Kur'ân-I Kerimde Nesih - Kuran - 1. Sayfa
2- İslam Alimleri Arasında Nesh
A. NESH TERİMİ ve İHTİVA ETTİĞİ ANLAMLAR
1- Nesh Kelimesinin Lügat Anlamları
2- İnşâ Kelimesi Ve İhtiva Ettiği Anlamlar
4- Neshin Varlığı ve Delilleri
3- Ayetin Hadisle Nesh İlişkisi
5- Nesh Edilen ve Edilmeyen Ayetler
d) Neshin Kronolojik Olarak Tespiti
8- Nesh, İstisna ve Tahsis Münasebetleri
KUR'ÂN'DA NESHİ İDDİA EDİLEN AYETLER
1- Bakara Sûresi'ndeki Ayetler
Bakara Sûresi’ ndeki Mensuh Kabul Edilen Ayetler:
2- Al-i Imrân Sûresi'ndeki Ayetler
10- Hud, Râ'd ve İbrahim Sureleri'ndeki Ayetler
14- Meryem, Tâhâ, Enbiya, Hacc, Mü'minûn ve Nur Surelerindeki Ayetler
a) Meryem Sûresi'ndekİ Ayetler
c) Enbiyâ Sûresi'ndeki Ayetler
e) Mü'minûn Sûresi'ndeki Ayetler
15- Furkân Sûresi'ndeki Ayetler
16- Şuarâ, Nemi ve Kasas Sureleri'ndeki Ayetler
g) Sâffât Sûresi'ndeki Ayetler
j) Fussılet Sûresi'ndeki Ayetler
20- Zuhruf ve Duhan Sureleri'ndeki Ayetler
a) Zuhruf Sûresi'ndeki Ayetler
22- Ahkaf Sûresi'ndeki Ayetler
23- Muhammed Sûresi'ndeki Ayetler
24- Kâf, Zâriyât, Tur, Nccm ve Kamer Sûreleri'ndeki Ayetler
b) Zâriyât Sûresi'ndeki Ayetler
25- Mümtehıne ve Nûn Sûresi'ndeki Ayetler
a) Mümtehıne Sûresi'ndeki Ayetler
26- Meâric Sûresi'ndeki Ayetler
27- Müzzemmmil Sûresi'ndeki Ayetler
28- Kıyâme, İnsan, Abese, Tekvir ve Târik Sûreleri'ndeki Ayetler
30- Tin, Asr ve Kâfirûn Sûreleri'ndeki Ayetler
NESHİ MEŞHUR KABUL EDİLEN AYETLERİN İNCELENMESİ
1- Bakara Sûresi'ndeki Ayetler
2- Al-i İmrân Sûresi'ndeki Ayetler
9- Mümtehıne Sûresi'ndeki Ayetler
1- Bakara Sûresin'deki Mensuh Ayetler
2- Nisa Sûresi'ndeki Mensuh Ayetler
3- Mücadele Sûresi'ndeki Mensuh Ayetler
4- Müzzemmil Sûresi'ndeki Mensuh Ayetler
KUR'ÂN-I KERİMDE NESİH
Remzi Kaya
1956 yılında Balıkesir ili, Dursunbey ilçesi Sağırlar köyü'nde doğdu.
İlk tahsilini bumda tamamladı. Daha sonra Dursunbey Kıır'ân Kursu'nda hıfzını bitirdi.
1976-1977 de Edirne İmam-Hatip Lisesi'nden,
1981 de de Bursa Yüksek İslâm Enstitüsü'nden mezun oldu.
1984 yılında U. U. İlahiyat Fakültesi'nin açmış olduğu, Kur'ân-ı Kerim
öğretim görevliliği İmtihanını kazanarak, aynı fakültede göreve başladı.
1986 da mastırını, 1993 de doktorasını bitirdi.
1994 yılında Yrd. Doç. ve 2000 yılında Doçent oldu.
Evli ve dört çocuk babasıdır.
Yayınlanmış kitapları: Kur'ân-ı Kerim'de Ehl-i Kitap ve İslâm
Kur'an'da Dostluk İlişkileri
Kur'ân-ı Kerim ve Kitab-ı Mukaddes'te Helal Haram Gıdalar Kur'ân-ı Kerim'de Nesih
ve çok sayıda yayınlanmış makale ve tebliğleri bulunmaktadır.[1]
Önsöz
Kur'ân-ı Kerim, Hz. Peygamber'den zamanımıza kadar bütün İnsanlığın ilgisini çekmiş, yaratılanların huzurunu temin için dünya ve ahıreti ilgilendiren maddi ve manevî ilimlerle donatılmış son ilâhî mesajdır.
Mekke'de nazil olmaya başlayan Kur'ân ayetleri, hicretten sonra Medine'de devam etmiştir. İlk nazil olan ayetlerde İtikat ve ibâdetle ilgili hükümlere yer verilirken, Medine döneminde aile, alım-satım, yol kesme, adam öldürme, hırsızlık, zina ve İçki gibi birçok hükümler peyderpey gönderilerek, ilâhi vahye inananlara hidâyet, yüz çevirenlere ikaz özelliği ile insanlara rehberlik görevi yapmaktadır.
Kur'ân-) Kerim'in gönderilmesinin sırrı; insanlara Yüce Yaratıcı'yı tanıtmak, onların yaşantılarını tanzim etmek, dünya ve ahıretle ilgileri gerçekleri hatırlatmak, din ve dünya İşlerini dengeleyerek mutluluğa götürmektir. Bu münasebetle, bazen emir ve nehiy, bazen de, haber şeklinde belirtilen hükümler, yaratılanları konu edinir. Diğer taraftan, ilâhi kelâmın sahibi Yüce Yaratıcı, hükümlerini kullarının içinde bulundukları ihtiyaca göre, uzun bir zaman dilimi içinde göndermiştir. Bu durum, ilâhi vahyin anlaşılması, tatbik edilmesi ve ezberlenmesinde büyük kolaylık sağlamıştır. Bununla birlikte, Kur'ân-ı Kerim'in ihtiva ettiği engin içeriği yanında, insanlığın bazı kötü alışkanlıklarını terk etmelerinde etkili olan nesih konusuna yer verildiği gözlenir. Fakat nesih hadisesi, İslâm'la sınırlı bir konu değildir. Önceki dinlerin yapısında da bunu görmek mümkündür. İslâm'ın ilk günlerinden itibaren nesih konusu bazı alimleri meşgul etmiş, daha sonraki asırlarda, konuyla İlgili çok sayıda eser yazılmıştır. Kur'ân ilimleri ile ilgili kitaplarda mensuh ayetler olduğundan daha fazla gösterilerek, konuyla ilgisi olmayan ayetler mensuh kabul edilmiştir. Buradan hareketle, Tevbe Sûresinde yer alan seyf ayetinin 124 tane ayeti nesih ettiği ileri sürülmüştür.[2] Zamanımızda da nesihle ilgili birçok eser kaleme alınmıştır. Bu kaynaklarda mensuh ayetlerin sayısıyla ilgili farklı nakillere yer verilir. Yaptığımız çalışmada, nesih konusuna giren ayetler tespit edilerek, bunlarının kritiği yapılmıştır. Bunlara ilaveten, Kur'an'da nesih var mıdır? Varsa bunların miktarı ve içeriği nedir? sorularına cevap aranmıştır,
Bu çalışmamızda neshi ileri sürülen, fakat nesh konusuyla ilgisi olmayan bir çok ayet hakkında kısa bilgi verilmiştir. Bunlarla ilgili ilave bilgilere, dipnot ve kaynaklara atıfta bulunulmuştur. Nâsih kabul edilen ayetlerin numaralan verilirken, suredeki yerlerine zaman zaman işaret edilmiş, kolaylık olması için metinler terk edilmiş, neshi ileri sürülen ayetlerin ilgili bölümlerine, anlam bütünlüğü İçinde yer verilmiştir.
Çalışmamız üç bölüm halinde ele alınmıştır.
Birinci bölümde nesihle ilgili temel bilgilere işaret edilmiş, delillere, tartışmalara, müspet-menfi görüşlere, istisnâ-tahsis ilişkisine, neshin şartlan ve kısımları konularına değinilmiş, bu konularda hakkında özlü bilgiler verilmeye özen gösterilmiştir.
İkinci bölümde, farklı kaynaklarda neshi ileri sürülen ayetler ele alınarak, objektif kriterler ölçüsünde neticeye gidilmeye çalışılmıştır.
Üçüncü bölümde ise; kaynaklarda neshi meşhur olarak kabul edilen ayetler ele alınıp, çalışmamıza esas teşkil eden İslâm aleminin muteber kabul ettiği Önemli kaynaklar incelenerek, belirli bir kanaate varılmıştır.
Çalışmamız şu şekilde yürütülmüştür:
İlk olarak neshe konu olan ayetler tespit edilmiş, bunun için görebildiğimiz kaynaklara başvurulduktan sonra, en eski kaynaklardan Hi-betullah b. Sellâme (ö. 410/1019)'nin eseri esas alınmıştır. Bunun sebebi, bir çok ilim adamının mensuh kabul ettiği ayetlerin, söz konusu alimin eserinde yer almadığı, kendisi bu sayıyı daha da artırdığı anlaşılmıştır. İkinci olarak, söz konusu ayetler hakkında; Mücâhid (103/721), Taberî (ö. 310/922). İbn Arabî (ö. 543/1149), İbn Kesir, (ö. 774/1372) gibi alimlerin eserlerine bakılmış, araştırmamız sonucu neshi ileri sürülen 220 civarındaki ayetin bu tefsir kaynaklarında işaret edilmediği gözlenmiştir. Bu sebeple, adı geçen ayetler için ikinci İncelemeye ihtiyaç duyulmamıştır. Hakkında nesih rivayeti bulunan 70 civarındaki ayete, yukarıda zikredilen tefsir kaynaklarına ilaveten Alûsîfö. 1270/1854). Kâsımîfö. 1332/1914). R. R.da (ö. 1354 /1935) ve Elmalılı (ö. 1361/1942) gibi müfessirlerin eserlerine baş vurularak neshe konu olan ayetler hakkında tercih yapma imkanı olmuştur.
Diğer taraftan, İslâm'ın ikinci kaynağı olan hadis kitaplarından Kütübü Sitte, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i, İmam-ı Malik b. Enes'İn Muvatta'ı ve Dârimf nin Sünen'i müracaat ettiğimiz kaynakiar arasında yer almıştır. Çalışmamıza tefsir usulü ve Kur'ân ilimleri kitaplarının yanı sıra, Mekki b. Ebî Talip el Kaysî ve Mustafa Zeyd'in bu konudaki çalışması son derece faydalı olmuştur.
Bu vesile ile benim yetişmeme özveri ile katkıda bulunarak rahmetlik olan anne babamı ve hocalarımı rahmetle anıyor, bu çalışma-mım İslâm alemine faydaiı olmasını diliyorum.[3] Doç. Dr. Remzi KAYA
Giriş
Kur'ân-ı Kerim, dünyada var olan her şeyi yaratan, yaratılan her şey de kendisine kesin bir şekilde bağlı olan, Kadiri Mutlak, Rahman ve Rahim bir yaratıcı fikrini ispatlamakla işe başlar. Zira Bu temel inanç, bozulmuş şekliyle de olsa, Müşrik ve kitaplı her insanda bulunmaktadır.[4] Ne var ki, Kur'ân'm tabii olarak isimlendirdiği fıtrat inancı,[5] Müşrik Arablarda nazari, Kitap Ehl-i'nde insana benzetilen bir inanç sistemine dönüştürülmüş olur. Müşrikler arasında sayısız putlara yapılan ibadetler,[6] tehlike karşısında Yüce Yaratıcıyı hatırlamalarına sebep olmuş,[7] Ehl-i Kitab'i da sevgi ve oğul iddialarına götürmüştü.[8] İşte, Mekke'de inmeye başlayan ayetler, bu felsefe üzerinde ısrarla durmuş, temelde bütün insanların bir olduğunu,[9] aynı inanç üzerine gönderildiğini,[10] unutma,[11] yanılma,[12] hırs ve menfaat yüzünden ihtilafa düştüklerini hatırlatmış,[13] gerçek olanları haber vermiş,[14] İnsanların
eğitimi, inanması, gelişmesi için gerekli bütün emir ve nehiyleri. bir konun nizamı içinde, kulların ihtiyacına göre, yirmi üç sene gibi bir zaman diliminde göndermiştir. Değişik konulardaki ayetlerin bir defada indirilmeyip, farklı zamanda gönderilmesi, değişik anlama ve yorumları da beraberinde getirmiştir. İşte, bu kelimelerden biri "nesh" terimidir. Kelime, iyi niyetli olan Müslüman alimleri ilgilendirmenin yanında, İslâm'a saldırmak isteyen Müsteşrik ve Ehl-i Kitap alimleri için saldırma aracı olmuştur. Konun incelenmesine geçmeden Önce, Müslüman ve Gayr-i Müslim alimlerinin, kelimeye verdikleri anlama işaret etmek istiyorum.[15]
1- Nesh Ehl-i Kitap İlişkisi
Kur'ân'ın getirdiği veriler iie, diğer ilahi kitaplar kaynak itibariyle bir olup, aynı şeyleri içermektedirler. Fakat gönderilişleri farklıdır. Yüce Allah, Kur'ân'ın indirilişini ''tenzil", diğer kitapların gönderilişini "inzal" kelimeleriyle ile ifade etmiştir.[16] Benzer konulardaki ayetlerin farklı zamanlarda gönderilmesi, hikmetini anlayamayan bazı Ehl-i kitap alimlerin itirazına sebep olmuş, Hz. Muhammed önce ashabına bir şey emrediyor, peşinden başka şeyler söylüyor demişlerdi. Yüce Allah, onların bu durumunu ve içlerinde gizledikleri niyetlerini Bakara Sûresi 106. ayetle haber vermişti.[17] Onlara göre, önce gönderilen dinler geçerliliğini sürdürmektedir. Bu münasebetle, Hz. Muhammed'e inanmaya ihtiyaç yoktur. Oysa, ilahi vahyi gönderen Allah'tır. Kulların ihtiyacına göre ayetleri göndermiş, konuyla ilgili son ayetin inmesiyle hüküm tamamlanmıştı. Kur'ân ayetleri arasında durum böyle olduğu gibi, daha önce gelmesini bekledikleri Hz. Muhammed ve Kur'ân'ın gönderilmesiyle,[18] Hz. Musa ve Hz. İsa'nın görevi de bitmişti.
Kur'ân'm gönderilişi Mekke ve Medine'de dönemlerinde olmuştu. Mekke döneminde inen ayetlerin ağırlık noktası Tevhıd eksenli inanç esasları olup, özellikle Müşrikleri muhatap alır. Medine döneminde ise, bütün din sahipleriyle karşılıklı ilişki içine girilir. Kur'ân-ı Kerim, Ehl-i Kitap kapsamında daha önce gönderilen ilahi dinlere işaret etmenin yanında, Yahudi, İsrail ve Nasara kelimeleriyle iki din sahibini muhatap almıştır. Yüce Allah, Hıristiyanları itikadi konularda tenkit ederken, ikili ilişkilerde daha esnek davranır.[19] Yahudilerin gelen vahye karşı katı tutumları,[20] yanlışlarda ısrar etmeleri ve Tevrat'a sahip çıkmamaları kınanır.[21] Hz. Peygamberin geleceğini Hz. Musa [22] ve Hz. İsa [23] haber vermesine rağmen, karşı çıkmalarının altında nesh hadisesi ve Mesih inancının yattığı bilinmektedir, İslâm, onların inanç-lanndaki yanlış olanları kaldırmış,[24] doğru olan aşura orucu gibi [25] konulara sahip çıkmış, Kudüs'e doğru yapılan ibadet, Mescid-i Haram'a döndürülünce, bunu kabul edilmez bulmuşlardır.[26] Yahudi ve Hıristiyanlar. Kur'ân'ın, kendi dinlerini nesh etmesine karşı çıkmış, buradan hareketle, Hz. Peygamber ve Kur'ân'a inanmamışlardır. Her fırsatta kendi dinlerinin geçerli olduğunu savunan Ehl-i Kitap alimleri, Kur'ân-"in. Haham ve Papazların icat ettiği dini reddetmesini,[27] kabul edilmez bulmuşlardır. Onlara göre bir çok konudaki benzerlikten hareketle,[28] Hz. Muhammed Kur'ân'ı Ehl-i Kitap alimlerinden öğrenmiştir.[29] Kur'ân'ın bütünlüğü içinde ve icazı [30] karşısında savunmasız kalan Müsteşrik ve Misyonerler nesh gibi tali konularla İslam'a saldırmışlardır. Söz konusu alimlere göre nesh; bazen bir emirden dönme, bazen de, Önceleri bilinmeyen bir hakikatin keşfidir.[31] Her iki tanım gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Çünkü Yaratıcının ilminde "neslv söz konusu değildir. Kur'an'da işaret edilen nesh kulların inanması, eğitimi, geliştirilmesi bazında kolaylık sağlayan ameli konulan içermektedir. Misyonerlerin iddia ettikleri gibi, yeni kazanılan bir ilim kabul ederek Yaratıcıya izafe etmek, O'na bir iftira ve O'nun ilmini kulların ilmiyle kıyaslama olarak algılanır. Noksanlık kullar içindir. Yaratıcının ilmini kulların ilmiyle kıyaslamak mümkün değildir. O'nun ilmi sınırsızdır.[32] Yüce Allah kullarına olan rahmeti gereği neyi, ne zaman göndereceğini ilmi ezeliyle bilmektedir. O gönderilen dinlerin asıllarını Kur'an'da toplamış, yanlış olanları nesh etmek suretiyle kaldırmıştır.[33] Kur'an'da işaret edilen nesh yeni kazanılan bir ilim değil, Allah'ın daha Önceden bilip takdir ettiği emirlerini, kulların ihtiyacına göre, periyodik olarak göndermesidir.[34]
2- İslam Alimleri Arasında Nesh
Nesh kelimesi. Ehl-i Kitab'ı ilgilendirdiği gibi, Müslümanları ve Müslüman alimleri daha çok meşgul etmiştir. Kur'ân-ı Kerim esas alındığında, konunun yaratıcı ve kul bazında iki boyutunun olduğu gözlenir. Yaratıcı açısından nesh söz konusu değildir. O'nun ilmi her şeyi kapsamıştır.[35] O kararından dönmez, iradesini değiştirmez. Allah'ın nesh ettiği veya onun yerine getirdiği hükümlerden her biri, Allah'ın İlmi açısından aynı değeri taşımaktadır. Her biri kulların içinde bulunduğu ihtiyaca ve şartlara göre gerekli oian hükümlerdir. Bu değişiklik Allah'ın ilminde veya takdirinde değil, insanların içinde bulunduğu şartlarda farklı çözümlerdir.
Neshin insanları ilgilendiren yönü tatbikat sahasıdır. Bilindiği gibi, Hz. Peygamber her konuda eğitime muhtaç ümmi bir kavme gönderilmiştir. Kulların içinde bulunduğu durumu çok iyi bilen Yüce Yaratıcı da ilahi vahyi uzun bir zaman dilimi içinde göndermiştir. Bunun hikmeti açıktır. İnsanlık devamlı gelişen ve kendini yenileyen mükemmel bir varlıktır. İnsanların içinde bulundukları durumlara göre ilk emri ortaya koyan ayet. geçici konun hükmünü taşıyabilmektedir. İlk nazil olan ayette, başka bir ayetin geleceğine işaret edilmiş olabilir. Aynı konuda daha sonra gelen ayetle bu durumu anlama İmkanı olur.[36] Kullar için böyle oian bir hüküm. Yaratıcı için önceden belli ve zamanı tayın edilmiş bir hükümdür.[37] Yüce Allah, İslâm'ın ilk dönemlerinde gönderdiği emirler ile son dönemlerdeki emirler arasında basitten zora doğru bir seyr çizdiği gözlenebilmektedir. O yaratılanlara daima kolaylık dilemekte, zorluk istememektedir. O insanların gelişme ve anlayış durumlarına göre vahiy gönderebilmektedir. Bunu noksanlıktan ziyade, talim ve teşrideki tedricilik olarak düşünmek mümkündür.
Kur'ân ve tefsir ilimleriyle ilgili kaynaklarda nesh kelimesine yapılan tanımlar, yorum ve değerlendirmeler alimlerin ilmi kapasiteleri, İçinde bulundukları ortam ve gelen nakilleri değerlendirme açısından farklı olabilmektedir. Lügat anlamlarına ilaveten [38] geçici bir kanun hükmünü kaldırmak anlamında düşünülmektedir. Bazı müfessirler ise, daha geniş anlam için kullanarak söz konusu terim kapsamına değişik usul konularını almış, bir metne getirilen her türlü açıklayıcı bilgileri nesh kapsamında değerlendirmişlerdir.[39] Nesh teriminde ifrata kaçan alimlerden bazıları, İbn Hazm (ö. 320/923), Hibetullah (ö. 410/ 1019) ve İsferâînî (ö. 1177/1763) gibilerdir.[40] Bunlara göre, 300e yakın ayet neshe konu olmaktadır. Zamanımıza kadar gelen veriler ve konuyla ilgili eser veren alimlerin görüş ve düşüncelerinden hareketle, ileri sürülen nakillere katılmamız mümkün değildir. İyi niyetle de olsa, yapılan çalışmalar yanlış anlamalara sebep olabilmiştir. Nesih konusunda araştırma yapan Şah Veliyyullah Dihlevî (ö. 1176/1762). Fevzü'l-Kebir isimli eserinde neshe konu olan ayetleri beş ile sınırlamış, Suyutî (ö. 910/1505) de, İbn Arabi'nin tefsirini esas alarak bu sayıyı 20 olarak belirtmiştir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla, Müslüman alimlerin farklı görüş ve yorumlarının sebebi, kelimeye verilen anlam, usul konularının nesh terimi kapsamında incelenmesi ve ilk eser veren alimlerin görüşlerinin kriteri yapılmadan aynen aktarılması şeklinde ifade edebiliriz. Üç bölüm halinde incelemeyi düşündüğümüz ''Kur'ân-ı Kerim'de Nesh'' isimli çalışmamızı, konulu tefsir çalışması sisteminde, daha Önce yapılan çalışmaların önemli olanlarından faydalanarak, neshe konu olan ayetleri inceleyip, zamanımıza verilmek istenen mesajı algılamayı düşünmekteyim.[41]
A. NESH TERİMİ ve İHTİVA ETTİĞİ ANLAMLAR
1- Nesh Kelimesinin Lügat Anlamları
Nesih sözcüğü "NSH" kökünden türetilen bir mastardır. Kelime, fiil olarak kullanıldığında gidermek, yok etmek, istinsah etmek, ibdal etmek manalarına gelir.[42] Söz konusu kelimeye verilen değişik anlamlar, sadece filolojik sahada kalmamış, buradan hareketle, terim olarak farklı ifadeler kullanılmıştır. Adı geçen kelimenin taşıdığı manalardan önemli olanlarını şu şekilde belirtmemiz mümkündür.
"Nakl" (aktarma) manasına gelir. Bir şeyi, bir yerden alıp, diğer bir yere veya bir halden diğer bir hale taşıma işlemine denilir.[43] Meselâ: "Nesahtü'l-Kitabe" denildiğinde, bir kitapta olanları aynen bir başka kitaba aktarma anlaşılmaktadır.[44]
"İzâle" (giderme) manasına gelir.[45] Kur'an'da yer alan; "Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermemiştik ki o, (bir şey) arzu ettiği zaman, şeytan onun arzusu içerisine mutlaka (dünya ile meşgul edecek bir düşünce) atmış olmasın. Fakat Allah, şeytanın attığını derhal İptal eder sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hikmet sahibidir."[46] ayetinin bu anlama geldiği görülür. Güneşin gölqeyi, ihtiyarlığın gençliği rüzgarın çöpleri uçurması da benzer anlamdadır.
[47] Bunun misalini Kur'ân-ı Kerim'de şu ayette bulabilmekteyiz. "Biz bir ayeti başka bir ayetle tebdil ettiğimiz zaman ki -Allah indirdiğini çok iyi bilir- şöyle dediler: Sen gerçek bir iftiracısın, halbuki onların çoğu bilmezler. "[48] İslâm alimleri arasında değişik görüşlere vesile olan nesh konusuyla ilgiîi, Kur'an ve tefsir usulüyle ilgili kaynaklarda geniş açıklamaların olduğu gözlenmektedir.[49]
2- İnşâ Kelimesi Ve İhtiva Ettiği Anlamlar
Neshin lügat anlamı konusunda verilen bilgilere ilaveten, Nün-sihâ"[50] kelimesi hakkında bilgi verilmesi konumuzun anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Çünkü konu işlenirken yer yer atıfta bulunulacaktır.
a) "İnşâ" kelimesi, (ensâ, yünsî, İnsâen) kökünden türetilip, unutturmak anlamındadır. Kıraat imamlarından Nâfî fö. 70/689), İbn Âmir fö. 21/641}, Asım fö. 127/744}, Hamza (ö. 80/699}, Ebû Cafer (ö 130/747} ve Yakup (ö. 205/820) söz konusu kelimeyi if al babında okumuşlardır.'[51] Ashabın önde gelenlerinden Sa'd b. Ebî Vakkas ve Ubey b. Ka'b da kelimeye aynı anlamı verdiği görülür.[52] Müfessirlerin bir çoğu benzer yorumlarda bulunurlar. Kelime bu kökten geldiğinde unutturmak anlamına geldiği anlaşılır.
b) "İnşâ" kelimesini İbn Kesir fö. 45/665) ve İbn Âmir fö. 54/ 770) (nesee, yensiü, nes'en) kökünden türeterek, geri bırakmak, geciktirmek manasına geldiğini söylerler.[53] Bu şekilde okunuş, müfes-sirler arasında itibar görmez. Kelimeyi kıraat alimlerinin çoğunluğu tarafından eie alındığı şekilde düşünmek daha isabetli olmaktadır. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de, ıSana Kur'ân'ı okutacağız ve sen unutmayacaksın. Ancak Allah'ın dilediğini unutabilirsin."[54] buyurulması. unutma aniamına delil olarak alınmaktadır. Yukarıdaki okunuş şekillerinden hangisinden hareket edilirse edilsin, kelimenin nesih manasına geldiği gözlenmektedir. Zira Allah'ın bildiği, bizim bilmediğimiz bazı sebeplerden dolayı savaşla ilgili "sabr" tavsiye edilirken, illetin kalkmasıyla savaşa izin verilmektedir.[55] Bunun misallerini birçok ayette görmek mümkündür. Bu sebeple, ikinci şıkta yer alan geri bırakmak anlamından ziyade, birinci maddede belirtilen unutturmak veya yerine başka bir ayetin getirmesi anlamı daha makul görünmektedir.[56]
3- Neshin Terim Olarak Tanımı
[57] Bununla birlikte, ilk tanımının tabiilerden sonra yapıldığı sanılmaktadır. Çünkü bu döneme kadar Kur'ân ve hadis ilminin dışında müstakil bir iİmin varlığı söz konusu değildir.
Neshin daha sonraki dönemlerde birçok tanımı yapılmıştır. Bu tanımlar lafız itibariyle değişik olsa da, sonuç İtibariyle aynıdır. Bunlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Nesh, bir ayetin hükmünü, daha sonra nazil olan başka bir ayetle kaldırmadır.
b) Şerl bîr hükmün, şer'î bir delille kaldırılmasıdır.
c) Nesh şer'î bir hükmün sona erdiğini, Allah'ın kullarına bildirmesidir.[58]
d) Mukaddem tarihli bir ayetin hükmünü, muahhar tarihli bir ayet ile değiştirmektir.[59]
e) İslam'ın, fıtrat dininden uzaklaşan eski İlahi dinleri eski haline döndürmesidir.
Kur'ân-ı Kerim'de yer alan konuyla ilgili ayetlerden hareketle, emir ve nehiy ihtiva eden hükümlerden bazılarının, kulların faydası için kaldırıldığı veya başka ayetlerle değiştirildiği kabul edilir. Kur'an'da hükmü kaldırılan ayete mensuh, hükmü kaldırana da nâsih ismi verilir. Neshin, insanlığın eğitiminde ve İslâm'ın uygulanırlığı açısından, bir kolaylığı ifade ettiği kabul edilir. Neshi kabul edenler bu temel felsefeden" hareket etmektedirler. Bu kanaatte olanlar çoğunluktadır. Kabul etmeyenler ise, konu üe ilgili ayetlerin, Hz. Peygamberden önceki dinleri kaldırdığını, Kur'an'da böyle bir durumun olmadığını düşünmektedirler. Tabii ki, her iki grubun kendilerine göre haklı gerekçeleri bulmaktadır. Dikkat edilirse, temelde her iki görüşe mensup olan alimler neshin varlığını kabul ederler. Konunun anlaşılmasına yardımcı olacağı için görüşlerden önemli olanlarına işaret edilmesinin yararlı olacağını düşünmekteyim.[60]
4- Neshin Varlığı ve Delilleri
a) Nakli Deliller
Kur'ân-ı Kerim'de neshin varlığına işaret ettiği ileri sürülen beş ayet bulunmaktadır. Konuyla ilgili ayetlerin anlamları şöyledir:
"Biz bir ayetin hükmünü kaldırır yahut unutturursak, onun daha hayırlısını, veya mislini getiririz. Bilmez misin ki Allah'ın her şeye gücü yeter."[61]
"Biz bir ayeti başka bir ayetle değiştirdiğimizde ki -Allah ne indirdiğini bilir- 'Sen iftira ediyorsun' derler. Hayır (ama) çokları bilmiyorlar."[62]
"Allah istediğini kaldırır, istediğini sabit kılar. Ana kitap onun yanındadır."[63]
"... Allah şeytanın attığını derhal iptal eder. Sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hikmet sahibidir."[64]
"Sana okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. Ancak Allah'ın dilediği müstesna. O açığı da gizliyi de bilir"[65]
Yukarıya anlamlarını aldığımız ayetlere dikkat edilirse, nesih konusuna işaret ettikleri görülür. Bakara Sûresi 106. ayetle, Nahl Sûresi 101. ayetlerinin nüzul sebebi, olarak, Yahudilerin sözlerine yer verilir. "Muhammed'in işine hayret etmez misin? Yanındakilere bir şeyi önce emreder sonra onu kaldırır, aksini emreder. Zira Kur'ân Muham-med'in sözüdür. Çünkü içinde birbirini tutmayan ifadeler bulunur." Yüce Allah bu iftiralar üzerine, işaret edilen ayetleri gönderdiği ileri sürülür.[66] Tefsir kaynaklarındaki yorumlarda ayetlerin iniş sebebinin nesihle alakalı olduğu nakledilir. Müfessirin büyük çoğunluğu yukarıdaki ayet ve yorumlardan hareketle, Kur'an'da neshin varlığını kabul etmektedirler.[67] Diğer taraftan, Müfessir Râzî (ö. 606/1209), Bakara Sûresi'ndeki ayette yer alan, "ondan-daha hayırlısını veya mislini getiririz.." bölümünü iki madde halinde açıklar.
a) îlk inen ayet daha hafif olanıdır. Kulların içindeki ortama göre gönderilmiştir,
b) Daha faydalı olanı getiririz cümlesi ise sonradan nazil olan kullara faydalı olan kesin hükümdür.[68] Yüce Allah kulların içinde bulunduğu kötü alışkanlıkları tedrici bir metod ile kaldırarak, faydalı olan hükümleri açıklamış olmaktadır. Böylelikle, insanların imanları kuvvetlenerek emirleri kabul etmeleri hedeflenir.
Nahl Sûresi 101. ayette yer alan "Biz bir ayeti diğer bir ayetle tebdil ettiğimiz zaman" ifadesi, bir ayetin başka bir ayetle değiştirilebileceğini hatırlatmaktadır. Mücahid ayeti, "birincisini kaldırıp, başkasını yerine koymak" şeklinde açıklanmakta, Katade'de konuyu Bakara Sûresi 106. ayetle izah etmektedir.[69] Katade ve Mucâhid'in yorumlarına göre, söz konusu ayetler neshin varlığını ortaya koymaktadır.
Muhammed Hamdi Yazır (ö. 1358/1947) konuyla ilgili görüşleri şu cümlelerle belirtir. 'Bir ayetin yerine diğer bir ayeti getirmek nesihtir, inanmayanlar nesih meselesiyle Hz. Peygamber'in risaleti hakkında bir şüphe düşürmek ister. Zamanımızda da benzer insanların olması mümkündür. Oysa, Bakara Sûresi'ndeki ayet onlara cevap olarak gelmiştir.'[70] Elmalıh'ya göre, Müslüman birinin neshin varlığını inkar etmesi mümkün değildir. Yüce Allah'ın bazı ayetleri kaldırıp, yerine başkasını koyması hikmetinin gereği kabul edilmekte, bu durum zatının yüceliği ve kullarına olan merhameti şeklinde algılanmaktadır. Ayetin sonunda yer alan "çokları bilmiyorlar" ifadesi, konunun önemini vurgulamaktadır.
Burada üzerinde durulması gereken başka bir mesele, Kur'an'da yer alan ayet kelimesine verilen anlamdır. Lügat olarak kelime, alamet, işaret, ibret, mucize, Kur'ân-ı Kerim'i meydana getiren cümleler, delil, kıssa ve lakap gibi anlamlara gelir.[71] Bakara Sûresi 106. ayette geçen ayet kelimesinden hareketle, Kur'an'daki geçtiği yerleri gözden geçirdiğimizde, ortalama 382 yerde zikredildiği görülür. Bu ayetİer farklı konulara işaret etmektedir. Örneğin delii,[72] mucize,[73] alamet,[74] kıssa,[75] emir ve nehiy,[76] anlamları bunlardan bazılarıdır.
Terim olarak kelimenin, bir şeyi ve bir amacı açıklamak için Kuran cümlelerini ifade ettiği görülür.[77] Buna göre, nesh ayetlerinde geçen değiştirme ve yerine getirme sözcüklerinden, Kur'ân cümieleri kastedildiği anlaşılır. Kelimeye verilen anlam bunlarla sınırlı değildir. "Göklerde ve yerde nice ayet var ki, onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler, "[78] Ayeti, Kuran ayetleri dışındaki tabiat kuvvetlerine işaret etmektedir. Bu ayetler tabiat olaylarıdır.[79]
b) Sünnetten Deliller
Neshi varlığını ortaya koyacak ikinci deli! Hz. Peygamberin sünnetidir. Şunu hemen belirtelim ki; konuyla ilgili Hz. Peygamber'in, bir ayeti başka bir ayet nesh etti şeklinde bir hadisi bulunmaz. Bununla birlikte, fiili sünnet ve sahabelerden gelen nakillerde konuya ışık tutan misallerin olduğu gözlenir
Müslim in rivayetine göre; "Kur'ân'ın bazı ayetleri birbirini nesh ettiği gibi, Hz. Peygamber de kendi sözünü nesh ederdi. "[80] denilerek, Kur'ân ve hadiste neshin varlığına işaret edilir. Bu nakillere İslâm'ın İlk yıllarında karşı çıkılmadığı anlaşılır.
Lâhik b. Humeyd, "Peygamberin sözleri Kur'ân'ın misali gibidir. Çünkü Kur'ân'ın bazı ayetleri, diğer bazılarını nesheder"[81] demektedir.
Urve b. Zübeyr babasından gelen rivayeti şöyle anlatmaktadır. "Peygamberimiz bir söz söylüyor, bir zaman yürürlükte kaldıktan sonra Kur'an'daki nesh durumu gibi, diğer hadis onu kaldırıyordu."[82]
Kaynaklarda Hz. Ali'den bir haber nakledilir. Hz. Ali (ö. 40/660) bir gün Kûfe'nin bir mescidine uğrar. Orada Ebu Musa el-Eş'ari'nin dostu Abdurrahman b. Deebi'yi cemaate vaaz ederken görür. Kendilerine Kur'ân-ı Kerimdeki nâsih mensuh ayetleri bilip, bilmediğini sorar Adı geçen şahıs bilmediğini söyleyince, ona dönerek: ''Sen hem kendini hem de dinleyenleri helak edersin. Seni bir daha vaaz ederken görmeyeyim."[83] der.
Huzeyfe b. Yemen (ö. 36/656), hakkında şu rivayetlere yer verilir: O idareci olarak görevlendirdiği kişilerden, nesh konusunu bilenlere öncelik vermiş, bu durumda olanlara vaaz etmeleri için izin vermiş, diğerlerine dini konularda konuşmayı yasaklamıştır.[84]
Başka bir misal, Hz. Peygamber in ilk zamanlar kabir ziyaretlerini yasaklarken, daha sonraları izin vermesi,[85] Mut'a nikahı hoş karşılanırken, Mekke'nin fethinden sonra yasaklanması,[86] sünnetten gelen nakiller kabul edilir. Zira sünnetin, söz, fiil ve takrirden oluştuğu bilinmektedir.[87] Sünnetin delil olması için bunlardan birinin olması yeterli görülür.[88]
c) Akli Deliller
Neshin varlığı akli yönden izah edilirken, birçok misal verilir. Bun-ları kaynaklarda bulmak mümkündür.[89] Kur'an'da var olduğu kabul edilen neshin, ilâhi takdir yönünü bilmemiz mümkün değildir. Allah'ın bunu bildirmesi de zorunlu değildir. Önemli olan insanın, Allah'ın kulların yararına olarak gönderdiği emirlere itaat etmesidir. Yoksa sınırlı bir kabiliyette yaratılan insanın, yaptığı İnceleme ve yorumlarla varacağı netice, Allah'ın ilmi yanında çok küçük kalacaktır. İnsan, Allah'ın verdiği akıl, ilim ve imkanlar neticesinde bir takım neticelere ulaşabilir. Vahiy, İlim, akıl ve tecrübe insana bu konuda yardımcı olur. Yüce Allah gönderdiği Peygamberlerine suhuf ve kitap şeklinde ilâhi emirlerini göndermiş, bu vahiylerin içeriği de kısa ve uzun olabilmiştir. Fakat iman esaslarında bir değişiklik olmamıştır. İnanç bazında Hz. Adem ve Hz. Muhammed arasında gönderilen bütün Peygamberler aynı şeyleri emretmişlerdir.[90] Bu teme! prensiplerde nesih mümkün görülmemektedir.
Yüce Yaratıcı'nın peygamberlere verdiği kitapların isimleri farklı, içerikleri aynıdır. Diğer taraftan bunlar bir birini tasdik etmekte[91] ve bir öncesi, sonra gelecek olanı haber vermektedir.[92] Kur'ân ise, son ilâhi mesaj olarak, diğerlerini tasdik ettiği gibi. gerekli emirleri İçerisinde toplamaktadır.[93] Kur'ân'a göre diğerleri geçerliliğini yitirmiştir. Kitaplar için böyle olduğu gibi, Hz. Peygamber için de aynı durum söz konusudur. O'nun gelmesiyle, önceki Peygamberlerin görevi bitmiş, şeriatleri sona ermiştir.[94] Ehl-i Kitap mensupları Hz. Peygamber ve O'na verilene inanmakla görevli kılınmıştır.[95] İslâm alimleri, Kur'an'da yer alan ayetlerin verilerinden hareketle, Kur'ân'ın diğer kutsal kitapları nesh ettiğini kabul etmektedirler. Bu konuda ittifak bulunmaktadır.
En-Nesh fi'1-Kur'ân müellifi; akıllı bir insanın, neshin varlığını kabul edeceğini ve aklın neshin varlığına delil olacağını ileri sürmektedir.[96] Akıl konusunda iieri sürülen delillerden bazıları şöyledir.
Konuyla ilgili günlük hayatımızdan bazı misaller verilebilir. Doktorun hastalarını tedavi etmek için uyguladığı prensipler,[97] annenin çocuğunu büyütürken yürüttüğü metodlar,[98] öğretmenin talebesini yetiştirirken basitten zora doğru tedrici bir yol izlemesi,[99] ileri sürülen akli deliller arasında zikredilir. Buna göre nesih hadisesi, tedrici bir metot ile insanları eğitme ve kötülükleri düzeltme olarak anlaşılmalıdır.
Milhtlerin hali de böyle kabul edilir. İnsanların yaşantılarında zaman içinde ilim, eğitim ve tecrübeye dayalı bilgiler neticesinde değişiklikler olmaktadır. Bu değişiklikler önceki ilimlere göre nesih olarak düşünülür. Bu ilimler Allah yanında bilinmektedir. Kulların iiim ve tecrübeleri zamanla gelişmektedir. Yüce Allah son gönderdiği kitabını yirmi üç senede göndermiş, böylece insanların daha kolay inanmalarına ve kötü alışkanlıklarını zaman içinde terk etmelerine yardımcı olmuştur. İnsanlar bir takım yanılgılarını zamanla düzeltmektedirler. Bunu yapın veya yapmayın şeklindeki helal ve haramların bir süreç içinde indirilmesi, İslâm'ın koİay ve uygulanır olduğunu ortaya koymuştur. Arada geçen bu süreç nesh .olarak düşünülmektedir.
Allah kullarına muayyen bir zamanda bazı ibadetlerin yapılmasını emir buyurmakta, o vaktin gelmesiyle ibadet yapılmakta, geçmesiyle ibadet kaldırılmaktadır. Meselâ; Ramazan'da bütün Müslümanlara oruç tutulması emredilmekte, bittikten sonra İftar edileceği belirtilmektedir. Bayram günlerinde ise, oruç tutmak yasak kılınmaktadır. Bayramın gelmesiyle orucun kaldırılması nesih olarak izah edilmektedir.[100] Nesh akien mümkün olmamış olsaydı, bayramlarda da oruç tutulması gerekirdi. Halbuki Allah kullarına kolaylık emretmektedir[101] denilmektedir.
Hz.Peygamber bir rahmet peygamberidir.Bütün insanlığa gönderilmiştir.[102] Ondan sonra peygamber.gelmeyecektir.[103] Dolayısıyla İslâm bütün insanlığın dinîdir. Tevhid'e inanan diğer milletler de Müs-lümandır. Bu durum, diğer dinlerin nesih edildiğini göstermektedir. Nesih aklen mümkün olmamış olsaydı, diğer dinlerin de yürürlükte olması gerekirdi. Bunun sonucu diğer peygamberlerin risaleti devam etmiş olacaktı. Bunun ise İslâm'a uymadığı kabul edilmektedir.[104]
Kur'ân-ı Kerimle ilgili yazılan eserlerde verilen nakillerden seçerek aldığımız bilgilere bakıldığında neshin aklen mümkün olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır. Bu veriler ışığında Kur'an'da kısmen neshin var olduğu düşünülmektedir.[105]
5- Neshin Şartları
Kur'ân İlimleri ve tefsir usulü kitaplarında neshin şartlarıyla ilgili bazı nakiller iieri sürülmektedir. Dolayısıyla söz konusu şartlan taşıyan ayetlerin mensuh olacağı kabul edilir. Söz konusu şartlar şunlardır:
a) Nesh edilen hüküm şer'î bir hüküm olmalı[106] ve nesh edilen ayetin ebedi olduğuna dair bir işaret bulunmamalıdır. Meselâ; Cihad hükmünün nesh edilemeyeceği ileri sürülür. Çünkü zulmedenlere karşı savaşın olacağı belirtilirken, Hz. Ömer'den gelen rivayette de "Atların alınlarında kıyamete kadar hayır vardır."[107] denilerek, cihadın dünya durdukça var olacağına işaret edilmektedir.
b) Nâsİh-Mensuh arasında zaman aşımı bakımından fark bulunması gerekir. İki ayet aynı zamanda naziİ olursa neshin olması mümkün görülmez.[108]
c) Neshe konu olan ayetler arasında bir zıtlığın olması gerekmektedir.[109] Gelen hükümlerin aynı anda veya bir arada uygulanma imkanı varsa, nesh söz konusu olamaz. Diğer taraftan, nâsih-mensuh ayetlerin şer'İ hükümler içermeleri gerekmektedir.
d) Neshin, iyi veya kötü olduğuna dair vahiy, iiim ve akılın ittifak ettiği konularda olmaması gerekir. Ana-babaya iyilik, zulüm ve ahlaksızlık gibi hükümlerde neshin varlığı kabul edilmez.[110] Çünkü bu gibi hasletlerin tartışılması, belirtilen hususların birinin noksanlığını akla getirmektedir.[111]
B. Nesh Hakkındaki Görüşler
Kur'ân-ı Kerim'in tefsirini yapmak ve ondan gerekli hükümleri çıkarabilmek için, -tefsir açısından- üzerinde durulması gereken konulardan biri, nesih hadisesidir. Söz konusu ilim hakkında bilgi sahibi olmadan, neshe konu olabilecek ayetleri ve nakilleri incelemeden, yapılacak yorumların eksik kalacağı düşünülür. Bununla beraber, nesih hakkında farklı nakillerin olduğu bilinmektedir. Bu görüşlerin üzerinde durulması, konunun anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.[112]
1- Neshi Red Edenler
Neshi kabul etmeyenlerin başında Ehi-i Kitap alimleri gelir. Râzî (Ö. 606/1209), "Yahudilerin aksine, bize göre, nakil ve akıl açısından neshin varlığını kabul etmemiz mümkündür. Ehl-i Kitap alimlerinden bazıları neshi reddederken, kimisi de kabul etmektedirler. Müslüman alimler arasında neshin varlığını kabul etmeyenler bulunsa da, cumhur olarak kabul edilen alimler neshin caiz olduğu kanaatini taşımaktadırlar" şeklinde görüş belirtir.[113] Bununla birlikte, Müslümanlardan Ebû Müslim el-İsfehânî fö. 322/934)'nin neshi kabul etmediği bilinmektedir.' O, neshi kabul edenlerin ileri sürdüğü Bakara Sûresi 106. ve Nahl Sûresi 101. ayetlerinin neshin varlığına delil olamayacağına inanmaktadır. O'nun anladığı manada nesh, Kur'ân'ın Levh-ı Mahfuz'dan nakli ve diğer kitaplara tahvili şeklindedir.[114] Yoksa, Kur'ân-ı Kerim'in ayetlerinin değişmesi veya ortadan kalkması anlamında değildir. Ona göre, Kur'an'da yer alan nesih, eski dinlerin neshidir. Yoksa, Kur'an'da yer alan ayetlerin neshi değildir. Bunun için bazı deliller ileri sürmektedir.
a) Bakara Sûresi 106. ayeti, Kur'ân-ı Kerim ayetleri ile değil, eski dinierin neshiyle ilgilidir.[115] Yüce Allah, Kur'ân'ın, emriyle önce gönderilen dinlerin bozulan yönlerini aslına döndürmüştür. Bakara Süresindeki ayette yer alan değiştirme ayetin yerini değiştirmedir, nesh değildir. Ayrıca, "ayet" kelimesi risalet anlamına gelmektedir. Yüce Allah Hz. Muhammed'i göndermek suretiyle önce gönderilen nebilerin risaletini sona erdirmiş olmaktadır.[116]
b) " O çok şerefli bir kitaptır. O'na, ne Önden ne de arkadan batıl yaklaşamaz. O, herkes tarafından övülen, hikmet sahibi olan Allah'tan indirilmiştir,'"[117] ayeti, Kur'an'da neshin olmadığını ortaya koymaktadır.[118]
Ebû Müslim; yukarıya aldığımız delilleri ileri sürerek, Kur'ân-ı Kerim'de neshin mümkün olamayacağını, neshe konu olan ayetleri te'vil suretiyle, müşterek uygulanırlığını savunur.
Diğer taraftan, son devir İslâm alimleri arasında yer alan Ömer Rızâ Doğrul fö. 366/1947)'un,[119] yukarıda zikredilen Ebû Müslim'in görüşlerine katılarak, benzer açıklamalarda bulunduğu gözlenir. Ra'd Sûresi'nde yer alan bu ayetin Medeni veya Mekki olduğuna dair nakiller bulunmaktadır.[120] Ona göre ayet Mekkidir. Müşrikleri konu edindiği ve Mekki olması dolayısıyla nesihle ilgili olamayacağı ileri sürülür.[121]
Bu alimlerin görüşlerine dikkat edilirse onlar, Kur'ân'ın diğer kitapları nesh ettiği kabul edilip, kendi içinde neshin olamayacağı savunulmaktadır. Onlara göre nesh vardır fakat Kur'ân içerisinde değildir. İslâm alimleri arasında son dönemlerde bu görüşleri kabul edenlerin çoğaldığı gözlenmektedir. Bunların iyi niyetli oldukları bilinmektedir. Neshi kabul etmekle İslâm'a zarar vereceklerini düşünülür. Oysa, İslam alimleri arasında nesih vardır veya yoktur görüşleri tamamen kelimeye verilen anlamdan kaynaklanmaktadır. Neshi kabul edenler, gece namazında olduğu gibi, önceleri her Müslümanın yapması gereken ibadetler, nafile şekline dönüşerek hafifletilmiş ise, bu bîr nevi neshtir. Kabul etmeyenler ise, bir ayetin nafile de olsa, uygulanma imkanı varsa, burada nesh söz konusu değildir, görüşündedirler.76 Neshin kabul edilmesi veya reddedilmesi bu teme! felsefeye dayandırılır.[122]
2- Neshi Kabul Edenler
İslâm alimleri arasıda neshin varlığını kabul edenler çoğunluktadır,[123] Neshi kabul edenlerin dayandıkları deliller, Kur'an'da yer alan bazı ayetler ve Hz. Peygamberin sünnetindeki uygulamalardır. Yaptı-âımız araştırmada söz konusu deliller yer yer ele alınmakla birlikte, örnek olması için burada bazılarına temas edilecektir. Bu delillerden bir kaçını şu şekilde ifade edebiliriz.
"Biz bir ayetin hükmünü kaldırır yahut unutturursak, onun mislini veya daha hayırlısını getiririz."[124]
Neshin varlığını kabul edenlerin ilk ileri sürdüğü delil bu ayettir. Söz konusu ayetin anlamında neshin varlığı açıkça ifade edilmektedir.[125] '. .
"Biz bir ayeti başka bir ayetle tebdil ettiğimiz zaman -ki Allah İndirdiğini çok iyi bilir- şöyle dediler: Sen gerçek bir iftiracısın. Halbuki onların çoğu bilmezler."[126]
Buraya alınan ayette geçen tebdil kelimesinin neshe delalet ettiği kabul edilir.
"İçinizden ölüp geriye eşler bırakan (erkekler) eşlerinin (evlerinden) çıkarılmaksızm, bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler."[127] Bu ayet "Sizden vefat edip de geriye kalan hanımlar, kendilerini dört ay on gün gözetsinler../'[128] ayetiyle nesih edildiği ileri sürülür.[129]
"Allah istediğini kaldırır, istediğini baki kılar. Ana kitap onun yanındadır/'[130] İmam Şafiî (ö. 204/819), bu ayete mana verirken; "Allah istediği farzı İmha, istediğini baki kılar" sözleriyle açıklamaktadır.[131] Allah kulların içinde bulundukları durumlara göre kolaylık göstermeyecek olsaydı, "İstediğimizi bırakır, istediğimizi kaldırırız." dememesi gerekirdi. Şüphesiz Allah, gönderdiği emir ve nehiy-ieriyle insanların hayrını ve mutluluğunu hedeflemektedir.
Neshin varlığına delil getirilirken, Bakara Sûresi 141,143 ve 144. ayetleriyle Kıblenin değişmesi örnek gösterilir. Çünkü Müslümanların önce Kudüs'e doğru namaz kılmaları, daha sonra Mescid-i Haram'a yönelmeleri neshin varlığına önemli bir delil kabul edilmektedir.[132]
Başka bir misal; "Eğer içinizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, onların iki yüzüne galip gelir"[133] ayetinin "Şimdi Allah sizden yükü hafifletti; bildi ki sizde bir zaaf vardır. Artık sabırlı ve azimli yüz kişi olursa, onlardan İki yüz kişiyi mağlup eder...."[134] ayeüyle nesih edildiği naklidir.[135]
Kaynaklarda yer alan misalleri çoğaltmamız mümkündür. Fakat verilen örnekler birbirlerine yakın nakillerdir. Kabul edenlerin temel felsefesi, aynı konuda bir çok ayetin olmasını kulların eğitimi şeklinde algılamış olmalarıdır. Yoksa ilahi emirlerdeki farklılık değildir. Ayetler arasındaki değişiklik, İlâhi takdir yetkisindedir. Kulların bir müdahalesi söz konusu değildir. Allah'ın bir emri kaldırması ve yerine yenisini göndermesi, insanlık için bir lütuf kabul edilir. Nesih hadisesinin, insanların yanlış inanç ve adetlerinin düzeltildiği, içinde bulundukları sıkıntılardan kurtarıldığı ve İslâm'ın kolay kabul edilmesine yardımcı olduğu düşünülür.[136] Bu düşüncelerden hareket edildiğinde Kur'an'da nesh vardır sonucuna varılabilir.[137]
3- Ayetin Hadisle Nesh İlişkisi
Neshi kabul edenlere göre ayetin ayeti, hadisin hadisi nesh ettiği kabul edilir. İhtilaf; hadisin ayeti neshindedir. Buradaki İhtilafın kaynağı, sünnetin ayetle eşdeğerde olamayacağı görüşüdür. Bazı İslâm alimleri, sünnetin mertebe itibariyle ayetten sonra geldiğini kabul ederek, ayeti nesh edemeyeceği görüşünü taşımaktadırlar. Farklı görüşte olanlar da, Peygamberin dindeki otoritesini, Kur'ân ve sünneti tebliğ ve beyan edici ve yaşayıcı vasfını nazara alarak -zaten mahdut miktardaki- neshin olabileceğini kabul etmişlerdir.
Bu alimler arasında, İmam-ı Şafiî, sünnetin ayeti neshinde farklı düşünür. Nesihle ilgili ilk bilgi verenlerin başında olan İmam-ı Şafiî, Bakara Sûresi'ndeki 106. ayeti delil alarak, "Allah'ın kitabını ancak Allah'ın kitabı nesh eder." görüşündedir. Diğer taraftan, sünnetin Kur'ân'a tabi olması gerektiğini savunarak, Kur'ân için nâsih olamayacağını ileri sürer.[138] Bu hususta şu delillere yer verir.
"Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayanlar, 'bundan başka bize bir Kur'ân getir veya bunu değiştir dediler' De ki: "O'nu, kendi tarafımdan değiştiremem. Bu benim için imkansızdır. Ben sadece bana vahiy olana uyarım. Şayet ben Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım."[139]
"Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ana kitap O'nun yanındadır."[140] ayetlerin ifadelerinden hareketle, Şafiî, Allah'ın dilediği farzı kaldıracağını, dilediğini bırakacağını belirtir. Buna göre ayeti, yine ayetin nesh edebileceğini kabul etmektedir. Ona göre farzı emreden Allah'tır. Onu kaldıracak da kendisi olmalıdır.[141]
Imam-ı Şafiî, her ne kadar sünnetin ayeti neshi hususunda farklı düşünse de, Mutezile, Eşâri, İmam-ı Malik ve Ebû Hanife hadisin ayeti nesh edebileceğini kabul ederler.[142] Zerkeşî eserinde, İbn Atiyye'nin, "Ümmetin ehliyetli alimleri, neshin caiz olduğu görüşündedir."[143] sözünü nakleder.
Hadisin ayeti nesh edebileceğini kabul edenlerin delillerinden bazıları şöyledir:
Yüce Allah, "Kadınlarınızdan zina edenlere karşı aranızdan dört şahid getirin. Şayet onlar şahadet ederlerse, ölünceye veya Allah onlara bir yo! açmeaya kadar evlerde tutun..."[144] buyurur. Daha sonra kadınlarla ilgili "celde"[145] hükmü farz kılınır. Söz konusu ayette yer alan hapis cezasının kaldırıldığı,[146] kaldıran hadisin de, "Benden alıp belleyiniz"[147] hadisi olduğu nakledilir.
"Zina eden kadınla erkekten her birine yüzer değnek vurun"[148] emrinin, evli kadınlar İçin, Peygamberin sünnetinde yer alan "recm" cezasıyla kaldırıldığına inanılmaktadır.
"O kendi arzusuyla konuşmaz. (Onun konuştuğu şeyler) kendisine gelen vahıy'den başka bir şey değildir."[149] ayetleri, sünnetin Kur'ân gibi olduğunu ifade etmektedir.[150] Zira, O kendi isteğiyle konuşmaz ayeti, sünnetin açıkça vahiy olduğuna delil kabul edilmektedir. Dolayısıyla ayetin, hadisi nesh ettiği gibi, hadisinde[151] ayeti nesh edebileceği kabul edilmektedir.
