn-i Mâce sahih bir isnadla Abdullah Becelî'den şu rivayeti naklettiler:

“Cenazenin gömülmesinden sonra cenaze sa­hiplerinin evinde toplanmaya ve yemek hazır­latma işine girişirdik” Şafiî, taziyede (uzun sü­re) oturmayı hoş karşılamıyordu. Evzâi (V.150/767)den de buna benzer şeyler nakledilmiştir. Ahmed b. Hanbel: “Bu (baş sağlığında uzun süre oturma) cahiliyye adetlerindendir!” dedi ve onu hoş karşılamadı.

6.4.1. Bayramlarda, ziyaret için erkek ve ka­dınların mezarlığa gitmeleri [80] okuyuculara ve diğer kimselere dağıtmak için hurma ve çörek getirmeleri bid'attır. Okuyucuların kabir üstüne oturmuş bayanlara “Bayan, burada bir sure okuyayım mı?” demeleri okuyucuların hatalarındandır. Birazcık okuduktan sonra veri­lecek ücret konusunda bayanlarla çekişmeleri, okuyucuların şahsiyetlerini ve değerlerini dü­şüren, gerçekten çirkin bir iştir. Bunun çaresi, idarenin bu saçmalıklara vukuundan önce en­gel olması ve bayanların mezarlığa gitmelerine müsamaha göstermemesidir.[81] Bu tür davra­nışları hatırlatmaları, tanımamaları âlimler üzerine nasıl bir görevse, bundan alıkoyabile­cek kimselere de bu sorumluluk düşmektedir.

6.5.1. Ramazan ayında Kur'ân okuyucuları­nın uyumayarak sabahlamaları, selefi salihin uygulamalarından olmadığı gibi, Allah elçisi­nin öğrettiklerinden de değildir. Güvenilir ki­taplarda da bunun cevazına delâlet eden bir şey yoktur. Buhâri, Müslim, ve diğerleri tara­fından nakledilen rivayette geldiği gibi: Pey­gamberin Ramazanın son on gününe kavuştu­ğundan kendisini hazırladığı, gecesini değer­lendirdiği ve ailesini de uyandırdığıdır. Dinen istenen de Kur'ân'ı bölümler halinde anlıyarak okumaktır.

6.6.1. Resulün alemlere, rahmet olarak gönde­rildiğinden ve Kur'ân'ın şifa ve rahmet olarak indirildiğinden habersiz olarak bir topluluğa za­rar vermek veya bir şahsı ortadan kaldırmak amacıyla 40 kez Yasin sûresinin okunması da bid'attır, Gerçek olan, Allah'ın Kur'ân'ı eşkialık yapmamız için indirmediğidir. Bu cahille­re ait bir kusurdur. Ancak ilim sahibi geçinen­lere ait olanı en iğrenci ve çirkin olanıdır.

Bunlar, Peygamberin “Dilediğin şey için Kur'ân'dan dilediğini al (ve yâsîn sûresini) is­tediğin niyyete oku” dediğini söyliyerek cahil­leri saptırmışlardır. Bu ikisi de aslı olmayan bâtıl bir rivayettir!!.

6.7.1. Kehf sûresinin mescidlerde bilinen bir şekilde (koro halinde) okunması bid'attır. Matlûb olan hadiste yer aldığı gibi her müslüman' erkek ve kadının cuma günü okumasıdır.

a - “Kim, cuma günü Kehf sûresini okursa, onun için iki cuma arası bir nur meydana gelir.”

b - “Diğer bir rivayette: “Kendisiyle Beyt-i Atik arasında onun için. bir nur meyda­na gelir.”

Bu iki rivayet de zayıftır.[82] Bu iki riva­yetten anlaşılan Kehf suresinin okunmasıdır. Zaten okuyuculardan herhangi birinin koroya uyum sağlıyarak okuması hem şer'an hem de; akılca uygun değildir. Hadiste “Bir kısmınız, diğerleri üzerine seslerini Kur'ân'la yükselt­mesinler.”[83] denilmiştir.

6.7.2. İmam Ahmed, Müslim ve Nesâi “Kim, Kehf sûresinin son on ayetini okursa, Deccal'in fitnesinden emin olur.” [84] haberini merfû ola­rak rivayet etmiştir.

6.8.1. Halvetiyye tarikatı ve başka cemaatla­rın yapmakta olduğu gibi tek bir sesle cemaat halinde Mülk sûresinin okunması bid'attır. Ha­diste belirtildiği gibi, sürenin bizzat kendisi­nin okunması sünnettir.: “Şüphesiz, Kur'an' dan otuz ayetlik bir sûre, bir adama şefaat etti ve neticede bağışlandı. Bu 'tebâreke ellezi bi-yedihî el-mülk...' süresidir.” [85]

6.9.1. Kabirde sorgulama veya öldükten sonra cenazenin yıkanması anında hazır olacakla­rına inanarak öğle namazından sonra Peygam­berin ruhuna, ikindi namazından sonra Ömer' in ruhuna, akşam namazından sonra Osman'ın ruhuna ve yatsı namazından sonra Ali'nin ru­huna Fatiha okunması bid'attır. Bütün bunlar Allah'ın hakkında herhangi bir delil indirme­diği bid'at ve hurafelerdir!..

6.10.1. Cuma namazında selâm verilmesinin akabinde namaz kılanlardan bazılarının bir­denbire, “Efendim Hüseyin için el-Fatiha” veya “Efendim Bedevi [86] için” veya “bu niyetle el-Fatiha” denilmesi bid'attır. Bu kötü bîr bilgisizliktir. Niçin bilenler susarak bu ko­nuyu tasdik ediyorlar? Gerçek olan: Toplumun, dinin emirlerini yerine getirmeme konu­sunda birleştiğidir. “Biz Allah içiniz ve O'na döneceğiz.” [87]

6.11.1. Göz değmesinden korunmak için, na­zarlık veya muska şeklinde Kur'an'ın yaşlı ve küçüklere takılması veya arabalara asılması, yine bu amaçla Kitap'tan herhangi bîr bölü-ı mün yazılması da bid'attır. Uyuma anında  Ayetû'l-Kürsi veya Felâk ve Nas sûrelerinin  veya sünnette bu konuda gelen duaların okunması uygundur. [88]

6.12.1. Müşteri çekmek için satış yerlerine kartpostallara yazılı İnşirah sûresini asmak bid'attır. İstenilen; iyi   muamele, iyi ahlâk, doğruluk ve fiyatlarla gelişi güzel oynanmamasıdır. Şüphesiz, müşteriyi çeken şeyler bunlardır. İslâm bu tür asılan şeyleri yasaklamış ve Peygamber “Kim, bir muska-nazarlık takarsa şüphesiz ortak koşmuş olur.” [89] buyurmuş­tur.

6.12.2. Peygamberin, “Üç günden daha az bir sürede (bitirerek) okuyan anlamamış­tır.” [90] hadisinden dolayı, üç günden daha az bir sürede Kur'an'ın hatmedilmesi de bid' attır.

6.13.1. Bir mezar, cenaze veya kümbet önün­den geçerken ellerini gökyüzüne doğru açarak kıbleye yönelmeleri ve bu makam sahibinin ruhuna “el-Fatiha” demeleri, duayı uzatmala­rı ve sonrada ellerini yüzlerine sürerek “Ey Efendim bizi muhafaza [91] et!” demeleri, on­ların uygulamakta oldukları cehalet, dalâlet ve bid'atlarıdır. Aynı şekilde bütün müslümanların ölülerine ve ölülerimizin ruhu için “el-Fa­tiha” demeleri, “Ya bayy, ya kayyum” lafızla­rını ekledikten sonra Fatiha'yı okumaları da bid'attır.

