Takdim - Kuran - 1. Sayfa
TAKDİM
1. Öldükten Sonra İnsanîn Yararlanacağı Şeyler
HADİS OTORİTELERİNİN GÖRÜŞLERİ
DÖRT MEZHEB İMAMLARININ GÖRÜŞLERİ
4. Ahmed B. Hanbel (V. 241/855)
Yerleşik Uydurma Ve Zayıf Rivayet Örnekleri
KUR’AN NİÇİN İNDİRİLDİ
TAKDİM
İslâm düşüncesinin gelişmesinde etkin olan bir çok unsur vardır. Bu belirttiğimiz hakikat, İslâm düşüncesinde bir gelişmenin varlığını kabul edenler için geçerlidir. Şayet herhangi bir şekilde gelişme varsa, bu değişme; düşüncede ve yeni bir şey getirmede söz konusudur. Düşüncede olan her değişildik, bizim Kur'ân'ı ayrı bir yönden anlamamız demektir. Bu da Kur'ân'ı değişik anlamamızı doğurmaktadır. Bütün bu olguların örneklerini İslâm tarihinde bol miktarda görmek mümkündür. Örneklendirme açısından şu soruyu yöneltebiliriz: Kur'ân'ın her asırda aynı şekilde anlaşıldığını kim iddia edebilir?
Toplumda gerçekleşen bir çok değişiklikler vardır. Ve bunlar günlük hayatta derhal algılanamayan, çok yavaş işleyen bir sürece tabidirler. Ancak tarihî gelişimi içinde incelendiğinde hemen göze çarparlar. Diğer bir deyişle; toplumsal değişme inkar edilemez bir hakikat olup, bunun kaçınılmaz olarak din anlayışına, Kur'ân'ı yorumlayışımıza, fıkıh anlayışımıza yansıması da aynı derecede bir hakikattir. Tabii olarak dinî kaynakları farklı yorumlamamız, yeni uygulamaları da kendisi ile beraber getirecektir. Bu durumda fıkhı meselelerde yeni yorumların ve dolayısıyla yeni içtihadların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Fakat peygamberimizin bid'at veya yeniliklerle ilgili bazı hadislerine dayanarak, bu tür gelişmelerin hepsine karşı büyük tepki gösteren âlimler olmuştur.
Şimdi, ikinci bir soru ortaya koyabiliriz:
Kur'an'ın her yeni anlaşılışı bid'at mıdır, değil midir? Misâl olarak elinizdeki bu kitapta, ölüler üzerine Kur'an okumanın bid'at olduğu belirtilmektedir. “Neden bid'attır?” sorusuna verilen cevap ise peygamber ve arkadaşlarının böyle bir şey yapmış olmamaları gösterilmektedir. Bu durumda bid'ata ölçü olarak; peygamber ve ashabından bir örnek davranışın olmaması verilmektedir. Bu düstur bid'at için her ne kadar zaruri bir şart ise de yeterli değildir. Bunun bid'ata yeterli olarak alınabilmesi için en azından başka bir düstura daha ihtiyaç vardır. Bu da kanaatimce, bid'at denen şeyin konusudur. Yani ancak belli konularda bid'at olur. Bu konuların neler olduğunu belirlemek ise her “bid'at” diye adlandırılan şeyin detaylıca incelenmesini gerektirir. Burada bid' atın mahiyetine girmek istemiyoruz. Fakat Kur'ân okuma gibi önemli bir meseleyi inceleyen bu kitapta, bu konunun tartışılması gerekirdi. İşte, sadece bunu vurgulayabilmek için böyle bir, açıklamayı faydalı gördük.
Kur'ân'ın hakîki gayesini, niçin indirildiğini gölgelendiren, hatta zamanla unutturan bir çok davranış ve filleri İslâm toplumlarında müşahede etmekteyiz. İşte, Kur'ân'ın ölüler için indirilmiş bir kitap olduğu imajını bir anlayış olarak ve İslâm açısından kötü bir zihniyet olarak yerleştiren bir davranış biçimi de bid'at diyebileceğimiz ölülere Kur'ân, okuma olgusudur. Bunun bir bid'at olduğunu ve asıl İslâm geleneğinde böyle bir davranışın olmadığını Mısır ulemâsından M.A. Abdu's-Selâm değişik bir çok Mezhep imamları, Müfessirler ve Hadisçiler açısından ortaya koymuştur. Bununla birlikte, zihinleri meşgul edebilecek yeni bir meseleyi de gündeme getirmiştir: Madem bu davranış daha önce yoktu ye bu yüzden Ona 'bid'at' diyoruz, o halde, müslümanlar arasında bu nasıl oluştu ve yaygınlaştı? Yazar bu konuya hiç eğilmemiştir. Zira onun gayesi; sadece dini ilimler açısından, bu davranışın yanlış olduğunu savunmaktır. Ama diğer taraftan bunun caiz olduğunu, hatta tavsiye edilir bir davranış olduğunu savunanlar da vardır. Halbuki yazar karşı görüşlere kitabında hiç yer ayırmamıştır. Bizce, bunu yapması gerekirdi. İddiasının ispatı için karşı delillerin sistemli olarak çürütülmesi şarttır.
İnsan ruhunda önemli bir infial düsturu vardır. Şayet insan; aklı ile bunu kontrol altına almazsa, o zaman devamlı ya ifrat veya tefrit içinde kalır. O halde ölçülü olup, konuyu daha ılımlı bir açıdan ele almalıyız.
Bu kitabı Türkçe'ye kazandırmak isteyişimizdeki amaç; müslümanların bu konuyu artık gelenekler çerçevesinde ele almamaları hususunda bir hatırlatmadan ibarettir. Zira Kur'ân'ın nazil oluş gayesini lekeleyen ve onu insanın sadece bu hayatta rehberi olması gerektiğini âdeta engelleyen her türlü anlayışa ve zihniyete derhal karşı çıkılmalı ve toplumda tamamen kökleşmesi önlenmelidir.
Dileğimiz, bu yayının; hem ilim; adamlarımızı hem de müslümanları konunun hakikatini modern bir üslubla, detaylı araştırmaya yöneltmesi ve neticede varılan hükmün; behemahal tatbikata konulması hususunda, toplumu, uyarıcı tedbirler almaya davet etmeleridir.
Kitabın tercümesinde, hadis mehazlarının yerlerini bulmada H Acar'ın gösterdiği gayret ve ciddi çalışma ilim açısından takdire şayandır. Aslında kitabın yeniden düzene konması gibi bir çok yaptığı düzenlemeleri de hatırlarsak; onun, bu eseri yeniden tahkik edip, neşre hazırladığını söyliyebiliriz. Okuyucularımıza kazandırılan her yeni bir bakış açısı mutlaka İslâm düşüncesine katkıda bulunacaktır. Bu bakımdan bu değerli eserin dilimize kazandırılmasında emeği geçen herkesten 'Allah razı olsun' der, dipnotlarla birlikte dikkatle incelenmesi dileğiyle istifâdelerinize sunarız. [1]
21.12.1988
A.A.
[*] “Böyle gördük dedemizden!” sesi titrek titrek!
“Böyle gördük dedemizden!” sözü dînen merdûd;
Acaba sâhai tatbiki neden namahdud?
Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,
Çare yok, gösteremezdik bu kadar sersemlik.
“Böyle gördük dedemizden!” diye izmihlali
Boylayan bir sürü milletlerin olsun hâli,
İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!
Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu ayetlerde?
Lafzı muhkem yalınız, anlaşılan,
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma'nanın:
Ya açar Nazm-ı Celîl'in, bakarız yaprağına;
Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur'an, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için! [2]
M. AKİF
2. Baskı Hakkında Açıklama
Dostların teşvikiyle Türkçe'ye “Kur'ân Niçin İndirildi?” ismiyle kazandırdığım esere gösterilen ilgiden dolayı münevverlerimize teşekkür ederim.
Şimdiki baskı birincisinin tekrar gözden geçirilmesi ve konuyla ilgili iki okuma parçasının ilavesiyle meydana gelmiştir. Neşrine müsaade ettiklerinden dolayı yayınevine' müteşekkirim. [3]
H. Acar
GİRİŞ
Fesubhanellah! Allah bu Kur'ân'ı niçin indirdi?
Muska yapılıp hastalara ve çocuklara asılması için mi?
Mezarlıkta ölüler üzerine okunması ve bu yolla Kur'ân okuyucularının halkın servetini batıl bir şekilde yemeleri için mi?
Aciz ve sihire uğramış kişiler suyundan içsinler diye üfürükçüler tarafından kaplara (kâğıtlara) yazılması için mi?
Caddeleri dolduran tembel asalakların, maddî menfaat karşılığında okumaları için mi?
Süs ve bereket maksadıyla poster şeklinde duvarlara veya güzelliklerin korunması amacıyla kız çocuklarının boyunlarına asılması için mi?
Allah bu Kitabı, camı kapılarında oturarak, bir kaç kuruş karşılığında Ayetu'l-Kursî Felak, Nas Sureleri ile necat ayetlerini bağırmaları için mi indirdi?
Geçe kulüplerinde söylenen şarkılar gibi okuyanların şarkı söylercesine okumaları, dinleyenlerin de na'melerinden coşmaları için mi?
Yıldız falı, rüya ve istiharelerde başvurulması gereken bir kılavuz kitabı olması için mi?
Düşünmek ve anlamaksızın, sabah akşam papağanlar gibi tekrarlanması için mi?
İlk müslümanlara dünyanın kapılarını açan bu kitap, bugün karanlık bir odada üzerine tozların birikmesi için mi indirildi?
Ey Rabb'imiz, sana sığınırız!
Sen yüce Kitabını, bütün bunlar için indiredin!
Şüphesiz insanların, âyetlerini düşünmeleri ve kendilerine aydınlatıcı bir meş'ale olması için indirdin!
İnsanları mesajıyla müjdelemek ve uyarmak için indirdin!
Ölülere değil, yaşayanlara ait bir kitap olması için; müslümanların ferdî ve içtimaî yaşantılarında prensip ve sistemlerini edinmeleri için indirdin!
Ey Allahım!
Senin bizim için çizdiğin mutluluk yolunu kaybettik ve kaybolduk Kur'ân'ın yolundan ve hedeflerinden yüz çevirmemiz sonucunda, ayrılık ve anarşi belâsına düştük, hayatın basit değerleri içinde eridik.
İlâhî kitaplarını inkâr eden geçmiş ümmetlerden hiç bir ümmetin başaramadığı derecede, onun kavram ve hedeflerini değiştirdik. Ölülere okuma karşılığında alman bir kaç kuruşu geçim vasıtası yapan herhangi bir kimseyi daha önceki topluluklarda görmüyoruz.
Doğru yola girebilmek ümidiyle, tebliğ için bizden söz bekleyen milyonlarca insan kitlesini de kaybettik.
Savaş sanayiini geliştirdiklerinden dolayı kendilerine ve bizlere tehlike oluncaya kadar bunların hepsini ihmal ettik.
Resulullah 14 asır önce, şunu hatırlatarak bizleri uyarmıştı:
“Sizlere, tutunduğunuzda; sapmayacağınız birşey bıraktım: Allah' in Kitabı ve elçisinin sünneti.[4]
Bizden öncekiler, hu uyarıya kulak vererek Kitab'a sarıldıkları; ve onu yaşam sistemi için bir yöntem, gündelik hayatlarında bir mihenk noktası kıldıkları için, çok kısa zamanda insanlığın lideri ve dünyanın efendisi olmuşlardı.
Evet, Kur'ân'ı çokça okuyoruz, ancak bu okuma ses telleriyle okumaktan öte geçememektedir. Bizden evvelkilerin okuduğundan daha fazla okuyoruz; fakat anlamaksızın ve düşünmeksizin!... Bu yüzden seleften bazılarının söylediği, “Nice Kur'ân okuyucusu vardır ki, Kur'ân onları lanetler” sözü, bizim hakkımızda gerçekleşmiştir.
Öyleyse, gafletimizden tevbe etmeliyiz!
Hatamızdan dönmeliyiz!
Alimlerimizin bu tür bid'at ve münkerlerle savaşmaları bir görev değil midir? Bu tür çabalara katılmıyorlarsa bile, bu sahada çalişanların önünü açmaları, onlara lâkaplar takmak, dinden çıkmakla itham etmek gibi engellemelere kalkışmamaları gerekmez mi?
Artık, daldığımız bu derin uykudan silkinerek, siyâsî, iktisâdi, içtimaî ve ailevî problemleri ve tehlikeîeriyle bizi kuşatan bu zor asrı anlamaya çalışmalı ve Allah'ın Kitabına dayanmalıyız. Onu, hayatta takip edilecek bir metod, hayatı bütünüyle kuşatan bir nizam olduğunu düşünerek okumalıyız.
Bu eserde, Kur'ân'ın yüce değerini düşürmek ve maddî menfaat temin etmek kasdıyla, ölüler için okunan Kur'ân'ın sevabının kendilerine ulaşacağına dair şuursuzca sürdürülen yalana, mezara okuma efsanesine karşı, yalancıların uydurmalarından alıkoyacak, bu batıl iddiaları çürütecek sıhhatli deliller bulacaksınız.