Hadislerde aranan özellik, Kur'ân'a uygun olmasıdır. Hadislerin, Kur'ân'la uyum halinde ise alınacağı, değilse terk edileceği kabul edilir. Dolayısıyla ikisinin de kaynağı Yüce Allah'a dayandırılmaktadır.[152]
"Peygamber size neyi verdiyse onu alınız. Neyi yasak ettiyse ondan kaçınınız. Allah'tan korkunuz. Çünkü Allah'ın azabı çok şiddetlidir. "[153] ayetinde yer alan "alınız ve tabi olunuz" emrinden, sünnetin ayeti nesh edebileceği neticesine varılmaktadır.[154] Başka ayetlerde de peygambere tabi olunması istenirken şöyle buyurulur:
"Resulüm de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olunuz ki Allah'ta sizi sevsin..."[155]
''Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, biz seni onların başına bekçi göndermedik."[156]
Buraya alınan ayetlerde peygambere tabi olanların, Allah'a itaat etmiş olacağı hatırlatılmaktadır. Kur'an'da sünnetin ayeti nesh edeceğini ileri süren alimler, Kur'ân ve sünneti birbirinden ayırmanın doğru bir görüş olmadığını yukarıya aldığımız ayetlerden hareketle ortaya koymaktadırlar.[157]
İslâm'da temel olarak Kur'ân ve Hz. Peygamber'in sünneti kabul edilir. Sünnet, Kur'an'da yer almayan konulara yer yer açıklık getirmekte. yerine göre de ayetleri tefsir etmektedir. Diğer taraftan, Yüce Yaratıcıya gereği gibi inanmayı öğreten peygamberdir. Peygamberin konumunu bütün incelikleriyle açıklayan da Kur'ân'dır. Kur'ân ve sünnetin tatbikini gösteren de Hz. Muhammed'dir. Konuya bu açıdan baktığımızda ayet ve hadislerin birbirinden ayrılmaması gerektiği anlaşılır [158] Müslümanın görevi, Hz. Peygamber'e tabi olmaktır. Çünkü emir ve nehiyleri bize öğreten Odur. Ondan bize gelen nakil sağlam ise, ona inanılır ve gereği yapılır. Değilse, doğrusu araştırılır. Zira, ne Kur'ân'ın hadisten, ne de hadis'in Kur'an'dan soyutlanması mümkün değildir. Çünkü ikisini de gönderen Yüce Yaratıcıdır. Peygamberin, Allah'ın izni olmadan şer'i bir hükmü koyması veya değiştirmesi mümkün görülmez. Konuyla ilgili Yüce Allah şu hatırlatmada bulunmaktadır.
[159]
4- Diğer Dinlerde Nesh
Eski dinlerde nesih denildiğinde aklımıza Ehl-i Kitab'ın mensup olduğu dinler gelmektedir. Söz konusu İnanç sahipleri, kendi dinlerinin yürürlükte olduğunu kabul ederek, İslâm'ı reddetmektedirler. Bu münasebetle, Hz. Peygamber'e her fırsatta saldırmışlar, getirdiği vahyi sihir veya masal olarak değerlendirmişlerdir.[160] Onlar, İslam'ı belirli bir kavme indirgemeye çalışmaktadırlar.[161] Konuyla ilgili geniş açıklamalarda bulunan "en-nesh fi'1-Kur'ân" müellifi, Yahudi ve Hıristiyanların nesihle ilgili görüşlerine geniş yer verir.[162] Buna ilaveten tefsir kaynaklarında diğer dinlerdeki nesihle ilgili hayli bilgi bulunur. Bunlardan bazıları şöyledir:
a) İnsanlığın ilk günlerinde Hz. Adem, Havva ile evlenmiş, bunlardan meydana gelen çocuklar, başka imkan olmadığı için bir birleriyle evlenmişlerdir. Daha sonra bu evlilik yasaklanmıştır.[163]Yahudi ve Hıristiyanlarda da yakınlarla evlilik söz konusu değildir. İslâm, evliliğin sınırlarını tayın ederek, evlenilmesi yasak olan kişileri açıklamıştır.[164]
b) Yüce Yaratıcı imtihan için, Hz. ibrahim'e oğlunu boğazlamasını emretmiş, daha sonra bu hüküm kaldırılmıştır.[165] İlâhi dinlerde insanın Kurban edilmesi söz konusu olmasa da, Hz. İbrahim kıssasında böyle bir hadisenin olduğu bilinmektedir.
c) Yüce Allah gece ve gündüzü insanlar İçin yaratmıştır.[166] İnsanlar için her gün aynıdır. İş yapılması helaldir. Bununla birlikte, Yahudilere Cumartesi günü kutsal sayılmış, av başta olmak üzere, bazı faaliyetler yasak edilmiştir.[167] İslâm'da bu yasak Cuma namazı vaktiyle sınırlandırılmıştır.[168]
d) Hz. Nuh gemiden çıktığında, bütün_hayvanİarın yenmesinin helal olduğu, daha sonra Yahudilere bazılarının haram kılındığı bilinir.[169] Kur'an'da ise bu yasaklar dört madde ile sınırlandırılmıştır.[170]
e) Hz, Musa'nın dininde boşanma serbest olduğu halde, aynı değerlere inanan Hıristiyanlık'ta zina suçunu İşlemedikçe kadının boşanması yasak kapsamına alınmıştır.[171]
e) Hz. Yakup zamanında iki kız kardeşi bir arada nikahlamak caiz olduğu halde, daha sonra bunun kaldırıldığı bilinmektedir.[172]
f) İlâhi dinlerde erkeklerin sünnet olması gerekir. Hıristiyanlık'ta havarilerin bunu kaldırdığı bilinir,[173] İslâm dininde ise, bu durum Hz Peygamber'in bir sünneti olarak eski haline dönüştürülmüştür.
Netice olarak şunu ifade etmemiz mümkündür. Ehl-i Kitap kendi dinlerinin geçerliliğine inanmakla beraber, ilâhi dinlerin gönderiliş seyri içinde sonra gelen bir dinin daha önce geleni nesh ettiği bilinmektedir. Gelen vahiyler baz alındığında onların bu görüşlerinin gerçeği yansıtmadığı anlaşılır. Ayrıca, İslâm'ı belirli bir kavme indirgemeleri, kendi inandıkları yanlışlıklardan kaynaklanmaktadır. Böyle bir inanış ilmi kriterden yoksundur. Oysa, Hz. Peygamber'in geleceği onlar tarafından bilinmekte,[174] Hz. Peygamber'de kendinden önce gönderilen peygamberleri tasdik etmekte idi,[175] Ehl-i Kitap da bunu haber vermekle görevli kılınmıştı.[176] İslâm belirli bir kavimden ziyade bütün insanlığın kurtuluşu için gönderilmiş, daha önce gönderilen dinlerin hükmünü kaldırarak, tek din olma şerefine nail olmuştur. Buna göre, Allah'ın kabul ettiği din, ilk Peygamberden itibaren gönderilen tevhıd dini olan İslâm'dır. Fıtrat dinine uymayan bütün dinler nesh kapsamında düşünülmektedir.[177]
5- Nesh Edilen ve Edilmeyen Ayetler
Kur'ân-ı Kerim'de yer alan altı binin üzerindeki ayet, aynı konuyu işlemez. Konular genel olarak yaratılış,[178] iman esasları,[179] ibadet ve temizlik,[180] dua ve niyaz,[181] tebliğ,[182] ahlak,[183] aile hukuku,[184] ci-had,[185] devlet idaresi,[186] ilim,[187] hukuk sistemi,[188] ekonomi,[189] tarih ve ahıret[190] başlıkları altında toplanabilir. Bu ayetler insanların mutluluğunu hedeflemektedir. Bununla birlikte, insanları muhatap alan ayetlerin, her birini, nesih kapsamında değerlendirmemiz mümkün değildir. Kur'ân ilimleri ve tefsir usulü kitaplarında, neshe konu olan ayetlerde bazı özelliklerin bulunması gerektiği zikredilir. Bunlardan bazıları şöyledir:
a) Allah'ın zat ve sıfatlarından bahseden ayetlerde neshin varlığı mümkün görülmez.[191]
b) İman esasları olarak bilinen, itikadi hükümleri ihtiva eden ayetlerde nesih yoktur. Meselâ: İman ile ilgili konularda, bütün peygamberler aynı şeyleri emretmişlerdir. Bu gibi konularda neshin olması mümkün değildir.[192]
c) Haber ihtiva eden ayetler nesh bulunmaz. Geçmişte, gelecekte ve belirli bir zamanda olacak hadiseleri bildiren ayetler muhkem olarak değerlendirilir.[193]
d) Nesih konusuyla ilgili eser veren alimlerin ileri sürdüklerine göre, emir ve nehiyde nesh olur. Helalin haram, haramın helala değiştirmek ve mubahın yasak, yasağın mubah yapılmasıyla meydana gelmektedir.[194] İslam alimlerinin, Kur'ân ve sünnet ışığında karar verdiği icma, kıyas ve rey gibi konularda nesh söz konusu değildir.[195] Çünkü nesih ayet ve hadiste olmakta, vahiy sona erip, Hz. Peygamber'in vefatından sonra bu konu kapanmıştır.[196]
6- Neshi Tanıma Yolları
Neshi bilme yolarını ifade etmeden önce, Kur'ân-ı Kerim ilimlerini derinlemesine incelemeden, konuyla ilgüi görüş belirtmenin doğru olmadığmı düşünmekteyim. Kesin nakii bulunmadan, bir ayetin diğer ayeti nesih ettiğini söylemek, Kur'ân'a uygun bir davranış olmaz. Akılla, nazari ta Melerle ve kıyas yoluyla neshin tespitine gidilmesi iimi açıdan doğru bir yoi değildir. Bu konuda ihtimalin, yanlış iddiaların ve tahminin yeri yoktur. Buna göre kaynaklarda, neshin tanınması için şu konular belirtilir.[197]
a) Neshin Sünnetle Bilinmesi
Hz. Peygamber'den nesih hakkında bir hadis gelmiş ve sağlamlığı konusunda şüphe yoksa, o konuda İttifak söz konusudur.[198]
b) Neshin Sahabe Sözleriyle Bilinmesi [199]
Neshi bilme yollarından ikincisi, sahabelerin verdiği bilgilerdir. Sahabeler, Hz. Peygamber'in seçkin arkadaşlarıdır. Her zaman yanında bulunmuşlar, ayet ve hadisleri en iyi şekilde tefsir etmişlerdir. Onların İslâm'ın yayılmasına büyük katkıları olmuştur. Hz. Peygamber'! gelecek nesillere tanıtmışlar ve doğru yolu tanımada rehberlik görevi yapmışlardır. Bu sebeple, o seçkin insanlardan gelen bilgilerin ayetleri anlamada önemli olduğu bilinmektedir.[200]
c) Neshin İctnâ İle Bilinmesi
Nesih konusundaki icmâdan anlaşılan, İslâm alimlerinin, belirli bir meselede, neshin mevcudiyeti üzerinde veya aksi istikamette fikir birliğinde olmalarıdır. Söz konusu ittifak, eldeki mevcut rivayetlerin değerlendirilmesi neticesinde ortaya çıkar. Buna göre eldeki verilerin sağlıklı değerlendirilmesi gerekir. Yoksa, sağlam nakil oimadan, ilim adamlarının kendi görüşleriyle ayet ve hadislerin neshini ileri sürmeleri, yanılgıya sebep olabilmektedir.[201] Ayrıca Kur'an'da yer alan bir emrin din adamlarının görüşleri İle değiştirilmesi veya kaldırılması mümkün değildir. Müslüman alimin görevi ayet ve hadîsieri doğru ve tarafsız değerlendirmesidir. Aksi durum, Ehl-i Kitap alimlerin durumuna düşürülmüş olacaktır.[202]
d) Neshin Kronolojik Olarak Tespiti
Kur'ân-ı Kerim'de, aynı konudaki ayetler arasında birbirinden farklı bilgiler bulunursa, sonra gelen ayetin hükmü geçerli kabul edilmektedir. Bu konuda ayetlerin nüzul sebebi ve tarihi tespit edilir. Tarih itibariyle daha sonra gelen ayet nâsih kabul edilir.[203] Neshi elde etme yollan olarak zikredilen bu maddelerin yanında, başka usuller de ileri sürülebilir. Fakat, konuyla İlgili kaynaklarda bulunan en sağlam nakiller bunlardır. Kronolojik usulle neshin tespitine misal olarak, En-fal Sûresi 66. ayet ve kabir ziyaretine izin verilmesi zikredilir.[204]
7- Neshin Kısımları
İslâm'ın asıl kaynağı olan Kur'ân ve Hadis'i bize tebliğ eden Hz. Peygamberdir. Bu münasebetle, ayet ve hadislerin kaynağı birdir. Hadisler Kur'ân'ın tefsiri niteliğindedir. Bunlardan birini diğerinden ayırmak, islâm'ın anlaşılmasında eksikliğe sebep olabilir. Vahyin inceliklerini biİen sahabe bu durumu görmüş, ikisi arasında bir ayrıma gitmemiştir. Müslüman alimler, Kur'ân ve Sünnet'i aynı ölçülerde değerlendirmeleri gerekmektedir. Yüce Yaratıcı'nın insanlardan istediği, Hz. Peygamber'e uymaları ve istenilenleri yerine getirmeleridir. Bunun yapılması, kulların peygambere tabi olmasıyla mümkün görünür.
''De ki: 'Allah'a ve Peygamber'e itaat edin.' Eğer dönerseniz ona gereken, (tebliğdir) Size gereken de, size yükletilen (itaat görevini yapmak) dır. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Peygambere düşen, sadece açık bir şekilde duyurmaktır."[205]
"Allah ve Resulü bir İşte bir hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi istediklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, açık bir sapıklığa düşmüş olur."[206]
...Peygamber size ne verdi ise onu alın...’’[207]
Yukarıya anlamlarını aldığımız ayetlere dikkat edilirse, Kur'ân ve sünnetin aynı kaynaktan geldiği, birinin diğerinden ayrılamayacağı anlaşılmış olur. Kur'an'da asıl olan, ayetlerin muhkem olmasıdır. Bununla birlikte, cumhur kabul edilen İslâm alimleri tarafından, sınırlı ayetlerde neshin var olduğuna inanılır. Mensuh kabul edilen söz konusu ayetlerin kriteri yapılarak günümüze verdiği mesajı algılamanın faydalı olacağını düşünmekteyim. Buna göre, kaynaklarda neshe konu olan ayetler dört bölümde incelenmiştir.[208]
a) Ayetin Ayeti Neshi
Alimler arasında neshin varlığını kabul etmeyenler hariç, ayetin ayeti nesh edebileceği kabul edilir. Bu birlik üç noktada toplanır:
aa) Hükmü Mensuh, Metni Baki Olan Ayetler
[209] ayetinin yine aynı sûrede yer alan; "Sizden vefat edip de hanımları geride kalmış olanlar, kendilerini dört ay on gün gözetsinler... "[210] ayetiyle nesh edildiğine İnanılır.[211]
Başka bir misal; "Eğer İçinizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, onlardan iki yüz kişiye galip gelir"[212] ayeti, "Şimdi Allah sizden yükü hafifletti; bildi ki sizde bir zaaf vardır. Artık sabırlı ve azimli yüz kişi olursa, onlardan iki yüz kişiyi mağlup eder...."[213] ayeti tarafından nesh edilmiştir.[214]
ab) Tilaveti ve Hükmü Mensuh Ayetler
Kaynaklarda yer aldığına göre, metni ve hükmü mensuh olan ayetlerle amel edilmez. Bu tür ayetlerin, Kur'ân'a yazılmadığına inanılır. Konuyla ilgili zikredilen en Önemli misal, Hz. Aişe'den gelen şu rivayettir: "Bilinen on kere emmenin haramlığı, Kur'ân-ı Kerim'de yer almaktaydı. Bu beş emme ile kaldırılmıştır. Hz. Peygamber'in vefatında bunlar Kur'an'da yer alırdı."[215] Hz. Aişe'den gelen bu rivayet kaynaklarda yer alsa da, Kur'ân'ın yazımı anında ayet olarak değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Hadis kitaplarında zikredüdiğine göre hadis olma ihtimali vardır.
ac) Hükmü Baki Tilaveti Mensuh Ayetler
Bu tür ayetler Kur'an'da yer almamakla birlikte, onlarla hadis gibi amel edilmektedir. Konuyla ilgili misal recm ayetidir. Neshe konu olan ayetin anlamı şöyledir:
"İhtiyar erkek ve ihtiyar kadın zina ettiği zaman, Allah'tan bir ceza olarak onları "recm"edin. Allah azizdir hakimdir."[216]
Eserlerde tilaveti mensuh kabul edilen bu ayetle İlgili olarak, Hz. Ömer'in şu sözlerine yer verilir: "Eğer insanlar Kur'ân-ı Kerim'e Ömer ilave etti demeselerdi, bu ayeti kendi elimle yazardım."[217] Su-yutî(ö- 911/1505)Tnin tespitlerine göre, Zeyd b. Sabit başkanlığındaki heyet recm ayetine gelince, kendi aralarında şöyle bîr konuşma ge-çer: "ihtiyar kadın ve erkek zina ettiği zaman onları recm ediniz" ayeti nazil olduğunda, Hz. Ömer Peygamberimize gelip, yazayım mı? sorusunu sorar. Hz. Peygamber bu soruya olumlu cevap vermez.[218]
b) Sünnetin Kur'ân'ı Neshi
Bu nevi nesih, Kur'an'da yer alan bir ayetle amel edilirken, sonradan Hz. Peygamber'in emriyle kaldırılması şeklinde gerçekleşir. Ayetin sünnetle bu şekilde mensuh olacağı düşünülür. Daha önce ifade edildiği gibi, İmam-ı Şafiî, hadisin ayeti nesh edemeyeceği görüşündedir. Diğer taraftan, ayet ve hadisin kaynağının bir olduğu kabul edilerek, bu neshin olabileceği görüşüne yer verilir. Bunun için şu misal ileri sürülür:
"Birinize ölüm geldiği zaman, eğer mal bırakacaksa, ana-baba-ya ve yakınlara uygun bir biçimde uasiyyet etmek, Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur."[219] Anlamını aldığımız bu ayetin, "Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Varise vasiyet yoktur. "[220] hadisiyle nesh edildiği kabul edilir.[221] Ayrıca, Ahbap Sûresi 52. ayetinin de hadisle nesh edildiği zikredilmiş olur.[222]
c) Kur'ân'ın Sünneti Neshi
El-İhkâm sahibi, ayetin hadisi neshi konusunu Özetlerken, Eş'ârî'le-rin, Mutezile'nin, fukahânın ve cumhur kabul edilen İslâm alimlerinin, bunu kabul ettiklerini belirtir.[223] Şafiî'nin dışında mezhep imamları da neshin mümkün olacağı görüşündedir.[224] Ayetin hadisi neshiyle ilgili nakillerden bazıları şöyledir.
Hudeybiye anlaşması gereği, Mekkelİlerden Müslümanlara sığınan biri, Müşriklere geri verilecekti. Nitekim, Kureyşten Ebû Cendel Medine'ye gelmiş, anlaşma gereği geri gönderilmişti.[225] Hz. Peygamber Ebû Cendel'e; "Ebû Cendel! Sabret. Tahammül et. Allah sana ve senin gibilere kurtuluş yolu gösterecektir. Biz bir anlaşma imzaladık, onun hükümlerini bozmak bize düşmez. "[226] buyurmuştur. Daha sonra Müşriklerden kaçarak gelenler, iki şehir arasına yerleşmişlerdir. Kısa bir zaman sonra. Müşriklerden kaçarak Müslüman bir kadın g£İir- Müşrikler, anlaşma gereği kadını geri isterler. Bunun üzerine, Müslüman kadının verilmemesini ifade eden şu ayet nazil olur.
"Ey iman edenler! iman eden kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan ediniz. Allah onların imanlarını bilir. Şayet imanlı olduklarını anlarsanız, onları kafirlere iade etmeyiniz. Ne bu kadınlar onlara, ne de onlar bu kadınlara helaldir. Ancak kafirlerin verdikleri mehirleri geri ödeyiniz. Sonra bu kadınlara mehirlerini verdiğiniz takdirde, onları nikahlamakta serbestsiniz. Kafir kadınları nikahınız altında tutmayınız."[227] Bu ayet, Müşriklerle yapılan anlaşmayı nesh etmiştir.[228]
Gelen haberlere göre, aşure orucunun sünnette sabit olduğu, daha sonra Ramazan orucuyla kaldırıldığı şeklindedir.[229]
d) Hadisin Hadisi Neshi
Nesih kurallarının dördüncü şıkkı, hadisin hadisi neshidir. Neshi kabul edenler bu konuda görüş birliğinde bulunurlar. Bununla birlikte, sünnetteki nesih geniş bir yelpazeyi oluşturur. İlk asırlardan itibaren hadis kitaplarında verilen bilgilere ilaveten, müstakil eserlerin kaleme alındığı bilinmektedir.[230]
8- Nesh, İstisna ve Tahsis Münasebetleri
İstisna; Bir kısım ayetlerin hükmünü "illâ" gibi bir edatla hariç bırakma demektir.[231]
Tahsis; Umumi olan bir sözü, içine aldığı unsurlardan bazılarına hasretmektir. Örneğin; 'namaz her Müslüman'a farzdır fakat erginlik yaşına gelmeyenlere farz değildir' denildiğinde, çocukların namaz kılmakla sorumlu olmadıkları ifade edilmiş olur.[232]
Tefsir kaynaklarında neshe konu olan ayetlerin fazla olarak zikredilmesi, ilk asırlarda söz konusu kelimelerin benzer anlamda kullanılmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Çünkü, neshe konu olan birçok ayette bu durum gözlenmektedir. Halbuki, nesih ile tahsis ve nesih ile istisna bir birinden farklı şeylerdir.[233] Bunlan aynı anlamda değerlendirmek mümkün değildir. Oysa, buniar aynı kategoride değerlendirilmiştir. Konuyla ilgili kitaplarda ileri sürüldüğüne göre, nesih ilâhi emirlerde olmakta ve iki ayet arasında zaman aşımından fark bulunmaktadır. Tahsiste böyle bir şart yoktur. Kıyas yoluyla da tahsis olabilmektedir. Nesih yoluyla Yüce Allah, şer'i bir hükmü kaldırıp, yerine başka bir serî hükmü getirir.[234] Neshin dışında olan usûl konularında böyle bir şart aranmaz. Dolayısıyla, söz konusu maddeler bir birinden farklı şeylerdir.
"el-Muvafakât" müellifi, Mekkî'den gelen nakillerde, İbn-i Ab-bas'ın içinde İstisna bulunan birçok ayeti nesih kabul ettiğini haber verdiğini söylemektedir.[235] Örnek vermek gerekirse, İbn-İ Abbas; uŞairler(e gelince) onlara azgınlar uyar"[236] ayetinin, "Ancak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar...1'[237] kısmıyla nesih edildiğini ileri sürmüştür.[238] Oysa bu ayette, istisna ile inanan şairler hariç tutulmuştur. Şatıbî (ö. 780/1388), eserinde, yukarıya alınan ayetlerle birlikte, başka ayetlerin de aynı kategoride değerlendirildiğini zikreder.[239] Hibetullah "Şüphesiz insan hüsran içindedir."[240] ayetinin "Yalnız iman edip iyi amel İşleyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler bunun dışındadır."[241] kısmı tarafından nesh veya istisna edildiği hususunda ihtilafın olduğunu nakleder.[242] İncelemeye aldığımız ayetlerde görüleceği gibi, neshe konu olan birçok ayet, bu şekilde değerlendirilmiştir.[243]
KUR'ÂN'DA NESHİ İDDİA EDİLEN AYETLER
A. Kur’an-ı Kerimde Nesh
Daha önce de ifade edildiği gibi nesih;[244] bir ayetin hükmünün daha sonra gelen başka bir ayetle kaldırılması olarak tanımlanır. Konuyla ilgili Yüce Allah; "Biz bir ayetin hükmünü kaldırır veya unuttu-rursak, onun daha hayırlısını, yahut onun mislini getiririz. Bilmez ki misin Allah'ın her şeye gücü yeter?."[245] buyurur. Değişik kanaat ve yorumlar olmakla birlikte, söz konusu ayetin yapısında bir nesih bilgisinin varlığı dikkati çekmektedir.
Yapmış olduğumuz İncelemede bir ayetin nesh edilebilmesi İçin belirli niteliklerinin olması gerekmektedir. Bu nitelikler bulunmadan neshin varlığı uygun bulunmaz. Bunlar:
1) Nesh edilen hüküm seri bir hüküm olmalı,
2) İki ayet arasında zaman açısından fark bulunmalı,
3) Nâsih-Mensuh arasında bir zıtlığın olması,
4) Neshe konu olan ayetlerin anlamlarında iyi ve kötü hasletler ve haber İhtiva etmemesi gerekir. İslâm alimlerinin İleri sürdüğü delillere dikkat edilirse, söz konusu şartlan taşımayan ayetlerin, başka bir ayetle nesh edilmesi mümkün değildir.
Hibetullah,[246] nesh durumuna göre, Kur'an'da bir tasnifte bulunur.[247] Buna göre. 43 sûrede nâsih-mensuh yoktur. Altı surede nâsih bulunur. Kırk sûrede mensuh vardır. Yirmi beş surede hem nâsih, hem de mensuh yer alır.[248] Burhan müellifi Hibetullah'ın eserine atıfta bulunarak, bir sıralama yapar. Fakat iki eserin verdiği bilgiler arasında bir farklılık gözlenir. Zerkeşî, mensuh bulunup, nâsih olmayan surelerin isimlerini zikrederken, İsrâ, Tâhâ ve Mü'minûn Surelerine yer verir. Nâsih-Mensuh sureleri ifade ederken de aynı surelere İşaret eder. Diğerlerinden farklı olarak nâsih-mensuh sûreleri kırk bir olarak değerlendirir.[249] Aynı sureleri tekrar zikrettiğinden, sure sayısı yüz yirmiye ulaşır. Kanaatimizce bu bir müellif hatası veya basım hatası olarak düşünülebilir.
Nâsih-Mensuh Ayet Bulunan Sûreler: Bakara, Âli îmrân; Nisa, Mâide, Enfal, Tevbe, Nur, Ahzâb, Mücâdele ve Müzzemmil Sûreleridir.
Nâsih Ayet Bulunan Sûreler: Fetih, Teğâbün ve Talak Sûreleridir.
Yalnız Mensuh Bulunan Sûreler: En'âm, Araf, Yûnus, Hicr, Nahl, İsrâ, Furkân, Ankebut, Şûra, Zuhruf, Câsiye, Ahkâf, Muham-med, Mümtehme, Gâşiye ve Meâriç Sûrelerinde yalnız mensuh'un bulunduğu belirtilmektedir. Buna göre, on surede nâsih-mensuh, üç sûrede nâsih, on altı sûrede de mensuhun olduğu anlaşılır. Bunların haricinde kalan seksen beş sûrede nâsih-mensuh ayet olmadığı kabul edilir.[250]
İbn-i Arabî(ö. 638/1240) "Ahkâmu'i-Kur'ân" isimli eserinde nâsih-mensuh ayetlere temas etmiştir. Ona göre yirminin üzerinde mensuh ayet bulunur. Suyutî, İbn Arabi'nin mensuh saydığı ayetleri tetkik ederek, bunların sayısını yirmiye indirir. Söz konusu ayetlere on beyit halinde, manzum olarak eserinde yer verir.[251] Menâhilül-İrfân müellifi de. neshi meşhur olan ayetleri yirmi iki olarak belirtir.[252]
1- Bakara Sûresi'ndeki Ayetler
Bakara Sûresi'nde neshe konu olan birçok ayet vardır. Söz konusu ayetler nesihle ilgili kitaplarda geniş olarak zikredilir. Fakat bizim yaptığımız araştırmada neshi ileri sürülen ayetlerle ilgili farklı bilgilerin olduğu görülmüştür. Yaptığımız incelemede adı geçen bilgilerin tahlili yapıldığında, bunlardan bir çoğunun nesihle ilgisinin olmadığı görülmüştür. Bunlar arasında alimlerin kendi kanaat ve görüşlerine, zayıf nakillere, neshin şartlarına uymadıkları halde nesih kabul edilerek zikredilen hayli bilgiler bulunur. Öte yandan, ayetlerin neshedilmesi halinde İslâm'ın esaslarını temelden sarsacak görüşler de aynı başlık altında ifade edilir. Bu çalışmada neshe konu olan ayetler, sure sırasına göre incelenerek, zikredilen bilgilerin sıhhati tarafsız olarak tahlil edilmektedir. Bakara Sûresi'nde mensuh kabul edilen ayetleri, iki aşamada değerlendirmemiz mümkündür:
- Konuyla ilgili kaynaklarda neshi meşhur olan ayetler. Bunlar, 15, İSO, 182, 240 ve 284. ayetleridir. Söz konusu ayetlerle ilgili son bölümde geniş bilgi verilecektir.
- Neshi ileri sürülen, fakat araştırmamız sonucunda mensuh olması hususunda sağlam delil bulamadığımız ayetler yirmi iki civarındadır. Adı geçen ayetlerin önce numaraları verilip, daha sonra niçin mensuh olmadıkları ele alınacaktır.
Mensuh Ayetler: Nâsih Ayetler:
Bakara Sûresi 62. Âl-i İmran sûresi, 85.
Bakara Sûresi, 109. Tevbe Sûresi, 5.
Bakara Sûresi, 178. Mâide Sûresi, 45.
Bakara Sûresi, 183. Bakara sûresi, 187.
184. Bakara Sûresi. 185.
Bakara Sûresi, 190. Tevbe Sûresi, 5,36,39.
Bakara S. , 191. Tevbe S. 5, Bakara S. 193.
Bakara Sûresi, 215, Tevbe Sûresi 60.
Bakara Sûresi, 219. " ", 60.
Bakara Sûresi, 221. ", 5.
Bakara Sûresi, 256. ", 5.
Bakara Sûresi, 282. Bakara Sûresi, 283.
Bakara Sûresi, 284. " ", 286.
Bu ayetlerle birlikte 3, 82, 158, 159, 173, 192, 196, 229, ve 233. ayetlerin de mensuh olduğu söz konusu kitaplarda yer almaktadır.[253] Yalnız bu ayetlerle ilgili, mensuh olduğunu kanıtlayacak sağlam bilgi bulunamamıştır. Kanaatimizce söz konusu bilgiler, konuyla ilgili eser yazan alimlerin kendi kanaatleri ve nesh kapsamını geniş tutmalarından kaynaklanmıştır.[254]
Bakara Sûresi’ ndeki Mensuh Kabul Edilen Ayetler:
a) "Şüphesiz iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ue Sa-biı'lerden kim Allah'a ve ahiret gününe inanıp, sâlih amel İşlerse, elbette onların Rableri katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir."[255]
Hibetullah ve İbn HazrrTin eserlerindeki bilgilere göre bu ayet mensuhtur.[256] Ayetin mensuh olduğuna dair İbn Abbas'tan şu nakil gelir. Yüce Allah Bakara Sûresi 62. ayetten sonra, Âl-i İmrân Sûresi 85. ayeti İndirmiş, bu ayet diğerini nesih etmiştir.[257] Bu rivayet, Taberi'nin dışındaki tefsirlerde sıradan bir bilgi olarak verilir.[258]
İbn Abbas'tan gelen bu rivayetin, ayetin anlamı İncelendiğinde mensuh olmadığı anlaşılır. Zira, manasında haber vardır. Yüce Allah önce din sahiplerini zikretmiş, ardından Allah'a ve ahiret gününe inananların kurtulacağını açıklamıştır. İlahi dinlerin temeli Allah ve ahiret inancıdır. Bu İkisine İnananlar, diğer şartları kabul ederler. Öte yandan, incelemeye alınan ayet, eski din sahiplerinin, Hz. Peygam-ber'den önce işledikleri amelleri sorulması üzerine inmiştir. Yüce Allah'ın, Hz. Peygamber'den önceki Peygamberlere inanan insanların, Önceden işledikleri amellerin geçerli olduğunu hatırlatmak için bu ayeti bir cevap olarak gönderdiği anlaşılır.[259] Böylelikle ayet hem geçmişi, hem de ahıreti konu edinmektedir. Anlamında haber bulunan ayetler muhkem kabul edilir. Diğer taraftan ayette, Müslümanların dışında üç din sahibine işaret edilir. Bunlar Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabi-îler.[260] Tefsir ve dinler tarihi kaynaklarında Sabiî'ler hakkında farklı nakiller bulunur,[261] Buna göre, onların dinleri yoktur. Yıldızlara taparlar. Melekleri ilah mertebesine yükseltirler. Ayrıca onlar Zebur'a inanırlar ve Hanif dinine mensup kişilerdir.[262] Ayet, Kitap Ehlinden iman eden ve salih amel işleyenlerin durumuna açıklık getirmektedir. Ayrıca Mâide Sûresi 69. ve Hacc Sûresi 17. ayetler aynı anlamı ifade etmektedir. Bu ayetler muhkemdir. Bakara Süresindeki bu ayeti mensuh kabul ettiğimizde, Hz. Peygamberden Önceki peygamberlere inananların cehennemlik olacağı zannedilir. Oysa, İslâm'dan önce gönderilen peygamberler Allah'ın birer elçileridir. Onların getirdikleri dinler de asılları itibariyle doğrudur. Bütün Peygamberler bir birlerini tasdik etmekle görevlidirler.[263] Bir sonraki gelen, önce gelenleri doğrulamakta, önceki dinlerdeki ihtilaf edilen noktalara açıklık getirmektedir.[264] Buna göre peygamberlere verilen doğru hükümler, Kur'anda son şekliyle yer f I maktadır. Hz. Peygamberle diğer dinler sona ermiş, önceki pey-oamberierin getirdikleri en doğru şekliyle Kur'an'da yer almıştır. Böylelikle, Ehl-i Kitap sahiplerinin önceki amelleri geçerli olmakta, Hz. Peygamberle birlikte gönderilen dine inanma zorunluğu bulunmaktadır.[265] Onların eski inançlarını sürdürmeleri mümkün değildir. İşte, Bakara Sûresi'ndeki bu ayet onların iman ve amellerine gerçek değerini verirken, inanç ve amellerdeki yanılma ve tahrifleri İslâm'la düzeltmiş, Hz. Peygamberle birlikte Kur'ân'a İnanmalarını istemiştir. Ayetten anlaşılan budur. Netice itibariyle ayet geçmiş ve geleceği muhtevasında bulundurduğu için muhkem olmakta, mensuh olması için nakil, akıl ve ilim açısından yeterli delil bulunmamaktadır.
b) Allah'ın emri gelinceye kadar affedin, hoş görün. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir."[266]
Hibetullah'ın mensuh saydığı bu ayet hakkında üç görüş ileri sürülür.[267] Beşir b. Muaz'ın, Katade'den naklettiğine göre, Bakara Sûresi'ndeki bu ayet, Tevbe Sûresi 29. ayetle nesih edilmiştir.[268] Ebû-lâliye ve Rabia b. Enes'e göre ayetin nâsihî Tevbe Sûresi beşinci ayetidir.[269] Benzer haberler İbn Abbas'tan da gelir.[270]
Konuyla ilgili eser veren alimler, Katade, Süddî ve îbn Abbas'tan gelen rivayetlere itibar ederek ayeti mensuh görürler. Ayet iki önemli noktaya işaret etmektedir: Birincisi, Allah'ın emri gelinceye kadar yapılanların affedilmesi, ikincisi, hoşgörü ve Allah'ın her şeye kadir olduğu. Neshe konu oian ayet, Hz. Peygamber ve Müslümanlara eziyet eden Yahudiler hakkında nazil olur.[271] Yüce Allah söz konusu ayetle inananları teselli etmiş, daha sonra savaşa izin vermiş, savaş sebebi olarak da zulüm gösterilmiştir.[272]
İncelemeye aldığımız ayetle ilgili sıhhatli bir kararın verilmesi için, Müslüman Gayr-i Müslim ilişkilerini oluşturan tebliğ, suih ve savaşla ilgili ayetlerin müştereken incelenmesi gerekmektedir. Suyuti, nâsih ve mensuh kabul edilen ayetlerin anlamlarından hareketle, ayeti muhkem olarak değerlendirir. O'na göre ayetin anlamında bir zaman söz konusudur.[273] Menar müellifi de ayetin bir zamana işaret ettiğini iieri sürerek, muhkem olduğunu belirtir.[274] Diğer tefsir kaynaklarında da ayetin muhkem olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.[275] Her şeyden önce ayet, Müslümanların Gayr-İ Müslimlere yaklaşımını ortaya koymaktadır. Ayrıca, söz konusu ayetle, nâsihi kabul edilen ayetler arasında bir zıtlık görülmez. Nâsih ve mensuh kabul edilen ayetlerin anlamları ve gelen nakiller karşılaştırıldığında ayetin muhkem olduğu kanaati ağırlık kazanır.
[276] Zulmetmeleri durumunda, haksızlık yapılmadan karşılık verilmesine izin verilir. Kur'an'da mensuh olarak değerlendiren bu ayet, tebliğ karşısında yapılması gerekeni ortaya koymaktadır. İslâm'ı tebliğ etmenin özellikleri arasında hoş görü, af ve yumuşak davranma ilk sırayı alır.[277] Güzel hasletleri ihtiva eden ayetler, nesih kurallarına göre muhkem olarak değerlendirilir.
c) Ey iman edenler! öldürülenler hakkında sizin üzerinize kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın kısas olunur.. ."[278]
Kur'ân ilimleriyle ilgili bazı kitaplarda bu ayetin mensuh olduğu zikredilir.[279] Nâsihi olarak Mâide Sûresi 45. ve İsrâ Sûresi 33. ayetleri kabul edilir. İbn Kesir bu ayetin "nefse mukabil nefis" ayetiyle nesih edildiğine yer verir.[280] İncelemeye aldığımız tefsir kaynaklarında da ayetin mensuh veya muhkem olduğuna dair görüşleri bulmak mümkündür.[281]
İslâm'ın hedefi insanlar arasında adaleti sağlamak ve zulmü önlemektir. Kur'ân bu durumu kısas ayetiyle açıklarken, Hz. Peygam-ber'de "islâm'da zarar ve zarar verdirme yo/ctur."[282] hadisleriyle ifade etmiştir. Yaratıcı, gönderdiği emirlerle insanlar arasında olması muhtemel kötülükleri önceden önlemiş olur. Çünkü bir insan başkasına yaptığı kötülüğün benzerinin kendisine yapılacağını bilmesi durumunda bundan vaz geçecektir. Ayrıca İslâm, kısas ayetiyle af ve diyeti de getirmiştir.[283] Bu konudaki hükümler gayet açıktır. Bununla cezadan ziyade kötülüklerin önlenmesi hedeflenir. "£y akü sahipleri kısasta sizin İçin hayat vardır. Umulur ki korunursunuz"[284] ayetinde bunu görmek mümkündür. Ayette istenilen emirler uygulanmasıyla iki kişi birden kurtulmaktadır. Birini öldürmek isteyen kişi, bu düşüncesinden vazgeçmesiyle, hem kendisi, hem de, öldüreceği kişi kurtulur. Kur'an'da yer alan benzer nitelikleri müşterek olarak değerlendirdiğimizde yukarıya almış olduğumuz ayettin neshi mümkün görünmemektedir. Yüce Allah Mâide Sûresi 45. ayetin Tevrat'ta geçtiğini haber verir. Tevrat'taki bir hüküm Kur'ân ayetini nesh etmesi mümkün değildir. Diğer taraftan, İsrâ Sûresi 33. ayetin, Bakara Süresindeki ayetten önce nazil olduğu rivayet edilir.[285] Nesih kurallarına göre önce inen bir ayet sonra inen ayeti nesih edemez. İsra Sûresi'nde yer alan ayet ile yukarıya aldığımız ayetleri karşılaştırdığımızda, her iki ayetin, insanı Öldürene kişiye karşı yapılması gereken kuralları açıkladığı görülür. Bu ayetlerde Ölenin varislerine yetki verilerek bu yetkinin adil bir şekilde kullanılması istenmiş olur. Ayetler arasında nesihten ziyade anlam bütünlüğü bulunmaktadır. Yüce Allah Mâide Sûresi'ndeki ayetle, İslâm'dan önceki durumu haber vermiş, diğer ayetlerle de aynı hükümler pekiştirilmiştir. Buna göre ilâhi dinlerin tamamında, zulmün Önlenmesi için kısasın gerekli olduğu vurgulanmıştır.
Netice olarak adı geçen ayetler toplum düzenini sağlamaya matuf emirlerdir. İslam bunun adaletle gerçekleşeceğini hatırlatır. İslâm'a göre, adalet sağlanmadan zulüm önlenemez. Neshe konu olan ayetler, adaletin nasıl sağlanacağını açıklar. Böyle ayetlerin mensuh olması, nakil ve akıl açısından uygun değildir.
d) "Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda sizde savaşın. Fakat aşırt gitmeyin."[286]
Savaş stratejisini belirleyen bu ayetin mensuh olduğu İleri sürülür.[287] Nâsihi olarak Tevbe Sûresi 5, 29 ve 36. ayetleri zikredilir.[288] Bunlardan beşinci ayet Müşrikleri, 29. ayet Kitap Ehl-i'nden inkar edenleri, 36. ayet Müslümanlara saldıran Müşrikleri konu edinmektedir. Hiçbirinde savaşın dışında bir şey emredilmez.
Müfessirler, ayetleri tefsir ederlerken savaş ve barış konularına geniş yer verirler, insanlar arasında büyük tahribata sebep olan savaşın yapılması istenmemektedir. Savaş yapılmak zorunda kalındığında haksızlık yapılmaması, makul ölçülerde karşılık verilmesi gerekmektedir. Kurtubî (ö. 671/1273), ayetle ilgili nesh görüşlerine yer verdikten sonra geniş açıklamalarda bulunarak, öldürülmesi gerekenleri açıklar şeklinde yorum yapar.[289] Diğer müfessirler de benzer görüşlere yer verirler.[290] Çünkü nâsihi olarak ileri sürülen ayetlerle bu ayet arasında neshi gerektirecek bir zıtlık bulunmaz.
Hz. Peygamber de savaşa gönderdiği komutanlarına Allah'tan korkmayı, onun adıyla savaşmayı, hıyanet etmemeyi, anlaşmalara bağlı kalmayı ve işkence etmekten sakınmayı emretmiştir. Ayrıca savaştan Önce İslâm'ın tebliğ edilmesi, kabul edilmemesi halinde, cizye teklifinde bulunulması emredilmiş, bu da kabul edilmez ise. son çâre olarak savaşa izin verilmiştir.[291]
Netice olarak, İslâm'da savaş prensipleri, neshe konu olan ayette ifade edilmektedir. Bu ayette yer alan Özellikler diğer ayetlerde bulunmaz. Savaş konusundaki emirler, neshe konu olan ayet ve nâsih kabul edilen ayetlerle kesin şeklini aldığı görülür. Kanaatimizce bu ayetler bir birinin mütemmimidir. Nesih haberi sınırlı kitaplarda yer almaktadır. Konuyla ilgili nakiller sıradan nakillerdir. Dolayısıyla ayetin muhkem olduğu ve neshe gerek duyulmadığı anlaşılmaktadır.
e) "...Kimin oruç tutmaya gücü yetmeyecek olursa, her gün bir fakirin karnını doyuracak kadar fidye vermesi gerekir.,"[292]
Nesih kitaplarında söz konusu ayetin buraya alınan kısmının men-suh olduğu ifade edilir. Nâsihi olarak Bakara Sûresi'ndeki 185. ayet zikredilir. Tefsir kaynaklarında nesih görüşüyle birlikte ayetin muhkem olduğunu ileri sürenler de vardır.[293] İbn Abbas, bu ayetin oruç tutamayacak kadar düşkün insanlar için nazil olduğunu belirterek muhkem olduğunu ileri sürer.[294] Anlam bütünlüğü içinde ayetin tamamına baktığımızda üç Önemli nokta dikkatimizi çekmektedir,
a) Mukim ve sıhhatli olanlar,
b) Yolcu ve hasta olanlar,
c) Oruç tutamayacak kadar yaşlılar.
Ayette yer alan ilk iki madde değişken olmasına rağmen, durumları değişmeyecek olanlar yaşlılardır. Onlar için tek çare fidyedir. Çünkü gençleşmeleri mümkün değildir. Hz. Enes yüz yaşını aştığı günlerde oruç tutamamış, onun yerine fidye vermiştir.[295] Mezhep imamları söz konusu ayetle ilgili içtihatlarında yaşlıları ayet kapsamında değerlendirirlerken, İmam Şafii kendi içtihadı ile güç yetirememekten hareketle, hamile kadınları da bu ayetin kapsamına almaktadır.[296] Yukarıya aldığımız nakil ve yorumlardan da anlaşılacağı gibi, incelemeye aldığımız ayetin mensuh oiması mümkün görünmez. Zira iki ayet arasında bir zıtlık yoktur. Öte yandan Yaratıcı, ayetin sonunda kolaylığı istediğini belirtir ve kulların taşıyamayacağı yükü yüklemez.[297] Bu, oruç tutmaya gücü yetmeyen insanlara verilen bir ruhsattır. Her zaman benzer insanların olması mümkündür. Mensuh kabul edilen ayeti yorumlayan Razî (ö. 606/1209), "Allah sizin için kolaylık diliyor, zorluk değil" ifadesini delil alarak muhkem kabul eder.[298] Kurtubî (ö. 671/1273)'de ayetin gücü olmayan İnsanları kapsadığını belirterek muhkem kabul eder.[299] Netice olarak, mensuh kabul edilen ayetin anlamı, Müfessirle-rin yorumları ve nasihi ile arasında bir zıtlığın olmayışı ayetin mensuh olmadığını göstermektedir.
f) "Mescid'i Haram'da onlarla savaşmayın ki, onlar da sizinle savaşmasınlar. Fakat onlar sizinle savaşırlarsa, hemen kafirleri öldürün. Kafirlerin cezası böyledir."[300]
Kur'ân ilimleriyle ilgili kaynaklarda bu ayetin, Bakara Sûresi 193. ve Tövbe Sûresi 5. ayetleri tarafından nesh edildiği yer alır. Söz konusu nakiller Katade'ye dayandırılır.[301] Mücahid ve Ebû Hanife'ye göre ayet muhkemdir.[302] Tefsir kaynaklarında muhkem görüşlerini kuvvetlendiren deliller ağırlık kazanır.[303]
Yaptığımız incelemede adı geçen ayetler arasında neshe konu olacak bir zıtlığın olmadığı gözlenmektedir. Her şeyden önce. nâsih kabul edilen ayetlerde bir ittifak yoktur. Bakara Sûresi 193 ayet, fitne çıkaranlara, Allah'ın dininden döndürmek isteyenlere karşı savaşı meşru kılmaktadır. Böylece Müslümanlığın birlik ve beraberliğini bozacak fitne önlenerek, İslâm'ın yayılması hedeflenir. Dolayısıyla, iki ayet arasında neshin varlığı söz konusu değildir. Ayrıca mensuh kabul edilen ayette savaş sebebi olarak, Müşriklerin saldırmaları gösterilir. Böyle bir durumda, nefsi müdafaa hakkı doğmaktadır. Hz. Peygamber Mekke'nin fethinde savaşmanın ve kan dökmenin iyi olmadığını belirtmiş, bunun zaruri hallerde kısa bir sure hela) olduğunu hatırlatmıştır. Mekke'nin fethi, dünyada eşine rastlanmayan insani kurallar çerçevesinde gerçekleşmiş, daha sonra çeşitli anlaşmalar yapılmıştır. Tevbe Sûresi 7. ve Fetih Sûresi 24. ayetleri, mensuh kabul edilen bu ayetle benzer manayı ihtiva etmektedir. Oysa bu ayetler muhkemdir. Mescid-i Haram'da da olsa, saldırıya karşı koymak, İslâm'ın Müslümanlara verdiği bir haktır. Savaşa hazır olunmadan Atiah'in insanlara verdiği temel hasletlerin korunması mümkün değildir.
g) "Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarım soruyorlar. De ki: Verdiğiniz hayır ana-baba, yakınlar, yetimler ve yolda kalmışlar İçindir. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.'[304]
Suddî'den gelen bilgilere göre bu ayet nesh edilmiştir.[305] Ona göre zekat ayeti bu ayetin hükmünü kaldırır. Kaynaklarda konuyla ilgili farklı nakillerin olduğu gözlenmekle birlikte, müfessirlerin yorumlan ayetin muhkem olduğu yönündedir.[306]
İslâm alimlerinin ittifakına göre, nesih emir ve nehiyde olur. İncelemeye aldığımız ayetin yapısında emir ve nehiy bulunmaz. Ayette Yüce Allah, sadakanın kimlere verileceğine işaret etmiştir. Anne babaya, evlat bakmak zorundadır. Çocukların kendisini büyüten büyüklerine karşı yaptığı bu iyilikler sadaka olarak değerlendirilir. Zekat ayetinde ise anne baba'nın zikredilmediği bilinir. Onlar zekat alacakların dışında tutulur. Mensuh kabul edilen ayet nafile sadakaları ifade ederken, diğeri farz olan zekatı konu edinmektedir. Buna göre ayetler bir birini tamamlamaktadır. Diğer taraftan, zekat ayetinin bu ayetten önce nazil olduğu rivayet edilmektedir.[307] Nesih kurallarına göre önce gelen ayet kendinden sonra geleni nesh edemez. Yüce Allah Tevbe Sûresi 60. ayette zekat verilecek kişileri açıklayarak sadaka ve zekat arasındaki farkı ortaya koymuş olur.[308] Ayrıca zekat ayeti emir sığasıy-la başlamaktadır.[309] Halbuki mensuh kabul edilen ayette sadakaların kimlere verileceği, sorulan soru neticesinde açıklanmaktadır; bu ayette ifade edilen emirden ziyade nafile olarak verilecek yerleri belirtmektedir. Zekat ise farz bir ibadettir. Yüce Allah Kur'an'da her vesileyle iyiliğe teşvik etmekte, yapılacak iyiliğin yakın akrabalardan başlatılması emredilmektedir.[310]
Netice olarak ayetlerin anlamlarında da görüldüğü gibi, mensuh kabul edilen ayetin nesihle bir ilgisi yoktur. Bu bilgiler alimlerin kendi görüşleridir.
h) "Sana içki ve kumardan soruyorlar. De ki: 'O ikisinde büyük bir günah vardır. İnsanlara bazı faydaları olsa da, günahları faydasından büyüktür.''[311]
İçki ve kumardan bahseden bu ayetin mensuh olduğu kabul edilmektedir.[312] Konumuzla İlgili olarak farklı nakiller gelir. İkrime ve Hasan Basrİ, Bakara Sûresi 219 ayetiyle Nisa Sûresi 43. ayetinin, Mâ-ide Sûresi 90. ayet tarafından nesih edildiğini ileri sümektedirler.[313] Söz konusu rivayetin bir benzeri de İbn Zeyd,[314] Katade ve Mücâ-hid'den gelir.[315]
Müfessirler ayetin ihtiva ettiği içki ve kumar konularıyla ilgili geniş açıklamalarda bulunurlar. Bu açıklamalar arasında ilk sırayı, içki ve kumarın insanlık alemine verdiği maddi ve manevî zararlar alır. Nesih haberlerine ise fazla önem verilmez.[316]
Her şeyden önce yukarıda incelemeye aldığımız ayetle, diğer ayetler arasında nesih mümkün müdür? Yoksa ayetleri bir arada değerlendirme imkanı var mıdır? Kur'an'da içki ve kumara izin veren ayet bulunur mu? sorularının üzerinde durulması gerekmektedir. Kur'ân-ı Kerim'de konuyla ilgili dört tane ayet bulunur. Bunlardan Mâide Sûresi 90. ayetin diğerlerini nesih ettiği kabul edilir. Neshin kuralları hatırlanacak olursa, iki ayet arasında nesih olması için söz konusu ayetler arasında bir zıtlığın oiması veya anlamlarında emir ve nehyin bulunması gerekmektedir. İçki hakkındaki ayetlerin anlamlarında helal olduğunu ifade eden bir cümle bulunmaz. Öte yandan, mensuh kabul edilen ayetlerin anlamlarında bir emir de yoktur. Konuyla ilgili ayetler bir toplumun içinde bulunduğu kötülüklerden kurtulmanın bir çıkış yolunu göstermekte, Müslümanların İslâm'ı tebliğ ederken dikkat edecekleri usulleri açıklamaktadır. Bu durum, bir nevi manevî tedavi usullerini hatırlatmaktadır. Adı geçen ayetlerde bir tedricilik söz konusudur. Kötü alışkanlıklara alışmış birine karşı uygulanacak en iyi tebliğ metodu ayetlerin belirlediği usuldür. Zira, kötü alışkanlıkların terk edilmesi kolay değildir. Bu ayetleri mensuh kabul ettiğimizde, inancı zayıf olan ve yeni Müslüman olanları bu alışkanlıklardan kurtarmak için başka bir metodun bulunması gerekecektir. Öte yandan, zamanımızda Ehl-i Kitab'ın içinde bulundukları durumlar çok iyi bilinmektedir. Onlara sağlam bir tevhıd inancını kabul ettirmeden, içkinin kötülüğünden bahsetmek uygun görülmez. Konuyla ilgili ayetlere bu açıdan yaklaşmanın daha isabetli olacağını düşünmekteyim. Ayrıca, ayetlerin anlamlarında ve elde edilen nakillerde, neshe konu olabilecek bir zıtlık gözlenmez. Yüce Allah konuyla ilgili ayetlerde hurma ve üzümden elde edilen rızklara işaret etmekte, içkinin büyük günah olduğunu hatırlatmakta, bunların insanlık alemine vereceği zarara işaret edilmektedir. Buna göre, ilâhi dinlerce helal kılınmayan bîr mesele İslâm dininde niçin haram edilmiş olsun? Yüce Allah bu emirleriyle Müslümanları kötü alışkanlıklarını tedrici bir metod ile kurtarmış o!ur. Kur'an'daki benzer ayetler, İslâm'ın kolay uygulanır bir din olduğunu göstermiş, tebliğ görevinin nasıl yapılacağını hatırlatmıştır.
ı) "Sana Allah yolunda ne vereceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaç fazlası olanı (afv)'ı verin. Allah size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz. "[317]
Nesihle ilgili yazılan kitaplarda, yukarıya alman ayetin, Tevbe Sûresi 60. ayetle neshedildiği rivayet edilmektedir.[318] Benzer bir rivayet, İbn Abbas'tan da gelir.[319] Ayette geçen "afv" kelimesi ihtiyaç fazlası malın yanında değişik anlamlar için de kullanılmaktadır. Ayeti değerlendiren Müfessirler, farklı nakil ve anlamlara yer verdikten sonra ayetin muhkem olduğu doğrultusunda açıklamalarda bulunmuşlardır.[320] Müfredat müellifi, ayette geçen afv kelimesini kolay infak edilebilecek şey olarak açıklar.[321] Kur'an'da kullanılış itibariyle de kelime fazlalık ve ziyadelik [322] gibi anlamlara gelir.[323]
Müslümanların sorusuna cevap olarak nazil olan ayetteki "afv'! kelimesinin,[324] emir için kullanılmadığı anlaşılır. Dolayısıyla neshe konu olabilecek bir durum görünmez. Ayet ihtiyaç fazlasını vermeyi tavsiye etmektedir. Nâsih olarak ileri sürülen ayet, farz olan zekatı ifade etmektedir. Bu ayet ise, zekatın dışında verilecek hayırları konu edinir. İslâm, mal stok etmeyi uygun bulmadığı gibi, israf etmeyi de yasaklamıştır.[325] Hz. Peygamber; ihtiyaç fazlası malı bulunan birinin öncelikle bakmakla yükümlü bulunduğu kişilere vermesini, daha sonra da diğer insanlara yardım etmesini tavsiye etmektedir.[326] İslâm, cahil Arapların adetleri gibi, servetin belirli kişilerin ellerinde toplanmasına engellemek İstemektedir.[327] Onları halkın ihtiyacına harcanmasını emreder. İslâm'da farzların yanında sünnet ve nafile ibadetler önemli bir yeri oluşturur. Yukarıya alınan ayetin anlamı, muhtaç durumda olan insanlara farz olan zekatın dışında kalan nafile ibadetleri içermektedir. İbn Abbas'tan gelen nakiller, İslâm'ın ilk dönemlerindeki bilgilerin müşterek bir arada değerlendirildiği zamanı yansıtmaktadır. O dönemde bir çok usûl konusunun nesih kapsamında değerlendirildiği bilinmektedir. Yoksa, ayetlerin anlamları ve konuyla ilgili bilgilerden hareketle, mensuh görüşüne katılmak mümkün değildir.
i) "Allah'a ortak koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar evlenmeyin..."[328]
Bakara Sûresi'ndeki bu ayetin de mensuh olduğu rivayet edilir.[329] İkrime ve Hasan Basri'ye göre, söz konusu ayet, Mâide Sûresi 5. ayetle nesh edilmiştir.[330] Müfessirler, evlenilmesi gereken hanımlarla ilgili geniş yorumlarda bulunmaktadırlar. Bu yorumlar arasında ayetin muhkem olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.[331] Katade ve Mücahid Mâide 5. ayetin Ehl-i Kitab-ı istisna ettiğini, müşrik lafzıyla putperestlerin ifade edildiğini belirtirler.[332]
İslâm'ın ilk dönemlerinde Müslümanlarla Müşrike kadınlar arasında evliliğin olduğu bilinmektedir. Bu durum "Allah'a ortak koşanlarla evlenmeyin" emri gelinceye kadar devam etmişti. Ancak Kur'ân-ı Kerim, Kitap Ehlini Müşriklerden ayırmaktadır. Bakara Sûresi 105 ve Beyyine Sûresi 1 ve 6, ayetlerde bunu görmemiz mümkündür. Buna göre, Ehli Kitap hanımlarını müşrik olarak değerlendirmek mümkün değildir. Hz. Ömer, Kitap Ehli bir kadınla evlenen Huzeyfe;den, o kadından boşanmasını istemiş, Huzeyfe sebebini sorduğunda "fuhşun yayılmasından korktuğunu"[333] bildirmiştir. Dikkat edilirse, burada "şirk" sebep olarak ileri sürülmemiştir.