6.14.1. Vatandaşların şehirden veya herhangi, bir yerden ayrılmaları durumunda vasıtaların harekete geçmesiyle Allah'ın velilerine, özel­likle efendilerine el-Fatiha demeleri ve sûreyi okumaları daha sonra da (mezardakiler kastedilerek) (Ey ev halkı! Gönülleriniz bizimle bir­likte olsun' demeleri bid'attır. Doğru olanı Al­lah'a sığınmaktır. Peygamber de:

“Talepte bu­lunduğunuzda Allah'tan isteyiniz. Yardımı iste­diğinizde de Allah'tan taleb ediniz.[92] Hilesin kî: İnsanlar sana fayda vermek hususunda biraraya gelmiş olsalar, Allah'ın senin için belir­lediğinden fazla bir şey veremezler. Zarar ver­mek için toplansalar, Allah'ın sana yazdığından; fazla zarar veremezler, kalemler kaldırılır ve sabiteler açılır.” [93] buyurmuştur.

6.15.1. Yine ölüler adına paralar ve yıllık kurban adamaları, hatimler indirmeleri, dinde bir yenilik (bid'at) [94] olup peygamberlerin "sonuncusunun yoluna ve ona tabii olan âlimle­re açık bir şekilde muhalefettir.

6.15.2. San'ânî  (V. 1182/1768), Subulu's-Se-lâm isimli eserinde:

 “Bu zamanda mezar, tür­be ve ölülere adanan adalıların haramlığı, söz söylemeyi gerektirmeyecek kadar açıktır! Çün­kü, adak sahibi kabir sahibinin fayda ve zarar verdiğine, hayrı sağladığına, şerrden alıkoydu­ğuna, üzüntüleri sevince, hastaları şifaya ka­vuşturduğuna inanmaktadır. Bütün bunlar put­lara tapanlarla yaptıklarının aynısıdır ve pu­ta adali adamanın haram olduğu gibi haram­dır. Çünkü, bu açık bir şirk olduğundan hara­ma girmiş olur. [95] Bundan alıkoymak ve bu­nu yasakların en büyüklerinden olduğunu açık­lamak vaciptir. Zira bunları puta kulluk ya­panlar işlemekteydi. Ancak zamanın geçmesiy­le maruflar münkere, münkerler marufa dö­nüştü. Biz Allah   içiniz  ve Allah'a; dönücü­yüz...” demektedir.

6.16.1. Ölüye verilen telkin de bid'attır. Bu konuda delil olarak getirilen hadis, İmam İbn-i Kayyım. (V. 51/1350)in Zâdu'1-Mead [96] isimli eserinde belirttiği gibi sahih değildir. Nevevî (V. 676/1277) ve başkaları da    zayıf görmüş, San'âni (V, 1182/1768)'de  Subulu's-Selâm [97] isimli eserinde bu görüşe katılmıştır.

6.16.2. Öyleyse, bunu uygulamak bid'attır. Çünkü telkin veren ölüye telkin vererek yeni­den müslüman olmasını istemekle alaya se­bep olmaktadır. Peygamberin bu konudaki sünneti gömme sırasında canlılara yapılan tel­kindir. Böylece onlara ölümü hatırlatmış olu­yor. Bu uygulama, bu alandaki uygulamadan ne kadar farklıdır. Bu konudaki sünnet ne ka­dar güzel ve bid'at ne kadar kötüdür. Ve sün­nete uymamak ne kadar çirkindir!

6.17.1. Cenazenin gömülmesi esnasında ezan okunması, normal toprak seviyesini aşacak şe­kilde kabrin yükseltilmesi ve üzerine bina ya­pılması bid'attır.

6.18.1. Bugün bir çok insanın yaptığı gibi me­zar üzerine çiçekler, gül, hurma çubuğu vs. dikmek bid'attır. Bu selefi salihin (r.a.) uy­gulamasına terstir. Ölüye bir faydası da yok­tur. Fayda salih amel işlemekte vardır. Buhârî ile başkalar tarafından, İbn-i Abbas (V. 68/687)' ten şu rivayet gelmiştir: Peygamberimiz iki kabir önünden geçerken “Şu ikisine azap edil­mektedir. Büyük günahlardan dolayı azap gö­rüyor değiller.[98] Bu ufak su dökerken sakın­mıyordu, şu ise dedikoduyu bırakmıyordu. Son­ra yaş bir hurma çubuğu istedi, onu ikiye ayır­dı, iki kabir üzerine dikti ve “bunlar kuruma­dıkları sürece belki azapları hafifletilir.” de­di [99] Hattabi, Peygamberimizin kabir üzeri­ne hurma çubuğu dikmesini ve “Yaş kaldığı sürece ikisinden azap belki hafifletilir” sözünü şu şekilde açıklamaya çalıştı:

“Bu, Peygamber­lik nüfuzu açısından ve o iki kişiden azabın ha­fifletilmesi yolunda Peygamberin duasıdır. Yoksa bu, kuru hurma çubuğunda bulunmayan hususiyetin taze hurma fidanında bulunduğuanlamında değildir!” (Mısır Evkâr Bakanlığının matem, doğum günlerinde işlenilen bid'atlerle ilgili broşüründen özetlenmiştir)......

6.19.1. Şirk olan sığınma ve tevessül konu­sunda; halkın daha fazla saptırılması için ta­but ve kabirin bir kumaşla örtülmesi ile cena­zenin ziyaretçi dualarından mahrum bıraktı­ğından dolayı müslümanlara ait olmayan mezarlıklara gömülmesi de bid'attır. Bid'atlerin en tehlikelisi ve münkerlerin en şiddetlisi ce­nazenin mescitler içine yerleştirilmesi, gömülmesidir. Peygamberimiz birçok hadislerinde şiddetli bir şekilde bunu yasaklamıştır.  İçin­de mezar bulunan mescitlerde namaz kılmak, zaruretin dışında caiz değildir. Peygamber mescidi içinde kılınan namazın sevabının bin rekat (kadar) değerli olması gibi özel sebepten dolayı bu hükümden istisna edilmiştir.

6.19.2. Konu açılmışken   hatırlatmayı   gerekli görüyorum.    Önceleri    Peygamberimizin kabri mescid içinde değildi. Bu ancak buna müsama­ha göstermeyecek olan sahabeden hiçbir kim­senin kalmadığı Velid b. Abdu'l Melik döne­minde mescidin genişletilmesi sırasında ger­çekleşmiştir;..

6.20.1. Allah'a yaklaşılması amacıyla, mezar­ları ziyaret esnasında kabir önünde, ona yöne­lerek huşu halinde durması, öpmesi, salih kisilerin kabirlerinin eşiğine kendisini atması, kabre el sürmesi, çevresinde dolaşması, kandil­ler asması, mumlar yakması, ağaç ve pencere pervazlarına bez parçaları bağlaması bid'attır.

6.21.1. Salih kimselerin kabirlerini ziyaret için hazırlanarak özel yolculuğa çıkmak bid'at­tır. Peygamberin   “ziyaret edilecek mescitler üçtür:

1- Mescid-i Haranı

2- Mescid-i Ak­sa,

3- Bu mescid.”[100] dediği rivayeti Buhârî ve Müslim'de yer alır. Diğer bir rivayette ise; “Ancak üç mescit için yolculuğa çıkılır:  

1- Kâ'be mescidi,

2- mescidim ve

3- İlyâ mes­cidi” [101] ifadesi vardır.