Bu bölümü, bir düşünürün şu sözleriyle bitirmek istiyorum.
“Sen ey müslüman! Kavrayış ve yaşamanda Kur'ân hikmetini elde etmediğin müddetçe, din simsarlarına ve bilgiyi gizleyenlere esirliğin devam, edecek!
Gerçekte bu kitap, senin hayatının ve gücünün kaynağı iken, senin onunla ilişkin ancak ölüm vakti geldiğinde, kolayca vefat edebilmen için üzerine okunan Yasîn Sûresi olmaktadır.”
Hayret, nasıl oldu da, sana hayat ve kuvvet bağışlaması için indirilen bu Kur'ân, şimdi kolayca ve rahatça ölmen için okunmaktadır?!
İşte, İslâm'dan uzak bu öldürücü geleneğe, karşı devrim gereklidir.
Şirkleri ile Kur'ân öncesi Arapları geçen bu taifiyle uğraşmak gerekmektedir. Bunlar çok kötü bir durumda bulunan ölülere ve çürümüş kemiklere koşmaktadırlar, halbuki onlar cansız değil midir? Allah'ın aşağıdaki ayette nitelediği cahilye Araplarının aksine Allah'a daha çok yaklaştırmaları için bunları dost edinip, kurban keserek, adaklar adıyorlar ya da, ihtiyaçlarını arzediyorlar:
“Gemiye bindiklerinde dini Allah'a has kılarak, O'na yalvarırlar. Ama canları karaya ulaştırınca, hemen ortak koşarlar. [5]
Allah'ın Kitabını bırakmaları yüzünden, şirkleri kalplerinde kökleşen, vicdanları körelen, düşünme yetenekleri kaybolan bu kabircileri, Allah bir çok ayette alaya almakta ve böylece onları, yardım istedikleri ölülere bırakmaktadır:
“Kıyamet günü kendisine cevap veremeyecek Allah'ın dışındaki kimselere yalvarandan daha sapık kim vardır? [6]
“Allah'ın dışında taleplerinizi ilettikleriniz, hiç bir şeye sahip değildirler! [7]
Düşünürlere ve âlimlere sesleniyorum:
Gelenek ve göreneğin, bid'at, hurafe ve efsânelerinden dinimizi arındırmamız şarttır! Kalkınma ve yükselmemizi sağlayacak olan dini anlayışı ıslah meşalesini tutuşturmalıyız...
Başarı Allah'tandır!.. Ben O'na dayandım ve O'na yöneliyorum...[8]
Mahmud Mehdi İstambulî
[*] AYET ANLAMLARI
Sen ölülere duyuramazsın! [9]
Sen kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin! [10]
İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır! [11]
...Sizler ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz! [12]
Herkesin kazandığı iyiliğin sevabı kendine, yaptığı fenalığın zararı da yine kendinedir. [13]
YAZARIN ÖNSÖZÜ
0.0.1. Hamd Allah'a; selâm, seçtiği kullarına, Resulün yol gösterdiği, Resul ile yetinen ve saptırıcıların bid'atlerinden kendilerini koruyan kimseler üzerine olsun. 0.0.2. Bir din kardeşimiz bize, okunan Kur ân'ın sevabının ölüye ulaşması konusunu sordu. Bu kitapta yer aldığı şekilde cevap verdik! [14]
1. PEYGAMBERİN KABİR ZİYARETİ
KONUSUNDA SÜNNETİ
1.0.1. EM Dâvud (V. 275/888), Sünen isimli eserinde, Peygamberin ölüyü gömdükten sonra, ayakta durup “Kardeşiniz için bağışlanma dileyiniz, onun için sebat isteyiniz; çünkü, şu anda onun sorgulaması yapılıyor. dediğini nakleder.” Yine Ebu Dâvud (V. 275/888) ve diğerleri hasen bir isnadla, Peygamberin ölüyü kabre koyduktan sonra, “Allah adıyla, Allah elçisinin dini üzere dediğini haber verir.” 1.0.2. Bu hadislerde ne Hz. Peygamberin, ne de ashabından birinin, bugünkü okuyucuların yaptığı gibi, kabir başında herhangi bir sureyi okuduğu belirtilmemektedir. Müslim {V. 261/875) Sahihinde, Ebu Hureyre (V. 59/679 kanalıyla gelen: “Peygamber annesinin kabrini ziyaret etti, ağladı ve çevresindekileri ağlattı. Sonra 'Ona istiğfarda bulunmam için Kahirimden izin istedim. Fakat izin vermedi. Kabrini ziyaret için izin istedim, verdi. Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü, ölümü hatırlatır.” [15]
Rivayeti de aynı şeyi belirtir. Başka bir rivayette de “Onda ibret vardır. Çünkü, dünyadan uzaklaştırır ve ahireti hatırlatır.” dediği nakledilir.
1.0.3. Hz. Peygamberin sünnetinden anladığımız; O'nun istiğfar ettiği, ama Knr'ân okumadığıdır. Nakle ve akla uygun olan da budur. [16] Dini hükümlerin, onunla ilgili âdab, helâl ve haramı bildiren Kur'ân ayetlerinin (ölüye) okuaımssuıa gelince; bunun ölüye hiçbir faydası yoktur.[17] Bu konuda Kur'ân ve sabit olan sünnet de bunu ifade eder.[18]
1. Öldükten Sonra İnsanîn Yararlanacağı Şeyler
1.1.1. Evet! ölü, İslâm şeriatının Allah'ın kitabında ve elçisinin sünnetinde belirttiği her şeyden yararlanır. Müslim (V. 261/875) Sahih isimli eserinde Peygamberin:
“İnsan öldüğünde, üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i cariye (devam eden sadaka), faydalanılan ilim ya da kendisine dua eden salih bir evlat.” [19] dediğini kaydeder.
1.1.2. Ölü, İbn-i Mâce (V. 275/888) ve İbn-i Huzeytne (311/923)'nin rivayet ettikleri şu hadiste yer alan şeylerden faydalanır: “Ölümünden, sonra mü'mine ameli ve iyiliklerinden; ulaşan şeyler; öğrettiği ve yaydığı ilim, yetiştirdiği salih evlât, miras bıraktığı mushaf veya yaptırdığı mescid, yahut yolcular için yaptırdığı ev veya akıttığı nehir ya da hayatında ve sağlıklı iken malından ayırıp verdiği sadakadır. Bütün bunlar ölümünden sonra kendisini bulur.” [20]
1.1.3. Ölen kişi, ortaya koyduğu ve kendisinden sonra da devam ettirilen güzel bir âdetten. Ölümünden sonra da faydalanır. Nitekim Müslim (V. 261/875), Sahih isimli eserinde Resul'ün:
“Kim İslâm'da güzel bir sünnet ortaya koyarsa, onun ecri ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin ecri de kendisinedir. Onların ecirlerinden hiçbir şey eksil(til)mez.” [21] sözünü nakleder.
1.1.4. Ölü, kendisi için verilen sadakadan da faydalanır.[22] Peygambere gelen bir adamın: “Annem vefat etti. Ben onun için sadaka verirsem, ona. faydası olur mu?” şeklinde bir soru sorduğu ve Peygamberin de buna “evet” [23]dediği kayıtlıdır. Müsned ve Sünende, Sa'd h. Ufeâde (R.A.)'den şöyle bir rivayet yer almaktadır: “Ey Allah'ın elçisi! Sad'ın annesi öldü. Hangi sadaka daha cidaldir? Peygamber 'su1 dedi. Bunun üzerine Sa'd bir kuyu kazdı ve 'bu Sa'd'ın annesi içindir' dedi. Böylece ölünün evlâdından faydalandığı sadakalardan olan suyu dağıttı.” [24]
1.1.5. Müslim, (V. 261/875) Sahihinde, bir adamın Hz. Peygamber (S.A.V. )'e şöyle dediğini rivayet eder: “Babam bir miktar mal bıraktı ve herhangi bir vasiyette de bulunmadı. Onun yerine sadaka versem olur mu? Peygamber 'evet' dedi.” [25]
1.1.6. Ölü; müslümanların dualarından ve kendisine mağfiret dilemelerinden de faydalanır. Allah Haşr Suresinin 10. ayetinde “Rabbiiniz, bizi ve bizden önce inanmış kardeşlerimizi bağışla.” buyurmaktadır. Sünen'de de şu merfû rivayet yeralmaktadır:
“Cenaze namazı kıldığınızda, içtenlikle cenazeye dua ediniz.”
1.1.7. İşte bu konuda, ölülerin hayattakilerden faydalanabildiklerine işaret eden rivayetler bunlardır. Görüldüğü gibi bunların içinde ölülere Kur'ân okumanın cevazına işaret eden hiçbir delil, hatta böyle bir cevazın kokusu bile yoktur. Yine Yasin, gibi özel bir sure veya bunun dışında herhangi bir sureyi okumak, yahut İhlâs suresini bin kez okumak, bin kere “La ilahe illallah” demekle (günahlardan) kurtulacağına dair bir şey yoktur.[26] İnşaallah, bu kitapçıkta, sizlere müfessirlerin, hadis otoritelerinin, usulcülerin ve tanınmış mezhep imamlarının görüşlerini sunacağız. Bu deliller, bugün halkın matem ve kabirler ile ilgili adetlerinin İslâm Şeriatı ve Peygamberin sünneti ile hiçbir şekilde bağdaşmadığını ortaya koyacaktır. [27]
II. MÜFESSİRLERİN GÖRÜŞLERİ
1. İbn-İ Kesir (V. 774/1372)
2.1.1. “Yoksa, Musa ile sözünü yerine getiren İbrahim'in kitaplarında olanlar kendisine bildirilmedi mi?: 'Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. İnsana ancak çalışmasının, karşılığı vardır. Çalışması şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.” [28] ayetini İbni-i Kesir (V. 774/1372) şöyle açıklamıştır: Allah'ın “Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını bile olsa, yükünden bir şey taşınmaz.” [29] ayetinde de buyurduğu gibi, küfür veya herhangi bir günah işlemekle zulmeden her nefis, bunların ağırlığını taşıyacaktır. Bu yükü hiçbir kimse ondan alıp yüklenecek değildir. Ve yine “İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır.”[30] ayetinde de ifade edildiği gibi; nasıl başkasının yükü kendisine taşıtılmıyorsa, aynı şekilde kişiye kendisi için kazandığından başkası da yoktur.
2.1.2. İmam İbn-i Kesir, devamında şunları kaydetmektedir: Şâfü (V. 204/819), (Allah rahmet eylesin) ve takipçileri bu ayeti kerimeden, Kur'ân okumanın sevabının ölüye ulaşamayacağı hükmünü çıkarmışlardır. Çünkü bu onun ne yaptığı bir iş, ne de kazancıdır. Bunun içindir ki, Resulullah (S.A.V. ) böyle bir şeyi ümmetine açıklamamış, onları buna teşvik etmemiş ve ne nass, ne de ima ile onları, buna yöneltmemiştir. Bu konuda hiçbir sahabeden de bir nakil yoktur, zaten iyi bir şey olsaydı, onlar bizden önce yaparlardı. İbadetlerle ilgili hususlar, sadece nasslara dayanır. Bu hususta kıyas ve reyler geçerli değildir. Dua ve sadaka [31] konusunda ise; bu ikisinin ölüye ulaşacağında icmâ edilmiştir. Aynı zamanda bunlar hakkında Şâri'den nass vardır.
2.1.3. İmam, açıklamasına şu şekilde devam etmektedir:
Müslim (V. 261/875), Ebu Hureyre (V. 59/679)'den Peygamberin:
“İnsan öldüğünde üç şey dışında ameli kesilir: Kendisine dua eden salih bîr evlât, kendisinden sonra devam edecek bir sadaka (sadaka-i cariye) ve faydalanılan ilm.”[32] hadisini Sahih'inde kaydeder. Sayılan bu üç şey aslında kişinin kendi çalışması, gayreti ve amelinden ibarettir. Nitekim diğer bir hadiste Peygamber:
“Kişinin yediğinin en iyisi kendi kazancından) olanıdır. Çocuğu da kendi kazanclardandır.”[33] buyurmuştur. Vakıf ve benzeri sadaka-i cariyeler de insanın kendi amelinin izlerini taşıyan şeylerdir. Allah da şöyle buyurmaktadır: “Ölüleri dirilten, işledikleri ve eserlerini yazan, şüphesiz Biz'iz.”[34] Kişinin insanlar arasında yaydığı ve insanların da uyduğu ilim de onun çalışma ve amelinden sayılır. Yine Müslim; (V. 261/ 875), Sahih'inde şu rivayete yer vermektedir:
“Kim doğru bîr şeye çağırırsa, ona uyanların ecri kadar ecirlerinden bir şey eksîl (til) meksizin ecir kendisine verilir.”[35] alıntısıyla açıklamasını bitirmektedir.[36]
2. Şevkânî (V. 1250/1834)
2.2.1. Şevkânî “İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır ”[37] ayetinin yorumunda:
“İnsana yalnızca amelinin ve gayretinin karşılığı vardır ve hiç kimse başkasının yaptıklarından bir karşılık görmez. Bu umûmi hüküm, Allah'ın “Çocuklarım da onlara katarız.”[38] ayeti ile Peygamber ve meleklerin, kullara şefaat edeceklerini bildiren nasslar ve dirilerin ölülere yapacağı duanın meşruiyeti gibi hususlarla tahsîs edilmiştir. Yukarıdaki ayet, 'bu gibi hususlar sebebiyle nesh edilmiştir' diyen, doğruyu söyleyememektedir. Çünkü, hass âmm'ı nesh etmez, ancak tabsîs eder. Kendi ameli olmadığı halde, insanın yararlanacağı şeyi bildiren her delil yukarıdaki ayetin umûmî manasını tahsis eder...” demektedir.[39]
3. Reşid Rıza (V. 1354/1935)
2.3.1. Reşid Rıza Enam süresindeki “Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Hiçbir günahkâr, bir başkasına günah yükünü yüklenmez.”[40]ayetini uzun bir şekilde işledikten sonra, elde ettiği sonucu şöyle belirtmektedir: “Kur' ân ve zikirlerin okunup sevabının ölülere hediye edilmesi, okuyanlara ücret verilmesi [41] ve bunun için vakıflar kurulması gibi yaygın âdetler, meşru olmayan bid'atlardır. 'Iskatu's-Salât' adını verdikleri şey de böyledir. Dinde bunların bir aslı olsaydı, Selef bunu bilirdi. Biliyor olsalardı bununla amel etmeyi ihmal etmezlerdi!..”