[334] Buna göre. nasih ve mensuh kabul edilen her iki ayetin ihtiva ettiği konular farklıdır. Mâide Sûresi 5. ayet Gayr-ı Müslim hanımlardan iffetli olanlara evliliğe izin vermiştir. Söz konusu ayetler arasında nesihten ziyade tahsis bulunur. Yukarıya alınan ayetlere ilave olarak Beyyine Sûresi 1 ve 6. ayetler, Müşrik ve Ehl-i Kitap mensuplarının farklı birer din sahipleri olduklarını hatırlatır. Ehl-i Kitap mensuplarının Müşrik olduğunu ileri sürenler, Tevbe Sûresi 31, Nisa Sûresi 84 ve Maide Sûresi 5. ayetin Bakara Sûresi 221. ayetle nesh edildiğini kabul ederler.[335] Dolayısıyla, Yahudi ve Hıristiyan hanımlarla evliliğin caiz olmadığını düşünürler. Konuya Müşrik ve Ehl-i Kitab'ın inançları açısından baktığımızda böyle olmadığı gözlenir.[336] Mâide Süresindeki ayette, Ehl-i Kitab'ın Müşriklerden Müslümanlara daha yakın olduğu ifade edilir. Çünkü onlarda ilâhi din kalıntılarının olduğu bilinmektedir. Müşriklerde ise kitap, ahıret ve peygamber inancı bulunmaz.
j) "Dinde zorlama yoktur..."[337]
Bakara Sûresinde neshi ileri sürülen ayetlerden bir diğeri 257. ayettir.[338] Nesihle ilgili bilgi İbn Zeyd'den gelir. İbn Zeyd, söz konusu ayetin, Tevbe Süresi 5. ayetle nesih edildiğini ileri sürer.[339] Tabe /e göre bu ayet Gayr-i Müslimler! muhatap almaktadır. Onlar İslâm'a inanmamışlar, vergilerini ödemek kaydıyla, serbestçe hareket imkanına kavuşmuşlardır. Dolayısıyla, ayetin mensuh olması mümkün değildir.[340] Eserlerine baktığımız ilk ve son devir müfessirlerinin bir çoğu ayeti muhkem kabul ederler.[341]
"Dinde zorlama yoktur" ayeti ile seyf ayetini karşılaştırdığımızda mensuh kabul edilen ayetin genel, nasih olarak belirtilen ayetin Müşriklere hasredildiği anlaşılır. Her iki ayetin anlamları farklıdır. Hz. Peygamber dini tebliğ ederken, hikmet ve güzel öğüt metodunu bütün insanlar için uygulamıştır. Onun görevi tebliğ olarak ifade edilmektedir. Öldürme, savaşta veya Müslümanlara saldınlması durumunda caiz kılınmıştır. Gayr-i Müslimlere karşı mecbur kalmadıkça zor kullanılmasına izin verilmez. Yüce Allah da, Müşriklerle yapılan anlaşmalara uyulmasını, onların anlaşmalara bağlı kaldıkları sürece savaş yapılmamasını emretmiştir.[342] Kur'ân-ı Kerim'in değişik surelerinde, Müslüman yapılması için zorlama yapılamayacağı hatırlatılmaktadır.[343] Hz. Peygamber de hiçbir kimseye Müslüman olmaları için baskı yapmamıştır. İman gönül işidir. Zorla kabul ettirilemez. Nitekim, Hz. Ömer, Estik ismindeki kölesine birkaç defa Müslüman olmasını teklif etmiş, kabul etmeyince; "Dinde zorlama yoktur" Fakat inansaydın Müslümanların bazı işlerinde senden istifade ederdik, sözleriyle neshe konu olan ayete işaret etmiştir.[344]
Tarihi kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla zorla kabul ettirilen inanç uzun sureli olmamaktadır. İslâm gönülleri kazanarak yayılmıştır. Ancak, İslâm'ı tahrif ederek dinde çıkarılmak istenen fitne için benzer metotların dışına çıkılabilir. Bunun için, gerektiğinde zorlayıcı tedbirlerin uygulanmasına İzin verilir. Buraya aldığımız ayet, İslâm'ın diğer insanlara karşı yaklaşımını ortaya koymaktadır. Bu ilişkiler kıyamete kadar devam edecektir. Dolayısıyla ayetle ilgili nesih haberi, konuyla ilgili bilgi veren alimierin kendi kanaatlerini yansıtmaktadır. Yoksa neshedilmiş değildir. Tefsir kaynaklarında da söz konusu haberi doğrulayacak sağlam nakil bulunamamıştır.
k) ''...Alış veriş yaptığınız zaman şahit tutunuz..."[345] Bakara Sûresi 282. ayetin yukarıya alınan kısmının neshi ileri sürülür.[346] Bu nakil Şube ve Hasan'dan gelir. Onlar, söz konusu ayetin. bir sonraki 283. ayetle mensuh edildiğini ileri sürmüşlerdir.[347] Birçok ayetin mensuh olduğunu kabul eden İbn Abbas, "Bu ayetin mensuh olduğunu ileri sürüyorlar. Allah'a yemin olsun ki, bu ayet muhkemdir,"[348] sözleriyle alış veriş konusundaki hassasiyetini göstermiştir.
Yüce Allah Müslümanlardan, alış veriş yaptıkları zaman şahit tutmalarını istemektedir. Böylelikle, iki taraf için olabilecek tehlike Önceden kaldırılmış olur. Müfessirler de alış verişte şahit tutulmasının zaruretini vurgularlar. Durum böyle olmakla birlikte, iki ayetin anlamlarını karşılaştırdığımızda, ayetler arasında nesih olabilecek bir zıtlığın olmadığı gözlenmiştir. İslâm'da yer alan sözleşmenin, karşılıklı ilişkilerin oluşmasında önemli bir yeri bulunur. Bakara Sûresi 283. ayet şahitliği kaldırmak yerine, alış verişe kolaylık getirmiştir. Yolculuk esnasında veya başka durumlarda şahit bulunamayacak olursa, karşılıklı güvene dayalı ticarete izin vermiş olur. Bu bir ruhsattır, yoksa nesh söz konusu değildir. Ayetin sonunda, "Şahitliği gizlemeyin" emri bu gerçeğe işaret etmektedir. Bu ayetlerde olduğu gibi, Yüce Allah kullarına her konuda kolaylık göstermektedir. İslâm'ın diğer dinlerden farkı doğru ve kolay uygulanır olmasıdır. "Aliah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. "[349] ayetinde işaret edildiği gibi, bir çok konuda görülmekte-, dir. Sadece şahitlikte ilgili değildir. Yeme içmedeki ruhsat ve teyemmüm bunlardan biridir.[350]
Bakara Süresindeki 283. ayeti, bir önceki ayeti nesihten ziyade açıklamaktadır. Öte yandan, alış verişi bütün dünya çapında değerlendirdiğimizde konunun önemi daha iyi anlaşılmış olur. Zamanımızda iki insan bir birine güvenemezken, devletler arasındaki ilişkilerde yazışma yapılmadan bir anlaşmanın olamayacağı görülür. Bütün bu hadiseler, ayetin muhkem olması gerektiğini hatırlatır. Nesihle ilgili gelen nakiller alimlerin yaşadığı dönemi ve kendi görüşlerini yansıtmaktadır. Ayrıca, mensuh kabul edilen ayette yazışmanın terk edilebilmesi için, yolculuk, kimsenin olmaması ve karşılıklı sağlam güven aranmaktadır. Dikkat edilirse, Yüce Allah neshe konu olan ayetle, hem insanların Önceden başlarına gelecek tehlikeleri kaldırmakta, hem de, kolaylık sağlamaktadır. Ayetin mensuh olması İçin haklı bir gerekçe yoktur.
Nesihle İlgili kitaplarında, yukarıya almış olduğumuz ayetlerin dışında 3, 83, 158, 159, 173, 179, 196, 229 ve 233. ayetlerinin de mensuh olduğu belirtilir. Numaralarını verdiğimiz bu ayetlerin nesih edildiğine dair sağlam bir nakle rastlanmaz. Anlamlarında da neshe konu olabilecek bir zıtlık bulunmaz.[351]
2- Al-i Imrân Sûresi'ndeki Ayetler
Al-i İmran Sûresinde ona yakın ayetin neshi rivayet ediİir. Fakat bu nakiller tartışmaya açık görüşlerdir. Buraya aldığımız ayetler Hibe-tullah esas alınarak verilmiştir.[352] Söz konusu ayetlerle ilgili yaptığımız araştırmada 102. ayetin dışında kalanlar hakkında önemli bir bilgiye rastlanamamıştır. Yüz ikinci ayetle ilgili geniş tahlil ise son bölümde yapılacaktır. Suyutî; numarasını verdiğimiz ayetin dışında, söz konusu surede mensuh ayetin olmadığını ileri sürmektedir.[353] Bununla birlikte, konuyla ilgili yazılan eserlerde, 20, 28,86, 87, 111, 145, ve 186. ayetlerin mensuh olduğu zikredilir. Numaralarını verdiğimiz ayetlerin anlamlarına dikkat edildiğinde nesihle ilgilerinin olmadığı görülecektir. İncelemeye aldığımız tefsirler de de ileri sürülen nakilleri doğrulayacak yeterli bilgi bulunamamıştır. Kur'ân ilimleri ile ilgili kitaplardaki bu bilgiler, alimlerin kendi görüş ve düşüncelerini yansıttığı anlaşılmaktadır.[354]
3- Nisa Sûresi'ndeki Ayetler
Nisa Sûresinde mensuh kabul edilen ayetler hakkında farklı rivayetler bulunur. Bunlar arasında mensuh edildiğine dair nakil bulunanlar olduğu gibi, hiç bilgi bulunmayanlar da vardır. Hakkında önemli rivayet bulunanlar, 15 ve 33. ayetlerdir.110 Kur'ân ilimleri ve tefsir usulü kitaplarında yer alan ayetler şunlardır:
Bu iki ayet son bölümde geniş olark ele alınacaktır.
Mensuh Ayetler Nâsİh Ayetler
Nisa Sûresi 11.
Nisa Sûresi, 8. Mü'minûn Sûresi Nûr Sûresi 61.
Nisa Sûresi 24. Enfal Sûresi 75.
Nisa Sûresi 29 .
Nisa Sûresi 33. Mâide Sûresi 90.
Nisa Sûresi 43.
Nisa Sûresi 90. Tövbe Sûresi 5.
Buraya alınan ayetlerle ilaveten; 7,9 10, 17,22, 23,63,64, 71, 80, 84, 92, 93, ve 145. ayetleri de mensuh kabul edilmektedir. Yukarıda numaralan verilen ayetlerin nesih haberi, ilk tefsir kaynaklarında yeterli ölçüde zikredilmez. Daha sonraki dönemlerde, usul konularının tasnif edilmesiyle, bir çok ayet nesih kapsamının dışında tutulduğu anlaşılır. Esasında nasih ve mensuh kabul edilen ayetlerin anlamları karşılaştırıldığında bir çok ayetin neshe konu olamayacağı görülecektir. Bununla birlikte, mensuh kabul edilen ayetlerin ve konuyla ilgili gelen rivayetlerin değerlendirilmesinde fayda görmekteyim.
a) "Miras taksim olurken, yakınlar, yetimler ve miskinler de hazır bulunursa, mirastan onlara da bir pay verin ve onlara güzel söz söyleyin.[355]
Nisa Süresindeki bu' ayetin neshi ileri sürülmektedir.[356] Bu bilgi İbn Abbas'a dayandırılır. Yalnız gelen rivayetlerde farklılık gözlenir. îbn Kelbî, İbn Abbas'a atıfta bulunarak bu ayetin, aynı suredeki 11. ayetle nesih edildiğini belirtir.[357] Benzer haberler Buhari'de de yer alır.[358]
Müfessirler bu ayetle ilgili değişik nakilleri değerlendirdikten sonra, muhkem olduğu görüşünde birleşirler. Kaynaklarda yer alan bu bilgilere göre ayetin muhkem olması daha isabetli olmaktadır.[359] Müfes-sirlerin yorumlarından anlaşıldığı kadarıyla İbn Kelbî'nin rivayeti zayıf kabul edilir. Buna göre neshe konu olan ayetin mendup ifade ettiği ileri sürülür. Dikkat edilirse, ayette geçen akraba ve diğer insan guruplarının, mirasın dağılması anında orada bulunmaları halinde bir şeyler verilmesi, tavsiye edilmiştir. Bulunmadıkları zaman verileceğine dair bir hüküm1 ifade edilmez. Başka ayet ve hadislerde de akraba olmayan yakınlara miras verileceğine dair bir bilgi bulunmaz. Buradaki hükümler farzı İfade etmiş olsaydı miras ayetlerinde tekrar yer alması gerekirdi. Oysa miras ayetinde böyle bir emrin olmadığı gözlenir. Bununla birlikte, Kur'ân-ı Kerim'de aynı anlama gelen başka ayetler de bulunur. Oysa, söz konusu ayetlerin muhkem olduğu anlaşılır.[360] Ayrıca, İslâm tarihinde akraba olmayan yoksul ve yetimlere miras verildiğine dair bir nakil de yer almaz. Ancak sadakanın verilmesi tavsiye edilir.
b)"...Onlardan yararlanmanızın karşılığı olarak, kararlaştırılmış olan mehirlehni verin..."[361]
Nisa Sûresi'nde 24. ayetin buraya aldığımız bölümünün mensuh olduğu iİeri sürülmektedir.[362] Nesihle ilgili bilgi İbn Kesir tefsirinde zikredilir, îbn Kesir; "söz konusu ayet bazı alimlere göre mut'a nikahına işaret etmektedir. Şüphe yok ki bu adet İslâm'ın başlangıcında meşru idi. Daha sonra kaldırılmıştır"[363] demektedir. Yaptığımız araştırmada, ileri sürülen nakiller, nesihle ilgili kitapların dışındaki kaynaklarda yeterli ölçüde bulunamamıştır. Müfessirler. çeşitli rivayetlere yer verdikten sonra, ayetin muhkem olduğu doğrultusunda açıklamalarda bulunurlar.[364]
Dikkat edilirse, ayetin buraya alınan bölümü, istimta (yararlanma) karşılığında verilecek ücreti konu edinmektedir. Bunun nikah karşılığı verilen mehir mi? yoksa, faydalanma karşılında belirli bir zaman dilimi içinde verilecek ücret mi olduğu hususunda farklı görüşler belirtilmiştir. Mücahid, neshe konu olan ayetin Mut'a nikahı hakkında indiğini kabul eder.[365] Mücahid kanalıyla gelen bu nakil, diğer alimler tarafından itibar görmez. Öte yandan, kadına verilen ücretin, nikahta verilmesi gereken mehir olduğu kabul edilmektedir. Zira, söz konusu ayette geçen ücret ve aynı surede yer alan 4. ayetteki sadaka kelimesi, evlilik zamanında kadına verilmesi gereken mehiri ifade etmektedir.
Netice olarak, ayetle ilgili nesih haberleri alimlerin kendi görüşlerini yansıtmaktadır. Ayrıca bu ayetin, nâsihi kabul edilen Mü'minûn Sûresi 5. ayetle bu ayet arasında neshe konu olacak bir zıtlık görülmez. İki ayeti müşterek değerlendirmek mümkündür. Diğer taraftan. Hz. Peygamber'den konuyla ilgili; "Ey inananlar ben size kadınlardan Mut'a yoluyla faydalanmanıza izin vermiştim. Allah bunu kıyamete kadar haram kılmıştır."[366] hadisi rivayet edilir. Bu hadisten mut'a nikahına izin verenin Hz. Peygamber olduğu anlaşılmaktadır. Bu nakillerden hareketle, neshe konu olan ayetten söz konusu nikaha izin verildiğini çıkarmamız mümkün değildir. Yüce Allah, Araplar arasında yaygın olan bu adeti İslah ederek, insan fıtratına uygun olanı emretmiştir. Hz. Peygamber'de tebliğ gereği böyle bir uygulamaya önceleri karşı çıkmamış, daha sonra gerekli açıklamaları yapmıştır.[367] İncelemeye aldığımız ayetin nikahı ilgilendirdiği anlaşılmakta, mut'a nikahına açık olarak işaret etmemektedir. Ayetin anlamı ve gelen nakilleri karşılaştırarak değerlendirdiğimizde, nesih görüşüne katılmamız mümkün değildir.
c) "Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Kendi rızanızla yaptığınız ticaret olursa başkadır."[368]
İkrime ve Hasan Basri, adı geçen ayetin Nur Sûresi 61. ayetle nesih edildiğini bildirmişlerdir.[369]
ikrime ve Hasan Basri'den gelen bu rivayet müfessirler arasında itibar görmez. Söz konusu haber zayıf kabul edilir.[370] Ayeti mensuh kabul etmenin İslâm'a zarar vereceği düşünülmektedir.[371] Tefsir kitaplarında farklı nakillere yer verildikten sonra muhkem görüşü ağırlık kazanmaktadır.[372]
Yaptığımız araştırmada Nisa Sûresi 29. ayetle Nur Sûresi 61. ayet arasında neshi gerektirecek bir zıtlığın olmadığı görülmüştür. Zira ayetin biri gayr-i meşru kazançtan bahsederken, diğeri meşru olanı açıklamaktadır. Ayetin neshini kabul ettiğimizde ticaret ve anlaşma İle yemenin de yasak olacağı, haksız kazanca cevaz vereceği anlaşılır. İslâm helal ve meşru kazanca izin vermekte,[373] haram ve insanların zararına olan gıdaları ise yasaklamaktadır.[374]
Batıl, boş şey, aslının dışında olan şey demektir.[375] Kur'ân-ı Ke-rim'de hakkın zıddı, İslâm'ın dışında olan şeyler, şirk ve şeytanın istediği kötü fiiller, batıl kabul edilmektedir.[376] Batıl yolla mal yemek iki şekilde olur. Birincisi, malı sahibinin elinden zulüm veya hırsızlık yoluyla almak. Diğeri, kumar veya hile ile kendi zimmetine geçirmek. İslâm bu tür kazançları yasak olarak değerlendirir.[377] Dikkat edilirse, neshe konu olan ayetin anlamında bir istisna vardır. Bu istisna, malın gönül rızası ve karşılıklı anlaşma gereği sarf edilmesidir. Yüce Allah, bu tür yeme ve içmeleri helal kabul eder. îbn Mesud; "Bu ayet muhkemdir, nesih edilmemiş, kıyamete kadar da nesih edilmeyecektir."[378] demektedir. Kanaatimizce de ayet muhkemdir. Nesih olması İçin, batıl yolla yenilen malın caiz olması gerekmektedir. Bu ise mümkün değildir.
d) "Ey İman edenler! Sarhoşken ne söylediğinizi bil'mceye kadar namaza yaklaşmayın..."[379].
Hibetullah bu ayeti mensuh kabul etmektedir.[380] Kaynaklarda yer alan bu bilgi, Katâde ve Mücahid'e dayandırılır. Söz konusu alimler ayetin nasihi olarak Mâide Sûresi 90. ayeti belirtirler.[381] Mensuh olduğu söylenen Nisa Sûresi 43. ayet, içki yasağına doğru atılmış ikinci adımı oluşturmaktadır. Bakara Sûresi 219. ayet içki yasağının ilk adımını oluşturmuş, içki ve kumarın zararının faydasından daha fazla olduğu ifade edilmiş, kesin hüküm açıklanmamıştı. Nisa Sûresi'nde ise, çerçeve biraz daha daraltılmış, namaz vakitleri arasında içki içmek imkansız hale gelmişti.
Katade ve Mücahid, İleri sürdükleri görüşleriyle, içkinin yasak edildiğini ifade etmek istemişlerse bu doğrudur. Şayet ayetin neshi kaste-diiiyorsa, bunun mümkün olmadığı görülür. Zira bu ayetten, içkinin helal olduğunu anlamamız mümkün değildir. Yüce Allah kullarına, namaz vakitleri dışında, içkinin içilmesini helal kılmamıştır. Söz konusu ayet, cehalet kalıntılarını kaldırmada uygulanan bir prensibi hatırlatmaktadır, öte yandan, söz konusu ayetin, içkiyi namaz vakitleri haram kıldığı, diğer zamanlarda yasak etmediği, bu sebeple, Mâide Sûresi 90. ayetin bütün vakitlerde yasakladığı ileri sürülerek ayetin neshi kabul edilmiştir.[382] Oysa. Nisa Sûresi 43. ayetin anlamından, içki içmenin mubah olduğunu çıkarmamız mümkün değildir. Ayrıca, içkinin her zaman haram olmasına kimsenin itirazı yoktur. Neshe konu olan ayet, zaman sınırı koymaksızın içkiye alışmış birini, ondan uzaklaştırmak için bir tedavi yolunu göstermektedir. Yaratıcı; kullarını temizlemek istemektedir. İçki ise yasak gıdalar arasında yer alır. Kullananı maddi ve manevi açıdan kirlendirmektedir. Böyle bir şekilde Allah'ın huzuruna çıkılması uygun bulunmaz.
Yukarıya aldığımız nakillerin ışığında ayetin muhkem olduğunu şu şekilde özetleyebiliriz: Ayetin anlamında, namaz vakitleri dışında, içkinin helal edildiğini bulmak mümkün değildir. Mensuh olarak değerlendirdiğimizde, günahkar Müslümanların sarhoş İken namaz kılabilecekleri anlaşıldığı gibi, cünüp insanların namaz kılmaları ve camiye girmeleri de mümkün olacaktır. Çünkü 'cünüben" lafzı, namaza atıf olmaktadır. Ayrıca, Hz. Peygamber soğan ve sarımsak yiyen Müslümanların camiye gelmesini hoş görmezken.[383] sarhoş ve yıkanmadan birinin namaz kılmasına nasıl izin verilebilir? Oysa, kaynaklarda ve alimler arasında içkinin yasak edilişi ittifakla kabul edilmekte, ayetin neshiyle hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır.[384] Kur'an'da haber verildiğine göre, Mâide Sûresi 90. ayet, içkiyi kesin olarak haram kılmıştır. Yalnız, haram olduğunu kabul ettiği halde içkiye alışmış bir Müslümanın bu alışkanlıklarından kurtarılması gerekmektedir. Bunun usullerini ayetler açıklamıştır. Ayet ve hadislerden anlaşıldığı kadarıyla İçki içen insan günah işlemiş olur, Allah kullarını günahlardan temizleyerek huzuruna gelmesini arzular. Adı geçen ayetler insanları bu alışkınlıktan kurtarmanın yolunu göstermektedir. Ayeti bu şekilde değerlendirmek sanırım daha isabetli olacaktır. Müfessirler arasında benzer görüşte olanlar çoğunluktadır.[385]
e) "Ancak aranızda anlaşma bulunan bir topluma sığınanlar, yahut ne sizinle, ne de kendi toplumlarıyla savaşmaktan yürekleri sıkılarak size gelenler hariç. Allah dileseydi onları sizin başınıza musallat ederdi de sizinle savaşırlardı. O halde onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmazlar ve sizinle barış içinde yaşamak isterlerse, Allah size onlara saldırmak İçin bir yo! vermemiştir."[386] Kur'ân ilimleriyle ilgili kaynaklarda bu ayetin mensuh olduğu kabul edilir.[387] Nâsihi olarak Tevbe Sûresi 5. ayet ileri sürülür.[388] Bununla birlikte, konuyla ilgili farklı nakiller gelir. Müfessirlerin büyük çoğunluğu, geSen nakilleri yorumladıktan sonra bu ayetin mensuh olmadığı şeklinde görüş belirtmişlerdir.[389]
Buraya aldığımız ayet, İslâm'ın insanlar arasında olmasını istediği sulh prensiplerini açıklayan ayetlerden biridir. Kur'an'da başka benzer ayet olup, onlar muhkem ayetler arasında bulunmaktadır.[390] İslâm'ın hedefi insanlar arasında kardeşlik ve dostluğu pekiştirmektir. Zorunlu olmadan savaşa izin verilmez. Seyf ayeti Müslümanlarla düşman olan ve Müslümanları her fırsatta yok etmek isteyen müşrikleri konu edinmektedir. Nisa Sûresi 90. ayet ise, yapılan anlaşmaları ifade etmiştir. Ayrıca, söz konusu ayet, aynı suredeki 89. ayetle beraber değerlendirildiğinde, manası daha iyi anlaşılmaktadır. Orada Müşrikler zikredildikten sonra, bu ayet, istisna edilmesi gerekenleri belirtmektedir. Tevbe Sûresi 4. ayette aynı anlamda olup muhkem durumundadır. Dolayısıyla, başka benzer ayetler bulurken, bu ayeti mensuh olarak değerlendirmek isabetli bir görüş olmadığını hatırlatmaktadır. Ayetin anlamına göre, Müslümanlarla karşılıklı ilişkileri olan insanları dört aşamada değerlendirilir.
Kendileriyle anlaşma yapılan Gayr-i Müslimler, Müslümanların anlaşma yaptıkları insanlara sığınanlar, tarafsız olan insanlar, -ki bunlarla savaş yasak edilmektedir.- İslâm'a düşmanlıklarını açıkça ilan eden Müşrikler. Kur'ân bu son gurupla savaşmaya izin vermektedir. Hz. Peygamber anlaşmalara uymayarak birini Öldürenin cennete giremeyeceğini haber vermektedir.[391] Bu bilgilerin ışığında ayeti değerlendirdiğimizde, söz konusu ayetin muhkem olması gerektiği görülmektedir. Zira ayette istisna söz konusudur. İslâm barış isteyen bir topluluk ile sulh içinde yaşamayı hedefler. Neshe konu olan ayet diğer insanlara olması gereken karşılıklı ilişkileri ifade etmektedir. Güzel hasletleri İçeren ayetler nesh kurallarına göre muhkem kabul edilmektedir.[392]
4- Mâide Sûresi'ndeki Ayetler
Mâide Sûresinde mensuh olduğu kabul edilen ayetler iki aşamada değerlendirilir, a) Neshi meşhur olan ayetler. Bunlar, 2,42, ve 106. ayetleridir. Söz konusu ayetler üçüncü bölümde ele alınacaktır, b) Mensuh olduğu ileri sürülen fakat araştırmamız sonucunda muhkem olduğu kanaatine vardığımız ayetler. Bu ayetler hakkında gelen nakillerin tahlili yapılarak sebepleri üzerinde durulacaktır.
Mensuh Ayetler Nâsih Ayetler
Mâide Sûresi 13. Tövbe Sûresi 5,29.
Maide Sûresi 33. Mâide Sûresi 34.
Mâide Sûresi 108. Bakara S. 282 ve Talak 2.
Bu ayetlerle birlikte 99, 105, ve 107. ayetleri de mensuh kabul edilir.[393] Buraya alınan ayetler hakkında yaptığımız araştırmada neshi gerektirecek bir durumun olmadığı gözlenmiştir. İlk olarak ayetlerin anlamlan karşılaştırıldığında, adı geçen ayetleri müşterek değerlendirme imkanı bulunur. Böyle ayetlerin neshi mümkün değildir.
a) Böyleyken "...yine onları affet ve aldırma. Çünkü Allah güzel davrananları sever."[394]
Mâide Sûresi 13. ayetinin yukarıya alınan bölümü mensuh kabul edilmiştir.[395] Tefsir kitaplarında ayetle ilgili farklı nakiller bulunur. Ka-tade ayetin Tevbe Sûresi 29. ayetle,[396] Cübbâî, Enfal Sûresi 58. ayetle,[397] diğer alimler de seyf ayetiyle nesih edildiğini ileri sürmüşlerdir.[398] Oysa, bu ayetlerin her birinin anlamlan farklı farklıdır. Aralarında bir zıtlık yoktur. Böyle ayetlerin birbirlerini nesih etmesi, nesih kurallarına uymamaktadır. Diğer taraftan, müfessirler ayetle ilgili gelen nakilleri değerlendirdikten sonra muhkem olduğu doğrultusunda yorumlar yapmışlardır. Nasih ve mensuh kabul edilen ayetlerin anlamları karşılaştırıldığında muhkem görüşünün isabetli olduğu görülecektir.[399] Başı ve sonu muhkem olan ayetin neshe konu olan kısmı, "onları affet ve aldırma" bölümüdür. İslâm'ın temel felsefesi, afv ve merhametle insanlara yaklaşmadır. Bununla birlikte, uzunca bir ayetin, kısa bir kısmının neshedildiği görüşü, konuyla ilgili nakillerin zayıf olduğunu hatırlatmaktadır. Çünkü gelen rivayetler bir birinden farklıdır. Ayrıca neshe konu olan Mâide Sûresi 13. ayet Yahudilerin durumunu ortaya koymaktadır. Tevbe Sûresinde yer alan ayetler ise, Müşrikleri konu edinmektedir. Her şeyden önce ayetlerin ihtiva ettiği konular farklıdır. Öte yandan, Müslümanların karşılıklı ilişkilerde arzuladıkları barış olmakla birlikte, zaman zaman savaş yapmak durumunda kalabilmişlerdir. İnsanın kendine karşı yapılanı affetmesi tercih edilen güzel bir haslettir. Ayetler de bunları tavsiye etmiştir. Enfal Sûresi 58. ayetle, neshe konu olan ayet, bu konuda bir birlerini tamamlamaktadır. Çünkü, her iki ayetin özünde merhamet öğesi yer alır. Allah'ın kullarından istediği de afv ve merhamettir. Emir ve nehiy dışındaki güzel hasletleri oluşturan ayetlerde nesh mümkün görülmez.
İslâm tarihine baktığımızda, Hz. Peygamberin hep affı tercih ettiği, mecbur kalmadıkça zora baş vurmadığı görülür. Uhud Muharebe-si'nde kendisine saldıranları,[400] kendisini zehirlemek isteyenleri, öldürmek için değişik tuzak kuranları hep affetmiştir. İslâm'ın kısa zamanda yayılması bu engin afv ve merhamet sayesinde gerçekleştirmiştir. Çünkü bu özellikler, insanların kalpleri kazanarak, düşmanlığı dosta ahlak kurallarıdır.[401] Düşmanlığı dostluğa dönüştürmenin yolu, iyilik ve afv etmekten geçmektedir. Düşmanı affetmek, sadece af edileni değil, başkalarını kazanmaya sebep olabilmektedir. Dolayısıyla, ayetlere ve gelen nakillere bu şekilde yaklaşarak muhkem kabui etmemiz daha isabetli olacaktır.
b) "Allah ve Peygamberine karşı savaş açanlar ve yer yüzünde fesat çıkartmaya çalışanların cezası öldürülmek, asılmak, sağ elleri ile sol ayakları çapraz olarak kesilmek ya da bulundukları yerlerden sürülmektir. Bu onların dünyada çekecekleri rezilliktir. Ahrette ise, onlar için daha büyük bir azap vardır. "[402]
Nesihle İlgili kaynaklarda, terörle ilgili hükümleri İçeren ayetin, mensuh olduğu zikredilir.[403] Ancak ayetin neshiyle ilgili gelen rivayetler sağlam değildir. Ayrıca, konuyla ilgili Hz. Peygamber ve sahabelerden gelen sağlam bir nakil bulunmaz. Ayetin içeriği ile ilgili geniş yorum ve açıklamalarda bulunan müfessirlerin bir çoğu, nesih görüşüne itibar etmezler.[404] Öte yandan, Kur'ân ilimleriyle ilgili kitaplarda bu ayetin mensuh olduğu görüşü rivayet edilirken gerekçeleri zikredilmez.[405]
Yukarıya anlamını aldığımız ayet hakkında kanaatimizi belirtebilmemiz için ayetler arasındaki irtibatı iyi bilmemiz gerekecektir. Her şeyden önce, Mâide Sûresi 33 ile 34 arasında bir istisna bulunmaktadır. Çünkü Yüce Allah 33. ayette suç işleyen kişinin cezası verilmeden önce tevbe ettiğinde, verilmesi gereken cezanın affedileceğini ifade etmiştir. Rivayete göre, Hz. Peygambere Ukayl veya Urayna kabilesinden hasta olan bazı kişiler gelmişlerdir. Hz. Peygamber onlara gidip, zekat develerin süt ve idrarlarından içmelerini emretmiştir. Onlar bunu yapmışlar, İyileşmelerinden sonra çobanı öldürerek develeri kaçırmışlardır. Bunun üzerine ayetlerde emredilen emirler uygulanmıştır.[406] İbn Abbas, 'ceza verilmeden önce tevbe eden insanın affedileceği görüşündedir.'[407] Öte yandan, neshi ileri sürülen ayetlerin ifade ettiği anlamlan bulunduran başka ayetler de vardır. O ayetler muhkem kabul edilmektedir.[408] Benzer ayetlerden biri nesh edilirken diğerinin muhkem olması nesih görüşünün zayıf olduğunu hatırlatmaktadır. Yukarıya aldığımız nakillerden hareketle, mensuh kabul edilen ayetin, nesihle bir ilgisinin olmadığını söylememiz mümkündür. Ayetler arasında nesihten ziyade bir istisna vardır. 34. ayette bu durum açıkça görülmektedir.
c) ''Şahitliği gereği gibi yapmalarına, yahut yeminlerinden sonra (yalancılıklarının ortaya çıkıp) yeminlerin reddedilmesine korkmalarına en uygun olan budur.."[409]
Uzunca bir ayetin, buraya alınan kısmı mensuh olarak rivayet edilmektedir.[410] İbn Abbas, adı geçen ayetin, Mâide Sûresi 106. ayetle nesih edildiğini zikretmiştir. Başka rivayetler de gelmektedir. Fakat, gelen rivayetlerde nâsihi belirtilmez. Zikredilen rivayetleri geniş olarak değerlendiren Taberi, ayeti muhkem kabul eder.[411] Diğer bazı tefsir kaynaklarında, Taberi'nin görüşünü doğrulayan nakiller ağırlık kazanır.[412]
Yaptığımız araştırmada nesih görüşünü haklı kılacak önemli veriler bulunamamıştır. Her şeyden önce ayet, tek başına bir mana ifade etmemekte, kendinden önceki ayetlerle beraber değerlendirilmesi gerekmektedir. İbn Abbas'ın ayetin mensuh oluşu yönünde görüş belirtmesi, o dönemde bir çok konunun nesih kuralları içinde incelenmesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü İbn Abbas, benzer ayetleri hep nesh kapsamında değerlendirmiştir. Dikkat edilirse, ayetler arasında bir zıtlık yoktur. Ayrıca, Bakara Sûresi 282. ayetin bu ayeti nesih ettiği görüşü, nüzul sebebi açısından zayıf kabul edilir. Çünkü Mâide Sûresi en son inen surelerden biridir. Önce inen ayetin, sonra inen ayeti nesih etmesi neshin şartları açısından mümkün görülmez.[413]
5- En'âm Sûresi'ndeki Ayetler
Nesihle ilgili yazılan kitaplarda, En'âm Sûresf nde on beşe yakın ayetin mensuh oiduğu zikredilir. Yaptığımız araştırmada bu bilgilerin, alimlerin kendi kanaatlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü ilk tefsir kaynaklarında bu suredeki üç tane ayetin neshiyle ilgili bilgi bulunmakta, diğerlerinin konuyla ilgili bir irtibatının olmadığı gözlenmektedir. Adı geçen üç ayeti, diğer tefsir kitaplarına bakarak yaptığımız araştırmada, onların da mensuh olmadığı görülmektedir. Zira ayetler, anlam bakımından uyum halindedir. Söz konusu surede mensuh kabul edilen ayetler şunlardır:
Mensuh Ayetler Nâsih Ayetler
En'âm Sûresi 70. Tevbe Sûresi 5.
106. Tevbe Sûresi 5.
159. Tevbe S. 5 ve 29.
Buraya aldığımız ayetlere ilaveten; 15, 66, 68, 104, 107, 108, 112, 121, 135, 137 ve 158. ayetlerinin mensuh olduğu nesihle ilgili kitaplarda yer almaktadır.[414] Söz konusu nakiller ve ayetlerin anlamları, nâsihi kabul edilen ayetlerle karşılaştırıldığında mensuh olmadıkları görülmektedir. Diğer taraftarı yukarıda işaret edilen ve incelemeye aldığımız tefsir kitaplarında ileri sürülen görüşleri kuvvetlendirecek nakil bulunamamıştır.
a) "Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen, kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri kendi haline bırak..."[415]
Neshe konu olan ayetin anlamına dikkat edilirse, Yüce Allah Hz. Peygamber'den önce kendilerine kitap verilip, kitaplarını gereği gibi koruyamayan, son gönderilen dine de inanmayan Gayr-i Müslimlerİ uyarmaktadır. Zamanımızda da İslâm'a ve daha önce gönderilen kitaplara inanmayan ve her fırsatta Allah'ın gönderdiği yüce değerlere hakaret eden insanların olduğu gözlenmektedir. Yaratıcı başta Ehl-i Kitap olmak üzere, her asırda Allah'ın emirlerine karşı çıkan insanların kendilerine gelmesini arzulamaktadır. Çünkü yaratılan, Yaratıcısına muhtaçtır. Dünya kendisine verilen nimetler geçici bir süre için verilmiştir. Bunların iyi kullanılması gerekmektedir. Allah verdiği nimetleri her zaman alabilme imkanına sahiptir. Kur'ân kıssalarında bunların hayli örnekleri bulunmaktadır. Yüce Allah, dünyada imkan verdiği insanlara, bu imkanlarını iyi olarak kullanmalarını istemektedir. Aksi takdirde, verilen nimetin azaba dönüşme ihtimali söz konusudur. İşte, mensuh kabul edilen ayet benzer ikazlarda bulunarak, insanların her zaman uyanık olmasını tavsiye etmektedir. Bütün uyarılara rağmen, Allah ve emirlerine karşı çıkanları, kendisine bırakılmasını hatırlatmaktadır. Anlamı çok açık olan böyle bir ayetin mensuh haberi bazı kitaplarda yer almaktadır.[416] Mücahİd bu ayetin, Tevbe Sûresi 5. ayetle nesih edildiğini bildirmekte, başka bir nakilde Katade'den gelmektedir.[417]
Yukarıdaki rivayetleri değerlendiren Taberi, nesih görüşüne katılmaktadır.[418] Öte yandan, aksini savunan müfessirler de bulunmaktadır.[419] Menar sahibi ayet hakkında gelen rivayetleri zayıf kabul etmektedir.[420] Bu gelen nakillerin ışığında ayetin anlamına baktığımızda mensuh olmadığı açık bir şekilde görülmektedir. Ayette bir tehdit söz konusudur. Yüce Allah, İslâm'ı hafife alan, dünya menfaatini dine tercih eden insanların kendisine bırakılmasını İsteyerek, böyle kişilere vereceği cezayı hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, ayetin anlamında azapla ilgili bir haber vardır. Haberi ihtiva eden ayetler de nesih söz konusu değildir. Ayrıca, mensuh kabul edilen ayetin başka benzerleri, Kur'ân'da vardır.[421] Buraya alınan ayetin mensuh sayılması halinde diğerlerinin de mensuh olması gerekecektir. Oysa onlar için böyle bir rivayet ileri sürülmemiştir. Öte yandan, buraya alınan ayetle, Tevbe Süresindeki ayetin ihtiva ettiği anlamlar farklıdır. Farklı anlamı ihtiva eden ayetler arasında neshin varlığı mümkün değildir. Gelen nakiller ve ayetin anlamındaki haberin olması, Yüce Yaratıcının cezasının dünya ve ahıreti içermesi, nesih haberlerinin yorumdan ileri gitmediğini hatırlatmaktadır.
b) ''Rabb'inden sana gönderilene uy. Ondan başka Tanrı yoktur. Ortak koşanlardan yüz çevir."[422]
En'am Süresindeki bu ayetin, "Ortak koşanlardan yüz çevir" bölümünün mensuh olduğu rivayet edilir.[423] Nesihle ilgili nakil İbn Ab-bas'a dayandırılır. O, bu ayetin, "... Müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz. Onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin..." şeklindeki Tevbe Sûresi 5. ayeti tarafından nesih edildiğini ileri sürmektedir.[424] Dikkat edilirse, birinci ayette müşriklerden yüz çevrilmesi istenmekte, diğerinde ise onların öldürülmesi emredilmektedir. Tevbe Sûresi'nde yer alan ayet savaş şartlarını konu edinmektedir. Mensuh kabul edilen ayet İse umum ifade etmektedir. İbn Abbas'tan gelen bu rivayete Taberî katılmış,[425] Alûsî ise, rivayetleri zayıf olarak değerlendirmiştir.[426]
Yüce Allah peygamberini İslâm'ı tebliğ etmekle görevlendirmiş, bu görevin nasıl yapılacağını da değişik ayetlerde açıklamıştır.[427] İncelemeye aldığımız ayet Müşriklerle karşılıklı ilişkileri tanzim eden ve onlara İslâm'ı tebliğ etmek için yapılması gerekenleri açıklayan ayetlerden biridir. Karşılıklı ilişkilerde yapılanlara sabır etmek, onların davranışlarını affetmek İslâm'ın temel esasları arasında bulunmaktadır. Yüce Yaratıcı başta Peygamberi olmak üzere, inananlara gelen vahye uymalarını, Allah'ın birliğini tanımalarını. Müşriklerin her türlü hilelerinden yüz çevirmelerini emretmiştir. Bununla birlikte, Kur'ân-ı Kerim'de Müşriklerin genel karakterlerini açıklayan, yaptıklarına karşı nasıl davranılmasını açıklayan hayli ayetler bulunur. Bu ayetler muhkem olarak değerlendirilir.[428] Seyf ayeti olarak bilinen Tevbe Sûresi 5. ayetin 120'ye yakın ayeti nesih etmiş olması akıl ve nakle uymamaktadır. Aksi durumda, Hz. Peygamberin görevi tebliğ değil Öldürmek olurdu. Hiçte böyle olmamıştır. O, kendisini Öldürmek İsteyenleri bile affet-miştir. Dikkat edilirse, ayetin nesih edilebilecek bir durumu yoktur. Çünkü Müslüman ve Müşrik ilişkisinin her devirde olması mümkündür. Buraya alınan ayetin neshi durumunda, benzer ayetlerin de nesih edilmesi gerekecektir. Bu durumda tebliğ şartları zorlaşacak, Müslümanlar zor durumda kalmış olacaktır. Bir sonraki ayette, Allah'ın istemesi halinde bütün insanların Müslüman olacağı vurgulanmaktadır. Dolayısıyla, ayetin anlamı bir haber içermektedir. Konuyla ilgili çalışma yapan Mustafa Zeyd'de, benzer görüşleri ileri sürerek, ayetin muhkem olduğunu savunmaktadır.[429] Yaptığımız incelemede neshe konu olan bu ayetin, nâsıhi kabul edilen ayet arasında bir zıtlığın olmadığı, konuyla İlgili rivayetlere müfessirlerin bir çoğunun katılmadığı, ayetin nesih edilmesi için sağlan bir rivayetin olmadığı anlaşılmaktadır.
c) "Fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişkin olamaz. Onların işi Allah'a aittir. Yaptıklarını O kendilerine sonra haber verecektir."[430]
Buraya alınan ayet anlam itibariyle Ehl-i Kitab;ı muhatap alır. Yüce Allah ayetle, kendi peygamberlerine ve son nebiye gereği gibi inanmayan söz konusu din sahiplerinin dikkati çeker. Kur'ân onların içinde bulundukları yanlışlıkları birçok ayetlerde haber verdikten sonra,[431] onların kendisine bırakılmasını istemiştir. Mensuh kabul edilen ayet anlam itibariyle haber ihtiva etmektedir. Onların yaptıkları dünyada haber verildiği gibi, ahırette de verilecektir. Bununla birlikte, Kur'an-ı Kerim'le ilgili yazılan eserlerden bazılarında bu ayetin mensuh olduğu belirtilir.[432] Müfessirler, nesihle ilgili rivayetler hakkında, farklı görüş ve düşüncelere sahiptirler. Bunlar arasında baskın görüş. Suddi'den gelen nakle İtibar edilmemesidir. Konuyla ilgili gerekli yorumlar yapıldıktan sonra ayetin muhkem olduğu şeklindeki kanaat ağırlık kazanmaktadır.[433] Alimlerden bazıları, incelemeye aldığımız ayeti mensuh olarak değerlendirse de, bunun nesihle bir ilgisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü ayetin anlamında emir ve nehiy yoktur. Söz konusu ayet ihbarı ayetler nevindendir. Yüce Allah ayetle, dinleri tahrif edenleri, yanlış yola sapanları ve İslâm'ı bozmak isteyenleri cezalandıracağını İfade etmektedir. Bu ceza dünya ve ahırette olabilmektedir. Bunun için bir zaman belirtilmemiştir. Böyle bir ayetin neshi, nesih kurallarına aykırıdır, öte yandan, Kur'ân-ı Kerim'de benzer ayetler bulunmakta, onlar ise. muhkem olarak değerlendirilmektedir.[434]
Özetlemek gerekirse; Yüce Allah adı geçen ayette tefrikaya düşmenin insanlar için bir felaket olduğunu hatırlatmakta, dolayısıyla insanları birlik ve beraberliğe, tevhide çağırmaktadır. Kendi emirlerini gereği gibi inanmayanların ise, cezalandırılacağını haber vermektedir. Buraya aldığımız ayetle nâsihi kabul edilen Tövbe Sûresi 29. ayet arasında bir anlam yakınlığı bulunsa da, İhtiva ettiği konular farklıdır. Tevbe Sûresi 29. ayet Ehl-i Kitap'tan alınması gereken cizyeyi açıklamış, mensuh kabul ediien ayet ise, insanların ayrılığa düşmesi ve dinlerini bozması durumunda başlarına gelecek musibetleri haber vermiştir. Anlamında haber bulunan bu tür ayetlerin neshi mümkün görülmemektedir.[435]
6- Araf Sûresi'ndeki Ayetler
Kur'ân ilimleri ve tefsir usulüyle ilgili kaynaklarda Araf Sûresi'nde birkaç ayetin mensuh olduğu zikredilmektedir. Söz konusu ayetler şunlardır:
Mensuh Ayetler Nâsih Ayetler
Araf Sûresi 183 Tevbe Sûresi 5.
199. Tevbe S. 5 ve 103.
Buraya aldığımız ayetlerin mensuh olduğu nakledilse de,[436] yaptığımız araştırmada böyle olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte, gelen nakillerin değerlendirilmesi uygun olacaktır. İlk olarak, "Onlara mühlet veriyorum çünkü benim tuzağım çetindir."[437] ayetinde iki önemli noktaya işaret edilmektedir. Birincisi; inkar edenlere verilen mühlet, İkincisi; onlara verilecek azap. Yüce Allah'ın verdiği mühletin zamanı tayin edilmiş değildir. Allah'ın emirlerine karşı gelen insanlara verilecek cezanın dünyada mı? ahırette mi? olacağı belirtilmemiştir. Dikkat edilirse, ayetin anlamında haber bulunmaktadır. Yapın veya yapmayın şeklinde bir emir yoktur. Ayrıca, Tevbe Sûresi beşinci ayetle, neshi zikredilen ayet arasında bir zıtlık yoktur. Her iki ayetin konuları farklıdır. Nesihle ilgili kitaplarında yer alan bu bilgiler konuyla İlgili eser veren alimlerin kendi görüşlerini yansıtmaktadır. Yoksa nesh edilmiş değildir.
Aynı surede 199. ayette mensuh kabul edilir. Yüce Allah neshe konu olan ayette Hz. Peygambere şu tavsiyelerde bulunur.
"Sen af yolunu tut ve bağışla. Uygun olanı emret. Bilgisizlere aldırış etme."[438]
Ayetin anlamına bakılacak olursa dört önemli noktaya işaret edilmektedir. Bunlar: Afv, bağışlama, uygun olanı emretmek ve bilgisiz insanlara aldırış etmemek. İslam'ın tebliğ edilmesinde çok önemli bir yeri ihtiva eden, karşılıklı ilişkilerin esasını teşkil eden bu prensiplerin nesh edilmesi halinde,[439] yerine daha güzellerinin getirilmesi gerekecektir. Nasihi kabul edilen ayetlerde ise, başka konuların işlendiği görülür. Öte yandan, nesihle ilgili kitaplarda farklı nakiller yapılmaktadır. Hibetullah (ö. 410/1019), ayetin başı ve sonunu mensuh, ortasını muhkem kabul etmektedir. Buna göre, ayetin başını Tevbe Sûresi 103. ve sonun da 5. ayet nesih etmiştir.[440] İbn Zeyd'de söz konusu ayeti 5. ayetinin nesih ettiğini ileri sürmektedir.[441] Tefsirlerde de ayetle ilgili değişik yorumlar yapılmıştır. İlk tefsir kaynaklarında nesihle ilgili bilgiler mevcuttur. Fakat müfessirler arasında zikredilen nakillere katılan bulunmaz. Çünkü ayetin İslam'ın temel esasları arasında olan ahlak konusunu ihtiva ettiği kabul edilerek, belirli bir kısmının mensuh olamayacağı yorumu yapılır.[442]
İncelemeye aldığımız ayetin anlamına dikkat edilirse, İslâm'ın güzel hasletlerini en güzel şekilde bünyesinde topladığı görülecektir. Yüce Allah Peygamber'ine İslâm'ı tebliğ ederken nasıl davranması gerektiğini en veciz bir şekilde ifade etmiştir, "affet, bağışla, İyiliği emret ve cahillere aldırış etme." İslâm'ın bu güzel hasletleri her devir için geçerlidir. Affetmekten daha büyük erdemlilik düşünülemez. Ayrıca affetmek büyüklerin vasfıdır.[443] Öte yandan, "aff" kelimesinin bir çok anlamı bulunmaktadır.[444] Burada ifade edilen anlam, İslâm'ı tebliğ anında gösterilmesi gereken kolaylıktır. Böyle bir ayetin neshi için haklı bir gerekçe bulunmaz. Bununla birlikte, Müslümanlara saldıran, maddi ve manevi değerleri hiçe sayarak zulmedenlere karşı konulması, Allah'ın Müslümanlara yapmasını İstediği başka bir emrini oluşturur.[445] Zorunlu hallerde yapılması gerekir. Savaş istisnai bir durumdur. Barış, aff ve iyi hasletlerin korunması esastır. Ayette bu güzel hasletlerin nasıl yapılması açıklamaktadır. Dolayısıyla incelemeye aldığımız ayet hakkında gelen rivayetler nesih kurallarına uymamaktadır. Ayrıca, nâsihi kabul edilen ayetlerle, bu ayet arasında bir zıtlık gözlenmez. Hadis kaynaklarından Buhari'de de buraya aldığımız ayetin ahlakla ilgili olduğu ifade edilmektedir.[446] Tefsir ve hadis kitaplarındaki nakiller ve Kurân'daki benzer ayetler müştereken değerlendirildiğinde ayetin mensuh olmadığı anlaşılmaktadır.[447]
7- Enfal Sûrcsİ'ndckİ Ayetler
Enfal Sûresinde beş tane ayetin mensuh olduğu kaynaklarda zikredilir. Söz konusu ayetler şunlardır.
Mensuh Ayetler Nâsih Ayetler
Enfal Sûresi 1. Enfal Sûresi 41.
Enfal Sûresi 33. Enfal Sûresi 34.
Enfal Sûresi 61. Tevbe Sûresi 29.
Enfal Sûresi 72. Enfal Sûresi 75.
[448] Yukarıya numaralarını aldığımız ayetlerle ilgili nakiller zayıf olmakla birlikte, bu haberlerin kısa bir tahlilinin yapılmasında fayda bulunmaktadır.
a) "(Ey Rasûlüm) Sana harp ganimetlerine dair soru soruyorlar: De ki: Ganimetler Allah'ın ve O'nun peygamberinindir. Mü'ninler iseniz Allah'tan korkunuz. Aranızdaki münasebetleri düzeltiniz. Allah ve peygamberine itaat edin,"[449]
Bazı İslâm alimleri tarafından buraya aldığımız ayet mensuh kabul edilmektedir.[450] Söz konusu bilgiler Mücahid ve İkrime'ye dayandırılır.[451] Bununla birlikte, İbn Zeyd gibi bazı alimler de ayeti muhkem olarak değerlendirirler.[452] Eserlerine müracaat ettiğimiz Müfessirler, ayet hakkındaki nakillere yer vermekle birlikte, ayetin muhkem olduğu yönündeki yorumlan ağırlık kazanır.[453]
Neshe konu olan Enfal Sûresi 1 ve 41. ayetler incelendiğinde, mensuh olmadığı görülecektir. Dikkat edilirse, mensuh kabul edilen ayet, Hz. Peygambere sorulan bir soru üzerine gönderildiği anlaşılır. Buna göre ganimetler Allah ve Peygamber'indir. Hz. Peygamber onları dilediği gibi dağıtma hakkına sahiptir. Müslümanlara düşen de Allah'tan korkmaları ve Peygamber'ine itaat etmeleridir. Yüce Allah birinci ayette savaşta elde edilen malların durumunu açıkladıktan sonra kırk birinci ayette kimlere ve ne şekilde verileceğini ifade etmiştir. Söz konusu ayetler birbirini nesihten ziyade tamamlamaktadır. Birinci ayette geçen "enfal" kelimesine İbn Abbas ganimet anlamı verirken,[454] savaşmadan elde edilen mal olarak açıklayanlar da bulunmaktadır.[455] Hangi anlama gelirse gelsin, bunların Allah ve Resulüne ait olduğu anlaşılır.[456] Burada önemli olan Allah'ın ganimetler konusunda verdiği hükümdür. O hükümde, Hz. Peygamberin inisiyatifine bırakılmıştır. Ayrıca, daha önceki dinlerde yasak olan ganimetler son nebiye helal kılınmıştı.[457] Gelen nakiller ve Kur'an'da yer alan benzer ayet nesih görüşünün zayıf olduğunu hatırlatmaktadır. Neshe konu olan iki ayetin anlamları ve Haşr Sûresi 6. ve 7. ayetler müşterek olarak incelendiğinde, Enfal Sûresi birinci ayette ganimetlerin kime ait olduğu, 41 ayette nasıl ve kimlere verileceği, Haşır Süresindeki ayetlerde de Fey konusu işlenmiştir. Bu ayetler bir birlerini açıklamaktadır. Anlamlarında bir zıtlık olmadığı için neshi mümkün değildir.
b) "Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azap etmez. Onlar bağışlanma dilerken de elbette Allah onlara azap edecek değil-dir..."[458]
Hibetullah ve İbn Hazm bu ayetin mensuh olduğunu ileri sürmektedirler[459] Bu bilgiler Hasan Basri ve İkrime'ye dayandırılır. Onlar, söz konusu ayetin aynı suredeki 34. ayetle mensuh oiduğuna inanırlar.[460] Tefsir kaynaklarında ayetle ilgili farklı nakillere yer verilerek, ayetlerin muhkemliği doğrultusundaki yorumların ağırlık kazandığı gözlenir.[461]
1) Hz. Peygamber hayatta iken onlara ceza verilmeyeceği.