6.22.2. Şüphesiz yok olmaya yüz tutan bu sün­neti İmam İbn-i Teymiyye ihya etmiş ve bun­dan dolayı hapsedilmiştir. İbn-i Teymiyye'nin sözlerinden mezar ziyaretlerinin mutlak ola­rak yasaklandığını anlayan Şeyh Ebu Zehra, maalesef, bunu Şam'da gerçekleşen, İbn-i Tey­miyye anma toplatsınıda şu ifadelerle anlat­mıştır:

“Her ne kadar mezar ziyaretlerini İbn-i Teymiyye yasaklıyorsa da İbn-i Teymiyye'nin kabrini ziyaret etmemiz gerekir! İbn-i Tey­miyye mezarları ziyaret için özel yolculuğa çıkmanın haramlığı ile özel bir yolculuk olmaksızın kabir ziyaret etmek arasını ayırmayı başaramamıştır!”

6.23.1. İşte, İmam Nevevi (V. 676/1277) “Pey­gamberin mezarı (çevresinde) dolaşarak tavaf etmek caiz değildir. Kabrin duvarlarına art ve karın dayandırılması mekruhtur.” sözleriyle, adem oğlunun efendisi ve ümmeti üzerine yüce bir değere sahip peygamber kabrinin ziyaret edebini bize anlatmaktadır. Bu edepler pey­gamberin sahih sünnetlerinden iktibas edilmiş­tir. Resul mertebesinde olmayan kişilerin ka­birlerini ziyaret esnasındaki edepler konusun­da bizim için ne kadar ders var. Bütün bunlar bizim putçuluk alanına düşmememiz içindir. Biz zannediyoruz ki güzel bir iş yapıyoruz.

Huleymî ve diğerleri “Onu öpmek ve el sürmek mekruhtur. Gerçekte edep ondan uzak durmaktır. Dağru olanda budur. Alimle­rin sözleri üzerinde ittifak ettikleri de bun­dan, başka değildir.” demiştir.

6.24.1. Bu konuda halkın büyük bir çoğunlu­ğunun muhalefeti kişiyi aldatmam alıdır. Çün­kü, doğru yola uyma ve amel ancak bilenlerin sözleriyledir.[102] Kitlenin uydurmalarına ve bilgisizliğine iltifat gösterilmez!

6.25.1. Seçkin tabiî Ebu Ali el-Fudayl b. Iyad'ın sözü ne kadar yerindedir:

“Doğru yolu tut, takipçilerin az olması seni aldatmasın, sapıklık yollarından, kendini koru, helak olanların çokluğuna aldanma!” Kim, el sürmek ve benzeri davranışlar bereketi arttırır düşüncesini aklı­na getirirse, bu onun cehaleti ve gafletinin ese­ridir. Asü bereket; şeriatın ve alimlerin söz­lerine uymakta vardır.Doğruya muhale­fette, fazilet nasıl bulunur! (Menâsiku'1-Hacc isimli eser. sh: 268.)

6.26.1. İbn-i Teymiyye'nin Kaidet'ün Celile-Fi't-Tevessul ve'1-Vesile risalesinde şu bilgi yer almaktadır;

“Dört mezhep imamı ve diğer İslâm alimleri: 'Bir insan, Peygambere selâm getirmek istediğinde, kıbleye yönelir' dediler. Peygamber üzerine getirilen selâmın zamanı konusunda ihtilâf edilmiştir. Malik (V. 179/ 795), Şafii (V. 209/824) ve Ahmed (V. 241/855): “Hücreye yönelir ve o yönden selâmı getirir” demiştir. Ebu Hanife (V. 150/767) ise, imam­ların ittifakıyla dua etmek istediğinde hücre­ye yönelinmediği gibi “Selâm verilmek istenildiğinde hücreye dönülmez.” dedi.

6.27.1. Bugün müslümanların yaşadıkları böl­gelerin çoğunda bu yönlendirici ilkeleri nerede görmekteyiz?!

6.27.2. Yukarıda, Kur'ân'la cenaze ve matem geleneğiyle ilgili münker uydurma ve bid'atlardan bazılarını belirttik. Bunların tümünden işleyenler kadar yaygınlaştırmaya çalışanlar ve bu konuda susanlar da günahtan sorumludur­lar. Ayrıca, bunlar toplum servetinin gelişi gü­zel saçılıp savurulması ile imkânları tüketen sosyal ve mali zararlara da yol açmaktadır.

6.28.1. Şair ne güzel söylemiştir:

Üç şeyle ev sıkıntıya düşer:  Düğün, ma­tem ve ziyaret!

6.29.1. Maalesef, son dönem müslümanları İslâmı bilmemelerinden dolayı geçmiş ataları­nın yaptığı gibi hastaneler, eğitim kurumları ve savunma sanayisini güçlendirme gibi yarar­lı toplumsal projelerde, serveti harcamada cim­rilik yaparlarken, hu tür haram bid'atlarda cömertliklerini sergileyebilmektedirler!..

6.30.1. Bana tanınan konuşma fırsatlarından birinde:

“Sizi ateşiyle uyaran, Allah'ın nefreti­ni de üzerine çeken haram ve bid'atlerden olan matem, mezar ziyaretlerine, hurafeci okuyu­culara ve diğer bid'atler de İslâm dünyasında bir günlüğü milyonlara ulaşan servet harcama­larının, İslâm aleminin bugünkü çehresini de­ğiştirmeye yeteceğine ve böylece büyük dünya devletlerinden biri olacağına ben, kefilim” de­miştim.[103]

 

DÜŞÜNMEDEN KUR'AN OKUMANIN MEKRUH OLMASI HAKKINDA BİR BÖLÜM*

 

Düşünmeden Kur'ân okuma mekruhtur. Bu konuda Abdullah b. Amr (V. 63 veya 73/ 682 veya 692)'ın rivayet ettiği “Üç günden da­ha kısa bir sürede Kur'ân okuyan anlamamış­tır” hadisi ile gecesini Kur'ân okuyarak geçirdiğini anlatan kişiye, İbn-i Mes'ûd (V. 32/652)' un:

 “Şiir mırıldandığın gibi bu Kur'ân'ı da öy­le mi okudun?” rivayeti gelmiştir.

Yine bununla ilgili olarak, Peygamber Ha­ricilerin vasfı konusunda “Kur'ân'ı okurlar, hançere ve boğazlarını aşmaz” ifadesiyle Kur'ân'ın lafızlarına dikkat etmelerine rağmen ma­nasını anlamayı terketmelerini yermiştir.[104]

 

 [*]   OKUMA PARÇASI - II

 

Yerleşik Uydurma Ve Zayıf Rivayet Örnekleri

 

50. Kim anae-babasının kabrini her cu­ma ziyaret eder, her ikisinin veya babasının mezarında Yâsîn sûresini okursa, her ayet ve­ya harf sayısınca günahları bağışlanır.[105]

Bu uydurma bir rivayettir. İbm-i Adiy (V. 365/975) eserinin  Ebu Nuaym (430/1038) Ahbâru İsfahan ((2/344) isimli eserinde ve Abdulganî Makdisî Sünen'inde (2/91) Ebu Mes'ûd Yezid b. Halid kanalıyla Amr b. Ziyâd'dan o da Yahya b. Selim Tâifî'den o da Hişam b. Urveden, o da babasından, o da Aişe (57/ 676)'den, o da Ebu Bekir Sıddık (13/634) tan merfu olarak rivayet ettiler. Bir kısım hadisçiler hatırladığım kadarıyla İbn-i Muhibbi ve­ya Zehebî (748/1347) olacak Makdisi'ye ait sünen nüshasının kenarına: “bu sabit olmayan bir rivayettir” ibaresini düştüler.

