Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kur’an’da Ölçü ve Ahenk - Kuran - 1. Sayfa

Kur’an’da Ölçü ve Ahenk - Kuran

KUR’AN’DA ÖLÇÜ VE AHENK.. 3

SUNUŞ. 3

KUR'AN KELİMELERİ ARASINDAKİ TENASÜH.. 5

1-DÜNYA VE AHİRET.. 6

Şeytan ve Melekler 6

Hayat ve Ölüm.. 7

Göz ve Görmek Kalp ve Gönül 10

Fayda ve Fesad. 12

Yaz ve Sıcak = Kış ve Soğuk. 14

Ba's ve Sırat 14

İyilikler ve Kötülükler 16

Cehennem ve Azap. 16

Çirkin İş ve Gazap. 17

Putlar, Şarap ve Domuz Düşmanlık, Taş Parçası ve Çetin Ceza Haset, Korku ve Ümitsizlik: 17

Lanet ve Beğenilmeyen. 19

Kötü Amel ve Pislik. 20

Darlık ve Sükûnet 21

Temizlik ve İhlas. 22

İlim ve Marifet = İman. 23

İnsan ve Elçi 23

İnsan  Rızık, Mal ve Oğullar 24

Esbat, Havariyyun, Ruhban ve Gıssisin. 27

Furkan ve Benî Âdem.. 28

Melekût, Ruh’ül Kudüs, Muhammed ve Sirac. 28

Rüku', Hacc ve Sükunet 29

Kur'an ve Melekler Kur'an = Vahiy ve İslâm O gün - Kıyamet Günü. 30

Risalet ve Kur'an Sureleri 32

Ve Nihayet... 33

2-İBLİS VE (ONDAN) SINMAK.. 35

Sihir ve Fitne. 35

Musibet ve Şükür 37

İnfak ve Rıza. 39

Cimrilik, Hasret, Ummak ve Yalanlamak. 42

İsraf ve Sür'at 43

Sultan, Nifak ve İbtila' 44

Cebr, Katır ve Utüv. 45

Aceb ve Ğurûr 45

Hıyanet ve Habis. 47

Kâfirler ve Ateş. 48

Sapıklar ve Ölüler 48

Müslimin ve Cihad. 49

Din ve Mesâcid. 50

Tilâvet ve Sâlihât 51

Salât, Necat, Melaike ve Kur'an. 52

Zekat ve Bereket 53

Oruç, Sabır, Dereceler ve Şefkat 54

Akıl ve Nur 55

Lisan ve Öğüt 56

Selam ve Tayyibat 57

Harp ve Esirler 57

Kısaca... 58

Dediler" ve "De!”. 58

Diğer misaller... 59

3-HÜDA VE RAHMET.. 60

Muhabbet ve İtaat 60

İyilik ve Sevap. 62

Kunut ve Rüku’ 63

Ümid ve Korku. 64

Aşikar ve Belirgin. 64

Azgınlık ve Hatâ. 65

Çirkin İş, Kötülük ve Günah. 67

Az ve Şükür 68

Ekmek, Ziraat, Meyve ve İhsan. 69

Ağaç ve Bitki 70

Nutfe, Balçık ve Bedbahtlık. 71

Akıl ve Gönül 72

Şiddet ve Sabır 72

Ceza ve Mağfirel 74

Dönüş, Ebedî ve Yakın. 76

İnsanlar, Melekler, Alemler ve Ayetler 77

Dalâlet ve Âyetler 78

İhsan, Hayrat ve Âyetler 79

Kur'an, Nur, Hikmet ve Tenzil 79

Kur'an, Beyyinat, Mübeyyinat, Mev'ize ve Şifa’ 80

Muhammed ve Şeriat 80

Diğerleri... 80

Ve Nihayet... 82


KUR’AN’DA ÖLÇÜ VE AHENK

SUNUŞ

 

Kur'an’ı Kerim, hiç şüphesiz ebedî bir mucizedir. Allahu Teala Kur'an'da ondört asırdan beri, herkese, "Eğer kulumuz (Muhammed)e indirdiğimizden şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sure getirin..!'[1]diye çağrıda bulunmuştur. An­cak bu davet cevapsız kalmış ve yine Kur'an’ı Kerim'in belirttiği üzere ebediyyen de cevapsız kalacaktır[2]. Burada açık­lanmasına gerek duyulan bir husus yok; asıl konu, Kur'an’ı Mecid'in hangi açılardan mucize olduğudur.

Geçen yüzyılların İslâm bilginleri, daha çok Kur'an'ın; söz veya üslûbu, kelâm terkibi veya yenilik getirmesi yönleriyle ebe­dî bir mucize olduğu görüşündedirler. Mesela, Ebu Bekir Bâkılânî "Kur'an Mucizeleri" kitabında bu hususta sade bir açıkla­ma getirmiş,bu açıklamasının giriş kısmında şu ifadelere yer ver­miştir:

"Kur'an eşsiz bir intizama ve sonsuz bir belagata sahiptir. Yazılışının ise hayretengiz bir özü vardır. Halkın, benzer bir ki­tabı meydana getiremeyeceği anlaşılmıştır. Bilim adamlarının bu konuda söylediklerini bu şekilde özetlemek mümkündür. Biz bu hususu değişik yönleriyle izaha çalışacak ve onların kısaltarak açıkladıklarını daha bîr açmaya çalışacağız..."

Bu tarz her ne kadar Kur'an mucizelerinin bütün şekillerini kapsamına almıyorsa da kendi sırasına göre doğrudur. Çünkü nesir ve nazım bütün kelam üslupları ve söz çeşitleri taklit edile­bilirler. Öyle ki, mesela Firdevsî, Dakıkî'nin yarım kalan eserini tamamlamış ve onun kahramanlık şiir’indeki üslubunu kullan­mıştır. Mevlâna, Mesnevî Divanı'nı Attar'm Mantıküt Tayr vez­nine göre söylemiştir. Hafız, Sadi, Hayyam ve Hatif gibileri de her biri gazel üslûp ve vezninde okumuş, rubai şeklinde söyle­miş ve aynı beyti her beytin sonunda tekrarlamışlar (terci-i bend) ve bu vezinlerde yüzlerce şiir söylemişlerdir. Fakat, Kur'an’ı Kerim'in tarzı ve kelamı üslubu eşsiz ve rakipsiz kalmıştır. Tarih bo­yunca, dünyanın hiçbir yerinde, Kur'an'ın beyan şivesinde bir şey meydana getirilememiş ve getirilemeyecektir de...

Kur'an’ı Kerim ayrıca güzellik, şive ve parlaklık açısından da en yüksek noktada yeralmaktadır. Bu konuda meşhur Arap şairlerinden ve ediplerinden Ebû'1 Alâ Muarrî şöyle yazıyor:

"İlhada sapanlar, hidayete kavuşanlar, orta halden ayrılığa düşenler ve doğru yolu bulanları izleyenler, bütün bunların hep­si Muhammed'in getirdiği bu Kitâb'ın kendi mucizeleriyle herşeyi mağlup ettiğinde ittifak etmişlerdir... Ve yüce Allah'ın kud­retiyle meydana gelmiş olan bir ayeti veya ayetin bir bölümü her ne zaman en fasih bir sözün arasına konulacak olursa, bu ayet, karanlığın ortasında parlak bir yıldız gibi kendini gösterecektir..." Kur'an mucizeleriyle ilgili söylenen bir başka husus da, ge­rek geçmiş peygamberler ve geçmiş hâdiselerle ilgili olsun ve ge­rekse gelecekten bahseden haberlerle ilgili olsun; onun gaybî ha­berleri kapsamasıdır. Bedreddin Zerkeşîbu konuda "El-Burhan'u fi Ulum'ül-Kur'an" isimli kitabında şöyle diyor:

"(Kur'an mucizelerinin üçüncü tarzı da) Kur'an'da gelecekle ilgili gaybî haberlerin olmasıdır ve bunun da Arap işi olmaması­dır. Mesela Allahü Teala şöyle buyuruyor:

 "O geride kalan be­devilere de ki: 'Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaş­mağa davet edileceksiniz, onlarla (ya) dövüşürsünüz, yahut (on­lar) müslüman olurlar... "[3]

 (Ve bu hadise olduğu gi­bi meydana geldi.) Allahü Teala Bedir ehliyle ilgili de şöyle bu­yuruyor:

 "O topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır!. [4]

(Ve Bedir savaşında aynısı oldu.) Allahü Teala yine bir başka yerde de şöyle buyuruyor:

 "Andolsun ki, Allah, Elçisinin rüyasını doğru çıkardı. (Allah'ın Elçisi, rüyada sahabelerle birlikte Mekke'ye girdiklerini, bazılarının saçlarını tamamen traş ettiklerini, bazılarının da kısalttığını görmüştü.) Allah dilerse gü­ven içinde (kiminiz) başlarınızı traş ederek ve (kiminiz saçlarını­zı) kısaltarak, korkmadan Mescid’i Haram'a gireceksiniz..."[5]

(Bu önceden verilen haber de gerçekleşmiştir.) Allahu Teala bir başka yerde ise şöyle buyuruyor:

 "Allah sizden inanıp iyi işler yapanları; sizden öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, siz­leri de yeryüzünde hükümran kılacağını vâdetti..."[6]

 (Bu hükümranlık da gerçekleşti ve Kur'an'ın vadinin tersi olmadı..." Allah (c.c.) bir başka yerde de şöyle diyor: "Rum(lar), yenildi: (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde. Onlar, (bu) yenilgilerinden sonra yeneceklerdir." [7](Ve böyle oldu).

Kur'an mucizeleriyle ilgili bu tarz da doğrudur, ancak, bü­tün mucizeler bu ön yargılarla hülasa edilemez.

Kur'an mucizeleriyle ilgili bir rivayet daha vardır. Bunu Mutezilî düzenine ve yine Şerif Rıza'ya nisbet ederek şöyle demekteler: Mutezîler İcaz'üs Sarrefeye inanmaktaydılar. Yani "herkim Kur'an gibi bir kilap getirmek isterse, Allahü Teala onun irade­sini vazgeçirir ve düşüncesini perişan eder." Fakat birçok araş­tırmacı bunu reddetmiştir.

Eğer biz bizzat Kur'an'ın kendisine döner ve onun üzerinde araştırma yaparsak, Kur'an’ı Kerim'in mucizelerini  "halkın hidayeti" tarzında hatırlattığını görürüz. Mesela, şöyle buyuru­yor Kur'an:

 "De ki: 'Eğer doğru iseniz, Allah katından bu iki­sinden (yani Musa'ya ve bana inen Kitablardan) daha doğru bir Kitab getirin, ben ona uyarım.' "[8]Yine şöyle buyu­ruyor: "Gerçekten bu Kur'an, (insanı) en doğru yola iletir..."[9]

Elbette hidayetten güdülen maksat ve hedef de Kur'an’ı Kerim'de beyan edilmiş ve bunun sıratı müstakim'e, Allah'ın yo­luna gitmek için bîr yol gösterici olduğu belirtilmiştir. Yani Al­lah'ın rızasını kazandıracak, O'na yakınlaştıracak bir yol... Bu hususta Kur'an'da şunu okumaktayız:

 "... Ve şüphesiz ki sen, doğ­ru yola götürüyorsun: Göklerde ve yerde bulunan herşeyin sahi­bi Allah'ın yoluna..."[10]

Bir başka deyişle Kur'an'ın mucizesi, insanı karanlıklardan kurtararak nura çıkarması tarzında göze çarpmaktadır. Mesela şöyle buyrulmaktadır:

 "... (Bu Kur'an), bir Kitab'dır ki Rab'lerinin izniyle insanları karanlık­lardan aydınlığa, O güçlü ve övgüye layık (Allah)ın yoluna çı­karman için O'nu sana indirdik. O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur..."[11]

Gerçekten de eğer, insaf sahibi herhangi biri hakemlik yapmak isterse; Kur'an’ı Ke­rim gibi hiçbir kitabın insanı Allah'a yakınlaştırdığını, O'na kul­luğa teşvik ettiğini, günahlardan uzaklaştırdığını, ihlasa ve ısla­ha alıştırdığını söyleyemez... Elbette bu işte Kur'an'ın hem lafzî düzeni etkilidir ve hem de özel mefhumları ve manaları... Kur­‘an hem geçmişten söz etmekte ve hem de gelecekte olacaklarla ilgili açıklamalarda bulunmaktadır... Hem Kur'anî bilgiler has­sas bir rol oynamakta ve hem de Kur'an'ın âdab, ahkam ve ahla­kî kaideleri... Öyleyse bu tür mucizeler, Kur'an'ın bütün üslup ve imtiyazlarını kapsamaktadır.

Kur'an’ı Kerim'in imtiyazları burada sayılabilecek kadar az değildir. Bunlardan bazıları Kur'an’ı Kerim'de açıkça belirtilmiş­tir. Mesela şöyle buyrulmaktadır:

 "Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer (O) Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şeyler bulurlardı."[12]

 Çünkü Kur­’an 23 yıl süreyle tedricen, peyderpey izhar oldu, açıklandı ve bu müddet zarfında O'nu getiren elçi (zorluk ve rahat, zayıflık ve güçlülük, yenilgi ve zafer gibi) çeşitli durumlardan uzak değildi. İnsan, tabiatı gereği günden güne değişir ve sözlerinde ihtilaflar meydana gelir. Özellikle Peygamber (eğer ilahi te'yidi dikkate al­mazsak) her ayetin tilaveti için, uzun zaman boyunca halka oku­duğu ayetleri hatırlamazdı. Kur'an’ı Kerim'in bunca ihtilafdan uzak kalması tek başına Önemli bir mucize sayılmalıdır.

Kur'an’ı Kerim'in hususiyetlerinden bir başkası da; inzalin­den bu yana asırlar geçtiği halde, bilimsel buluşların Kur'an'ın bazı ayetleri ile aynı neticeleri paylaşmış olmasıdır. Müslüman­lardan bir grup Kur'an ayetleriyle yeni İlimleri mukayese etmeye çalıştı. Bu konuda bazı tefsirler de yazıldı, ki; en meşhuru Tantâvî'nin "el-Cevahir" tefsiridir. Kanaatimce, sözkonusu grup bazı hususlarda başarılı oldu ama, birçoğunda da "tevil" yolunu seçti ve Peygamber ashabının anladığı mânâ ve mefhumlardan uzaklaştılar.

Ancak bu kitabın yazarı Abdurrezzak Nevfel'in Kur'an’ı Ke­rim'in Allah tarafından geldiğini isbat konusunda izlediği yol ve tarz her ne kadar yeni ise de hiçbir zaman "Selef-i Salihin"in tarzına aykırı değildir. Bu değerli araştırmacı Kur'an’ı Kerim­den öyle sırlar ortaya koymaktadır ki, şu âna kadar gizli kalmış­tır ve bunu yalanlayacak veya isbat edecek bir söz de söylenme­miştir. Üstad Abdurrezzak, Allahü teala'nın tevfik ve hidayetiyle Kur'an’ı Kerim'de birçok ıstılahın eşit sayıda, defalarca tek­rarlandığını bulmuştur. Kur'an’ı Kerim'de eğer "dünya" kelimesi 115 kere tekrar edilmişse, aynı şekilde "ahiret" kelimesi de 115 kere tekrar edilmiştir. Bu benzerlik ve eşitlik Kur'an ıstılahları­nın birçoğunda görülmektedir. İşte burada bu müslüman araş­tırmacının, Kur'an'ın Allah'ın indirdiği bir Kitab olduğunu is­bat yolunu daha kolay bir hale getirdiğini ve her "ebced" oku­yanın Kur'an’ı Kerim'in hakkaniyet ve sadakatini kolayca anla­yabileceğini söylemek mümkündür. Evet, 23 yıl boyunca gelişen olaylara ve yöneltilen sorulara göre Kur'an ayetlerini halka oku­yan değerli İslam Peygamberinin (s.a.v.), ilâhî vahiy almadan ko­nuşması ve kelime sayılarının eşit olması mümkün değildi. Farzedelim ki böyle bir şeyi yapmış olsaydı, onu kesinlikle Kur'an'­ın en önemli imtiyazlarından biri olarak sayar ve bunu müslü-manlara tebliğ ederdi. Ama bu konuda Peygamberi Ekrem'den en ufak bir haber bize ulaşmamış ve İslam dünyası şu ana kadar böyle bir Kur'an imtiyazından habersiz kalmıştır. O halde bu, gerçekten büyük bir buluştur. Çünkü bu ilginç buluş, asrımız in­sanlarını en açık delillerle saadet Kitabı'na yöneltmektedir. Ger­çekten Allah tebarek ve teâlâ, bu akılları hayrete düşürücü ola­ğanüstü bilgisayar çağında teknik ilerlemelere uygun olarak, bü­yük Kitabından bir sir perdesi daha kaldırmış ve Kur'an’ı Ke­rim'in hakkaniyetini sayı ve hesap yoluyla da açıkça herkese is­bat etmiş, mazlum ve cahil insanlara bir kez daha delilini gös­termiş, uyarısını yapmıştır.