2) Mü'minlerin dua etmesi durumunda azabın tehir edileceği. Vahyin sona ermesinden sonra Hz. Peygamber vefat etmiştir. Fakat inananların dua etmeleri her zaman mümkündür. Buna göre ayet haber anlamı taşımaktadır. Anlamında haber bulunan bir ayetin neshi mümkün görülmez. 34. ayette de Mescid-İ Haram'a girmeyi engelleyen insanların cezalandırılacağı ifade edilir. Onlara verilecek cezanın zamanı belirtilmemiştir. Bu cezanın her zaman verilmesi mümkün olduğu gibi, günahlarının artması için mühlet de verilebilmektedir.[462]
Ebû SaicTden rivayet edildiğine göre, Hz, Peygamber şöyle buyurmuştur: "Şeytan 'Ey Rabbim izzetine yemin olsun ki; ruhları cesetlerinde olduğu sürece kullarını azdıracağım.' Yüce Allah şöyle buyurur: izzetim ue celalime yemin olsun ki, bana istiğfar ettikleri sürece onları bağışlamaya devam edeceğim."[463] Ahmed b. Han-bel'in Müsned'inde yer alan söz konusu hadisden anladığımız kadarıyla dua edilmesi durumunda şeytanın kandırması işe yaramayacaktır. Hz. Peygamber vefat etmiştir. Bununla birlikte, ayetin ikinci hükmü olan istiğfar kıyamete kadar bakidir. Netice olarak, muhtevasında dua, haber, azap ve rahmet konulan bulunan bir ayetin neshi, nesih kurallarına aykırıdır. Zira, Yüce Allah iman eden ve inancının gereğini yerine getirenleri cezalandırmayacağını belirtir.[464] Bu ayet neshi ileri sürülen ayetle benzer anlamı ifade etmektedir. Eserlerinden yararlandığımız müfessirler ayet hakkında geniş yorumlarda bulunurlar. Onların tercihi, ayetin muhkem olması doğrultusundadır.[465]
c) "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş..."[466] Bazı alimîer, Enfal Sûresi'nde yer alan bu ayetin, buraya alınan bölümünü mensuh kabul etmektedirler.[467] İkrime ve Hasan Basri söz konusu ayetin Tevbe Sûresi 29. ayetle,[468] Katade ise, Tevbe Sûresi 5. ayetle nesih edildiği görüşündedir.[469] Bununla birlikte, Tevbe 36. ayeti tarafından nesih edildiğini ileri sürenler de vardır.[470] Buna göre neshe konu olan ayeti, Tevbe Sûresi 5, 29 ve 36. ayetleri neshetmek-tedir. Bu dört ayetin anlamlarını müşterek değerlendirdiğimizde ayetin mensuh edilmediği görülecektir. Zira, her ayetin ihtiva ettiği anlamlar farklıdır. Neshe konu olan ayet, İslâm'ın temeli olan barışı; beşinci ayet savaşta yapılması gerekeni; 29. ayet cizyeyi; 36. ayet haram ayların durumunu ve Müslümanlara saldırılması halinde onlarla savaşılması gerektiğini ifade etmektedir. Müfessirler ayetle ilgili nakillere yer verdikten sonra kendilerine göre bazı değerlendirmeler yapmışlardır. İçlerinde mensuh kabul edenler olduğu gibi, muhkem görüşünde olanlar da vardır. Ağırlıklı görüş muhkem olduğu doğrultusundadır.[471]
Yukarıda da görüldüğü gibi, ayetin nasihi olarak üç ayet iieri sürülmüştür. Bir ayeti üç ayetin nesih etmesi, nakil ve akıl açısından mümkün görülmez. Ayrıca, sulh savaşa mani değildir ki, bu ayet kaldırılmış olsun, öte yandan, söz konusu ayetler aralarında nesh mümkün değildir. Yüce Allah, Enfal Sûresi 40. ayette savaşla ilgili gerekli hazırlığın yapılmasını emrettikten sonra, barış isteyenlere karşı olumlu cevabın verilmesini istemektedir. Tevbe Sûresi 29. ayet Kitap Eh-li'yle yapılan anlaşmada uygulanacak kuralları açıklamaktadır. Tevbe Sûresi 5. ve 36. ayetleri ise, Müşrikleri konu edinmektedir. Dolayısıyla bu ayetler birbirini tamamlamakta, aralarında neshi gerektirecek bir zıtlığın olmadığı görülmektedir. Taberi, ayetler arasında neshi gerektirecek sağlam bir delilin olmadığını belirtir. Ona göre ayetler arasında zıtlık yoktur. Neshe konu olan ayetin anlamında İslam'ın emrettiği sulh bulunmaktadır.[472] İbn Zeyd'de barış esasından hareketle, ayeti muhkem olarak değerlendirir.[473] İbn Kesir de; ayette ne nesih, ne tahsis, ne de bir zıtlık söz konusudur diyerek, neshin imkansızlığını ifade etmiş olur.[474]
d) "iman edip hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ue muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, İşte bunlar birbirlerinin dostudurlar. İman edip hicret etmeyenlere, hicret edinceye kadar, onların velayetinden size bir şey yoktur..."[475]
Bu ayetin mensuh olduğu zikredilmektedir.[476] İbn Abbas; ayette geçen "evliya" kelimesini 'varisler' olarak değerlendirmiş, Enfal Sûresi 75. ayeti nazil olunca bunun nesih edildiğini belirtmiştir.[477] Hasan ve İkrime'den de benzer rivayetler gelmiştir.[478]
Kurtubî (Ö. 671/1273) "evliya" kelimesi miras olarak yorumlamıştır. O, 'hicretten sonra Müslümanlar bir birlerine varis olmuş daha sonra bu hüküm 75. ayetle kaldırılmıştır' görüşündedir,[479] Diğer tefsir kitaplarında ayetle İlgili çok farklı nakiller ileri sürülmüştür. Mensuh olduğuna dair, İbn Abbas ve daha başka kişilerden de nakiller gelir. Taberi (ö.310/922,) bu rivayetlere geniş olarak yer verir. Bunlar arasında dost, yardım ve miras yorumlan baskın anlamı oluşturur.[480]
Hicretten sonra Hz. Peygamber Ensar ve Muhacirleri kardeş ilan etmiş, onlardan bir birlerine yardımcı olmalarını istemişti. Dikkat edilirse, burada iki topluluk vardır. Her şeyini Allah yolunda terk eden ve Allah için onlara yardım edenler. Buradaki velayet ölen birinden geri kalanların taksimi şeklinde değildir. Ensarın kardeşlerine yardım etmeleridir. Ayetin ifade ettiği "velayet" kelimesini "miras" yerine yardımlaşma şeklinde alınması gerekmektedir. Çünkü ayetin ifade ettiği yardımlaşma hayatta olanlar arasında meydana gelmiştir. Bu durum belirli bir süre devam etmiş, Bedir savaşından sonra kaldırılmıştır. Kelimenin Kur'ân'ın bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde miras anlamından ziyade yardımlaşma, dostluk ve kardeşlik gibi anlamlara geldiği gözlenir.[481] İncelemeye konu olan ayet diğer miras ayetlerinden farklıdır. Mirasta her hak sahibinin belirli bir hissesi bulunmaktadır. Burada böyle bir durum görülmez. Ayrıca ayette verin veya vermeyin şeklinde emir buîunmaz. Oysa, mensuh olabilmesi için emir veya nehiy bulunması gerekmektedir. Nâsihi kabul edilen Enfal Sûresi 75. ve Ah-zab Sûresi 6. ayetler ile bu ayetin müşterek uygulama imkanı vardır. Netice olarak, kaynaklarda gelen rivayetleri ve kanaatimizi şu şekilde ifade etmemiz mümkündür. Konuyla ilgili gelen rivayetler zayıf olarak değerlendirilir. Bu nakilleri yorumlayan Müfessirler arasında muhkem görüşü ağırlık kazanır. Ayette ifade edilen "velayet" kelimesi miras anlamından ziyade yardımlaşmayı ifade ettiği anlaşılır. Benzer araştırmaları yapan Mustafa Zeyd'de, ayetin farklı anlamları taşıdığını belirterek neshin mümkün oimadığını düşünür.[482]
8- Tevbe Sûresi'ndeki Ayetler
Tevbe Sûresi'nde mensuh kabul edilen ayetler iki kısma ayrılır. Birincisi, neshi meşhur olan 41. ayet.[483] İkincisi, neshi ileri sürülen fakat araştırmamız sonunda mensuh olmadığını gördüğümüz ayetler. Bunlar:
Mensuh Ayetler Nâsih Ayetler
Tevbe Sûresi 34. Tevbe Sûresi 103.
39. 22. ayetleridir.
Bu ayetlere ilaveten, Kur'ân-ı Kerimle ilgili kitaplarda 2, 3 5 44, 80 ve 98 ayetlerin de neshi kabul edilir.[484] Söz konusu ayetlerin ve nâsihlerinin anlamlarına baktığımızda mensuh olması için bir illet bulunamamıştır. Bu bilgiler, Kur'ân ilimleriyle ilgili kitaplarda bir sebep belirtilmeden zikredilir. Dolayısıyla gelen nakiller, alimlerin kendi görüş ve düşüncelerini yansıtmaktadır.
a) "...Altun ve gümüşü biriktirip AUah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele."[485]
Buraya anlamını aldığımız ve ahıretteki azabı konu eden ayetin mensuh olduğu nakledilir.[486] Ömer b. Abdilaziz ve Irak b. Malik'ten gelen rivayete göre adı geçen ayet, "Onların mallarından bir miktar sadaka a! kir onunla onları temizlemesin..."[487] ayeti tarafından nesh edilmiştir.[488] Yüce Allah, birinci ayette cimrilik yaparak, meşru yolda gereği gibi harcama yapmayan insanların durumu konu edinmekte, diğer ayette ise, farz olan zekata işaret edilmektedir. Mensuh olduğu kabul edilen söz konusu ayetin tefsir kitaplarında geniş tahlili yapılmaktadır. Bu yorumlar arasında hangi malın "kenz" (Biriktirilerek saklanan mal) kapsamına gireceği tartışılarak, zekat ve diğer mallar bir birinden ayrılmaktadır. Nesihle ilgili gelen nakiller değerlendirildikten sonra, ayetin muhkem olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.[489]
Yüce Allah incelemeye aldığımız ayette Haham ve Papazların insanları nasıl kandırdıklarını haber verdikten sonra, altın ve gümüşü biriktirerek, Allah yolunda gerektiği gibi sarf etmeyenlerin azap göreceğini haber vermiştir. Ayetin anlamında, cimrilik ihtikar ve iyi yolda harcama yapmayanlar kınanmaktadır. İslâm cimriliği ve savurganlığı yasaklamakta, meşru bir şekilde harcamayı teşvik etmektedir.[490] Burada şu soru aklımıza gelmektedir. Zekatı verilen mal "kenz" kapsamına alınabilir mi? Tabii ki bu mümkün değildir.[491] Allah'ın haber verdiği mal, İslâm'ın yasak ettiği bir şekilde biriktirilen servettir. Zekatı verilen mallar bunların dışındadır. Kur'ân, insanların haklarını vermeyerek biriktirilen malları "kenz" ismiyle açıklamaktadır. Bu tür insanlar fakirlerin haklarını vermedikleri için ceza göreceklerdir. Neshe konu olan ayet bu durumu açıklamaktadır.[492] O mallar kıyamet günü, kızdırılmış olarak sahiplerinin vücutlarına yapıştırılacaktır. Hz. Peygamber'de, zekatı verilmeyen malla ilgili olarak benzer açıklamalarda bulunmuştur.[493] Netice olarak, anlamında iyi ve kötü hasletleri bulunduran ve nasih ve mensuh arasında zıtlık olmayan ayetlerin neshi mümkün görülmez. Ayrıca söz konusu ayetler nesihten ziyade birbirlerini tamamlamaktadır. Birincisinde kötü hasletler belirtilmekte, diğerinde farz olan zekat açıklanmaktadır. Nesih kurallarına göre, anlamında haber bulunan ayetlerin neshi mümkün görülmez. Mensuh kabul edilen ayette de ahırette verilecek azaptan haber verilmektedir.
b) "Eğer savaşa çıkmazsanız Allah sizi acıklı bir azaba uğratır. Yerinize sizden başka bir kavim meydana getirir. O'na bir şey yapamazsınız. Allah her şeye kadirdir."[494]
İkrime ve Hasan Basri'den gelen rivayetlere göre, buraya alınan ayet, aynı suredeki "Bütün İnsanların toptan sefere çıkmaları doğru değildir.F,"[495] şeklindeki ayet tarafından nesih edilmiştir.[496]
Müfessirler; ikrime ve Hasan Basri'den gelen bu nakilleri zayıf kabul ederler. Taberi söz konusu nakillere yer vermekle birlikte, yetin muhkem olduğu görüşünü tercih etmektedir.[497] Diğer müfessirler de benzer açıklamalarda bulunurlar.[498]
Neshe konu olan ayette savaşa katılmayanların cezalandırılacağı. Allah'ın emirlerini yerine getirmeyenlerin yerine, İslam'ı yaşayan başka insanların getirileceği ve Allah'ın her şeye kadir olduğu ifade edilmektedir. Bu ifadelere baktığımızda nesih rivayetlerin ne kadar zayıf olduğu anlaşılmaktadır. Her şeyden önce, ayetin münferit değil, bir öncesi ve sonrasıyla değerlendirilmesi gerekecektir. Bu durumda muhkem olduğu görülmektedir. Ayetlerde yer alan tehdit, vaat ve Allah'ın kudretini ifade eden cümlenin neshi mümkün değildir. Bu hükümlerin değiştirilmesi mümkün değildir. Benzer ifadeler, Mâide Sûresi 54. ayette de geçmektedir. "...Sizden kim dininden dönerse, Allah yakında öyle bir toplum meydana getirir ki, (O) onları sever, onlarda Allah' severler..." Yine, Muhammed Sûresi 38, ayette, "Allah zengindir. Eğer yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum meydana getirir de onlar sizin gibi olmazlar." buyurulur. Zikredilen bu ayetler, Tevbe Sûresfnde mensuh kabul edilen ayetle benzer anlamdadır. Tevbe Süresindeki ayeti mensuh kabul ettiğimizde bunların da mensuh olması gerekecektir. Oysa, nesihle ilgili kitaplarda bunların mensuh olduğuna dair bilgi bulunmaz. Buna göre, ayet hakkında gelen nakiller, konuyla ilgili eser veren alimlerin kendi görüşleridir. Diğer bir ifade, ile mensuh kabul edilen ayet savaşa çıkmayı teşvik etmekte, nâsihi kabul edilen ayette ise, topluma yön veren insanların savaşa katılmayıp İlim öğrenerek toplum düzenini sağlamaları istenmektedir. Ayetler arasında nesihten ziyade toplumun bütün fertlerinin savaşa katılmasının doğru olmadığı ifade edilmiştir. Böylelikle, topluma yon veren ve ilim Öğrenenlerin istisna edildiği belirtilmiş olur.[499]
9- Yunus Sûresi'ndeki Ayetler
Yunus Sûresi'nde neshe konu oian ayetleri şu şekilde özetleyebiliriz:
Mensuh Ayetler Nâsih Ayetler
Yunus Sûresi 41, Tevbe Sûresi 5.
Yunus S. 108 ve 109 Tevbe Sûresi 5.
Yukarıya aldığımız ayetlerin dışında, 15,20,46 ve 99. ayetlerin de neshi ileri sürülür. Fakat, nesihle ilgili kitapların dışında bu rivayetlerin doğruluğunu kanıtlayacak delil bulunamamıştır.[500] Bu sebeple, numaralarını verdiğimiz ayetlerin incelenmesine ihtiyaç duyulmamıştır. Hakkında nakil bulunan ayetlerle ilgili kısa bir değerlendirme yapılması uygun olacaktır.
a) "Şayet seni yalanlamakta ısrar ederlerse de ki: Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım,"[501]
Hibetullah, İbn Hazm ve İsferâînî yukarıya aldığımız ayeti men-suh olarak görürler.[502] Nesih haberi İbn Zeyd'e dayandırılır. Söz konusu rivayet Taberî'de sıradan bir bilgi olarak verilir.[503] Âlûsî ise, İbn Zeyd'en gelen bu rivayeti zayıf kabul eder.[504] Konuyla ilgili geniş bir araştırma yapan "en-nesih fi'1-Kur'ân" müellifi de, ayetin anlamında azap ve haber bulunduğunu ileri sürerek, böyle bir ayetin mensuh olamayacağını belirtir.[505]
[506] O ayetler ise muhkem kabul edilmektedir.
Hulasa olarak; Yapısında haber. Tehdit ve vaad olan bir ayetin mensuh olması caiz değildir. Hz. Peygamber ve İslâm'ı inkar edenlerin, bu inkarlarında İsrar ederlerse, bu yaptıklarının cezalarını çekmeleri kaçınılmaz olur.
b) "...Ben sizin üzerinize vekil değilim."/'Allah hükmünü verinceye kadar sabret."[507]
Yunus Sûresi'ndeki bu iki ayetin, zikredilen kısımları mensuh kabul edilir.[508] Bu bilgi İbn Zeyd'den gelir. İbn Zeyd. söz konusu ayetlerin. Tövbe Sûresi 5. ayetle nesih edildiğini İleri sürer.[509]
Müfessirler, konumuzu teşkii eden ayetlerle ilgiîi değerlendirmelerini yapmışlar, fakat ayetlerin muhkem olduğu doğrultusunda görüş belirtmişlerdir. Bunlardan Alusî, ayetin nesih haberini İbn Abbas'a dayandırarak geniş bir tahlil yapar. Fakat yorumlarını ayetin mensuh olmadığı doğrultusunda yapar.[510] İlk ve son devir müfessirlerinden eserlerine müracaat ettiğimiz alimler arasında muhkem görüşü ağırlık kazanır.[511]
Yukarıya aldığımız ayetleri, gelen nakiller ve alimlerin yorumları çerçevesinde değerlendirdiğimizde 108 ve 109. ayetlerin mensuh olmadığı anlaşılır. Her şeyden önce, ayetle ilgili nakiller sahabe sözü olup, İslâm'ın ilk dönemlerindeki bilgileri yansıtmaktadır. O dönemde birçok tefsir usulü konusunun nesih kapsamında değerlendirildiği bilinmektedir. Dolayısıyla, söz konusu nakiller alimlerin kendi kanaatleridir.[512] Yoksa müfessirler arasında kabul edilen görüşler değildir. Dikkat edilirse, ayetlerin sadece bir bölümü mensuh kabul edilmektedir. Uzunca bir ayetin, kısa bir bölümü mensuh olabilir mi? Gelen nakiller baz alınarak bu soruya verilen cevap hayır olacaktır. 109. ayetteki "sabret" kelimesi, umumîlik ifade eden bir emirdir. Zira, Yüce Allah, diğer ayetlerde sabredenlerin kurtulacağını haber vermektedir.[513] Buna göre, söz konusu emir dünyada önemli olmakta, ahıretteki kazanılacak nimetlere de ışık tutmaktadır. İhtiva ettiği anlam, belirli bir süre ile sınırlı değildir. Allah'ın hükmüne gelince, asıl hüküm ahrette tecelli edeceği anlaşılır. Buna göre mensuh kabul edilen ayet hem dünyayı hem de ahıreti ilgilendirmektedir.
"Ben sizin üzerinize vekil değilim" ayetine gelince, asıl olan ayetin ihtiva ettiği hükümdür. Peygamberin vazifesi tebliğdir. Kimsenin koruyucusu ve vekili değildir. Zorlama yapması da mümkün olmaz.[514] Bu ayetin savaş ayetîyle bir anlam benzerliğinin olmadığı görülür. İhtiva ettiği konular farklıdır. Her iki ayet, İslâm'ın temel noktalarını oluşturmaktadır. Neshe konu olan, "Ben sizin üzerinize vekil değilim" ayetinin tebliğ çerçevesinde düşünülmesi gerekmektedir. Tevbe Sûresi beşinci ayet ise savaş zamanında yapılması gerekenleri hatırlatmaktadır. Aralarında neshe konu olabilecek bir durum yoktur.[515]
10- Hud, Râ'd ve İbrahim Sureleri'ndeki Ayetler
a) Hûd Sûresi'nde 12, 15, 121 ve 122, ayetlerinin mensuh olduğu ileri sürülmekte, fakat yaptığımız araştırmada böyle olmadığı anlaşılmaktadır. Rivayet edilen haberler ilk tefsir kaynaklarında yer almamaktadır. Bu münasebetle, daha fazla bilgi verilmesine ihtiyaç duyulmamıştır. Kanaatimize göre, Kur'ân İlimleriyle ilgili kitaplarda yer alan söz konusu bilgiler, konuyla ilgili eser yazan alimlerin kendi kanaatlerini yansıtmaktadır.[516]
b) Râ'd Sûresi'nde 6 ve 40. âyetleri mensuh kabul edilir.[517] Kur'ân ilimleriyle ilgili kitaplarda yer alan bu bilgilerin doğruluğu, diğer kaynaklarda teyid edilmez. Yüce Allah, altıncı ayetin anlamında geçmiş milletlerin isyanlarını ve onlara verilen cezaları hatırlatır. Gelecek içinde atıfta bulunur. Kırkıncı ayette ise, tebliğ metodunu ve ahı-retteki hesabı haber verir. Dikkat edilirse, ayetlerin anlamları kıssa, azap ve gelecekle ilgilidir. Böyle ayetler muhkem olarak algılanır.
c) ibrahim Sûresi'nde mensuh kabul edilen ayet bir tanedir. O da 34. ayettir.[518] Nesihle ilgili eserlerde yer alan bu bilgiler, tefsir ve hadis kitaplarında bulunmaz. Öte yandan, ayetin anlamı neshe müsait değildir. Ayette insana arzu ettiği şeylerin verildiği, Allah'ın nimetlerinin saymakla bitmeyeceği, buna karşılık insanların nankör olduğuna işaret edilip, Allah'ın yüceliği ve insanın durumu açıklanır. İlave olarak, ayetin anlamında yapın veya yapmayın şeklinde emir bulunmamaktadır. Nâsihi kabul edilen Tövbe 5. ayet, mensuh kabul edilen ayetle farklı manaları içermektedir. Dolayısıyla ayetler arasında nesih söz konusu değildir.[519]
11- Hicr Sûresi'ndekî Ayetler
Hicr Sûresi'nde mensuh kabul edilen bazı ayetler vardır. Bunlardan 85 ve 94. ayetlerle ilgili zayıf da olsa nakil bulunur. Söz konusu ayetlerin nâsihi olarak Tevbe Sûresi 5. ayet ileri sürülür. Bu ayetlere ilaveten 3, 88 ve 89. ayetlerin mensuh olduğu da zikredilir.[520] Yaptığımız araştırmada bu görüşleri doğrulayan bilgi bulunamamıştır. Dolayısıyla, tekrar incelemeye ihtiyaç duyulmamıştır. 88. ayette imtihan için kafirlere verilen nimetlere imrenilmemesi istenirken, 89. ayette de. Hz. Peygamber'in bir uyarıcı olduğu hatırlatılır. Söz konusu ayetler mensuh kabul edilecek olursa, İslâm'ın insanlara verdiği mühlet ve karşılıklı ilişkilerde bazı değişiklerin olması gerekecektir. Bu ise mümkün değildir. 85 ve 94. ayetler hakkında farklı rivayetlerin olduğu gözlenir.
Seksen beşinci ayette; "...Onun için şimdi sen güzel bir hoşgörü ile muamele et."[521] ifadesinin neshedildiğine dair bilgi bulunmaktadır.[522] Bu bilgiyi Katade'den gelen rivayetten öğrenmekteyiz. O'na göre bu ayet "..Müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz.."[523] ayetiyle nesih edilmiştir.[524]
Ayeti bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, nesih meselesi daha iyi anlaşılmaktadır. Ayette Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığı, kıyametin geleceği, Hz. Peygamber'in insanlara hoşgörü ile muamele etmesi gerektiği ifade edilir. Dikkat edilirse, ayetin anlamında haber bulunmaktadır. Müfessirler ayetle ilgili gelen nakilleri değerlendirmekte, nesih görüşünü zayıf bulmaktadırlar. Müfessir Âlûsî'de; Katade, Mücahid ve Dahhak'tan'den gelen rivayetlere yer verdikten sonra muhkem yorumunu yapmaktadır.[525] İncelemeye aldığımız diğer kaynaklarda da benzer yorumlar ağırlık kazanmaktadır.[526]
Ayetle İlgili kanaatimizi şu şekilde özetlememiz mümkündür: Mensuh kabul edilen ayetin anlamında haber bulunmaktadır. Nâsihi kabul edilen ayetle bu ayetin ihtiva ettiği konular farklıdır. Doğru bir karara varabilmek için ayet bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir. Hz. Peygamber aracılığı ile Müslümanlara yapılan tavsiyede, insanlara karşı iyi muamele edilmesi, intikam alınmaması, hoşgörülü davranılması hatırlatılmaktadır. İslâm'a göre baskı ile bir inancın kabul ettirilmesi mümkün olmamaktadır. Böyle davranış kin ve intikam duygularını artırmakta, asıl inancın gizlenmesine sebep olmaktadır. İslâm'ın tebliğ edilmesinde önemli bir yeri ihtiva eden ayetin neshi, gelen nakiller açısından mümkün görülmez. Zira, nakiller alimlerin kendi görüşlerini yansıtmaktadır. Ayrıca, Kur'ân-ı Kerim'de aynı anlama gelen başka ayetİer de bulunmaktadır. Bu ayetler ise muhkemdir.[527]
Hicr Sûresi'de mensuh kabul edilen ikinci ayet, "...Ortak koşanlara aldırma. "[528] kısmıdır.[529] İbn Abbas'tan gelen rivayette bu ayetin Tevbe Sûresi 5. ayet tarafından nesih edildiği bildirilmiştir. Katade'den gelen haberde ise, nasihi Nisa Sûresi 91. ayettir.[530] Bu bilgiler, Tabe-rî'nin tefsirinde zikredilir. Alûsî, gelen rivayetleri zayıf kabul ederek, ayetin muhkem olduğu görüşündedir.[531] İncelemeye aldığımız diğer tefsirlerde ise, muhkem olduğu görüşü ağır basar.[532] "En-nesih fi'l-Kur'ân müellifi" de eserinde gelen nakilleri verdikten sonra mensuh görüşünün geçerli olmadığını belirtir.[533]
Yüce Allah, Hz. Peygamber'İ İslâm'ı tebliğ etmesi için göndermiş, Kur'ân-ı Kerim'de de bu vazifenin nasıl yapılacağı açıklanmıştır. Konumuz olan ayet bunlardan biridir. Ayette, kendisine verilen emrin tebliğ edilmesi ve inanmayanlara aldırış edilmemesi istenmiştir. Mâide Sûresi'nde yer alan başka bir ayette de tebliğ görevinin önemine İşaret edilmiştir.[534] Bu görev anında insanlardan olumsuz tepkilerinin olması muhtemeldir. İnsanlar, önceden kazandıkları yanlış inançlarını kolay olarak terk edemezler. Ayeti mensuh kabul ettiğimizde her karşı çıkan İnsanın öldürülmesi gerekecektir. Oysa, peygamberlerin görevi insanları öldürmek değil, onların hidayete gelmelerini sağlamaktır. Kur'an'da bunu emretmektedir.[535]
Gelen nakiller ve ayetin Kuran daki konumu baz alındığında ne sıh görüşüne katılmamız mümkün değildir. Ayetler, İslam'ın nasıl tebliğ edileceğini açıklamakta, inanmayanların tepkilerine sabır edilmesi tavsiye edilmektedir.[536]
12- NahI Sûresi'ndeki Ayetler
Nahl Sûresi'nde 67, 82, 106, 125 ve 127. ayetleri neshe konu olmaktadır.[537] Bunlar içinde mensuh kabul edilen en önemlisi 67. ayettir. İbn Abbas bu ayetin içki ayetinden önce nazil olduğunu haber vermektedir. Kurtubî (ö. 671/1273), söz konusu ayeti mensuh olarak değerlendirmenin yanında, muhkem görüşünü savunanlara da yer vermiştir.[538] Öte yandan, ayetin anlamında içkinin helal edildiğini bulmak mümkün değildir. Ayeti geniş olarak tahlil eden Taberi (ö. 310/922), değişik görüş ve nakilleri zikrettikten sonra ayetin muhkem olduğunu belirtir.[539] Müfessîrler arasında benzer görüşte olanlar ağırlıktadır.[540] Ayrıca, nâsihi kabul edilen Mâide Sûresi 90. ayetle bu ayet birbirlerini tamamladıkları anlaşılmaktadır. Mensuh kabul edilen ayette, hurma ve üzümden içki ve güzel rızık elde edildiği belirtilir. İçkinin elde edildiğinin belirtilmiş olması, bunun hela! olduğunu ortaya koyar mı? sorusunu akla getirmektedir. Kur'ân ayetlerine ilaveten, Hz. Peygamber'in hadislerinde de sarhoşluk veren içkinin helal kılındığını bulmak mümkün değildir. Yüce Allah mensuh görülen ayette. İslâm gelişi sırasında Arabların üzüm ve hurmadan yaptıkları İçki ve güzel gıdaları hatırlatarak düşünmeye davet etmektedir. Buradan hareketle, söz konusu meyvelerden iyi ve kötü rızıkların yapılabileceğini anlamamız mümkündür. Mâide Sûresi'ndeki ayette ise, içkinin haram-lığı ve insanlık için oluşturduğu zararlar açıklanmıştır. Bu ayette sarhoşluk veren gıdalar haram edilmişti. Diğer ayetlerde insanların elde ettiği rızıklara dikkat çekilerek, Allah'a şükür hatırlatılmış, şarabın kötülüğü ima edilmiştir. Ayrıca, mensuh kabul edilen ayette emir ve ne-hiy olmadığı gibi, İçkiyle ilgili gelecek emirlere işaret etmektedir. Konuyla ilgili ayetlerin, insanları yanlış inanç ve alışkanlıklardan kurtarmak için, bir tebliğ ve eğitim metodunu ifade edildiğini düşünmemiz mümkündür. Çünkü, Kur'an'da yer alan aynı konudaki dört ayeti müşterek değerlendirdiğimizde bu durum daha iyi anlaşılmaktadır.[541] Bu açıdan bakıldığında, ayetin anlamında haberin olduğu akla gelir. Konuyla İlgili çalışma yapan Mustafa Zeyd'de ayetin anlamında haber olduğunu belirterek muhkem görüşüne katılır.[542] Kanaatimizce, ayette içkinin mubah olduğunu belirten bir emir yoktur. Bunun için neshe konu olmadığını düşünmekteyim.[543]
13- İsra Sûresi'ndekİ Ayetler
Kur'ân ilimleriyle ilgili kitaplarda 24, 54, ve 110. ayetlerinin nes-hedîldiği belirtilir.[544] Yaptığımız araştırmada sadece 24. ayetle ilgili bir haberin olduğu görülmüştür. Mensuh kabul edilen ayetin anlamı şöyledir.
"Onlara merhametten dolayı şefkat kanadını indir ve Ey Rab-b'ıml Onlar, beni küçükken nasıl geliştirdilerse, sen de onlara öyle acı!' de"[545]
Buraya aldığımız ayetin nâsihi olarak, Tevbe Sûresi 113. ayet kabul edilir. Söz konusu ayetin anlamı şöyledir. "Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra ortak koşanlar için mağfiret dilemek, ne peygamber, ne de inananların yapacağı bir iş değildir:[546]
Nâsih mensuh kabul edilen ayetlerin anlamlarına baktığımızda, İsra Sûresi 24. ayeti, Müslüman'ın anne ve babasına karşı görevlerini hatırlatarak umum ifade ettiği gözlenmektedir. Nâsihi kabul edilen Tevbe Sûresi 113. ayet ise, müşrik anne ve baba için dua edilmesini yasaklamaktadır. Dolayısıyla, iki ayetin ihtiva ettiği konular farklıdır. Birisi genel anlamda bütün anne ve babalan ifade etmekte, diğerinin ise, şirk koşanları bundan istisna ettiği anlaşılmaktadır. Bu ayetlerin ihtiva ettiği konular farklı olduğu için birbirlerini nesh etmesi mümkün değildir.
Taberi nesih haberiyle ilgili, İbn Abbas'tan gelen rivayeti kabul eden alimlerin olduğuna işaret eder. Kendisi muhkem olarak değerlendirir.[547] Taberi'nİn dışında incelemeye aldığımız tefsirlerde ayetin çok geniş tahlilleri yapılmaktadır. Bunlar arasında insanın anne ve babasına karşı görevleri, inanmayan ebeveyne karşı yapılması gerekenler ilk sırayı alır. Nesih konusu ise ayrı bir yorumu oluşturur. Eserlerine müracaat ettiğimiz müfessirlerin çoğu da anlam farklılıklarından hareketle muhkem görüşüne katılırlar.[548] Gelen nakillerden hareketle, ayetler arasında nesihten ziyade, bir tahsisin olduğunu ifade etmemiz mümkündür. Tahsis konusu ise nesihten farklıdır.[549]
14- Meryem, Tâhâ, Enbiya, Hacc, Mü'minûn ve Nur Surelerindeki Ayetler
a) Meryem Sûresi'ndekİ Ayetler
Meryem Sûresinde 39, 59, 71, 75 ve 84. ayetlerin mensuh oldukları ileri sürülür.[550] Yaptığımız araştırmada ayetlerin nesihle bir ilgisinin olmadığı görülmüştür. Her şeyden önce, ayetlerin anlamlarında mensuh olmasını gerektirecek bir durum yoktur. Öte yandan, Kur'ân ilimleriyle ilgili kitapların dışındaki kaynaklarda söz konusu haberlere yeterince yer verilmez. Yüce Allah mensuh kabul edilen 39. ayette kıyamete karşı insanların uyarılmasını istemekte, 59. ayette kıssaları haber vermekte, 75. ayette cehenneme gireceklerin vasıfları belirtilmekte ve 84. ayette inanmayanlara karşı sabırlı olunması tavsiye edilmektedir, İslâm'ın temel Özelliklerini içeren ayetlerin mensuh kabul edilmesi nesh kuralarına uymamaktadır.[551]
b) Tâ'hâ Sûresi'ndekİ Ayetler
Zikredilen surede 130 ve 135. ayetler mensuh kabul edilmektedir.[552] Yüce Allah 130. ayette sabır olunması, gece ve gündüzün kılınacak namazlara işaret etmektedir. Ayetin bahsettiği konular, İslâm'ın önemli prensiplerini oluşturur. Kur'an'da konuyla ilgili başka ayetler de bulunur. Bu ayetler İse muhkem kabul edilir. Neshe konu olan diğer ayette İse, İyi ve kötü yolda olanların gözetilmesi İstenmekte ve ahırette görecekleri azap hatırlatılmaktadır. Bu ifadeler, ayetlerin anlamında haberin olduğunu göstermektedir. Yüce Allah neyi haber ver-
mis ise. onun olması kesindir. Böyle ayetlerin mensuh olması mümkün görülmez.[553]
c) Enbiyâ Sûresi'ndeki Ayetler
Enbiyâ Sûresinde 98, 99 ve 100. ayetlerin Hibetullah ve bazı alimler tarafından neshi zikredilse de, yaptığımız incelemede söz konusu rivayetleri doğrulayacak önemli bir delil bulunamamıştır.[554] Ayetlerin anlamlarına bakıldığında neshe müsait olmadığı görülmektedir. Mensuh kabul edilen ayetler ahıreti ve cehenneme girecek insanların vasıflarını haber vermektedir.[555]
d) Hacc Sûresi'ndeki Ayetler
Hacc Sûresinde 52, 68 ve 78. ayetlerin nesh edildiği belirtilir.[556] Elli ikinci ayette, şeytanın peygamberlere verilen vahye yapmak istedikleri ifade edilerek, Allah'ın buna İzin vermeyeceği açıklanır. Altmış sekizinci ayette ise, Hz. Peygamber'e uyarıda bulunarak, kendisine karşı gelenlerin Allah'ın bildiğini hatırlatması istenmektedir. Son ayette de cihad emredilmektedir. Yukarıda işaret edilen ayetlerin anlamlarında emir ve nehiy yoktur. Ayetlerin mensuh olması için, yapın veya yapmayın, helal edildi veya yasak kılındı gibi ifadelerin olması gerekmektedir. Oysa. adı geçen ayetlerle, nasihi ileri sürülen Tevbe Sûresi 5 ve 29. ayetlerin içeriği farklıdır. Böyle ayetler arasında nesh mümkün değildir.[557]
e) Mü'minûn Sûresi'ndeki Ayetler
Bu surede 54 ve 96. ayetlerin mensuh olduğu belirtilir.[558] İleri sürülen rivayetler, konuyla ilgili eser yazan alimlerin görüşleridir. Yoksa İslâm alimleri tarafından kabul edilen görüşler değildir. Ayetlerin anlamları da neshe müsait değildir. Yüce Allah 54. ayette inanmayanlara verilen ruhsatı hatırlatmakta, 96. ayette ise kötülüğün iyilikle önlenmesi istenmektedir. Neshin şartlarına göre iyi ve kötü hasletleri ihtiva eden ayetlerin mensuh olması mümkün görülmemektedir.[559]
f) Nur Sûresi'ndeki Ayetler
Nur Sûresi'nde yedi ayet mensuh kabul edilmektedir.[560] Bunlar arasında yer alan 3. ayetin mensuh olduğu haberi birçok alim tarafından benimsenir. Bu münasebetle, söz konusunu ayet son bölümde geniş olarak incelenecektir. Diğer Mensuh kabul edilenler ise, 4, 6, 27, 31, 54 ve 58. ayetleridir. Numaralarını verdiğimiz ayetlerin nesih rivayeti, Kur'ân ilimleri ve tefsir usulü kitaplarında zikredilmektedir. Fakat incelemeye aldığımız tefsir kaynaklarında bu bilgileri doğrulayacak sağlam nakil bulunamamıştır.[561] Mensuh kabul edilen ayetlerin anlamlarına dikkat edilirse emir ve nehiy bulunmadığı görülür. Nesh kurallarına göre hüküm ifade etmeyen ayetler mensuh kabul edilemez. Öte yandan, 4. ve 10. ayetler aynı konulan ihtiva etmektedir. Bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Mensuh olacaksa, ikisinin birden nesh olması gerekmektedir. Bu İse mümkün değildir. Yine aynı surede mensuh kabul edilen 27-29 ayetleri, müşterek değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu ayetler; İslâm'ın görgü kurallarını, güzel davranışları ve ahlakı açıklamakta olup, muhkem kabul edilmektedir.[562] Diğer taraftan, söz konusu suredeki 54. ayet Allah ve Resulüne itaati, 58. ayet, evlatların anne ve babaların yatak odalarına nasıl ve ne zaman girmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. Bunların neshi akıl ve gelen- nakiller açısından uygun bulunmaz. Konuyla ilgili görüş ve nakiller, sıradan birer haber niteliğindedir. Yoksa, gelen nakilleri, Kur'an'daki konumlan ve alimlerin görüş ve yorumları dikkate alındığında nesih haberlerinin geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.[563]
15- Furkân Sûresi'ndeki Ayetler
Söz konusu surede 68 ve 69. ayetleri mensuh kabul edilmektedir.[564] İbn Abbas'tan gelen nakillere göre, "Onlar ki Allah'ın yanında başka bir tanrıya ibadet edip yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Kimde bunları ya-parsa günaha girmiş olur. Kıyamet gününde onların azabı kat kat olur ve orada alçaltılarak ebediyen bırakılır."[565] ayetlerinin Nisa Sûresi 93. ayetle mensuh edilmiştir.[566] Nisa Sûresi 93. ayette bir Müslüman'ı kasıtlı olarak öldüren birinin, cehennemlik olduğu İfade edilir. Furkân Sûresi'ndeki ayetlerde ise, şirk, adam öldürme, zina ve kıyamettin durumu haber verilir. Dikkat edilirse, söz konusu ayetler arasında bir zıtlık yoktur. Kur'ân'ın hiçbir ayetinde şirk, zina ve öldürmenin caiz olduğu ifade edilmez. Tam aksine, bunların hepsi suç sayılır. Nisa Sûresi'ndeki ayette bunları tamamlar mahiyettedir. Taberî konuyla İlgili nakillere yer verdikten sonra,[567] tercihini muhkem doğrultusunda yapmıştır.[568] Müfessirlerden birçoğu da benzer görüşler belirtmişlerdir.[569] Nâsih ve mensuh ayetler, insanlar arasında meydana gelebilecek kötü hasletlerin cezalarını haber vermekle birlikte, Furkân Sûresi 70. ayette yaptığı günahlardan pişman olanların affedileceği belirtilmektedir. Zümer Sûresi 53. ayette de Allah'ın rahmetinden ümit kesmenin doğru olmadığı vurgulanır.
Netice olarak konuyla ilgili bir değerlendirme yapılacak olursa, neshe konu olan ayetler iyi hasletlerin yanında, kötü hasletleri de zikretmektedir. Ayrıca anlamlarında haber bulunduğu anlaşılır. Gelen nakillerin farklı oluşları, ayetlerde haber bulunuşu, iyi ve kötü hasletlerden bahsetmeleri nesh rivayetinin geçerli olmadığını akla getirmektedir.[570]
16- Şuarâ, Nemi ve Kasas Sureleri'ndeki Ayetler
a) Şuarâ Sûresi'nde 224 ile 227. ayetleri arasında nesih olduğu belirtilir.[571] Ayetleri incelediğimizde, iki ayet arasında nesihten ziyade istisna olduğu görülmektedir. Kur'ân-ı Kerim'de mensuh kabul edilen ayet sayısının fazla oluşu, ilk zamanlarda istisna konusunun, nesih kapsamında değerlendirilmiş olmasından kaynaklandığı dikkati çekmektedir. Konuyla ilgili kitaplarda bunların misallerini bulmamız mümkündür. Şuara Sûresi'ndeki ayette bunlardan birisidir. 224. ayette müşrik şairlerin ardından inanmayan insanların gideceği haber verilmiş, 227. ayette ise, İslâm'ın emirlerini yerine getirenler onlardan istisna edilmiştir. Dikkat edilirse Yaratıcı, hem inananların uyacakları ve gidecekleri yolu belirtmekte, hem de inanmayan insanların dünyada tabi olacakları insan topluluklarını hatırlatmaktadır. Ayetin neshedil-mesi durumunda inançsız insanların yolu da doğru olacaktır. Bu durum, Kur'ân'ın getirdiği verilere uymamaktadır. Dolayısıyla, ayetler arasında nesih değil, bir istisna söz konusudur.
b) Nemi Sûresi'nde 92. ayetin mensuh olduğu zikredilmektedir.[572] Neshe konu olan ayette iki önemli noktaya işaret edilir. Birincisi Hz. Peygamber'e verilen vahyin açıklanması, ikincisi, okunan vahye inanılması. Hz. Peygamber gelen emirleri açıklamak zorundadır. O'da bu görevi yerine getirmiştir. İnsanlara düşen de, onlara inanmaktır. İşte bu durama açıklık getiren ayet, inanma ve inanmama kulların kendi lehlerine ve aleyhlerine olduğu hatırlatılmıştır. Dikkat edilirse, mensuh kabul edilen ayet, İslâm'ın tebliğ edilmesinden sonraki duruma açıklık gitmektedir. Dileyen inanır, isteyen karşı çıkar. Böyle bir ayetin neshi mümkün değildir. Müfessirler arasında da mensuh görüşü zayıf olarak değerlendirilmektedir.[573]
c) Kasas Sûresi'nde 55 ayet mesuh kabul edilse de,[574] yapılan incelemede bu bilgilerin doğruluğunu kanıtlayacak sağlam nakil bulunamamıştır. Ayet, boş sözle vaktini geçirmeyen insanları övmüş, cahillerden kaçınmanın faydasına işaret etmiştir. Muhtevasında emir ve ne-hiy yoktur. Neshin şartlarına göre, böyle ayetler muhkem kabul edilmektedir.[575]
17- Ankebut Sûresi'ndeki Ayet
[576] Katade'den gelen nakilde, "Ehl-i Kitap'ia en iyi bir şekilde mücadele edin."[577] ayeti, Tevbe Sûresi'ndeki, "...Müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz" ayeti tarafından nesh edilmiştir.[578] Ayrıca nâsihi olarak Tevbe Sûresi 29. ayeti de zikredilir.[579] Üç ayeti karşılaştırdığımızda her birinin konusu ve muhatap aldığı insan toplumlarının farklı olduğu görülür. Mensuh kabul edilen ayet, Kitap Ehl-i'ni konu edinirken, Tevbe Sûresi beşinci ayeti Müşrikleri, 29. ayette kitap ehliyle yapılan mücadeleden sonra alınacak cizyeyi açıklamaktadır. Mensuh kabul edilen ayet, Kitap Ehl-i'ne nasıl yaklaşılması gerektiğini ifade eder. Mensuh kabul edildiğinde, güzel mücadele yerine zor kullanma kabul edilmiş olacaktır. Bu İse, Kur'ân'ın getirdiklerine uymaz. Dikkat edilirse, neshe konu olan ayetler arasında anlam bütünlüğü bulunmaktadır.
Netice olarak Katade'den gelen nakil müfessirler tarafından itibar görmemektedir. ibn Zeyd ayetin muhkem olduğunu savunur.[580] Eserlerine müracaat ettiğimiz ilk ve son devir müfessirleri de, ayetin muhkem olduğunu savunurlar.[581] Ankebut Sûresi'ndeki ayet. Müslümanların İslâm'ı nasıl tebliğ etmesi gerektiğini ifade etmektedir. İslâm'ın hedefi sulh ve barıştır. Bunun yapılması, karşılıklı ilişkilerin iyi olmasına bağlıdır. Ayetle ilgili Katade'den gelen görüşten ziyade, İbn Zeyd ve Müfessirlerin muhkem görüşleri daha isabetli olmaktadır. Öte yandan, nâsih mensuh ayetler bir birlerini tamamlamaktadır. Buna göre, Katade'den gelen nakiller O'nun kendi kanaatlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Zira adı geçen alim benzer ayetleri mensuh kabul etmektedir.[582]
18- Rum, Lokman, Secde, Ahzab, Fatır, Sâffât, Sâd, Zü-mer, Mü'min ve Fussilet Sur eleri'ndeki Ayetler
a) Rum Sûresi'ndeki Ayetler
Rum Sûresi'nde mensuh olarak 60. ayet zikredilir.[583] Yaptığımız araştırmada, adı geçen ayetin mensuh olduğuna dair sağlam nakil bulunamamıştır. Nesih haberi konuyla ilgili kitaplarda bulunur. Yüce Allah mensuh kabul edilen ayetle Hz. Peygamber'i inanmayanlara karşı sabırla teselli etmektedir. Ayetin ifade ettiği tavsiyeler Müslümanların en çok ihtiyaç duyduğu önemli prensiplerdir. Her zaman geçerliliğini sürdürmektedir.[584]
b) Lokman Sûresi'ndeki Ayet
Lokman Sûresi'nde, "Kim de inkar ederse, onun İnkarı seni üzmesin. Sonunda onların dönüşleri bizedir. O zaman yaptıklarını kendilerine haber veririz. Şüphesiz Allah göğüslerde gizlenenleri bilir."[585] ayetinin mensuh olduğu nakledilir.[586] İncelemeye aldığımız tefsirlerde farklı yorum ve İzahlara yer verilir. Bu yorumlar muhkem şeklindedir. Ayrıca, ayetin anlamında sabır, haber ve Allah'ın gizli olan sırlarını bildireceği ifade edilmiştir. Mensuh olması halinde ahırette azabın verilmeyeceği ve gizli sırların bilinemeyeceği anlaşılacaktır. Bu ise Allah için söz konusu değildir. Ayrıca neshe konu olan ayetin na-sihi Tevbe Sûresi 5. ayettir. Bu ayetin anlamı ile diğer ayetin anlam] arasında bir zıtlık yoktur. Anlamında haber, sabır ve tavsiye bulunan ayetlerde nesih mümkün değildir. Bu bilgiler, konuyla ilgili eser veren alimlerin şahsi kanaatleri olmaktadır.[587]
c) Secde Sûresi'ndeki Ayet
Bu surede, "Sen onlardan yüz çevir ve bekle, zaten onlar da beklemektedirler."[588] ayetinin neshi rivayet edilmiştir.[589] Bu nakil belirli eserlerde bulunur. İncelemeye aldığımız tefsir kaynaklarında yeterli bilgi bulunamamıştır. Tevbe Sûresi'nde yer alan seyf ayetiyie de aralarında bir zıtlık yoktur. Dolayısıyla bu bilgiler. Kur'ân ilimleriyle ilgili kitap yazan alimlerin kendi görüşlerini oluşturmaktadır. Mensuh kabul edilen ayetin anlamına baktığımızda, dünya ve ahırette verilecek cezayı ifade etmektedir. Nesh şartlarına göre, anlamında haber bulunan ayetler muhkem kabul edilmektedir.[590]
d) Ahzab Sûresi'ndeki Ayetler
Söz konusu surede 48 ve 52. ayetler neshe konu olur.[591] Bunlardan 52. ayetin neshiyle ilgili hayli rivayet zikredilir. Bu sebeple, söz konusu ayeti son bölümde incelemiş oiacağız. 48. ayetin neshiyle ilgili ise yeterli nakil bulunmaz. Yüce Allah ayette; "Kafirlere ve münafıklara itaat etme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah'a dayan vekil olarak Allah yeter." buyurmaktadır. Yukarıdaki ayetin "kafirlere aldırma" kısmının mensuh kabul edilmesi eksik bir yorum olarak düşünülür. Çünkü bir cümlenin içinden iki kelimeyi mensuh kabul etmek doğru bir yorum değildir. Kurtubî, Mucahid:den gelen bu haberi sıradan bir nakil olarak değerlendirir.[592] Diğer alimler arasında nesih görüşüne itibar edilmez.[593] Ayrıca ayeti mensuh kabul ettiğimizde kafir ve münafıklara itaat et. Allah'ın dışında birilerini vekil tanı gibi bir anlam ortaya çıkacaktır. Böyle bir yorum, Kuran verilerine uymamaktadır. Kur'an'da yer alan benzer ayetler, gelen nakillerin zayıflığı ve konuyla ilgili yorumlar ayetin muhkem olduğunu ortaya koymaktadır.[594]
e) Sebe Sûresi'ncleki Ayet
Sebe Sûresi'de, "De ki: bizim işlediğimiz suçtan siz sorumlu değilsiniz. Biz de sizin İşlediğinizden sorumlu olacak değiliz."[595] şeklindeki ayetin mensuh olduğu nesihle ilgili kitaplarda yer almaktadır.[596] Dikkat edilirse, ayetin anlamında emir ve nehiy yoktur. Ayrıca, İslam'a göre her insan yaptığından kendisi sorumludur. Bir başkasının suçundan sorumlu tutulamaz. Kur'an'da suç kavramını ifade eden başka ayetler de bulunmaktadır.[597] Bu ayetler ise muhkemdir. Mensuh kabul edilen ayetin, Tevbe Sûresi 5. ayetle bir ilgisi görülmez. Konuyla ilgili nakiller, alimlerin kendi kanaatlerini yansıtmaktadır. Öte yandan, İslâm'ı diğer dinlerden ayıran özelliklerin başında neshe konu olan ayetin ifade ettiği 'kişi yaptığından sorumludur' prensibi gelmektedir.[598] Bu ayetin neshedilmesi durumunda, Ehl-i Kitap'ın hatasına düşüimüş olacaktır. Bu ise İslâm'ın ortaya koyduğu suç ve ceza esaslarına uymamaktadır.[599]
f) Fâtır Sûresi'ndeki Ayet
Yüce Allah, Fâtır Sûresi'ndeki mensuh kabul edilen 23. ayette. Hz. Peygamber ve diğer peygamberleri yalanlayan insanların durumunu haber vererek, inanmanın gereğini hatırlatır. Kur'ân ilimleriyle ilgili kitaplarda mensuh olarak değerlendirilen söz konusu ayetin.[600] neshedilmesi için hiçbir illetin olmadığı anlaşılmaktadır. Ayetin seyf ayetiyle de bir ilgisi yoktur.[601]
g) Sâffât Sûresi'ndeki Ayetler
Söz konusu surede mensuh olduğu kabul edilen dört tane ayet bulunur. Bunlar; 174, 175, 178 ve 179. ayetleridir.[602] ilk tefsir kaynaklarından Mücahid'te buraya aldığımız ayetlerin neshine dair bilgi bulunamamıştır.[603] Ayetlerin anlamlarında, Hz. Peygamberin risaletine karşı çıkan insanlara belirli bir süre sabretmesi ifade edildikten sonra onlara verilecek cezalar hatırlatılmaktadır. Zulmeden ve risalete karşı çıkan insanlara verilecek azabın kaldırılması mümkün değildir. Ayrıca, ayetlerin anlamları dünya ile sınırlı olmayıp, ahıreti de kapsamında bulundururlar. Dolayısıyla, mensuh kabul edilen ayetler emir ve nehiy ifade etmeyip, haber niteliği taşırlar. Böyle ayetlerin neshi ilmi açıdan mümkün görülmez.[604]
h) Sâd Sûresi'ndeki Ayetler
Sâd Sûresi'nde iki ayet neshe konu olmakta, onların da muhkem olduğu anlaşılmaktadır. Neshi ileri sürülenler, 79 ve 88. ayetleridir.[605] Yaptığımız araştırmada, tefsir usulü ve Kur'ân ilimleriyle ilgili kitaplarda yer alan bu bilgileri doğrulayacak sağlam nakil bulunamamıştır. Ayetlerin anlamları, cennet'ten kovulan İblis'i konu edinir. İblis; Yüce Yaratıcı'dan kıyamete kadar mühlet istemiş ve bu istek Yaratıcı tarafından kabul edilmiştir. Mensuh kabul edilen ayetler bu durumu haber verirler. Ayetler insanların yaşantılarını ilgilendirmez. Neshe konu olan ayetleri mensuh kabul ettiğimizde, Şeytan'a verilen mühlet kaldırılmış olacaktır. Kur'ân verilerine göre bu mümkün değildir.[606]
ı) Zümer Sûresi'ndeki Ayetler
Zümer Sures'İnde 3, 13, 15, 39, 40, 41 ve 46. ayetler mensuh kabul edilmektedir.[607] Neshedilen ayetlerin anlamları ileri sürülen rivayetlere uymamaktadır. Yüce Aliah üçüncü ayette dinin kendisine ait olduğunu, on üçüncü ayette isyan edenlerin konumu, on beşinci ayette Allah'tan başkasına yapılan kulluğun durumu, otuz dokuzuncu ayette Çalışmanın önemi, kırkıncı ayette kıyametin gerçek olduğu, kırk birinci ayette Kur'ân'ın hak olarak indirildiği ve son ayette de kulların yaptığı güzel duaya işaret edilmektedir. Dikkat edilirse, ayetlerin hiç birinde kulların eğitimine yönelik emirler yoktur. Tamamen inanca hasredilen konulardır. Nasihleriyle aralarında da bir ilgi yoktur. Yaptığımız araştırmada neshiyle ilgili ileri sürülen görüşlerin doğruluğunu kanıtlayacak hiçbir bilgi bulunamamıştır.[608]
i) Mü'nün Süresindeki Ayetler
Adı geçen surede 76 ve 77. ayetler neshe konu olur.[609] Bu ayetlerden ilki cehennemden, diğeri Hz. Peygamber'in sabrından bahseder. Yaptığımız incelemede, konuyla ilgili nakillerin alimlerin kendi yorumlarının olduğu anlaşılmıştır. Bu haberler diğer alimler tarafından kabul edilmiş değildir. Ayetlerin anlamları da neshe müsait değildir.[610]
j) Fussılet Sûresi'ndeki Ayetler
Bu surede, "Şimdi eğer day anabilir lerse, ateştir onların yeri. Ve eğer Özür dileyip Rablerini memnun etmek isterlerse özürleri kabul edilmeyecektir."[611] ayetinin mensuh olduğu belirtilir.[612] Ayettin anlamı ahıreti içermektedir. Neshedilecek bir durumu yoktur. Anlamında haber bulunan ayetler muhkem kabul edilirler. İslâm'a göre kişi öldüğü zaman amel defteri kapanır. Önceden oraya ne göndermiş ise onu bulur. Dualar, ibadetler, iyi ve kötü ameller bu dünyada yapılmaktadır. Dolayısıyla ahıret de dünyada kazanılmaktadır. Yüce Allah'ta inanmayan insanları ikaz ederek, ölmeden Önce gönderilen vahye inanmalarını arzulamıştır. Neshe konu olan ayet bu durumu haber vermektedir. Mensuh olması için haklı bir illet yoktur.[613]
19- Şûra Sûresi'ndeki Ayetler
Tefsir usulü ve Kur'ân ilimleriyle ilgili kitaplarda Şura Sûresi'nde ona yakın ayetin mensuh olduğu rivayet edilir. Bu ayetleri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
Mensuh Ayetler Nâsih Ayetler
Şûra Sûresi 40. Tövbe Sûresi 5.
‘’ ‘’ 41. Şûra Sûresi 43.
Tefsir kitaplarında bu İki ayetin neshi hakkında bilgi bulunmaktadır. Bunların dışında kalan, 5, 6,15. 20, 23, 47 ve 48. ayetlerinin neshi ileri sürülse de,[614] yaptığımız araştırmada böyle olmadığı kanaatine varılmıştır. İncelemeye aldığımız ilk ve son devir müfessirlerin eserlerinde ayetlerin neshine dair önemli bilgi bulunamamıştır. Dolayısıyla, ayetlerle ilgiii rivayetleri, nesih hakkında yazılan kitapların dışındaki kaynaklarda bulabilmiş değiliz. Bunların dışında kalan, 40 ve 41. ayetlerle ilgili zayıfta olsa nakil bulunmaktadır. Onların ihtiva ettiği anlamlara ve gelen nakillere yer vererek bir değerlendirme yapmaya çalışacağız.
"Kötülüğün cezası, yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükafatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez. Kim zulme uğradıktan sonra kendini savunursa, böyle hareket edenlerin aleyhine bir yol yoktur"[615]
İbn Zeyd, anlamını verdiğimiz ayetlerin, Tevbe Sûresi 5. ayet tarafından nesih edildiğini ileri sürmektedir.[616] Taberi'de yer alan bu bilgilere, başta Taberi kendisi olmak üzere, diğer müfessirlerin itibar etmediği gözlenir.[617]
Tevbe Sûresi beşinci ayetle, mensuh kabul edilen ayetleri karşılaştırdığımızda, ayetler arasında neshi gerektirecek bir durumun olmadığı görülür. Ayrıca, ayetlerin ihtiva ettiği anlamlar, zalimleri konu edinmektedir. Bunların neshi halinde, zalimlerin yaptıkları meşru kılınacaktır. Bu ise, İslâm'ın yaratılanlara tanıdığı adalet ve eşitlik prensibine aykırıdır. İslâm, insanlar arasında adaletin uygulanmasını, haksızlık ve zulüm önlenmesini, aşırı gidenlerin, benzer bir ceza ile cezalandırılmasını emretmektedir. İşte, neshe konu olan ayetler, adaleti tesis ederek, yaratılanlar arasında haksızlığın Önlenmesini emreden hükümleri içermişlerdir. Bununla birlikte, nefse karşı yapılanların affedilmesini, güzel bir davranış olarak hatırlatılır. Böyle güzel hasletleri içeren ayetlerin mensuh kabul edilmesi, neshin şartlarına uymamaktadır. Zira nesih, iki benzer hükmün beraber uygulanma imkanı olmadığı zaman düşünülmektedir.[618]
20- Zuhruf ve Duhan Sureleri'ndeki Ayetler
a) Zuhruf Sûresi'ndeki Ayetler
Zuhruf Sûresi'nde iki ayetin mensuh olduğu nakledilir. Bunlardan biri hakkında kaynaklarda bilgi bulunur. Diğeri hakkında ise bulunmaz. Söz konusu ayetler, 83 ve 89. ayetlerdir. Hakkında bilgi bulunmayan 83. ayet dünyada İslâm'a karşı çıkarak, nefsine uygun insanları konu edinmektedir. Yüce Allah bunlara mühlet vererek, belirtilen sürenin sonuna kadar kendi hallerine bırakılmasını istemiştir. Böyle ayetlerde nesih mümkün değildir. 89. ayette ise, Hz. Peygamberin yapması gerekeni hatırlatır.