İbn-i Adiy bu isnadın aslı olmayan batıl

Dâre Kutni (385/995h bu “hadis uyduruyordu” dedi. Bu nedenle bir rivayet olduğunu Amr b. Ziyad anlatırken belirtti. Bu şahıs, başka hadis rivayetleri de bulunan Ebu'l Hasen Sevbâni'dir. İbn-i Adiy, bu rivayetlerden birinin uydurma oldu­ğunu söyledi ve sözünü şöyle sürdürdü:

“Amr b. Ziyad'ın bu hadis dışında sika kişilerden aşırdığı güvenilir hadisleri olduğu gibi uydurmaktı da vardır. Hadis uydurmacılığı ile itham edilmiştir”

Cevzî (597/1200) Mevduat isimli eserinde, İbn-i Adiy'den rivayeti nakletmekle isabet etmiştir. Suyûti (911/1505) el-le'âlî isimli eserinde (2/440) “bu şahıs lehinde bir delil mevcuttur” di­yerek, İbn-i Cevzî'yi eleştirdi. Sonra da daha önceki hadisin senedini getirdi. Ben, aynı şekil­de bunun da uydurma bir rivayet olduğunu biliyorum. Bu rivayetin sadece zayıf olduğu iddia edilse bile, daha önceki rivayet için kanaa­timce iki açıdan delil teşkil edemez:

Birinci nokta; ikinci rivayet, birincisine mana bakımından aykırıdır. İkincisi, birinci ri­vayetle ancak ziyaretin mutlaklığı konusunda birleşir.

İkinci nokta; Münâvi, Câmiu's-Sagîr'e yaz­dığı şerhte İbn-i Adiy'in yukarda geçen sözünü aktardıktan sonra aşağıdaki açıklamayı yaptı:

“Bundan dolayı ben, bu şahsın uydurmacı ol­duğu hakkındaki İbn-i Cevzî'nin hükmüne ka­tılıyorum.” Musannif sözü geçen rivayete işa­ret ederek, bu şahıs lehinde bir delil olduğu görüşünü eleştirdi. Bü husus, ayrıca onların şu açıklamalarına da aykırıdır:

“Öne sürülen de­lillerin delil oluşları uydurma rivayetler konu­sunda geçersiz olup, ancak zayıf ve benzeri rivayetlerin takviyesi ile ilgilidir.”

Bu rivayetin, mezarlıklarda Kur'an oku­manın müstehab oluşunun delâletine gelince, sahih sünnette buna delil olacak hiçbir şey yok­tur. Sünnet, kabir ziyaretlerinde meşru olanın sadece onlara selam vermek ve ahireti hatırlamak olduğuna delâlet etmektedir. Selefinuy gulaması da bu şekilde olmuştur. Mezarlıkta Kur'an okunması ilk dönem "âlimlerinden Ebu Mâlik ve bir rivayette de Ahmed b. Hanbel'in hoş karşılamadıkları bir bid'at idi.

Zebîdî  İhya  şerhi  (2/285)'nde  şu açıklamaya yer verdi:

“Bu konuda bir sünnet gelme­di. Muhammed b. Hasan gibi,bir.rivayette de Âhmed b. Hanbel'in kendisine İbn-i Ömgr'in vefatından gömülme Bakara suresinin başlangıcı ve son üzerinde okunması vasiyeti nakledildiğinde  okumayı  rivayet edildi”

İbn-i Ömer'den "yapılan bu rivayetin se­nedinin sahih olmadığını, sahih olsa bile açıkça "anlaşılacağı gibî bunun mütlak olmayıp, an­cak gömme" anındâ (orada, bulunanlara) okuma­ya delâlet edeceğini söylerim.[106]

 

[*]  OKUMA PARÇASI - III

 

Yerleşik Uydurma Ve Zayıf Rivayet Örnekleri

 

169. Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an’ın kalbi de muhakkak ki Yasîn süresidir. Kim Yâsîn'i okursa Kur'ân'ı on kez okumuş gibi olur. [107]

Bu Tirmizi (279/ 892) Sünen'ınde (4/46), Dârimî (255/868) ese­rinde (2/456 Humayd b. Abdurrahman kanalıy­la Hasan b. Salih'den, o da Harun Ebu Muhammed'den, o da Mukâtil b. Hayyân'dan, o da Katade'den, o da Enes'den merfu olarak nakletti­ler.

Tirmizî, “Bu garib-hasen bir rivayettir. Bunu ancak bu kanalla biliyoruz. Harun Ebû Muhammed meçhul bir kişidir Aynı konuda Ebu Bekir Sıddık'tan nakledilen rivayet isnad yönünden sahih değildir. Ebu Hureyre'den yapılan rivayetin isnadı ise zayıftır.” dedi.

Elimizdeki Tirmizî nüshasında da hadis hakkında garib-hasendir ifadesi yer almakta­dır. Munzirî Tergîb (2/322) isimli eserinde, Hafız İbn-i Kesir tefsirinde (3/563) ve Hafız Tehzîb isimli eserinde, bu rivayeti aktarışların­da, Tirmizî'nin rivayeti hasen gördüğüne dair bir şey yoktur. Doğrusu rivayet zayıfsa da ha­kikatte sened zincirindeki Harun'dan dolayı uy­durma bir rivayettir. Hafız Zehebî (748/1347) de Harun'u anlatırken Tirmizî'nin rivayet zincirinde sadece bu şahsın meçhullüğüne işaret ettiğini belirtip; “Ben de Kudâi (454/1062)'nin Şihâb isimli eserinde rivayet ettikleri ile itham ediyorum” dedikten sonra bu rivayeti nakletti. El-'İIel isimli eserinde (2/55-56) Ebu Hâtem de şu bilgileri verdi: “Bu rivayeti babama sordum. O da: “Bu Mukâtil b. Süleyman'dır. Bu rivaye­ti Mukâtil b. Süleyman'ın uydurup yazdığı ki­tabının ön kısmında gördüm. Bu, aslı olmayan batıl bir rivayettir” dedi.”

İsnad zincirinde görüldüğü gibi Tirmizî ve Dârimî'nin nakillerinde Mukâtil b. Hayyân geçmesine rağmen, hadiste otorite olarak ka­bul edilen imamlardan Ebu Hatem'in de sened halkasındaki Mukatil'in Mukâtil b. Süleyman (150/767) olduğu görüşüne katıldığımı söylerim. Bu durum belki de bir kısım ravilerin hatala­rından kaynaklandı. Yukarıda geçtiği gibi Kudâî'nin söyledikleri de Ebu Hatem'i destekler.

Ayrıca Ebu'1-Feth Ezdi de Humeyd Ruasî' den yukarıda geçen Mukâtil ve Katade sene­diyle rivayeti nakletti. Ve sadece “Mukâtil' den” dedi. Onu bir yere nisbet etmedi. Bir kı­sım raviler bunu Mukâtil b. Hayyan zannede­rek rivayeti ona nisbet ettiler. Ezdî'nin bizzat kendisi de Veld'nin Mukâtil b. Hayyan hakkın­daki “Yalancılığıyla meşhurdur” sözünü ak­tarır.