2.3.2. Reşid Rıza açıklamasına aşağıdaki şekilde devam etmektedir:
“Yasin suresini ölülere okumayı tavsiye eden hadis (!) sahih değildir. Bununla, ölüm halindeki kimseler kastedilmiş bile olsa. Muhaddis Dâre Kutnî (V. 385/995)nin de ifade ettiği gibi bu konuda hiçbir sahih hadis yoktur.”
2.3.3. “Bil ki: Şehir ve köylerde yaygın bulu’nan, ölülere “Fatiha suresi”ni okumak gibi hususlar hakkında sahih veya zayıf hiçbir hadis varid olmamıştır. Bilâkis, bu gibi şeyler; yukarıda geçen katî nasslara aykırı bid'atlerdir. Fakat, bu durum, alim kisvesine bürünen kişilerin sükûtu ve kabullenmeleri, ayrıca halkın uygulamasıyla müekked sünnetler veya kesin farzlar derecesine gelmiştir.”
2.3.4. “Sözün özü: Bu mesele, selefi salihin'in ilk tabakasının, ameline, kitap ve sünnet nasslarına bırakılması gereken kulluk işlerindendir.”
2.3.5. “Biliyoruz ki; açık Kur'an ve Sahih hadis nasslarından anlaşılan kaideye göre; ahirette insanlar, ancak kendi amellerinin karşılığını göreceklerdir.
a - “O gün kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gündür.” [42]
b - “Babanın çocuğunun yaptığından dolayı ceza görmeyeceği, çocuğunun da babasının yaptığından dolayı ceza görmeyeceği bir günden çekinin!” [43]
c - Hz. Peygamber (S.A.V. ) de en yakın akrabalarına Rabbinin -emrini tebliğ etmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Amel ediniz. Çünkü ben, Allah'tan gelecek bir şeyi sizden savamaîlı.”[44] Ahirette kurtuluş yolu, nefsi imanla, salih amelle temizlemektir.
2.3.6. Reşid Rıza, İbn-i Hacer (V. 852/1448)' le ilgili şu alıntıyı yapmaktadır: İbn-i Hacer'e, Kur'an'dan bir bölüm okuyan ve duasında “Allah'ım! Okuduğumun sevabı ile Efendimiz Resulullah (s-a.v.)'nı şerefini arttır.” diyen kimse hakkında soruldu. Cevabı:
“Bu sonraki okuyucularını ortaya çıkardığı bir şeydir. Bu konuda seleften varid olmuş bir şey bilmiyorum.” olmuştur.
2.4.1. (Biz diyoruz ki):
Allah'ın Kitabından bir ayet dahi anlamayan şeyh taslakları, şu ayet ve sahih hadisleri de anlamamışlardır.
a - “Elçinin verdiklerini alınız.” [45]
b - “Kim, bizim, emrimiz olmayan: bir iş yaparsa, o geri çevrilir.” [46]
c- “İşlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkarılan şeylerdir. Sonrada”n çıkarılan her şey bid'at ve her bid'at dalâlettir.” [47]
İşte bunlar, Kur'an'la beslenenlerdir.[48] Hesapları Allah'a aittir.[49]
III. HADİS OTORİTELERİNİN GÖRÜŞLERİ
1. Nevevî
3.1.1. İmam Nevevî (V. 677/1278) Müslüm şerhinde, ölü adına verilen sadakanın sevabının kendisine ulaşması bölümünde, Hz. Âişe (V. 57/677)'nin rivayet ettiği:
“Bir adam Resulullah (s.a.v. )'a gelerek 'Ey Allah'ın elçisi! Annem hiçbir vasiyette bulunmadan aniden öldü. Zannediyorum, konuşsaydı (bir şeyler) tasaddukta bulunurdu. Ben onun yerine sadaka versem, sevabı ona ulaşır mı?' diye sordu. Resulullah da 'Evet' buyurdu.”[50] hadisini şu şekilde açıklamaktadır: Bu hadisten anlaşılıyor ki; ölü için verilen sadaka, ölüye fayda verir ve sevabı kendisine ulaşır (la). Ulemânın icması da bu şekildedir. Aynı şekilde âlimler bu konuda varid olan nasslara dayanarak, duanın ve borç ödemenin de ölüye erişeceğinde icma etmişlerdir. Ölü niyetine hacc etmek [51] oruç tutmak [52] da, bu konuda sahih hadisler olduğundan sahihtir. Mezhebimizde meşhur olan görüşe göre, Kur'ân okumanın sevabı ölüye ulaşmaz. [53]
2. San'ânî
3.2.1. İmam San'âni (V. 1182/1768) Subulu's-Selâili isimli eserinde, İbn-i Abbas (V. 68/687)' ın “Allah elçisi (s.a.v. ) Medine'nin kabirlerinin, yanından geçerken, yüzünü onlara çevirdi ve 'es-Selâmu aleykum, ey kabir halkı! Allah bizi ve sizi bağışlasın. Sizler bizim, selefimizsiniz, bizler de arkranızdan geliyoruz.” [54] rivayetini şu şekilde değerlendirmektedir:
Hadiste, insanın birine dua ettiği yahut mağrifet dilediği zaman önce kendi nefsinden başlaması ve kendisi için dua etmesi, mağrifet. dilemesi gerektiğine delil vardır. Bu konuda Kur'ân'î dualar da varid olmuştur.
a - “Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla...” [55]
b - “Kendi günahın ve müminler için bağışlanma dile.” [56]
Şüphesiz, hadisten, anlaşıldığına göre; bu ve benzer dualar, ihtilafsız ölüye faydalıdır. Bunun dışında ölüye Kur'ân okumaya gelince, Şafii (V. 204/819) bu konuda (bu ölüye ulaşmaz [57] dedi.[58]
3. Şevkanî
3.3.1. İmam Şevkanî (V. 1250/1834), -Allah rahmet eylesin- Münteka şerhinde: “Şafii'nin ve arkadaşlarından bir grubun meşhur olan görüşleri; Kur'ân okuma sevabının Ölüye ulaşmayacağı şeklindedir.” demektedir.
3.4.1. [Biz diyoruz ki], Beybakî (V. 448/1056) nin Peygamberden rivayet ettiğ: “Evlerinizde Bakara suresini okuyunuz, onları kabirlere çevirmeyiniz!” [59] ile “Evlerinizde namaz kılınız, onları kabir edinmeyiniz!”[60] hadisleri, Kur' ân'ın ölülere fayda vermeyeceğini ve kabirler üzerinde Kur'ân okunamıyacağını açık bir şekilde gösteren delillerdendir. Hadisi Tirmizî (V. 279/892), Nesâi (V. 303/915), Ebu Ya'lâ (V. 3Ü7/919) ve Ziya el-Makdisi rivayet etmişler, Suyutî (V. 911/1505) de camiu's-sağır'da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Ölülere fayda versin diye Kur'ân okunması meşru olsaydı, "müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli olan Peygamberimiz “Evlerinizde Kur'ân okuyunuz ve namaz kılınız, onları kabirlere çevirmeyiniz!” buyurmazdı! Çünkü, kabirler Kur'ân "okuma ve namaz kılma yeri değildir. Bunun s içindir ki; Hz. Peygamberin kabirlerde Kur'ân okuduğuna dair senedi sahih veya hasen kabul edilebilir hiçbir hadis gelmemiştir. Hayatı boyunca defalarca kabirleri ziyaret etmiş ve bu ziyaretlerin keyfiyetini de insanlara öğretmiş olmakla beraber, Hz. Peygamberin bir defa bile olsa böyle yaptığına işaret eden bir şey yoktur.[61]
IV. DÖRT MEZHEB İMAMLARININ GÖRÜŞLERİ
1. Ebû Hanife
4.1.1. İmam Molla Ali el-Kârî, Fıkhu'1-Ekber [62] şerhinde “Kabirlerde Kur'ân okumak Ebu Hanife (V. 150/767), İmam Malik (V. 179/ 795) ve bir rivayette de Ahmed b. Hanbel (V. 241/855)'e göre mekruhtur. Çünkü kabirlerde Kur'ân okumak sonradan ortaya çıkma bîr şeydir,” Bu konuda herhangi bir sünnet de yoktur. İhya şârihi [63] de bu görüştedir.
4.1.2. İmam Birgivî (V. 1575), Tarîkatu'l Muhammediye isimli eserinin bâtıl ve bid'at olan işlere ayırdığı üçüncü bölümünde: “Bunların üzerinde çokça duran insanlar, bunların Allah'a yakınlığı sağladığımı zannederler” demekte ve sözlerine şu şekilde devam etmektedir: “ölünün vefat ettiği günde veya daha sonra yemek ve ziyafet verilmesini, ruhu için Kur'ân okuyan, teşbih ve tehlilde bulunanlara para verilmesini vasiyyet etmesi bu kabildendir. Bütün bunlar kötü ve bâtıl hidratlardır. Bunun için para almak haramdır. Kur'ân okumayı ve zikri dünya menfaati için yapmış olduğundan dolayı asidir.” dedi.
4.1.3 Sahih-i Buhârî Sarihi imam Allâme Aynî (V. 855/1451); “Dünya malı için okuyan okumaktan menedilir. Bu konuda ücret alan ve veren günahkârdır.” demektedir.
4.1.4. Hanefî fıkıh kitaplarından olan Hidaye şerhi'nde, Tacu'ş-Şeria şöyle demektedir: “ücretle okunan Kur'ân'ın sevabı, ise ölüye, ne de okuyana ulaşır.” [64]
2. Şafiî
4.2.1. İmam Şafiî (V. 204/819) Kur'ân okumanın sevabının ölüye ulaşamıyacağına dair, şu ayeti ve hadisi delil getirmiştir:
a - “İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır.” [65]
b - “İnsanoğlu öldüğünde üç şey dışında ameli kesilir...” [66]
Nevevî (V. 677/1278), bu hadisin yorumunda şu açıklamaya yer vermektedir:
“Kur'ân okumaya, sevabını ölüye hasretmeye ve ölü niyetine namaz kılma ve benzeri şeylere gelince; Şafiî ve cumhur; bunların ölüye ulaşmaya
cağı görüşündedirler.” Nevevî bunu, Sahili-i Müslim'i açıklarken çeşitli yerlerde tekrar etmiştir.
4.2.2. Nevevî açıklamasının devamında ise; İbn Nahvi'nin Şerhu'l-Minhac isimli eserinde yer alan şu cümlesini nakletmektedir: “Bizce meşhur olan görüş odur ki; Kur'ân okumanın sevabı ölüye ulaşmaz.”
4.2.3. el-Iz b. Abdu's-Selâm'a Kur'ân okumanın sevabının ölüye ulaşıp ulaşmayacağı konusu soruldu:
“Kur'ân okumanın sevabı, sadece okuyana mahsustur, başkasına ulaşmaz.” diye cevapladı. Devamında:
“Hayret bir şey M, bir kışını insanlar bunun ulaşacağını rüyalarla ispat etmeye çalışıyorlar. Halbuki rüyalar, hüccet değildir.” dedi. [67]
3. Mâlik (V. 179/795)
4.3.1. Şeyh b. Ebî Cemre: “Kabirlerde Kur' ân okumak sünnet değil, bid'attır.” dedi. Medrhal isimli eserde de böyledir Şeyh Dırdır, Şerhu's-Sagîr isimli eserinde ölüm anında ve daha sonra, kabirler üzerinde Kur'ân okumayı uygun görmediğini belirtmiştir. [68] Çünkü bu, selefin yapmadığı bir şeydir. Onların yaptıkları, bağışlanma, rahmet ve dua etmekidi. Allâme Adevî'nin Ebu'l-Hasen Şerhi üzerine yazdığı haşiyede de bu şekilde belirtilmiştir. [69]
4. Ahmed B. Hanbel (V. 241/855)
4.4.1. İmam Ahmed (V. 241/855), kabir üzerinde okuyan biri gördüğünde:
“Ey falan kişi! Kabir üzerinde Kur'ân okumak bid'attır.” dedi. Bu, selefin çoğunluğunun görüşüdür. İbn-i Hanbel'in arkadaşlarının önde gelenleri de bu görüştedir. Yine, İmam; “Öldükten sonra, ölünün üzerine Kur'ân okumak bid'attır.” ve “Selef, nafile olarak namaz kıldıklarında, oruç tuttuklarında, hacc ettiklerinde veya Kur'ân okuduklarında, bunların sevabını müslümanların ölmüşlerine hediye etmek adetini edinmemişlerdi. Selefin yolundan ayrılmamak gerekir.” dedi.