"{Ey Muhammed) Şimdi sen onlardan uzakîaş ve esenlik dilerim de. Yakında bilecekler..."[619]
Bu ayetin nesih haberi Taberî'de yer alır.[620] Taberî, ayetin Hz. Peygamberin duası neticesinde indiğini, daha sonra neshedilerek, savaşa izin verildiğini belirtir.[621] Alûsî'de, ayetten anlaşılan savaşa mani olmaksa, o zaman ayet neshedilmiştir. Bundan kastedilen, tartışmaktan uzaklaştırmak İse, o zaman ayet muhkemdir şeklinde yorumda bulunur.[622] Diğer müfessirlerden Kasımı ve Elmalılı'da muhkem görüşüne katılırlar.[623]
Dikkat edilirse, neshe konu olan ayet, Hz. Peygamber ve ondan sonra İslâm'ı tebliğ edecek olan Müslümanları, karşılaşacakları sıkıntılar karşısında teselli etmektedir. Zira, 88. ayetin ifadelerine göre, Hz. Peygamber, Müşriklerin inanmamaları sebebiyle, üzüntüsünü Allah'a havale etmişti. Yüce Allah, 89. ayetle, Peygamberin sabretmesini, selâm diyerek geçmesi ve yakında yaptıklarının karşılığını göreceklerini ifade etmiştir. Buraya aldığımız ayetler arasında anlam yakınlığı olsa da, farklı konulan içerdiği İçin neshi mümkün görülmemektedir.[624]
b) Duhan Sûresi'ndeki Ayetler
Bu suredeki 59. ayetin Tevbe Sûresi 5. ayet tarafından nesih edildiği rivayet edilir.[625] Söz konusu nakil sadece nesih kitaplarında bulunur.[626] ''Bekle, onlarda beklemektedirler. " ayetinin anlamı inanmayanlar için bir ihtar olarak kabul edilir. Hz. Peygamber ve İslâm'a karşı çıkan insanlara karşı Yüce Allah, kuluna sabırlı olmasını tavsiye etmiştir. Kötülükler ve haksızlıklar karşısında başarının sırrı sabırdır. Sabır olmadan istenilen seviyeye ulaşmak mümkün görülmez.[627] Sabrı tavsiye eden bir ayetin neshi, nakle ve akla uymaz. Ayrıca, nâsih ve mensuh kabu! edilen ayetlerin birlikte uygulanması mümkündür. Yüce Allah, zatına ve dinine karşı çıkanlara vereceği ceza için, kullar gibi aceleci değildir. Kullarına inanmaları ve yaptıklarına tevbe etmeleri için af dileme imkanı tanımaktadır. Ayetle ilgüi nakiller, konuyla ilgili eser veren alimlerin kendi kanaatlerini yansıtmaktadır. Yoksa nesih edilmiş değildir.[628]
21- Câsiye Sûresi'ndeki Ayet
Câsiye Sûresinde; ''inananlara söyle] Allah'ın (Kafirlere ceza vereceği) günlerin geleceğini ummayanları affetsinler."[629] ayetinin mensuh olduğun rivayet edilir,[630] Nesih haberi konuyla ilgili kitaplarda yer almakla birlikte, bu bilgiler ihtilaflıdır.[631] Katade, adı geçen ayetin Tevbe Sûresi 5. ayetie, İbn Abbas 36. ayetle, Ebû Salih'de Hac Sûresi 39. ayetle nesih edildiğini iieri sürmüşlerdir.[632] Taberî'de yer alan bu farklı rivayetler, müfessirleri değişik görüşlere sevk etmiştir. Taberî te'vil ehlinin ayeti mensuh kabu! ettiğini belirterek yorumu bu doğrultuda yapar.[633] İbn Kesir, Müşriklerin eziyetlerine sabrederek affetmek İslâm'ın ilk zamanları için geçerli olduğunu, daha sonra Allah'ın savaşa izin verdiğini ileri sürerek, ayetin mensuh olduğunu benimser.[634] Diğer taraftan ayetin nesih edilmesi İçin haklı bir gerekçe olmadığını, muhkem olduğunu kabul edenler de bulunmaktadır.[635]
Dikkat edilirse, müfessirler arasında ayetin mensuh olduğunu kabul edenler olduğu gibi, aksini savunanlar da bulunur. Konuyla ilgili geniş bir çalışma yapan Mustafa Zeyd, ayetin affı ihtiva ettiğini belirterek mensuh olamayacağını ileri sürmüştür.[636]
Ayet hakkında verilen bilgileri şu şekilde değerlendirmemiz mümkündür. İlk olarak, alimler arasında nesihle ilgili ittifak söz konusu değildir. Neshi mümkünse nâsihi hangi ayettir? Üç tane ayetin bir ayeti neshetmesi mümkün müdür? Öte yandan, söz konusu ayetler arasında neshi gerektirecek bir zıtlık görülmemektedir. İkinci olarak, incelemeye aldığımız ayetin anlamında haber bulunmaktadır. Çünkü inanmayan insanlara verilecek ceza hatırlatılmaktadır. Ayrıca ayetin önce ve sonrası ile beraber değerlendirilmesi durumunda bu durum daha iyi anlaşılmaktadır. Yüce Allah insanlara verilen nimetleri ve kudretini hatırlattıktan sonra kendisine karşı gelenlere mühlet verilmesini istemektedir. Bu ve benzer ayetlerin mensuh olması nesh kurallarına uymamaktadır.[637]
22- Ahkaf Sûresi'ndeki Ayetler
Ahkaf Sûresinde mensuh olduğu kabul edilen iki ayet bulunur. Bunlar, 9 ve 35. ayetleridir. Dokuzuncu ayetin Fetih Sûresi 2. ayet tarafından nesh edildiği zikredilir.[638] Diğer 35. ayetle ilgili nakiller belirli eserlerde yer almakta, tefsirlerde üzerinde durulmamaktadır. Dokuzuncu ayetin anlamına dikkat edilirse, Yüce Allah'ın Hz. Peygambere, "...Bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum..." haberini tebliğ edilmesini istemektedir. Fetih Sûresi ikinci ayette ise, "Ta ki Allah. senin günahından, geçmiş ve gelecek olanından bağışlasın." buyu-rulmaktadır. Bu İki ayetin anlamlan karşılaştırıldığında neshi gerektirecek bir zıtlığın olmadığı görülür. Hasan Basri ve İkrime ayeti mensuh olarak değerlendirmişse de,[639] bu görüşler alimlerin kendi kanaatleri olduğu anlaşılır. Taberî bu nakilleri zikrettikten sonra ayeti muhkem olarak değerlendirmiştir.[640] Öte yandan eserlerinden faydalandığımız müfessirler de Taberî'nın açıklaması doğrultusunda yorumlarda bulunmuşlardır.[641]
Ayetle ilgili gelen nakilleri değerlendirdiğimizde öncelikle ayetin bir bütün olarak ele alınmasında fayda bulunmaktadır. "De ki: Ben elçilerden bir türedi değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilemem Ben bana vahyolunana uyarım. Ben uyarıcıdan başkası değilim." Bu ve benzer ayetler ayetlerden anladığımız kadarıyla Peygamberin görevi tebliğdir. Allah'ın emirlerini insanlara hatırlatır, gerisini Yaratıcıya bırakır. O inanmayanları isterse azap eder, dilerse affeder. Dikkat edilirse, ayetin anlamı Yaratıcı ve Peygamberini konu edinmiştir. Nesihle bir alakası yoktur.[642]
23- Muhammed Sûresi'ndeki Ayetler
Söz konusu surede neshe konu olan üç ayet vardır. Bunlardan 36. ayeti zekat ayetinin nesh ettiği rivayet edilir.[643] 37. ayet hakkında ise nesihle ilgili önemli bilgi bulunmaz. Ayrıca 36. ayet, dünya hayatının bir eğlenceden ibaret olduğunu, 37. ayet cimriliğin durumunu açıklamaktadır. İyi ve kötü hasletleri ihtiva eden ayetlerde nesih mümkün değildir. Bunlara ilaveten, bazı tefsir kaynaklarında 4. ayet hakkında nesih haberi zikredilir.[644] Bunu nesh eden ayet, Tevbe Sûresi 5. ayettir. İki ayeti karşılaştırdığımızda mensuh veya muhkem rivayetleri daha iyi anlaşılmış olacaktır.
"...Nihayet onlara üstün geldiğinizde bağı sıkıca bağlayın. Savaş sona erince esirleri ya karşılık almadan veya fidye ile serbest bırakın..."[645] Nâsihi kabui edilen ayetin anlamı ise; "Müşrikleri nerede bulursanız Öldürünüz." ifadesidir. İbn Abbas, Dahhak ve Suddî Tevbe Süresindeki bu ayetin, Muhammed Sûresinde yer alan dördüncü ayeti, neshettiğini ileri sürmüşlerdir.[646] Bu yorum alimlerin kendi görüşleridir. Dikkat edilirse, iki ayetin ihtiva ettiği anlamlar birbirlerinden farklıdır. Birinci ayet, savaş sonrası yapılacak işleri açıklamış, Tevbe Süresindeki ayette ise, Müşrikleri konu edinmiştir. Öte yandan, Muhammed Sûresi'ndeki ayeti umum ifade etmektedir. Tevbe Sûresi'ndeki ayet ise, Müşriklere tahsis edilmektedir. Muhammed Sûresi'ndeki ayet esirlerle ilgili genel kaideyi ortaya koyarak, Hz. Peygambere istediği gibi hareket etme hakkı vermiştir. Dolayısıyla mensuh kabul edilen ayet savaş hükümlerini açıklamış olur. Tevbe Sûresi'ndeki ayet, söz konusu hükümleri içermez. Bu iki ayet birbirlerini neshetmekten ziyade tamamlamaktadır. Taberî, nesih haberlerine yer verdikten sonra ayetin muhkem olduğunu şeklinde açıklamada bulur.[647] İbn Kesir'de söz konusu nakillere ilaveten, birçok alimin muhkem kabul ettiğini bildirir.[648] Eserlerinden faydalandığımız müfessirler de ayeti muhkem kabul ederler.[649]
24- Kâf, Zâriyât, Tur, Nccm ve Kamer Sûreleri'ndeki Ayetler
a) Kâf Sûresi'ndekî Ayetler
Kâf Sûresinde 39 ve 45. ayetlerin mensuh olduğu kabul edilir.[650] Yaptığımız incelemede bu bilgilerin zayıf nakiller olduğu anlaşılır.[651] Diğer taraftan 39. ayette İslâm'ın güzel hasletlerinden olan sabır tavsiye edilmekte, 45. ayette tebliğ için zorlamanın yapılamayacağı vurgulanmaktadır. Bu emirler iiâhi dinlerin ortak özelliğidir. Allah'tan gelen dinlerde insanların inanmaları için baskı yapılmaz. Baskı İslâm'ın dışında kaian inanç sistemlerinde bulunur. Yanlış inançların ortaya çıkmaması için değişik usul ve metotlarla insanlara kabul ettirilmeye çalışılır. Böylelikle dünyada elde ettikleri nimetlerin devam edeceklerini düşünürler. İslâm ise, insanların hür irade ve düşünce ile inanmalarını arzular. Neshe konu olan ayetlere tebliğ çerçevesinde bakılması gerektiğini düşünüyorum. Ayetlerin anlamlarına, gelen nakillere ve alimlerin yorumlarına bakıldığında neshin olmadığı görülecektir.[652]
b) Zâriyât Sûresi'ndeki Ayetler
Söz konusu sûrede 19, 54 ve 55. ayetler neshe konu olur.[653] Tefsirlerde 19. ayetin zekat ayetiyle, 54. ayetin seyf ayetiyle karşılaştırılması yapılmaya çalışılır. Ayetlerin anlamlarına baktığımızda dilenci hakkında ve tebliğ neticesinde inanmayanları konu edinmektedir. 55. ayette de tebliğin önemi işaret edilmiştir. Müfessirler söz konusu ayetlerin neshi üzerinde durmamışlardır.[654]
c) Tûr Sûresi'ndeki Ayetler
Adı geçen Surede 31 ve 48. ayetler mensuh kabul edilir.[655] Yaptığımız araştırmada bu nakillerin doğruluğunu kanıtlayacak sağlam bilgi bulunamamıştır.[656] Bu haberler konuyla ilgili kitap yazan alimlerin kendi kanaatleridir Yoksa ayetlerde nesih söz konusu değildir.[657]
d) Necm Sûresi'ndeki Ayetler
Necm Sûresi'ndeki 29 ve 39. ayetlerin mensuh olduğu belirtilir.[658] Bu bilgi îbn Abbas'a dayandırılır.[659] Yirmi dokuzuncu ayette Allah'ı anmaktan kaçınanlardan Hz. Peygamberin uzak durması istenmekte, otuz dokuzuncu ayette de insanın çalışmasından bahsedilmektedir. Kur'an'daki benzer ayetlere baktığımızda, insanların çalışmalarının farklı olduğu gözlenir. Kimi insanlar yaptığı her işin neticesini düşünerek yapmakta, bazları da sadece bu dünya için çalışmaktadır. Neshe konu olan ayet bu duruma işaret etmektedir. Buna göre, hiçbir insan başkasının yaptığından sorumlu olmadığı gibi, neticesine de kendisi katlanmak durumundadır.[660] Ayetlerin anlamlarına dikkat edilirse, nesihle bir ilgisinin olmadığı görülür.[661]
e) Kamer Sûresi'ndeki Ayetler
Kamer Sûresinde, "Sen de onlardan yüz çevir; O çağırıcıntn görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağırdı gün..."[662] ayetinin mensuh olduğu zikredilmektedir.[663] Taberî ayetin kıyameti ilgilendirdiğini kabul ederek nesih görüşüne katılmaz.[664] Kur'ân ilimleri ve tefsir usulü dışındaki kaynaklarda yukarıda işaret edilen bilgi bulunamamıştır. Dikkat edilirse ayet ahıreti ilgilendirmektedir. Neshin kurallarına göre haber ihtiva eden ayetlerin mensuh olması mümkün değildir.[665]
25- Mümtehıne ve Nûn Sûresi'ndeki Ayetler
a) Mümtehıne Sûresi'ndeki Ayetler
Mümtehıne Sûresi'ndeki ayetlerle ilgili alimlerin farklı görüşleri bulunur. Bunlardan 8. ayetle ilgili nesih haberleri zikredilirken, 10 ve 11. ayetler hakkında bilgi bulunamamıştır. Söz konusu ayetleri men-suh kılacak bir durumu yoktur. Sekizinci ayetin ise, Tevbe Sûresi beşinci ayet tarafından nesih edildiği farklı bir şekilde yer alır.[666] Oysa bu iki ayetin anlamlan bir birinden farklıdır.
"Aliah sizi, din konusunda sizin/e savaşmayan ve sizi yurtlarından çıkarmayan kimselere İyilik yapmanız ve onlara adil davranmanız konusunda men etmez. Çünkü Allah adil davrananları seuer."[667]
Anlamına yer verdiğimiz ayette, Müslümanlara düşman olmayan Gayr-i Müslimlere nasıl yaklaşılması gerektiği haber vermektedir. Buna göre, kendi inançlarında kalıp, Müslümanlarla iyi ilişkilerde bulunanlara adil davranılması ve iyilik yapılması tavsiye edilmektedir. Yüce Yaratıcının Müslümanlardan istediği adalet ve iyiliktir. Bu iki haslet İslâm'ın Gayr-i Müslimlere tanıtılmasını sağlayan prensipler arasında ilk sırayı alır. Bu ayeti mensuh kabul ettiğimizde iyilik ve adaletin yerine başka şeylerin konulması gerekecektir. Halbuki bunların yerlerini başka hasletlerle doldurmak mümkün değildir. Taberî tefsirinde konuyla ilgili nakillere işaret etmektedir.[668] Diğer tefsir kaynaklarında da neshe konu olan ayet muhkem kabul edilmiştir.[669] Her şeyden önce, ayette işaret edilen adalet ve iyilik İslâm'ın insanlar arasında oluşturmak istediği temel hasletlerdir. İslâm'ın gönderilmesinde ki hikmet, bu güzel hasletlerin oluşturulmasıdır. Allah sulhu, barışı ve kardeşliği adalete dayandırırken, bunların zıddının yapılmasını emretmesi mümkün değildir. Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de oluşmasını İstediği güzel hasletleri belirtirken, adaleti, ihsanı ve karşılıklı güzel ilişkileri sevmekte, bunların zıddı olan fuhşu, inkarı ve zulmü kabul edilmez bulmaktadır.[670] Buna göre İslâm, üç önemli esas üzerine kurulur. Adalet, ihsan ve insanlar arasında oluşacak karşılıklı iyi ilişkiler. Yasaklar ise, fuhuş, inkar ve yaratılanlara yapılan zulümdür.[671] İslam insanları inançlarına göre değerlendirmez. İnsan olmalarını esas alarak onlar arasında iyi ilişkilerin kurulmasını hedefler.
Netice olarak, kaynaklarda yer alan nakillerin zayıflığı, konuyla ilgili alimlerin yorumlan, neshe konu olan ayetlerin anlamları ve benzer ayetlerin varlığı nesih görüşünün zayıf olduğunu ortaya koymaktadır.[672]
b) Nûn Sûresi'ndeki Ayetler
Nûn Sûresi'nde 44 ve 48. ayetlerin nesh edildiği belirtilir.[673] Yüce Allah zikredilen ayetlerde; "Bu sözü yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.", "Sen Rabbin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani O sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti." buyurur. Neshe konu olan bu iki ayet, vaad ve tehdidi içermektedir. Yüce Allah, Hz. Peygamber'e inanmayanların kendisine bırakılmasını istemekte, yaptıklarının karşılığını nasıl vereceğini hatırlatmaktadır. Yaptığımız araştırmada nesih görüşüne katılan müfessirin olmadığı görülmektedir. Ayetlerle ilgili ileri sürülen nakiller, nesih hakkında bilgi veren alimlerin kendi kanaatlerini oluşturmaktadır. Yoksa, müfessir-ler tarafından kabul edilen görüşler değildir. Ayrıca, Hz. Peygamberin sünnetinde de bu rivayetleri doğrulayacak bir haber bulunamamıştır. Öte yandan, Kur'an'da aynı anlama gelen başka ayetler de bulunmaktadır.[674] Onlar ise muhkem kabul edilmektedir.[675]
26- Meâric Sûresi'ndeki Ayetler
Meâric Süresindeki 5 ve 42. ayetlerin neshedildiği haberi kaynaklarda yer almaktadır.[676] Beşinci ayette yer aîan, "Şimdi sen güzelce sabret" ifadesinin "...Müşrikleri nerede bulursan öldür..."[677] ayeti tarafından nesh edildiği rivayet edilir. Bu bilgiler, İbn Zeyd'e dayandırılır.[678] Taberî'de yer alan bu haber, O'nun tarafından zayıf bulunur.[679] Taberî'nin haricinde incelemeye aldığımız müfessirler nesih haberinin aksine ayeti muhkem olarak değerlendirirler.[680] Diğer ayet Hakkındaki nakiller ise, zayıf olarak algılanır.[681] Beşinci ayet hakkında gelen nakilleri değerlendirecek olursak şu sonucu ifade edebiliriz: Her şeyden önce iki ayet arasında neshe konu olacak bir durum görülmez. Müfessirler arasında nesih haberi zayıf kabul edilir. Ayet, İslâm'ın güze! hasletini ortaya koymaktadır. Haberlerin sıhhatli değerlendirilmesi için neshe konu olan ayetin önce ve sonrası ile beraber incelenmesi gerekmektedir. Bu durumda ayetin muhkem olduğu görülür. Konuyla ilgili araştırma yapan Mustafa Zeyd'de aynı suredeki altı ve yedinci ayetleri delil alarak, bunlar arasında nesih olamayacağı kanaatini belirtir. Ayet hakkındaki nakillerin zayıf olması, ayette haberin bulunması ve alimlerin mensuh görüşüne katılmayışları, muhkem olduğu kanaatimizi kuvvetlendirmektedir.[682]
27- Müzzemmmil Sûresi'ndeki Ayetler
Bu surede neshe konu olan ayetler hakkında farklı görüşler bulunur. Alimler arasında nesih görüşüne katılanlar olduğu gibi, aksini savunanlar da bulunur. Mensuh olduğu ileri sürülen 1 ve 3. ayetlerin neshi birçok alim tarafından kabul edildiği için son bölümde daha geniş bir şekilde incelenecektir. Bunların dışında neshi ileri sürülenler 5, 10, 11 ve 19. ayetlerdir.[683] Onuncu ayeti, Tevbe Sûresi beşinci ayetin nesih ettiği kabul edilir. Fakat bu nakil zayıf görülür.[684] Diğer ayetlerin ise nesihle bir alakalarının olmadığı gözlenir. Onuncu ayette Yüce Allah; "Onların dediklerine sabret ve güzelce onlardan ayni." buyurur. Tefsir usulü ve Kur'ân ilimleriyle ilgili kitaplarda, benzer ayetlerin tamamına yakın bir kısmı, Tevbe Sûresi beşinci ayette yer alan,"Müşrik:/eri nerede bulursanız öldürünüz" ifadesiyle neshedil-diği rivayet edilir. Oysa bu rivayetin kabul edilmesi mümkün değildir.
Müzzemmil Sûresi'ndeki onuncu ayetin nesih haberi İbn Zeyd'e dayandırılır. Taberî'de, İbn Zeyd'den gelen rivayete yer vererek, kısa bir yorum yapar. O'na göre ayet muhkemdir.[685] İbn Arabî (ö. 468/ 1705) de gelen nakilleri değerlendirdikten sonra insanların içinde bulundukları ortama göre, Hz. Peygamberin tebliğ vazifesini yerine getirme yönteminde serbest olduğunu belirterek muhkem görüşüne katılır.[686] Eserlerinden faydalandığımız diğer müfessirlerde benzer açıklamalarda bulunurlar.[687]
Müfessirlerin yorumlarında da görüldüğü gibi ayetin olduğu anlaşılmaktadır. Zira, Kur'ân-ı Kerim'de muhkem olarak yer alan benzer ayetler mevcuttur.[688] O ayetler ise muhkem kabul edilmektedir. Ayetle ilgili gelen nakilleri ve ayetin anlamına baku&mı h nesih haberinin mümkün olmadığı görülmektedir. Bu ve benzeri f ler, Gayr-i Müslimlere karşı tebliğ stratejisini tayin etmektedir Müslü manlar, İslam'ı yaşamak ve tebliğ etmek için içinde bulunduğu şartları çok iyi bilmeleri gerekir. Hz. Peygamberin dönemi ve konuyla ilgili ayetlerin nüzul sebepleri dikkate alınarak, zamanımıza yansıması iyi düşünülmelidir. İslâm, barışı teşvik etmekte, zorunlu olmadan savaşa izin vermemektedir. İşte, neshe konu olan ayet içinde bulunduğumuz olumsuzluklara iyi bir örnek teşkil etmiş olup, neshi mümkün değildir.[689]
28- Kıyâme, İnsan, Abese, Tekvir ve Târik Sûreleri'ndeki Ayetler
a) Hz. Peygamber kendisine verilen vahyi ezberlemek için tekrar eder. Bunun üzerine Yüce Allah, "Onu tekrarlamak için dilini depretme. Onu toplamak ve ve (sana) okutmak bize düşer"[690] ayetlerini gönderir. İslam alimlerinden bazıları, "Onu tekrarlamak için dilini depretme" kısmının mensuh olduğunu ileri sürmüşlerdir.[691] Bu gelen naklin doğru olabilmesi için, Kur'ân-ı Kerim'de aksini emreden başka bir ayetin olması gerekmektedir. Oysa böyle bir ayet söz konusu değildir. Öte yandan, yaptığımız araştırmada gelen nakilleri doğrulayacak önemli bir delil bulunamamıştır.[692] Dolayısıyla ayetin neshi, nakil ve akla göre mümkün değildir. Ezber yapmak için çalışmak normal insanlar için geçerlidir. Peygamberin buna ihtiyacı yoktur. Çünkü vahiy Allah'ın koruması altında bulunmaktadır. Nitekim, yirmi üç sene içinde vahiy gelmiş, Hz. Peygamber gelen vahyi ezberlemek için tekrar etme ihtiyacı duymamıştır. Buda bize, ayetin neshedilmediğini açık bir şekilde göstermektedir.
b) İnsan Sûresi'nde 8,24, ve 29. ayetler neshe konu olur. Bunlardan 8. ayette yetimlerin doyurulması istenmekte,
[693] Bununla birlikte, tefsir kitaplarında mensuh edildiğini belirten önemli bir nakile rastlanamamıştır.
c) Abese Sûresi'nde, "Artık dileyen onu düşünür."[694] ayetinin neshi zikredilir.[695] Yaptığımız araştırmada ayetin mensuh olmadığı, nesih edilmesi için sağlam bir naklin bulunmadığı görülmüştür.[696] Mensuh olması halinde anlam tamamen değişmiş olacaktır.
d) Tekvir Sûresi'nde, 28. ayet mensuh kabul edilir.[697] Ayetin anlamı, "Aranızda doğru hareket etmek isteyenler için."dir. Dikkat edilirse, mananın tamam olabilmesi için 30. ayetle beraber düşünmemiz gerekmektedir. "Alemlerin Rabb'i Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz." Mensuh olacaksa bu iki ayetin birden neshedilme-si gerekmektedir. Ayetle ilgili yaptığımız araştırmada nesihle ilgisinin olmadığı kanaatine varılmıştır.[698]
e) Târik Sûresi'nde mensuh kabul edilen bir ayet vardır O da 17. ayettir.[699] Kurtubî'de yer aldığına göre bu ayet seyf ayetiyle nesh edilmiştir. Fakat niçin neshedildiği açıklanmamıştır.[700] Ayetin anlamı, "Hele sen kafirlere mühlet ver, biraz bırak on/an. "dır. Bu ayetin Tevbe Sûresi beşinci ayetle bir zıtlığı söz konusu değildir. Ayetin anlamında tehdit ve vaad yer olduğu için nesih olamayacağı belirtilir.[701] Kaynaklarda söz konusu nakil bir haber olarak geçmekte, bunun gereğini savunan bulunmamaktadır.[702]
f) Gâşiye Sûresi'ndeki Ayet
Söz konusu surede. "Sen onların üzerinde zorlayıcı değılsın"[703] ayetinin sevf ayeti olarak bilinen Tevbe Sûresi beşinci ayet tarafından nesh edildiği nakledilir.[704] Bu bilgiler, Taberî ve ibn Arabi'de bulunur. Taberi söz konusu nakillere yer verdikten sonra neshedilmediği görüşüne katılır.[705] İbn Arabi'de ise rivayetin kimden geldiği belli değildir. Bununla birlikte mensuh kabul edilen ayeti, Hz. Peygamberin, "insanlar Allah'ın birliğini kabul edinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Bunu kabul ederlerse can ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak Allah'ın hakkı müstesnadır. Onun hesabı Allah'a aittir."[706] hadisiyle tefsir eder. Bu açıklamalarından sonra Hz. Peygamber'in tebliğine karşı çıkan Müşriklerin öldürülmesini emreden ayeti delil göstererek, incelemeye aldığımız ayeti mensuh kabui eder.[707] İbn Arabi'nin iler sürdüğü bu görüş ve kanaatler, diğer mü-fessirler tarafından kabul görmez.[708]
Tefsirlerde yer alan bilgilere işaret ettikten sonra ayetle İlgili şu görüşleri belirtmemiz mümkündür: İslâm'ın hedefi insanların kendi iradelerine göre karar vermelerini sağlamaktır.[709] Onları zorla Müslüman yapmak değildir.[710] Bununla birlikte, inanan bir İnsan inancının gereğini yapmak durumundadır. Müslüman, fakirin hakkı olan zekatı vermekle görevlidir. Zira zekat, Müslümanlardan alınan bir nevi vergidir. Bunun alınması ve fakire verilmesi zorunludur. İslâm'ın diğer emirleri de bunun gibidir. Burada incelemeye aldığımız ayet ise, inanmayan insanları konu edinmektedir. Onların statüsü ise farklıdır. İnanmaları için baskı yapılamaz. İslâm insanların gönüllerini kazanarak İnanmalarını sağlamıştır. Zorla Müslüman olmaları sağlanacak olsaydı imtihanın, cennet ve cehennemin bir anlamı olmazdı. Öte yandan İslâm'ın, sevgi ve hoşgörü ile yayıldığı bilinmektedir. Ayrıca Kur'ân'da, mensuh kabul edilen ayet gibi başka ayetler de vardır. Onlar ise, muhkem olarak değerlendirilir.[711] Kur'ân'da benzer anlamları ifade eden aystler muhkem olarak değerlendirilirken, buraya aldığımız ayetin mensuh kabul edilmesi, gelen nakillerin zayıf olduğunu hatırlatmaktadır. Kanaatimize göre ayet muhkemdir. Mensuh olması İçin haklı bir gerekçe yoktur.[712]
30- Tin, Asr ve Kâfirûn Sûreleri'ndeki Ayetler
a) Tin Sûresi'nde "Allah, hükmedenlerin en güzel hükmedeni değil midir?" ifadelerini taşıyan sekizinci ayetin neshi ileri sürülür.[713] Ayetin nâsihi Tevbe Sûresi beşinci ayettir. Söz konusu nakle yer veren Kurtubî bunun zayıf olduğunu belirtir.[714] Neshe konu olan ayetleri karşılaştırdığımızda nesihle ilgisinin olmadığı anlaşılır. Çünkü ayetlerin konuları farklıdır, İslâm inancında gerçek adalet sahibi Yaratıcıdır. Bu İslâm'ın temelidir. Kulların adaletini Yaratıcının adaletiyle kıyaslamak mümkün değildir. Allah hükmedenlerin en güzeli değil midir? sorusuna verilecek en güzel cevap "evet" sözüdür. Kur'ân-ı Kerim'le ilgili kitaplarda yer alan söz konusu rivayeti delilleriyle ifade edebilen bir müfessirin bulunduğunu tespit edebilmiş değiliz.[715] Zira ayetin nesihle bir alakasının olmadığî çok açık bir şekilde görünmektedir.
b) Asr Sûresinde yer alan ikinci ayette nesih mi, yoksa istisnamı olduğu konusunda farklı görüşler bulunur.[716] Ayetin anlamına dikkat edilirse illâ edatıyla istisna edildiği görülmektedir.[717]
c) Kâfirûn Sûresi'nde "Sizin dininiz size, benim dinim banadır," ayetinin nesh edilerek İslâm'ın dışındaki diğer dinler reddedilmektedir.[718] Kurtubî konuyla ilgili üç görüşe yer verir:
1) Ayetin tamamı mensuhtur.
2) Seyf ayetiyle mensuhtur.
3) Surede nesih olmayıp, haber vardır.[719] Kur'ân verilerine göre doğru din İslâm'dır. Fakat kıyamete kadar inanmayan İnsanların bulunması muhtemeldir. Yüce Allah tevhıd çizgisinden ayrılan dinlerin zorla kaldırılmasını istemez.[720] Hür iradelerine göre karar vermelerine zemin hazırlar. Dinlerin farklılığının devam etmesi doğru ve yanlışı anlamada yardımcı olmaktadır. Bu durum, Hz. Adem'den zamanımıza kadar devam ede gelmiştir. İnsanların kendi akıllarına ve yaptıklarına göre yargılanacak olmaları bunun gereğidir. Dolayısıyla farklı kaynaklarda nesihle ilgili nakiller olsa da, İslâm alimleri arasında ayetin muhkem olduğu doğrultusundaki görüşler ağırlık kazanmaktadır.[721] Zamanımızda ayetin muhkem olduğu daha iyi bir şekilde gözlenmektedir. Zira Allah'ın yasak kapsamına aldığı inançların çokluğu ve Müslümanların Allah'ın emirlerini gereği gibi yerine getirmemeleri bu durumu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla her İnsan, kendi düşüncesinden, yaptığından ve inandığından sorumlu tutulmaktadır. Müslümanların dinleri kendilerine, inanmayanların inançları da kendiîerinedir. Bu inanma kişilerin kendi iradelerine bağlıdır. Her insan inancından kendisi sorumludur.[722] Dileyen inanır, isteyen inkar eder, Müslümanların görevi en güze! bir şekilde İslâm'ı yaşamak, tebliğ etmek ve güzel örnek olmaktır,[723] Yoksa, inanmayanları zorla Müslüman yapmak değildir.[724]
NESHİ MEŞHUR KABUL EDİLEN AYETLERİN İNCELENMESİ
A. Muhkem Ayetler
Kur'ân İlimleri ve tefsir usulüyle ilgili kitaplarda üç yüze yakın ayetin mensuh olduğu nakledilir. Söz konusu ayetlerle ilgili yaptığımız araştırmada, rivayet edilen haberlerin, alimlerin kendi görüşlerini yansıttığı anlaşılır. Bu sayının fazla oluş sebepleri arasında, islâm'ın ilk dönemlerinde, tefsir usulü konularının nesh kapsamında değerlendirilmesi, istisna edatının geçtiği ayetlerin men-suh kabul edilmesi ve alimlerin konuyla ilgili yorum ve görüşlerini gösterebiliriz, ikinci bölümde incelediğimiz gibi, söz konusu ayetlerin nesihle bir ilgisinin olmadığı gözlenmiştir. Bu bölümde, tefsir ve usul kitaplarında, İslâm alimleri arasında neshi meşhur olarak değerlendirilen ayetler üzerinde durulacaktır. Bu ayetlerle ilgili yaptığımız İncelemelerde, konuyla ilgili nakillere tam olarak katılabilmiş değiliz. Bu münasebetle, konuyu iki aşamada değerlendirmemiz mümkündür. Birincisi; muhkem kabul ettiğimiz ayetler, ikincisi; mensuh olabileceğini düşündüğümüz ayetler.[725]
1- Bakara Sûresi'ndeki Ayetler
a) "Ey İman edenler! Oruç, sizden öncekiler farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Ta ki korunasınız."[726]
İbn Abbas'tan gelen rivayete göre, bu ayet mensuhtur.[727] Nâsihi, "Oruç gecesi kadınlara yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin elbisenizdir. Sizde onların elbisesisiniz. Allah, sizin kendinize yazık etmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul etti..."[728] ayetidir.[729]
Müfessirler incelemeye aldığımız ayet hakkında geniş yorumlarda bulunurlar. İbn Kesir, İslâm'ın ilk dönemlerinde her ayın üç günü oruç tutulduğunu, daha sonra ramazan orucuyla kaldırıldığını bildirmektedir.[730] Alûsî'de, Ramazan gecelerinde yasak olan kadınlarla ilişkinin helal kılındığını ileri sürmektedir.[731] Eserlerinden faydalandığımız diğer müfessirler, ayetle ilgili geniş değerlendirmelerine ilaveten, muhkem şeklinde yorumlarda bulunmuşlardır.[732]
Bakara Süresindeki bu ayet hakkında, belirli bir kanaate varmamız için anlamına dikkat etmemiz gerekmektedir. Ayetten anladığımız kadarıyla, Yüce Allah ilâhi dinlerin tamamında orucu emretmiştir.[733] Kur'an'dakİ bu ayetten, Ramazan gecelerinde hanımlara yaklaşmanın yasak olduğunu çıkarmamız mümkün değildir. Nâsihi kabul edilen ayette ise, hanımlara yaklaşmanın helal olduğu belirtilir. Bu yasağın, İslâm'dan önce gönderilen dinlerde olduğu anlaşılır.[734] Ayet ve hadislerde böyle bir yasak söz konusu değildir. Bakara Sûresi 187. ayette orucun başlama zamanı ve itikafın dışında hanımlara yaklaşmanın günah olmadığı ifade edilir. Yüce Allah, İslâm'ı en kolay bir din olarak göndermiştir. Bununia insanların huzur içinde yaşamaları arzulanır, Durum böyle olmakla birlikte, fıtrat çizgisinden uzaklaşan dinlerde aynı esnekliğin olmadığı gözlenmektedir. Oruç konusu da bunlardan birisidir. Dinler tarihi ve İslam dini kaynaklarında, Ehl-i Kitap'ın orucuyla İlgili farklı nakiller yer almaktadır. Buna göre, Ehl-i Kitap mensupları oruç geceleri uyuduklarında her şey kendilerine haram edilmektedir.[735] Oysa bu bilgiler, mensuh kabul edilen ayette ifade edilmiş değildir. Buhârî (ö. 256/869), ashaptan Kays b. Sırma'nın, yemek yemeden oruç tutması neticesinde bayıldığını haber vermektedir.[736] Başka bir rivayet de Hz. Ömer hakkındadır. Hz. Ömer, eski ilâhi dinlerde mevcut olan yasakların kendisini de kapsadığını düşünerek, hanımıyla yatmak suretiyle hata ettiği kanaatine varmıştır.[737] Mensuh kabul edilen ayette orucun daha önce gönderilen ümmetlere ve Müslümanlara farz kılındığına işaret edilmiş, nasihi kabul edilen ayette ise, yasak ve mubahlar açıklanmıştır.
Yüce Allah birçok konuda olduğu gibi, bu konuda da Hz. Peygamber aracılığı ile Müslümanların yükünü hafifletmiştir.[738] Bu münasebetle, Kur'ân-ı Kerim, Ehl-i Kitap'ın ihtilaf ettiği ve hata ettiği bir çok konuyu açıklamış,[739] onlara haram olanları helal kılmıştır.[740] Oruç konusunda da onların yanlışlarını düzelterek, Peygamberlere emredilenleri hatırlatmıştır. Hz. İsa ve Hz. Musa'ya oruç geceleri hanımlara yaklaşmanın yasak edildiği bilinmemektedir. Ama Ehl-i Kitap arasında böyle bir uygulama mevcuttur. Diğer konularda olduğu gibi, bu konuda da onların hata etmelerine din adamlarının etkili olduğu sanılmaktadır. İlk Müslümanlar kesin emirler gönderilmeden önce benzer uygulamalarda bulunmuşlardır. Bunun üzerine Yüce Allah yapılması gerekeni haber vermiştir.
Gelen nakiller ve ayetler hakkındaki kanaatimizi şu şekilde özetleyebiliriz. Orucun farziyetini haber veren ayetle, Ramazan geceleri hanımlara yaklaşmanın serbest olduğunu açıklayan ayet arasında bir zıtlık görünmez.[741] Müfessirler arasında ayetin muhkem olduğu görüşü ağırlık kazanır. Mensuh kabul edilen ayetin anlamında haber bulunur. Böyle ayetlerde nesh söz konusu değildir. Kanaatimizce her iki ayet birbirini tamamlamaktadır. Ehl-İ Kitap;ın uygulamaları Allah'ın bir emri ise, bu Kur'ân-ı Kerim'de mevcut değildir. Önceki din sahiplerinin bir uygulamasıdır. Nesh edilen ayet değil, onların yanlış uygulamalarıdır.
b) "...Kimin oruç tutmaya gücü yetmeyecek olursa, her gün bir fakirin karnını doyuracak kadar fidye vermesi gerekir...''[742]
Söz konusu ayetin yukarıya alınan bölümünün mensuh olduğu kabul edilir.[743] Nakledildiğine göre, bu ayet nazil olduğu zaman, dileyen fidye ödemiş, isteyen oruç tutmuştu. Yüce Allah bunu, "...Kim Ramazana erişirse oruç tutsun... "[744] ayetiyle nesh etmiştir denilmektedir.[745] Tefsir ve Kur'ân ilimleriyle ilgili kaynaklarda yer alan yorumlara göre, ayet hakkında farklı görüşler bulunmaktadır.[746] İbn Abbas'a göre bu ayet, oruç tutmaya gücü yetmeyen hasta ve yaşlı insanlar için nazil olmuş, mensuh değildir.[747] Yaptığımız araştırmada yapılan nakil ve yorumların, alimlerin kendi kanaatleri olduğu görülmüştür. Öncelikle uzunca bir ayetin, sadece yukarı alınan kısmının mensuh olması, gelen nakillerin zayıf olduğunu akla getirmektedir.[748] Oysa, ayette üç gruba işaret edilmektedir.
1) Mukim ve sıhhatli olanlar,
2) Yolcu ve hasta olanlar,
3) Allah'ın emrini yerine getirmekten aciz olan yaşlı ve hastalar.
Birinci grupta olanlar oruç tutmak mecburiyetindedir. Yolcular evlerine dönünce, hastalar da sıhhatine kavuşunca bu oruçlarını kaza edebilirler. Oruç tutamayan yaşlılar ve hastalığı sürekli olanlar için tek alternatif fidyedir. Çünkü ihtiyarların gençleşmesi mümkün değildir. Hz. Enes yüz yaşını aştığı zaman içinde oruç tutamamış, onun yerine bir miskini doyurmuştur.[749] Çünkü ibadetlerde önemli olan yapacak gücün olmasıdır. Allah kulların yapamayacakları yükle sorumlu tutmamaktadır.[750] Mezhep imamları arasında yaşlılar için fidye kabul edildiği gibi, İmam-ı Şafiî yapmış olduğu içtihadı ile buna hamile kadınları da ilâve etmiştir.[751] en-Nesh fi'1-Kur'ân müellifi de ayeti geniş tahlil ettikten sonra İbn Abbas'ın görüşüne katılarak muhkem olarak değerlendirmiştir.[752]
Ayet hakkındaki kanaatimizi şu şekilde özetlememiz mümkündür: Konuyla ilgili farklı nakiller olsa da, iki ayet arasında neshe konu olacak bir durum görülmez. Bakara Sûresi 185. ayeti bu ayete açıklık getirmektedir. Ayette yer alan ruhsat yaşlılar ve hastalar için geçerli olduğu anlaşılır. Bu hükümden, oruç tutmaya gücü yetenlerin yararlanması mümkün görülmez. Öte yandan, fidye vermeye ve ibadet etmeye güçleri yetmeyenlerden sorumluluk kaldırılmaktadır. Neshe konu olan ayetler, oruç tutmaya gücü yetmeyen insanların durumuna açıklık getirmektedir. Bu durum, 183-187. ayetler müşterek değerlendirildiğinde daha iyi anlaşılmaktadır.[753]
c) ''Sana haram aydan, onda savaştan soruyorlar. De ki; Onda savaş büyük bir günahtır..."[754]
Kur'ân ve tefsir kaynaklarında nesih haberine rastlanan en fazla ayetlerden biri, Bakara Sûresi 217. ayetinin yukarıya aldığımız bölümüdür.[755] Ayetin nâsihi olarak Tevbe Sûresi 29. ve 36. ayetler gösterilir.[756] Ayetle ilgili bilgileri değerlendiren müfessirlerin birçoğu, söz konusu ayeti mensuh kabul etmişlerdir.[757] Bununla birlikte, muhkem görüşünde olanlar da vardır.[758] Konuyla ilgili araştırma yapan Mustafa Zeyd de konumuzu teşkil eden ayetler arasında zıtlığın olmadığını ileri sürerek ayeti muhkem değerlendirir.[759] Yukarıya almış olduğumuz ayet hakkında karar vermek oldukça zordur. Zira, birçok İslâm alimi ayeti mensuh olarak görmektedirler.[760] Diğer taraftan, adı geçen ayette, haram aylarda savaşın büyük günah olduğuna işaret edilmekte, fakat savaşın yapılamayacağı ifade edilmemektedir. Razi (ö, 606/1209), bu ayetin haram aylarda savaşın yasak edildiğine delil olmadığını belirterek, neshini kabul etmez.[761] Hz. Peygamber döneminde de Hevazin, Huneyn, Sakıf ve Taife yapılan gazaların haram aylara isabet ettiği bilinir.[762] Şayet zaruri hallerde savaş haram olsaydı, Hz. Peygamber buna izin vermezdi. Müfessirler arasında yukarıya almış olduğumuz ayet mensuh olarak değerlendirilse de, gelen nakilleri inceledikten sonra aynı kanaati taşımadığımızı söyleyebiliriz. Bu kanaatimizi aşağıdaki maddeleri belirterek özetleyebiliriz.
1) Ayetler arasında bir zıtlık yoktur.
2) Hz. Peygamber zaruri hallerde bu aylarda savaş yapmıştır.
3) Her asırda Müslümanların saldıranlara karşı kendilerini savunma hakkı bulunmaktadır.
4) Konuyla ilgili gelen nakiller arasında görüş birliği yoktur. Neshe konu olan ayetler birbirini tamamlamaktadır.
e) "...İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker..."[763]
Bakara Sûresi'ndeki şahitliği gizleme ile ilgili ayetin buraya alınan bölümünün mensuh olduğu kabul edilir.[764] Nâsihi olarak, "Allah kim-şeye gücünün yettiğinin dışında bir şey yük/emez..."[765] ayeti kabul ediiir. Bu haberler Ebû Hüreyre ve Vehv b. Ömer'den gelir.[766] Eserlerinden faydalandığımız müfessirler konuyla ilgili geniş yorumlarda bulunurlar. Ayet hakkındaki nakillere yer verildikten sonra muhkem olduğu yönünde açıklamalarda bulunmaktadırlar.[767]
Buraya aldığımız ayet hakkında tefsirlerde bir çok nakil bulunur. Bu haberlere ilaveten, ayetin önce ve sonrası konumuz açısından önemlidir. Zira bir önceki ayette yer alan "Şahitlerinizi gizlemeyin" ifadesi mensuh kabul edilen kısımla ilgilidir.[768] İnsanların şahitliklerini gizleyip haksızlığa sebep olmaları, İslâm'ın istemediği bir şeydir. Bununla birlikte ayette yer alan, "Hesaba çekileceksiniz" ifadesi haber ihtiva etmektedir. Anlamında haber bulunan ayetlerin neshi mümkün görülmez. Ayrıca, Kur'an'da muhkem olarak değerlendirilen benzer ayetleri bulmak mümkündür.[769] Konuyla ilgili doktora çalışması yapan Mustafa Zeyd'de, söz konusu rivayetleri tahlil ettikten sonra anlamında haber bulunduğu gerekçesiyle neshe konu olan ayeti muhkem olarak değerlendirmiştir.[770]
Netice olarak mensuh kabul edilen ayet hakkındaki elde ettiğimiz verileri değerlendirmemiz gerekirse;
a)Ayet şahitliği gizleyen insanları konu edinir. Yoksa kişilerin düşünceleriyle ilgili değildir İsla 'd pet ve menfi düşünen kişi sorumlu tutulmaz. Fiiliyata geçmesi I T nah veya sevap almasına sebep olur.
b) Ayetin anlamında haber bulunmaktadır. Buna göre şahitliği gizleyen ceza görecektir,
c) Ayet bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir,
d) Gelen nakiller arasında farklı görüşler bulunur,
e) Konuyla ilgili yorumlar alimlerin kendi görüşleri olarak algılanır,
f) Mensuh kabul edildiğinde yanlış hükmün ortaya çıkma ihtimali bulunur. Dolayısıyla böyle bir ayetin mensuh olması, nakil ve akıl açısından isabetli bulunmaz.[771]
2- Al-i İmrân Sûresi'ndeki Ayetler
"Ey iman edenler! Allah'tan O'na yaraşır biçimde korkun...'[772] Al-i İmran Sûresi'ndeki bu ayetin, Tağâbûn Sûresi'ndeki "O halde gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun..."[773] ayeti ile nesh edildiği kabul edilir.[774] Bu haberi birçok alim benimser. Said b. Cübeyr Ebu'l-Aliye, Katade, Zeyd b. Eşlem, Suddî ve Mukatil b. Süleyman gibi alimler ayetle ilgili geniş yorum yaparlar. Aralarında mensuh görüşüne katılanlar olduğu gibi, muhkem görüşünü savunanlar da bulunur. Bunlar arsında muhkem görüşünün daha isabetli olduğu gözlenir.[775] Ayrıca, son devir müfessirİerinden Muhammed Abduh, ayetler arasında neshin olamayacağını belirtir.[776]
Yukarıda yer alan nakillerden sonra ayetler hakkında belirli bir görüş belirtmek oldukça zordur. Bununla birlikte, ayetin neshedilemeye-ceğini belirten İbn Abbas açıklamalarda bulunurken, Allah yolunda cihadı, hiç kimsenin kınamasına aldırış edilmemesini, ana baba ve kendi nefsi dahi olsa adil olunması gerektiğini belirterek muhkem olduğunu ileri sürer.[777] Neshe konu olan iki ayet incelendiğinde nesih haberinin önceki ayetler hakkında ileri sürülen görüşlerden farkı olmadığı anlaşılır. Zira iki ayette geçen, (Mesteda'tüm) ifadesi ile (Hakka tügâ-tihî) arasında bir zıtlık görülmez. Allah'tan gücünüz yettiği kadar korkun ve Allah'tan hakkıyla korkun ifadeleri birbirini tamamlamaktadır, Âl-İ İmrân Süresindeki 102. ayette bir kapalılık vardır. Allah'tan nasıl korkulması gerekir? Bunun sınırı nedir.? Her insan aynı ölçülerde korkabilir mi? gibi sorulara Teğabün Sûresi'ndeki ayet açıklık getirmektedir. Böylelikle bu ayet neshe konu olan ayeti tefsir etmektedir. Öte yandan, Hz. Peygamber, ilim sahipleri ve sıradan bir insanın Ya-ratıcı'yı tanıması ve O'ndan korkması aynı ölçüde almayabilir. Buna göre, her insan gücü nispetinde Allah'tan korkacaktır. Kur'ân, Allah'tan gerçek manada korkanların ilim sahipleri olduğunu haber verir.[778] Bu ayet de Teğabün Sûresi'ndeki ayeti açıklamaktadır. Dolayısıyla, bu ayetleri müşterek değerlendirmemiz konunun anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Bu nakiller çerçevesinde zamanımızda yapılan çalışmalarda İbn Abbas'tan gelen muhkem görüşünün daha sağlıklı olduğu görülür. Kanaatimizce ayetler arasında nesh söz konusu değildir. Nâsih olarak kabul edilen ayet korkmanın durumuna açıklık getirmektedir. Ayrıca iki ayeti beraber uygulama imkanı bulunurken, aralarında neshin varlığını kabul etmek isabetli görünmez.[779]
3- Nisa Sûresi'ndeki Ayetler
"...Bir de yeminle sözleşme yaptığınız kimselere hisselerini verin..."[780]
Yukarıya aldığımız ayetin mensuh olduğu konuyla ilgili kitaplarda yer almaktadır.[781] İbn Abbas'tan gelen haberde, anlamını aldığımız ayetin, Enfal Sûresinde yer alan, "...Rahim sahipleri Allah'ın kitabına göre bir birlerine daha yakındır..."[782] ayetiyle nesh edildiği belirtilmektedir.[783] Hasan Basrî ve İkrime de söz konusu rivayeti zikretmişlerdir.[784]
Tefsir kaynaklarında incelemeye aldığımız ayet hakkında geniş bilgi bulunur. Bu yorumlardan her iki görüşün temsilcisini bulmak mümkündür. Taberî ayetin geniş tahlilini yaptıktan sonra, muhkem görüşünü kabul etmekte, (eymâneküm) kelimesini yemin, (nasîbehüm) kelimesini de yardımlaşma ve nasihat şekliyle izah etmektedir.[785] Imam-ı Azam da ayetin muhkem olduğunu belirtmektedir.[786] Müfessir-ler arasında da benzer görüşte olanlar bulunur.[787]
Yukarıdaki nakillere ilaveten ayet hakkında vereceğimiz karara ayetin iniş sebepleri yardımcı olmaktadır. İslâm'dan önce Arablar arasında yeminleşerek anlaşma yapıldığı, bunun için "Benim kanım senin kanın, sen bana mirasçı ol, ben de sana mirasçı olayım"
denildiği ve bu kişilerin birbirlerine varis oldukları rivayet edilmekte, İslâm'ın gelmesiyle bu gibi anlaşmaların kaldırıldığı ileri sürülmektedir.[788]
Dikkat edilirse, yeminleşme suretiyle kabul edilen miras sözleşmesi, İslâm'dan önce olan bir hadisedir. İslâm, böyle bir anlaşmanın yapılmasını emretmiş değildir. Yüce Allah, kulların içinde bulundukları yanlışları ve eski dinlerin bozulmuş durumlarını düzeltirken, tedrici bir metot uyguladığı anlaşılır.[789] Ayetler arasında nesih olabilmesi için her iki ayetin aynı konuyu ihtiva etmesi ve anlamlarında bir zıtlık bulunması gerekmektedir. Ayetlerin anlamlan karşılaştırıldığında böyle bir zıtlık görülmez. İslâm'da insanların yararına olabilecek her türlü anlaşmanın yapılması teşvik edilir.[790] Fakat yeminleşme suretiyle varis olunduğu Kur'an'da bulunmaz. Bu Arablarm bir adeti kabul edilir.[791] Konuyla ilgili nakiller, o dönemlerde yapılan bir yorumdan ibarettir.[792] Bununla birlikte, söz konusu yorumlar arasında neshe konu olan ayetin böyle bir hükmü emrettiği görüşü bulunmaz. Adı geçen adetin İslâm'dan Önce olduğu, İslâm'ın meşru olanlara saygı gösterdiği, diğerlerini yasakladığı bilinir. Konuyla ilgili geniş araştırma yapan Mustafa Zeyd, eserinde farklı nakilleri zikrettikten sonra ayetin muhkem olması gerektiğini ileri sürer.[793] Kanaatimize göre ayet muhkemdir. Her şeyden Önce, ayetler arasında neshi gerektirecek bir zıtlık yoktur. İlk ayet yeminlere riayet edilmesini hatırlatmakta, son ayet ise, mirasta hak sahibi olanları açıklamaktadır.[794]
4- Mâide Sûresi'ndeki Ayetler
a) "...Eğer aralarında hüküm vermek için sana gelirlerse, İster aralarında hükmet, istersen onlardan yüz çeuir...."[795]
Başı ve sonu muhkem kabul edilen söz konusu ayetin, buraya alınan bölümü mensuh olarak değerlendirilir.[796] Nesih haberleri İbn Ab-bas ve birçok tabiiye dayandırılır. Onlara göre adı geçen ayet, aynı suredeki, "Sana da kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onları kollayıp koruyucu olarak bu kitabi gerçekle indirdik..."[797] ayetle neshedilmiştir.[798] Benzer nakiller başka kaynaklarda da zikredilir.[799]
Kur'ân-ı Kerim'de bazı alimierce mensuh olduğu iddia edilen ayet, Gayr-i Müslimlere kendi dinlerine göre yaşama hakkı tanımaktadır. Buna göre Gayr-i Müslimler, kendi aralarında meydana gelen anlaşmazlıklarını, Kur'ân veya inandıkları kitaplarına göre çözme hakkına sahiptirler. İslâm, onları yaşantılarında serbest bırakır. Nasihi olarak kabul edilen ayet İse, asılları itibariyle eski kitapları tasdik etmekte, onlar üzerinde bir konuma görevi yapmaktadır. Buna göre, Kur'ân'a uymayan hükümler, Hz. İsa ve Hz. Musa'ya verilmemiştir. Bu durum, diğer Peygamberlere verilen ile Hz. Peygamber'in getirdiklerinin aynı olduğunu hatırlatır. Böylelikle, onlardan birine inanan, diğerine de inanması gerekmektedir. Kur'ân-ı Kerimde bir çok ayette bu gerçeğe İşaret etmektedir.[800] Neshe konu olan ayet hakkında yaptığımız araştırmada, gelen nakillerin farklı olduğu görülür. Bu nakiller arasında ayetin muhkem olması ağırlık kazanır.[801] Taberî ayetle ilgili rivayetlere geniş yer verir. Kendi yorumunu muhkem doğrultusunda yapar.[802] Diğer müfessirlerden Alûsî, ayetin Zimmîleri ihtiva ettiğini,[803] R. Rı-da'da Müslümanlarla anlaşmaları olanları kapsadığını belirterek,[804] muhkem olduğunu savunurlar. Mustafa Zeyd de ayetler arasında neshi gerektirecek bir zıtlığın olmadığını belirterek muhkem görüşüne katılır.[805]
Gelen nakilleri ve ayetlerin anlamlarını karşılaştırdığımızda neshe konu olmadıkları anlaşılır. Çünkü öncelikle ayet Gayr-i Müslimleri muhatap almıştır. Onİar kendi aralarında çıkan problemleri çözmek için zaman zaman Hz. Peygamber'in hakemliğine müracaat etmişler, daha sonra verilen karara karşı çıkmışlardır. Yüce Allah onların bu tutumlarına karşı Hz. Peygamberi muhayyer bırakmıştır. îster karar verir, dilerse reddeder. Şayet karar verecek olursa, Kur'ân'a göre hareket etmesi tavsiye edilir. Neshe konu olan her iki ayet, Allah'ın emri olan adalete göre karar vermelerini emretmektedir. Buna göre ayetler bir birini tamamlamaktadır. Yüce Allah'ın bu emri, Müslümanlar arasında yaşayan Gayr-i Müslimlere doğru karar vermelerine yardımcı olmaktadır. Çünkü Kur'ân'ın Gayr-i Müslim'lere verilen bu hakkın, hiçbir Gayr-i Müslim ülkesinde, Müslümanlara tanındığını tespit edebilmiş değiliz. Yüce Allah, Hz. Peygamber'in şahsında Müslüman idarecilere yapması gerekenleri hatırlatmaktadır, idareciler isterlerse Kur'ân'a göre, dilerlerse, Kitab-ı Mukaddes'e göre karar verebilirler.[806] Hakeme baş vurma yetkisi ise, Gayr-i Müslimlere bırakılmıştır. İnsanlara kendi dinlerine göre yargı hakkı veren bu hükümlerin, İslâm'ın dışındaki inançlar yanlış bile olsa, onlara değer verdiğini hatırlatmaktadır.