Zehebî: “Ebu'1-Feth de buna benzer söz­ler söyledi. Mukâtil b. Hayyan'ı Mukâtil b. Sü­leyman'la karıştırdığı kanaatındayım. Mukâtil b. Hayyan rivayeti güçlü, doğru sözlü biridir. Vekî'nin yalancılıkla suçladığı kişi Mukâtil b. Süleyman'dır” dedi. Daha sonra Ebu'1-Feth bi­raz önce zikredilen naklin isnadını verdi. Bu­nun üzerine Zehebî de şu sözüyle Ebu'l-Feth'i eleştirdi- “Bu şahsın Mukatü b. Süleyman ol­duğu açıktır.”

Zehebî'nin de ortaya koymaya çalıştığı ve Ebu Hatem'in de katıldığı gibi bu şahıs Mukâ­til b. Süleyman ise bu rivayetin kesinlikle uy­durma olduğunu söylerim. Çünkü Mukâtil b. Süleyman, Vekî' ve başkalarının da ifade ettiği gibi yalancının biridir.

Tirmizi'nin işaret ettiği ve zayıf gördüğü Ebu Bekir (kanalından gelen) hadisin herhangi bir metnine rastlıyamadım. Eb'u Hureyre'den yapılan rivayet hakkında ise Hafız İbn-i Kesîr 774/1372) “kuşkulu” olduğunu belirtti ve Ebu Bekir Bezzâr'ın Abdurrahman b. Fadl'dan, o da Zeyd b. Habbab'dan, o da Alkame'nin kölesi Humeyd Mekki'den, o da Ata b. Ebi Rabah'dan, o da Ebu Hureyre kanalıyla naklettiği rivayetin “kim Yâsîn'i okursa Kur'an'ı on kez okumuş gibi olur” kısmı bulunmaksızın rivayet edildi­ğini söyledi- Bezzâr da “Biz sadece Zeyd'in Humeyd'den rivayetini biliyoruz” dedi.

Hafız, Tabrîb isimli eserinde açıkladığı gibi, “bu Hunyd meçhul bir kişidir. Ve Bezzâr'ın şeyhi Abdurrahman b. Fadl da bilmedi­ğim bir kişidir.[108]

 

BİLGİ YOKLAMASI

 

SORULAR

 

1- Kur'ân sözcüğü ne anlama gelir?

2- Kur'ân nasıl bir kitaptır? Diğer kitaplardan farkı nedir?

3- Kur'ân nasıl bir düzenlemeye sahiptjr?

4- Kur'ân anlaşılabilir mi? Bu konuda Kur'ân neler söylemektedir?

5- Kur'ân nasıl okunmalıdır? Kur'ân kendisinin nasıl okunması gerektiğini söylüyor mu?

6- Nüzul sırası ne demektir? Kur'an'ı nüzul sırasına göre okumanın yararı olabilir mi?

7- Bugünkü Kur'ân okuma yöntemi, yani bir ölçüde müzikli diyebileceğimiz oku­ma türü Kur'ân'i midir?

8- Kur'ân bir “din adamları” sınıfı kabul et­mediğine göre, bazı devletlerdeki “Din İşleri Bakanlığı” veya “Yüksek Din Ku­rulları” gibi kurumların misyonu ne ol­maktadır?

9- Kur'ân'ın getirdiği ilkelerin niteliği ko­nusunda neler söyleyebileceksiniz?.[109]



[1] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 9-12.

[2] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 13..

[3] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 14.

[4] Hâkim (V. 405/1014) rivayet etmiştir, senedi har sendir. Tahkik edenin alıntıladığı rivayetin metni:

Bu rivayeti değişik lafızla İmam Mâlik (V. 179/795) Muvatta'da nakleder. IK. Kader, bab: 1, h. no: 3, sh: 899, C: 21 Peygamberin 'sadece Kur'an'ı bıraktığına' dair rivayetler için bkz: Müslim (V. 261/875) K. Hacc, bab; 19, h. no:  (1218)   147, sh: 890. C: 1 İbn-i Mâce (V. 275/888) K. Menâsik, bab: 84,

h. 110: 3074,  sh:   1025, C: 2 Ebû Davud (V. 275/888) K. Menâsık, bab: 57, h. no: 1905, sh: 462, C: 2

[5] Ankebut: 29/65.

[6] Ahkaf: 44/ 5.

[7] Hacc: 22/ 73.

[8] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 15-20.

[9] Rum: 30/ 52.

[10] Fatır: 35/22.

[11] Necm: 53/ 39.

[12] Yasin: 36/ 54.

[13] Bakara: 2/ 286.  Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 21.

[14] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 23.

[15] Hasen bir hadistir. Yazarın alıntıladığı ha­dis metni:

Ebu Dâvud (V. 275/888), K. Cenâiz, bab: 73, sh: 550 h. no: 3221, C: 3

“Maalesef, bu uygulama, bugün unutu­lan sünnetlerdendir. Bunu uygulayan pek az insan bulunmaktadır. Ölünün yanında, ancak bir deve boğazlanacak süre kalına­rak; ona bağışlanma ve sebat dilenmesi yeniden diriltilmesi gereken sünnet(lerden)dir. Hadisi Hâkim (V. 405/1014) sahih görmüş, Zehebi (V. 748/1347)'de ona mu­vafakat etmiştir.

[16] Senedi sahihtir. (M.M.) Yazarın alıntıla­dığı hadis metni:

[*] Haberin diğer hadis kitaplarındaki farklı lafızlarla rivayeti için bkz.:

1) Ahmed h. Hanbel  (V.  241/855), Müsned; C: 2, sh: 27 /   C: 2, sn: 40 / C: 2, sh: 59/C: 2, sh: 69.

2) Ebû Dâvud  (V. 275/888) K. Cenâiz, bab: 69, C: 3, sh: 546, h. no: 3213.

3) Tirmizî  (V.  279/892), K. Cenâiz, bab: 54, sh: 364, h. no: 1046.

4)  İbn-i Mâce (V. 275/888J, C:  1, K. Ce­nâiz, bab: 38, sh: 494-95, h. no: 1550.

(2a)  Yazarın alıntıladı hadis metni:

 [*]  Müslim (V. 261/875); K. Cenâiz, bab: 36, sh: 671, h. no: 105-106-108, C: 1, Nesâî (V. 303/915); K. Cenâiz,    bab: 100, sh: 89, C: 4.

Müslim ve başkası rivayet etmiştir. İkiside mevkuftur.

[*] Nesâi (V. 303/915), K. Cenâiz,  bab: 103, sh: 94, C: IV.

Müslim (V. 261/875), K. Cenâiz, bab: 35, h. no: 104, C: 1 b Müslim ve başkaları rivayet ettiler.

[*]İbn-i Mâce (V. 275/888); C: 1, K. Cenâiz, bab: 47, sh: 500-501, h. no: 1069-70-71.Ahmed b, Haubel (V. 241/855), Müsned; C: 1, sh: 145.

Tirmizî (V. 279/892), C: 3, K. Cenâiz, bab:6, sh: 370, h. no: 1054. , Ebû Dâvud (V. 275/888), C:  3, bab:  81,

sh: 558, h. no: 2235.

[17] Öz olarak Hz. Peygamberin kahirleri zi­yaret esnasındaki hareketi: Kabir ziyaretlerinde ölüler için ibret olarak onlara selam vermek ve dua etmektir. Fatiha ve ya başka bir şey okumak yoktur. lerinde ölüler için ibret olarak, onlara se­lâm vermek ve dua etmektir. Fatiha ve­ya başka bir şey okumak yoktur.