Allah'ın fazlı üstad Nevfel'in üzerine olsun. Her ne kadar onun büyüklüğü ve gücü bizim yanımızda bilinmekteyse de; san­ki, Allah'ü teala öyle istedi ki, onun değerli kitabını farsçaya ka­zandırmakla birlikte bu büyük işi tamamlamada da küçük bir payımız bulunsun!... Böylelikle Allah bu âciz kuluna elinizdeki kitabı tercümesi sırasında bazı düzeltmelerde bulunmayı nasib etti... Kısaca; üstad Nevfel, bazen Kur'an’ı Kerim'deki öyle kav­ramlardan bahsetmekte ve onların benzerlerini göstermektedir ki; istenileni anlamanın Kur'an tefsirini bilmeye bağlı olduğu hal­de, maalesef üstad bu konuda gerekli dikkati göstermemiş ve do­layısıyla yanlışlara düşmüştür. Mesela üstad Nevfel "insanın di­rilişi ve ölümü"nden bahsederken bu ikisine ait ayetlere işaret etmekte, ancak bu esnada Bakara süresindeki şu ayeti yazmayı unutmaktadır:

"Yahut şu kimse gibisini (görmedin mi) ki, du­varları, çatıları üstüne yığılmış (alt üst olmuş) ıssız bir kasabaya uğramıştı: 'Allah, bunu böyle öldükten sonra nasıl diriltecek?' demişti...[13]

Burada, üstad, sözünün başında "yer'in dirilişi"ni hesaba katmayacağını belirtmiş, yalnız "Allah, bunu böyle öldükten sonra nasıl diriltecek? (înni yuhyi hazihi allahü ba'de mevtiha)" cümlesinde yanlışa düşmüştür. Her ne kadar işa­ret ismi (hazihi) ve yine (mevtiha)daki zamir "yer" ile ilgiliyse de lafzen "kasabaya" dönmektedir. Ama kasabanın dirilmesin­den ve ölmesinden maksat, kasaba halkının dirilişi ve ölümüdür. Mesela, bir başka ayette şöyle buyruluyor:"(İnanmazsan) için­de bulunduğumuz şehre ve beraber geldiğimiz kervana sor.."[14] Burada sormaktan maksat, şehir halkından sorulmasıdır.

Biz, değerli yazarın sözlerinde bazen bunun gibi hatalara rastladık ve dipnotlarla bu yanlışları düzeltmeye çalıştık. Üstad Neyfel'in Kur'an’ı Kerim'in sırlarının anlaşılmasına insanların, özellikle müslümanların önüne açtığı bu kutlu, parlak ve aydın­lık yolun, Kur'an ehlinin gayretleriyle daha da açılmasını ve de­vamını temenni ederiz.

Allah'tan bu çalışmamızı başarılı kılmasını ve hakkımızda sevaba dönüştürmesini niyaz ederiz.[15]

 

Mustafa Hüseyni Tabatabai 1402 Zilhicce

 

KUR'AN KELİMELERİ ARASINDAKİ TENASÜH

 

"(Bu Kur'an), çok mübarek bir Kitab'tır. Onu sana indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve aklı selim sahipleri öğüt alsınlar"[16]

Meth-ü sena Allah'adır. Onun nimetlerine hamdediyorum. Allah'ın varlığını itiraf ediyor, O'nu her kötü şeyden münezzeh biliyor ve O'na gücüm nisbetinde kulluk ediyorum. Zira Allah'a layık olan her türlü meth-ü sena, tazim ve büyüklüğü ifa etmek bizim kudret ve takatimizden uzak, güç ve imkânımızı aşmakta­dır.

O'na hamd-u senalar ediyorum ki beni müslümanlar züm­resine yazdı, bu sağlam dinin izleyicilerinden kıldı ve zaman iler­ledikçe benim bu dine olan bağlılığımı artırdı.. Benim her türlü ilmi veya dîni, aklî veya naklî bilgimi genişleterek, bu dine bağlı­lığımı sağlamlaştırdı..

Allah'ın selamı; peygamberlerin sonuncusu, serverimiz Al­lah'ın rasulüne olsun.. Selam; Özel metoduyla bizleri davet eden, emanetlerin ehli efendimiz Muhammed bin Abdullah'a olsun ki, bizleri son haddine kadar çabalarımızı sarfetmeye, mütalaa ve araştırma yapmaya ve öyle bir noktaya vararak gönüllerimizin mutmain olmasına, akıllarımızın iman getirmesine ve canlarımı­zın sakinleşmesine çağırdı...

Allah'ın fazlı ve yardımıyla "iman, İslam, ilim ve hayat" ara­sındaki bağı gösteren bir dizi kitap yayınlamaya beni muvaffak etti.

1959 yılında yayınlanan "el İslamü Dinün ve Dünya" kita­bını hazırlarken, Kur'an’ı Kerim'de "dünya" ıstılahının "ahiret" ıstılahı kadar aynı sayıda tekrarlandığının farkına vardım. Ve yi­ne (1968 yılında yayınlanan) "Alem’ül Cinne ve’l Melaike" kita­bını hazırlarken de "şeytan" lafzının "melaike" lafzı kadar ay­nı sayıda tekrarlandığını gördüm. Bunların her birini bu iki ki­tapta zikrettim.

Bütün bu denge ve uyumun Kur'an’ı Kerim'de geçenlerin hepsinde görüldüğünü bilmiyordum. Dolayısıyla, herhangi bir konu ve araştırma için Kur'an'a başvurduğumda yeni yeni ilginç hususlarla karşılaştım. Hem de nasıl bir ilginç husus?!.. Rakam­ların tekrarında ve sayısında olduğu gibi... Veya ele aldığımız her konudaki denge ve benzerlik; ya bu konular birbiri gibiydi, ya birbirine benzemekte veya birbiriyle çelişmekte yahut da birbiri­ne bitişmekteydi..

İşte bu mucizedir, çeşit çeşit mucizelerden sadece bir tane­si... Kâmil, mutlak imana sahip olmayan hiçbir araştırmacının, öğrencinin veya okuyucunun bu mucizeleri bulması mümkün de­ğildir... Ve bu, Kur'an’ı Kerim'in Allah'ın son peygamberine va­hiyden başka bir şey olması mümkün değildir... Çünkü bu mu­cize, insan gücünü aşan, akıl sınırlarını geçen olağanüstü bir şey­dir.. Allah'ın beni kılavuz kıldığı bu çalışmaların yayınlanması ve dünyanın her bölgesindeki insanların görüşlerine sunulması gerektiğini düşündüm.. Neticede, Kur'an’ı Kerim'deki sayı mu­cizesini kapsayan bu kitap meydana geldi..

Ben bu ilginç mucizenin farkına vardığım zaman az bir ıstı­lahı ve sayıyı araştırabildim. Kur'an’ı Kerim'in ellîbinin üzerin­deki kelimesini araştırdığımızda ortaya ne çıkacaktır, siz düşü­nün!... Ve bütün bunların araştırılması, baştan sona geniş bir incelemenin yapılması ve tekrarlanması bir görevdir...

Değerli okurum! Uzaktan her ne elde ettiysem, sana sun­mayı adet edindim. Şimdi de Kur'an mucizesiyle ilgili yeni buluşumu ilk önce sana sunmayı severek istedim. Eğer benim gibi mutmain olursan İlahi Hanif dinine davette sen de bana katıl ve hep birlikte omuz omuza bu mucizeleri insanlara ulaştıralım. Böylece bu mucizelerin kesin olduğu ve delilinin sayı ve hesaba dayandığı, sayıda hilafa yol olmadığı ve hesapta delilli bir hata­nın bulunmadığı bilinsin.

Allah tebarek ve teala beni ve seni hakka davetimizde mu­vaffak kılsın... O'nun dinîni yayanlardan olalım. Başlangıçta ve sonuçta hamdu sena Allah'adır.

"Hamd, göklerin Rabbi, yerlerin Rabbi ve bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.”[17]

 

1-DÜNYA VE AHİRET

 

Dünya kelimesi Kur'an’ı Kerim'de 115 kere tekrar olunmuş­tur. Şu ayette olduğu gibi:

".. Dünya (ed Dünya) hayatı, aldatıcı zevkten başka bir şey değildir" [18].

Ahiret kelimesi de aynı şekilde Kur'an’ı Kerim'de 115 kere tekrarlanmıştır. Şu ayette olduğu gibi:

“Şüphesiz ahiret (el ahire) azabından korkanlar için, bunda el­bette ibret vardır." [19]

Bu iki kelimenin Kur'an’ı Kerim'de devamlı birlikte geldik­leri ve bu yüzden aynı sayıda tekrarlandıkları zannedilmesin. Bu­nun tam tersine dünya ve ahiret kelimeleri Kur'an'da 50'den faz­la yerde bir arada kullanılmıştır. Şu ayette olduğu gibi:

"Allah'ın sana verdiği (bu servet) içinde ahiret (el ahire) yur­dunu ara, dünyadan (ed-dünya) da nasibini unutma." [20]Dünya ve ahiret kelimeleri birbirinden ayrı olarak bazı ayet­lerde değişik şekillerde de kullanılmıştır. Böyle olmasına rağmen dünya ve ahiret kelimelerinin sayıları eşittir. Yani Kur'an’ı Kerim'in bütün ayetlerinde dünya ve ahiret kelimeleri 115'er defa tekrar olunmuştur.[21]

 

Şeytan ve Melekler

 

Kur'an’ı Kerim'de belirtilen şeytan (eş şeytan) ve melekler (el melâike) kelimeleri birbirine eşit sayıda gelmiştir. Şeytan ıstı­lahı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 68 defa kullanılmıştır:

"Şeytân(eş-şeytan) sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman tutun..” [22]

Melekler ıstılahı da şu ayette olduğu gibi 68 defa tekrarlan­mıştır:

"Rabbin, meleklere (el-melaike) vahyediyordu ki; 'Ben sizinle beraberim..! " [23]

Şeytanın çoğul şekli şeytanlar (eş-şeyatin) 17 defa geçmek­tedir:

"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların (eş-şeyatin) uydurdukları sözlere uydular..” [24]

İki ayette de şeytanen şeklinde geçmektedir:

"... Ve onlar, inatçı şeytandan (şeytanen) başkasına yalvarmıyorlar" [25]

Bir defa da şeyatinihim şeklinde nazil olmuştur. Şöyle ki;

"Fakat şeytanlarıyla (şeyatinihim) yalnız kaldıkları zaman; 'Biz sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz,' derler." [26]

Böylece bütün bunların toplamı 20 olmakta ve buna 68 de­fa tekrarlanan eş şeytan ıstılahını da katarsak toplam 88 olmak­tadır.

Ama meleklere ayrılan diğer ıstılahlar da 10 defa melek[27] şeklinde gelmiştir; şu ayette olduğu gibi:

"Size, ben meleğim (melekun) de demiyorum." [28]

5 defa da melaiketuhu şeklinde gelmiştir; şu ayette olduğu gibi:

"Allah ve melekleri (melaiketuhu), peygambere salat etmek­tedir." [29]

3 defa da meleken şeklinde gelmiştir, şu ayette olduğu gibi:

"Eğer bir melek (meleken) indirseydik, iş bitirilmiş olurdu."[30]

Ve iki ayette de iki defa melekeyni şeklinde nazil olmuştur:

"Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de bi­rer melek (melekeyni) ya da ebedi kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan menetti.' dedi."[31]

Bütün bunların toplamı da 2O'dir ve 68 defa tekrarlanan el melaike kelimesine bunu eklediğimizde toplam 88 defa olacak­tır.

Böylece şeytan ve melaike (melekler) lafzı sayıldığında bir­birlerine eşit bir şekilde 68 defa tekrarlandığı görülmüştür. Ay­rıca melekle ilgili diğer lafızlar da şeytana eşit bir şekilde 20 de­fa belirtilmiştir. Bununla birlikte şeytanlarla melekler ıstılahla­rının toplamı birbirine eşit bir şekilde 88'dir.[32]

 

Hayat ve Ölüm

 

Hayat (el-hayat) lafzı Kur'an’ı Kerim'de 71 defa tekrar ol­muştur, şu ayette olduğu gibi:

"Mal ve oğullar, dünya hayatının (el hayat) süsüdür."[33]

Hayat ıstılahından türeyen diğer kelimeler ise yuhyî şeklin­de 15 defa gelmiştir, şu ayette olduğu gibi:

"Yaşatan (yuhyî) da, öldüren de Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görmektedir."[34]

Elbette biz burada yer'in hayatıyla ilgili ıstılahları hesaba katmadık, yalnız halk ve ondan türeyen ıstılahlarla sınırladık.