Netice olarak, iki ayetin anlamlarında bir zıtlığın olmayışı, Gayr-i Müslimleri kapsamına alması, ayetlerin bir birini tamamlamış olması ve gelen nakillerin Hz. Peygambere dayanmayışı gibi sebepler bu ayetlerin muhkem olduğu kanaatini kuvvetlendirmektedir.
b) "£y iman edenler, ne Allah'ın işaretlerine, ne haram aya, ne kurbana, ne gerdanlık (lı kurbanlara) ve ne de, Rab'lerinin lütuf ve rızasını arzu ederek Beyt-İ Haram'a doğru gelenlere saygısızlık etmeyin..."[807]
Mâide Sûresi'ndeki ikinci ayetin yukarıya alınan bölümünün mensuh olduğu bildirilir.[808] Konuyla ilgili olarak İbn Abbas adı geçen surede 2 ve 42. ayetlerin mensuh olduğunu,[809] Katade, Suddî ve Mücahid de 2. ayetin Tevbe Sûresinin 5. ayetiyle hükmünün kaldırıldığını ileri sürmektedirler.[810] Müfessirİerin birçoğu, anlamını almış olduğumuz ayete geniş yer vermişlerdir. Bunlardan Tabeh. haram aylarda Müşriklerle savaşılacağına dair icma olduğunu, Müslümanlarla bir anlaşma olmadan Medine'nin ağaçlarını gerdanlık yaparak kendilerini kurtaramayacaklarını belirtir.[811] öte yandan, (Vela âmmine'I-beytel-harâ-me) âyeti Müslüman ve Müşrikler için umum ifade ettiği, Müşriklerin Tevbe Sûresi 5. ayetin ihtiva ettiği anlamla neshedildiği kabul edilmektedir.[812]
Konumuzu ilgilendiren ayetle İlgili olarak yaptığımız araştırmada, Tevbe Sûresi 5. ayetle yukarıya almış olduğumuz ayet arasında neshe konu olabilecek bir ilginin olmadığı görülmüştür. Dikkat edilirse, söz konusu ayet, Müslümanların saygıda kusur edilmemesi gerektiğini açıklamaktadır. Neshedilecek olursa, İslâm'ın cevaz vermediği durum ortaya çıkacaktır. Alimler arasında nesih görüşüne katılanlar olsa da, muhkem veya tahsis edildiğini söyleyenler çoğunluktadır.[813] İslam'ın hedefi İnsanlar arasında sulhu sağlamaktır. Sulhun sağlanması tedbirli olmaya bağlıdır. Müslümanlar haksız yere kimseye saldırıda bulunamazlar ve Allah'ın emirlerine karşı gelemezler. Kendilerine saldırı olması durumunda haklarını korumaları gerekecektir. Neshe konu olan ayet bu duruma açıklık getirmektedir.
c) "...Yahut yer yüzünde yolculuk ederken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan iki kişiyi şahid getirin..[814]
Mâide Süresindeki bu ayetin, yukarıda zikredilen bölümünün Talak Sûresi'ndeki, "...İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahid tutun..." ayetindeki ifadeyle kaldırıldığı kabul edilmektedir.[815] Bu nakil, Zeyd b. Eslem'e dayandırılır. Eşlem, söz konusu ayetin mensuh olduğunu kabul eder.[816]
[817] Bu ayete göre Gayr-i Müslim birisi şahid tutulabilir. Onların da emanete riayet etmeleri gerekir. Müfessirler konuya geniş yer verirler. Bununla birlikte, ayetin nesih haberi, müfessirlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul görmez.[818]
Suyutî yukarıya alınan ayeti her ne kadar mensuh olarak değer-lendirse de,[819] yaptığımız araştırmada bu görüşün isabetli olmadığı anlaşılmıştır. Her şeyden Önce, ayetle ilgili görüşler, İslâm alimlerinin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmez. Diğer taraftan, Zeyd b. Es-lem'den gelen nakilde ayetin neshi için bir illet gösterilmez. Bu haberler, alimlerin kendi görüş ve kanaatlerini yansıttığı anlaşılır.
Elde edilen verilere göre, ayetle ilgili kanaatimizi şu şekilde özetlememiz mümkündür:
Şahitlikte asıl olarak aranan kişilerin Müslüman olmalarıdır. Fakat böyle güvenilir kişileri her zaman bulmak mümkün olmayabilir. Yolculuk halinde veya başka sebeplerden dolayı, Kitap Ehİi'nİn şahitliği kabul edilebilir. Bu durum, Yüce Allah'ın kullarına tanıdığı bir kolaylıktır. Bu ayetin muhkem oluşu zamanımızda daha iyi anlaşılmaktadır. İletişim açısından zamanımızda dünya çok küçülmüştür. Devletler ve onların halkları kendi alanında bu iletişim araçlarını kullanmaktadırlar. Bu imkanların bulunmadığı yerlerde olabilmektedir. Konunun bu açıdan düşünülmesi gerekmektedir. Ayrıca, nasih ve mensuh kabul edilen ayetler birbirlerini tamamlamaktadır. Ayetlerin ihtiva ettiği konular bir birinden farklıdır. Biri nikahtaki şahitliği, diğeri yolculuk halindeki durumu ifade eder. Ayetleri yorumlayan müfessirler arasında zaruret halinde Gayr-i Müslimlerin şahitliğini kabul etmeyene rastlanmaz. Bu veriler bize ayetin muhkem olduğunu göstermektedir.[820]
5- Enfal Sûresi'ndeki Ayetler
"... Eğer içinizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, onların iki yüz'üne galip gelir. Sizden yüz kişi olursa, kafirlerden bin kişiyi yener. Çünkü o kafirler anlamaz bir topluluktur."[821]
Bu ayetin nâsihi olarak aynı suredeki; ''Şimdi Allah yükünüzü hafifletti. Zira içinizde zaaf olduğunu biliyordu. Sizin sabırlı yüz kişiniz onlardan iki yüz kişiyi yener; sizin bin kişiniz, Allah'ın izniyle iki bin kişiyi mağlup eder. Allah sabredenlerle beraberdir."[822] ayeti kabul edilir.[823] Konuyla ilgili olarak İbn Abbas, İkrime ve Ha-san'dan aynı doğrultuda rivayetler gelmektedir.[824]
Müfessirler Enfal Sûresi 65. ve 66. ayetlerini izah ederlerken 66. ayetin, 65. ayeti neshettiğini zikretmekte ve cumhurun 'mensuh' görüşüne yer vermektedirler.[825] Bununla birlikte R. Rıda (ö. 1354/1935) bu görüşe katılmayarak, İbn Abbas'tan gelen naklin neshe delil olmayacağını, birinci ayetin mendup, ikinci ayetin vucup ifade ettiğini, iki ayet arasında nesih olamayacağını belirtir.[826]
Yukarıya almış olduğumuz ayetlerin Bedir Harbi'nden Önce nazil olduğu nakledilir.[827] Bunlara ilaveten, Kur'ân-ı Kerim'de savaş ve cihatla ilgi hayli ayet bulunmaktadır.[828] Söz konusu ayetlere genel olarak baktığımızda zafere ulaşmak için inanç ve gereğini yerine getirmek, savaş için gerekli hazırlık yapmak, iyi bir eğitim ve gerekli sabrı göstermenin ilk sıraya aldığı gözlenir. Müslümanların ilk yaptığı Bedir Harbi'nde, Hz. Peygamber gerekli hazırlıkları yaptırmış, eğitim ve silah açısından düşmanın sahip olduğu seviyeye gelinmiş, iman ve sabırla gerekli zafere ulaşılmıştır. Enfal Sûresi 60. ayette bu durum veciz bir şekilde özetlenmektedir. Dikkat edilirse, neshe konu olan ayette Müslümanların savaşa teşvik edilmesi ve sabır etmeleri istenmektedir. Bu durumda yirmi kişinin iki yüz kişiye galip geleceği belirtilmektedir. Benzer sabır diğer savaşlarda zaman içinde gösterilememiştir. Bunun üzerine 66. ayette söz konusu sayının bire karşı iki ile umum hale getirildiği anlaşılır. Sayının ikiye indirilişine sebep olarak zayıflama gösterilmektedir. Bu yukarıda belirtilen şartların olması halinde, az sayıdaki Müslümanların, kendilerinden çok fazla insanla savaşa bileceklerini hatırlatmaktadır. Çünkü Müslümanlar savaşmak zorunda kaldığında Allah inancı, vatanlarını koruma ve adaleti te'sis etmek için silaha sarılırlar. Diğerlerinin hedefi, dünya çıkarlarını devam ettirmektir.
Buharî'de neshe konu olan ayet mensuh olarak ifade edilse de,[829] birliklerini koruyup, inançlarını muhafaza eden, gereli eğitim, silah ve teknik bilgilerle sahip olan Müslümanların, sayıları az da olsa, kendilerinden sayıca üstün olan kişilere galip gelmesi her zaman mümkündür. Buna göre, birinci ayet istisna olarak düşünülmekte, diğer ayettin umum ifade ettiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, ayetler bir birlerini nesihten ziyade tamamladığı anlaşılmaktadır.[830]
6- Tevbe Sûresi'ndeki Ayetler
"Sizler gerek hafif, gerekse ağır olarak hep birlikte savaşa çıkın..."[831]
Tevbe Sûresi'ndeki bu ayet mensuh kabul edilir.[832] Nesih haberi İbn Abbas'tan gelir. İbn Abbas, yukarıya alınan ayetin aynı suredeki "Bütün insanların toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Her topluluktan bir gurubun toplanıp dini iyice öğrenmeleri ve kavimleri kendilerine dönüp geldikleri zaman kaçınmaları için onları uyarmaları gerekmez mı?"[833] ayeti tarafından nesh edildiğini belirtmektedir.[834] Öte yandan, Suddi'den gelen nakilde nasih Tevbe Sûresi 91. ayet kabul edilir.[835] Ayrıca, nâsihleri arasında Tevbe Sûresi 120 ve Nur Sûresi 61. ayetleri de bulunur.[836] Tövbe Sûresi 91. ayette zayıf, hasta olan ve Allah ve Resulü için nasihat verenlerin savaşa katılmamaları halinde günaha girmeyecekleri belirtilir. 120. ayette Müslümanların savaş veya barışta çektikleri sıkıntıdan dolayı sabretmeleri halinde kendilerine sevap yazılacağı ifade edilir. Nur Sûresi 61. ayette de, İslâm'ın görgü kuralları açıklanır. Yukarıya alınan ayetlerin anlamlarını karşılaştırdığımızda savaşa katılamayacak insanlara açıklık getirilmektedir. Tevbe Sûresi 41. ayette bütün İnsanlar için savaş em-redilirken, diğer ayetlerde hastalar, yaşlılar ve dini öğrenerek halkın aydınlanmasını sağlayan ilim adamlarının savaşa katılmamaları sebebiyle günah işlemedikleri açıklanır. Tevbe Sûresi'ndeki neshe konu olan ayetin, Tebük Savaşı'na katılmamak için tarlalarını, evlerini ve rahatsızlıklarını İleri sürerek mazeret belirten insanlar hakkında nazil olduğu belirtilir. Bunun üzerine, Hz. Peygamber geride bazı erkek ve kadınları tedbir için bırakmış, geri kalanların savaşa katılmalarını istemiştir.[837] Neshe konu olan ayet, savaşa katılmak istemeyen insanların gizli düşüncelerini Haber vermektedir. Hz. Peygamber, eli silah tutan herkesi savaşa almamış, gereğini yapmıştır. Ayetlerin iniş sebebi ve Hz. Peygamber'in sünneti örnek alındığında, ayetler arasında nesihten ziyade bir tahsisin olduğu görülmektedir. Ayrıca, ayetin nâsih-leri arasında bir ittifak yoktur. Buradan hareketle, gelen nakillerin konuyla ilgili eser veren alimlerin kendi görüşleri olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü tefsir kitaplarında farklı farklı yorumlar bulunur. Bunlar içinde tercih edilen görüş, ayetin muhkem olmasıdır.[838] En'Nesh fi'1-Kur'ân müellifi de ayetin muhkem olduğunu ileri sürer.[839] Netice olarak, Hz. Peygamber'in uygulamaları, ayetlerin nüzulü ve anlamlan bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde mensuh olmadığı anlaşılır.[840]
7- Nur Sûresi'ndeki Ayetler
a) "Zina eden erkek, ancak zina eden veya Allah'a eş koşan bir kadmia evlenebilir. Zina eden bir kadın da zina eden veya Allah'a eş koşandan başkasına nikahlanamaz. Bu şekilde evlenmek Mü'minlere haram kılınmıştır."[841]
Nur Sûresi'ndeki bu ayetin aynı surede yer alan "İçinizden bekarları ve köle ve cariyelerinizden iyileri evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah, lütfuyla onları zengin eder. Allah geniş (nimet ve lütuf sahibi)dir. (her şeyi) bilir,[842] ayeti tarafından neshedildiği ileri sürülür.[843] Bu nakiller bir çok tefsirde yer alır.[844] Ayetin nâsihleri arasında Nisa Sûresi üçüncü ayet de bulunur.[845] Eserlerine baş vurduğumuz alimler farklı yorumlar yaparlar.[846] Taberi, konuyla İlgili nakillere yer verdikten sonra doğru olan, zânî birinin başka bir zâni ile evlenmesidir şeklinde görüş belirtir.[847] İbn Arabî de, ayette nesihten ziyade tahsisin olduğunu benimser.[848] Ağırlıklı görüş ayetin muhkem olması doğrultusundadır.[849] Bununla birlikte, ayetin nehiy manasında olduğu kabu! edilerek mensuh olması gerektiğini savunanlar da bulunur.[850]
İncelemeye aldığımız ayetle ilgili sıhhatli bir karar verebilmemiz için Kur'ân-ı Kerim'de yer alan konuyla ilgili ayetlerin müşterek değerlendirilmesi gerekmektedir. Her şeyden önce, neshe konu olan ayet İslâm'ın başlangıcında kötü fiili işlemek isteyenler hakkında nazil olur. İslâm, evlilikte iffet ve nikahı esas alır.[851] Bunun dışındaki yaşantıyı kabul edilmez bulur. İkinci olarak Nur Sûresi 25. ayet, mensuh kabul edilen ayetle benzer anlamdadır. Bu ayet ise muhkemdir. Yüce Al-iah, Müslümanların evlenmeleriyle ilgili, Nisa Sûresi 3 ve 24, Mâide Sûresi 5. ayetlerde gerekli emirleri hatırlatmaktadır. Nisa Sûresi 23 ve Bakara Sûresi 221. ayette de yasak olan kadınlar belirtilir. Buna göre, evlilikte esas olanın iffet olduğu vurgulanmış olur. İlâhi din sahiplerinin kötü fiili işleyen birini İffetli kabu! etmesi mümkün değildir. Ayette belirtilen günahtan temizlenmesi tevbe ile mümkündür. Kur'an'da bulunun benzer ayetler ve konuyla ilgili gelen nakilleri değerlendirdiğimizde böyle kişilerle evlenilmesi için tevbe etmeleri ve bir daha o fiili işlememeleri gerekmektedir. Aksi durumda, İslâm'ın hedeflediği aile mefhumunu sağlamak mümkün olmayabilir.
Ayette işaret edilen nokta, zâninin kendisi gibi biriyle veya Müşrike ile evlenecek olmasıdır. Kur'ân-ı Kerim'in haber verdiğine göre, Müslüman bir erkek, Müslüman ve kitaplı bir hanımla evlenebilmektedir. Kitap sahibi hanımlar Müşrike kabul edilmezler.[852] Müşrike hanımla evlenmek ise yasak kapsamına alınır.[853] Bu ayetler ise muhkemdir. Öte yandan nâsih olarak kabul edilen 32. ayet ile 3. ayet arasında bir zıtlık bulunmaz. 32. ayette Yüce Allah Müslüman erkek ve kadınların evlenmesini emretmekte, evliliğin kolaylaştırılması istenmektedir. Dolayısıyla, ayetler bir birlerini nesihten ziyade tamamlamaktadır. Konuyla ilgili araştırma yaparak ayetin muhkem olduğunu savunan alimler, ayetler arasında neshi gerektirecek zıtlığın olmadığı görüşündedirler.[854] Ayrıca, bu kötü fiilin işlenmesi nefretle karşılanır. İffetli bir hanımın, kötü fiili işlediği bilinen bir erkekle evlenmesi veya temiz bir erkeğin, kötü fiili işleyen bir hanımla evlenmesi, her insanın kabul edebileceği bir hadise değildir. Yüce Allah Nur Sûresini, "Bu indirdiğimiz ve hükümlerinin tatbikini farz kıldığımız bir suredir."[855] ifadeleriyle tanıtır. Bu ayetin anlamı ve mensuh kabul edilen ayetteki "...bunlar müzminlere haram kılındı" ifadesi, ayetlerin nesihle ilgisinin olmadığını ortaya koymaktadır. Nesih olması için haramın, helale dönüştürülmesi gerekmektedir. Böyle bir durum yoktur. Ayrıca nesih kitaplarının dışındaki kaynaklarda ayetin muhkem olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.[856]
b) "Ey İman edenler! Ellerinizin altında köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe erişmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğle sıcağında, soyunduğunuz zaman ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceği vakit üç defa izin istesinler..."[857]
Nur Sûresi'ndeki bu ayetin, "Çocuklarınız erginlik çağına eriştiği zaman, kendilerinden öncekileri izin istedikleri gibi, onlar da İzin istesinler..."[858] ayetiyle neshi nakledilir.[859] Bu bilgiler, sadece nesih kitaplarında yer alır. Eserlerine müracaat ettiğimiz müfessirler ayeti muhkem olarak değerlendirmişlerdir.[860] Suyûtî ise, ayetin mensuh olduğu görüşündedir.
Neshe konu olan ayetlerin anlamlarını karşılaştırdığımızda ayetlerin birbirlerini tamamladığı görülür. Buna göre, çocukların büyükleri örnek alarak, aynı görgü kurallarını yapmaları arzulanır. Dolayısıyla iki ayet arasında anlam bütünlüğü bulunur. Böyle ayetlerde nesih söz konusu değildir. Ayrıca aynı suredeki 27, 58 ve 59. ayetler benzer hükümleri içermektedir. Söz konusu ayetler, İslâm'ın görgü kurallarını ortaya koymaktadırlar. Allah'ın izin alınmasını isteği vakitler, anne ve babanın istirahat ettiği saatlerdir. Bu zamanlarda, yatak kıyafetleriyle durulur. Bir de, sıcak ülkelerin durumu düşünülürse, izin istemek anlaşılmış olur.
Konuyla ilgili gelen nakillerin bir değerlendirmesini yapacak olursak, 27. ayette anne babanın odalarına izin alınmadan girilmemesi belirtilmekte, 58. ayette erginlik çağına gelen çocukların yapması gerekenler hatırlatılmakta, 59 ayette de ufak çocukların uymaları gerekenlere işaret edilmektedir. Dolayısıyla neshe konu olan ayetler İslam'ın ahlak kurallarını ortaya koymaktadır. Gelen nakillerin kabul edilmesi durumunda anne ve babanın yatak odalarına izin alınmadan girileceği akla gelmektedir. Bu ise ayet ve hadislerin genel anlamlarına uymamaktadır.[861]
8- Ahzab Sûresi'ndeki Ayetler
''Bundan sonra artık sana (başka) kadınlar (la evlenmek), bunları başka eşlerle değiştirmek helal değildir. İsterse, güzellikleri çok hoşuna gitsin. Yalnız elinin altında bulunan cariyeler müstesnadır. Allah her şeyi gözetîeyicidir."[862]
Yukarıya almış olduğumuz ayetin, aynı suredeki "Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve Peygamber nikahlamayı dilediği takdirde- Mü'minlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere kendisinin mehrini Peygambere hibe eden mü'mine kadını almanı helal kılmıştır...."[863] ayetiyle nesh edildiği kabul edilir.
Konuyla ile ilgili eser yazan alimlerden bazıları,[864] Hz. Ali ve bazı sahabenin, Hz. Aişe'den nakledilen, "Hz. Peygambere İstediği kadınla evlenmek helal olmadan ölmemiştir."[865] mahiyetindeki hadisi delil olarak, Ahzab Sûresi 52. ayetinin mensuh olduğunu ileri sürmüşlerdir.[866]
Müfessirler, söz konusu ayet hakkında, farklı görüşlere sahiptirler. Taberi sekize yakın nakil zikrettikten sonra ayeti muhkem olarak değerlendirir.[867] îbn Arabi ise, Hz. Aişe'den gelen hadisi zayıf kabul eder.[868] "En-nesh fil Kur'ân" müellifi de, Taberi ve İbn Arabi doğrultusunda görüş belirtir.[869] Bununla birlikte, bazı alimler de mensuh kabul ederler.[870]
Ahzab Sûresi'nde yer alan 52 ve 50. ayetleri ve onlar hakkında zikredilen rivayetleri incelediğimizde, ilk bakışta kesin görüş belirtmek oldukça zordur. Bununla birlikte, ayetleri anlam bütünlüğü içinde, mü-fessirlerin görüşleri ve gelen nakillerden faydalanarak bir kanaate varmak mümkündür. 52. ayetin anlamına dikkat edilirse, "...bundan sonra başka kadınla evlenmek veya bunları başkalarıyla değiştirmek..." ifadesi yer almıştır. Buradan şunu anlamamız mümkündür. Hz. Peygamber'in belirli bir sayının dışındaki hanımları nikahına alması mümkün değildir. Ancak, onlardan birinin vefat etmesi veya boşanması durumunda başka bir hanımı nikahına alabileceği akla gelmektedir. Nitekim Elmalılı, söz konusu ayeti tefsir ederken, ayet nazil olduğu sırada nikahı altında bulunan hanımlarının isimlerini zikrederek, söz konusu hanımların dışında başka bir hanımla evliliğin olmadığı ileri sürmektedir.[871] Dolayısıyla O'na göre ayetin muhkem olması gerekmektedir, öte yandan, Müslüman erkeklerle ilgili Nisa Sûresi 3. ayette, nikahları altında en fazla dört hanımın bulundurulacağı ifade edilmektedir. Bu ayetlerin ifadelerinden, bir defada dört hanımın dışında nikahlamanın caiz olmadığı anlaşılmaktadır. Yüce Allah, Azab Sûresi'ndeki ayette Hz. Peygamber'i, Nisa Sûresi'ndeki ayette diğer Müslümanları konu edinmektedir. Ayrıca, Ahzab Sûresi 50. ayette ni-kahlanmada helal olanlar, Nisa Sûresi 23. ayette de yasak edilenler açıklanmıştır. Kur'an'da yer alan benzer ayetleri, Hz. Peygamberin uygulamalarını ve gelen rivayetleri müşterek incelediğimizde nesih görüşüne katılamadığımızı belirtmemiz mümkündür.[872]
9- Mümtehıne Sûresi'ndeki Ayetler
"£y Mümin erkekler! Şayet hanımlarınızdan biri sizden kafirlere kaçarda, sonra siz ganimet alırsanız, hanımları kaçmış olanlara harcamış oldukları mehri verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'a karşı gelmekten sakının,"[873]
Buraya aldığımız ayetin, Tevbe Sûresi 1, 5 ve Enfa! Sûresi 41. ayetleri tarafından nesh edildiği rivayet edilmektedir.[874] Nâsih olarak kabul edilen birinci ayet anlaşmalı Müşriklere yapılan ihtarı hatırlatmakta, beşinci ayette hac mevsiminden sonra Müşriklere verilecek caza ifade edilmekte, Enfal Sûresi 41. ayet ise, ganimetleri konu edinmektedir. Dikkat edilirse, mensuh kabul edilen ayet ile bu ayetlerin içeriği faklıdır. Mümtehıne Sûresi'ndeki ayetin ihtiva ettiği anlam ender rastlanan bir hadisedir. Müslümanlar arasında çok az görülür. Yüce Allah, Müslüman birinin hanımının kafirlerin bulunduğu bir memlekete kaçması halinde, hanımı kaçan Müslüman'ın ganimetlerden alınanlar ile mağduriyetinin Önlenmesini ve yeni bir evlilik için kolaylık sağlanmasını hedeflemektedir. Dikkat edilirse ayetler arasıda neshedi-lecek bir durum görülmemektedir.
Mümtehıne Sûresi'ndeki neshe konu olan ayet hakkında yaptığımız araştırmada, gelen nakiller sıradan bir haber olarak yer alır.[875] Suyutî ayetle ilgili üç görüşe işaret eder. Birincisi seyf ayetiyle neshi, ikincisi Enfal Sûresi 41. ayet tarafından neshedilmiş olması, üçüncüsü de ayetin nesihten ziyade muhkem olması.[876] Mustafa Zeyd'de, ayetle ilgili sağlam naklin olmadığını savunur.[877]
Kur'ân-ı Kerim'de yer alan konuyla ilgili ayetlere işaret edilecek olursa, konunun daha iyi anlaşılacağını düşünmekteyim. Kur'an'da ganimetlerle ilgili Enfal Sûresi 1 ve 41. ayetle, fey konusuna yer verilen Haşr Sûresi 6 ve 7. ayetler dikkatimizi çekmektedir. Bu ayetlerle Mümtehıne Sûresi'ndeki ayetler arasında nesih görülmez. Tevbe Sûresi 1 ve 5. ayetler Müşrikleri konu edinir. Anlam itibariyle neshe konu olan ayetle bu ayetler arasında bir zıtlık yoktur. Üzerinde durulması gereken üçüncü nokta mehir meselesidir. Neshe konu olan ayet, hanıma verilen mehiri ihtiva eder. Burada üzerinde durulan mesele hanımı kaçan adamın verdiği mehrin geri alınması veya tazmin edilmesidir. İşte Yüce Allah, adı geçen ayette buna işaret ederek, hanımı kaçan adama, kaçtığı tarafla savaş yapılması durumunda elde edilecek ganimetten, taksimden önce bu mağduriyetin giderilmesini istemektedir. Düşünülürse, söz konusu Müslüman, hem malından, hem de, hanimından mahrum kalmıştır. İncelemeye konu olan ayet, İslâm toplumunda eşine az rastlanan bir olayı konu edinir. Böylelikle, mağdur olan bir Müslümanın, ikinci bir evliliği yapabilmesi İçin kendisine bir imkan tanımış olur.
Özetlemek gerekirse, ayetle ilgili ileri sürülen görüşlerde ittifak yoktur. İncelemeye aldığımız ayetle nâsihi kabul edilen ayetler arasında bir zıtlık bulunmaz. Müfessirler arasında nesih görüşünü savunanlar azınlıktadır.[878] Ayette işaret edilen hadisenin her asırda olması imkan dahilindedir.
Kur'ân-ı Kerim ve tefsir usulü kitaplarında neshi meşhur olarak ifade edilen, fakat yaptığımız araştırma sonunda mensuh olmadığı kanaatine vardığımız ayetlerin listesi şunlardır:
Mensuh Ayetler
Bakara Sûresi 183. 187.
29 ve 36.
286.
Mâide Sûresi 42.
Enfal Sûresi 65.
Tevbe Sûresi 41.
Nur Sûresi 3.
Nur Sûresi 58.
Ahzab Sûresi 52.
Mümtehıne S. 11.
Nâsih
5.
75.
Ayetler 16.48.
2.
66.
91,120 ve 122.
Nâsih Ayetler
Bakara Sûresi Bakara Sûresi Tevbe Sûresi Bakara Sûresi Teğâbün Sûresi Tevbe Sûresi Enfal Sûresi Mâide Sûresi Talak Sûresi Enfal Sûresi Tevbe S. Nur Sûresi Nur Sûresi Ahzab Sûresi Tevbe.[879]
B. Mensuh Olan Ayetler
Son Peygamber Hz. Muhammed'in en büyük mucizesi Kur'ân'dır. O'nun içinde İnsan sözlerine benzeyen eksiklik bulunmaz.[880] Kur'ân-ı Kerim'in gönderiliş sebebi; insanlara doğruları hatırlatmak, dünya ve ahireti kazanmalarına yardımcı olmaktır. O, insana yüklenmiş sorumlulukları, Yaratıcı ve yaratılanlara karşı görevleri içerir. Bu nedenle daha önce gönderilen ilahi kitaplar gibi geçici değil, kıyamete kadar kalıcıdır. Ehl-i Kitap'ın yanıldığı, İhtilaf ettiği, unuttuğu ve tahrif ettiği bütün konulan içinde bulundurur.[881] Onun içinde bulunan emir ve nehiyler, haber şeklinde belirtilen hükümler, insanlığın refahını hedefler. Öte yandan, ilâhi kelamın sahibi Yüce Allah, emirlerini kulların içinde bulunduğu ihtiyaca göre göndermiş ve kendisine kul oiarak yaşamalarını arzulamıştır. Zira, insanları mükemmel şekilde yaratan O'dur. On!ar için gerekli olanı emreden de Yüce Yaratıcı'dır.
Kur'ân, kıyamete kadar yaratılanların ihtiyacına cevap verecek nitelikte gönderilmiştir. O'nun ihtiva ettiği engin anlamında, ilimlerin tasnif edilmesinden ve alimlerin verdiği anlamdan kaynaklanan, insanların eğitimine yönelik, neshe konu olan ayetin olduğu var sayılır. Fakat nesih hadisesi, İslâm'a sınırlı değildir. Hz. Peygamber'den önce gönderilen dinlerin yapısında bunu görmek mümkündür.[882] İslâm'ın ilk günlerinden itibaren nesih konusu, bazı alimleri düşünceye sevk etmiş, daha sonraki asırlarda, konuyla ilgili birçok eser yazılmıştır. Bununla birlikte, söz-konusu eserlerde neshe konu olan ayetler olduğundan fazla gösterilerek, nesihle ilgisi olmayan ayetler bu kapsama alınmıştır. Bu durum, kelimeye verilen anlamdan kaynaklanmıştır. Örneğin; Tevbe Sûresi'nde yer alan, "...Müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz..." ayeti, 124 tane ayeti neshettiği rivayet edilmiştir.[883] Oysa, bir ayetin 124 tane ayeti nesh etmesi, nakil, akıl ve ilim açısından mümkün değildir. Bu durum, alimlerin kendi görüş ve düşünceleridir. İslâm'ın ilk döneminden itibaren, kaynaklarda geniş yer veriien nesih meselesi, zamanımızda da güncelliğini koruyarak, bir takım görüş ve düşünceler, değişik kaynaklarda ifade edile gelmiştir. Bu kısımda, neshin varlığını kabul eden alimlerin mensuh kabu! ettiği, kelimeye verilen anlamı dikkate alarak bizim de katıldığımız ayetlerin bir değerlendirilmesi yapılacaktır. Tekrar ifade etmek gerekirse, Kur'ân ayetleri arasında var olduğu ifade edilen nesh hadisesi, kelimeye verilen anlamdan kaynaklanmıştır. Neshi kabul etmeyen alimler, neshin kabul edilmesi halinde bu Allah için bir noksanlık olacağını düşünmektedirler. Onlara göre nesh, İslam'ın diğer dinleri kaldır mas id ir. Bir ayeti nafile olarak uygulama imkanı varsa onun mensuh olması mümkün değildir. Öte yandan neshi kabul eden alimlere göre önemli olan umum ifade eden hükümlerdir. Bütün insanların sorumlu oldukları hükümler farz, vacip ve sünnetlerdir. Önceleri yapılan bir ibadet konuyla ilgili bütün ayetlerin gelmesinden sonra nafile şekline dönüşmüş ise, muhayyer hale gelen ibadet mensuh onun yerine konan, her Müslümamn yapması gerekenler ise asıl hükmü oluşturmaktadır. Bu kanaatte olanlara göre sınırlı miktarda mensuh ayet bulunmaktadır. Bu durum, Kur;ân için bir noksanlık değil, insanların yanlışlarını düzeltmesine yardımcı olacak geçici hükümlerdir. Kur'an'da benzer hükümleri içeren ayetlerin sayısı beş altı civarındadır.[884]
1- Bakara Sûresin'deki Mensuh Ayetler
Bakara Sûresİ'nde birçok müfessir ve araştırıcı tarafından mensuh kabul edilen ayet sayısı dörttür. Bu ayetlerle ilgili hayli rivayet bulunur. Bunlardan birincisi kıblenin değişmesini konu edinen ayettir.
a) "Doğu da batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah'ın (rahmet ue nimeti) geniştir. O her şeyi bilir.[885]
Kur'ân ilimleri ve tefsir usulü kitaplarında buraya alınan ayetin neshi ileri sürülmektedir.[886] İbn Abbas Kur'ân-ı Kerim'de ilk nesh edilen ayetin kıblenin değişmesini konu edinen ayet olduğunu belirtir.[887] Katade de adı geçen ayetin aynı suredeki 144. ayetle nesh edildiğini kabul eder.[888]
Eserlerine müracaat ettiğimiz müfessirler arasında kıblenin değişmesi ile ilgili görüş birliği bulunur. Yalnız söz konusu değişiklik ayetle ilgili değil, kıblenin değişmesidir. Taberi, (Fe eyne ma tüveîîü fe semme veehullah) ayetinin nafile ibadetler için gelmiş olabileceğini zikretmektedir.[889] Elmalılı da ayetin mensuh olduğunu kabul etmektedir.[890] Neshe konu olan ayetin nüzul sebebine baktığımızda, önceleri Kudüs'e doğru veya değişik istikametlere yönelerek namaz kılan Müslümanların, kıldıkları namazın kabul edileceği hususunda olduğu haber verilmektedir.[891] Yüce Allah, daha sonra Kabe'ye dönülerek namaz kılınmasını emretmiştir.[892] Dolayısıyla, farz ve nafile olsun bütün namazlarda tek bir merkeze dönüleceği hükmü kesinleşmiş olur. Bakara Sûresi 115. ayetini, yine aynı surede bulunan, "[Ey Mu-hammed) biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu görüyoruz. Elbette seni hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız yüzlerinizi o yöne çevirin. Kitap verilenler, bunu Rableri tarafından bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir."[893] ayetinin nesh ettiği naklini tefsir ve hadis kaynaklarında geniş olarak bulmamız mümkündür.[894] Gerçekten de 115. ayet mensuh mudur? Yoksa bu alimlerin kendi görüşleri midir? sorularına farklı cevap bulmak mümkündür.
Kıblenin değişmesiyle ilgili kesin olarak bilinen, Hz. Peygam-ber'in, İslâm'ın ilk dönemlerinde Kudüs'e dönerek namaz kıldığı, daha sonra Mescid-i Haram'a döndürüldüğüdür. Burada bir nesh vardır. Neshe konu olan ayette ise, Kudüs'e yönelerek namaz kılmayı emreden bir hükmü bulmak mümkün değildir. Hz. Peygamber'in Kudüs'e doğru yönelmesini sağlayan emir başka ayetlerde de yoktur. Sözlü hadislerde de bulunamamıştır. Tatbikatte ise böyle bir uygulama mevcuttur. Bu uygulama, "Yüzünü Mescid-i Haram'a döndür" emriyle değiştirilmiştir. Bu durum büyük bir ihtimalle, "Şer-ü men kablena"[895] hükmü gereğince vuku bulmuştur. Kur'an'da konuyla ilgili bir emir olmadığı için, Hz. Peygamber eski ilâhi dinlerin ibadet ettiği gibi ibadet etmekte, bundan da hoşnut olmadığı anlaşılmaktadır. Mensuh kabul edilen ayetin anlamında Yüce Allah, doğu batı her şeyin kendisinin olduğunu, dolayısıyla bir konuda kesin emir olmadan yapılan ibadetlerin geçerliliğini ifade ederken, bundan böyle tek kıbleye dönülmesi istenmektedir. Neshe konu olan ayetin anlamına dikkat edilirse, orada bir istikamet belirtilmemiştir. Burada nesih söz konusu ise, Hz. Peygamber'in, Ehl-i Kitap'ın kıblesinden esinlenerek, Kudüs'e doğru namaz kılması şeklinde tezahür eden sünnetin, ayet tarafından nesh edilmesi veya Yüce Allah'ın Müslümanlar için bir kıble tayin etmiş olması şeklinde düşünmemiz mümkündür. Yoksa, 115. ayetin neshi değildir. Çünkü ayetin ifade ettiği, nereye yönelirseniz Allah oradadır veya Allah'ındır hükmü. Yaratıcının kudretini ifade etmekte, zamanımızda da yanlışlıkla değişik istikamette kılınan namazın geçerliliğini hatırlatmaktadır. Örneğin, yolculukta değişik vasıtalarda kılınan namazlar, neshe konu olan ayetin anlamını ilgilendirmektedir. Yolculuk anında önce Kıbleye dönülür. Daha sonra yolun durumuna göre yönün değişmesi mümkün olabilir. İşte Yüce Allah, konuyla ilgili ayetlerle, kıbleyi kesin olarak tayın ederek, daha önce yapılan ibadetlerin geçerli olduğunu haber vermiştir. Kanaatimize göre buradaki nesh, sünnetin neshidir. Yön tayinini ifade eden ayet ile kıbleye dönülmesini emreden ayetler arasında bir zıtlık görünmemektedir. Mensuh kabul edilen ayet doğu-batı, kuzey ve güneyin Allah'ın olduğu hatırlatılır. Buna itiraz etmek mümkün değildir. Her şey Allah'ındır. Burada nesh olması için Kudüs'e dönün emri bulunması gerekmektedir. Böyle bir durum yoktur. Yaratıcı bu emriyle, Müslümanların İnancını kuvvetlendirmek, kalplerinde nifak olan Ehl-i Kitap ve diğer insanların durumunu açığa çıkarmak istemektedir.
b) ''Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek, Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur."[896]
Tefsir ve Kur ân ilimleriyle ilgili kaynaklarda, miras ayetinden önce, vasiyet yoluyla ma! verildiği zikredilmektedir. Bu uygulamanın miras ayetiyle kaldırıldığı belirtilir.[897] Ibn Abbas,[898] Katade ve İkrime söz konusu ayetin Nisa Sûresi 11. ayetle,[899] diğer bazı alimler de, "Allah her hak sahibine hakkını vermiştir, varise vasiyet yoktur."[900] hadisi ile neshedildiğini ileri sürmüşlerdir.[901]
Müfessirler ayet hakkında geniş yorumlarda bulunurlar. Bir çoğunun kanaatine göre ayet nesh edilmiştir.[902] Ayrıldıkları nokta nasihi konusundadır. Bazıları nasihi Nisa Sûresi 11. ayet kabul ederken, diğerleri de Hz. Peygamber'in hadisini kabul etmişlerdir.[903] Birleştikleri ortak nokta ayetin mensuh olmasıdır. Bununla birlikte, muhkem görüşünde olanlar da bulunmaktadır.[904]
İslâm'ın ilk dönemlerinde anne, baba ve akrabaya miras verilmediği bilinir. Bu münasebetle, gerek ayet ve gerekse hadislerde vasiyet hükmünün yer aldığı gözlenir. Buna en iyi örnek, neshi iddia edilen ayettir. Dolayısıyla, miras ayetinin gönderilmesinden ve "Vârise vasiyet yoktur." hadisinden sonra vasiyyete ihtiyaç kalmadığı düşünülmektedir. Zira, miras ayeti ve onun tefsiri niteliğindeki hadis insanlar arasındaki yanlış uygulamaları ortadan kaldırmaktadır.
Bakara Sûresi 180. ayetle ilgili yaptığımız araştırmada vasiyetle ilgili hükmün mensuh olduğu görülmektedir. Çünkü ilk ayet vasiyet edilmesini emrederken. Nisa Sûresi'ndeki ayet varislerin hakkını açıklamakta, Hz. Peygamber'in hadisinde de "vasiyet" in kaldırıldığı ifade edilmektedir. Böylelikle miras ayeti ve onun tefsiri niteliğindeki hadis her hak sahibinin hakkını vermekte, vasiyete ihtiyaç kalmamaktadır. Vasiyete ihtiyaç duyulmaz mı? sorusuna, İslâm miras hukuku sisteminde gerekli cevabın verildiği görülmektedir.[905] Öte yandan, neshe konu olan ayetler arsında farklı bir uygulamanın emredildiği anlaşılır. Buna göre vasiyet ayeti, İslâm'ın ilk yıllarında mirastan mahrum bırakılan insanlara, bazı haklan vermiştir. Daha sonra gönderilen kesin emirle vasiyete ihtiyaç kalmamış, insanlar arasında adalet te'sis edilmiştir. Miras hukukunda söz konusu iki ayeti beraber uygulama imkanı yoktur. Vasiyet ve miras ayetine göre, kocası ölen hanıma hak verildiğinde normal hakkından fazla alacağı anlaşılır. Oysa Nisa Sûresi 11. ayet, mirasta her insanın alacağını açıklamıştır. Vasiyet yoluyla mal verilmesi halinde varisler arasında dengesiz bir durum olacaktır. Buna göre ayetin mensuh olduğu görüşü daha isabetli olmaktadır.
c) "içinizden ölüp geriye eşler bırakan (erkek)ler, eşlerinin (evlerinden) çıkanlmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Şayet kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında uygun olanı yapmalarında sizin için bir günah yoktur. Allah daima üstündür. Hikmet sahibidir"[906]
Kur'ân-ı Kerim'de konuyla ilgili şu ayetler bulunur.
"İçinizden Ölenlerin, geriye bıraktıkları eşleri, dört a\j on gün kendilerini gözetirler. Sürelerini bitirince, kendileri için uygun olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızı haber alır."[907]
"Adetten kesilen kadınlarınızın (bekleme sürelerinden) şüphe ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Henüz adet görmeyenlerde böyledir. Gebe olanların bekleme süresi, çocuklarını doğurmalarına kadardır. Kim Allah'tan korkarsa, ona işinde bir kolaylık yaratır."[908]
İbn Zübeyr, Hz. Osman kanalıyla Bakara Sûresi 240. ayetin nesh edildiğini İleri sürmektedir.[909] İbn Abbas ve İkrime'den de benzer rivayetler gelmektedir.[910] Ayetin nâsihi olarak, yukarıya anlamını aldığımız, Bakara Sûresi 234. ayet kabul edilmektedir. Eserlerinden yararlandığımız müfessirler, konuyla ilgili ayetlere geniş yer verirler. Nesih haberi birçok tefsirde bulunmaktadır. Müfessirlerin bir çoğu da yukarıda işaret edilen rivayetleri desteklemektedir.[911] Mucahid (ö. 104/ 722) ise, iddet müddetini 4 ay 10 gün kabul edip, geri kalan günleri ruhsat olarak değerlendirir. Buna göre ayetin neshine ihtiyaç yoktur.[912]
İslâm hukukunda belirli bir kanaate varmak için, Kur'an'da yer alan benzer ayetler toplu olarak incelenir. Onların nüzul sebebi ve sırası tespit edilir. Bu aşamadan sonra karar verilir. Neshe konu olan Bakara Sûresi 240. ayette, kocası ölen kadın için, bir sene evinden çıkarılmadan bekletilmesi ve geçimi için vasiyet edilmesi istenmektedir. Kendisi çıkması durumda, kocasının yakınlarına bir sorumluluk yüklenmez. Burada hanım muhayyer bırakılır fakat zorlama yapılamaz. Dikkat edilirse, ayette yer alan esneklik, ondan sonra başka bir hükmün geleceğini hatırlatmaktadır. Hatırlanacağı gibi, Arabîar arasında kocası ölen hanıma miras verilmemekte ve kocasının yakınları tarafından bir eşya olarak görülmekte idi.[913] İslâm, ilahi dinlerin verilerinden uzak olan söz konusu adeti, tedrici bir metod ile kaldırmaktadır. Buna göre, Bakara Sûresi 234. ayeti, bekleme süresini bir seneden 4 ay 10 gün güne indirmiş olmaktadır. Normalinde kadının temizlenme süresi üç aydır. Geri kalan kırk günlük süre müfessirler tarafından bir tedbir olarak yorumlanmaktadır.[914] Talak Sûresİ'ndeki ayette ise, adetten kesilen hanımların ve çocuk yaştaki kızların durumuna açıklık getirilmektedir. Bu ayetleri müşterek değerlendirdiğimizde Bakara Süresi 240. ayette işaret edilen vasiyetin ve bekleme süresinin kaldırıldığı, insanın yaratılıştan elde ettiği hakların verildiği anlaşılmaktadır. Buna göre miras hakkı Nisa Sûresİ'ndeki ayetle, iddeî süresi Bakara Sûresi 234. ayet ve Talak Sûresİ'ndeki ayetlerle kesin şeklini almış olur.
Neshe konu olan 240. ayetle ilgili görüşleri netleştirecek olursak; ayette iki önemli hususa işaret edilmiştir. 1) Kocası ölen kadının oturduğu evde kalabilmesi için vasiyet edilmesi, 2) Kalma süresinin bir sene olduğu. Bakara Sûresi 234. ayet ise zikredilen sureyi dört ay on gün ile sınırlamaktadır. Buradan şunu anlamamız mümkündür. Kocası ölen hanım, dört ay on gün geçmeden başka birisi ile evlenmesi mümkün değildir. Ayrıca miras ayeti ve Hz. Peygamberin hadisi vasiyet yoluyla verilen hakları tanzim ederek vasiyet meselesine açıklık getirmektedir. Söz konusu ayetleri ve konuyla ilgili nakilleri değerlendirdiğimizde miras hakkına ilaveten vasiyet etmeye ihtiyacın olmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre, son nazil olan ve kocası ölen kadının bekleme süresini tayın eden ayet ve miras ayetieri, İslam'dan önceki yanlış uygulamaları kaldırarak, yapılması gerekenleri haber vermiş olur.
Yukarıda işaret edilen ayet hakkında Hz. Osman'dan şöyle bir nakil gelir. Hz. Osman'ın ayetin mensuh olduğunu söylemesi üzerine Ibn Zübeyr, öyleyse niçin Kur'ân'a yazdırıyorsun sorusunu sormuş, Hz. Osman da, bunun tevkifi bir iş olduğunu, her iki ayeti Kur'an'da bulduğunu, yerlerini değiştirmesi mümkün olmadığı şeklinde cevap vermiştir.[915] Bu nakillerden de anlaşıldığı gibi, mensuh kabul edilen ayetteki süre 4 ay 10 gün, geçimini temin için yapılması gereken vasiyet de miras ayetiyle kesin şeklini almış olur.[916]
2- Nisa Sûresi'ndeki Mensuh Ayetler
"Kadınlarınızdan zina edenlere karşı aranızdan dört şahit getirin. Onlar şahadet ederlerse ölünceye veya Allah onlara bir yol açmeaya kadar evlerde tutun. "[917]
Nisa Sûresi'ndeki bu ayet mensuh kabul edilmiştir.[918] Nesih haberi Ibn Abbas'a dayanır. Ibn Abbas, İslâm'ın İlk dönemlerinde, günah işleyen hanımlar, söz konusu ayet gereği evlerinde hapiste tutulmuş, Nur Sûresi'ndeki emir gelince bu durum kaldırılmıştır.[919] şeklinde açıklamalarda bulunur. Nur Sûresi'ndeki ayetin anlamına da ise şu noktalara işaret edilmektedir.
"Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inananlar iseniz Allah'ın dini (ni uygulama hususujnda sizi, onlara karşı acıma duygusu tut (up engelle) meşin. Mü'minlerden bir grup da onlara yapılan azaba şa-hid olsun."[920]
Vahiy gelince mübarek yüzü değişen, terleyen, zaman zaman kendinden geçen peygambere bir gün yine aynı hal gelmiş, sonra şöyle demiştir. "Benden alın, benden alın, zina eden kadınlara Allah yolu açtı. Bekar erkekle bakire kızlara (zina ederlerse) yüzer değnek, bir yıl da sürgün. Dul erkekle dul kadınlara yüzer değnek ve recm."[921] buyurarak yukarıya aldığımız ayeti açıklamıştır.
[922]
Nisa Sûresi'nde yer aİarı ayette üç önemli noktaya işaret edilir.
1) Zina suçu işleyene dört şahit getirilmesi,
2) Hapsedilmesi,
3) Yüce Allah'ın konuyla ilgili yeni bir hükmü göndereceğine işaret etmesi.
Bu maddelere dikkat edilirse, ayetin anlamı daha sonra gelecek bîr hükme işaret etmektedir. ''Allah onlara bir yol açtneaya kadar evlerde tutun" emri, konuyla ilgili hükmün burada işaret edilenden ibaret olmadığını hatırlatmaktadır. Nitekim, daha sonra nazil oian Nur Sûresi'nde konuyla ilgili daha geniş malumat verilmiştir.
Yukarıya aldığımız ayetlerin anlamları karşılaştırıldığında, birinci ayette yer alan ölünceye kadar verilen hapis cezası kaldırılmakta, bunun yerine yeni uygulama getirilmektedir. Böylelikle mensuh kabul edilen, "Allah onlara yeni bir yol açmeaya kadar" ifadesinin cevabı verilmiş olmaktadır. İslâm hukukunda Nur Sûresi'ndeki ayet nazii olduktan sonra yasak edilen suçu işleyenlere ölünceye kadar hapis cezasının verilmediği bilinmektedir. Dolayısıyla, başta Hz. Peygamber olmak üzere, daha sonraki dönemlerde son nazil oian ayetler uygulanmıştır. Buna göre İki ayetin anlamıyla müşterek amel etmek mümkün değildir. Bunlardan birinin mensuh olması gerekmektedir. Yaptığımız incelemede, Nisa Sûresi 15. ayette yer alan hapis cezasının nesh edildiği anlaşılır. Konuyla ilgili kanaatimizi şu şekilde özetlememiz mümkündür.
- Birinci ayette yer alan hapis cezası celdeye dönüşmüştür.
- İki ayet arasında bir zıtlık bulunmaktadır.
- Nisa Sûresi'ndeki ayette daha sonra gelecek hükme işaret edilmektedir.
- Hz. Peygamber'in uygulamaları son nazil olan ayet doğrultusundadır.
- Müfessirler arasındaki baskın görüşe göre ayet mensuhtur. Bununla birlikte, farklı kanaatte olanlar da bulunmaktadır.[923] Birinci ayette hapsin dışında bir ceza verilmez. Diğer ayette ise suçu işleyen kadın ve erkeğe verilecek ceza açıklanır. Hapis ve cezası ile diğer verilen cezalan müşterek uygulama imkanı yoktur. İki hükümden birinin tercih edilmesi gerekmektedir. Buna göre, Nisa Sûresi'ndeki ayette yer alan hapis cezası kaldırılarak, bunun yerine Nur Sûresi'ndeki hükümlerin geçerli hale geldiği anlaşılmaktadır.[924]
3- Mücadele Sûresi'ndeki Mensuh Ayetler
"Ey İnananlar, siz Peygamberle gizli konuşacağınız zaman, konuşmadan önce bir sadaka verin...."[925]
Mücadele Sûresi'nde yer alan bu ayetin, aynı suredeki "Hususi konuşmanızdan önce, sadaka vermekten çekindiniz mi? ki bunu yerine getiremediniz. Ama Allah teubenizi kabul etmiştir..."[926] ayetiyle nesh edildiği kabul edilir.[927] Kaynaklarda yer alan bu bilgiler Hz. Ali'ye dayandırılır. Hz. Ali, Kur'an'da bir ayetin bulunduğunu, onunla kendinden önce kimsenin amel etmediğini, dolayısıyla o ayetin neshedildiğini belirterek,[928] ondan sonrada kimsenin amel etmediği rivayet edilmektedir. Söz konusu ayet Mücadele Süresindeki 12. ayettir. Diğer taraftan, benzer rivayetler İkrime ve Hasan (R.A.) dan da gelir.[929]
Buraya aldığımız ayet hakkında, tefsir ve Kur'ân ilimleriyle ilgili eserlerde geniş nakiller zikredildikten sonra nesih görüşünün ağırlık kazandığı gözlenir.[930] Dolayısıyla, ayetin neshinde bir ittifak söz konusudur. "En-Nesh fi'l Kur'ân" müellifi de, ayetin mensuh olduğunu ve bu konuda farklı görüşlerin bulunmadığını işaret etmektedir.[931]
Kur'an'da neshin olamayacağını belirten alimlerin dışında incelemeye aldığımız ayetin neshi hususunda görüş birliği bulunmaktadır İki ayeti karşılaştırdığımızda, birinci ayette Peygamberle konuşmak isteyenlerin sadaka vermeleri istenmektedir. İkinci ayette ise, "Fısüdaşmanızdan Önce sadaka vermenizden korktunuz mu? Mademki yapmadınız Allah'ta sizin kusurunuzu bağışladı..." buyurularak sadaka veremeyenlerin affedildiği belirtilmiş olur. Daha sonraki zamanlarda, Hz. Peygamberle konuşmak için sadaka verildiği bilinmemektedir. Zamanımızda da neshe konu olan ayetin uygulanma imkanı yoktur.
İncelemeye vesile olan ayetin neshini şu şekilde özetleyebiliriz:
- Ayetin mensuh haberi Hz. Ali'ye dayanır.
- Birinci ayette "sadaka veriniz" denilirken, ikinci ayette veremeyenlerin affedildiği belirtilir.
- Müfessirlerin büyük çoğunluğu ayeti mensuh kabul etmektedirler. Dolayısıyla, neshin şartlarını bu ayette açık bir şekilde görmemiz mümkündür.[932]
4- Müzzemmil Sûresi'ndeki Mensuh Ayetler
Müzemmil Sûresi, İslâm'ın başlangıcında nazil olmuş, Allah'ın kudreti, vahyin durumu ve gece namazı gibi konulan içermektedir.[933] Buna göre, Hz. Peygamber'in şahsında gecenin belirli bir kısmında kalkılarak namaz kılınması istenmektedir. Böylelikle aynı emirler bütün Müslümanları kapsamaktadır. Bunu üzerine belirli bir süre Müslümanlar geceleri kalkıp namaz kılmışlardır. Bu durumu şu ayetler ifade etmektedir.
"Ey örtüsüne bürünen. Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız birazında (uyu). Gecenin yansında (kalk), yahut bundan biraz eksilt"[934]
Anlamını aldığımız ayetin alimler tarafından neshi kabul edilmektedir.[935] Konuyla ilgili birçok rivayet bulunur. Hz. Aişe'den gelen nakilde, söz konusu ayetler nazil olduğu zaman, Peygamber ve ashabının bir sene gece namazı kıldığı, daha sonra Allah'ın surenin sonundaki ayetie hafiflettiği bildirilir.[936] Hz. Aişe'den gelen nakilin tefsir kitaplarının bir çoğunda yer aldığı görülür.[937]
îbn Abbas; (Gumitleyle illa kaliten nİsfehu evingus minim kaliten) emriyle, Allah Mü'minlere gecenin belirli bir zamanında namazı emir buyurmuş, fakat bu durum mü'minlere ağır gelmiştir. Bunun üzerine {alime en seyekünü minküm) ayetini göndermiştir.[938] Katade; Allah'ın, bu surenin başındaki söz konusu ayetlerle namazı farz kıldığını, bir veya iki sene bu şekilde devam ettiğini, bunun Müslümanlara hayli ağır geldiğini, daha sonra surenin sonundaki ayetle nesih edildiğini belirtir.[939] İmam Şafii de beş vakit namazdan önce [Gumitleyîe illa galiten) ayetiyle namazın farz kılındığını daha sonra (İnne Rabbeke ya'lemü) ayetiyle neshedildiği görüşündedir.[940] Ayetlerin neshiyle ilgiİi olarak değişik yollarla nakiller gelmekte, gelen haberlerde yukarıya aldığımız ayetin neshedilerek sünnet şekline dönüştüğü şeklinde olmaktadır. Müfessirlerin bir çoğu, adı geçen ayette yer alan teheccüt namazının farz namazla nafile haline dönüştürüldüğü böylelikle ayetin mensuh olduğu görüşünü taşımaktadırlar.[941]
Müfessirlerden Kâsımî'nin farklı bir yaklaşımı olur. Nesihle iigili nakillere yer verdikten sonra "bana göre bu ayetler muhkemdir." Surenin sonunda yer alan "Rabbin sertin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını biliyor." (Müzzemmil Sûresi, 20) ayetinin talim için olduğunu ileri sürmektedir.[942] Kâsımî ayetleri muhkem olarak değerlendirse de, diğer nakiller ağırlık kazanmaktadır. İbn Arabi, ayetin mensuh olması gerektiğini zikrederken halkın hasta, yolcu, işçi, gazi ve önemli meşakkatlerinin olacağını kabul ederek nesih görüşüne katılır.[943]
İslâm, Hz. Muhammed aracılığı ile insanlara gönderilen mükemmel ve uygulanırlığı kolay bir dindir. Emir ve nehiyleri tamamen insanlığın mutluluğunu içermektedir. Başta tevhid konulan olmak üzere, namaz oruç, zekat ve emirleri diğer dinlerle karşılaştırıldığında ilim ve akılla uyuşan dinin İslâm olduğu gözlenir. Namazda bunlardan biridir. Farzlar yolcuya iki rekat haline indirgenir. Temiz olmak şartı ile her yerde ibadet etmek mümkündür. Yukarıya aldığımız ayetler Müslümanlara sağlanan kolaylıkları hatırlatır.
Müfessirler İslâm'ın kolaylık prensibinden hareketle, gece kılınması gereken namazının, umuma şamil gibi görünen hükmünün mensuh olduğunu görüşündedirler. Dikkat edilirse, gecenin üçte birinde kalkın emri, "...O sizin yapamayacağınızı bildiği için affetti..." şekliyle hafifletilerek ihtiyari bir duruma dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durum, Kur'ân ilimleri tefsir usulü kitaplarında mensuh edildi şeklinde yorumlanmaktadır. Neshe konu olan ayetler karşılaştırıldığında gece namazının isteğe bırakıldığı açık bir şekilde görülmektedir. İsteyen kılar, dileyen terk edebilir. Kılana sevap verileceği gibi terk edene de bir ceza ön görülmez. Bu durum, ilk ayetlerdeki kalkın emrinin neshi şeklinde düşünülmektedir, Hz. Peygamber ise gece namazına devam etmiştir. Gelen rivayetleri netleştirmek gerekirse, şu şekilde Özetleyebiliriz:
- Ayetlerin neshiyle ilgili Hz. Aişe, îbn Abbas, Katade, Hasan ve Ikrime'den nakiller gelmektedir.
- Sonra gelen ayet İlk inen ayetlerdeki hükmü hafiflettiği görülür.
- Surenin başındaki ayetler önce nazil olmuş, 20. Ayet daha sonra nazil olmuştur. Ayetlerin anlamlarında bu durum gözlenmektedir.