(4)   Bu kitapçığın yazarı, kabir ziyaretleri hak­kında rivayet edilen bazı duaları alıntıla-mıştır. İçlerinde zayıf olanlar da bulun­duğundan, biz sahih olanları seçtik,

[*]   Müslim (V. 261/875), K. Cenâiz, bab: 35, sh: 669, h. no: 102, C: 1                     

[18] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 25-26.

[19] İbn-i Mâce (V. 275/888), K. Cenâiz, bab: 36, sh: 493-94, h. no: 1046-47, C: 1. Tirmizî (V. 279/892), K. Cenâiz, bab: 59, sh. 369, h. no: 1053, C: 3. Müslim;, K. Cenâiz, bab: 35,    sh: 671, h. no: 103-104, C: 1. (5)   Yazarın alıntıladığı hadis metni:

[20] Müslim, K. Vesâya, bab: 3, sh:  1255, h. no: (1231) 14 C: 1.

Nesâi  (V. 303/915), K.  Vesâya, bab: 8, sh: 251, C: 4

Tirnıizî (V. 279/892), C: 3, K. Vakf, bab: 36, sh: 660, h. no: 1376

Ahmed b. Hanbel (V. 241/855), Müsned; C: 2, sh: 372

Ebû Dâvud (V. 275/881), C: 3, K. Vesâya, bab: 14, sh: 300, h. no: 2880 (6) Senedi haseadir. Yazarın alıntıladığı me­tin: duna bakılmalıdır. Sahih hadislerde belir­tildiği gibi her bid'at dalâlettir.

Yazarın alıntladığı hadis metni:

[21] Müslim, K. İlm, bab: 6, sh: 2059, h. no: (1017) 15, C: 3

[22] Bu ancak, ölünün furûundan birinin yap­ması şartına bağlıdır. Allah, Yasin Sure­sinin 12. ayetinde “Takdim, ettikleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazıyoruz.” bu­yurmaktadır. Müslim, rivayetinde Hz. Peygamberin:

“İnsan öldüğünde üç şey dışında ameli kesilir. Sadaka-i Câriye, faydalanılan ilim, kendisine dua eden salih bir evlât” dediğini kaydeder. Allah'ın “İnsana ancak çalışmasının karşılığı var­dır.” (Necm (53) suresi, 39. ayet) ayeti de bunu teyid eder.

[23] Yazarın alıntıladığı hadis metni:

[24] İbn-i Mâce, Mukaddime, C: 1, sh: 88-89,h. no: 242

[25] Tirmizî (V. 279/892), K. Zekât, bab: 33,

[26] Buhari, K. Vesâya, bab; 19, sh: 193, C: 3 Nesâi, bab: 8, sh: 253, C: 6 (11) Yazarın alıntıladığı hadis metni:

[*]Müslim, K. Vesâya, bab: 2, sh:  1254, h. no: (1630) 11 C: 2

[27] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları:26-28.

[28] Necm: 53/36-41.

[29] Fâtır Sûresi: 35/18.

[30] Necm Sûresi: 53/39.

[31] Daha önce de belirtildiği gibi, sadakayı verenin ölenin furuundan olma şartı var­dır.

[32] Yazarın Müslim'den alıntıladığı metin: Bu hadisin kaynağı için, I. bölümün 5. dipnotuna bakınız.

[33] Senedi sahihtir (M.M.). Yazarın alıntıladı­ğı hadis metni:

[34] Yasin Sûresi: 36/12.

[35] Hadisin alıntılanan kısmı:

Hadisin devamı ve meali: «Kim bir sapıklığa çağırırsa, ona tabî olanların gü­nahı kadar günah yüklenmiş olur.    Bu­nunla, beraber diğerlerinin günahlarımdan da bir şey eksil(til)mez.»  Müslim, K. İlm, bab: 6, sh: 2060, h. no: (2674) 16, C: 3 

[36] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 35-37.

[37] Neem: 53/39.

[38] Tur: 52/21. 

[39] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 37.

[40] En'âm: 6/164.

[41] Kur'ân'la para kazanmanın yasaklandığına dair pek çok sahih hadis rivayet edilmiş­tir.  Dört mezhep imamı,  Kur'ân okuma ücretli olduğu taktirde sevabın ölülere ulaşmayacağı konusunda îcma etmişler­dir. Bunun için para almak haramdır. Ve­ren de alan da günahkâr olur! 

[42] İnfitâr: 82/19.

[43] Lokman: 31/33.

[44] Buhâri ve Müslim'in rivayet ettikleri ha­disin bir bölümünün alıntılanan metni:

 Buhârî, K. Vasâya, bab: 11, sh: 190-91 C: 3

[45] Haşr: 59/7.

[46] Ahmed ve Müslim: rivayet etmişlerdir. Ya­zarın alıntıladığı metin:

 Müslim, K. Akdiya, bab: h. no: (1718) 17-18 C: 2  8, sh: 1343-4 Buhârî, K. Buyu, bab: 60, sh: 24, C: 3

[47] Yazarın alıntıladığı hadis

Müslim, şu lafızla rivayette bulunmuştur.

Meali: “...Sözlerin en güzeli Allah'ın Ki­tabı, yolların en hayırlısı Hz. Muhammed'in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkarılan, şeylerdir. Her bid'at dalâlettir.”

Nesâi'de bu hadisi

“Her dalâlet sahibi cehennemdedir.” ila­vesiyle nakletmiştir. Senedi sağlamdır. (M.M.)

[48] Bu konuda bazı sahih hadisler vardır. Meselâ: “Kur'ân okuyunuz, onunla ço­ğaltmayınız, ondan yüz çevirmeyiniz ve onda aşırılık yapmayınız.” Hadisi Ammâ-dî nakletmiştir. İbn-i Hacer (V. 852/1448) senedinin kuvvetli olduğunu belirtmiştir.

“Onunla çoğaltmayınız”ın anlamı: Bu­gün bu işi meslek edinmiş bazı okuyucu­ların yaptıkları gibi, onunla malınızı ço­ğaltmayın. Öyle ki, söz konusu okuyucu­lar, Kur'ân-ı ölüler için bir ticaret malı haline getirmişlerdir. Kıyamet günü ya­zıklar olsun onlara!

“Ondan yüz çevirmeyin”: Yani; onun­la amel etmeyi terketmeyin.

“O'nda aşırılık yapmayın”: Yani, Kur'ân'ı tahrif edenler gibi, O'na yüklenmesi mümkün olmayan manaları yüklemeyin. Kur'ân'ı tahrif edenler; önce zahirî bir mâna yükleyip, sonra da ona muhalif ba­tını bir mana yakıştırırlar. Bunun sonucunda da şeriat ve hakikat mefhumları ortaya çıktı.

[49] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 37-39.

[50] Yazarın alıntıladığı hadis metni:

Müslim, K. Zekât,  bab: 15, sh: 696, h. no: (1004) 51, C: 1

Müslim, K. Cenâiz, bab: 2, sh: 1254, h. no: (1630) 11

Buhârî, K. Cenâiz, bab: 95, sh: 106, C: 2 Buhârî, K. Vesâye, bab: 19, sh: 193, C: 3 İbn-i Mâce, K. Vesâye, bab: 8, sh: 906, h. no: 2716-17, C: 2

Ebû Dâvud, K. Vesâye,  sh: 301, h. no: 2881-2 (la) Belirttiğimiz gibi, eğer furûundan işeler.

[51] Bütün bunlar burada belirtemeyeceğimiz şartlara bağlıdır. Meselâ, bir özür sebe­biyle hacca gidememiş birinin yerine furûndan birinin hacca gitmesi.