Hayy lafzı Kur'an'da 14 defa tekrarlanmıştır, şu ayetteki gi­bi:

"Ve her canlı (hayy) şeyi sudan yarattık."[35]

Hayyen lafzı şu ayette olduğu gibi 5 defa tekrarlanmıştır:

"(Bu Kur'an Muhammed'e indirildi) ki, diri (hayyen) olanları uyarsın ve inkâr edenlere de (azab) söz(ü) hak olsun." [36]

Ayrıca ehya' lafzı da Allah’u tealanın şu sözü gibi 5 defa tekrarlanmıştır:

"Dinlerle (el ehya’) ölüler bir olmaz." [37]

 Ve yuhyikum lafzı da şu ayette olduğu gibi 4 defa kullanıl­mıştır:

"O sizi yine öldürecek, yine diriltecek (yuhyikum); sonra O'na döndürüleceksiniz."[38]

Yahya kelimesi de şu ayette olduğu gibi 3 defa tekrarlanmış­tır:,

"O kimse en büyük ateşe girer, sonra onun içinde ne ölür, ne de yaşar (yahya)."[39]

Yine nuhyi ıstılahı da Allah’u tealanın şu sözü gibi 3 defa gelmiştir:

"Dirilten (nuhyi) ve öldüren ancak Biziz Biz. Dönüş de Bize­dir."[40]

Ayrıca hayatüna kelimesi de şu ayette olduğu gibi 3 defa geç­mektedir:

"Dediler ki; 'Ne varsa dünya hayatımızdır (hayatüna), başka bir şey yoktur. Ölürüz, yaşarız.' "[41]

Nahya ıstılahı da şu ayette olduğu gibi 2 kere gelmiştir:

"Ne ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız (nah­ya), biz öldükten sonra diriltilecek değiliz."[42]

Yine ehya ıstılahı da şu ayetteki gibi 2 defa tekrarlanmaktadır:

"Öldüren de O'dur, yaşatan (ehya) da O'dur."[43]

Ayrıca ehyakum lafzı da Allah’u tealanın şu sözü gibi Kuran'da 2 kere zikredilmiştir:"

O'dur ki (siz cansız ve nutfe iken) sizi diriltti (ehyakum), sonra sizi öldürür, sonra sizi yine diriltir." [44]

Yine muhyi ıstılahı da şu ayette olduğu gibi 2 kere gelmiş­tir:

"Şüphe yok ki, O, ölüleri de diriltecektir (muhyi), O, her şeye kaadirdir." [45]

Hayat lafzından türemiş olup da Kur'an’ı Kerim'de yalnız­ca birer yerde geçmiş olan ıstılahlar da vardır. Bunlar aşağıdaki naslarda belirtilmiştir:

"Fakat Allah, zaten yapılması kararlaştırılan bir işi yerine ge­tirmek için (sizi böyle buluşturdu) ki helak olan, açık delille helak olsun; yaşayan da açık delille yaşasın (hayye)."[46]

" 'Orada yaşayacaksınız, (tehyevne), orada öleceksiniz ve yi­ne oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!’ dedi."[47]

"Kim de onu(ne hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa (ehyaha), bütün insanları yaşatmış gibi olur."[48]

"Allah onlara 'ölün' dedi de sonra kendilerini diriltti (ehyahum)."[49]

"Dediler ki: 'Rabbimiz, bizi iki kez öldürdün (emettena) ve iki kez dirilttin (ahyeytena)."[50]

"Ölü iken kendisini dirilttiğimiz (ehyeynahu) ve kendisine in­sanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu?"[51]

"İbrahim de bir zaman: 'Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini (tuhyi) bana göster' demişti."[52]

"Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu (dünyada) hoş bir hayatla yaşatırız (felenuhyiyennebu)." [53]

"Beni öldürecek, sonra diriltecek (yuhyiyne) O'dur."[54]

"De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir (yuhyiyha). O, her yaratmayı bilir.''[55]

"Dünya hayatında (hayatikum) bütün güzel şeylerinizi zayi et­tiniz; (orada) bunlarla sefa sürdünüz, tükettiniz"[56]

"(O zaman insan); 'Ah keşke ben bu hayatım (lihayatî) için (iyi işler yapıp) gönderseydim." der." [57]

"Yoksa kötülükleri işleyen kimseler, kendilerini, inanıp iyi amel­ler işleyenler gibi yapacağımızı mı sandılar? Yaşamaları (mehyahum) ve ölümleri onlarla bir olacak, öyle mi?" [58]

"De ki: "Benim namazım, ibadetim, hayatım (mehyaye) ve ölü­müm hep âlemlerin Rabb'ı Allah içindir."[59]

Böylece hayal ıstılahından ve ondan türeyen kelimelerden oluşan ve özellikle insan hayatıyla ilgili sayılan[60]" bu ıstılah, Kur'an’ı Kerim'de 145 defa tekrar edilmiştir.

“Ölüm (mevt) kelimesi ve bundan türeyen kelimeler de (ha­yat) kelimesine eşit sayıda gelmiştir. Şöyle ki, el-mevt lafzı şu ayet­te olduğu gibi Kur'an’ı Kerim'de 35 defa geçmektedir:

"Ölüm (el-mevt) sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir."[61]

el-mevta lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 17 defa tek­rarlanmıştır.

"Ölülere (el 'mevta) gelince Allah onları diriltir, sonra O'na dön­dürülürler."[62]

Meyyit kelimesi ise şu ayette olduğu gibi 12 defa gelmiştir:

"Sen de öleceksin (meyyit), onlar da ölecekler'' [63]

Yümitu lafzı ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 9 defa geçmektedir.

"O, yaşatır, öldürür (yumitu) ve siz O'na döndürülüp götürü­leceksiniz." [64]

Yumitukûm olarak ise 4 yerde geçmektedir. Bir örnek:

"O'dur ki sizi diriltti, sonra sizi öldürür (yumitukûm), sonra yi­ne sizi diriltir..." [65]

Yemûtü şekliyle 4 yerde tekrarlanmıştır. Bir önrek:

"(Onlar) yeminlerinin bütün şiddetiyle: 'Allah ölen (yemûtü) kim­seyi diriltmez' diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, diriltecektir, (bu) Onun gerçek olarak üzerine (aldığı) bir vaittir..."[66]

Mâtû şekliyle 7 yerde zikredilmiştir ki, bir örnek verelim:

"Ey inananlar! Siz inkâr edenler ve yeryüzünde sefere, ya da savaşa çıkan kardeşleri için: 'Eğer bizim yanımızda olsalardı öl­mezlerdi (mâtû) ve vurulmazlardı diyenler gibi olmayın..."[67]

3 yerde de mittu şeklinde geçmektedir. Bir örnek:

"Doğum sancısı onu bir hurma dalı(nın altı)na getirdi: 'Keşke bundan önce ölseydim (mittu), unutulup gitseydim' dedi."[68]

5 yerde mitnâ,

"Biz öldüğümüz (mitnâ) ve toprak olduğumuz zaman mı?.."[69]

Bir yerde ümitu şeklinde zikredilmiştir;

"..İbrahim: 'Benim Rabbim O'dur ki yaşatır, öldürür demişti. Ben de yaşatır, öldürürüm (ümîtu) dedi."[70]

Kelime, emvata olarak ise 6 yerde tekrarlanmıştır. Bir örnek:

"Arz'ı toplanma yeri yapmadık mı; diriler ve ölüler (emvata) için."[71]

Mate lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 defa tekrarlanmıştır:

"Ve onlardan ölen (mate) birine asla namaz kılma."[72]

Ayrıca müttüm lafzı şu ayette olduğu gibi 2 ayette geçmek­tedir:

"Ölür (müttüm) veya öldürülürseniz, elbette Allah(ın huzurun)a çıkarılacaksınız."[73]

Yine temutü lafzı şu ayette olduğu gibi 2 defa gelmiştir:

"Ve hiç kimse hangi yerde öleceğini (temutü) bilmez."[74]

Ayrıca temutünne lafzı Allahu tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 ayette geçmektedir:

"Bundan dolayı sadece müslümanlar olarak ölünüz (temutünne)."[75]

Ve yine netnutü lafzı Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 ayette zikredilmektedir:

"Dediler ki: 'Ne varsa dünya hayatımızdır, başka bir şey yok­tur. Ölürüz (nemutü), yaşarız'."[76]

Ayrıca ematehu lafzı şu ayette olduğu gibi 2 defa gelmiştir:

"Allah; bunu böyle öldükten (ematehu) sonra nasıl diriltecek?"[77]

Nümitu lafzı ise şu ayeti kerimede olduğu gibi 2 yerde geç­mektedir:

"Dirilten ve öldüren (nümitu) ancak biziz biz. Dönüş de bize­dir"[78]

Ayrıca mûtû kelimesi de şu ayette olduğu gibi iki yerde kul­lanılmıştır:

"Allah onlara 'ölün' (mûtû) dedi de sonra kendilerini diriltti."[79]

Yine mevtihi lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmek­tedir:

"Andolsun, Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden (mevtihi) önce ona inanacak olmasın."[80]

Ayrıca meyten kelimesi şu ayetteki gibi iki ayette kullanıl­mıştır:

"Ölü (meyten) iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insan­lar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkmayan kimse gibi olur mu?"[81]

Ve yine meyyitune lafzı şu ayeti kerimede olduğu gibi 2 yer­de geçmektedir.

"Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz (meyyitune)."[82]

Mevtetüna kelimesi ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde kulla­nılmıştır:

"İlk ölümümüzden (mevtetüna) sonra bir şey yoktur Biz diril­tilecek değiliz."[83]

Ama mevt ıstılahından türeyen ve yalnızca birer örnekleri olan ayetler de şunlardır:

"Siz öldüğünüz (mittüm), toprak ve kemik haline geldiğiniz za­man size, mutlaka (yeniden hayata) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"[84]

"Doğduğum gün de, öleceğim (emûtü) gün de ve diri olarak kaldırılacağım gün de (Allah'tan) bana esenlik verilmiştir"[85]

"Allah, öldükleri (mevtiha) sırada canları alır, ölmeyenleri de uykularında (bedenlerinden alıp kendilerinden geçirir)"[86]

" 'Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz (temutune) ve yi­ne oradan (dirilip) çıkarılacaksınız’ dedi."[87]

"Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse (feyemüt), işte onların bülün yaptıkları dünyada da, ahirette de boşa çıkmış­tır,"[88]

"(Orada) onlara ne (Ölümle) hükmedilir ki, ölsünler (yemûtü) ve ne de onlardan cehennem azabı biraz hafifletilir."[89]

"Yoksa kötülükler yapıp yapıp da nihayet ölüm gelip çatınca: 'Ben şimdi tevbe ettim.' diyenlere ve kafir olarak ölenlere (yemûtûne) tevbe yoktur (öylelerinin tevbesi makbul değildir)."[90]

"Öldüren (emate) de O'dur, yaşatan da O'dur."[91]

"Dediler ki: 'Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün (emettenâ) ve iki kez dirilttin’."[92]

"Beni öldürecek (yümiytûnî), sonra diriltecek O'dur."[93]

"Öldüremeyen (mevten), yaşatamayan, (ölüleri diriltip kabirden) çıkaramayan birtakım tanrılar edindiler."[94]

"Sonra belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzün (mevtikum) ardından tekrar diriltmiştir."[95]

"Allah, öldükleri sırada canları alır, ölmeyenleri (lem-temût) de uykularında (bedenlerinden alıp kendilerinden geçirir.) "[96]

"Orada ilk ölümden (el-mevtete) başka ölüm tadmazlar."[97]

"Nasıl, biz ölmeyecek miymişiz (bimeyyitiyne)?"[98]

"O takdirde de sana hayatın da, ölümün (el-memati) de kat kat (azab)ını taddırırdık."[99]

"Yaşamaları ve ölümleri (mematühüm) onlarla bir olacak öy­le mi?"[100]

"De ki: 'Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm (memâtî) hep alemlerin Rabb'i Allah içindir'."[101]

Böylece ölüm (mevt) ıstılahı ve bundan türeyen kelimeler 145 yerde tekrarlanmaktadır, aynı şekilde insan hayatıyla ilgili hayat ıstılahı ve bundan türeyen kelimeler de 145 yerde tekrarlanmıştır. Burada ölümle ilgili ıstılahlar da aynı hayatla ilgili ıstılahlar­da olduğu gibi sadece insan ölümü veya hayatıyla ilgilidir'.[102]

 

Göz ve Görmek Kalp ve Gönül

 

Basar ve basiret kelimeleri türevleriyle birlikte toplam ola­rak Kur'an'da 148 defa zikredilmişlerdir. Basar'ın lügat karşılı­ğı: göz, görme; basiret 'in ise: feraset, kavrayış, sezgi, uzağı gör­me, kalp ile görme , doğru ve ölçülü görüş, uyanıklık, dikkat, tedbir, ihtiyatlı hareket'tir.

Basar kelimesi basir şekliyle, şu ayette olduğu gibi 36 yerde geçmektedir:

"De ki: 'Körle gören (el-basiru), yahut karanlıkla nur bir olur mu?' " [103]

Ebsar lafzı şu ayeti kerimede olduğu gibi 18 yerde tekrar ol­muştur:

"Ey basiret (el-ebsar) sahipleri, ibret alın."[104]

Basiren kelimesi de Allah’u tealanın şu sözü gibi 15 yerde gelmektedir:

"Doğrusu biz insanı, halden hale geçirdiğimiz karışık bir nutfeden yarattık da onu işitici, görücü (basiren) yaptık."[105]

Ayrıca ebsarihim kelimesi de şu ayetteki gibi 14 ayette gel­miştir:

"Allah dileseydi elbette işitmelerini ve görmelerini (ebsarihim) de (alıp) götürürdü."[106]

Yübsirune kelimesi ise şu ayeti kerimede olduğu gibi 12 yer­de geçmektedir:

"Onların sana baktıklarını sanırsın, oysa onlar görmezler (yübsirûne)."[107]

Tübsirune lafzı da şu ayette olduğu gibi 9 ayette tekrarlan­mıştır:

"Kendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz (tübsirune)."[108]

El-basara ıstılahı ise şu ayeti kerimede olduğu gibi 8 yerde gelmiştir:

"Gözünü döndür de bak (el-basara), bir bozukluk görüyor mu­sun?”[109]

Besair kelimesi de şu ayetteki gibi 5 yerde zikredilmiştir:

"Bu Kur'an, insanlara hak ölçüleri gösteren (basair) nurlar­dan ibarettir; ve şüphesiz iman edecek bir toplum için hidayettir, rahmettir"[110]

Mübsiran kelimesi ise şu ayetteki gibi 3 yerde geçmektedir:

"Allah O'dur ki geceyi, içinde istirahat etmeniz için (serin ve karanlık); gündüzü de (işinizi) görmeniz (mübsiran) için aydınlık yap­tı."[111]

Ayrıca mübsiraten ıstılahı da şu ayeti kerimede olduğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"Biz, geceyi ve gündüzü kudretimize delalet eden iki alamet yaptık da, sonra gece alametini giderip yerme gündüz alametini, (eşyayı) gösterici (mübsiraten) kıldık ki, Rabbinizden (geçim için) bir lütuf arayasınız, yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz."[112]

Ebsir kelimesi Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Bize geldikleri gün ne güzel işitir, ne güzel görürler (ebsir)."[113]

Ve yine basiretlin lafzı şu ayette olduğu gibi 2 ayette geç­mektedir:

"Daha doğrusu insan kendi nefsini görür (basiretün)."[114]

Ebsarekum kelimesi de şu ayeti kerimede olduğu gibi 2 ayette zikredilmiştir:

"Eğer Allah, kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder (ebsare­kum) ve kalplerinizi mühürleyiverirse Allah'dan başka onları size getirecek ilah kimdir?"[115]

Sözünü ettiğimiz kelimeden türeme olup da Kur'an’ı Kerim’de yalnızca birer ayette geçen kelimeler de şunlardır:

" 'Ben', dedi, 'onların görmediklerini gördüm, (basurtü)'."[116]

"(Musa'nın) kız kardeşine 'Onun izini takip et,' dedi. O da on­lar farkına varmadan onu uzaktan gözetledi (fe-besuret)."[117]

"Birbirlerine gösterilirler (yübessirunehüm). (Fakat herkes ken­di derdine düştüğünden başkasıyla ilgilenemez). Suçlu ister ki o günün azabından (kurtulmak) için) fidye versin: oğullarını."[118]

"Doğrusu size Rabb'inizden basiretler (ebsara) geldi."[119]

"Rabbimiz, gördük, (ebserna), işittik, bizi geri döndür iyi iş yapalım; artık kesin olarak inandık"[120]

"(Sen de) göreceksin (fesetübsiru), onlar da görecekler"[121]

"Babasına demişti ki: 'Babacığım, işitmeyen, görmeyen (layübsiru) ve sana hiçbir şey kazandırmayacak olan şeylere niçin tapıyorsun?' "[122]

"Ve (bekle de) gör (ebsir), onlar da göreceklerdir"[123]

“Ve (azab indiği zaman) onlar(ın halin)i gör (ebsirhüm). Onlar da yakında göreceklerdir."[124]

"(Bütün bunları) Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü aç­mak (tebsireten) için ve (ona) ibret vermek için (yaptık)." [125]

"Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan gelen bir vesvese dokunduğu zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlarlar, hemen (gerçeği) görürler, (mübsirune)."[126]

"Şeytan onlara yaptıkları işleri süsleyip onları yoldan çıkardı. Halbuki bakıp (mütebsirine) ibret alabilirlerdi."[127]

"Biz sen(in gözün)den perdeni açtık; bugün artık görüşün (febeserüke) keskindir."[128]

"Heva ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın, (yanındaki) bir bil­giye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürledıği, gözünün üs­tüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi ona Allah'tan sonra kim doğru yolu gösterecek (basarihi), düşünmüyor musu­nuz?"[129]