- Söz konusu ayetler arasında açıkça görüldüğü gibi emir bulunmakta, diğer ayette yapamayanların affedildiği haber verilmektedir. 20. Ayette Allah "....Geceyi ve gündüzü Allah takdir etmektedir. O, sizin hesap edemeyeceğinizi bildiği için affetti..." buyurarak baştaki ayetin hükmünde değişiklik yapıldığı gözlenmektedir. Konuyla ilgili geniş araştırma yapan "en-Nesih fi'l Kur'ân" müellifi, Hz. Aişe'den gelen nakli ileri sürerek, ayetleri mensuh değerlendirmiştir.[944] Müfessirler, ayetler arasındaki farklı uygulamayı nesih hadisesiyle izah etmektedirler. Kanaatimizce ilk ayetlerdeki zorunluluk kaldırılarak, Müslümanların kendi iradelerine göre ibadet etme imkanı tanınmıştır. Bu durumu Kur'an'da var olduğuna inanılan nesh hadise kapsamında değerlendirmemiz mümkündür.
Kur'ân-ı Kerim'de Mensuh Olan Ayetlerin Listesi
Mensuh Ayetler Nâsih Ayetler
Bakara Sûresi 240. Bakara Sûresi 234.
Bakara Sûresi 180. Bakara Sûresi 144.
Nisa Sûresi 15. Nur Sûresi 2.
Mücadele Sûresi 12 Mücadele Sûresi 13.
3. Müzzemmil S. 20.[945]
Sonuç
Kuran ilimleri arasında, mahdut sırada ysr aldığı görülen, nesihle ilgili ayetler hakkında ileri sürülen görüşlerin farklı olması, nesih kelimesine verilen anlamdan kaynaklanmaktadır. Neshin varlığını kabul eden alimlerin kelimeye verdiği anlam ile kabul etmeyenlerin görüşlerini iki noktada toplamak mümkündür. Neshin varlığını kabul edenler, önceleri farz iken daha sonra nafile şekline dönüşen ayetleri men-suh kapsamına almışlardır..[946] Reddedenler de bu şekilde olan ayetlerin mensuh olmadığı, nafile olarak uygulanması sebebiyle muhkem olduğu kanısındadırlar. Birinci guruba dahil ettiğimiz alimler nesih olayı bir eğitim ve tebliğde bir kolaylık olarak algılamaktadırlar. Bunlara göre Allah insanların kötü alışkanlıklarını bıraktırmak için basitten zora doğru bir metod izlemiş, diğer dinlerde olduğu gibi emirleri birden göndermemiş, yirmi üç sene gibi bir zaman dili içine yaymıştır. Bir konuda değişik zaman dilimi içinde ayetlerin gönderilmesi, Allah'ın bir rahmeti olarak düşünülmektedir. Diğer alimler ise neshin manasından hareketle, Kur'an'da hiçbir şey noksan bırakılmamıştır. Mensuh olan ayet Kur'an'da olmaması gerekir ve bu hadise İslâm'a zarar verir görüşündedirler. Dikkat edilirse nesih konusunda farklı görüş ve kanaatte olan alimler iyi niyet taşımaktadırlar. Bu münasebetle hepsinin görüşlerine saygı duymaktayım.
Vardığımız neticenin bir kriterini yapacak olursak; neshin varlığını kabul etmeyen Ebu Müslim Muhammed b. Bahr el-İsfehânî (ö. 322/ 934) ve son devir alimlerinden Ömer Rıza Doğrul (ö. 1366/1947) gibi bazı alimler ile neshin mevcudiyetini kabul etmekle birlikte, hadisin ayeti neshedemeyeceği görüşünde olan İmam Şafii (ö. 204/819) bir yana bırakılacak olursa, İslâm alimlerinin büyük çoğunluğu, İslam'ı tebliğ, eğitim ve kolaylaştırma noktalarından hareketle neshin varlığını kabul ettikleri gözlenir. Bununla birlikte, Kur'ân-ı Kerim'de mensuh olarak ileri sürülen ayet sayısı, ileri sürüldüğü gibi fazla değildir. Alimleri arasında mensuh kabul edilen ayetlerin fazla olması, eski kaynaklarda yer alan bilgilerin kriteri yapılmadan aynen aktarılması ve usul bilgilerinin nesih kapsamında değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Neshe konu olan üç yüz civarındaki ayet üzerinde araştırma yapmış bulunmaktayım. Bu sayının fazla oluşunun diğer bir sebebi tefsir usulü konularının nesih kapsamında değerlendirilmesinden kaynaklandığı anlaşılır. Kanaatimize göre, Kuran'daki nesih hadisesi bir eğitim ve tebliğdeki stratejidir ve nesh vardır. Fakat bu şayi beş altı ile sınırlıdır. Bunların sebepleri belirtilmiştir. Bunların dışındaki ayetlerin neshine katılabilmiş değiliz.
Kur'ân-ı Kerim'de nesih söz konusu mudur? sorusuna verilecek cevap konunun yorumuna bağlıdır. Usul konularında farklı görüş ve yorumlar olabilmektedir. Bunlardan birisi doğru, diğeri yanlıştır demek alimlerin kendi yorumlarına bağlıdır. Dikkat edilirse, neshe konu olan ayetler müteşâbih olarak değerlendirilen ayetlerdendir.[947] Bakara Sûresinde yer alan (Nünsihâ)[948] kelimesi kıraat alimleri arasında sülâ-sî ve rubâî fiillerde kullanılmaktadır. Sülâsî olarak kullanıldığında geciktirmek anlamına, rubâî fiilde kullanıldığında unutturmak anlamına geldiği görülür. Konunun farklı yorumlanmasına fiilin kullanılış farkının etkiii olduğu anlaşılır. Konuyla ilgili eser veren alimler tarafından tercih edilen, rubâî fiilde kullanılmış olanıdır. Bununla birlikte, ayetin her iki okunuş şeklinde de neshin varlığına delil olabileceği ihtimal dahilindedir.
Neshe delil olarak kabul edilen ayetlerdeki, "ayet" kelimesine verilen anlam, farklı sonuçlara götürmektedir. Buna göre ayetten kast edilen Kur'an'daki bir ayet mi? yoksa risalet anlamında kullanılmış mıdır? sorularına verilecek cevap yine farklı olmaktadır. Risalet anlamında alınırsa, Kur'an'da nesih yoktur sonucuna varılır. Ayet anlamı kabul edilirse neshin varlığı söz konusu olur. Öte yandan, Nah! Sûresi 101. ayette yer alan "Bir ayetin yerini başka bir ayetie değiştirdiğimizde" ifadesinden sonra "Vallahi) 'alemü bima yünezzilü" (Allah ne indirdiğini gayet iyi bilir" buyurur. Dikkat edilirse burada yünez-zilü' kelimesi kullanılmıştır. Yüce Allah bir defada indirdiği kitaplar için "inzal" kelimesini kullanırken,[949] Kur:ân-ı Kerim için "tenzil" kelimesini kullanmıştır.[950] Oysa risalet peygamber demektir. Risaletin yirmi üç senede indirilmiş olması, ayet kelimesine Peygamber olarak anlamak şeklinde düşünülür. Kur'an'daki kullanılış itibariyle en son düşünülecek bir anlamdır ve bize göre zayıf bir ihtimaldir.
Yaptığımız incelemede, Kur'ân-ı Kerim'de sınırlı bir şekilde neshin var olduğu kanaatini taşımaktayım. Bununla birlikte, bu bir tefsir usulü konusudur. Başka şekilde yorumlayanlara da saygılı olunması gerekir. Örneğin Hz. Peygamber, hicretin ilk yıllarında Kudüs'e doğru namaz kılmış, daha sonra Mescid-i Haram'a döndürülmüştür. İlk zamanlan kabir ziyaretleri yasak edilmiş, sonra izin verilmiştir. Yine mut'a nikahı hoş karşılanırken daha sonra yasaklanmıştır. Gece namazı olarak bilinen teheccüt ibadeti önceleri bütün Müslümanlar tarafından kılınırken, daha sonraları nafile olarak isteğe bırakılmıştır. Bu hadiseler neshin varlığını akla getirmektedir.
Müfessirler, Hz. Osman İle İbn Zübeyr arasında geçen şu konuşmaya yer vermişlerdir.
Hz. Osman Bakara Sûresi 240. ayetinin mensuh olduğunu ileri sürmüş, bunun üzerine İbn zübeyr; Öyleyse niçin Kur'ân'a yazdırıyorsun? sorusunu sormuştur. Hz. Osman, ''Bunun tevkıfî bir iş olduğunu, nâsih ve mensuh ayetlerin Kur'an'da bulduğunu, bunların yerlerini değiştirme imkanının olmadığını"[951] belirterek cevap vermiştir.
Nesihle ilgili eser veren alimler arasında Kur'ân-ı Kerim'in içindeki nesih durumuna göre surelerin bir tasnifini yapılır. Onlara göre 43 surede nâsih-mensuh ayet yoktur. 40 surede nensuh bulunur. 31 surede hem nâsih hem de mensuh yer alır. Altı surede de ise sadece nâsih vardır.[952] Eserlerde yer alan bu görüşlere katılmamız mümkün olmaz. Bu nakiller, dönem itibariyle alimlerin kendi görüşlerini yansıtır. Yoksa, esasında öyle olmadığı gözlenir. Kur'ân-ı Kerim'de asıl olan muhkem olmaktır. Bununla birlikte, az da olsa mensuh ayetin varlığı, Allah'ın kullarına bir kolaylığı olarak düşünülmektedir. Yüce Yaratıcı, Hz. Muhammed'e "Sana Kur'ân-t okutacağız. Sen onu unutmayaçaksın. Yalnız Allah'ın dilediği müstesna..."[953] buyurur. Buraya alınan ayet ile neshin varlığını ifade eden Bakara Sûresi 106. ve Nahl Sûresi 101. ayetleri neshin olabileceğini hatırlatmaktadır. Nesih olmayan surelerin sayısı -yukarıdaki taksime göre- 43 sureden fazla olmayışı nesih konusu ile diğer tefsir usulü konuların müşterek değerlendirildiğini ortaya koymaktadır.
Vardığımız sonuçlardan bir diğeri, Kur'ân-ı KerinYde neshe konu olan ayetlerin sayısında ittifakın olmayışıdır. İbn Hazm (ö. 320/923). Hibetullah (ö. 410/1019), İsferâînî (ö. 1177/1763) ve bazı alimler göre üç yüze yakın ayetin neshi ileri sürülür. Şah Veliyuliah ed-Dihle-vî (ö. 1176/1762) "Fevzü'l-Kebîr" isimli eserinde de bu sayıyı beşe indirmektedir. Nesh sayısını fazla olarak değerlendirenler, "nesh kapsamına istisna, tahsis, beyan vb. gibi tefsir usulü konularını dahil etmektedirler. Dolayısıyla, mensuh ayetlerin sayısı olduğundan fazla gösterilmiş olmaktadır. Oysa, bu sayı tefsir usulü konularının ayrılmasıyla bir birinden farklı şeyler olduğu görülmüştür. Mensuh ayetlerin sayısı yirmi olarak değerlendiren Suyutî (ö. 911/1505) bir beyit halinde bunları zikretmektedir. Yaptığımız incelemede bunlar arasında muhkem ayetlerin olduğu görülmüştür.
Tefsir usulü ve Kur'ân ilimleri kitaplarında neshin varlığını bilmek için bazı şartlar ileri sürülmüştür. Bunlar; a) İki ayetin içeriğinin bir arada uygulama imkanının olmayışı, b} Hz. Peygamberin sünneti ile neshin bilinmesi, c) Sahabeden konuyla ilgili sağlam rivayetin bulunması, d) Kronolojik bilgi ve e) Alimlerin ittifakı şeklinde sıralanır. Bu bilgilerin ışında neshe konu olan ayetler incelendiğinde, mensuh ayetlerin sayısı iddia ediienden çok az olduğu görülmüştür. Çünkü söz konusu ayetlerin çoğunun yukarıda belirtilen şartları taşımadığı anlaşılır. Akli bilgi, İhtimal, sağlam olmayan nakiller ve alimlerin kendi kanaatleri ile mensuh ayetlerin sayısını artırmak mümkün görülmez. Bu ölçülere bağlı kalındığında, Kur'an'da yer alan neshin mahdut sayıda olduğu görülecektir.
Alimler arasında neshe konu olan ayetlerin gelecek zaman dilimi içinde uygulanma alanının olabileceği, dolayısıyla Kur'an'da mensuh ayetin olmadığı ileri sürülse de, bu görüş istisna ha'lerde olan olaylar olarak değerlendirilmekte, umum ifade etmediği anlaşılmaktadır. Bizim elde ettiğimiz verilere göre, bu görüş de bir nazariye olarak değerlendirilebilir. Her şeyden önce, Hz. Peygamberin vefatından zamanımıza kadar on beş asırlık bir zaman dilimi geçmiştir. Kudüs'e doğru namazın kılınması, mut'a nikahının tatbiki, zina eden kadının ömür boyu hapsi gibi konuların uygulanma alanları olmamıştır.
Elde edilen neticelerden bir diğeri de Gayr- Müslim'lerin nesh konusuna yaklaşımlarıdır. Kur'ân'ın bütünlüğü içinde ve icazı[954] karşısında savunmasız kalan Müsteşrik ve Misyonerler nesh gibi tali konularla İslam'a saldırmışlardır. Onlara göre nesh; bazen bir emirden dönme, bazen de, önceleri bilinmeyen bir hakikatin keşfidir.[955] Her iki tanım gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Çünkü Yaratıcının ilminde "nesh" söz konusu değildir. Kur'an'da işaret edilen nesh kulların inanması, eğitimi, geliştirilmesi bazında kolaylık sağlayan ameli konuları içermektedir. Misyonerlerin iddia ettikleri gibi, yeni kazanılan bir ilim kabul ederek Yaratıcıya izafe etmek, Allah'a bir iftira ve O'nun ilmini kulların ilmiyle kıyaslama olarak algılanır. Noksanlık kullar içindir. Yaratıcının ilmi kulların İlmiyle kıyaslamak mümkün değildir. O'nun ilmi sınırsızdır.[956] Yüce Allah kullarına olan rahmeti gereği neyi, ne zaman göndereceğini ilmi ezeliyle bilmektedir. O gönderilen dinlerin asıllarını Kur'an'da toplamış, yanlış olanları nesh etmek suretiyle kaldırmıştır.[957] Kur'an'da işaret edilen nesh yeni kazanılan bir ilim değil, Allah'ın daha önceden bilip takdir ettiği emirlerini, kulların ihtiyacına göre, periyodik olarak göndermesidir.
Ayetlerin tarihi bir yolla izah edilip anlamlarının bilinmesi açısından, neshe konu olan ayetlerin bilinmesinde fayda vardır. Kur'ân-ı Kerim'in tefsiriyle meşgul olan birinin, çeşitli usul bilgilerin yanında, nesih konusunu bilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü Kur'ân emirleri insanların mutluluğunu hedeflemektedir. Psikolojik açıdan yanlış adetlere inanmış birini bu yanlışlardan kurtarmak kolay değildir. Bu münasebetle, Kur'an'da yer alan nesh hadisesi bir eğitim vasıtası ve tebliğ metodu olarak değerlendirmekte, Allah'ın insanlara bir lütfü olarak ifade edilmektedir.
Netice olarak; Kur'ân ayetlerinde neshe işaret edilmesi, İslâm alimleri arasında neshin varlığını kabul edenlerin olması, aynı konudaki ayetlerin değişik zaman dilimi içinde inerek kesin şeklini alması.
[958]
Bibliyografya
ABDÜLBÂKİ, Muhammed Fuad el-Mu'cemu'1-Müfehres li Elfâzi'l-Kur'âni'l-Kerim, Beyrut Ts.
ABDULLAH, Draz, Kur'ân'a Giriş, Trc. Salih Akdemir, Ankara 2000. ABDÜLFETTAH, el-Kâdu Esbâbu'n-Nüzül, (Sahabe ue Muhaddislere Göre) Ter. Salih Akdemir, Ankara 1995.
AHMED b. Hanbel (ü.241/855); el-Müsned, (I-VI) thk. A. Muhammed Şakir, Mısır 1949.
AHMED Naim; Sahih'i Buhâri Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, (İ-XH) Ankara 1975.
ALİ, A. Yusuf; The Holy Qur'ân, Mısır 1983. ATEŞ. Süleyman; Yüce Kur'ân'm Çağdaş Tefsiri, (I-IX), İstanbul 1991.
AHMED, Cevdet Paşa (Ö. 1313/1895) Ktsâs-ı Enbiya ue Tevârîh'ı Hulefâ, c. /-//, İst. 1968.
ÂLUSİ, Ebu'l- Fadl Şihabuddin Mahmud (ö. 1270/1854), Ruhu'l-Meâni fi Tefstri'l-Kur'âni'l-Azim ues-Seb'il Mesânî, c. I-XKX, Beyrut (t.y.)
ÂMİDİ, Ebu'l-Hasan b. Ali (ö. 631/1233), el-İhkam fi Usûli'lAhkam, c. I-IV, Kahire 1968.
BECHİNGHAM, C.F.; Religions in The Middle East Three Rehgions in Concord AndConflict, London 1976.
cl-BEHİY, Muhammed; Kur'ân ve Toplum, Çev. Beşir Eryarsoy, İst, 1986. el-BELAZURİ, Yahya b. Cafer (ö. 279/892); FutÛhu'l-Buldân, Beyrut 1983. ei-BEYDAVL Abdullah b. Ömer (ö.791/1291); Envâru't-Tenzîi ve Esrâru't-Te'vîl,
(I-1I), Mısır 1968.
BİLMEN, Ömen Nasuhi, (ö. 1391/1971); Hukuku İslâmiyye ve İstUâhâtt Fıkfoyye
Kamusu, (I-VIII), İst 1968.
BRİLL, E.J.; The Encychpaeda Of İslâm, Leiden 1960-1978. BRONDON, S.G.F.; A.Dictionary Oj Compaative Religion, London 1971 BUHARÎ, Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail (ö. 256/869), el-Camiu's-Sahih, c. 1-
VIII, İstanbul, 1979.
BURSALI, Mehmet Tahir (ö. 1345/1926) CASSAS. Ebu Bekr Ahmed b. Ali. (ö. 370/980), Ahkamu'l-Kur'ân, c. I-V, Mısır (t-y).
CERRAHOĞLU, İsmail; Tefsir Usûlü, Ankara 1979. ÇETİN. Abdurrahman; Kur'ân İlimleri ue Kur'ân-! Kerim Tarihi, ist. 1992. ÇANTAY, Hasan Basri (5.1385/1969), Kur'ân-ı Hakim ue Meal-i Kerim, c. I-III, İstanbul, 1965.
İslâm Peygamberi, (I-II) Çev. Said Mutlu, İst 1965 ve 1993. İslam'da Devletler Hukuku, Çev. A. Şener, Ankara 1977.
CÜRCANİ, Seyyid Şerif (0. 816/1413)- Et-Ta'rifât, ist. 1909.
DARİMİ, Ebu Muhammed b. Abdurrahmarı (ö. 255/868), Sünen, c. l-il, Mısır, (tu).
ed-DAMAGANİ, Hüseyin Muhammed; Kamusu'l-Kur'ân, Beyrut 1985.
DERVEZE, İzzet; et-Tefsîru'I-Hadîs, (1X1) el-Halebî 1964.
DEVVELLİOĞLU, Ferid; Osmanlıca Türkçe Ansikhdpedik Lügat, İstanbul 1970.
DİHLEVİ, Şah Veliyullah Ahmed b. Abdurrahim (ö. 1176/1762) el-Feuzül-Kebîr fi Usuli't-Tefsir, çev. M. Sofuoğlu, Çağrı yay. İstanbul, 1980.
DOĞRUL, Ömer Rıza (ö. 1372/11952), Tanrı Buyruğu Kur'ân-ı Kerim'in Terceme ue Tefsiri, İstanbul, 1980.
EBU-DAVUD, Süleyman b. Es-Sicistani (ö. 275/888), Sünen, c. l-V, Çağrı yay. İstanbul, 1981.
EBU'L-BAKA; el-Kuliiyât, Bulak 1253.
EBU YUSUF, Yahya b. İbrahim, (Ö.İ82/798); Kitâbu'l-Haraç, Bulak 1302, Çeu. AHÖzekİst. 1986.
EMİROĞLU H.Tahsin: Esbâb-ı Nüzul, (1-X1V), Konya 1965.
ENES b. Malık, (ö. 179/795); el-Muuatta, (l-ll), İhyâü't-Türâsul-Arabî ts.
HAMİDULLAH, Muhammed; Introduction To islâm, Paris 1963. Kur'ân-ı Kerim ve Türkçe Tefsirler Bibliyografyası, Çeu. Macit Yaşaroğlu, İst. 1965. el-Vesaıku s-bıyasıyye, Beyrut 19ob. Le Sain Çoran, Paris 1989.
HACI HALİFE (ö. 1067/1657). Keşfü'z-Zunûn, İstanbul, 1971 (ofset).
HAMADANİ, Ebu Bekr Muhammed b. El-Hazimi (ö. 1188/1584), el-1'tibar fi'n-Na-sih ve'l-Mensuh Mine'l-Asar, Beyrut, 1928.
HİBETULLAH, Ebû Kasım b. Seliâme El-Bağdadi (ö. 410-1019), en-Nâsih ve'l-Mensuh, 480/1093 (yazma).
İBN ARABİ, H-Kâdi Ebû Bekr Muhammed b. Abdullah (ö. 543/1148), Ahkâmu'l-Kur'ân, c. I-!V, Mısır, 1957.
İBNÜ'L CEVZİ, Abdullah (ö. 597/1201) Nâsîhu'l Kur'âni ve Mensûhuhû, Şam, 1990.
İBN HAZM, Ebû Abdullah Muhammed b. Hazm (Ö.322/923), Fi-Ma'rifeti'n-Nâsih ve'l-Mensuh, (Celaleyn Hamişi)
İBN MANZUR, Cemaluddin Muhammed (ö. 711/1311); Lisânü'l-Arab, (I-XV), Beyrut 1955.
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ; İslâm Alemi Tarih Coğrafya Etnografya ve Bibliyografya Lügati, MEB. İst. 1966.
İZUTSU, Toishihiko, Kur'an'da Allah ve İnsan, Çev. S. Ateş, Ankara ts.
İBN KESİR, İmâmüddîn Ebul-Fida İsmail b. Ömer (ö. 774/1372); Tefsiru'l-Kur'âni'l Azim, I-1V, Beyrut, 1388/1969, I-VII, İstanbul Ts.
İBN MACE, Ebû Abdullah El-Kazvinî (ö. 275/888). Sünen, C. /-/!, thk, M. F. Abdul-bâki, Mısır, 1953.
İMAM-I MALİK, Ebû Abdullah Malik b. Enes (ö. 179/795). Muuatta, C. l-ll, Mısır,
1951. EI-İSFARAİNİ, Râgip b. Muhammed (ö. 502/1108), el-Müfredat fi Garibi7-Kur'dn, (t.y.),
İZMİRLİ, İsmail Hakkı (ö. 1365/1946); Târihu'l Kur'ân, İst. 1956. J.D. PEARSON. M.A.; İndex İslâmicus, Manseli 1973. KARAÇAM, İsmail, Kur'dn-ı Kerim'in Nüzulü Ve Kıraati, Konya 1969. KASIMİ, Muhammed Cemâiuddîn (ö. 1332/1913), Mehasinu't-Te'vil, c.I-XVIt,, (yy), 1376/1956.
KIRCA, Celal: Kur'ân Ve İnsan, İstanbul 1996.
Kur'ân ue Bilim, İstanbul 1996.
Kur'ân ve Fen Bilimleri, İstanbul 1977. KİTAB-I MUKADDES, (Eski ve Yeni Ahid) İstanbul 969.
MESUDİ, Ebû Hasan Ali b. Ali (Ö. 346/957); Murûcü'z-Zehep ve Me'adinu'-Ceher, Mısır 1964.
MUKATİL.b. SÜLEYMAN, (ö. 150/762); Tefsiru'l-Kur'ân, Bursa Eski Eserler Kütüphanesi, Çelebi b. No. 27.
KOÇKUZU, Ali Osman, Hadiste Nâsih-Mensuh, İstanbul, 1985. KOÇYİĞİT, TALAT, Hadis Usulü, Ank. 1967.
KURTUBİ, Ebû Abdullah b. Ahmed El- Ensârî (ö. 671/1273), el-Câmî İt Ahkâmi'l-Kur'ân, c. 1-XX, Mısır, 1967.
MİRAS, Kamil (ö. 1376/1968), Sahih-i Buhöri Muhtasarı Tecrid'i Sarih Tercemesi ve Şerhi 1957-1973.
MUHAMMED, Vefa, Ahkâmü'n-Nesh fî şeriati'l klâmiyyeti, Mısır 1984. MÜHAVSİN, Muhammed Salim, El-Mühezzep fî Kıraati7-Aşr. l-ll, Mısır 1969. MÜCAHİD, Ebû El-Haccac b. Cebr (ö. 103/721). Tefsiru Mücahid, c. l-ll, İslama-bat, (t.y.).
MÜSLİM, Ebu'l Hüseyin b. El-Haccac (ö. 261/878), Sahih-i Müslim, c. l-Vlll, Beyrut, (t.y.),
NEHHAS, Ebû Cafer (ö 338/949), Kitabu'n-Msih Ve'l- Mensuh, (l-Ul) Beyrut 1991 MEKKİ b. EBU TALİP, el, Kaysî (Ö.437/1045), El-İzâhu Nâsihu'l Kur'ân-i Ve Mensûhıhî, Thk. Ahmed Hasan Ferhat, Beyrut 1986.
NESÂİ, Ebû Abdurrahman b. Şuayb (ö. 303-915), Sünen, (Suyuti'nin Şerhi ile Birlikte), c. l-VIll, Çağrı Yay. İstanbul, 1981.
PALEVİ, Hamid b. Hace Abdülfettah (ö. 1252/1836), Zübdetü'I-İrfân Fî Vucûhi'l-Kur'ân, YY. 1904.
RAZİ, Fahruddin Ebu Abdullah Muhammed b. Ömer (ö. 606/1209), Mefatihu'l-Gayb, c. 1-XXX!1, Mısır, (t.y.).
REŞİD RIDA, Muhammed fö. 1253/1935). Tefsiru'I-Menar c. 1-X!I, Mısır 1373/1935.
SÂBUNİ, Muhammed Ali, Revaniu'l-Beyan Tefsîru Ayâti'l Ahkam, c. l-ll, Dimeşk, 1397/1977.
SALİH, Subhî, Mebâhis fi Uiûmi'l-Kur'ân, ter. M.S. Şimşek, Konya, (t.y.) SERAHSİ, Mhammed b. Ahmed (Ö.490/1097). Usûlü's-Serahsî, l-ll, Beyrut t.s. SUYUTİ, Celâluddîn (ö. 911/1505), el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'ân, c. l-ll, Mısır, 1985. ŞAFİİ. Muhammed b. İdris (ö. 204/819). er-Risâle, Thk, A. M. Sakır, Mısır, 1358/1940.
el-Ürnm, (l-Vll), Beyrut 1973.
Ahkâmu'l-Kur'ân, thk. Abdullah Musa en-Nisâburî, Beyrut 1990,
ŞATIBİ, Ebû İshak (ö. 790/1388}, el-Muuajakat /i Usuli'l-Ahkam, c. l-IV, Beyrut, 1395/1975.
ŞİMŞEK, Said, Kur'an'da Nesh Meselesi, S.Ü.İ.Fak. Der. Sayı, 2, 1986. TABERİ, Ebu Cafer (ö.310/922), Tarihu'I-Ümem ue'l-Mülük, (I-X) thk. Muhammed Ebu'i FadI ibrahim, Beyrut ts.
Câmiu'l-Beyan an-Te'uîli Ayi'i-Kur'ân, (1-XXX) Mısır 1903. TİRMİZİ, Muhammed b. İsa (ö. 279/892), el- Câmiu's-Sahih, (Sünen) (I-V), thk. A.M. Şakir, Kahire 1962.
VAHİDİ, Ebû Hasan Ali b. Ahmed (ö. 468/1075), Esbâbu'n-Nüzûl, Mısır 1968. IVENSİNK, A.J.et.J.R Mensing, W.P. de Haas...,
Concordance et Indices de la Tradition Musulmane, c. I-VU, Letden, E. J.
Brili, 1936/1969.
YAVUZ, A. Fikri, Kur'ân-ı Kerim ue İzahlı Mealisi, İstanbul, ftyj YAZIR, Elmalılı Muhammed Hamdi (ö. 1342/1946}, Hak Dinî Kur'Ön Dili, c. l-IX, İstanbul, 1960 ue Zehraueyn Yayınları (I-X) İst.ts. YILDIRIM, Suad; Kur'an'da ölûhiyyet, İstanbul 1987. YÜKSEL, Nevzat; Konularına Göre Kur'ân-ı Kerim Fihristi, Trabzon ts. VVENSİNCK, A.J.; Concordance Et Indices De La Tradition Muslmans, (el-Mu'ce-
mü'l-Mufehres li Elfazı'f-Hadis) (I-VU!) İstanbul 1986. ez-ZAMAHŞERİ, Carullah Muhammed b. Ömer (ö. 538/1143); el-Keşşaf an-Hakâiki't-Tenzil, (I-IV), Beyrut ts.
Esâsu'l-Belâğa, (I-!!), Matbaatü Darul-Kütüb 1972. ez-ZEBİDİ. Seyyid Muhammed Murtazâ (ö. 1205/1790): Tâcu'1-Arûs, (I-X), Beyrut 1988.
ZENCELE, Abdurrahman b. Muhammed. Huccetü'l-KtrÛat, Beyrut 1982.
ZERKANİ, Muhammed Abdulazîm (Ö.1362/1943), Menâhil'l-İrfân fi Uiûmi'l-
Kur'ân, c. l-N, Mısır 1391/1972.
ZERKEŞİ, Burhânuddîn Muhammed b. Abdillah (Ö.794/1392), El-Burhân ft Ulûmi'l- Kur'ân, Thk. Muhammed Ebul-Fazl İbrahim, I-IV, Mısır 1972.
ZEYD, Mustafa, en-Nesh fi'1-Kur'âni'l-Kerim, Mısır, 1383/1963.
ZEYDAN, Abdülkerim; Ahkâmu'z-Zimmiyyin ue'l-Müste'minin Fi'd-Dîni"l-İslâm. Bağdat 1988.
ez-ZİRİKLİ, Hayruddin; el-Alâm li Eşhürir-Ricâli Ve'n-Nisâ Mine'l-Arabi Ve'l Müsta'ribîne Ce'lMüsteşrikîn, (I-XH), Beyrut 1969.
ez-ZÜHEYLİ, Vehbe;Asâru'l-Harb fî-Fıkhi'1-İsiâmî, Şam 1981.et-Tejsîru'I-Münîr, (!-XXXII), Beyrut 1991.[959]
[1] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 3.
[2] Bk. Suyutî, el-Itkân. fi Ulûmi'l-Kur'ân. 11/31.
[3] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 11-13.
[4] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Ankebut 29/61;46; Mü'minûn, 23/84-89; Lokman, 31/29-32; Mesûdî, Hüseyin b. Ali, (ö. 346/957) Mürûcü'z-Zehep ve Meânil Cevher, Mısır 1964, 11/126.
[5] Bk. Kur an-ı Kerim. Rum. 30/30.
[6] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Yusuf, 12/106; geniş bilgi için bk. Toşhihiko, Kur'ân'da Allah Ve İnsan, Trc. A. Ateş, Ankara ts, s. 94-99; Suat Yıldırım, Kur'ân'a Ulûhiyyet, İst. 1987. s. 1-8.
[7] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Yunus. 10/12.
[8] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Tevbe, 9/30; Vajda A. Georges, İbn Teymîyye, C.49, Paris 1979. s. 112.
[9] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Nisa, 4/1.
[10] Bk. Kur an-ı Kerim, Şûra. 42/13.
[11] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Mâide, 5/13,14.
[12] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/75, 5/13.41.
[13] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/146. 174. 253, 10/19.
[14] Bk. Kurân-ı Kerim, Nemi, 27/76.
[15] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 15-16.
[16] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Al-i İmran, 3/3: İsra. 17/106; Geniş bilgi için bk. Razî. Tefsir. V/169; Kurtubî, Tefsir IV/5: Demağânî, Hüseyin b. Muhammed Kamusu'! Kuran Beyrut 1985, s. 453-454.
[17] Razi. Tefsir. 111/226.
[18] Bk. Kuran-ı Kerim. Bakara, 2/146; En'an, 6/20; Şuara. 26/196-197.
[19] Bk. Kuran-ı Kerim. Mâide. 5/82.14.
[20] Bk. Kuran-ı Kerim. Al-i İmran. 3/187.
[21] Bk. Kurân-ı Kerim. Cuma. 5; NahL 16/63-64. Krş. Kitab-ı Mukaddes, Çıkış, 25/16. 21; 1. Krallar, 8/9.
[22] Bk. Kitab-ı Mukaddes, Tesniye. 18/15, 18-19; Krş. Kurân-ı Kerim, Fetih, 48/29; Şuara, 7/157; Bakara, 2/146: Enam, 6/20.
[23] Bk. Kitab-ı Mukaddes. Yuhanna. 14/26-27; 29-31; Krş. Kurân-ı Kerim, Saf, 61/6: Araf. 7/157.
[24] Bk. Kurân-ı Kerim, Nemi, 27/76; Tevbe, 9/31; Nahl, 16/64.
[25] Bk. Müslim, K. Savm, B. 36.
[26] Bk. Kurân-ı Kerim, Bakara. 2/142-150; Abdullah Draz. Kurana Giriş, Trc. S. Akdemir, Ankara 200, s. 114.
[27] Bk. Kuran-. Kerim, Tevbe. 9/31.
[28] Bk. Puta tapmama. Kitab-ı Mukaddes. (Çıkış, 20/3; Krş. Kur'ân-] Kerim, İsra, 17/23); Anne babaya iyilik, Çıkış, 20/12, Krş. Kur'ân-ı Kerim, İsra, 17/23}; Adam öldürme. (Çıkış, 2/13. Krş. Kuran, Nisa 4/29); Hırsızlık; Çıkış. 2/16, Kuran, Mâide, 5/38); diğer benzer konular için bk (Matta, 5/21-22. Krş. Kur'an-ı Kerim. Al-i İmran. 3/134, Şûra. 42/37); (Matta. 5/27-29: Krş. Kuran-ı Kerim, Nur. 24/30-31); (Matta, 5/33-34: Krş. Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/224.) Kitabı Mukaddeste Hz. Peygamber. Kuran ve hukuk ile ilgili konularda tahrifatın yapıldığı, kıssalar ite ilgili konulara fazla dokunulmadığı anlaşılır.
[29] Konuyla ilgili Kur'ân'ın verdiği cenaba bk. Kur'ân-ı Kerim, Nahl, 16/103.
[30] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/23-24.
[31] Abdullah Draz. Kurana Giriş. Trc. S. Akdemir, s. 115.
[32] Bk. Kuran-ı Kerim. Bakara. 2/29.33.231: Al-i İmran, 3/5; Nisa. 4/24,111; Mâide, 5/7. 99.
[33] Bk. Kuram Kerim. Bakara. 2/105-106: Muhammed Esad. Kur'ân Mesajı. 1/30-31.
[34] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 16-18.
[35] Bk. Kuran-ı Kerim. Bakara. 2/29,33,231; Al-i İmran. 3/5. Nisa, 4/24.111, Mâide 5/7. 99.
[36] Bk. Kur an-ı Kerim. Nisa. Nisa. 4/15. Krş. Nur, 24/2.
[37] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/143.
[38] Lügat anlamlan için bk. Taben, Tefsir, 1/475; Râzi, Tefsir. 111/226: Kurtubî, Tefsir. 11/62.
[39] Konuyla ilgili bk. Abdullah Draz. Kurana Giriş, 5 115.
[40] Neshin fazla olduğunu ileri sürün alimler burada ifade edilenlerden ibaret değildir
[41] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 18-19.
[42] Bk. Ragıp Isfahânî, el-Müfredat fî Garîbi'l-Kur'ânT İst. 1986. s. 746; Mu'cemu'l Arabi'l Esâsî, heyet, Alecso 1989. s. 1189.
[43] İbn Manzur, Lisânü'l-Arap, 111/61
[44] Serahsi, Usûlü s-Serahsî, 11/53; Zerkeşî, el-Burhân fî Ulûmi'l-Kur an, 11/29; Suyûtî. el-It-kârı fî UİÛmi'l-Kur'ân, 11/27. Zerkânî. Menâhilü'l-İrfân, fî Ulümi I-Kurân. 11/173.
[45] Bk. Zerkeşî. Iİ/29; Suyûtî. 11/27; Zerkânî. 11/175.
[46] Kur'ân-ı Kerim. Hacc. 22/52.
[47] Zerkeş, 11/29; Suyutî, 11/27.
[48] Kuran-ı Kerim. Nahl, 16/101.
[49] Bk: Razî. Tefsir. IV/227-228; Kurtubî. Tefsir, 11/62-63; Zerkeşî, el-Burhân fî Ulûmi'l-Kur an. 11/29; Suyûtî. el-itkân fî U!ûmi'!-Kur an, U/27; Zerkânî. Menâhilü'l-İrfân, fî Ulû-mil-Kur'ân, 11/173: Zeyd. Mustafa, en-Nesh fi'1-Kur'âni'l-Kerim. s. 59-65. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 23-24.
[50] Kuran-ı Kerim. Bakara. 2/106.
[51] Pâlevî, Zübdetü'l-lrfân Fî Vucûhi'l-Kurân. s. 29: Muhaysin, el-Mühezzep fî Kırâati'l-Aşr. 1/69: Zencele, Huccetu I-Kıraât, s. 109.
[52] Zencele. s. 109.
[53] Taberi. Tefsir. 1/447: Palevî s. 29: Muhaysin a.g e.. 1/69. Zencele. a.g.e., 1/110.
[54] Kur'ân-ı Kerim. Ala, 87/6-7.
[55] Kurân-ı Kerim. Hacc. 22/39.
[56] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 24-25.
[57] Bk. Müslim. Cenâiz, 105.
[58] Serahsî. a.g.e.. 11/53; Cürcânî, Ta'rifât. s.163; Zerkânî. a.g.e., 11/176: İ.A. 1X/2O6.
[59] Taberi. Tefsir, 1/475; Cerrahoğlu, Tefsir Usûlü. s. 122.
[60] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 25-26.
[61] Kur'ân- Kerim, 2/106.
[62] Kur'ân- Kerim. Nahl, 16/101.
[63] Kur'ân- Kerim, Rad. 13/39.
[64] Kurân- Kerim, Hacc, 22/52.
[65] Kur'ân- Kerim. Âlâ 87/6-7.
[66] Vahidî, Esbâbu n-Nüzul. s. 19; Bk. Râzî. Tefsir, IV/227-228; Kurtubî, Tefsir. 11/62: Sâ-bûnî, Tefsîru AyâtiTAhkâm Mine'l-Kur'ân, 1/94.
[67] Bk. Râzî, Tefsir. 1V/227-228: Kurtubî. Tefsir, ü/62: Sâbûnî. Tefsîru Ayâti'l-Ahkâm Mine'!-Kur'ân, 1/94.
[68] Geniş bilgi için bk. Râzî, Tefsir. İV/228.
[69] İbn-i Kesîr, Tefsîru'1-Kur'âni I-Azîm. 11/586.
[70] Elmalılı, Tefsir, V/3124
[71] Bk. İbn Manzur. Usânü'l-Arab, Ayet md.; Abdurrahman Çetin, T.D.V. İslam Ansiklopedi, Ayet md. IV/242-244.
[72] Bk. Kuran-ı Kerim. Bakara. 164: Rum 20-25; Enbiya 31-32.
[73] Bk. Kuran-ı Kerim. Araf, 7/73. 106. Al-i İmran, 3/49, Mâide 5/114. Kasa?. 28/36, Kamer. 54/ 2. 15.
[74] Bk. Kuran-ı Kerim. Rum. 30/20.
[75] Bk. Kuran-ı Kerim. Meryem, 19/21.
[76] Bk. Kurân-ı Kerim. Bakara. 2/178. 221. 242; Al-i Imran. 3/103.
[77] Bk. T.D.V. İslâm Ansiklopedisi. IV/242
[78] Bk. Kuran-ı Kerim. Yusuf, 12/105.
[79] Ayetinde işaret edildiği gibi Kur'ârı. Yüce Allah'ın sözlü bir mucizesi, tabiat olaylan olarak bilinen göklerde ve yerde mevcut olanlar da insanları Allah'a götüren birer işaretlerini oluşturmaktadır. Kuran Allah'ın varlığını ve birliğini sözlü olarak hatırlatmakta, tabiat ta eserini göstermektedir Her İkisi de insanları düşünerek Allah'a götürmektedir. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 26-28.
[80] Müslim, el-Camiu's-Sahih. 1/185.
[81] El-Hemadânî, el-İtibâr Fi'n-Nâsih ve'1-Mensuh Mine'1-Asar, s. 16.
[82] Hemâdânî. a.g.e.. s. 16.
[83] Hibetullah. en-Nâsih ve'1-Mensuh, vık. 2a; İsferâînî. Kitabün-Nâsih ve'1-Mensuh, s 146.
[84] Hibetullah. a g,e.. Vrk 2a; İsferâînî. a.g.e.. s. 146.
[85] Bk. Müslim. Cenâiz. 105.
[86] İbn-i KesiY. Tefsir. 1/474.
[87] Bk. Kocyiğit. Talat, Hadis Usulü. s. 15.
[88] Daha geniş bilgi için bk; Hemadâni. a.g.e.. s. 16. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 28-29.
[89] Bk. Razi Tefsir, IV/227-228.
[90] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Rum, 30/30; Nisa. 4/163-164; Şura. 42/13.
[91] Bk. Kuran-ı Kerim, Şuarâ, 26/196-198.
[92] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Mâide. 5/68.
[93] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Mâide. 5/67.
[94] Bk Kuran-ı Kerim. Âl-i İmran, 3/S5.
[95] Bk Kur ân-ı Kerim Kasas. 23/50-54
[96] Bk. Zeyd, a.g.e., s. 221.
[97] Zerkânî, 1/188; Âmidî, 111/107.
[98] Zerkânî. il/189.
[99] Zerkânî. 11/189.
[100] Zerkânî, 11/189; Âmidî. 111/106.
[101] Bk. Kuran-ı Kerim. Bakara. 2/286.
[102] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Enbiya. 21/107.
[103] Kur'ân-ı Kerim. Ahzap, 33/40.
[104] Zerkânî, 11/190.
[105] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 30-32.
[106] Zerkânî. 11/180; Âmidî, 111/105; Zeyd, s. 177.
[107] Buharı. Cihad. 43: Müslim. el-Hıyal, 69.
[108] Zerkânî. 11/180. Âmidî. IH/105: Zeyd. s 177-178.
[109] Bk. Zerkânî. 11/180.
[110] Ebû Zehra. Usûlü-i-Fi Mı. s. 164.
[111] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 32.
[112] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 33.
[113] Râzî, Tefsir 111/227.
[114] Bk. Râzî, Tefsir, [11/229; Zerkânî, 11/207; Sâbünî. 1/101.
[115] Bk. Râzî, Tefsir, 111/229; Sâbûnî, 1/101.
[116] Konuyla ilgili geniş bilgi için bk. Said Şimşek, Kur'an'da Nesh Meselesi, Selçuk Ü. İ Fak.Der- 1986. say,. 2. s. 239.
[117] Kur'ân-ı Kerim. Fussilet. 41/41-42.
[118] Zerkânî, 11/207; Sâbünî. 1/101.
[119] Doğrul. Tanrı Buyruğu Kur'ân-] Kerim'in Terceme Ve Tefsir'i. LXXXVI. Ömer Rızâ neshi reddederken; "Bize kalırsa bu bahsin ortaya çıkmasına sebep, Kur'ân-ı Kerimin mubkem-müteşabih kaideler dairesinde tefsirine önem verilmemesinden kaynaklanmaktadır. " sözleriyle neshin imkansızlığını vurgulamaktadır. Öte yandan, hadislerin neshe delil olamayacağını savunur.
[120] Bk. Kurtubî, Tefsir. V/278: Elmabiı, Tefsir. IV/2940.
[121] Bk. Şimşek. Said. Kur'an'da Nesh Meselesi. Selçuk Ü.İ.Fak. Der. Sayı 2. s. 243. 7f> Bu konu üzerinde tekrar durulacaktır.
[122] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 33-34.
[123] Amidî, 111/106.
[124] Kur an-ı Kerim, Bakara, 2/106.
[125] Bk. Râzî, Tefsir, İII/229; Amidî, III/107; Sâbûnî, 1/101.
[126] Kuran-ı Kerim. Nahl, 16/101.
[127] Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/240.
[128] Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/234.
[129] Râzî, Tefsir, İli/229: Sâbûnî. 1/102.
[130] Kuran-, Kerim. Rad. 13/39.
[131] Şafiî. Risale, s. 55.
[132] Râzî, Tefsir, 111/230; Sâbûnî, 1/102. Kıblenin değişmesinin neshin varlığına delil olamayacağı İleri sürülerek, ayetin Ehl-i Kitabın iddialarına cevap olarak indiği belirtilir. Bk. Şimşek, Said, Selçuk Ü.İ.Fak. Der. Sayı. 2; s. 242.
[133] Kur an-ı Kerim, Enfal, 8/65.
[134] Kur an-ı Kerim, Enfal. 8/66.
[135] Râzî, Tefsir, 111/229; Sâbûnî. 1/102. Bu ayetlerle ilgili iki ve üçüncü bölümde geniş açıklamalar yapılacaktır.
[136] Daha geniş bilgi için bk. Râzî, Tefsir, 111/229-230; Amidî, 111/106-120; Sâbûnî, i/100-103.
[137] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 35-36.
[138] İmam-ı Şafiî. Risale, 55.
[139] Kur'ân-ı Kerim, Yûnus, 10/15
[140] Kuran-ı Kerim, 13/39.
[141] İmam-ı Şafiî, Risale, 55. Krş. A'lâ, 87/6-7.
[142] Zerkânî. 11/237; Amidî, 11/136; Sâbûnî, 1/105.
[143] Zerkeşî, 11/32.
[144] Kurân-ı Kerim, Nisa, 4/15.
[145] Tazir cezasının verilmesini gerektiren ayetin nazil olduğu kabul edilir. Bk. Kurân-ı Kerim, Nur 24/2.
[146] Koçkuzu, Ali Osman, Hadiste Nâsih-Mensuh, s. 106.
[147] Müslim. Hudûd. 12.
[148] Kur'ân-ı Kerim. Nur, 24/2.
[149] Kur'ân-ı Kerim, Necm, 53/3-4.
[150] Zerkânî, 11/239.
[151] Bk. Amidî, IH/140; Sâbûnî. 1/106.
[152] Serahsî. a.g.e.. 11/68.
[153] Kur arı-ı Kerim, Haşn 59/7.
[154] Bk. Amidi. 111/141; Zerkânî. II/239.
[155] Kuran-ı Kerim, Al-i İmran. 3/31.
[156] Kuran-ı Kerim, Nisa, 4/80
[157] Daha geniş bilgi için bk. Serahsî. a.g.e.. 11/67-70; Zerkânî. 11/237-242; Sâbûnî a.g.e 1/106-107
[158] Burada üzerinde durulmam oerek husus, hadislerin sağlam olmasıdır.
[159] Kur'ânı Kerim. En'ârn. 6/50. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 36-39.
[160] Bk. Kuran-ı Kerim. Furkân. 25/5.
[161] Bk. Zerkânî. 11/190.
[162] Bk. Mustafa Zeyd. en-Nesh Fi'l-Kur'ân, s. 20-52
[163] Râzî, Tefsir. 111/227: Zerkânî. 11/191: Amidî. 111/108.
[164] ''Sîze (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları..." Bk. Nisa, 4/23. Zemah-şerî. Tefsir, 1/259-261.
[165] Zerkânî. 11/191.
[166] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/29: Câsiye. 45/13.
[167] Bk, Zerkâni, 11/191: Amidî. 111/108.
[168] Bk. Kurân-ı Kerim, Cuma, 62/9.
[169] Razî. Tefsir. 111/227; Zerkânî, 11/191: Amidî, 111/108.
[170] Bk. Kurân-ı Kerim. Mâide, 5/3; Nahl. 16/115.
[171] Bk. Zerkâni, 11/192.
[172] Bk. Zerkânî, 11/191; Amidî, 111/108.
[173] Bk. Zerkânî, 0/191.
[174] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/146; En'âm, 6/20.
[175] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/285: Âl-i İmrân, 3/84.
[176] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Âl-i İmrân, 3/81.
[177] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Âl-i İmrân, 3/85: Mâide, 5/3. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 39-41.
[178] Bk. Kur'ân-ı Kerim, En'âm, 6/102: Ra'd. 13/16; Hicr, 15/28.
[179] Bk. Kur'ân-ı Kerim., Bakara. 2/3; 177; 285: En'âm. 6/59.
[180] Bk. Kur"ân-ı Kerim, Müddessir, 74/4; Mâide, 5/6; Kehf, 18/110
[181] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Araf, 7/55-56; 205-206.
[182] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Âl-i İmrân, 3/20. 128; Nisa. 4/84.
[183] Bk. Kur'ân-ı Kerim, İsrâ, 17/84: Ahzap, 21.
[184] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Nur, 24/32; Nahl. 16/72; Nisa. 4/24.
[185] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/190, 195: Mâide, 5/142.
[186] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Nur, 24/62-64: Şuara. 214-217.
[187] Bk. Kurân-ı Kerim, Bakara, 2/32: Nisa. 113: Mâide, 5/110.
[188] Hacc. 22/67; Nısa, 4/105.
[189] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/212; Âl-i İmrân, 3/27,37.
[190] Bk. Kur ân-ı Kerim, Bakara, 2/3-4. 201; Nisa, 4/145; Necm, 53/25.
[191] Serahsî, 11/59
[192] Bk. Serahsî. 11/59.
[193] Bk. Taberî, Tefsir. 1/475: Serahsî, 11/60
[194] Bk. Taberî. Tefsir. 1/475; Serahsî. 11/60.
[195] Bilmen. Ömer Nasuhi. Hukuki İslâmiyye Ve İstilâhâtı Fıkhıyye Kamusu, 1/99.
[196] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 41-42.
[197] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 42.
[198] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 42-43.
[199] Bk. Taberî. Tefsir. 1/475; Serahsî. 11/60.
[200] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 43.
[201] Bk. Zerkânî. (i/209; Zeyd. a.g.e., s 208: Koçkuzu. s. 172.
[202] Bk. Kur ân-ı Kerim. Tevbe. 9/31. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 43.
[203] Bk. Zeyd. a.g.e.. s. 207.
[204] Bk. Zerkânî, II/209. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 43-44.
[205] Kur'ân-ı Kerim. Nur. 25/54.
[206] Kur'ân-ı Kerim. Ahzap. 33/36.
[207] Kuran-ı Kerim. Haşr. 59/7.
[208] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 44.
[209] Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/240.
[210] Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/234.
[211] Buhârî, Tefsir, Bakara. 41; Ebû Dâvud; Talak. 42; Nesâî. Talak, 65.
[212] Kur'ân-ı Kerim. Enfal, 8/65
[213] Kur'ân-ı Kerim. Enfal, 8/66.
[214] Taberî, Tefsir. X/39; Râzî. Tefsir, 111/229; İbn-i Kesîr. 11/34. SâbÛnî, 1/102.
[215] Bk. Müslim. İV/167; Ebû Dâvud, Nikah, 10; Nesâî, Nikah. 51.
[216] İbn-i Kesir, Tefsir, [11/261; Zerkeşi, H/35; Suyûtf, 11/28; Zerkânî, 11/215.
[217] İbn-i Kesir Tefsir, 01/261; Zerkeşi, 11/35; Zerkanî, 11/215.
[218] Bk. Suyûtî, 11/34. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 45-46.
[219] Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/180.
[220] Buharı. Vasâyâ, 6; Tirrnizî. Vasâyâ. 5: Ebû Dâvud. Buyu'. 88; Nesâî. Vasâyâ,5; İbn Mâ-ce, Vasâyâ. 6; Dârirnî, Vasâyâ. 28.
[221] Bk Taberî, II/116; İbn Kesir, 1/157; Zerkeşi, II/32.
[222] İbn Kesir, 111/502. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 46.
[223] Amidî. III/136.
[224] İmam-ı Şafiî'nin görüşü için bk. Risale, s. 57.
[225] Zerkânî, 11/245.
[226] Şiblî, Asr-ı Saadet, Trc. Ö.Rıza Doğrul. 1/311-312.
[227] Kur'ân-ı Kerim, Mümtehıne. 60/10.
[228] Bk. Serahsî, 11/77; Zekânı, 11/245. Anlaşmayla ilgili bilgi için bk. Müslim, V/173-175.
[229] Zerkanî, II/245. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 46-47.
[230] Bu konuda Ali Osman Koçkuzu bir çalışma yapmıştır. Ayrıca Amidi'de geniş bilgi verilmektedir. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 47.
[231] Bilmen, a.g.e., 1/25.
[232] Bilmen, a.g.e., 1/25.
[233] Amidâ, el-İhkam, II/104105.
[234] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/106.
[235] Şatıbî, el-Muvafakât, 111/109.
[236] Kur ân-ı Kerim, Şuara, 26/224.
[237] Kur'ân-ı Kerim, Şuara, 26/227.
[238] Bk. Şatıbî, III/109; Kasımî. Tefsir. 1/34-35; Suyutî. el-Itkân. 11/29.
[239] Bk. Şatıbî. III/109; Kasımî. Tefsir. 1/34-35; Suyutî. el-Itkân, II/29.
[240] Kur'ân-ı Kerim, Asr. 103/2.
[241] Kur an-ı Kerim, Asr, 103/3.
[242] Hibetullah, Vrk. 46a.
[243] Bu konuda ikinci bölümde geniş bilgi verilecektir. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 47-48.
[244] Bk. Sayfa. 13.
[245] Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/106.
[246] Hibetullah. Kasım b. Sellâme, en-Nâsih ve'1-Mensuh. vrk. 5a.
[247] Bk. Hibetullah, a.g.e., vrk. 5a; Farklı taksimat için bk. İbn-i Hazm. Fî Marifeti'n-Nâsih ve'1-Mensuh, s.222: Zerkeşî. 11/33-34; İsferâînî, s. 149.
[248] Bk. Hibetullah, a.g.e., vrk. 5a.
[249] Zerkeşî, 11/34.
[250] Bu taksimat Hibetullah esas alınarak, önsözde belirtilen ilk müfessirlerin nakillerinden hareketle yapılmıştır Kendi kanaatimizi son bölümde belirteceğiz.
[251] Suyutî, 11/29-30.
[252] Zerkanî, 11/257-269. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 51-53.
[253] Bk. Hibetullah, Vrk. 7-8ab. İbn Hazin. s. 160-166; îsferâînî, s. 151-159.
[254] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 53-54.
[255] Kur'ânı Kerim, Bakara, 2/62.
[256] Bk. Hibetullah. Vrk. 7b; İbn Hazm, s. 160,
[257] Taberi, 1/323.
[258] Bk. İbn Kesîr, 1/103; AIûsî, Tefsir, 1/278; R.Rıdâ, Menâr. 1/333; Elmalılı, 1/370.
[259] Bk. İbn Kesîr, 1/103; Alûsî, Tefsir, 1/278; R.Rıdâ, Menâr, 1/333; Elmalılı, 1/370.
[260] Yahudi ve Hıristiyanların kendi Peygamberlerinden sonra Hz. Muhammed'e inanmaları gerektiği ifade edilmektedir. Aksi durumda Hz. Peygamberin gelmesinden sonraki inançlarının Hz. Musa ve Hz. İsa'ya dayanmadığı anlaşılır. Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara 2/146: En am, 6/20; Âl-i İmran, 3/81; Araf, 7/157.
[261] Konuyla ilgili geniş bilgi için bk. İbn Nedim, Fihrist,(Birinci fen dokuzuncu makale) s. 442; Encyclopedia Britannica, XIX/855: es-Seyyid Abdürrezzak el-Hasanî, es-Sâbietü Kadîmen Ve Hadisen, s.28:
[262] Bk. Taberi, 1/323-325; İbn Kesîr. 1/103;
[263] Bk. Kurân-ı Kerim, Şura. 42/13; Âl-i İmrân. 3/81.
[264] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Nemi, 27/76.
[265] Bk. Kur an-ı Kerim. Kasas. 28/52-53.
[266] Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/109.
[267] Hibetuillah. Vrk. 7b.
[268] Taberî. Tefsir. 1/480.
[269] İbn Kesir. Tefsir. 1/153.
[270] İbn Kesir. Tefsir, 1/153.
[271] Bk Vahidî. Esbâbü'n-Nüzûl. s. 19
[272] Bk. Kur anı Kerim. Hac. 22/29.
[273] Bk. Suyutî. 11/28.
[274] Reşid, Rıda. 1/421.
[275] Bk Alûsî, Tefsir. 1/357-358: Kâsımî. 11/223; Elmalılı, 1/465.
[276] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Araf. 7/199; Fussilet. 41/34.
[277] Bk. Kurân-ı Kerim. Âl-i İmrân. 3/159.
[278] Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/178.
[279] Bk. Hibetullah, Vrk. 9a; İbn Hazm, s. 161.
[280] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Mâide. 5/45; İbn Kesîr, 1/209.
[281] Bk. Taberi, Tefsir, II/111: İbn Arabî. 1/60-61; Kurtubî. II/246; Alusî. 11/50.
[282] Ahmed b. Hanbel, Müsned. 1/212.
[283] Bk. Taberî, 11/111.
[284] Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/179.
[285] Zeyd, a.g.e., s. 633.
[286] Kuran-ı Kerim. Bakara, Sûresi. 2/190.
[287] Bk. Hibetullah, Vrk. llb; İsferâlnî. s. 155156.
[288] Bk. Taberî, 11/189; İbn-I Kesîr. 1/226.