[52] Bu sadece adak orucuyla kayıtlıdır, üze­rinde adak oruçu olduğu halde ölen bir ki­şinin yerine furûundan biri, o orucu tutabilir. Her nasılsa çoğunluk; Ramazan orucunu ve namazı terketmişler, bunların kaza edilmelerini furûundan istemişlerdir.

[53] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 45.

[54] Bu hadisin senedi zayıftır. (C.S.) Daha ön­ce bu konuda sahih duaları zikretmiştik.

[55] Haşr: 59/10.

[56] Muhammed: 47/19.

[57] Ulaşabilmesi için ancak furûundan olma­sı gerekir.

[58] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 46.

[59] Yazarın alıntıladığı hadis metni:

Müslim, şu kelimelerle rivayette "bulun­muştur.

Meâli:”Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz, şüphesiz, şeytan içinde Bakara suresi oku­nan evden kaçar!”

 Müslim, K. Salatu'l-Müsafırîn, bah: 29, sh: 539, h. no: (780) 212, C: 1 

[60] Yazarın alıntıladığı hadis metni:

Hadisi,Tirmizî ve Nesâi de rivayet etmiş­lerdir. Senedi sağlamdır (c.s.)

[61] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 46-47.

* Metinde 'el-Fıkhu'1-Ekber' Ali el-Kâri'ye nisbet edilmişse de doğrusu şerhin Ali el-Kâri'ye ait ol­masıdır. ** Dipnot metne alınmıştır.

Dipnot metne alınmıştır.

* Ma'kal b. Yesar (V. B5/684)'dan nakledilen bu rivayetin Ebû Dâvud (V. 275/888)daki metni ve meali şu şekildedir:

“Ölülerinize (Yasin-i) okuyunuz.” Bu rivayetin dipnotunda İbn-i Munzirî (V. 310/922)'nın şu açıklaması yer almaktadır: Ravi zincirindeki Ebu Osman ve babası ta­nınmış değiller. Ebû Dâvud, K. Cenâiz, bab: 24, sh: 489, h. no: 3121, C: 3

Yine Ma'kal b. Yesar'ın İbairi Mâce (V. 275/888)'deki rivayet metni aşağıdaki şekilde bulunmaktadır.

Meali: [“Onu ölülerinizin yanında okuyu­nuz. Yani Yasin-i.] İbn-i Mâce, K. Ce­nâiz, bab: 4, sh: 466, h. no: 1448, C: 1

Yazarın tezi kısmen rivayette yer alan ölüleriniz (-Mevtâkum) ibaresi üze­rinde toplanmaktadır. Bazı hadislerde “ölüleriniz” tabiri yazarın görüşünü kuv­vetlendirecek şekilde kullanılmaktadır. Misal;

Meali: “Ölülerinize ( = Mevtâkuln) lâ ilahe illallah'ı telkin ediniz.”

İbn-i Mâce (V. 275/888)de bu hadisin, açıklaması için düşülen dipnotta; 'ölüleri­nizi ifadesiyle ölümü yaklaşmış kimselerin kastedildiği belirtilmiş. C: 1, K. Cenâiz, bab: 3, sh: 464, h. no: 1444 Müslim (V. 261/875)'de “Ölülerinize lâ ilâhe illahllâhı telkin ediniz” rivayeti ile il­gili olarak şu açıklama yapılmıştır: Yani; sizden ölümü yaklaşan kimselere Kelime-i Tevhidi yanında söyleyerek hatırla­tınız. C: 1, K. Cenâiz, bab: 1 sh: 631 Nesâi (V. 303/915)'deki rivayet, iki tanın­mış alimin görüşleri alıntılanarak açıklan­maya çalışılmış. 1 -Kurtubî (V. 256/870): “Hadisin anlamı; lâ ilâhe illallâhı söyleyi­niz ve ölüm anında onlara hatırlatınız. Ölüm kendilerine yaklaşmış bulunduğun­dan, bu gibi kimseler 'Ölüleriniz' ( -Mevtâkum) diye isimlendirilmiştir.” demekte­dir. 2 -Nevevi (V. 677/1278)'nin görüşü olarak şu ifadeler bulunmaktadır: “(Ölü­leriniz ifadesinin) anlamı; ölümü yaklaş­mış kimselerdir. 'Lâ ilahe illallâhı telkin ediniz'in amacı 'kimin son sözü lâ ilahe il­lallah olursa cennete girer' hadisinde de yer aldığı gibi, kişinin son sözü olmasına yöneliktir.” Nesâi, K. Cenâiz, bab: 4, sh: 5, C: 4

Hadis kitaplarında mevcut aşağıdaki rivayetin konuyu yeterince aydınlatacağı kanatindeyim, İbn-i Mâce (V. 275/888)de geçen rivayete göre, Ününü Selâme (V.62/ 681) Peygambere Ebû Selâme'nin vefat haberini ulaştırdığında, Peygamber Ümmü Selâme'ye “Ey Allah'ım beni ve onu bağışla, de” buyurduğu kayıtlıdır İbn-i Mâce, K. .Cenâiz, bab: 4, sh: 465, h. no-1447, C: 1

Aynı rivayet Nesâi (V. 303/915)'de ise, 'bizi ve onu bağışla' şeklindedir. Ne­sâi K. Cenâiz, bab: 4, sh: 5, C: 4

[62] Sh: 110

[63] C: 3, sh: 280

[64] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 51-52.

[65] Necm: 53/39.

[66] Müslim, bu hadis için I. bölüm 5. dipnotta bakınız.

[67] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 52-53.

[68] Cilt: 1, sh: 180

[69] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 53.

[70] Fetvaların Özeti:

Cumhur, Kur'an okuma ücretle oldu­ğu takdirde, sevabın ölülere ulaşmayacağı görüşündedirler. Buna karşılık alınacak ücret haramdır. Hem veren, hem alan gü­nahkâr olur. İmam Şafiî, ücretle olsun ol­masın, Kur'ân okumanın sevabının ölüle­re ulaşmayacağını söyler. Allah, Kur'ân-ı Kerim'de “İnsana ancak çalışmasının kar­şılığı vardır.” (53/39) buyurmuş. Peygam­ber de insanın vefatından sonra yararlancağı hususları sahih hadisinde şu şekil­de belirtmiştir: “İnsanoğlu vefat ettiğin­de üç şey dışında ameli kesilir:

1- Sa-daka-i cariye,

2- Faydalanılan ilim,

3- Kendisine dua eden salih bir evlât.” (Müslim)

Kur'ân'ın okunması ölüye ulaşsaydı, Peygamberin “Kim Allah'ın Kitabından bir harf okursa, ona bir iyilik yazılır. Bir iyilikte on misliyle verilir. 'Elif, lam, mim' bir harftir demiyorum. Bilakis 'Elif bir harf, 'lam' bir harf, 'mim' de bir harf­tir*.” hadisine göre hiç kimse cehenneme girmezdi.

Kur'ân okumanın sevabı, ölülere ula­şıyorsa, o zaman niçin, gece-gündüz Kur'ân okuyan ses-kayıt cihazları götürüp ka­birler üzerine yerleştirmiyorlar?

“Bu topluluğa ne oluyor ki, sözden anlamıyorlar?” Nisa: 4/78.

Tirmizi rivayet etmiş ve “Sahih bir hadistir, di garibtir.” demiştir. Sahihtir (M.M.)

Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 53-55.