"Onlara kulaklar, gözler (ebsaren), ve gönüller yaratmıştık."[130]

"Herhalde gözlerimiz (ebsarü) döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz,' derler."[131]

"O gün kalbler, (kaygıdan) oynar. Gözleri (ebsaruha) (korku­dan) donakalır."[132]

"Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini (ebsarihinne) (haram­dan) sakınsınlar."[133]

Kalb ve fuâd (gönül) kelimeleri türevleriyle birlikte toplam­ları da 148'dir. Kalb ve fuâddan maksat, idrak ve ezberleme me­kanizmasıdır"[134], Kulübehüm lafzı, şu ayette olduğu gibi 68 yer­de tekrarlanmıştır:

"Onlar (doğruluktan sapıp) eğrilince Allah da kalblerini (kulübehüm) eğriltti."[135]

Kulûb kelimesi de şu ayette olduğu gibi 21 kere tekrarlan­mıştır:

"İyi bilin ki ancak Allah'ı anmakla kalbler (kulûb) yatışır."[136]

Kulübikum ıstılahı da Allah’u teala’nın şu sözünde olduğu gibi 15 yerde geçmektedir:

"Kalblerinizi (kulûbikum) (birbirine) bağlamak ve ayaklannızı pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu."[137]

Kalbehû kelimesi ise şu ayette olduğu gibi 8 yerde kullanıl­mıştır:

"Kim Allah'a inanırsa (Allah) onun kalbine (kalbehû) hidayet eder, Allah, herşeyi bilendir."[138]

Kulûbina lafzı şu ayette olduğu gibi 6 yerde tekrarlanmak­tadır:

"Kalblerimizde (kulübina) inananlara karşı bir kin bırakma."[139]

Yine kalb ıstılahı da şu ayeti kerimede olduğu gibi 6 yerde gelmiştir:

"Ancak Allah'a (küfür ve nifak hastalıklarından korunmuş) sağ­lam ve temiz kalb (kalb) getiren (fayda görür.)"[140]

Kalbike kelimesi ise şu ayette olduğu gibi 3 yerde zikredil­miştir:

"Senin kalbine (kalbike); uyarıcılardan olman için." [141]

Bu kelimeden türeyip de birer ayette geçen kelimeler de şun­lardan ibarettir:

"Eğer biz, (va'dimize) inananlardan olması için onun kalbini (kalbihâ) iyice pekiştirmemiş olsaydık, nerdeyse işi açığa vuracaktı." [142]"Hayır (inandım), fakat kalbim (kalbî) kuvvet bulsun diye (gör­mek istiyorum)." [143]“Allah, bir adamın (göğüs) boşluğunda iki kalb (katbeyni) ya­ratmadı." [144]"Eğer ikiniz Allah'a tevbe ederseniz, kalbiniz (kulûbükümâ) gerçekten (tevbeyi gerektiren bir duruma) yönelmişti." [145]"Bu hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalbleri (kulûbihinne) için daha temizdir."

Ef'ideh kelimesi de Allahu tealanın şu sözünde olduğu gibi 8 yerde gelmiştir:

"Bir de yaldızlı lafa, ahirete inanmayanların kalbleri (ef'ideh) meyletsin." [146]

el-fûadu kelimesi ise şu ayette olduğu gibi 3 yerde geçmektedir:

"Onun gördüğünü gönül (el-fûadu) yalanlamadı," [147]

Ayrıca efidetühüm lafzı da şu ayette olduğu gibi 3 yerde gel­miştir:

"Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri (efidetühüm) kendilerine bir şey sağlamadı." [148]

Fuâdeke kelimesi ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanıl­mıştır:

"Biz onunla senin kalbini (fuâdeke) sağlamlaştırmak için onu böyle (parça parça indirdik) ve onu (Kur'an'ı) ağır ağır okuduk." [149]

Böylece 148 kere tekrarlanan basar ve basiret kelimeleriyle yine 148 defa tekrarlanan kalb ve fuâd (gönül) kelimeleri birbi­rine eşittir.[150]

 

Fayda ve Fesad

 

Fayda (en-nef’) kelimesi Kur'an’ı Kerim'de kendisinden tü­reyen bütün kelimelerle birlikte 50 defa tekrarlanmıştır. Şöyle ki; nef'en lafzı, şu ayette olduğu gibi 9 yerde geçmektedir:

"O'nu bırakıp hiçbir şey yaratamayan, kendileri yaratılan ve kendilerine dahi ne zarar ne de fayda (nef'en) veremeyen; öldüremeyen, yaşatamayan (ölüleri diriltip kabirden) çıkaramayan birta­kım tanrılar edindiler."[151]

Menafi' kelimesi de şu ayeti kerimede olduğu gibi 8 yerde zikredilmiştir:

"Onlarda (hayvanlarda) sizin için daha birçok faydalar (menuli') var, aynı zamanda onlardan yersiniz." [152]

Ve yine yenfeu lafzı şu ayette olduğu gibi 8 yerde tekrarlan­maktadır:

"İnsanlara yararlı (yenfeu) olan ise yeryüzünde kalır." [153]

Yenfeuküm lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde belirtilmiştir:

"Peki, dedi, siz Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda (yenfeu­küm) ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz?"[154]

Ayrıca yenfeuhüm kelimesi de şu ayette olduğu gibi 4 yerde geçmektedir:

"Onlar, kendilerine yarar (yenfeuhüm) vereni değil, zarar ve­reni öğreniyorlardı." [155]

Tenfeu kelimesi ise şu ayeti kerimede olduğu gibi 3 defa tek­rarlanmıştır:

"Ama yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak, mü'minlere fayda  (tenfeu) verir." [156]

Ve yine yenfeuna kelimesi şu ayette olduğu gibi 3 yerde geç­mektedir:

"De ki: 'Allah'tan başka, bize ne yarar (yenfeuna), ne zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım." [157]

Sözkonusu ıstılahtan türemiş olup da Kur'an’ı Kerim'de bi­rer yerde geçen ayetler ise şunlardır:

"O halde eğer hatırlatmak fayda (nef'ati) verirse hatırlat." [158]

Keşke inanıp da, inanması kendisine fayda (fenefeaha) ve­ren bir memleket olsaydı." [159]

"Kıyamet günü akrabalarınız ve çocuklarınız size fayda (lentenfeaküm) vermez." [160]

"Yahut öğüt dinleyecek de, öğüt kendisine yarayacak, (tefenfeahu)." [161]

"Hiç kimseye şefaat fayda(tenfeuha) vermez, bir taraftan yar­dım da görmezler." [162]

"Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda (fematenfauhüm) ver­mez." [163]

"Allah'tan başka; sana ne fayda (lâ yenfauke), ne de zarar ve­remeyecek olan şeylere yalvarma." [164]

"Allah'ı bırakıp kendisine ne zarar, ne de yarar (lâ yenfauhü) vermeyen şeylere yalvarır" [165]

"Yahut size fayda (yenfeunekum) veya zarar verebiliyorlar mı? [166]

"Zararı, faydasından (nef'ihi) daha yakın olana yalvarır." [167]

"İnsanlara bazı faydaları varsa da günahları yararlarından (nefihima) büyüktür." [168]

Fesat kelimesi ve bundan türeyen kelimeler de bütün bunla­ra eşit olarak 50 Yerde geçmektedir. Mesela müfsidin ıstılahı şu ayette olduğu gibi 18 ayette zikredilmiştir:

"Allah'ın size olan rızkından yeyin, için; fakat kötülük ederek yeryüzünü fesada (müfsidin) vermeyin." [169]

Fesad kelimesi de şu ayette olduğu gibi 8 yerde tekrarlan­maktadır:

"Orada böylece fesadı (fesad) çoğaltmışlardı." [170]

Yüfsidûne lafzı ise şu ayette olduğu gibi 5 yerde gelmektedir.

"Onlar, o kimselerdir ki, yer yüzünü fesada (yüfsidûne) verir­ler de düzeltmezler." [171]

Tüfsidu kelimesi de şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde tekrarlanmıştır:

"Artık ölçeği ve teraziyi tam tutun; insanların eşyasına haksız­lık etmeyin; yer yüzünü ıslahtan sonra bozmayın (la-tüfsidu)." [172]

Fesadan kelimesi ise şu ayette olduğu gibi 3 kere zikredil­miştir:

"Şu ahiret yurdunu biz, yer yüzünde ne bir zulüm, ne de bir fesad (fesaden) istemiyen kimselere veririz." [173]

Le-fesedet kelimesi şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Eğer Allah, onların keyflerine tâbi olsaydı, göklerle yer ve bun­larda bulunan kimseler muhakkak fesada (le-fesedet) uğrardı." [174]

Ayrıca yüfside lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"O, senin huzurundan ayrılıp gittiği zaman, yer yüzünde fe­sad (li-yüfside) çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye koşar" [175]

Ve yine el-müfsidûne kelimesi şu ayette olduğu gibi 2 yerde kutlanılmıştır:

"İyi bilin ki, onlar, ortalığı ifsad (el-müfsidûne) edenlerdir." [176]

Bu kelimeden türemiş olup da birer yerde geçen ayetler de şunlardır:

"Eğer yer ile gökte Allah'dan başka ilahlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada (le fesedeta) uğrar, yok olurdu." [177]"Dedi ki; "Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar (efsedûha), halkının şereflilerini zelil ederler." [178]

"Siz o ülkede iki kere fesat (le-tüfsidune) çıkaracaksınız ve bü­yük bir yükselişle yükseleceksiniz." [179]

" 'Allah, Allah,' dediler, 'herhalde siz de bilmişsinizdir ki, biz, bu yere fesat (li-nûtsıde) çıkarmak için gelmedik'"[180]

"Musa'yı ve kavmini bırakıyorsun ki, seni ve tanrılarını terk edip yeryüzünde fesat (li-yüfsidu) mı çıkarsınlar?"[181]

"Eğer onlara karışırsanız sizin kardeşlerinizde Allah, bozanı (el-müfside) düzeltenden ayırır." [182]

Böylece, fayda ıstılahıyla fesat ıstılahının ve bunlardan tü­reyen kelimelerin aynı sayıda olduğu görülmüştür. Çünkü her biri Kur'an’ı Kerim'de 50'şer defa tekrarlanmıştır.[183]

 

Yaz ve Sıcak = Kış ve Soğuk

Kur'anı Kerim'de es-sayf ve el-harre (yaz ve sıcak) ıstılahlanyla eş-şita' ve el-berd (kış ve soğuk) ıstılahları aynı

sayıda zik­redilmiştir. Halbuki yaz ve kış ıstılahları Kur'an'ı Kerim'de, şu aşağıya aldığımız ayetin dışında diğer bütün ayetlerde değişik de­ğişik yerlerde gelmiştir:

"Onları kış (eş-şita') ve yaz (es-sayf) yolculuğuna alıştırdığı için bu Ev (Kâbe'n)in Rabb'ine kulluk etsinler."[184]

Eş-şita' ve türevi kelimelerle es-sayf ve türevleri Kur'an'da birlikte olarak yalnızca bir yerde geçmektedir.

Ancak el-harre (sıcak) kelimesi şu ayette olduğu gibi Kur’an'da iki yerde gelmiştir:

"Ve sizi sıcaktan (el-harre) koruyan elbiseler ve savaşta sizi koruyan elbiseler (zırhlar) var eyledi." [185]

Şu ayet’i kerimede de bir kez harren olarak geçmektedir:

 "De ki: 'Cehennemin ateşi daha sıcaktır (harren)'." [186]

Bir defa da el-harur olarak Allah’u tealanın şu sözünde zik­redilmiştir:

"Gölge ile hararet (el-harur) de bir olmaz." [187]

Böylece el-harre (sıcak) kelimesi Kur'an’ı Kerim'de 4 yerde muhtelif şekillerde geçmiştir.

Ama el-berd (soğuk) kelimesi ise şu ayette olduğu gibi iki yerde geçmektedir;

"Biz de; 'Ey ateş! İbrahim'e karşı serin (el-berd) ve esenlik ol!' dedik." [188]

Ayrıca 2 defa da bâridûn şeklinde gelmiştir; şu ayette oldu­ğu gibi:

"Ayağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bâridûn) (bir su), (dedik)." [189]

Böylece berd (soğuk-serin) ıstılahı, harre (sıcak) ıstılahında olduğu gibi Kur'an’ı Kerim'de çeşitli yerlerde tekrarlanmıştır. Do­layısıyla sayf ve hane (yaz ve sıcak) toplam olarak Kur'an'da 5 yerde kullanılmıştır; şita' ve berd (kış ve soğuk) ıstılahlarında ol­duğu gibi...[190]

 

Ba's ve Sırat

 

Ba'sın (göndermek, diriltmek) Kur'an'daki asıl manası, ölü­lerin Allah’u tealanın emriyle dirilmesi ve kıyamet gününde he­sap için ayağa kalkması anlamlarına gelmektedir. Ayrıca bu ke­lime (Kur'an'da) risalet anlamına da kullanılmıştır. Sözkonusu ıstılah, Kur'an’ı Kerim'de, şu ayette olduğu gibi 8 yerde ölüleri diriltmek anlamında yüb'asûne zikredilmiştir:

"Önlerinde, tâ dirilecekleri güne (yüb'asûne) kadar, bir perde vardır." [191]

Ve yine aynı manada meb'ûsûne olarak şu ayet’i kerimede olduğu gibi 7 yerde geçmektedir:

"Onlar, tekrar dirileceklerini (meb'ûsûne) sanmıyorlar mı?" [192]

Ayrıca el-ba's kelimesi Allah-u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde kullanılmıştır:

"Andolsun siz, Allah'ın Kitâbınca, tâ yeniden dirilme gününe (el-ba's) kadar kaldınız." [193]

Ve yine yeb'asuhüm şeklinde şu ayette olduğu gibi 3 defa tekrarlanmıştır:

"Ancak işitenler (çağrıya) gelir; ölülere gelince Allah onları di­riltip (yeb'asuhüm), sonra O'na döndürülürler."[194]

Yeb'ase lafzı ise şu ayette olduğu gibi 3 yerde gelmiştir:

"Onlar da sizin sandığınız gibi Allah'ın, hiç kimseyi diriltme­yeceğini (yeb'ase) sanmışlardı." [195]

Yine baasnahüm kelimesi, şu ayette olduğu gibi 2 yerde tek­rarlanmıştır:

"Yine böyle onları dirilttik (baasnahüm) ki, kendi aralarında sorsunlar." [196]

Neb'asu lafzı ise Allah-u tealanın şu sözünde olduğu gibi2 yerde geçmektedir:

"Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz gün (neb'asu), artık ne inkâr edenlerin (özür dilemelerine) izin verilir, ne de onların özür dilemeleri istenir." [197]

Ayrıca meb'usîne lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde gelmiş­tir:

"Dediler ki: "Dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur. Biz diriltilecek (meb'ûsine) değiliz'." [198]

Aynı ıstılahtan olup da Kur'an'da birer ayette geçen kelime­ler de şunlardır:

"Dediler: 'Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı (baa-senâ)?' " [199]

"Sonra belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzün ardından tek­rar diriltmiştik (baasnâ)'.' [200]"...Allah da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti (baase-hû)..” [201]"Belki böylece Rabb'in seni, övülmüş bir makama ulaştırır (yeb'aseke)." [202]"Doğduğum gün de, öleceğim gün de ve diri olarak kaldırı­lacağım gün (üb'asu) de (Allah'tan) bana esenlik verilmiştir'' [203]

"De ki: 'Hayır, Rabb'im hakkı için mutlaka diriltileceksiniz (le-tübasünne), sonra yaptıklarınız size haber verilecektir'." [204]"Sonra siz kıyamet günü muhakkak diriltileceksiniz (tüb'asûn)." [205]

"Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı (yüb asü) gün ona selam olsun." [206]"İnkâr edenler, kat'iyyen diriltilmeyeceklerini (yüb'asû) sandı­lar." [207]"Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz (ba'suküm), bir tek kişi(nin yaratılıp diriltilmesi) gibidir." [208]