4.4.2. İmam Ebul-Hasan el-Bâ'lî: “Kur'ân okumaya karşılık ücret almak ve sevabını ölülere hediye etmek doğru değildir. Çünkü, bu konuda izin verildiğine dair ulema'dan nakledilen bir şey yoktur. Âlimler: 'Kur'ân okuyan mal içim okuyorsa sevabı yoktur. Böyle olunca zaten ölüye hediye edecek bir şey kalmıyor. Ölüye, ulaşan, ancak salih ameldir.” Sadece okuma için ücret alınacağına dair imamların hiçbirinden bir şey nakledilmemiştir. Ancak, Kur'ân öğretmek için ücret alınıp alınmayacağı hakkında ihtilaf etmişlerdir. Yani bir kısmı Kur'ân öğretmek için ücret alınmasının mubah olduğunu, diğer bir kısmıda bunun mubah olmadığını ifade etmişlerdir. Ve Şerhu'1-Iknâ kitabında da:
“Çoğunluğun görüşüne göre; Kur ân okumanın sevabı ölüye ulaşmaz. Sevabı onu okuyana aittir.” der.
4.4.3. “Ölülerinize Yasin okuyunuz...” hadisine gelince; bu hadis illetlidir. İsnadı çelişkili ve meçhuldür. Sahih olduğu farzedilse bile, katiyyet ifade etmez. Çünkü 'ölüleriniz' sözünden maksat, ölümü yaklaşan kimselerdir. [70]
V. USÛL ÂLİMLERİNİN GÖRÜŞLERİ
5.1.1. Tarîku'l-Vusul ilâ İbtâli'l-bid'a bi ilmi'l -Usûl isimli kitabın yazarı, değerli usul kaidelerini belirttikten sonra özetle şunları söylemiştir. Bu kaidelerden sonra bilesin ki, halkın yaptıklarının çoğu kötülenmiş bid'atlerdir. Bu konuda örnekler vereceğiz.
5.1.2. Ölülere rahmet olsun diye, kabir üzerinde Kur'ânı okumak. Hz Peygamber (s.a.v. ) ve arkadaşları bunu yapmayı gerektiren ölüye merhamet vb. sebepler de olduğu halde, böyle bir şey yapmamışlardır. Açıklanan kaide gereğince, bunu terk etmek sünnet, yapmak kötülenmiş bid'at oluyor. Allah elçisinin ümmetine fayda verecek ve rahmete sebep olacak bir şeyi terkettiği nasıl düşünülebilir? Resulullah hayatı boyunca böyle bir şey yapmamış, bir defa bile bir ölü üzerine Kur'an okumamıştır.
5.1.3. İhlâs suresini belli sayılarda okuma ve “Allah” lâfzını belli sayılarda tekrarlama. Kur' ân'ın bizzat kendisi okunması ve dinlenmesi ile okuyanı Allah'a yaklaştıran bir ibadettir. Bunda kimsenin kuşkusu yoktur. Tartışma konusu olan; ölüyü ateşten kurtarmaya vesile olsun diye okumadır. Biliyoruz ki; Kur'ân ölüler için değil, diriler için [71] inmiştir! İtaat edene müjdeci, asi olana uyarıcı olması için inmiştir. Nefislerimizi terbiye etmek ve ilişkilerimizi onunla düzenliydim, diye indirilmiştir. Allah diğer ilahi kitaplar gibi Kur'ân'ı da; amel edenlerin onun gösterdiği yol üzerinde hareket etmeleri ve hidayete ermek isteyenlerin onunla hidayet bulmaları için indirmiştir. Allah İsrâ suresinde:
“Gerçekten, bu Kur'ân en doğru yola iletir ve salih amel işleyen müminlere kendileri içki büyük bir ecir olduğunu, Ahirete inanmayanlara ise, acı bir azap hazırladığımızı müjdeler.” [72] buyurmaktadır.
5.1.4. İlâhî kitaplardan herhangi bir kitabın ölülere okunduğunu ve buna karşılık ücret ve sadakalar alındığını hiç duydunuz mu?! Allah, Peygamberinden şunu açıklamasını istemektedir: De ki:
“Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben kendiliğimden (bir şey) teklif edenlerden de değilim. Kur'ân âlemlere bir öğütten başka bir şey değildir. Onun mesajını bir süre sonra daha iyi anlayacaksınız.” [73]
5.1.5. Hz. Peygamber arkadaşlarına, onların ateşten kurtarılmaları ve azad olmaları için belli bir sayıda İhlâs suresini veya “Allah” lafzını okuyor muydu?! Üstelik ölenin derecesinin yükselmesine ve kötülüklerin örtülmesine lâyık olmayan biri olduğunu bilmesine rağmen, (böyle yapıyor muydu?)
Yoksa onun sünneti, arkadaşlarından birini gömmesi ve herkesi yaptıklarıyla başbaşa bırakması mıydı? Evet, onun sünneti ve yolu bu idi. Allah “And olsun ki, Resulullah'da sizin için ve Allah'a ve ahiret gününe iman edenler için güzel örnekler vardır.” [74] buyurmaktadır.
Biz de onu bir şeyi terketmekte olduğu gibi, bir şeyi yapmamada da örnek edineceğiz... (Tariku'l-Vusûl kitabının yazarının sözü bundan ibarettir.) [75]
VI. BÖLÜM
6.0.1. Vefatından sonra kabri üzerinde Bakara sûresinin son ayetleri ile Fatiha [76] sûresinin okunmasını İbn-i Ömer (V. 73/692) nin vasiyyet ettiği şeklinde kendisinden yapılan rivayet, senedi sahih olmayan şazz bir nakildir. Sahabeden hiçbir kimse bu haberi ona uygun görmemiştir. Yine Kafinin, et-Tekâsür, İhlâs ve Fatiha surelerinin okunup kabirdekilere hediye edilmesi rivayeti de Peygamberin sözlerine ve Sahabenin uygulamasına aykırı bir rivayettir. [77]
Bid'atler
6.1.1. Mezarlık kapılarında, cadde ve sokaklarda geçim, rızık için Kur'ân okunması bid' attır. Bu, Kur'ân'la çirkin bir ihtiyaç gidermedir. Aynı zamanda bu kişi Kur'ân'la imtihan olmaktadır. İslâm dini dilenmeyi kesinlikle haram kılmıştır. Hele bu Kur'ân konusunda ise, şiddetle yasaktır. Ancak âlimlerin varlıklı kimselere ve idarecilere, mali imkânlarını bu şekilde geçim sağlamaya çalışan körlere harcamaları, onları -kendilerine uygun ağaç işleri vs. gibi- bir iş alanında istihdam ederek üretici duruma getirmelerinin gerekliliğini anlatmaları bir zorunluluktur.
6.2.1. Kişinin vefat ettiği gün çadırlar kurulması taziyeye gelenlerin bin defa tehlil getirmeleri ve sevabını cenazeye bağışlamaları [78] bid'attır. Bunun aslı, bazı şeyh taslaklarının gördüğü söylenen rüyaların, cahil taraftarları arasında yayılmasıdır. Neticede taraftarlarınca sünnet(!) diye benimsenmiştir! Ayrıca, “Kim İhlâs sûresini bin kez okursa, kendisini cehennem ateşinden korumuş olur.” hadisi bir uydurmadır.
6.3.1. Kişinin vefatından itibaren her perşembeden 40. güne veya ilk bayrama [79] kadar üzüntüyü yenilemeleri için çadırlar kurmaları, okuyucular getirtmeleri bid'attır. Ahmed b. Hanhel ve İbn-i Mâce sahih bir isnadla Abdullah Becelî'den şu rivayeti naklettiler:
“Cenazenin gömülmesinden sonra cenaze sahiplerinin evinde toplanmaya ve yemek hazırlatma işine girişirdik” Şafiî, taziyede (uzun süre) oturmayı hoş karşılamıyordu. Evzâi (V.150/767)den de buna benzer şeyler nakledilmiştir. Ahmed b. Hanbel: “Bu (baş sağlığında uzun süre oturma) cahiliyye adetlerindendir!” dedi ve onu hoş karşılamadı.
6.4.1. Bayramlarda, ziyaret için erkek ve kadınların mezarlığa gitmeleri [80] okuyuculara ve diğer kimselere dağıtmak için hurma ve çörek getirmeleri bid'attır. Okuyucuların kabir üstüne oturmuş bayanlara “Bayan, burada bir sure okuyayım mı?” demeleri okuyucuların hatalarındandır. Birazcık okuduktan sonra verilecek ücret konusunda bayanlarla çekişmeleri, okuyucuların şahsiyetlerini ve değerlerini düşüren, gerçekten çirkin bir iştir. Bunun çaresi, idarenin bu saçmalıklara vukuundan önce engel olması ve bayanların mezarlığa gitmelerine müsamaha göstermemesidir.[81] Bu tür davranışları hatırlatmaları, tanımamaları âlimler üzerine nasıl bir görevse, bundan alıkoyabilecek kimselere de bu sorumluluk düşmektedir.
6.5.1. Ramazan ayında Kur'ân okuyucularının uyumayarak sabahlamaları, selefi salihin uygulamalarından olmadığı gibi, Allah elçisinin öğrettiklerinden de değildir. Güvenilir kitaplarda da bunun cevazına delâlet eden bir şey yoktur. Buhâri, Müslim, ve diğerleri tarafından nakledilen rivayette geldiği gibi: Peygamberin Ramazanın son on gününe kavuştuğundan kendisini hazırladığı, gecesini değerlendirdiği ve ailesini de uyandırdığıdır. Dinen istenen de Kur'ân'ı bölümler halinde anlıyarak okumaktır.
6.6.1. Resulün alemlere, rahmet olarak gönderildiğinden ve Kur'ân'ın şifa ve rahmet olarak indirildiğinden habersiz olarak bir topluluğa zarar vermek veya bir şahsı ortadan kaldırmak amacıyla 40 kez Yasin sûresinin okunması da bid'attır, Gerçek olan, Allah'ın Kur'ân'ı eşkialık yapmamız için indirmediğidir. Bu cahillere ait bir kusurdur. Ancak ilim sahibi geçinenlere ait olanı en iğrenci ve çirkin olanıdır.
Bunlar, Peygamberin “Dilediğin şey için Kur'ân'dan dilediğini al (ve yâsîn sûresini) istediğin niyyete oku” dediğini söyliyerek cahilleri saptırmışlardır. Bu ikisi de aslı olmayan bâtıl bir rivayettir!!.
6.7.1. Kehf sûresinin mescidlerde bilinen bir şekilde (koro halinde) okunması bid'attır. Matlûb olan hadiste yer aldığı gibi her müslüman' erkek ve kadının cuma günü okumasıdır.
a - “Kim, cuma günü Kehf sûresini okursa, onun için iki cuma arası bir nur meydana gelir.”
b - “Diğer bir rivayette: “Kendisiyle Beyt-i Atik arasında onun için. bir nur meydana gelir.”
Bu iki rivayet de zayıftır.[82] Bu iki rivayetten anlaşılan Kehf suresinin okunmasıdır. Zaten okuyuculardan herhangi birinin koroya uyum sağlıyarak okuması hem şer'an hem de; akılca uygun değildir. Hadiste “Bir kısmınız, diğerleri üzerine seslerini Kur'ân'la yükseltmesinler.”[83] denilmiştir.
6.7.2. İmam Ahmed, Müslim ve Nesâi “Kim, Kehf sûresinin son on ayetini okursa, Deccal'in fitnesinden emin olur.” [84] haberini merfû olarak rivayet etmiştir.
6.8.1. Halvetiyye tarikatı ve başka cemaatların yapmakta olduğu gibi tek bir sesle cemaat halinde Mülk sûresinin okunması bid'attır. Hadiste belirtildiği gibi, sürenin bizzat kendisinin okunması sünnettir.: “Şüphesiz, Kur'an' dan otuz ayetlik bir sûre, bir adama şefaat etti ve neticede bağışlandı. Bu 'tebâreke ellezi bi-yedihî el-mülk...' süresidir.” [85]
6.9.1. Kabirde sorgulama veya öldükten sonra cenazenin yıkanması anında hazır olacaklarına inanarak öğle namazından sonra Peygamberin ruhuna, ikindi namazından sonra Ömer' in ruhuna, akşam namazından sonra Osman'ın ruhuna ve yatsı namazından sonra Ali'nin ruhuna Fatiha okunması bid'attır. Bütün bunlar Allah'ın hakkında herhangi bir delil indirmediği bid'at ve hurafelerdir!..