[71] Kur'ân, akıl sahiplerini uyarması ve kâ­firler hakkında verilen hükmün gerçek­leşmesi için apaçık okunan bir hatırlatma­dır. Yasin: 36/69-70.

[72] İsrâ: 17/9-10.

[73] Sâad: 38/86-87-88.

[74] Ahzab: 33/21.

[75] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 61-63.

[76] İbn-i Ömer (V. 73/692) (R.A.) bunu yasak­lamış ve “ölüyü ameli gölgelendirir.” (Ya­ni; Ölü amelinden istifade eder) demiştir.

[77] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 66.

[78] Cenaze kaldırıldıktan sonra baş sağlığına gelenlere ve fakirlere cenaze sahiplerinin yemek vermesi haram   bîd'atlardandır. Yine çarşamba, perşembe, cenazenin 40. gününde ve yıldönümünde yemek veril­mesi de   bid'attır. Hadiste geldiği gibi sünnet olan; cenaze sahiplerine, komşu ve arkadaşlarının yemek vermesidir.   Tirmizi ve diğerleri şu rivayeti nakletmişlerdir: “Caferin ailesine yemek hazırlayınız, muhakkak ki onları    meşgul edecek şey onlara geldi.”

Senedi sahihtir. Sünnet ile bid'at ara­sındaki fark ne kadar büyüktür! [*] Benzer rivayetlerden biri: “Kim, nama­zın içinde veya dışında yüz kere İhlâs sû­resini okursa, Allah, ona cehennemden kurtuluş beraatı yazar.” [Nureddin Ali b. Ebi Bekr, el-Heysemî (V. 807/1404) Mecmeu'z- Zavâid]

[79] Aynı şekilde yıllık hüzünler, bunların tü­mü gelenek, kafirlere özenme ve servet kaybıdır.

[80] Namazları kıldırtrnamak için, cuma ve bayram, namazlarından önce, kabre koşturtmakla, şeytan bu gibileri aldatmakta­dır. Ayrıca, Iskat-ı Salat, güneş battıktan sonra, cenaze kefenin çözülmesi ve cena­zenin gömülmesini takip eden ilk üç gün­de güneş doğmadan, sabah erkenden kab­re koşulması da bid'attır.

[81] Çünkü, bayanlar şer'î tesettüre riayet et­medikleri gibi, kabirleri ziyaret adabına da uymamaktadırlar.

[82] İkisi de sahihtir (M.M.).

[83] Malik, Muvattâ'da Eb” Davûd, Sünen'de rivayet eder. 'Sahih-i ligayrihî'dir. Alın­tılanan metin;

[84] Muvatta, K. Salât, bab: 6, h. no: 29, sh: 80, C: 1

 Müslim “Kim Kehf suresinin evvelinden on ayet ezberlerse deccalin fitresinden korunur.” şeklinde rivayet etmiştir. [Musafirin, No: 257]

 [*] Diğer rivayetler için ayrıca, Tirmizi, Fiten 59; Ebu Davud, Melahim, 14; İbn-i Mâce, Fiten 33; A. b. Hanbel 5/196; 6/448-449 bkz.

Yazarın rivayet ettiği metin şazz (ya­ni zayıf)'dır. Alıntılanan metin:

[85] İsnadı Hasendir (M.M.) Alıntılanan metin:

[86] Mısır'da gördüklerim içerisinde en tehli­keli ve kötüsü, şeyhlerin bir çoğunun me­zarı üzerinde yapıldığı gibi;  Kahire'deki Hüseyin Camî'sindeki Hüseyin Kabri ile Tanta'daki Bedevi kabri çevresinde insan­ların dolaşması, seslerini 'Ya Hüseyin!' 'Ya Bedevi!' diye yükselterek yardım di­lemeleridir. Ve ikisine adakta bulunma­larıdır. En garibi de bitişiğindeki Ezher Camii'sinde nadiren insana rastlanır­ken, Hüseyin mescidinin dolup taşmasıdır. Bu da Allah'ın insanlara hakkı gizlemiyeceklerine, açıklayacaklarına dair ken­dilerinden söz aldığı alimlerin suçudur...

[87] Bakara: 2/ 156..

[88] a) Ayet'ul-Kursi, İhlâs, Felak ve Nâs sûre­lerinin uyku anında ve her namazdan son­ra okunması konusunda sahih hadisler gelmiştir.

[89] Ahmed ve Hakim rivayet etmiştir. Senedi sahihtir (M.C.). Alıntılanan metin:

[90] Tirmizi, Ebu Davud ve Darimi nakletmişlerdir. Senedi sahihtir.

[91] Allah'tan başkasını çağırma olduğu için bu şirktir.

[92] Dua, sığınma, adak, kurban ve yemin Al­lah'tan başkasına yapılması caiz olmayan ibadetlerdir. Kim Allah'tan başkasını ça­ğırırsa ve onun için kurban keserse ortak koşmuş olur. (Allah korusun.) Alıntıla­nan metin:

[93] Senedi sahihtir (M.M.).

[94] Bu yeniliklerden biri de, aslı bulunmayan İskat-ı salât uydurmasıdır. Sayılı birkaç kuruş karşılığında müslümanların yüküm­lülüklerini düşürmek mümkün olduğu sü­rece, namaz, oruç ve diğer ibadetlerin terkedilmesine bir teşviktir. Bunların tümü yalan ve sapıklıktır!

[95] Maalesef bazı düşük kişiler Mısır'da yet­kililerden bu adak mallarından kendileri­ne paylarının verilmesini istemişlerdir. Dipnotta tekrarlanan paragraf tercümeye alınmamıştır.

[96] 1/sh: 206

[97] 2/sh: 161

[98] Müslim'in Sahih'inde yer alan rivayet, bunun peygamberlere ait bir hususiyet ol­duğunu göstermektedir. Bu rivayette; Peygamberin “iki çubuk yaş kaldığı sü­rece yardımımla ikisinden (azabın) hafif­letilmesini istedim” ifadesi bulunmakta­dır. [* Müslim, K. Zühd, bab: 18, h. no: 3012, sh: 2307, C: 3]

[99] Alıntılanan hadis metni: 

[100] Alıntılanan metin:

 Müslim, K. Hacc, bab: 7, sh: 976,   h. no: (827) 415 C: 1

Müslim, K. Hacc, bab: 95, sh: 1014-15, h. no: (1397) 511-12-13, C: 1 Buharı,   K. Fadli's-Salat fi mescidi Mekke, bab: 1 C: 2, Sh: 56 

[101] Buhâri'de yukarıdaki şekilde yer alır. Müslim aşağıdaki lafızla aynı rivayeti nakleder. Alıntılanan metin:

[102] Bu da sahih sünnet ve Kur'ândan bir de­lile sahip olmaları şarüyladır. Bir delile sahip olmadıkları takdirde alimlerde avam sınıfına girerler.

Zerkeşi  (V. 749/1348), el-Burhân fî ulûmi'l-Kur'an, sh: 455, C: 1

[103] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 66-78.

[104] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 85

{*) Muhammed Nasır ed-Dîn el-Elbânî,  Silsiletu'l-Ahâdisid-Da'ife ve'1-Mevdûa, C: 1, sh. 66-67 (1985)

[105] Rivayetin Metni:

[106] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 86-88.

(*) Muhammed Nasır ed-Din el-EIbânî, Silsiletu'l-Ahâdisi'd-Da'ife ve'1-Mevdûa C:l, sh. 202-3-4 (1985)

[107] Rivayetin metni:

[108] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 89-91.

[109] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 92.