Ba's kelimesine benzeyen bu'sira kelimesi de şu ayette bir kez geçmektedir:

"Bilmez mi o, kabirlerde olanlar dışarı atıldığı (bu'sira) zaman." [209]

Yine bu'siret kelimesi şu ayette bir defa geçmektedir:

"Kabirlerin içi dışına getirilerek Ölüler çıkarıldığı zaman (bu’ siret), her can, ne öne sürdüğünü ve ne geride bıraktığını bilir." [210]

Buna ilaveten Kıyamet günü dirilmek ve kıyam anlamına ge­len yegûmü kelimesi de şu ayette olduğu gibi 2 defa kullanılmış­tır:

"O gün insanlar, alemlerin Rabb'i huzurunda dururlar (yegû­mü)." [211]

Yine kıyam anlamında şu ayette bir kez geçmektedir:

"Sonra ona bir daha üflendi, birden onlar ayağa kalktılar [212]

Böylece "ölüleri diriltmek" anlamına gelen ba's kelimesi ve bu kelimeden türeyenlerle bunun benzerleri Kur'an’ı Kerim'de 45 kere tekrarlanmıştır. Ve bu kadar da sırat (yol) kelimesi Kur'an’ı Kerim'de zikredilmiştir. Şöyle ki; sırat lafzı şu ayette olduğu gibi 38 defa gelmiştir:

"Ve şüphesiz ki sen, doğru yola (sırat) götürüyorsun." [213]

Sıraten lafzı ise şu ayette olduğu gibi 5 yerde belirtilmiştir:

"Ve onları elbette doğru bir yola (sıraten) iletirdik." [214]

Ve alttaki lafızların her biri birer kere geçmektedir:

"Öyle ise, dedi, beni azdırmana karşılık and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun (sırateke) üstüne oturacağım." [215]"İşte benim doğru yolum (sıratî) bu, ona uyun." [216]

Yani bu ıstılah toplam olarak 45 defa tekrarlanmıştır. Böy­lece sırat-yol ve bundan türeyen kelimelerle ba's türevleri Kur'an’ı Kerim'de birbirine eşit oiarak zikredilmişlerdir.[217]

 

İyilikler ve Kötülükler

 

Salihat (iyilikler) kelimesi ve bu kelimeden türeyenler Kur'an’ı Kerim'de 180 defa zikredilmiştir. Bu sayı arasında Salih Peygamberim (as.) özel ismi şu ayette olduğu gibi 4 defa gelmiş­tir:

"Kardeşleri Salih, onlara demişti ki: {Allah'ın azabından) ko­runmaz mısınız?" [218]

Salihen kelimesi ise şu ayette olduğu gibi 5 yerde geçmekte­dir:

"Andolsun biz, Semid (kavmin)e de kardeşleri Salih'i (Salihen) (onlara): 'Allah'a kulluk edin' (desin) diye gönderdik.'' [219]

Ayrıca iyi amel anlamına gelen eslehe, eslehen, yüslihu ve yüstitien kelimeleri şu ayetlerde birer defa geçmektedir:

"İnanıp iyi ameller (eslehe) işleyenlerin, Rabb'leri tarafından Muhammed'e indirilen gerçeğe inananların günahlarını da (Allah) örtmüş ve hallerini düzeltmiştir." [220]"Onun duasını da kabul ettik, ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah (eslehna) ettik." [221]1 'Onları hidayete (yüslihu) iletecek ve durumlarını düzeltecektir.'' [222]"Benim için zürriyetim içinde de salâhı (eslih) devam ettir" [223]

Bütün bu ıstılahların toplamı 13'tür. (Ve bu sayıyı 180'den çıkarırsak) salih amel ile ilgili salihat ıstılahından türeme keli­melerin 167 defa tekrarlandığını görürüz.

Bunun kadar da, yani 167 defa seyyiat (kötülükler) ve bun­dan türeyen kelimeler Kur'an’ı Kerim'de geçmektedir. Böylece sey­yiat ve salihat kelimeleri birbirine eşit sayıda tekrarlanmış olmak­tadır.[224]

 

Cehennem ve Azap

 

Cehim (cehennem) ıstılahı Kur'an’ı Kerim'de 26 Yerde geç­mektedir. Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi:

"Cehennem (el-cehim) de azgınlar içir ortaya çıkarıldı." [225]

Cehimen lafzı şu ayette bir defa geçmektedir:

"Çünkü bizim yanımızda bukağılar ve cehennem (cehimen) var" [226]

İgâb (azap) kelimesi de Kur'an’ı Kerim'de aynı sayıda tekrarlanmıştır. Mesela El-igâb kelimesi şu ayette olduğu gibi 17 defa zikredilmiştir:

"Fakat Rabbi'nin azabı (el-igâb) da pek çetindir." [227]

Şu ayette olduğu gibi 3 defa da igâb şeklinde geçmektedir:

"Hepsi de peygamberleri yalanladılar da benim cezamı (igâb) hak ettiler." [228]

İki defa da agebtüm şeklinde geçmiştir; Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi:

"Eğer (bir topluluğa) azâb (âgebtüm) edecekseniz, size ya­pılan azabın (agibû) eşiyle azab edin (âgibtüm)." [229]

Bu ayet’i kerimede birer defa da âgîbû ve âgibtüm lafızla­rında geçmektedir. Alttaki ayette ise bir defa âgebe ve bir defa da ûgibe lafızları zikredilmiştir:

"Bu böyledir. Kim kendisine yapılan cezanın (âgabe) dengiyle ceza (ûgibe) verir de sonra kendisine tekrar saldırılırsa elbette Allah ona yardım eder" [230]

Yani igâb kelimesi cehim kelimesi gibi Kur'an’ı Kerim'de 26 defa geçmektedir.[231]

 

Çirkin İş ve Gazap

 

Fahişe (çirkin iş) ıstılahı şu ayette olduğu gibi Kur'an’ı Ke­rim'de 13 defa tekrarlanmıştır:

"Zinaya yaklaşmayın, çünkü o, açık bir kötülüktür (fahişe), kötü bir yoldur." [232]

el-fahşa lafzı ise şu ayette olduğu gibi 7 yerde geçmektedir:

"Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve sizi çirkin şeyleri (el-fahşa) yapmayı emreder." [233]

el-fevabiş lafzı Allah’u Tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde zikredilmiştir:

"Kötülüklerin (el-fevahiş) açığına da, kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allah'ın yasakladığı cana kıymayın." [234]

Böylece fahişe kelimesi ve bunun türevleri Kur'an’ı Kerim­de 24 defa tekrarlanmıştır. Gazab kelimesi ve bunun türevleri de Kur'an'da aynı şekilde zikredilmiştir. Mesela ğazabun kelimesi şu ayette olduğu gibi 12 defa gelmiştir:

"Kabul edildikten sonra, Allah'ın dini hakkında tartışanların delilleri, Rabb'leri yanında bâtıldır. Üzerlerine bir gazab (ğazabun) ve onlara şiddetli bir azab vardır." [235]

Şu ayet’i kerimede olduğu gibi ğazibe ıstılahı da 5 yerde geç­mektedir:

"Ey inananlar, Allah'ın gazabettiği (ğazibe) kimselerle dost­luk etmeyin." [236]

Ğazebî ıstılahı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Kimin üstüne gazabım (ğazebî) inerse artık o, (ateşe) düş­müştür" [237]

Şu ayette olduğu gibi 2 ayette değazbâne şeklinde geçmek­tedir:

"Bunun üzerine Mûsâ, çok kızgın (ğazbâne) ve üzüntülü bir halde kavmine döndü." [238]

Allah’u tealanın şu sözünde bir defa da el-meğzûb şeklinde geçmektedir:

"Kendilerine gazabedilmiş (el-megzub) olanların ve sapmışların yoluna değil."[239]

Bir kere de şu ayette muğâziben şeklinde gelmiştir:

"Zünnûn'a da (lütfettik). Zira (o, kavmine) kızarak (muğâziben) gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi sanmıştı." [240]

Ayrıca Allah’u tealanın şu sözünde bir kere de ğazibû şek­linde zikredilmiştir:

"Büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar; kızdıkları za­man (ğazibû) onlar, affederler." [241]

Bu şekilde ğazab ıstılahı ve bunun türevleri fahişe ve türev­lerine eşit olarak Kur'an’ı Kerim'de tekrar olunmuştur.[242]

 

Putlar, Şarap ve Domuz Düşmanlık, Taş Parçası ve Çetin Ceza Haset, Korku ve Ümitsizlik:

 

Esnam (putlar) ıstılahı Kur'an’ı Kerim'de şu 5 ayette geç­mektedir:

"İsrail oğullarını denizden geçirdik, kendilerine mahsus bir­takım pullara (esnam) tapan bir kavme rastladılar."[243]"Rabb'im, bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara (el-esnam) tapmaktan uzak tut." [244]"İbrahim, babası Âzer'e demişti ki: 'Sen putları (esnâmen) tanrı mı ediniyorsun?' " [245]" 'Putlara (esnâmen) tapıyoruz, onlara kulluk ediyoruz' dedi­ler" [246]"Allah'a and içerim ki, siz dönüp gittikten sonra putlarınıza (es-nameküm) bir tuzak kuracağım." [247]

Ayrıca hamr ıstılahı da 5 defa zikredilmiştir:

"Sana şaraptan (hamr) ve kumardan sorarlar, de ki: O ikisin­de büyük günah vardır. İnsanlara bazı faydaları varsa da günah­ları yararlarından büyüktür." [248]"Şeytan, şarap (el-hamr) ve kumar (yolu) ile aranıza düşman­lık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor." [249]"Ey insanlar, şarap (el-hamr) kumar, dikili taşlar (putlar), şans okları şeytan işi birer pisliktir." [250]"Onlardan biri dedi ki: 'Ben (rüyamda) şarap (hamren) sıktı­ğımı görüyorum.' " [251]"Ey zindan arkadaşlarım, (rüyanıza gelince) biriniz (eskisi gi­bi) yine efendisine şarap (hamren) sunacak ." [252]

Hamr kelimesi bir defa da şu ayette geçmektedir ve başka hiçbir yerde geçmemektedir:

"İçenlere lezzet veren şaraptan (hamrin) ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır." [253]

Yalnız bu ayet sayılmamaktadır. Zira şer'an haram olarak zikredilen şaraplar içinde geçmemekte, bunun tersine takva sahiplerinin müjdelendiği cennet şarabına mahsustur. Binaenaleyh hamr  kelimesi de  Kur'an’ı  Kerim'de 5  defa zikredilmiştir.

Hınzır (domuz) lafzı da (tekil ve çoğul olarak) 5 defa geç­mektedir; şu ayetlerde olduğu gibi:

"Allah size leş. kan, domuz (hınzır) eti ve Allah'tan başkası adı­na kesileni haram kıldı" [254]

"Leş, kan, domuz (el-hınzir) eti, Allah'tan başkası adına boğazlananlar, size haram kılındı." [255]

"Ancak leş, yahut akıtılmış kan, yahut domuz (hınzır) eti ki pistir ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk (hayvan) olur­sa başka (bunlar haramdır)." [256]"Allah size ölüyü, kanı, domuz(el-hınzir) etini ve Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen (hayvanlar)ı haram kıldı." [257]

"Allah kim(ler)e lanet ve gazab etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar (el-hanâzir), ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır'' [258]

Ayrıca bağzâ (çetin düşmanlık) kelimesi de beş yerde geç­mektedir:

"Onların ağzından öfke taşmaktadır (el-beğzâu). Göğüslerin­de gizledikleri (kin) ise daha büyüktür." [259]"Bu yüzden aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlık (el-beğzâ') ve kin saldık." [260]

"Biz onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin (el-beğza') almışızdır." [261] "Şeytan; şarap ve kumar (yolu) ile aranıza düşmanlık ve kin (el-beğzâ) sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor." [262]

"Siz, bir tek Allah'a inanıncaya kadar sizinle bizimle aramız­da sürekli bir düşmanlık ve nefret (el-beğzâu) belirmiştir." [263]

Haseb kelimesi ise taş parçası manasına gelmekte olup, hal­kın günahkâr kimselerine isabet etmektedir ve böylece onlar çe­tin bir cezayla cezalandırılmaktadırlar. Ayrıca taş cinsinden bir şeydir veya ateş yakılırken ateşe atılan bir odun parçası anlamla­rına da gelmektedir. Bu kelime de aşağıdaki şu ayetlerde 5 defa (haseb ve hâsib şekillerinde) geçmektedir:

“Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz (hasebu)." [264]"(Allah'ın), üzerinde bulunduğunuz kara tarafını ters çevirip batırmayacağından, üzerinize taşlar (hâsibâ) savuran bir kasırga göndermiyeceğinden emin misiniz?" [265]"Onlardan kiminin üstüne taş (hâsiben) yağdıran bir fırtına gönderdik." [266]"Biz de üstlerine taşlar (hâsiben) savuran bir fırtına gönder­dik, yalnız Lut ailesini kurtardık." [267]"Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş (hâsiben) yağdıran (bir fırtına göndermeyeceğinden emin misiniz?" [268]

Çetin ceza anlamına gelen tenkil kelimesi de şu ayetlerde 5'er defa geçmiştir:

"Çünkü bizim yanımızda bukağılar (enkalen) ve cehennem var." [269]

"Allah da onu, (sonrakilere ve öncekilere ibret olacak şekil­de) ahiret ve dünya azabîyle (nekale) yakaladı." [270]"Ve bu cezayı (nekâlen) önündekilere ve ardından gelecek­lere bir ibret. (Allah'ın azabından) korunanlara da bir öğüt yaptık." [271]"Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah: tan bir ceza (nekalen) olarak ellerini kesin." [272]"Allah'ın gücü daha şiddetli ve cezası (tenkilâ) daha çetindir." [273]

Haset (kıskançlık) ıstılahı da şu ayetlerde 5 defa geçmektedir:

"Onlar: 'Bizi kıskanıyorsunuz (tahsudûnena).' diyecekler" [274]"Yoksa Allah'ın, lütfundan insanlara verdiği için onları kıska­nıyorlar mı (yehsudöne)?" [275]"Kitap sahiplerinden çoğu, gerçek kendilerine besbelli olduk­tan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan (haseden) ötürü sizi imanı­nızdan sonra küfre döndürmek isterler." [276]

Bu üç ayetin dışında iki defa da şu ayette Hâsidin ve hase­den şeklinde geçmektedir:

"Ve haset (hâsidin) ettiği zaman hasetçinin (haseden) şerrin­den." [277]

Ayrıca ru'b (korku) ıstılahı da şu 5 ayette geçmektedir:

"Allah'ın kendilerine hiçbir güç, (haklarında hiçbir delil) indir­mediği şeyleri. Allah'a ortak koştuklarından dolayı inkâr edenlerin kalblerine korku (ru'b) salacağız" [278]"Ben sizinle beraberim, siz inananları pekiştirin; ben inkar edenlerin yüreklerine korku (ru'b) salacağım." [279]"Kitap ehlinden onlara yardım eden (Kureyzâ yahudi)lerini de kalelerinden indirdi ve kalblerine korku (ru'b) düşürdü." [280]"Allah, onlara ummadıkları yerden geldi, yüreklerine korku (ru'b) saldı." [281]"Eğer durumlarını göreydin, muhakkak kendilerinden döner kaçardın ve onlardan içine korku (ru'ben) dolardı." [282]

Yine haybet (ümitsizlik, perişanlık) ıstılahı (hâbe, ve naibin şekillerinde) Kur'an’ı Kerim'de 5 ayette geçmektedir:

"(Peygamberler, düşmanlarına karşı Allah'tan) fetih istediler, (sonunda) her inatçı zorba perişan (hâbe) oldu."[283]

"Doğrusu iftira eden perişan (hâbe) olmuştur." [284]

"Bütün yüzler, o diri ve yöneticiye boyun eğmiştir. Zulüm yük­lenen ise perişan (hâbe) olmuştur." [285]

"Nefsini temizleyen iflah olmuş, onu kirletip örten ziyana (hâ­be) uğramıştır." [286]

"İnkâr edenlerden bir kısmını kessin veya perişan etsin de (hâ-ibiyn) umutsuz olarak dönüp gitsinler diye." [287]

Böylece esnem, hamr, hınzır, be'zâ, haseb, tenkil, hased, ru'b ve haybet ıstılahlarının her biri birbirine eşit ve dağınık olarak Kur'an'da değişik yerlerde 5'er defa zikredilmişlerdir.[288]

 

Lanet ve Beğenilmeyen

 

Lanet ıstılahı Kur'an’ı Kerim'de 13 yerde geçmektedir, şu ayette olduğu gibi:

"İyi bilin ki Allah'ın laneti (lanet) zâlimlerin üzerinedir." [289]

Şu ayette olduğu gibi 7 defa da Laanehüm şeklinde gelmek­tedir:

"Kalblerimiz perdelidir, dediler. Hayır, ama inkârlarından do­layı Allah onları lânettemıştir (laanehüm)."[290]

Laanehu lafzı da şu ayette olduğu gibi 3 yerde geçmektedir:

"Allah ona gazabetmiş, lanet etmiş (laanehu) ve onun için bü­yük bir azab hazırlamıştır." [291]

Yel'an lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 defa tekrarlanmıştır:

"Daha sonra kıyamet gününde birbirinizi inkâr eder ve lanet­lersiniz (yel'an)." [292]

Yine yel'anuhüm lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 kere zikre­dilmiştir:

"İşte onlara hem Allah lanet eder (yel'anuhüm) ..." [293]

Ayrıca şu ayette olduğu gibi 2 defa da lu'inu şeklinde gel­miştir:

"Yahudiler 'Allah'ın eli bağlıdır (Allah cimridir)' dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden ötürü lanetlendiler (lu'inu)." [294]

Birer defa da şu lafızlarda geçmiştir:

leane[295]", leanet[296], lanen[297], leanâhüm[298], nel’anuhüm[299], il'an'hüm[300], luine[301], leanâ[302], le'neti[303] ellainûne[304], nıel'ûnîn[305], el-mel'ûneh[306].