6.10.1. Cuma namazında selâm verilmesinin akabinde namaz kılanlardan bazılarının birdenbire, “Efendim Hüseyin için el-Fatiha” veya “Efendim Bedevi [86] için” veya “bu niyetle el-Fatiha” denilmesi bid'attır. Bu kötü bîr bilgisizliktir. Niçin bilenler susarak bu konuyu tasdik ediyorlar? Gerçek olan: Toplumun, dinin emirlerini yerine getirmeme konusunda birleştiğidir. “Biz Allah içiniz ve O'na döneceğiz.” [87]
6.11.1. Göz değmesinden korunmak için, nazarlık veya muska şeklinde Kur'an'ın yaşlı ve küçüklere takılması veya arabalara asılması, yine bu amaçla Kitap'tan herhangi bîr bölü-ı mün yazılması da bid'attır. Uyuma anında Ayetû'l-Kürsi veya Felâk ve Nas sûrelerinin veya sünnette bu konuda gelen duaların okunması uygundur. [88]
6.12.1. Müşteri çekmek için satış yerlerine kartpostallara yazılı İnşirah sûresini asmak bid'attır. İstenilen; iyi muamele, iyi ahlâk, doğruluk ve fiyatlarla gelişi güzel oynanmamasıdır. Şüphesiz, müşteriyi çeken şeyler bunlardır. İslâm bu tür asılan şeyleri yasaklamış ve Peygamber “Kim, bir muska-nazarlık takarsa şüphesiz ortak koşmuş olur.” [89] buyurmuştur.
6.12.2. Peygamberin, “Üç günden daha az bir sürede (bitirerek) okuyan anlamamıştır.” [90] hadisinden dolayı, üç günden daha az bir sürede Kur'an'ın hatmedilmesi de bid' attır.
6.13.1. Bir mezar, cenaze veya kümbet önünden geçerken ellerini gökyüzüne doğru açarak kıbleye yönelmeleri ve bu makam sahibinin ruhuna “el-Fatiha” demeleri, duayı uzatmaları ve sonrada ellerini yüzlerine sürerek “Ey Efendim bizi muhafaza [91] et!” demeleri, onların uygulamakta oldukları cehalet, dalâlet ve bid'atlarıdır. Aynı şekilde bütün müslümanların ölülerine ve ölülerimizin ruhu için “el-Fatiha” demeleri, “Ya bayy, ya kayyum” lafızlarını ekledikten sonra Fatiha'yı okumaları da bid'attır.
6.14.1. Vatandaşların şehirden veya herhangi, bir yerden ayrılmaları durumunda vasıtaların harekete geçmesiyle Allah'ın velilerine, özellikle efendilerine el-Fatiha demeleri ve sûreyi okumaları daha sonra da (mezardakiler kastedilerek) (Ey ev halkı! Gönülleriniz bizimle birlikte olsun' demeleri bid'attır. Doğru olanı Allah'a sığınmaktır. Peygamber de:
“Talepte bulunduğunuzda Allah'tan isteyiniz. Yardımı istediğinizde de Allah'tan taleb ediniz.[92] Hilesin kî: İnsanlar sana fayda vermek hususunda biraraya gelmiş olsalar, Allah'ın senin için belirlediğinden fazla bir şey veremezler. Zarar vermek için toplansalar, Allah'ın sana yazdığından; fazla zarar veremezler, kalemler kaldırılır ve sabiteler açılır.” [93] buyurmuştur.
6.15.1. Yine ölüler adına paralar ve yıllık kurban adamaları, hatimler indirmeleri, dinde bir yenilik (bid'at) [94] olup peygamberlerin "sonuncusunun yoluna ve ona tabii olan âlimlere açık bir şekilde muhalefettir.
6.15.2. San'ânî (V. 1182/1768), Subulu's-Se-lâm isimli eserinde:
“Bu zamanda mezar, türbe ve ölülere adanan adalıların haramlığı, söz söylemeyi gerektirmeyecek kadar açıktır! Çünkü, adak sahibi kabir sahibinin fayda ve zarar verdiğine, hayrı sağladığına, şerrden alıkoyduğuna, üzüntüleri sevince, hastaları şifaya kavuşturduğuna inanmaktadır. Bütün bunlar putlara tapanlarla yaptıklarının aynısıdır ve puta adali adamanın haram olduğu gibi haramdır. Çünkü, bu açık bir şirk olduğundan harama girmiş olur. [95] Bundan alıkoymak ve bunu yasakların en büyüklerinden olduğunu açıklamak vaciptir. Zira bunları puta kulluk yapanlar işlemekteydi. Ancak zamanın geçmesiyle maruflar münkere, münkerler marufa dönüştü. Biz Allah içiniz ve Allah'a; dönücüyüz...” demektedir.
6.16.1. Ölüye verilen telkin de bid'attır. Bu konuda delil olarak getirilen hadis, İmam İbn-i Kayyım. (V. 51/1350)in Zâdu'1-Mead [96] isimli eserinde belirttiği gibi sahih değildir. Nevevî (V. 676/1277) ve başkaları da zayıf görmüş, San'âni (V, 1182/1768)'de Subulu's-Selâm [97] isimli eserinde bu görüşe katılmıştır.
6.16.2. Öyleyse, bunu uygulamak bid'attır. Çünkü telkin veren ölüye telkin vererek yeniden müslüman olmasını istemekle alaya sebep olmaktadır. Peygamberin bu konudaki sünneti gömme sırasında canlılara yapılan telkindir. Böylece onlara ölümü hatırlatmış oluyor. Bu uygulama, bu alandaki uygulamadan ne kadar farklıdır. Bu konudaki sünnet ne kadar güzel ve bid'at ne kadar kötüdür. Ve sünnete uymamak ne kadar çirkindir!
6.17.1. Cenazenin gömülmesi esnasında ezan okunması, normal toprak seviyesini aşacak şekilde kabrin yükseltilmesi ve üzerine bina yapılması bid'attır.
6.18.1. Bugün bir çok insanın yaptığı gibi mezar üzerine çiçekler, gül, hurma çubuğu vs. dikmek bid'attır. Bu selefi salihin (r.a.) uygulamasına terstir. Ölüye bir faydası da yoktur. Fayda salih amel işlemekte vardır. Buhârî ile başkalar tarafından, İbn-i Abbas (V. 68/687)' ten şu rivayet gelmiştir: Peygamberimiz iki kabir önünden geçerken “Şu ikisine azap edilmektedir. Büyük günahlardan dolayı azap görüyor değiller.[98] Bu ufak su dökerken sakınmıyordu, şu ise dedikoduyu bırakmıyordu. Sonra yaş bir hurma çubuğu istedi, onu ikiye ayırdı, iki kabir üzerine dikti ve “bunlar kurumadıkları sürece belki azapları hafifletilir.” dedi [99] Hattabi, Peygamberimizin kabir üzerine hurma çubuğu dikmesini ve “Yaş kaldığı sürece ikisinden azap belki hafifletilir” sözünü şu şekilde açıklamaya çalıştı:
“Bu, Peygamberlik nüfuzu açısından ve o iki kişiden azabın hafifletilmesi yolunda Peygamberin duasıdır. Yoksa bu, kuru hurma çubuğunda bulunmayan hususiyetin taze hurma fidanında bulunduğuanlamında değildir!” (Mısır Evkâr Bakanlığının matem, doğum günlerinde işlenilen bid'atlerle ilgili broşüründen özetlenmiştir)......
6.19.1. Şirk olan sığınma ve tevessül konusunda; halkın daha fazla saptırılması için tabut ve kabirin bir kumaşla örtülmesi ile cenazenin ziyaretçi dualarından mahrum bıraktığından dolayı müslümanlara ait olmayan mezarlıklara gömülmesi de bid'attır. Bid'atlerin en tehlikelisi ve münkerlerin en şiddetlisi cenazenin mescitler içine yerleştirilmesi, gömülmesidir. Peygamberimiz birçok hadislerinde şiddetli bir şekilde bunu yasaklamıştır. İçinde mezar bulunan mescitlerde namaz kılmak, zaruretin dışında caiz değildir. Peygamber mescidi içinde kılınan namazın sevabının bin rekat (kadar) değerli olması gibi özel sebepten dolayı bu hükümden istisna edilmiştir.
6.19.2. Konu açılmışken hatırlatmayı gerekli görüyorum. Önceleri Peygamberimizin kabri mescid içinde değildi. Bu ancak buna müsamaha göstermeyecek olan sahabeden hiçbir kimsenin kalmadığı Velid b. Abdu'l Melik döneminde mescidin genişletilmesi sırasında gerçekleşmiştir;..
6.20.1. Allah'a yaklaşılması amacıyla, mezarları ziyaret esnasında kabir önünde, ona yönelerek huşu halinde durması, öpmesi, salih kisilerin kabirlerinin eşiğine kendisini atması, kabre el sürmesi, çevresinde dolaşması, kandiller asması, mumlar yakması, ağaç ve pencere pervazlarına bez parçaları bağlaması bid'attır.
6.21.1. Salih kimselerin kabirlerini ziyaret için hazırlanarak özel yolculuğa çıkmak bid'attır. Peygamberin “ziyaret edilecek mescitler üçtür:
1- Mescid-i Haranı
2- Mescid-i Aksa,
3- Bu mescid.”[100] dediği rivayeti Buhârî ve Müslim'de yer alır. Diğer bir rivayette ise; “Ancak üç mescit için yolculuğa çıkılır:
1- Kâ'be mescidi,
2- mescidim ve
3- İlyâ mescidi” [101] ifadesi vardır.
6.22.2. Şüphesiz yok olmaya yüz tutan bu sünneti İmam İbn-i Teymiyye ihya etmiş ve bundan dolayı hapsedilmiştir. İbn-i Teymiyye'nin sözlerinden mezar ziyaretlerinin mutlak olarak yasaklandığını anlayan Şeyh Ebu Zehra, maalesef, bunu Şam'da gerçekleşen, İbn-i Teymiyye anma toplatsınıda şu ifadelerle anlatmıştır:
“Her ne kadar mezar ziyaretlerini İbn-i Teymiyye yasaklıyorsa da İbn-i Teymiyye'nin kabrini ziyaret etmemiz gerekir! İbn-i Teymiyye mezarları ziyaret için özel yolculuğa çıkmanın haramlığı ile özel bir yolculuk olmaksızın kabir ziyaret etmek arasını ayırmayı başaramamıştır!”
6.23.1. İşte, İmam Nevevi (V. 676/1277) “Peygamberin mezarı (çevresinde) dolaşarak tavaf etmek caiz değildir. Kabrin duvarlarına art ve karın dayandırılması mekruhtur.” sözleriyle, adem oğlunun efendisi ve ümmeti üzerine yüce bir değere sahip peygamber kabrinin ziyaret edebini bize anlatmaktadır. Bu edepler peygamberin sahih sünnetlerinden iktibas edilmiştir. Resul mertebesinde olmayan kişilerin kabirlerini ziyaret esnasındaki edepler konusunda bizim için ne kadar ders var. Bütün bunlar bizim putçuluk alanına düşmememiz içindir. Biz zannediyoruz ki güzel bir iş yapıyoruz.
Huleymî ve diğerleri “Onu öpmek ve el sürmek mekruhtur. Gerçekte edep ondan uzak durmaktır. Dağru olanda budur. Alimlerin sözleri üzerinde ittifak ettikleri de bundan, başka değildir.” demiştir.
6.24.1. Bu konuda halkın büyük bir çoğunluğunun muhalefeti kişiyi aldatmam alıdır. Çünkü, doğru yola uyma ve amel ancak bilenlerin sözleriyledir.[102] Kitlenin uydurmalarına ve bilgisizliğine iltifat gösterilmez!
6.25.1. Seçkin tabiî Ebu Ali el-Fudayl b. Iyad'ın sözü ne kadar yerindedir:
“Doğru yolu tut, takipçilerin az olması seni aldatmasın, sapıklık yollarından, kendini koru, helak olanların çokluğuna aldanma!” Kim, el sürmek ve benzeri davranışlar bereketi arttırır düşüncesini aklına getirirse, bu onun cehaleti ve gafletinin eseridir. Asü bereket; şeriatın ve alimlerin sözlerine uymakta vardır.Doğruya muhalefette, fazilet nasıl bulunur! (Menâsiku'1-Hacc isimli eser. sh: 268.)
6.26.1. İbn-i Teymiyye'nin Kaidet'ün Celile-Fi't-Tevessul ve'1-Vesile risalesinde şu bilgi yer almaktadır;
“Dört mezhep imamı ve diğer İslâm alimleri: 'Bir insan, Peygambere selâm getirmek istediğinde, kıbleye yönelir' dediler. Peygamber üzerine getirilen selâmın zamanı konusunda ihtilâf edilmiştir. Malik (V. 179/ 795), Şafii (V. 209/824) ve Ahmed (V. 241/855): “Hücreye yönelir ve o yönden selâmı getirir” demiştir. Ebu Hanife (V. 150/767) ise, imamların ittifakıyla dua etmek istediğinde hücreye yönelinmediği gibi “Selâm verilmek istenildiğinde hücreye dönülmez.” dedi.