[289] Kurtubî. Tesir. 11/347-350.
[290] Bk. Taberî. 11/189; İbn-i Kesîr, 1/226; Kasımı, 11/474; Elmalılı, II/689.
[291] Bk. İbn Mâce. Cihad, 38; Tfrmizî, Diyet. 114; Muvatta. Cihad, 11.
[292] Kuran-ı Kerim, Bakara, 2/184.
[293] Bk. Razı. Tefsir, V/79; İbn Kesir. l/215;Kurtubî, Tefsir. 11/288: Alusî. Tefsir, 11/59; Kâ-sımî, 111/158; Elmalılı. 1/632.
[294] Bk. Buharı, Tefsir, 11/25; Kurtubî. Tefsir. 11/288.
[295] Razi. Tefsir, V/79; Elmalılı, Tefsir. 1/638.
[296] Razi. Tefsir. 1/79; Sâbûnî. Ahkâmu'l-Kurân. 1/211.
[297] Bk. Kurân-ı Kerim. Bakara, 2/286
[298] Razi, Tefsir, V/80.
[299] Kurtubî. Tefsir. 11/288.
[300] Kur"ân-ı Kerim, Bakara, 2/191.
[301] Bk. Hibetuliah. Vrk.llb; îbn Hazm, s. 162: İbn Arabî. 1/107.
[302] Bk. İbn Arabî, 1/107.
[303] Bk. İbn Kesir. 1/227; Alûsî, 11/75; R.Rıdâ. ü/210; Kâsımî, III/475; Elmalık, 11/697.
[304] Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/215.
[305] Bk. Taberî. 11/343: İbn Kesir. 1/251: Alûsî, II/105.
[306] Bk. Taberi, 11/343. İbn Kesir. 1/251; Alûsî, 11/105
[307] Bk İbn Arabî. 1/145.
[308] Bk. İbn Arabî. 1/145.
[309] Kur'ân-ı Kerim. Tevbe 9/103.
[310] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Bakara Sûresi, 2/177.
[311] Kuran-ı Kerim, Bakara. 2/219.
[312] Hibetullah. Vrk. 12b-13ab: İbn Hazm, s. 163; İsferâînî. s. 156.
[313] Taberî. 11/362-363.
[314] Taberî, II/364.
[315] Sâbûnî. I/276.
[316] Geniş bilgi için bk. Taberî. 11356-357; İbn Arabi. 1/148; İbn Kesir. 1/255; Alûsî. 11/111; Kâsımî, III/550; Elmalılı 11/761.
[317] Kur’an-ı Kerim. Bakara, 2/219.
[318] Hibetullah, Vrk. 14b: İbn Hazm, s. 164; İsferâînî, s. 157.
[319] Taberî. 11/367: İbn Kesir, 1/256; Zeyd, s. 668.
[320] Değişik nakillerle ilgili bk. Taberî. Tefsir, 11/367: İbn Kesir. 1/256; Alûsî, Tefsir, 11/114; Kasımı, Tefsir, 01/554; Elmalık. 11/767.
[321] Ragıp İsfahâni; Müfredat, s. 508
[322] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Araf. 7/199.
[323] Muharnmed ed-Damağânî. Kamusu'l Kur'an, Beyrut 1985; Mu'cernu'l-Arabi'l Esâsî, Heyet, s. 850-851.
[324] Bk. Vahidî, a.g.e.. s. 35.
[325] Bk. Kurân-ı Kerim, En am, 6/141-142.
[326] Bk. Nesâî, Buyu'. 84; İbn Hanbel, IS/305.
[327] Bk. Kuran-ı Kerim. Haşr. 59/7.
[328] Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/221.
[329] Hibetullah, Vık. 14b-15a.
[330] Taberî, 11/376.
[331] Bk. Taberî, 11/377-378, İbn Kesîr, 1/257; R.Rıdâ, Menar, 11/349; Kâsımî, 111/558; Elmalılı, 11/771.
[332] Bk Taberî, 11/377-378; İbn Kesîr, 1/257.
[333] Bk. Taberî. Tefsir. 11/376; ibn Kesir. 1/257.
[334] Kur'ân-ı Kerim. Tevbe, 9/28.
[335] Bk. Razî. Tefsir. IV/60-62: R.Rıda. Menar." II/349.
[336] Konuyla ilgili geniş bilgi için bk. Kaya. Remzi, Kur'ân'a Göre Ehl-i Kitap Ve İslam, Ank 1994. s.86-90.
[337] Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/257.
[338] Hibetullah. Vrk 16ab, İbn Hazm, s. 166; İsferâînî, s. 158.
[339] Bk. İbn Arabî. 1/233.
[340] Taberi. Tefsir. 111/17.
[341] İbn Arabî. 1/233: İbn Kesir. 1/311; Alûsî. 111/13: Elmalılı, 11/865-867
[342] Kurân-ı Kerim, Tevbe, 9/4.
[343] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Yûnus. 10/99: Kehf. 18/29, Şuara. 26/3-4: Gaşiye, 88/21-22.
[344] Bk. İbn Kesir. 1/311.
[345] Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/282.
[346] Hibetullah, Vrk. 16b; İsferâînî. s. 158.
[347] Bk. İbn Kesîr, I/336.
[348] Bk. Kurtubî, Tefsir, 111/404.
[349] Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2/185.
[350] Konuyla ilgili bk. Kur'ân-ı Kerim, Mâide, 5/3, 6.
[351] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 54-69.
[352] Hibetullah. Vrk 16ab-17ab: Farklılıklar için bk. İbn Hazin, s. 166; İsferâînî, s 159: Zeyd. s. 889.
[353] Suyutî. 11/30.
[354] Konuyla ilgili bk. Mekki b. Ebî Talib, el-İzah Li Nâsihil Kur'âni Ve McnsÛ hıhî. s. 201-206; Mustafa Zeyd. en-Nesh fi'1-Kur'ân, s. 889. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 69.
[355] Kur'ân-ı Kerim. Nisa. 4/8.
[356] Bk. Hibetullah, Vrk. 22b: İbn Hazm. s.168.
[357] Bk. İbn Kesir. Tefsir, i/455: Alûsî, İV/212.
[358] Buharı. Tefsir, İV/3.
[359] Bk. Taberî, İV/266; İbn Arabî, 1/329: İbn Kesir. 1/455: Kâsımî, V/1132.
[360] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Enam. 6/141; Kalem. 68/17.23-24.
[361] Bk. Kur ân-ı Kerim. Nisa. 4/24.
[362] Bk. Hibetullah. Vrk. 22b: İbn Hazm, s.1170-171.
[363] İbn Kesîr. Tefsir. 1/474.
[364] Bk. Taberi. Tefsir. V/ll-13; İbn Arabî, Tefsir. 1/389; R.Ridâ, Menar, V/12. Elmalıh. II/13.
[365] İbn Kesîr. 1/474.
[366] Müslim, Nikah. 21.
[367] Geniş bilgi için bk. Buharı. 72/28; Müslim, Nikah. 21.
[368] Kur'ân-ı Kerim, Nisa. 4/29
[369] Bk. Taberî. V/31; İbn Arabî. 1/409: Alûsî, V/15; R.Rıdâ. V/41. Nesih kitapları için bk. Hibetullah, Vrk. 21a; İbn Hazrn. s.171.
[370] İbn Arabî. 1/409.
[371] R.Rıdâ, V/41.
[372] Bk. Taberî. V/31; İbn Arabî. I/409; Alûsî. V/15: R.Rıdâ. V/41.
[373] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/57: 168.
[374] Bk. Kurân-ı Kerim. Bakara. 2/173; Mâide. 5/3; Nahl. 16/114.
[375] Mu'cemü'l Vesît. s. 61.
[376] Bk. Kuran-ı Kerim, Enfai. 8/8; İsra, 17/81.
[377] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Mâide 5/90-91.
[378] İbn Kesîr, 1/479; R.Rıdâ. V/41.
[379] Kurân-ı Kerim, Nisa, 4/43.
[380] Bk Hibetullah. Vrk. 21b; Zeyd. s. 837.
[381] Bk. Taberî. Tefsir, 11/96.
[382] Bk. Zeyd. s. 837
[383] Buharî. Ezan. 160.
[384] Bk. Taberî. Tefsir. 11/96 97: İbn Arabi: Tefsir. 1/432: İbn Kesîr. Tefsir. 1/500: Alûsî. Tefsir, V/38: Kâsımî, V/1243: R.Rıdâ, V/113: Elmalılı, 11/1357.
[385] Bk. Taberî. Tefsir. 11/96-97. İbn Arabi: Tefsir. 1/432: İbn Kesir. Tefsir. 1/500: Alûsî. Tefsir. V/38; Kasımı. V/1243: R.Rıdâ. V/113: Elmalılı. 11/1357.
[386] Kur'ân-ı Kerim. Nisa, 4/90.
[387] Bk. HibtftullahT Vrk. 32a; İbn Hazm. s. 172; İsferâînî. S.162.
[388] Bk. Taberî, Tefsir. V/200; İbn Kesir. 1/533.
[389] Bk. Taberî. Tefsir. V/200-202: İbn Kesir. 1/533: Kâsımî- V/1439; Elmalılı, 11/1413.
[390] Bk. Mümrehme. 60/8-9.
[391] Bk. Buhâri. Cizye. 5: Diyet. 30; Ebû Dâvud, Cihâd. 153.
[392] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 69-76.
[393] Bk. Hibetullah. Vrk. 22-25ab; İbn Hazm. s. 173.
[394] Kur'ân-ı Kerim. Mâide. 5/13.
[395] Bk. Hibetullah. Vrk. 23a. İbn Ha2m. s. 172; tsferâînî. s. 164; Zeyd, s. 533.
[396] Taberî. Tefsin V/157-. İbn Kesir. 11/33; R.Rıdâ. VI/285.
[397] Alûsî. Tefsir. VI/90.
[398] Elmalılı, Tefsir. 111/1604.
[399] Bk. Taberî. Tefsir. VI/157-158; İbn Kesir. 11/33; Kâsimî. VI/1917; Elmahlı. 111/1604.
[400] Bk. Kur an-ı Kerim, Âl-i İmrân, 3/159.
[401] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Fussilet, 41/34.
[402] Kur'ân-ı Kerim, Mâide, 5/33.
[403] Bk. Hibetullah, Vrk. 23b; İbn Hazm, s. 173; İsferâînî, s. 164; Zeyd, s. 533.
[404] Bk. Taberi, Tefsir, Vİ/208-209: ibn Arabî, 11/593; ibn Kesir, 11/50.
[405] Bk. Hibetullah, Vrk. 23b: İbn Hazm. s. 173; İsferâînî, s. 164; Zeyd. s. 533.
[406] Buharî. Tefsir. IV/66; Müslim. Kasâme. 9.
[407] Bk. EbûDâvud, Hudûd, 437.
[408] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Âl-i İmrân, 3/89; İsrâ. 17/33.
[409] Kur'ân-ı Kerim. Mâide. 5/108
[410] Bk. Hibetullah, Vrk. 24b; İbn Hazm. s. 174.
[411] Bk. Taberi; Tefsir. VIİ/124.
[412] Bk. İbn Kesîr, 11/111-112; Alûsî. Tefsir. VII/52-54. Kâsımî. VII/2202; R.Rıdâ, VH/224: Elmalık. 111/1837.
[413] Bk. Kasımı, Tefsir. VII/2202. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 76-79.
[414] Bk. Hibetullah. Vrk. 25a; İbn Hazm. s. 175.
[415] Kur'ân-ı Kerim, En'âm, 6/70.
[416] Hibetullah, Vrk. 25a; İbn Hazm, s. 175; İsferâînî, s. 166.
[417] Bk. Taberi, Tefsir, VI1/231; Alûsî, Tefsir, 186.
[418] Bk. Taberi, V1I231-232.
[419] Bk. İbn Kesir, 11/144; Alûsî. V1I/186; Kasım-î,VI/2363.
[420] R.Rıda, Menar, VI1/519.
[421] Bk. Kuran-ı Kerim, Hicr. 15/3-5; Müddessir, 74/11.38,39.
[422] Kur'ân-ı Kerim, En'âm, 6/106.
[423] Bk. Hibetullah, Vrk. 25b; İbn Hazm. s. 176.
[424] Bk. Taberi. Tefsir. VII/308; Alûsî. Tefsir. VIİ/250
[425] Farklı nakiller için bk. İbn Kesîr. H/163: Alûsî, VII/250; Kâsımî, Tefsir. VI/2460.
[426] Alûsî. Tefsir, VII/250.
[427] Bk. Kuran-ı Kerim, Nahl, 16/125.
[428] Ayetler için bk. Nisa. 4/63. 81; En'âm, 6/68: Araf. 7/199: Hicr. 15/94; Secde.32/30; Neon. 53/29.
[429] Bk. Zeyd, a.g.e.. s. 525.
[430] Kur'ân-ı Kerim.En'âm, 6/159
[431] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Enam, 6/151-158
[432] Bk. Hibetullah. Vrk. 26a: İbn Hazm. s 176.
[433] Farklı nakiller için bk. Taberî. Tefsir. VIII/107; İbn Kesir, 11/196; R.Ridâ. V1II/214-215;
Elmalılı. 111/2111
[434] Bk. Kur an-ı Kerim. Bakara. 2/85: Âl-i İmrân, 3/105: Rum, 30/31-32
[435] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 79-83.
[436] Bk. Hibelullah. Vrk 26ab; İbn Hazm. s. 176-177; Zeyd, s. 892.
[437] Kur'ân-ı Kerim. Araf. 7/183.
[438] Kurân-ı Kerim. Araf. 7/199.
[439] Bk. Hibetullah. Vrk. 26b: İbn Hazm. s. 177, İsferâînî. s. 166: Zeyd. s. 892.
[440] Bk. Hibetullah. Vrk. 26b.
[441] Bk. İbn Arabi, 11/823.
[442] Bk Taberî; Tefsir. K/154-155; İbn Arabî, 11/823: İbn Kesir, 11/277. Alûsî, IK/147; Kâsımî, VII/2930; R.Rıdâ. IX/490: Elmalılı İV/2356.
[443] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Âl-i İmrân, 3/159. Bu ayet Hz. Peygamberin durumunu açıklamaktadır
[444] Bk. Taberi; Tefsir, IX/154-155; İbn Arabî, 11/823; İbn Kesir. 11/277: Alûsî, K/147.
[445] Bk. Kur an-ı Kerim, Hac/39.
[446] Buharı, Tefsir, 7/5.
[447] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 83-85.
[448] Ayetlerin nesihlerine dair bk. Hibetullah, Vrk. 27ab-28a; İbn Hazin, s. 177-178: îsfe-râînî, s. 167-168.
[449] Kur'ân-ı Kerim, Enfal, 8/1.
[450] Bk. Hibetullah. Vrk. 28a; İbn Hazm, s. 177478.
[451] Bk. Taberî. K/175; İbn Kesir. 11/284.
[452] Bk. İbn Kesîr. 11/284.
[453] Bk. Taberî. K/176; İbn Kesir. H/284; Alûsî. K/161; R.Rıda. IX/542; Kasımî. VI-li/2947: Elmahli, İV/2366
[454] Bk. Buhari. Tefsir, Enfal.
[455] Kasımî, Tefsir. VII/2947.
[456] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Haşr, 59/7.
[457] Bk. Buharı, Namaz, 56; Gusül, 26; Dârimi, Siyer, 28.
[458] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Enfal, 8/33.
[459] Bk. Hibetullah. Vrk. 27a; İbn Hazm, s. 177.
[460] Bk. İbn Kesir. Tefsir. 11/306.
[461] Bk. Taberî, K/238: İbn Kesîr, Tefsir, 11/306; Alûsî. Tefsir. K/200.
[462] Bk.Kur,an-ı Kerim, Al-i İmran, 3/178.
[463] Ahmed b. Hanbel. Müsned, 111/29.
[464] Bk. Kıır'ân-ı Kerim, Nisa, 4/147.
[465] Geniş bilgi için bk. Taberi, lX/238; İbn Kesir, Tefsir. 11/306; Alûsî, Tefsir, IX/2OO.
[466] Kur'ân-ı Kerîm, Enfal. 8/61.
[467] Hibetullah. Vrk. 27a; İbn Hazm, s. 177; İsferâînî, s. 167.
[468] İbn Kesir. Tefsir, II/322.
[469] Taberi, Tefsir. X/34.
[470] Bk. Zeyd. s. 565.
[471] Bk. Taberi, Tefsir. X/34; İbn Kesir, Tefsir, 11/323; İbn Arabi, 11/876; Alûsî, X/28, Kâ-sımî, Tefsir, VIII/3027; R.Rıdâ, X/78; Elmalılı. IV/2425.
[472] Taberî, Tefsir, X/34.
[473] Zeyd, s. 566.
[474] İbn Kesîr. Tefsir, 11/323.
[475] Kur an-ı Kerim, Enfal. 8/72.
[476] Bk. Hibetullah, Vrk. 27b: İbn Hazm, s. 178.
[477] Taberî, Tefsir, X/51-52.
[478] Taberî, Tefsir, X/53.
[479] Kurtubî, Tefsir. V1II/56.
[480] Bk. Taberî. Tefsir, X/51; İbn Kesîr, Tefsir, 11/328; İbn Arabî. 11/888: Alûsî, X/37; Ka-sımî. Tefsir, Vlll/3055; R.Rıdâ. X/124; Elmalılı, İV/2436.
[481] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/157: Enam. 6/128; Enfal. 8/34; Tevbe. 9/71; Yûnus. 10/62.
[482] Zeyd, s. 741. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 85-90.
[483] Bu ayetle ilgili üçüncü bölümde geniş bilgi verilecektir.
[484] Daha geniş bilgi için bk. Hibetullah, Vrk. 27b-28b: İbn Hazm, s. 178-179; İsferâînî s 167-168.
[485] Kur'ân-ı Kerim, Tevbe. 9/34.
[486] Bk. Hibetullah, Vrk. 28a: İbn Hazm. s. 178.
[487] Kur'ân-ı Kerim, Tevbe, 9/103.
[488] İbn Arabî. 11/930. İbn Kesir. 11/350.
[489] Bk Taberi. Te(sir. X/118-120; İbn Arabi, Tefsir. 11/930; İbn Kesîr, 11/350- Alûsî. X/86; R.Rıda. X/469; Elmahlı. IV/2520.
[490] Bk. Kur'ân-ı Kerim, İsrâ. 17/29.
[491] Bk. Buharî, Zekat, 4; İbn Mâce, Zekat, 3.
[492] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Tevbe, 9/35. tefsiriyle ilgili olarak bk. Zernahşerî, Tefsir, 11/149-150.
[493] Bk. Müslim, Zekat. 26; Ebû Dâvud, Zekat, 32; Ahmed b. Hanbel, 11/262.
[494] Kur'ân-ı Kerim. Tevbe, 9/39.
[495] Kur'ân-ı Kerim. Tevbe. 9/122.
[496] Bk. Taberi, Tefsir, X/l 34-135; İbn Kesir, 11/358.
[497] Bk. Taberi. Tefsir, X/135.
[498] Bk. İbn Kesir, Tefsir, 11/358; Alûsî, Tefsir, X/95-96; Kâsımî. VIH/3155; R. Rıdâ, X/495; Elmalılı, İV/2545.
[499] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 90-93.
[500] Bk. Hibetullah. Vrk. 29ab; İbn Hazm, s. 179-180: Zeyd, s. 893.
[501] Kur'ân-ı Kerim, Yunus, 10/41.
[502] Bk. Hibetullah. Vrk. 29ab; İbn Hazm. s. 179-180: Zeyd. s. 893.
[503] Bk. Taberî. Xl/119.
[504] Alusi, Tefsir. XI/122.
[505] Zeyd, s. 492.
[506] Bk. Şuarâ, 26/216: Mümtehıne, 61/4; Kâfirim. 109/1-6.
[507] Kuran-ı Kerim. Yûnus. 10/108-109.
[508] Bk. Hibetullah. Vrk. 29a; İbn Hazm. s. 180: Zeyd. s. 893.
[509] Bk. Taberî, Tefsir, XI/178.
[510] Bk. Alûsi. Tefsir, XI/201-202.
[511] Bk. İbn Kesir. 11/434-435; R.Rıdâ. XI/492-493; Kâsırnî, Tefsir. IX/3406: Elmalıh IV/2748.
[512] Bk. Zeyd. s. 522.
[513] Bk. Kuran-ı Kerim, Âl-i İmrân, 3/200
[514] Bk. Kur an-ı Kenm. Gaşiye. 88/21-22.
[515] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 93-96.
[516] Bk. Hibetullah. Vrk. 29ab: İbn Hazin. s. 180: İsferâînî. s. 168: Zeyd, s. 893.
[517] Konuyla ilgili gniş bilgi için bk. Hibetullah, Vrk. 29b; İbn Hazm, s. 180-181; İsferâînî, s. 168-169; Zeyd, s. 894.
[518] Hibetullah, Vrk. 29ab; İbn Hazm. s. 180; İsferâînî. s. 168; Zcyd. s. 893.
[519] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 96.
[520] Bk. Hibetullah. Vrk. 30a; İbn Hazm, s. 181-182; Zeyd, s. 894.
[521] Kur'ân-ı Kerim, Hicr, 15/85.
[522] Bk. Hibetullah, Vrk. 30a.
[523] Kuran-, Kerim. Tevbe, 9/5.
[524] Bk. Taberî, XIV/51.
[525] Alusi, Tefsir' XIV/77
[526] Bk. İbn Kesir, Tefsir, 11/556; Kâsırnî, X/3768; Elmalılı, V/3074.
[527] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Sad. 38/27; Necm. 53/31.
[528] Kur'ân-ı Kerim, Hicr, 15/94.
[529] Bk. Hibetullah, Vrk. 30a; İbn Hazm, s. 181.
[530] Bk. Taberî, Tefsir. XIV/69.
[531] Bk. Alûsî, Tefsir. XIV/86.
[532] Bk. İbn Kesîr. Tefsir. 11/559: Kasımı, X/3773: Elmalılı, V/3079.
[533] Zeyd. s. 526.
[534] Kur’ân-ı Kerim. Mâide. 5/67.
[535] Kuran-ı Kerim, En'âm. 6/106,70.
[536] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 97-99.
[537] Bk. Hibetullah. Vrk, 30ab; İbn Hazm. s. 182; Zeyd. s. 894
[538] Kurtubî, Tefsir, X/128.
[539] Bk. Taberi, Tefsir. XIV/138
[540] Bk. İbn Arabî, Tefsir. 111/1151. İbn Kesir. Tefsir, 11/574; Alûsî, X1V/179-18O; Kasımi, Tefsir, X/3824.
[541] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Nahk. 67; Bakara. 2/219; Nisa. 4/43: Mâide, 5/90-91.
[542] Bk. Zeyd, s. 450-455.
[543] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 99-100.
[544] Bk. Hibetullah. Vrk. 30b; İbn Hazrn. s. 183: Zeyd. 895.
[545] Kur'ân-ı Kerim. İsrâ, 17/24.
[546] Kur'ân-ı Kerim. Tevbe, 9/113.
[547] Taberî, Tefsir. XV/68.
[548] Bk. İbn Arabî, III/1197; İbn Kesir. III/34; Alûsî, XV/57-5g; Elmalılı, V/3176.
[549] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 100-101.
[550] Bk. Hibetullah. Vrk. 31 ab: İbn Hazm. s. 184; Zeyd. 895.
[551] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 101.
[552] Bk. Hibetullah. Vrk. 31 ab; İbn Hazm, s. 184; Zeyd. 895.
[553] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 101-102.
[554] Bk. Hibetullah, Vrk. 32 a: İbn Hazm. s. 185; Zeyd, 895.
[555] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 102.
[556] Bk. Hibetullah. Vrk. 32 b: İbn Hazm. s. 185. Zeyd. 895.
[557] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 102.
[558] Bk. Hibetullah. Vrk. 32b: İbn Hazm, s.186-187: Zeyd. 896.
[559] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 102-103.
[560] Bk. Hibetullah. Vrk. 33ab.
[561] Bk. Kurtubî, Tefsir. XİI/172-182.
[562] Bk. Kurtubî. Tefsir. Xll/212-213.
[563] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 103.
[564] Bk. Hibetullah. Vrk. 35b; İbn Hazm, s. 188.
[565] Kuran-ı Kerim. Türkân, 25/68-69.
[566] Bk. Buharı, Tefsir 25; Müslim. Tefsir, 20: İbn Hanbel, 1/240.
[567] Bk. Taberi. Tefsir. XIX/45-46.
[568] Taberî, Tefsir. XIX/45-46.
[569] Bk. İbn Kesîr, Tefsir. 111/226: Alûsî. Tefsir. XX/47-48: Kâsımî, Tefsir. X!I/4590; Elma-lıh, Tefsir, V/3613.
[570] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 103-104.
[571] Bk. Hibetullah, Vrk. 35b. İbn Hazm, s. 188.
[572] Bk. Hibetuilah. Vrk. 35b; İbn Hazm. s. 189.
[573] Bk. Taberi, tefsir, XIV/25: Kurtubî Tefsir, XIII/247.
[574] Bk. Hibetullah, Vrk. 36ab; İbn Hazm. s. 189
[575] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 104-105.
[576] Bk. Hibetullah. Vrk. 36a: İbn Hazm. s. 189
[577] Kur'ân-ı Kerirn. Ankebut, 29/46
[578] Bk. Taberî. Tefsir, XXI/2: İbn Kesîr Tefsir. 111/414; İbn Arabî. Tefsir, III/1487.
[579] Bk. Hibetullah, Vrk. 36a; İbn Hazm, s. 189.
[580] Taberi. Tefsir. XXl/2.
[581] Bk. Taberî. XXI/2-3; İbn Kesir. IH/415; İbn Arabî. IH/1487: Alûsî. Tefsir. XXI/2; Kâ-sımî, Tefsir. XI1I/1753; Elmalılı,. V/3783.
[582] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 105-106.
[583] Bk. Hibetullah, Vrk. 36a: Zeyd. s. 897.
[584] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 106.
[585] Kur'ân-ı Kerim. Lokman, 31/23.
[586] Bk. Hibetullah. Vrk. 36a: Zeyd. s. 897.
[587] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 106-107.
[588] Kurân-ı Kerim. Secde. 32/30.
[589] Bk. Hibetullah, Vrk 36a; Zeyd. s. 897.
[590] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 107.
[591] Bk. Hibetullah. Vrk. 36a: İbn Hazm, s. 190; Zeyd. s. 897.
[592] Bk. Kurtubî, Tefsir. XIV/202
[593] Bk. Taberi, Tefsir, XXH/18-19; İbn Kesir, VI/430-431; Kasımı. Tefsir. XIII/4881.
[594] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 107-108.
[595] Kuran-ı Kerim. Sebe. 34/25.
[596] Bk. Hibetullah. Vrk. 36b: îbn hazm. s. 190: Zeyd. s. 897.
[597] Bk. Kurân-ı Kerim. Müddessir. 74/38: Tur. 52/21; Zilzal 99/7-8; Tefsiriyle ilgili bk İbn Kesîr, 111/379.
[598] Bk. Kuran-ı Kerim. Müddessir. 74/38; Tur. 52/21: Zilzal. 99/7-8; Kaya, Remzi, Kur'ân-] Kerim ve Kitab-ı Mukaddesle Helal ve Haram Gıdalar, İst, 1999. s. 202-203.
[599] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 108.
[600] Bk. Hibelullah, Vrk. 36a: Zeyd. s. 897.
[601] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 108.
[602] Bk. Hibetullah, Vrk. 37a; Zeyd, s. 897.
[603] Bk. Mucahid, Tefsir, Sâffât Sûresi
[604] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 109.
[605] Bk. Hibetullah, Vrk. 37a: Zeyd, s. 897.
[606] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 109.
[607] Bk. Hibetullah, Vrk. 37ab; İbn Hazm, s. 191-192; Zeyd, s.898.
[608] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 109-110.
[609] Bk, Hibetullah. Vrk. 37b: İbn Hazm, s. 191-192; Zeyd, s. 898.
[610] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 110.
[611] Kur'ân-, Kerim. Fussilet. 41/24.
[612] Bk. Hibetullah, Vrk. 38a; İbn Hazm, s 191-192: Zeyd, s. 899.
[613] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 110.
[614] Bk. Hibetullah. Vrk. 38ab; İbn Hazm. s. 192: Zeyd. s. 899.
[615] Kuram Kerim, Şûra, 42/40-41
[616] Bk. Taberi. Tefsir. XXV/38-39.
[617] Konuyla ilgili bk. Taberî. XXV/38-39; İbn Kesir, IV/118-120; Alûsî, XXV/48: Kasımı, XIV/5250.
[618] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 110-111.
[619] Kur'ân-ı Kerim, Zuhruf, 43/89.
[620] Bk. Taberî, Tefsir, XXV/106.
[621] Taberî. Tefsir, XXV/106.
[622] Alûsî. Tefsir. XXV/110.
[623] Kâsımî, XIV/5291: Eimaiıh. VI/4289.
[624] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 112.
[625] Bk. Ali b- Abdullah İbn Cevzî, Nâsihu'l Kur'âni ve Mensûhahu, Thk. Hasarı Salim, Şam 1990, s. 510.
[626] Bk. Hibetullah. Vrk. 39a: İbn Hazm, s. 195; Zeyd, s. 551.
[627] Bk. Kurân-ı Kerim, Âl-i İmrân. 3/200.
[628] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 112-113.
[629] Kur'ân-ı Kerim, Câsiye, 45/14.
[630] Bk. Hibetullah, Vrk. 39a; İbn Hazm, s. 195; Zeyd, s. 551.
[631] Bk. Mekki b. Ebî Talip el Kaysî, el-İzah li Nâsihİ'l Kur'ân'i Ve Mensûhıhî Thk. Ahmed Hasan, Şam 1986; s. 409.
[632] Bk. Taberî Tefsir, XXV/114-145.
[633] Taberî Tefsir, XXV/144-145.
[634] İbn Kesîr, Tefsir. İV/149.
[635] Bk. Alûsî Tefsir, XXV/147: Kâsımi Tefsir. X1V/5351; Elmalılı, VI/4316.
[636] Zeyd, Mustafa, a.g.e.. s. 552,
[637] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 113-114.
[638] Bk. Hibetullah, Vrk. 39b; İbn Hazm. s. 195: İsferâînî, s. 173.
[639] Bk. Taberî XXVI/7; İbn Kesîr, IV/155.
[640] Taberî. XXVI/8.
[641] Bk. Alûsî. XXVI/9; Kasımî. XV/5342; Elmalık, VI/4334.
[642] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 114-115.
[643] İbn Cevzi s. 522.
[644] Nesihle ilgili bk. Hibetullah, Vrk. 41a-, İbn Hamı.
[645] Kur'ân-ı Kerîm. Muhammed. 47/4.
[646] Bk. Taberî Tefsir. XXVI/42; İbn Kesîr, IV/173.
[647] Taberî Tefsir, XXVI/42.
[648] İbn Kesir. IV/173.
[649] Bk. Kâsımî. XV/5375; Elmalılı, VI/4373-4375. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 115-116.
[650] Bk Hibetullah, Vrk. 41a: İbn Hazm. s. 196.
[651] Bk. Mekki b. Ebî Talip, a.g.e.. s. 417.
[652] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 116.
[653] Bk. Hibetullah. Vrk. 41a; İbn Hazm. s. 196.
[654] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 116.
[655] Bk. Hibetullah, Vrk. 41a.
[656] Bk. Taberi, tefsir. XVII/32; Âlûsî. Tefsir. XVII/36.
[657] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 117.
[658] Bk. Hibetulla, Vrk. 41b; İbn Hazm, s. 197.
[659] Bk. Taberî. Tefsir, XVII/74
[660] Bk. Kuran-. Kerim. Leyi. 92/4-10.
[661] Konuyla ilgili geniş bilgi için bk. Taberî, Tefsir. XVIİ/74. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 117.
[662] Kur'ân-ı Kerim, Kamer, 54/6.
[663] Bk. Hibetullah, Vrk. 41b; İbn Hazm. s. 197.
[664] Taberi, Tefsir, XVII/88.
[665] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 117.
[666] Bk. Hibetullah, Vrk. 42b; İbn Hazm, s. 198.
[667] Kur'ân-ı Kerim, Mümtehıne, 60/8.
[668] Bk. Taberî Tefsir, XXVIH/66; İbn Arabî. İV/1785.
[669] Bk. Taberî, XXVIİI/66; İbn Kesir, İV/349: Kâsımî, XVl/5769; Elmalıh, Vll/4904.
[670] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Nahl, 16/90.
[671] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Nahl. 16/90.
[672] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 118-119.
[673] Bk. Hibetullah, Vtk. 43b; İbn Hazm, s. 200.
[674] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Âl-i İmrân, 3/178; Araf, 7/182-183.
[675] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 119.
[676] Bk. Hibetullah, Vrk. 43b; İbn Hazm. s. 200; Zeyd, s. 523.
[677] Kur'ân-ı Kerim, Tevbe, 9/5.
[678] Bk. Taberî, XXIX/72.
[679] Taberî Tefsir, XXIX/73.
[680] Bk. İbn Kesîr, IV/420; Alûsî, XXlX/58; Kâsımî, XVl/5926; Elmalılı, V1Iİ/5356.
[681] Abdullah İbn Cevzî. a.g.e., s. 546.
[682] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 119-120.
[683] Bk. Hibetullah, vrk. 44a; İbn Hazm. s. 200-201; İsferâînî. s. 177.
[684] Abdullah İbn Cevzî, a.g.e.. s. 550.
[685] Taberi, Tefsir,XXIX/134.
[686] İbn Arabî. IV/1880.
[687] Bk. İbn Kesir. IV/437: Alûsî. XXVIII/107: Kâstmî, XVI/5961; Elmalılı, VIII/5432.
[688] Bk. Kur an-ı Kerim. Lokman. 31/15: Kâf. 50/39: Meâric. 70/5.
[689] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 120-121.
[690] Kur'ân-ı Kerim. Kıyame. 75/16.
[691] Bk, Hibetullah, Vrk. 44b.
[692] Konuyla ilgili bk, Taberi, XXX/18; İbn Kesir. İV/449: İbn Arabî, İV/1894.
[693] Bk. Hibetullah, Vrk. 44b.
[694] Kuran-ı Kerim, Abese, 80/12.
[695] Bk. Hibetullah, Vrk. 45a.
[696] Konuyla ilgili bk. Taberi, XXX/53; İbn Kesir. IV/471.
[697] Bk. Hibetullah. Vrk-45a.
[698] Taberî_ XXX/84; İbn Kesir. İV/480.
[699] Bk. Hibetullah. Vrk. 45a.
[700] Bk. Kurtubî, Tefsir, XX/12.
[701] İbn Cevzî, a.g.e., s. 555.
[702] Taberî, XXX/150; İbn Kesir, VI1/368; Elmalılı. IX/133. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 121.122.
[703] Kur'ân-ı Kerim, Gâşiye, 88/22.
[704] Bk. Hibetullah, Vrk. 45b: İbn Hazm, s. 202.
[705] Taberi. Tefsin XXX/166.
[706] Bk. Buhari, İman, 17,28: Müslim. İman, 33; Ahmed b. Hanbel, Müsned. İV/8.
[707] Bk. İbnArabî. İV/1924.
[708] Bk. İbn Kesir. İV/504; Alusî Tefsir, XXX/117. Kasımı, XVII/6242; Elmalılı, VIII/5787
[709] Bk. Kuran-ı Kerim. Bakara. 2/256.
[710] Bk. Kuran-ı Kerim. Hûd, 11/118.
[711] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Râ'd, 13/40; Kasas, 28/56; Kâf. 50/45.
[712] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 123-124.
[713] Bk. Hibetullah, Vrk.'46a; İbn Hazm, s.203.
[714] Kurtubî, Tefsir. XX/117.
[715] Taberi. XXX/250; İbn Kesîr, IV/257: İbn Arabi. IV/1953.
[716] Bk, Hibetullah. Vrk. 46a-, İbn Hazm. s. 203.
[717] Nesih edilmediğine dair bilgiler için bk. Taberî. Tefsir. XXX/250; Âlûsi. Tefsir, XXX/177.
[718] Bk. Hibetullah, Vrk 46a; İbn Hazm. s. 203
[719] Kurtubî, Tefsir, XX/229.
[720] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/256.
[721] Bk. Taberî. XXX/331; İbn Kesir. İV/561
[722] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Zilzal, 99/7-8.
[723] Bk. Kuran-ı Kerim, Nahl, 16/125.
[724] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 124-125.
[725] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 129.
[726] Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/183.
[727] Hibetullah Vrk. 10a-ll b.
[728] Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/187.
[729] Taberî Tefsir, 11/131; İbn Arabî. 1/90.
[730] İbn Kesîr, Tefsir, 1/213.
[731] Alûsî, Tefsir, 11/56.
[732] Bk. Taberî, Tefsir, 11/132; R.Rıdâ, 11/175; Elmalılı, 1/625.
[733] Bk. Kitab-ı Mukaddes, Levililer, 16/29,31: I. Samual, 7/6; 31/13: II Samual. 1/12; 12/22; Ezra, 8/21,23; Matta, 6/16-18; Geniş bilgi için bk. Rabinson, David. Concor-dance To The Good News Bible. New York 1976, s. 354-355.
[734] Nüzulüyle ilgili bk. İbn Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân, 1/89.
[735] Bk. İbn Kesîr, 1/120; İbn Arabî, 1/89.
[736] Buharİ, Savm, 15.
[737] İbn Kesîr, 1/120; İbn Arabî, 1/89; R.Rıdâ, 11/175.
[738] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Araf. 7/157.
[739] Bk. Kur'&n-ı Kerim. Nemi. 27/76
[740] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Âl-i İmran, 3/50.
[741] Konuyla ilgili bk. Zerkânî. 11/259. Zeyd. s. 635-639.
[742] Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/184.
[743] Bk. Hibetullah. Vrk. llb; İbn Hazin. s. 162; İsferâînî. S.155.
[744] Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/185.
[745] Buharı, Tefsir, 11/26.
[746] Bk. İbn Kesîr Tefsir, 1/215; İbn Arabî, 1/180; Alûsî, 11/59; Kasımî, 111/185; Elmalılı,1/632.
[747] Buharı, Tefsir, 11/25.
[748] Buharı, Tefsir, 11/26.
[749] Bk. Râzî, Tefsir. V/79; Ebnahlı, 1/638.
[750] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/185.
[751] Bk. Sabûnî. 1/211.
[752] Zeyd, s. 644.
[753] Geniş bilgi için bk. Kurtubî, Tefsir, 11/288; Elmalılı, Tefsir. 1/638.
[754] Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/217.
[755] Bkz. Hibetullah, Vrk, 12 ab; Suyutî, 11/29.
[756] Bkz. İbn Arabî, 1/147.
[757] Bkz. Sabûnî, 1/264. Daha geniş bilgi için bkz. Taberî, 11/353-355; İbn Arabî, 1/147.
[758] Bkz. Alûsî. 11/108, Kasımı, 111/547.
[759] Bkz. Zeyd. a.g.e.. s. 661.
[760] Bkz Sabûnî. a.g.e., 1/264.
[761] Razî, Tefsir, VI/31.
[762] Bkz. Sabûnî, a.g.e., 1/264.
[763] Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/284.
[764] Hibetullah. Vrk. 16b.
[765] Kur'an-ı Kerim. Bakara, 2/286.
[766] Bk. Buharî. Tefsir, Bakara, 55: Müslim. İman, 80-, Ahmed b. Hanbel, 11/412.
[767] Taberî, Tefsir, 111/149: Alûsî, Tefsir, 111/64-65: Kâsımî, 111/725-726: R.Rıdâ. 111/139; El-mahiı, 11/990.
[768] Bk. Mekki b. Ebî Talip el-Kaysî, Li Nâsihi'l Kur'âni ve Mensuhıhî, s. 200.
[769] Bk. Kur ân-ı Kerim. Bakara. 2/225: Âl-i İmrân, 3/29; Tâ'hâ. 20/7.
[770] Zeyd, s. 608.
[771] Konuyla ilgili geniş bilgi için bk. Kurtubî, Tefsir. 111/421-424. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 129-135.
[772] Kurân-ı Kerim. Âl-i İmrân, 102.
[773] Kur'ân-ı Kerim. Tegâbün. 64/16.
[774] Bk. Taberî. İV/29; İbn Kesîr. 1/388; Kasımı. IV/912. Hibetullah. Vrk. 17b: îbn Hazm, s. 167; Suyııtî. el-İtkân, 11/30.
[775] Bk. Taberî. İV/27; Alûsî, IV/17; Elmalılı. 11/1153.
[776] Bk. R. Rıdâ. İV/19.
[777] Bk. Taberî. Tefsir. İV/29; İbn Kesîr, 1/38; Alûsî. Tefsir. IV/17: R.Rıda. IV/19.
[778] ".. (Allah'ın) kullan içinden ancak bilginler. Allah'tan korkar..." Kur'ân-ı Kerim, Fâ-tır, 35/28.
[779] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 135-136.
[780] Kur'ân-ı Kerim. Nisa. 4/33.
[781] Bk. Hibetullah. Vrk. 21b; İbn Hazm. s. 171: Suyutî. el-İtkân, 11/30.
[782] Kuran-i Kerim. Enfal, 8/75
[783] Buharı, Tefsir, 4/8.
[784] Taberî. Tefsir, V/52.
[785] Taberî, Tefsir, V/52.
[786] İbn Arabî, 1/415; Alûsî. V/22-23: R.Rıdâ. V/66
[787] Bk. Taberî, V/52; Alûsi, V/23; R.Rıda. V/66; Elmalılı, 11/1347,
[788] Taberî, V/52; İbn kesîr. 1/489; R.Rıdâ. Menar. V/66.
[789] İçki yasağında görüldüğü gibi alışkanlıklar birden yasaklanmamış, üç aşamalı bir metod ile kötülüğün önlenmesi sağlanmıştır. Bk. Bakara, 2/219; Nisa, 4/43; Mâide. 5/90-91.
[790] Bk, Kur'ân-ı Kerim, Mâide. 5/2,
[791] Bk. Taberî, Tefsir, V/55.
[792] Bk. Suyutî, 11/30.
[793] Bk. Zeyd, a.g.e., s. 701.
[794] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 136-137.
[795] Kur'ân-ı Kerim, Mâide, 5/42.
[796] Bk. Hibetullah, Vrk. 23b: İbn Hazm, s. 173-174; Suyutî. 11/30.
[797] Kur'ân-ı Kerim. Mâide, 5/48.
[798] Bk. İbn Kesîr, 11/60; Mücâhid. 1/197. Elmalık, III/1688.
[799] Bk. Taberî. VI/245.
[800] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Mâide Sûresi. 5/68.
[801] Bk Taberî. VI/246; İbn ArabV. 11/624; Alûsî. VI/141; R.Rıdâ. VI/394: Kâsımî. VI/1992. Elmalılı, 111/1688.
[802] Taberî. VI/246.
[803] Alûsî, VI/141.
[804] R.Rıdâ. Menar, VI/394.
[805] Zeyd. s. 716.
[806] Bk R. Rıdâ. Menar, Vİ/394.
[807] Kur'ân-ı Kerim, Mâide 5/2.
[808] Bkz. Hibetullah, vrk, 23 a; İbn Hazm. a.g.e.. s. 173; Zerkânî, II/264; Suyûtî, II/30.
[809] Bkz. İbn Kesîr, Tefsir, II/4
[810] Taberî. Tefsir. VI/60.
[811] Taberî. Tefsir. VI/61.
[812] Bkz Taberî. Tefsir. Vİ/61; İbn Kesîr. Tefsir. 11/4; Alûsi, Tefsir. VI/54; Elmalık. Tefsir. 111/1554.1555.
[813] Bkz. R. Rıdâ. Menar. Vl/126 Zeyd. a.g.e., s. 790.
[814] Kur'ân-ı Kerim, Mâide, 5/106.
[815] Hibetullah. Vrk. 24a; Suyutî. 11/30.
[816] Bk. Taberî. Tefsir. VI1/106.
[817] Vahidi. Esbâbün-Nüzül, s. 120.
[818] Bk. Taberî. Tefsir. VII/106-107; İbn Arabî. H/1723; İbn Kesir, Tefsir. 11/111: Alûsî, Tefsir. VII/48; Kasımı, Tefsir, VI/2194: Elmalılı. Tefsir, III/1833.
[819] Bk. Suyutî. İtkân. 11/30.
[820] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 138-141.
[821] Kur'ân-ı Kerim, Enfal 8/65.
[822] Kur'ân-ı Kerim, Enfal 8/66.
[823] Hibetullah, Vrk. 270.
[824] Bkz. Taberi, Tefsir. X/39
[825] Bkz. Taberî. Tefsir, X/47; İbn Arabi. 11/ 877: İbn Kesir. Tefsir. 11/324.
[826] R.Rıdâ, X/92-93.
[827] Bk. Elmalılı. M. Hamdı Yazır, Tefsir, İV/251.
[828] Bk. Kurân-ı Kerim, Bakara, 2/156-160; Nisa, 4/71-77: Enfal, 8/49-65.
[829] Buhari. Tefsir, Enfal, 66 ve 68.
[830] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 141-143.
[831] Kurân-ı Kerim. Tevbe. 9/41.
[832] Hibetullah. Vrk. 28b; Suyutî, 11/30.
[833] Kur'ân-ı Kerim. Tevbe. 9/122.
[834] Bk. İbn Kesir, Tefsir, 11/400.
[835] Alûsî. Tefsir. X/104.
[836] Bk. İbn Kesîr. Tefsir, II/400; Suyûtî. 11/30.
[837] Nüzulüyle ilgili bk. Razi. Tefsir. XVI/70.
[838] Bk. Tabcrî, Tefsir, X/140: İbn Arabî, H/954; Alûsî, Tefsir, X/104; R.Rıdâ, X/537; Kâ-sımî, Tefsir, V1I/3161; Elmalılı, Tefsir, IV/2548.
[839] Zeyd. s. 744-745.
[840] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 143-144.
[841] Kur'ân-ı Kerim, Nur, 24/3.
[842] Kuran-ı Kerim, Nur, 24/32.
[843] Bk. Suyûtî, 11/30; Zerkânî, 11/267.
[844] Bk. Taberî, Tefsir, XVllI/75; İbn Arabî, 111/1331; İbn Kesir. Tefsir, 111/264.
[845] Bk. Elmalılı, Tefsir, IV/3475. Farklı nakiler için bk. Alûsî, Tefsir, XVIIl/87-88.
[846] Taberî, Tefsir, XVIlI/70-75.
[847] Taberî, Tefsir, XVIII/75
[848] İbn Arabi. Tefsir. III/1331.
[849] Bk. Alûsî, Tefsir. XVIII/87-88; Kâsimî, Tefsir, XİI/4444; Elmalıli; Tefsir, IV/3475.
[850] Bk. Zerkânî, 11/267
[851] Bk. Kurân-ı Kerim. Nisa. 4/24.
[852] Bk. Kuran-ı Kerim. Bakara. 2/105; Beyyine. 98/6.
[853] Bk. Kuran-ı Kerim. Bakara. 2/221.
[854] Bk. Zeyd. Mustafa, s. 795-797.
[855] Kur'ân-ı Kerim, Nur, 24/1.
[856] Geniş bilgi için bk. Kurtubî. Tefsir, XII/167-171: Mekki bi Ebî Talip el Kaysî. Li nâsihi'l Kur'ân'i ve Mensûhıhî. s. 359-361.
[857] Kur'ân-ı Kerim. Nur. 24/58.
[858] Kur'ân-ı Kerim. Nur. 24/59.
[859] Bk. Hibetullah. Vrk. 35a. îbn Hazm. s. 186: Suyutî. 11/30.
[860] Bk Taberî. XVIII/162: Îbn Arabî. III/1395-1394-. jbn Kesîr. IH/303' Alûsî. XV1II/2O9; Kâsımî XlI/4547; Elmalılı, IV/3538.
[861] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 144-147.
[862] Kurân-ı Kerim. Ahzap. 33/52.
[863] Kur'ân-ı Kerim. Ahzap. 33/50.
[864] Bkz Hibetullah. Vrk.36b. Suyutî. 11/30; Zerkanî. 11/267.
[865] Tirmîzî. Tefsir, 34.
[866] Suyutı. 11/30: Alûsî. XXII/66.
[867] Taberî. XXII/30.
[868] İbn Arabi. 111/1571.
[869] Zeyd, a.g.e., s, 766.
[870] Bkz. İbn Kesir. Tefsir. 11/502; Alûsî. Tefsir. XXIİ/66: Kâsımî. Tefsir. XIII/4889
[871] Elmalılı, Heyet İst.. Ts.VI/328.
[872] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 147-148.
[873] Kur'ân-ı Kerim, Mümtehıne. 60/11.
[874] Konuyla ilgili bk. İsferâînî, s. 176; Suyutî, 11/30. Zerkânî, 11/269.
[875] Konuyla ilgili geniş bilgi için bk- Taberî. Tefsir. XXVIlI/77; İbn Arabî. IV/1790; İbn Kesir. Tefsir, İV/352; Alûsî, Tefsir, XXVIII/28-29; Kâsımî, Tefsir, XVl/5773; Elmalılı. Tefsir, VII/4915.
[876] Suyutî. Itkân. 11/30.
[877] Zeyd, s. 798-802.
[878] Konuyla ilgili geniş bilgi için bk. Taberî, XXVIIİ/77; fon Arabî. İV/1790; İbn Kesir. IV/352; Alûsî, XXVIII/28-29; Kâsımî, XVl/5773; Elmalılı, VI1/4915.
[879] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 148-150.
[880] Bk Kur'ân-ı Kerim. Nisa, 4/82.
[881] Konuyla ilgili bk. Kur'ân-ı Kerim, Nemi, 27/96; Mâide, 5/14-15; Nahl. 16/64.
[882] Bkz. Râzî, Tefsir, 01/227; Amidî, el-lhkam fi Usuli'l-Ahkam, 111/108.
[883] Suyutı, el-itkan fi Ulûmi'l-Kur'ân, 11/31; Tevbe, 9/5.
[884] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 150-152.
[885] Kur'ân-ı Kerirn, Bakara. 2/115.
[886] Bkz. Hibetullah, en-Nâsih ve'1-Mensuh, vrk. 8 ab.
[887] Bkz. İbn Kesîr. Tefsir. 1/157.
[888] Taberî, Tefsir, 1/502.
[889] Taberi, Tefsir. 1/505.
[890] Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, 1/528.
[891] Vahidî. Esbabı/n-Nüzûl, s. 20,
[892] Bkz Buharı, (Tefsir) Bakara 19: Müslim, 11/65.
[893] Kur'ân-ı Kerim, Bakara Sûresi, 2/144.
[894] Bkz. İbn Kesîr, 1/193; Buharî, (Tefsir) Bakara 19; Müslim, 11/65.
[895] Konuyla ilgili bk, Muharnıned Hamidullah. İslâm Hukukunun Kaynaklan Açısından Ki-tab-ı Mukaddes, (Ter. İbrahim Canan) A.Ü. İslâmî, I. Fak. Der. Ank. 1980. IV/313-320; Zekiyyüddin Sa'ban, İslâm Hukuk İlminin Esasları (Usûlü'l Fıkıh) Ter. İ. Kafi Dönmez. Ank. 1999, s. 208-212.
[896] Kurân-ı Kerim, Bakara, 2/180.
[897] Bkz. Hibetullah. a.g.e.. vrk. 10 a: İbn Hazm, s. 161.
[898] Ebû Dâvud, Vasâye 5.
[899] Dârimi, Vasâye 28.
[900] Buharî, Vasâye, 6; Ebû Dâvud, Vasâye 6: Tirmîzİ, Vasâye 5.
[901] Serahsî, Usûlü's-Serahsi 11/69.
[902] Taberî. 11/116; İbn Arabî. 1/71: İbn Kesîr. 1/211: Alûsi, 11/53-54; Elmalılı, 1/614.
[903] Serahsî, a.g.e.. 11/53; Suyûtî. 11/29. 1/0
[904] Bkz. Zeyd, en-Nesh fi'1-Kur'ân, s. 776.
[905] Konuyla ilgili geniş bilgi için. Bk. Ahmed Hulusi Efendi, Şerhu's-Siraciyye fil Ferâiz, b. T. 1322.
[906] Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/240.
[907] Kuran-ı Kerim, Bakara. 2/234.
[908] Kur'ân-ı Kerim, Talak. 65/4.
[909] Bkz. Buharı (Tefsir), Bakara. 41.
[910] Bkz. Ebû Dâvud, Talak, 42; Nesaî, Talak, 65.
[911] Bkz. Taberî, 11/581-582; İbn Arabî. 1/207; İbn Kesîr, 1/296; Alûsî, 11/259; Kasımı. 111/632-633; R.Rıda, 11/446; Elmalılı, II/817.
[912] Kurtubî. Tefsir. IIİ/226.
[913] Kurtubî. Tefsir. 111/226; Elmalılı. Tefsir. 11/131.
[914] Elmalılı, Tefsir, 11/131.
[915] Bkz. İbn Arabî. Tefsir. 1/207: İbn Kesir. 1/296.
[916] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 152-158.
[917] Kur'ân-ı Kerim, Nisa, 4/15.
[918] Şafiî, a.g.e., s. 58: Hibetuliah. vrk, 19b.
[919] İbn Kesîr, Tefsir, 1/462; Diğer rivayetler için bkz. Taberî. Tefsir. IV. 293; Alûsî. Tefsir. IV. 235; R. Rıdâ, Menar. IV. 436.
[920] Kur’an-ı Kerim. Nur. 24/2.
[921] Müslim. Hudûcl 14; Ebû Dâvud, Hudûd 23; Tirmizî, Hudûd, 8.
[922] Bkz. Taberi, Tefsir. IV/293-294; Kurtubî. Tefsir. V/S4. İbn Kesir. 1/462; Alûsî. Tefsir. İV/235; Elmablı. Tefsir. 11/1314.
[923] Konuyla ilgili bk. Kurtubî. Tefsir. V/8687; Şah Veliyyullah Dihlevî, el-Fevzu 1-Kebir fî Uaûli't-Tefsir, Trc. M. Sofuoğlu. İst 1980. s. 41-42.
[924] Konuyla ilgili olarak Bkz. Mekkib. Ebî Talip el- Kaysî, a.g.e., s. 213-215- Elmalılı, (Azim Y.Y} 11/530. Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 158-160.
[925] Kur'ân-ı Kerim, Mücadele Sûresi 58/12.
[926] Kur'ân-ı Kerim, Mücadele Süresi, 58/13,
[927] Bkz. Hibetullah a.g.e.. Vrk. 42 ab, İbn Hazm, a.g.e.. s. 197-198; Suyutî. a.g.e.. 11/30: Zerkanî, II/268
[928] Bkz. Taberî. XXVIİI/20; İbn Kesir. İV/326: Alûsi. XXVIII/31.
[929] Bkz. Taberi. XXVIII/21; İbn Kesir İV/327; Kasımı. XVI/5724.
[930] Bkz. Taberî. XXVIII/19-22; İbn Arabî, İV/1762; İbn Kesir. IV, 326-27: Alûsî. XXVIII; Kasımı, XVI,5724; Elmalılı, VII, 5798-99.
[931] Zeyd, a.g.e., s. 819.
[932] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 160-161.
[933] Geniş bilgi için bk. Zemahşeri, Tefsir, UV/151-155.
[934] Kur'ân-ı Kerim, Müzzemmil 74/1-3.
[935] Bkz. Hibetullah, a.g.e., vk, 44a; İbn Hazm, a.g e., s .200: Suyuti, II, 30; Zerkanî, II,269.
[936] Müslim, I, 513; Nesâi, III, 199.
[937] Bkz. Taberî, XXIX, 125; İbn Arabî, IV. 1881- İbn Kesir. IV.436; Alûsi, XX1X,125: Elmalılı, VIII, 5437.
[938] Taberî, XXIX. 125; İbn Kesir. IV. 437- Elmalılı. VllI. 5437.
[939] Taberî. XXIX, 141; İbn Kesir, a.g.e.; Alûsi, XXIX. 111; Elmalılı, VII, 5437.
[940] Şafiî, a.g.e., s. 58-59.
[941] Bkz. Taberî. XXIX. 124: İbn Arabi, IV. 1881: ibn Kesir. IV, 437; Alûsi, XXIX. 111-112; Elmalıh, VII, 5437-5438
[942] Kâsimî, XVI, 5965.
[943] İbn Arabi, IV, 1882.
[944] Zeyd, a.g.e., s. 809.
[945] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 161-164.
[946] Bizde aynt kanaati taşımaktayız. Zira nafile olan ibadetler isteğe bağlı ibadetlerdir. Yapılmadığı zaman bir sorumluluk getirmemektedir.
[947] Bk. Bakara. 2/105; Ra’d 13/39; Nahl. 16/101; Hac. 22/52.
[948] Kurân-ı Kerim. Bakara. 2/106.
[949] Bk. Kurân-ı Kerim, Âl-i İmran, 3/3
[950] Bk. Kur an-ı Kerim. İsra. 17/106.
[951] Bk İbn Arabî. 1/207; İbn Kesir. 1/296.
[952] Bk. Hibetullah. Vrk. 5a: İbn Hazm. s 156-157; Zerkeşî. 11/33-34.
[953] Kur'ân-ı Kerim. A'lâ, 87/6-7.
[954] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/23-24.
[955] Abdullah Draz. Kur'ân'a Giriş, Trc. S. Akdemir, s. 115,
[956] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/29,33.231: Âl-i İmrân. 3/5: Nisa, 4/24.111: Mâide, 5/7. 99.
[957] Bk Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/105-106; Muhammed Esad, Kuran Mesajı, I/30-31
[958] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 167-172.
[959] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 173-176.
İslami Okul Okulların En Önemlisi