Bütün bu lafızların hepsi lean ıstılahının türevleridir ve sözkonusu ıstılah türevleriyle Kur'an’ı Kerim'de 41 defa geçmekte­dir.

41 defa da kerh (beğenilmeyen) ıstılahı ve türevleri gelmiş­tir. Mesela, Allahu tealanın şu sözünde olduğu gibi 8 defa keri­he şeklinde geçmektedir:

"Halbuki kâfirler hoş görmese de (kerihe) Allah, nurunu ta­mamlayacaktır." [307]

Şu ayette olduğu gibi 6 defa da kârihun şeklinde tekrarlan­mıştır:

"Hayır, o hakkı getirdi fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar (kârihün)." [308]

Kerhen lafzı ise şu ayette olduğu gibi 5 defa geçmektedir:

"De ki: 'ister gönüllü, ister gönülsüz (kerhen) sadaka verin; sizden kabul edilmeyecektir' " [309]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 defa da kerihû şeklinde zikredilmiştir:

"Allah'ın Resulünün arkasından, oturmakla sevindiler, malla­rıyla ve canlarıyle cihad etmekten hoşlanmadılar (kerihû)." [310]

2 defa da şu ayette olduğu gibi tekrehû şeklinde geçmektdir:

"Bazen hoşunuza gitmeyen (tekrehû) bir şey, hakkınızda iyi olabilir." [311]Yine şu ayette 2 defa da kur'hen şeklinde gelmiştir:

"Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Anası onu zahmetle (kur'hen) taşıdı ve zahmetle (kur'hen) doğurdu." [312]

Birer defa da şu şekillerde gelmiştir:

Kerihtumûhü[313], kerihtümûhunne[314], yekrehûne[315], kerrehe[316], ekrehtena[317], tükrihu[318], tükrihû[319], yükrihhune[320], ekrehe[321], kurhun[322], karihin[323], ikrâhe[324], ikrahihinne[325], mekruhen[326].

Bütün bunlar Kur'an-i Kerim'de geçen kerahiyyet ve bun­dan türeyen kelimelerle ilgili olup 41 defa tekrarlanmıştır. Bu da 41 defa tekrarlanan lanet ıstılahına ve türevlerine eşittir.[327]

 

Kötü Amel ve Pislik

 

Rics, şeytanın insanı teşvik ettiği kötü ameldir ve bütün tü­revleriyle Kur'an’ı Kerim'de 10 defa geçmektedir: Mesela şu ayette olduğu gibi 8 defa errics şeklinde gelmiştir:

"Ey Ehli Beyt, Allah sizden, Kiri (erricse) gidermek ve sizi te­miz yapmak ister." [328]

Şu ayet’i kerimede de ricsen ve ricsihim şekillerinde geçmek­tedir:

"Fakat yüreklerinde hastalık olanlara gelince (bu), onların pis­liklerine (ricsihim) pislik (ricsen) katmıştır ve onlar kâfir olarak ölmüşlerdir." [329]

Ricz ise bîr nevi acıklı bîr azap olup, insana ceza şeklinde gelmekte ve bu lafız da bütün türevleriyle Kur'an’ı Kerim'de 10 defa tekrarlanmıştır. Mesela şu ayette olduğu gibi 6 yerde (ricz) şeklinde geçmektedir:

"Ayetlerimiz hakkında (bizi) âciz bırakmağa çalışanlara ge­lince): onlar için de pislikten (ricz), acı bir azab vardır." [330]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 defa da Riczen şeklinde zikredilmiştir:

"Biz de yaptıkları kötülüklerinden (riczen) dolayı o zulmeden­lerin üzerine gökten bir azab indirdik." [331]

Bir kere de şu ayette er-rucze şeklinde geçmektedir:

"Pislikten (er-rucze) kaçın." [332]

Böylece zikredilen rics ve türevleri, ricz ve türevlerine eşittir ve hiçbir ayette bir arada gelmemişlerdir.[333]

 

Darlık ve Sükûnet

 

Kur'an’ı Kerim'de dayg (darlık) kelimesi bütün türevleriyle 13 yerde tekrarlanmıştır. Mesela dâget kelimesi şu ayette olduğu gibi 3 yerde geçmektedir:

"Bütün genişliğiyle beraber arz başlarına dar gelmiş (dâget) ve canları kendilerini sıktıkça sıkmış ve Allah'tan, yine Allah'a sı­ğınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı." [334]

Dâge lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Elçilerimiz Lût gelince onlar yüzünden kaygılandı, onlar için göğsü daraldı (dâge)." [335]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde yedîgu, 2 yerde de daygın şeklinde geçmektedir:

"Kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya (daygın) düşme." [336]

Yine şu ayette olduğu gibi 2 defa da dayyigan şeklinde gel­miştir:

"Elleri ayaklarına zincirlerle bağlı olarak onun dar (dayyigan) bir yerine atıldıkları zaman orada ölümü çağırırlar." [337]

Ayrıca liyüdayyigu şeklinde şu ayette bir kere geçmektedir:

"(Boşadığınız) o kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştırmak (liyüdayyigu) için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın." [338]

Yine bir defa da Allah’u tealanın şu sözünde dâigun şek­linde geçmektedir:

"Sana vahyolunanın bir kısmını (duyurmayı) terkedeceksin ve bunu onlara okumaktan göğsün daralacak (dâigun)." [339]

Aynı sayıda yani 13 defa da tam'aniyye (sükunet) ıstılahı­nın türevleri gelmiştir. Mesela tetmeinne ıstılahı su ayette oldu­ğu gibi 5 yerde geçmektedir:

"Onlar ki, inanmışlardır ve kalbleri, Allah'ı anmakla yatışır (tet­meinne)."[340]

2 defa da Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi mutmeinne şeklinde gelmiştir:

"Ey huzura (mutmeinne) eren nefis!" [341]

Aşağıdaki lafızların da her biri birer ayette geçmektedir:

"Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzura (itmaenne) kavuşur." [342]"Güvene (etme'netüm) kavuştunuz mu namazı (tam) kılın." [343]

"Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olup onunla rahat (itmaennû) edenler" [344]" 'İnanmadın mı' dedi. (İbrahim): "Hayır (inandım), fakat kal­bim kuvvet bulsun (liyetmeinne) diye (görmek istiyorum)'." [345]"Kalbi imanla yatışmış (mutmainnün) olduğu halde zorlanan değil." [346]"De ki: 'Eğer yeryüzünde uslu uslu (mutmainnîne) yürüyen melekler olsaydı elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik'." [347]

Böylece dayg (darlık) kelimesinin ve bütün türevlerinin sa­yısıyla tam'aniyne (sükûnet) ıstılahı ve bütün türevleri her biri değişik ayetlerde geçtiği halde birbirine eşit olduğu görülmüştür.[348]

 

Temizlik ve İhlas

 

Tuhr (temizlik) kelimesi ve bunun bütün türevleri Kur'an’ı Kerim'de 31 yerde geçmektedir. Şöyle ki, mutahharetün lafzı şu ayette olduğu gibi 5 yerde zikredilmiştir:

"Orada kendilerine tertemiz (mutahharetün) eşler de vardır" [349]

Ether lafzı da Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 5 yer­de gelmiştir:

"Bu, hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalbleri için daha temizdir (ether)." [350]

Liyütahhiraküm lafzı ise şu ayette olduğu gibi 3 yerde kul­lanılmıştır:

'Sizi temizlemek (liyütahhiraküm) için üzerinize gökten bir su indirdi." [351]

Tahhir lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir: "

Elbiseni temizle (tahhir)." [352]

Yine yetetahherune lafzı şu ayette olduğu gibi 2 kere gelmiş­tir:

"Kavminin cevabı: 'Onları kentinizden çıkarın, çünkü onlar, faz­la temizlenen (yetedahherune) insanlarmış' demelerinden başka olmadı." [353]

Ayrıca Allah-u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde de tahûren şeklinde geçmektedir:

"Ve gökten tertemiz (tahûren) bir su indirdik." [354]

Aşağıdaki lafızlar da her biri birer defa gelmiştir:

Yet'hurne[355] Tahhareki[356], Tutahhiruhüm[357], yütehhire[358], Tehhira[359], Tetehherne[360], yetedahheru[361], fettahheru[362], tettahhiren[363], mutahhiruke[364], el-mutahherune[365], el-mutahheriyne[366], el-mutahhiriyne[367].

Aynı sayıda yani 31 defa da ihlas ıstılahı ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de geçmektedir. Mesela muhlesiyne lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 8 yerde tekrarlanmıştır:

"Ancak içlerinden kendilerine ihlas (muhlesiyne) verilen kul­ların hariç." [368]

Muhlisiyne lafzı ise şu ayette olduğu gibi 7 yerde geçmekte­dir:

"Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a hâlis (muhlisiyne) kıla­rak, Allah'ı birleyenler olarak O'na kulluk etmeleri, namazı kılma­ları, zekatı vermeleri emredilmişti." [369]

Yine Halise lafzı da şu ayetle olduğu gibi 5 yerde kullanıl­mıştır:

"Ey rasulüm (Yahudilere) söyle: 'Eğer cennet, diğer insanla­ra ait (hâlise) olmayıp Allah tarafından size has kılınmış ise, ve bunda sadıklarsanız, ölümü temenni edin'." [370]

Muhlisen lafzı ise şu ayette olduğu gibi 3 defa geçmiştir:

"De ki: 'Ben dinimi yalnız Allah'a halis (muhlisen) kılarak O'na kulluk ediyorum'." [371]

Aşağıdaki lafızların da her biri birer defa geçmektedir:

halesu [372], ehlasnâhüm[373], ehlesû[374], estehlishu[375], el-hâlisü[376], hâlisen[377], muhlisûne[378], muhlisene[379] .

Böylece tuhr (temizlik) kelimesi ve türevleriyle ihlas ve tü­revleri Kur'an-ı Kerim'de birbirine eşit bir şekilde 31'er defa tek­rarlanmıştır.[380]

 

İlim ve Marifet = İman

 

Aşağıda belirtilen sayı ve şekillerde Kur'an’ı Kerim'de iman kelimesi ve türevleri 811 defa zikredilmiştir:

Amenû 258 defa, el-mü'miniyne 144, yü'minûne 87, müminûne 35, âmene 33, âmenna 33, yü'minu 28, mü'minât 22, yü'minû 18, âminû 18, el-iman 17, mü'min 15, nü'min 13, tüminü 12, âmentüm 10, tü'minûne 8, imanen 7, imânekum 1, imânehum 7, mü'minen 7, mü'mineten 6, âmenet 5, âmentü 3, tümin 3, imâneha 3, yü'minne 2, imâneh 2, letü'minunne 1, lenüminenne 1, leyü'minenne 1, leyü'minunne 1, âmin 1, imânı 1 biimanihinne 1 ve mü'mineyni 1 defa... Bütün bunların toplamı 811 dir.

İlim lafzı ve bunun türevleri Kur'an'da 782 defa tekrarlan­mıştır ve ilmin benzeri marifet ıstılahı da Kur'an-ı Kerim'de 29 defa geçmektedir. Böylece ilim marifetin ve türevlerinin toplamı 811'dir. Bu da iman kelimesi ve türevlerinin sayısı kadardır.[381]

 

İnsan ve Elçi

 

en-nas (insanlar) ıstılahı Kur'an’ı Kerim'de 241 yerde tek­rarlanmıştır, şu ayette olduğu gibi:

"Ey insanlar (en-nas) yeryüzünde bulunan helal ve temiz şey­lerden yeyin." [382]

el-insan lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 65 yer­de geçmektedir:

"Bir baksın insan (el-insan), neden yaratıldı?" [383]

el-ins kelimesi ise şu ayette olduğu gibi 18 defa tekrarlan­mıştır:

"Ben cinleri ve insanları (el-ins), ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." [384]

Ünâs lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 5 defa geçmek­tedir:

"Her milletin (ünâs) önderini çağırdığımız gün kimlerin kitabı sağından verilirse işte onlar kitaplarını okurlar ve en ufak bir hak­sızlığa uğratılmazlar." [385]

Enasiyye (insanlar) ve insiyye (insan) kelimeleri de her biri birer defa şu ayetlerde geçmektedir:

"Ve onunla yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan (enasiy­ye) birçoğunu sulayalım." [386]

" 'Ben Rahman için (susma) oruc(u) adadım, bugün hiçbir insanla (insiyye) konuşmayacağım' de." [387]

Beşer lafzı da şu ayette olduğu gibi 26 defa tekrarlanmıştır:

"Allah bir insanla (beşer) konuşmaz. Ancak vahiyle yahut per­de arkasından konuşur." [388]

Yine beşeren lafzı ise şu ayette olduğu gibi 10 defa gelmiş:

"Ben, sadece elçi olarak gönderilen bir insan (beşeren) de­ğil miyim?"[389]

Beşereyni lafzı da şu ayette 1 defa geçmektedir:

" 'Şu iki adamın kavmi bize kulluk ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana (beşereyni) mı inanacağız?' dediler" [390]

Böylece en-nas, türevleri ve benzerleri Kur'an’ı Kerim'de 368 defa tekrarlanmıştır. Bu sayı kadar da rasul (elçi) ıstılahı ve tü­revleri geçmektedir. Mesela Er rasul şu ayette olduğu gibi 116 yer­de geçmektedir:

"De ki: 'Allah'a ve peygambere (er-rasul) itaat edin'."[391].