6.27.1. Bugün müslümanların yaşadıkları bölgelerin çoğunda bu yönlendirici ilkeleri nerede görmekteyiz?!
6.27.2. Yukarıda, Kur'ân'la cenaze ve matem geleneğiyle ilgili münker uydurma ve bid'atlardan bazılarını belirttik. Bunların tümünden işleyenler kadar yaygınlaştırmaya çalışanlar ve bu konuda susanlar da günahtan sorumludurlar. Ayrıca, bunlar toplum servetinin gelişi güzel saçılıp savurulması ile imkânları tüketen sosyal ve mali zararlara da yol açmaktadır.
6.28.1. Şair ne güzel söylemiştir:
Üç şeyle ev sıkıntıya düşer: Düğün, matem ve ziyaret!
6.29.1. Maalesef, son dönem müslümanları İslâmı bilmemelerinden dolayı geçmiş atalarının yaptığı gibi hastaneler, eğitim kurumları ve savunma sanayisini güçlendirme gibi yararlı toplumsal projelerde, serveti harcamada cimrilik yaparlarken, hu tür haram bid'atlarda cömertliklerini sergileyebilmektedirler!..
6.30.1. Bana tanınan konuşma fırsatlarından birinde:
“Sizi ateşiyle uyaran, Allah'ın nefretini de üzerine çeken haram ve bid'atlerden olan matem, mezar ziyaretlerine, hurafeci okuyuculara ve diğer bid'atler de İslâm dünyasında bir günlüğü milyonlara ulaşan servet harcamalarının, İslâm aleminin bugünkü çehresini değiştirmeye yeteceğine ve böylece büyük dünya devletlerinden biri olacağına ben, kefilim” demiştim.[103]
DÜŞÜNMEDEN KUR'AN OKUMANIN MEKRUH OLMASI HAKKINDA BİR BÖLÜM*
Düşünmeden Kur'ân okuma mekruhtur. Bu konuda Abdullah b. Amr (V. 63 veya 73/ 682 veya 692)'ın rivayet ettiği “Üç günden daha kısa bir sürede Kur'ân okuyan anlamamıştır” hadisi ile gecesini Kur'ân okuyarak geçirdiğini anlatan kişiye, İbn-i Mes'ûd (V. 32/652)' un:
“Şiir mırıldandığın gibi bu Kur'ân'ı da öyle mi okudun?” rivayeti gelmiştir.
Yine bununla ilgili olarak, Peygamber Haricilerin vasfı konusunda “Kur'ân'ı okurlar, hançere ve boğazlarını aşmaz” ifadesiyle Kur'ân'ın lafızlarına dikkat etmelerine rağmen manasını anlamayı terketmelerini yermiştir.[104]
[*] OKUMA PARÇASI - II
Yerleşik Uydurma Ve Zayıf Rivayet Örnekleri
50. Kim anae-babasının kabrini her cuma ziyaret eder, her ikisinin veya babasının mezarında Yâsîn sûresini okursa, her ayet veya harf sayısınca günahları bağışlanır.[105]
Bu uydurma bir rivayettir. İbm-i Adiy (V. 365/975) eserinin Ebu Nuaym (430/1038) Ahbâru İsfahan ((2/344) isimli eserinde ve Abdulganî Makdisî Sünen'inde (2/91) Ebu Mes'ûd Yezid b. Halid kanalıyla Amr b. Ziyâd'dan o da Yahya b. Selim Tâifî'den o da Hişam b. Urveden, o da babasından, o da Aişe (57/ 676)'den, o da Ebu Bekir Sıddık (13/634) tan merfu olarak rivayet ettiler. Bir kısım hadisçiler hatırladığım kadarıyla İbn-i Muhibbi veya Zehebî (748/1347) olacak Makdisi'ye ait sünen nüshasının kenarına: “bu sabit olmayan bir rivayettir” ibaresini düştüler.
İbn-i Adiy bu isnadın aslı olmayan batıl
Dâre Kutni (385/995h bu “hadis uyduruyordu” dedi. Bu nedenle bir rivayet olduğunu Amr b. Ziyad anlatırken belirtti. Bu şahıs, başka hadis rivayetleri de bulunan Ebu'l Hasen Sevbâni'dir. İbn-i Adiy, bu rivayetlerden birinin uydurma olduğunu söyledi ve sözünü şöyle sürdürdü:
“Amr b. Ziyad'ın bu hadis dışında sika kişilerden aşırdığı güvenilir hadisleri olduğu gibi uydurmaktı da vardır. Hadis uydurmacılığı ile itham edilmiştir”
Cevzî (597/1200) Mevduat isimli eserinde, İbn-i Adiy'den rivayeti nakletmekle isabet etmiştir. Suyûti (911/1505) el-le'âlî isimli eserinde (2/440) “bu şahıs lehinde bir delil mevcuttur” diyerek, İbn-i Cevzî'yi eleştirdi. Sonra da daha önceki hadisin senedini getirdi. Ben, aynı şekilde bunun da uydurma bir rivayet olduğunu biliyorum. Bu rivayetin sadece zayıf olduğu iddia edilse bile, daha önceki rivayet için kanaatimce iki açıdan delil teşkil edemez:
Birinci nokta; ikinci rivayet, birincisine mana bakımından aykırıdır. İkincisi, birinci rivayetle ancak ziyaretin mutlaklığı konusunda birleşir.
İkinci nokta; Münâvi, Câmiu's-Sagîr'e yazdığı şerhte İbn-i Adiy'in yukarda geçen sözünü aktardıktan sonra aşağıdaki açıklamayı yaptı:
“Bundan dolayı ben, bu şahsın uydurmacı olduğu hakkındaki İbn-i Cevzî'nin hükmüne katılıyorum.” Musannif sözü geçen rivayete işaret ederek, bu şahıs lehinde bir delil olduğu görüşünü eleştirdi. Bü husus, ayrıca onların şu açıklamalarına da aykırıdır:
“Öne sürülen delillerin delil oluşları uydurma rivayetler konusunda geçersiz olup, ancak zayıf ve benzeri rivayetlerin takviyesi ile ilgilidir.”
Bu rivayetin, mezarlıklarda Kur'an okumanın müstehab oluşunun delâletine gelince, sahih sünnette buna delil olacak hiçbir şey yoktur. Sünnet, kabir ziyaretlerinde meşru olanın sadece onlara selam vermek ve ahireti hatırlamak olduğuna delâlet etmektedir. Selefinuy gulaması da bu şekilde olmuştur. Mezarlıkta Kur'an okunması ilk dönem "âlimlerinden Ebu Mâlik ve bir rivayette de Ahmed b. Hanbel'in hoş karşılamadıkları bir bid'at idi.
Zebîdî İhya şerhi (2/285)'nde şu açıklamaya yer verdi:
“Bu konuda bir sünnet gelmedi. Muhammed b. Hasan gibi,bir.rivayette de Âhmed b. Hanbel'in kendisine İbn-i Ömgr'in vefatından gömülme Bakara suresinin başlangıcı ve son üzerinde okunması vasiyeti nakledildiğinde okumayı rivayet edildi”
İbn-i Ömer'den "yapılan bu rivayetin senedinin sahih olmadığını, sahih olsa bile açıkça "anlaşılacağı gibî bunun mütlak olmayıp, ancak gömme" anındâ (orada, bulunanlara) okumaya delâlet edeceğini söylerim.[106]
[*] OKUMA PARÇASI - III
Yerleşik Uydurma Ve Zayıf Rivayet Örnekleri
169. Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an’ın kalbi de muhakkak ki Yasîn süresidir. Kim Yâsîn'i okursa Kur'ân'ı on kez okumuş gibi olur. [107]
Bu Tirmizi (279/ 892) Sünen'ınde (4/46), Dârimî (255/868) eserinde (2/456 Humayd b. Abdurrahman kanalıyla Hasan b. Salih'den, o da Harun Ebu Muhammed'den, o da Mukâtil b. Hayyân'dan, o da Katade'den, o da Enes'den merfu olarak naklettiler.
Tirmizî, “Bu garib-hasen bir rivayettir. Bunu ancak bu kanalla biliyoruz. Harun Ebû Muhammed meçhul bir kişidir Aynı konuda Ebu Bekir Sıddık'tan nakledilen rivayet isnad yönünden sahih değildir. Ebu Hureyre'den yapılan rivayetin isnadı ise zayıftır.” dedi.
Elimizdeki Tirmizî nüshasında da hadis hakkında garib-hasendir ifadesi yer almaktadır. Munzirî Tergîb (2/322) isimli eserinde, Hafız İbn-i Kesir tefsirinde (3/563) ve Hafız Tehzîb isimli eserinde, bu rivayeti aktarışlarında, Tirmizî'nin rivayeti hasen gördüğüne dair bir şey yoktur. Doğrusu rivayet zayıfsa da hakikatte sened zincirindeki Harun'dan dolayı uydurma bir rivayettir. Hafız Zehebî (748/1347) de Harun'u anlatırken Tirmizî'nin rivayet zincirinde sadece bu şahsın meçhullüğüne işaret ettiğini belirtip; “Ben de Kudâi (454/1062)'nin Şihâb isimli eserinde rivayet ettikleri ile itham ediyorum” dedikten sonra bu rivayeti nakletti. El-'İIel isimli eserinde (2/55-56) Ebu Hâtem de şu bilgileri verdi: “Bu rivayeti babama sordum. O da: “Bu Mukâtil b. Süleyman'dır. Bu rivayeti Mukâtil b. Süleyman'ın uydurup yazdığı kitabının ön kısmında gördüm. Bu, aslı olmayan batıl bir rivayettir” dedi.”
İsnad zincirinde görüldüğü gibi Tirmizî ve Dârimî'nin nakillerinde Mukâtil b. Hayyân geçmesine rağmen, hadiste otorite olarak kabul edilen imamlardan Ebu Hatem'in de sened halkasındaki Mukatil'in Mukâtil b. Süleyman (150/767) olduğu görüşüne katıldığımı söylerim. Bu durum belki de bir kısım ravilerin hatalarından kaynaklandı. Yukarıda geçtiği gibi Kudâî'nin söyledikleri de Ebu Hatem'i destekler.
Ayrıca Ebu'1-Feth Ezdi de Humeyd Ruasî' den yukarıda geçen Mukâtil ve Katade senediyle rivayeti nakletti. Ve sadece “Mukâtil' den” dedi. Onu bir yere nisbet etmedi. Bir kısım raviler bunu Mukâtil b. Hayyan zannederek rivayeti ona nisbet ettiler. Ezdî'nin bizzat kendisi de Veld'nin Mukâtil b. Hayyan hakkındaki “Yalancılığıyla meşhurdur” sözünü aktarır.
Zehebî: “Ebu'1-Feth de buna benzer sözler söyledi. Mukâtil b. Hayyan'ı Mukâtil b. Süleyman'la karıştırdığı kanaatındayım. Mukâtil b. Hayyan rivayeti güçlü, doğru sözlü biridir. Vekî'nin yalancılıkla suçladığı kişi Mukâtil b. Süleyman'dır” dedi. Daha sonra Ebu'1-Feth biraz önce zikredilen naklin isnadını verdi. Bunun üzerine Zehebî de şu sözüyle Ebu'l-Feth'i eleştirdi- “Bu şahsın Mukatü b. Süleyman olduğu açıktır.”
Zehebî'nin de ortaya koymaya çalıştığı ve Ebu Hatem'in de katıldığı gibi bu şahıs Mukâtil b. Süleyman ise bu rivayetin kesinlikle uydurma olduğunu söylerim. Çünkü Mukâtil b. Süleyman, Vekî' ve başkalarının da ifade ettiği gibi yalancının biridir.
Tirmizi'nin işaret ettiği ve zayıf gördüğü Ebu Bekir (kanalından gelen) hadisin herhangi bir metnine rastlıyamadım. Eb'u Hureyre'den yapılan rivayet hakkında ise Hafız İbn-i Kesîr 774/1372) “kuşkulu” olduğunu belirtti ve Ebu Bekir Bezzâr'ın Abdurrahman b. Fadl'dan, o da Zeyd b. Habbab'dan, o da Alkame'nin kölesi Humeyd Mekki'den, o da Ata b. Ebi Rabah'dan, o da Ebu Hureyre kanalıyla naklettiği rivayetin “kim Yâsîn'i okursa Kur'an'ı on kez okumuş gibi olur” kısmı bulunmaksızın rivayet edildiğini söyledi- Bezzâr da “Biz sadece Zeyd'in Humeyd'den rivayetini biliyoruz” dedi.
Hafız, Tabrîb isimli eserinde açıkladığı gibi, “bu Hunyd meçhul bir kişidir. Ve Bezzâr'ın şeyhi Abdurrahman b. Fadl da bilmediğim bir kişidir.[108]
BİLGİ YOKLAMASI
SORULAR
1- Kur'ân sözcüğü ne anlama gelir?
2- Kur'ân nasıl bir kitaptır? Diğer kitaplardan farkı nedir?
3- Kur'ân nasıl bir düzenlemeye sahiptjr?
4- Kur'ân anlaşılabilir mi? Bu konuda Kur'ân neler söylemektedir?
5- Kur'ân nasıl okunmalıdır? Kur'ân kendisinin nasıl okunması gerektiğini söylüyor mu?
6- Nüzul sırası ne demektir? Kur'an'ı nüzul sırasına göre okumanın yararı olabilir mi?
7- Bugünkü Kur'ân okuma yöntemi, yani bir ölçüde müzikli diyebileceğimiz okuma türü Kur'ân'i midir?
8- Kur'ân bir “din adamları” sınıfı kabul etmediğine göre, bazı devletlerdeki “Din İşleri Bakanlığı” veya “Yüksek Din Kurulları” gibi kurumların misyonu ne olmaktadır?
9- Kur'ân'ın getirdiği ilkelerin niteliği konusunda neler söyleyebileceksiniz?.[109]
[1] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 9-12.
[2] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 13..
[3] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 14.
[4] Hâkim (V. 405/1014) rivayet etmiştir, senedi har sendir. Tahkik edenin alıntıladığı rivayetin metni:
Bu rivayeti değişik lafızla İmam Mâlik (V. 179/795) Muvatta'da nakleder. IK. Kader, bab: 1, h. no: 3, sh: 899, C: 21 Peygamberin 'sadece Kur'an'ı bıraktığına' dair rivayetler için bkz: Müslim (V. 261/875) K. Hacc, bab; 19, h. no: (1218) 147, sh: 890. C: 1 İbn-i Mâce (V. 275/888) K. Menâsik, bab: 84,
h. 110: 3074, sh: 1025, C: 2 Ebû Davud (V. 275/888) K. Menâsık, bab: 57, h. no: 1905, sh: 462, C: 2
[5] Ankebut: 29/65.
[6] Ahkaf: 44/ 5.
[7] Hacc: 22/ 73.
[8] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 15-20.
[9] Rum: 30/ 52.
[10] Fatır: 35/22.
[11] Necm: 53/ 39.
[12] Yasin: 36/ 54.
[13] Bakara: 2/ 286. Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 21.
[14] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 23.
[15] Hasen bir hadistir. Yazarın alıntıladığı hadis metni:
Ebu Dâvud (V. 275/888), K. Cenâiz, bab: 73, sh: 550 h. no: 3221, C: 3
“Maalesef, bu uygulama, bugün unutulan sünnetlerdendir. Bunu uygulayan pek az insan bulunmaktadır. Ölünün yanında, ancak bir deve boğazlanacak süre kalınarak; ona bağışlanma ve sebat dilenmesi yeniden diriltilmesi gereken sünnet(lerden)dir. Hadisi Hâkim (V. 405/1014) sahih görmüş, Zehebi (V. 748/1347)'de ona muvafakat etmiştir.
[16] Senedi sahihtir. (M.M.) Yazarın alıntıladığı hadis metni:
[*] Haberin diğer hadis kitaplarındaki farklı lafızlarla rivayeti için bkz.:
1) Ahmed h. Hanbel (V. 241/855), Müsned; C: 2, sh: 27 / C: 2, sn: 40 / C: 2, sh: 59/C: 2, sh: 69.
2) Ebû Dâvud (V. 275/888) K. Cenâiz, bab: 69, C: 3, sh: 546, h. no: 3213.
3) Tirmizî (V. 279/892), K. Cenâiz, bab: 54, sh: 364, h. no: 1046.
4) İbn-i Mâce (V. 275/888J, C: 1, K. Cenâiz, bab: 38, sh: 494-95, h. no: 1550.
(2a) Yazarın alıntıladı hadis metni:
[*] Müslim (V. 261/875); K. Cenâiz, bab: 36, sh: 671, h. no: 105-106-108, C: 1, Nesâî (V. 303/915); K. Cenâiz, bab: 100, sh: 89, C: 4.
Müslim ve başkası rivayet etmiştir. İkiside mevkuftur.
[*] Nesâi (V. 303/915), K. Cenâiz, bab: 103, sh: 94, C: IV.
Müslim (V. 261/875), K. Cenâiz, bab: 35, h. no: 104, C: 1 b Müslim ve başkaları rivayet ettiler.
[*]İbn-i Mâce (V. 275/888); C: 1, K. Cenâiz, bab: 47, sh: 500-501, h. no: 1069-70-71.Ahmed b, Haubel (V. 241/855), Müsned; C: 1, sh: 145.
Tirmizî (V. 279/892), C: 3, K. Cenâiz, bab:6, sh: 370, h. no: 1054. , Ebû Dâvud (V. 275/888), C: 3, bab: 81,
sh: 558, h. no: 2235.
[17] Öz olarak Hz. Peygamberin kahirleri ziyaret esnasındaki hareketi: Kabir ziyaretlerinde ölüler için ibret olarak onlara selam vermek ve dua etmektir. Fatiha ve ya başka bir şey okumak yoktur. lerinde ölüler için ibret olarak, onlara selâm vermek ve dua etmektir. Fatiha veya başka bir şey okumak yoktur.
(4) Bu kitapçığın yazarı, kabir ziyaretleri hakkında rivayet edilen bazı duaları alıntıla-mıştır. İçlerinde zayıf olanlar da bulunduğundan, biz sahih olanları seçtik,
[*] Müslim (V. 261/875), K. Cenâiz, bab: 35, sh: 669, h. no: 102, C: 1
[18] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 25-26.
[19] İbn-i Mâce (V. 275/888), K. Cenâiz, bab: 36, sh: 493-94, h. no: 1046-47, C: 1. Tirmizî (V. 279/892), K. Cenâiz, bab: 59, sh. 369, h. no: 1053, C: 3. Müslim;, K. Cenâiz, bab: 35, sh: 671, h. no: 103-104, C: 1. (5) Yazarın alıntıladığı hadis metni:
[20] Müslim, K. Vesâya, bab: 3, sh: 1255, h. no: (1231) 14 C: 1.
Nesâi (V. 303/915), K. Vesâya, bab: 8, sh: 251, C: 4
Tirnıizî (V. 279/892), C: 3, K. Vakf, bab: 36, sh: 660, h. no: 1376
Ahmed b. Hanbel (V. 241/855), Müsned; C: 2, sh: 372
Ebû Dâvud (V. 275/881), C: 3, K. Vesâya, bab: 14, sh: 300, h. no: 2880 (6) Senedi haseadir. Yazarın alıntıladığı metin: duna bakılmalıdır. Sahih hadislerde belirtildiği gibi her bid'at dalâlettir.
Yazarın alıntladığı hadis metni:
[21] Müslim, K. İlm, bab: 6, sh: 2059, h. no: (1017) 15, C: 3
[22] Bu ancak, ölünün furûundan birinin yapması şartına bağlıdır. Allah, Yasin Suresinin 12. ayetinde “Takdim, ettikleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazıyoruz.” buyurmaktadır. Müslim, rivayetinde Hz. Peygamberin:
“İnsan öldüğünde üç şey dışında ameli kesilir. Sadaka-i Câriye, faydalanılan ilim, kendisine dua eden salih bir evlât” dediğini kaydeder. Allah'ın “İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır.” (Necm (53) suresi, 39. ayet) ayeti de bunu teyid eder.
[23] Yazarın alıntıladığı hadis metni:
[24] İbn-i Mâce, Mukaddime, C: 1, sh: 88-89,h. no: 242
[25] Tirmizî (V. 279/892), K. Zekât, bab: 33,
[26] Buhari, K. Vesâya, bab; 19, sh: 193, C: 3 Nesâi, bab: 8, sh: 253, C: 6 (11) Yazarın alıntıladığı hadis metni:
[*]Müslim, K. Vesâya, bab: 2, sh: 1254, h. no: (1630) 11 C: 2
[27] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları:26-28.
[28] Necm: 53/36-41.
[29] Fâtır Sûresi: 35/18.
[30] Necm Sûresi: 53/39.
[31] Daha önce de belirtildiği gibi, sadakayı verenin ölenin furuundan olma şartı vardır.
[32] Yazarın Müslim'den alıntıladığı metin: Bu hadisin kaynağı için, I. bölümün 5. dipnotuna bakınız.
[33] Senedi sahihtir (M.M.). Yazarın alıntıladığı hadis metni:
[34] Yasin Sûresi: 36/12.
[35] Hadisin alıntılanan kısmı:
Hadisin devamı ve meali: «Kim bir sapıklığa çağırırsa, ona tabî olanların günahı kadar günah yüklenmiş olur. Bununla, beraber diğerlerinin günahlarımdan da bir şey eksil(til)mez.» Müslim, K. İlm, bab: 6, sh: 2060, h. no: (2674) 16, C: 3
[36] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 35-37.
[37] Neem: 53/39.
[38] Tur: 52/21.
[39] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 37.
[40] En'âm: 6/164.
[41] Kur'ân'la para kazanmanın yasaklandığına dair pek çok sahih hadis rivayet edilmiştir. Dört mezhep imamı, Kur'ân okuma ücretli olduğu taktirde sevabın ölülere ulaşmayacağı konusunda îcma etmişlerdir. Bunun için para almak haramdır. Veren de alan da günahkâr olur!
[42] İnfitâr: 82/19.
[43] Lokman: 31/33.
[44] Buhâri ve Müslim'in rivayet ettikleri hadisin bir bölümünün alıntılanan metni:
Buhârî, K. Vasâya, bab: 11, sh: 190-91 C: 3
[45] Haşr: 59/7.
[46] Ahmed ve Müslim: rivayet etmişlerdir. Yazarın alıntıladığı metin:
Müslim, K. Akdiya, bab: h. no: (1718) 17-18 C: 2 8, sh: 1343-4 Buhârî, K. Buyu, bab: 60, sh: 24, C: 3
[47] Yazarın alıntıladığı hadis
Müslim, şu lafızla rivayette bulunmuştur.
Meali: “...Sözlerin en güzeli Allah'ın Kitabı, yolların en hayırlısı Hz. Muhammed'in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkarılan, şeylerdir. Her bid'at dalâlettir.”
Nesâi'de bu hadisi
“Her dalâlet sahibi cehennemdedir.” ilavesiyle nakletmiştir. Senedi sağlamdır. (M.M.)
[48] Bu konuda bazı sahih hadisler vardır. Meselâ: “Kur'ân okuyunuz, onunla çoğaltmayınız, ondan yüz çevirmeyiniz ve onda aşırılık yapmayınız.” Hadisi Ammâ-dî nakletmiştir. İbn-i Hacer (V. 852/1448) senedinin kuvvetli olduğunu belirtmiştir.
“Onunla çoğaltmayınız”ın anlamı: Bugün bu işi meslek edinmiş bazı okuyucuların yaptıkları gibi, onunla malınızı çoğaltmayın. Öyle ki, söz konusu okuyucular, Kur'ân-ı ölüler için bir ticaret malı haline getirmişlerdir. Kıyamet günü yazıklar olsun onlara!
“Ondan yüz çevirmeyin”: Yani; onunla amel etmeyi terketmeyin.
“O'nda aşırılık yapmayın”: Yani, Kur'ân'ı tahrif edenler gibi, O'na yüklenmesi mümkün olmayan manaları yüklemeyin. Kur'ân'ı tahrif edenler; önce zahirî bir mâna yükleyip, sonra da ona muhalif batını bir mana yakıştırırlar. Bunun sonucunda da şeriat ve hakikat mefhumları ortaya çıktı.
[49] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 37-39.
[50] Yazarın alıntıladığı hadis metni:
Müslim, K. Zekât, bab: 15, sh: 696, h. no: (1004) 51, C: 1
Müslim, K. Cenâiz, bab: 2, sh: 1254, h. no: (1630) 11
Buhârî, K. Cenâiz, bab: 95, sh: 106, C: 2 Buhârî, K. Vesâye, bab: 19, sh: 193, C: 3 İbn-i Mâce, K. Vesâye, bab: 8, sh: 906, h. no: 2716-17, C: 2
Ebû Dâvud, K. Vesâye, sh: 301, h. no: 2881-2 (la) Belirttiğimiz gibi, eğer furûundan işeler.
[51] Bütün bunlar burada belirtemeyeceğimiz şartlara bağlıdır. Meselâ, bir özür sebebiyle hacca gidememiş birinin yerine furûndan birinin hacca gitmesi.
[52] Bu sadece adak orucuyla kayıtlıdır, üzerinde adak oruçu olduğu halde ölen bir kişinin yerine furûundan biri, o orucu tutabilir. Her nasılsa çoğunluk; Ramazan orucunu ve namazı terketmişler, bunların kaza edilmelerini furûundan istemişlerdir.
[53] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 45.
[54] Bu hadisin senedi zayıftır. (C.S.) Daha önce bu konuda sahih duaları zikretmiştik.
[55] Haşr: 59/10.
[56] Muhammed: 47/19.
[57] Ulaşabilmesi için ancak furûundan olması gerekir.
[58] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 46.
[59] Yazarın alıntıladığı hadis metni:
Müslim, şu kelimelerle rivayette "bulunmuştur.
Meâli:”Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz, şüphesiz, şeytan içinde Bakara suresi okunan evden kaçar!”
Müslim, K. Salatu'l-Müsafırîn, bah: 29, sh: 539, h. no: (780) 212, C: 1
[60] Yazarın alıntıladığı hadis metni:
Hadisi,Tirmizî ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Senedi sağlamdır (c.s.)
[61] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 46-47.
* Metinde 'el-Fıkhu'1-Ekber' Ali el-Kâri'ye nisbet edilmişse de doğrusu şerhin Ali el-Kâri'ye ait olmasıdır. ** Dipnot metne alınmıştır.