Rasulehu lafzı da Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 84 defa zikredilmiştir:

"Allah ve rasulü (rasulehu) bir işte hüküm verdiği zaman, ar­tık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur." [392]

Rusul lafzı ise şu ayette olduğu gibi 34 yerde gelmiştir:

"İşte biz, o elçilerden (rusul) kimini kiminden üstün kıldık." [393]

Rasulen lafzı da şu ayette olduğu gibi 23 yerde tekrarlan­mıştır:

"Biz, elçi (rasulen) göndermedikçe azab edecek değiliz." [394]

Rusulena lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 17 yerde geçmektedir:

"Andolsun elçilerimiz (rusulena) onlara açık delillerle geldiler" [395]

Yine rusulihi lafzı da şu ayette olduğu gibi 17 defa gelmiş­tir:

"Allah'a ve Rasulüne (rusulihi) inananlar işte Rableri yanında onlar, sıddîkler ve şehidlerdir," [396]

Rusülühüm lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 12 yerde geçmektedir:

"Peygamberleri (rusülühüm): 'Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında da şüphe ha?..' dediler." [397]

Rusulen lafzı da şu ayette olduğu gibi 10 yerde zikredilmiş­tir:

"Andolsun biz, senden önce de elçiler (rusulen) gönderdik." [398]

Rüsüli lafzı da Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde tekrarlanmıştır:

"Allah: 'Elbette ben ve elçilerim (rusulî) galib geleceğiz' diye  yazmıştır." [399]

Yine rasulina lafzı şu ayette olduğu gibi 4 yerde geçmiştir:

"Allah'a itaat edin, Rasule itaat edin. Eğer dönerseniz Resu­lümüze (rasulina) düşen, açıkça duyurmaktır." [400]

Rasulihim lafzı ise şu ayette olduğu gibi 3 defa zikredilmiş­tir:

"Her millet, peygamberlerini (rasulihim) yakalamağa yelten­di." [401]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 defa da rasulekum şeklinde geçmektedir:

"Yoksa sız de Peygamberinizi (rasulekum), daha Önce Mu­sa'ya sorulduğu gibi sorguya çekmek mi istiyorsunuz?"[402]

Şu aşağıdaki ayetlerde de birer defa çeşitli şekillerde gelmiştir:

"Eyvah bize, keşke Allah'a itaat etseydik, peygambere (errasulen) itaat etseydik." [403]"Sonra biz, elçilerimizi (rasulühâ) ardı ardına gönderdik." [404]

"Havarilere: 'Bana ve elçime (rasulî) inanın.' diye ilham etmiş­tim." [405]

"Haydi, varın ona deyin ki: biz senin Rabbinin elçileriyiz (rasûlâ)." [406]"Rabbimiz bize, elçilerine(rusutike) va'dettiğini ver." [407]

"Dediler ki: 'Size peygamberleriniz (rusülüküm), mucizelerle gelmezler miydi?"[408]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 24 yerde de elmurselîn şeklinde geçmektedir:

"Selâm, gönderilen peygamberlere (el-murselîn), hamd, alem­lerin Rabbi Allah'a." [409]

Şu ayette olduğu gibi 9 yerde de el-mürselûn şeklinde gel­miştir:

"Demek peygamberler (el-mürselûn) doğru söylemiş." [410]

Yine birer defa da şu ayetlerde çeşitli şekillerde geçmektedir:

"Siz, dediler Salih'in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildi­ğini (murselun) biliyor musunuz?" [411]

"İnkâr edenler: 'Sen gönderilmiş (murselen) değilsin.' diyor­lar." [412]"Andolsun; birbiri ardınca gönderilenlere (el-mürselât), rüz­gar gibi esip savuranlara," [413]

Bütün bunların toplamı da 368'dir. Böylece Kur'an’ı Kerim'de tekrarlanan en-nas ve rusul la­fızlarının toplamı birbirine eşittir.[414]

 

İnsan  Rızık, Mal ve Oğullar

 

İnsan kelimesi Kur'an’ı Kerim'de 368 defa tekrarlanmıştır. Rızk, mal ve benîn (oğullar) kabilinden insan varlığının toplamı da aynı sayıda yani 368 defa zikredilmiştir. Böylece rızk ve bu­nun türevleri Kur'an’ı Kerim'de 123 defa geçmektedir ki, bunun 3'ü bütün canlıların umumuna aittir. Dolayısıyla sadece İnsana ait olanı 120 olmaktadır. Meselâ, rızk lafzı şu ayette olduğu gibi 26 defa geçmektedir:

"Rabb'inin rızkı (rızk) daha hayırlı ve daha süreklidir." [415]

Rızken lafzı şu ayette olduğu gibi 16 defa kullanılmıştır:

"O'dur ki, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık (azken) indiriyor."[416]

Rızeknâhüm lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 13 yerde tekrarlanmıştır:

"Andolsun biz, Adem oğullarına çok ikram ettik, onları kara­da ve denizde taşıdık. Onları güzel rızıklarla (rezeknâhüm) besle­dik." [417]

Rezekaküm lafzı ise şu ayette olduğu gibi 9 yerde geçmektedir:

"Allah'ın size verdiği rızıklardan (rezekaküm) helal ve temiz ola­rak yeyin." [418]

Rezeknaküm lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 7 yerde zikredilmiştir:

"Size verdiğimiz rızkın (rezeknaküm) temizlerinden yeyin." [419]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 6 yerde de er-râzigîne şeklinde geçmektedir:

"De ki: 'Rabbim kullarından dilediğine rızkı (er-razikîne) ya­yar ve ona (tekrar rızkı) kısar'." [420]

Yerzukuküm lafzı ise şu ayette olduğu gibi 5 yerde tekrar­lanmıştır:

"De ki: 'Göklerden ve yerden size kim rızık (yerzukuküm) ve­riyor?' ' [421]

Rezekahüm lafzı da şu ayette olduğu gibi 4 yerde kullanıl­mıştır:

"Allah'ın kendilerine verdiği rızkı (rezekahüm), Allah'a iftira ede­rek haram kılanlar muhakkak ki ziyana uğradılar." [422]

Yerzuku lafzı ise Allah’u tealamn şu sözünde olduğu gibi 4 yerde gelmiştir.

"Allah, dilediğine hesapsız rızık (yerzuku) verir" [423]

Ayrıca rızkıhî lafzı şu ayette olduğu gibi 4 defa tekrarlan­mıştır:

"Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın rızkından (rız­kıhî) yeyin." [424]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde de urzukûhüm şeklinde gelmiştir:

"O mallarla onları besleyin (urzukuhüm)." [425]Yürzekûne lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmekte­dir:

"Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma; hayır, (onlar) diri­dirler, Rabbleri katında paklanmaktadırlar (yürzekûne)." [426]

Ayrıca rızkuküm lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 yerde zik­redilmiştir:

"Gökte rızkınız (rızkuküm) ve size söz verilen var." [427]

Rızkıhim lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 defa zikredilmiştir:

"Allah, rızıkta (rızkıhim) kiminizi kiminizden üstün kıldı." [428]

Rızkın türevleri birer defa da şu ayetlerde geçmektedir:

"Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile; kendisine güzel rızık (razaknahü) verdiğimiz, o rızıktan gizti ve açık harcayan kimseyi misal olarak anlattı." [429]"Ey kavmim, dedi, bakın, ya ben Rabb'imden bir delil üze­rinde isem ve (O), bana kendinden güzel bir rızık (rezekani) vermişse?" [430] "ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın, dilediğini hesapsız rızıklandırırsın (terzuku)." [431]"Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz (nerzukuke)." [432]

"O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fa­kirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizi de onları da biz bes­liyoruz (nerzuguküm)." [433]"Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz besliyoruz (nerzukuhüm)." [434]"Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen veya Ölenlere ge­lince Allah onları en güzel bir rızıkla (yerzukannehüm) besleyecek­tir." [435]

"Kim Allah'tan korkarsa (Allah) ona bir çıkış (yolu) yaratır. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır (yerzukhü)."[436]

"Rabbim, bu şehri güvenli bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli ürünlerle besle (erzuk)." [437]"Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin (er-razıkîn) en hayırlısısın." [438]"Ve onları çeşitli meyvelerle besle (erzukhüm) ki (sana) şük­retsinler." [439]"Oradaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında (ruzikü); 'bu daha önce de rızıklandığımız (ruzikna) şeydir' derler." [440]"Size rızık (türzekânihî) olarak verilen yemek henüz size gel­mezden Önce bu (rüya)nın yorumunu size haber vermiş olurum." [441]

"Doğrusu bizim bu rızkımızın (lerizkuna) bitip tükenmesi yok­tur." [442]

"Onların uygun biçimde yiyeceğini (rızkuhünne) ve giyece­ğini sağlamak, çocuğun babasına aittir." [443]"Şüphesiz rızık (er-rezzaku) veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır." [444]"Her yerden rızkı (rızkuha) bol bol kendisine geliyordu." [445]

Mal kelimesi ise değişik şekillerde 86 defa tekrarlanmıştır. Mesela emvalihiın lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 31 yerde geçmektedir:

"Mallarında (emvalihim) dilenci ve yoksul için bir hak vardı." [446]

Emvâleküm lafzı ise şu ayette olduğu gibi 14 defa zikredil­miştir:

"Mallarınızı (emvâleküm), aranızda haksız sebeplerle yeme­yin." [447]

Mâlu ıstılahı da şu ayeti kerimede olduğu gibi 11 yerde geç­mektedir:

"Mal (el-mâlu) ve oğullar, dünya hayatının süsüdür." [448]

Yine emval ıstılahı şu ayette olduğu gibi 11 yerde gelmiştir:

"Ve size çok mallarla. (emval), oğullarla yardım etsin, size bah­çeler versin, ırmaklar versin." [449]

Mâlen ıstılahı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 7 yerde zikre­dilmiştir:

"O ki mal (mâlen) yığdı, onu saydı durdu."[450]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 6 yerde de mâluhû geçmektedir:

"Kendisi düştüğü zaman malı (mâluhû) ona hiçbir fayda sağ­lamaz." [451]

Emvâlen lafzı ise şu ayette olduğu gibi 3 defa tekrarlanmıştır:

"Onlar kuvvetçe sizden daha yaman, mal (emvâlen) ve evlat­ça sizden daha çok idiler." [452]

Emvâlüna ıstılahı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Bedevilerden geri bırakılanlar sana diyecekler ki: 'Malları­mız (emvâlüna} ve çocuklarımız bizi alıkoydu'."[453]

Mâliyeh ıstılahı ise Kur'an’ı Kerim'de sadece şu ayette geç­mektedir:

"Malım (mâliyen) bana hiçbir fayda vermedi." [454]

Ebnâ (oğullar, evlatlar) ıstılahıyla ilgili kelimeler de Kur'an’ı Kerim'de 162 defa tekrarlanmıştır: Mesela benflafzı şu ayette ol­duğu gibi 49 yerde geçmektedir:

'Andolsun biz, Adem oğullarına (benî) çok ikram ettik, onları karada ve denizde taşıdık." [455]

İbn lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 35 defa kullanılmıştır:

"Anamın oğlu (ibn) dedi, bu insanlar beni hırpaladılar, az da­ha beni öldürüyorlardı." [456]

Benîne lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 12 yerde zikredilmiştir:

"Ve sizi mallarla, oğullarla (benîne) destekledik ve savaşçıla­rınızı çoğalttık." [457]

Benâti lafzı ise şu ayette olduğu gibi 12 yerde tekrarlanmıştır:

"(Allah), kızları (benâti) seçip de oğlanlara tercih mi etmiş?" [458]

Büneyye lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 6 yerde geç­mektedir:

"Yavrum, (büneyye), namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir, ve başına gelene sabret." [459]

Ebnâ' lafzı şu ayette olduğu gibi 5 yerde gelmiştir:

" 'Onlarla beraber inananların oğullarını (ebnâ') öldürün, ka­dınlarını sağ bırakın.' dediler". [460]

Ebnâeküm lafzı ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gi­bi 5 yerde tekrarlanmıştır:

"Onlar sizi, işkencenin en kötüsüne koşuyorlar, oğullarınızı (eb­nâeküm) kesiyorlar, kadınlarını sağ bırakıyorlardı." [461]

Ebnâehüm lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 5 yerde kullanılmıştır:

"Kendilerine Kitab verdiklerimiz, onu, oğullarını (ebnâehüm) tanıdıkları gibi tanırlar." [462]

Benûne lafzı da Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde geçmektedir:

"Mal ve oğullar (benûne) dünya hayatının süsüdür." [463]

Benîhi lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde kulla­nılmıştır:

"Suçlu ister ki o günün azabından fidye versin; oğullarını (be­nîhi)."[464].

Beniyye lafzı da şu ayette olduğu gibi 4 yerde gelmiştir:

"Ve dedi ki: 'Oğullarım (beniyye), (Mısır'a) birer kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapıdan girin."[465]

Ebeneti, ebnâeküm, ebnâihinne, benâtike ve benâtî lafızla­rının her biri de ikişer defa tekrarlanmıştır.

Şu lafızlardan her biri de birer defa geçmektedir:

Ebneke[466], ebnehâ[467], ebni[468], ibneyye[469], benu[470], ebnâena[471], ebnâiküm[472], ebnâina[473], ibnete[474], ibneteyye[475], benatüküm[476].

Böylece rızık 120 defa, mal 86 defa ve benûne 162 defa tek­rarlanmıştır ve bütün bunlar insanın varlığı olup Kur'an-ı Ke-rim'de toplam 368 defa tekrarlanmışlardır. Bu da insan ıstılahı­nın, türevlerinin ve benzerlerinin toplamı kadardır. Yine bu sayı rusııl ıstılahlarının toplamı kadardır. Binaenaleyh insanlar, rasuller ve insanın varlığının toplamları birbirine eşit şekilde gelmiştir.[477]

 

Esbat, Havariyyun, Ruhban ve Gıssisin

 

Kur'an’ı Kerim'de esbat (torunlar) kelimesi şu ayette oldu­ğu gibi 4 yerde geçmektedir. Bu kelimeden Allah'ın peygamber­leri ve Yakub'ın torunları kastedilmektedir:

"Nitekim İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlar(ın)a (es­bat), İsa'ya Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyetmiştik." [478]

Yahudi fırkalarına işaret eden esbâten lafzı ise sadece şu ayet­te bir defa geçmektedir:

"Biz onları oniki torun (esbâten) kabileye ayırdık." [479]

Böylece Yakub oğullarından Yehûd peygamberlerinden olan esbât ve yine serverimiz Musa zamanında yahudi fırka­ları olan ve hepsi de Yehûd dînin yardımcıları sayılan esbat Kur'an’ı Kerim'de 5 defa zikredilmiştir.