Dipnot metne alınmıştır.
* Ma'kal b. Yesar (V. B5/684)'dan nakledilen bu rivayetin Ebû Dâvud (V. 275/888)daki metni ve meali şu şekildedir:
“Ölülerinize (Yasin-i) okuyunuz.” Bu rivayetin dipnotunda İbn-i Munzirî (V. 310/922)'nın şu açıklaması yer almaktadır: Ravi zincirindeki Ebu Osman ve babası tanınmış değiller. Ebû Dâvud, K. Cenâiz, bab: 24, sh: 489, h. no: 3121, C: 3
Yine Ma'kal b. Yesar'ın İbairi Mâce (V. 275/888)'deki rivayet metni aşağıdaki şekilde bulunmaktadır.
Meali: [“Onu ölülerinizin yanında okuyunuz. Yani Yasin-i.] İbn-i Mâce, K. Cenâiz, bab: 4, sh: 466, h. no: 1448, C: 1
Yazarın tezi kısmen rivayette yer alan ölüleriniz (-Mevtâkum) ibaresi üzerinde toplanmaktadır. Bazı hadislerde “ölüleriniz” tabiri yazarın görüşünü kuvvetlendirecek şekilde kullanılmaktadır. Misal;
Meali: “Ölülerinize ( = Mevtâkuln) lâ ilahe illallah'ı telkin ediniz.”
İbn-i Mâce (V. 275/888)de bu hadisin, açıklaması için düşülen dipnotta; 'ölülerinizi ifadesiyle ölümü yaklaşmış kimselerin kastedildiği belirtilmiş. C: 1, K. Cenâiz, bab: 3, sh: 464, h. no: 1444 Müslim (V. 261/875)'de “Ölülerinize lâ ilâhe illahllâhı telkin ediniz” rivayeti ile ilgili olarak şu açıklama yapılmıştır: Yani; sizden ölümü yaklaşan kimselere Kelime-i Tevhidi yanında söyleyerek hatırlatınız. C: 1, K. Cenâiz, bab: 1 sh: 631 Nesâi (V. 303/915)'deki rivayet, iki tanınmış alimin görüşleri alıntılanarak açıklanmaya çalışılmış. 1 -Kurtubî (V. 256/870): “Hadisin anlamı; lâ ilâhe illallâhı söyleyiniz ve ölüm anında onlara hatırlatınız. Ölüm kendilerine yaklaşmış bulunduğundan, bu gibi kimseler 'Ölüleriniz' ( -Mevtâkum) diye isimlendirilmiştir.” demektedir. 2 -Nevevi (V. 677/1278)'nin görüşü olarak şu ifadeler bulunmaktadır: “(Ölüleriniz ifadesinin) anlamı; ölümü yaklaşmış kimselerdir. 'Lâ ilahe illallâhı telkin ediniz'in amacı 'kimin son sözü lâ ilahe illallah olursa cennete girer' hadisinde de yer aldığı gibi, kişinin son sözü olmasına yöneliktir.” Nesâi, K. Cenâiz, bab: 4, sh: 5, C: 4
Hadis kitaplarında mevcut aşağıdaki rivayetin konuyu yeterince aydınlatacağı kanatindeyim, İbn-i Mâce (V. 275/888)de geçen rivayete göre, Ününü Selâme (V.62/ 681) Peygambere Ebû Selâme'nin vefat haberini ulaştırdığında, Peygamber Ümmü Selâme'ye “Ey Allah'ım beni ve onu bağışla, de” buyurduğu kayıtlıdır İbn-i Mâce, K. .Cenâiz, bab: 4, sh: 465, h. no-1447, C: 1
Aynı rivayet Nesâi (V. 303/915)'de ise, 'bizi ve onu bağışla' şeklindedir. Nesâi K. Cenâiz, bab: 4, sh: 5, C: 4
[62] Sh: 110
[63] C: 3, sh: 280
[64] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 51-52.
[65] Necm: 53/39.
[66] Müslim, bu hadis için I. bölüm 5. dipnotta bakınız.
[67] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 52-53.
[68] Cilt: 1, sh: 180
[69] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 53.
[70] Fetvaların Özeti:
Cumhur, Kur'an okuma ücretle olduğu takdirde, sevabın ölülere ulaşmayacağı görüşündedirler. Buna karşılık alınacak ücret haramdır. Hem veren, hem alan günahkâr olur. İmam Şafiî, ücretle olsun olmasın, Kur'ân okumanın sevabının ölülere ulaşmayacağını söyler. Allah, Kur'ân-ı Kerim'de “İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır.” (53/39) buyurmuş. Peygamber de insanın vefatından sonra yararlancağı hususları sahih hadisinde şu şekilde belirtmiştir: “İnsanoğlu vefat ettiğinde üç şey dışında ameli kesilir:
1- Sa-daka-i cariye,
2- Faydalanılan ilim,
3- Kendisine dua eden salih bir evlât.” (Müslim)
Kur'ân'ın okunması ölüye ulaşsaydı, Peygamberin “Kim Allah'ın Kitabından bir harf okursa, ona bir iyilik yazılır. Bir iyilikte on misliyle verilir. 'Elif, lam, mim' bir harftir demiyorum. Bilakis 'Elif bir harf, 'lam' bir harf, 'mim' de bir harftir*.” hadisine göre hiç kimse cehenneme girmezdi.
Kur'ân okumanın sevabı, ölülere ulaşıyorsa, o zaman niçin, gece-gündüz Kur'ân okuyan ses-kayıt cihazları götürüp kabirler üzerine yerleştirmiyorlar?
“Bu topluluğa ne oluyor ki, sözden anlamıyorlar?” Nisa: 4/78.
Tirmizi rivayet etmiş ve “Sahih bir hadistir, di garibtir.” demiştir. Sahihtir (M.M.)
Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 53-55.
[71] Kur'ân, akıl sahiplerini uyarması ve kâfirler hakkında verilen hükmün gerçekleşmesi için apaçık okunan bir hatırlatmadır. Yasin: 36/69-70.
[72] İsrâ: 17/9-10.
[73] Sâad: 38/86-87-88.
[74] Ahzab: 33/21.
[75] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 61-63.
[76] İbn-i Ömer (V. 73/692) (R.A.) bunu yasaklamış ve “ölüyü ameli gölgelendirir.” (Yani; Ölü amelinden istifade eder) demiştir.
[77] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 66.
[78] Cenaze kaldırıldıktan sonra baş sağlığına gelenlere ve fakirlere cenaze sahiplerinin yemek vermesi haram bîd'atlardandır. Yine çarşamba, perşembe, cenazenin 40. gününde ve yıldönümünde yemek verilmesi de bid'attır. Hadiste geldiği gibi sünnet olan; cenaze sahiplerine, komşu ve arkadaşlarının yemek vermesidir. Tirmizi ve diğerleri şu rivayeti nakletmişlerdir: “Caferin ailesine yemek hazırlayınız, muhakkak ki onları meşgul edecek şey onlara geldi.”
Senedi sahihtir. Sünnet ile bid'at arasındaki fark ne kadar büyüktür! [*] Benzer rivayetlerden biri: “Kim, namazın içinde veya dışında yüz kere İhlâs sûresini okursa, Allah, ona cehennemden kurtuluş beraatı yazar.” [Nureddin Ali b. Ebi Bekr, el-Heysemî (V. 807/1404) Mecmeu'z- Zavâid]
[79] Aynı şekilde yıllık hüzünler, bunların tümü gelenek, kafirlere özenme ve servet kaybıdır.
[80] Namazları kıldırtrnamak için, cuma ve bayram, namazlarından önce, kabre koşturtmakla, şeytan bu gibileri aldatmaktadır. Ayrıca, Iskat-ı Salat, güneş battıktan sonra, cenaze kefenin çözülmesi ve cenazenin gömülmesini takip eden ilk üç günde güneş doğmadan, sabah erkenden kabre koşulması da bid'attır.
[81] Çünkü, bayanlar şer'î tesettüre riayet etmedikleri gibi, kabirleri ziyaret adabına da uymamaktadırlar.
[82] İkisi de sahihtir (M.M.).
[83] Malik, Muvattâ'da Eb” Davûd, Sünen'de rivayet eder. 'Sahih-i ligayrihî'dir. Alıntılanan metin;
[84] Muvatta, K. Salât, bab: 6, h. no: 29, sh: 80, C: 1
Müslim “Kim Kehf suresinin evvelinden on ayet ezberlerse deccalin fitresinden korunur.” şeklinde rivayet etmiştir. [Musafirin, No: 257]
[*] Diğer rivayetler için ayrıca, Tirmizi, Fiten 59; Ebu Davud, Melahim, 14; İbn-i Mâce, Fiten 33; A. b. Hanbel 5/196; 6/448-449 bkz.
Yazarın rivayet ettiği metin şazz (yani zayıf)'dır. Alıntılanan metin:
[85] İsnadı Hasendir (M.M.) Alıntılanan metin:
[86] Mısır'da gördüklerim içerisinde en tehlikeli ve kötüsü, şeyhlerin bir çoğunun mezarı üzerinde yapıldığı gibi; Kahire'deki Hüseyin Camî'sindeki Hüseyin Kabri ile Tanta'daki Bedevi kabri çevresinde insanların dolaşması, seslerini 'Ya Hüseyin!' 'Ya Bedevi!' diye yükselterek yardım dilemeleridir. Ve ikisine adakta bulunmalarıdır. En garibi de bitişiğindeki Ezher Camii'sinde nadiren insana rastlanırken, Hüseyin mescidinin dolup taşmasıdır. Bu da Allah'ın insanlara hakkı gizlemiyeceklerine, açıklayacaklarına dair kendilerinden söz aldığı alimlerin suçudur...
[87] Bakara: 2/ 156..
[88] a) Ayet'ul-Kursi, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerinin uyku anında ve her namazdan sonra okunması konusunda sahih hadisler gelmiştir.
[89] Ahmed ve Hakim rivayet etmiştir. Senedi sahihtir (M.C.). Alıntılanan metin:
[90] Tirmizi, Ebu Davud ve Darimi nakletmişlerdir. Senedi sahihtir.
[91] Allah'tan başkasını çağırma olduğu için bu şirktir.
[92] Dua, sığınma, adak, kurban ve yemin Allah'tan başkasına yapılması caiz olmayan ibadetlerdir. Kim Allah'tan başkasını çağırırsa ve onun için kurban keserse ortak koşmuş olur. (Allah korusun.) Alıntılanan metin:
[93] Senedi sahihtir (M.M.).
[94] Bu yeniliklerden biri de, aslı bulunmayan İskat-ı salât uydurmasıdır. Sayılı birkaç kuruş karşılığında müslümanların yükümlülüklerini düşürmek mümkün olduğu sürece, namaz, oruç ve diğer ibadetlerin terkedilmesine bir teşviktir. Bunların tümü yalan ve sapıklıktır!
[95] Maalesef bazı düşük kişiler Mısır'da yetkililerden bu adak mallarından kendilerine paylarının verilmesini istemişlerdir. Dipnotta tekrarlanan paragraf tercümeye alınmamıştır.
[96] 1/sh: 206
[97] 2/sh: 161
[98] Müslim'in Sahih'inde yer alan rivayet, bunun peygamberlere ait bir hususiyet olduğunu göstermektedir. Bu rivayette; Peygamberin “iki çubuk yaş kaldığı sürece yardımımla ikisinden (azabın) hafifletilmesini istedim” ifadesi bulunmaktadır. [* Müslim, K. Zühd, bab: 18, h. no: 3012, sh: 2307, C: 3]
[99] Alıntılanan hadis metni:
[100] Alıntılanan metin:
Müslim, K. Hacc, bab: 7, sh: 976, h. no: (827) 415 C: 1
Müslim, K. Hacc, bab: 95, sh: 1014-15, h. no: (1397) 511-12-13, C: 1 Buharı, K. Fadli's-Salat fi mescidi Mekke, bab: 1 C: 2, Sh: 56
[101] Buhâri'de yukarıdaki şekilde yer alır. Müslim aşağıdaki lafızla aynı rivayeti nakleder. Alıntılanan metin:
[102] Bu da sahih sünnet ve Kur'ândan bir delile sahip olmaları şarüyladır. Bir delile sahip olmadıkları takdirde alimlerde avam sınıfına girerler.
Zerkeşi (V. 749/1348), el-Burhân fî ulûmi'l-Kur'an, sh: 455, C: 1
[103] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 66-78.
[104] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 85
{*) Muhammed Nasır ed-Dîn el-Elbânî, Silsiletu'l-Ahâdisid-Da'ife ve'1-Mevdûa, C: 1, sh. 66-67 (1985)
[105] Rivayetin Metni:
[106] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 86-88.
(*) Muhammed Nasır ed-Din el-EIbânî, Silsiletu'l-Ahâdisi'd-Da'ife ve'1-Mevdûa C:l, sh. 202-3-4 (1985)
[107] Rivayetin metni:
[108] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 89-91.
[109] Muhammed Ahmed Abdusselam, Kur’an Niçin İndirildi, Fecr Yayınları: 92.
İslami Okul Okulların En Önemlisi