Yine aynı şekilde serverimiz İsa'ın dostları yani havari­leri de Kur'an'da aynı sayıda tekrarlanmışlardır. Mesela, el-bavariyyûn kelimesi şu ayette olduğu gibi 5 yerde geçmektedir:

"Nitekim Meryem oğlu İsâ da havarilere 'Allah'a (giden yol­da) benim yardımcılarım kimdir?' demişti. Havariler (el-havariyyûn) 'Allah yolunun yardımcıları biziz' dediler." [480]

Hristiyanlık dininin yardımcıları da aynı sayıda (5 defa) zik­redilmişlerdir. Mesela rubban (Hristiyan din adamları) kelimesi şu ayetlerde olduğu gibi kullanılmıştır:

"Ey inananlar, hahamlardan ve rahiplerden (er-ruhbânî) bir­çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler." [481]

"Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler (ruhbânen) var­dır ve onlar büyüklük taslamazlar." [482]"Yahudiler: 'Uzeyr, Allah'ın oğludur' dediler. Hrıstiyanlar (ruh-bânehum) da: 'Mesih Allah'ın oğludur' dediler"[483]"İcadettiklri ruhbanlığı (renbaniyyeten) biz onlara yazmamış­tık.' ' [484]

Gıssisin (keşişler) lafzı şu ayetle bir defa geçmektedir:

"Çünkü onların içinde keşişler (gıssisin) ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar." [485]

Böylece yehûd dinin yardımcıları anlamına gelen esbat, serverimiz İsa zamanında hristiyanlığın yardımcıları anlamına gelen havariyyun kelimeleri ve İsa'dan sonra hristiyanlığın yar­dımcıları anlamına gelen ruhban, gıssisin kelimeleri zikredilmiş olup bunların herbiri. Kur'an'da 5'er defa geçmektedir.[486]

 

Furkan ve Benî Âdem

 

Furkan; Allah tebarek ve tealanın hakkı bâtıldan ayırmak için gönderdiği Kitab'dır. Furkan lafzı Kur'an’ı Kerim'de 7 yer­de geçmektedir. Mesela, el-furkan lafzı şu ayette olduğu gibi 6 yerde zikredilmiştir:

"Alemlere uyarıcı olsun diye kulu (Muhammed)e furkanı (el-furkan) indiren (Allah)ın hayır ve bereketi pek çoktur." [487]

Bir defa da furkanen lafzı geçmektedir:

"Ey inananlar, Allah'tan korkarsanız O size iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış (furkanen) verir." [488]

Furkan, benî Âdem için nazil olup hak ve batılı birbirinden ayırarak sunduğundan, benî Âdem lafzı da Kur'an’ı Kerim'de şu ayette olduğu gibi 7 yerde geçmektedir:

"Ey Adem oğulları, (benî Âdem), şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çı­kardığı gibi, sizi de bir belaya düşürmesin." [489]

Yani Kur'an’ı Kerim'de furkan zikrinin geçtiği kadar benî Âdem lafzı da geçmektedir.[490]

 

Melekût, Ruh’ül Kudüs, Muhammed ve Sirac

 

Melekût (hükümranlık) lafzı Kur'an’ı Kerim'de 4 yerde geç­mektedir:

"Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu (mele­kût) gösteriyorduk ki, (kudretimize) kesin inananlardan olsun." [491]

"Göklerin, yerin melekûtuna (melekût) ve Allah'ın yarattığı şey­lere ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı?" [492]

" 'Biliyorsanız (söyleyin) her şeyin hükümranlığı (melekût) elin­de olan, koruyup kollayan fakat kendisi korunup kollanmayan kim­dir?" de." [493]"Yücedir O ki, her şeyin hükümranlığı (melekût) O'nun elin­dedir ve siz O'na döndürüleceksiniz." [494]

Yine Ruh-ül Kudüs (temiz ruh, Cebrail) lafzı da ayetlerde 4 defa zikredilmektedir:

"Meryem oğlu İsa'ya da açık deliller verdik ve onu Cebrail (Ruh-ûl Kudüs) ile destekledik." [495]"Meryem oğlu İsa'ya da açık deliller verdik ve onu Cebrail (Ruh-ül Kudüs) ile destekledik." [496]"Allah demişti ki: 'Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla, hant seni Cebrail (Ruh-ül Kudüs) ile destekledik.” [497]"De ki: 'İnananları sağlamlaştırmak ve müslümanlara yol gös­terici ve müjde olmak üzere onu, Cebrail (Ruh-ül Kudüs), Rabbinden hak gereğince indirdi." [498]

Ayrıca Muhammed lafzı da su aşağıdaki ayetlerde 4 de­fa geçmektedir:

"Muhammed sadece bir elçidir." [499]"Muhammed, sizin erkeklerinizden birinin babası değil, fakat Allah'ın rasulü ve peygamberlerin sonuncusudur" [500]"İnanıp iyi ameller işleyenlerin, Rabb'leri tarafından Muhammed'e indirilen gerçeğe inananların günahlarını da (Allah) örtmüş ve hallerini düzeltmiştir." [501]

"Muhammed Allah'ın elçisidır. Onun yanında bulunanlar, kâ­firlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler." [502]

Sirac (lamba) lafzı da aynı sayıda geçmekledir:

"Ve izniyle, Allah'a davetçi ve aydınlatıcı bir kandil (siracen) olarak (gönderdik)." [503]"Parıl parıl parlayan bir kandil (siracen) astık." [504]"Ve ay'ı bunların içinde bir nur yaptı. Güneşi de bir kandil (si­racen) yaptı."[505]"Yücedir O (Allah) ki gökte burçlar yaptı ve orada bir kandil (siracen) ve aydınlatıcı bir ay varetti." [506]

Ruh-ül,Kudüs'le ilgili ilk bir ve ikinci ayetlerde tamamen mü­lahaza olunduğu üzere her ikisi de bir surede, yani Bakara sure­sinde gelmiştir ve bu da, mehkût, Ruh-ül Kudüs, Muhammed ve Sirac arasındaki sayı dengesini, uyumunu ve hedefini vurgu­lamaktadır.[507]

 

Rüku', Hacc ve Sükunet

 

Rüku' Kur'an’ı Kerim'de bütün türevleriyle 13 defa tekrar­lanmıştır. Mesela rüku' emri şu şekilde 3 ayette geçmektedir:

"Ey inananlar, rükû' (erkeû) edin, secde edin, Rabb'inize iba­det edin, hayır işleyin ki umduğunuza eresiniz."[508]

Râkiûne (rükû' edenler) lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Sizin dostunuz, ancak Allah, O'nun elçisi ve namazlarını kı­lan, zekatlarını veren, rükû'a varan (râkiûne) mü'minlerdir." [509]

Râki'îne lafzı ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde zikredilmiştir:

"Namazı kılın, zekatı verin, rükû (râki'îne) edenlerle beraber eğilin." [510]

Er-Rükke' lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Bana hiçbir şeyi ortak koşma, ve tavaf edenler, ayakta du­ranlar, rükû' (er-rükke') ve secde edenler için evimi temizle" [511]

Yerkeûne lafzı şu ayette bir defa geçmektedir:

"Onlara: 'Rüku edin' dendiği zaman rükû etmezler (yerkeû­ne). [512]

Erke'î lafzı bir defa şu ayette zikredilmiştir:

"Ey Meryem, Rabb'ine divan dur, secde et ve (O'nun huzu­runda) eğilenlerle (erke'î) beraber eğil." [513]

Râkien lafzı Allahu tealanın şu sözünde bir defa geçmektedir:

"Dâvud, kendisini denediğimizi sandı da Rabb'inden mağfi­ret diledi, eğilerek (râkien) secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü." [514]

Rükke'an lafzı da şu ayette bir defa zikredilmiştir:

"Onların rükû (rükke'an) ve secde ederek Allah'ın lütuf ve rı­zasını aradıklarını görürsün." [515]

Aynı sayıda yani 13 defa Hac kelimesi ve türevleri de Kur’an'da tekrarlanmıştır. Mesela, şu ayette olduğu gibi 9 defa El-hacc şeklinde geçmektedir:

"Allah için hacc'ı (el-hacc) ve umreyi tamamlayın." [516]

Hiccün lafzı bir defa şu ayette kullanılmıştır:

"Yoluna gücü yeten herkesin, o Ev'e (gidip) haccetmesi (hıccün), insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır." [517]

EI-Hacci lafzı ise şu ayet’i kerimede bir defa gelmiştir:

"(Ey müşrikler siz), hacılara (el-hacci) su verme ve Mescid’i Haram'ı onarma (işini yapan)ı; Allah'a, ahiret gününe inanan ve Allah yolunda cihad edenle bir mi tuttnuz?" [518]

Hacce lafzı da şu ayette olduğu gibi bir yerde kullanılmıştır:

"Kim Ev'i (Kabe'yi) hacceder (hacce), ya da umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur."[519]

Ayrıca hicec lafzı da şu ayette bir defa geçmiştir:

"Bana sekiz yıl (hicec) ücretle çalışmak üzere, şu iki kızım­dan birini sana nikâh etmek istiyorum." [520]

Tuma'nîne (sükunet) lafzının türevleri de 13 defa zikredil­miştir. Şöyle ki, tetme'inne lafzı şu ayette olduğu gibi 5 yerde tek­rarlanmıştır:

"İyi bilin ki ancak Allah'ı anmakla kalbler yatışır (tetme'inne)." [521]

Mutmainne lafzı da şu ayette olduğu gibi iki yerde geçmektedir:

"Ey huzura eren (mutmainne) nefis!" [522]

Diğer türevlerinin her biri ise aşağıdaki ayetlerde birer defa geçmektedir:

"Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzura kavuşur (it-me'enne)." [523]"Güvene kavuştunuz mu (itma'nentüm) namazı kılın." [524]

"Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olup onunla rahat edenler (itme'ennû) ve bizim ayetlerimizden gaflet edenler." [525]"Hayır, fakat kalbim kuvvet bulsun (liyetme'inne) diye..." [526]"İnandıktan sonra Allah'ı inkar eden, kalbi imanla yatışmış (mutmainne) olduğu halde zorlanan değil." [527]

"De ki: 'Eğer yeryüzünde (insanlar gibi) uslu uslu (mutmainniyne) yürüyen melekler olsaydı elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik." [528]

Böylece rükû', hacc ve tuma'nîne lafızlarının Kur'an'da geçiş sayıları birbirine eşittir.[529]

 

Kur'an ve Melekler Kur'an = Vahiy ve İslâm O gün - Kıyamet Günü

 

Kur'an’ı Kerim'de Kur'an kelimesi 68 yerde geçmektedir. Me­sela el-Kur'an lafzı şu ayette olduğu gibi 58 ayette zikredilmiştir:

"Muhakkak biziz, biz ki sana Kur'an'ı (el-Kur'an) parça parça indirdik." [530]

Kur'ânen lafzı ise şu ayette olduğu gibi 10 yerde zikredil­miştir:

"Biz onu Arabça bir Kur'an (Kur'ânen) olarak indirdik ki anlayasınız." [531]

Kur'an’ı Kerim'de bu kadar da Melâike lafzı geçmektedir. Şöyle ki, söz konusu ıstılah şu ayette olduğu gibi 68 yerde kulla­nılmıştır:

"Melekleri (melâike), kullarından dilediğine, emrinden (kalblere hayat veren) ruh (vahiy) ile indirir." [532]

Yani Kur'an lafzı, melâike lafzı kadar tekrarlanmıştır.

Ancak, Kur'an lafzına sadece şu iki ayette zikredilen Kur'ânehû kelimesini ilave ettiğimizde bu sayı yetmiş olmaktadır.

"Onu (senin kalbinde) toplamak ve (sana) okutmak (Kur'ânehû) bize düşer." [533]

"Sana Kur'an'ı (Kur'ânehû) okuduğumuz zaman onun oku­nuşunu tâkib et." [534]

Böylece 70 defa zikredilen Kur'an kelimesi ve türevleri va­hiy kelimesinin tekrarı kadardır.

Vahiyden türeyen evheynâ kelimesi şu ayette olduğu gibi 24 yerde kullanılmıştır:

"Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik (evheynâ)." [535]

Yûhâ lafzı şu ayette olduğu gibi 14 yerde geçmektedir:

 "Ben sadece bana vahyolunana (yûhâ) uyarım." [536]

Uhiye lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 10 yerde tek­rarlanmıştır:

"Bu Kur'an bana vahyolundu (ûhiye) ki, onunla sizi ve (onun) ulaştığı herkesi uyarayım.". [537]

Elbette ki bu ıstılah, aynı lafızda Kur'an'da bir kere geçen yalancıların vahyini kapsamına almamaktadır.[538]

Nûhî lafzı ise şu ayette olduğu gibi 4 yerde geçmektedir:

"Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: 'Ben­den başka tanrı yoktur, bana kulluk edin' diye vahyetmiş (nûhî) ol­mayalım." [539]

Evhâ lafzı da şu ayette olduğu gibi 4 defa tekrarlanmıştır:

"Bunlar, Rabb'inin sana vahyettiği (evhâ) hikmetlerdendir." [540]

Bu sayı, Kur'an'da 4 yerde geçen Allah'ın bal arısına veya arz'a vahyini ya da peygamberlerin halka vahyini kapsamına al­mamaktadır.[541]

Yûhî lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde geçmekte­dir:   

"O aziz ve hakim olan Allah, sana ve senden öncekilere böy­le vahyeder (yûhî)." [542]

Elbette bu lafız, (Kur'an'da) bir yerde geçen şeytanla ilgili vahyi kapsamına almamaktadır. [543]

Nûhiye lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredilmiştir:

"(Ey Muhammed) bunlar sana vahyettiğimiz, (nûhiye) görün­mez âlemin haberlerindendir." [544]

el-vahyi lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde be­lirtilmiştir:

"De ki: 'Ben ancak sizi vahiyle (el-vahyi) uyarıyorum." [545]

Ayrıca vahyinâ lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

“Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (vahyinâ) gereğince gemiyi yap..." [546]

Evheytü lafzı şu ayet’i kerimede bir defa zikredilmiştir:

"Havarilere: 'Bana ve elçime inanın' diye vahyetmiştim. (evheytû)." [547]

Nûhîhâ lafzı da şu ayette bir defa geçmektedir:

"(Ey Muhammed), bunlar sana vahyettiğimiz (nûhîhâ) gayb haberlerindendir." [548]

Ayrıca feyûhî lafzı Allah’u tealanın şu sözünde bir defa zik­redilmiştir:

"Yahut bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyeder (feyûhî). O, yücedir, hakimdir." [549]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi bir yerde de vahyen geçmektedir:

"Allah bir insanla (karşılıklı) konuşmaz. Ancak vahiyle (vah-yen) yahut perde arkasından konuşur." [550]

Ayrıca vahyuhu bir defa şu ayet’i kerimede kullanılmıştır:

"Sana vahyedilmesi (vahyuhu) henüz tamamlanmadan Kur’an'ı acele okumağa kalkma."[551]

Böylece Allah’u tealanın özellikle kullarına ve peygamber­lerine nazil ettiği ilâhî vahiyden bahseden vahiy kelimesi ve tü­revleri 70 defa geçmektedir. Bu da, Kur'an ıstılahı ve türevleri­nin sayısı kadardır.

Bu sayı kadar da İslâm lafzı ve türevleri tekrarlanmıştır, el-İslâm kelimesi Şu ayette olduğu gibi 6 yerde zikredilmiştir:

"Allah Katında din, İslâm'dır (el-İslâm)." [552]

Müslim'in lafzı şu ayette olduğu gibi 21 yerde geçmektedir:

 "Rabb'imiz, üzerimize sabır dök ve bizi müslümanlar (müslimin) olarak öldür." [553]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 15 yerde de müslimûne olarak gelmiştir:

"Onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz Alla'a teslim olanla­rız (müslimûne)." [554]

Esleme kelimesi şu ayette olduğu gibi 5 yerde geçmektedir:

"Hangi insan, din yönünden, iyilik edici olarak yüzünü Allah'a teslim edip (esleme) dosdoğru İbrahim dinine tâbi olandan daha güzel olabilir?" [555]

Eslemû lafzı ise şu ayeti kerimede olduğu gibi 3 yerde zikre­dilmiştir:

"Ben de kendimi Allah'a teslim ettim (eslemû), bana uyanlar da." [556]

Eslemtü lafzı da şu ayette olduğu gibi 3 yerde geçmektedir:

"Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbî Allah'a teslim oldum (eslemtü) dedi."[557]

Müslimen lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde tek­rarlanmıştır:

"İbrahim ne yahudi, ne de hristiyandı; dosdoğru bir müslümandı (müslimen)." [558]

Müslimat lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar (müslimat), mü­min erkekler ve mü'min kadınlar." [559]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi eslemû lafzı da 2 yerde tekrarlanmıştır:

"Size azab gelip çatmadan Rabb'inize dönün, O'na teslim olun (eslemû)." [560]

Eslemnâ lafzı ise bir defa geçmektedir:

"Köylüler (bedeviler) 'İnandık' dediler. De ki: 'Siz inanmadı­nız, fakat 'İslâm olduk' (eslemnâ) deyin." [561]

Üslime lafzı da şu ayette bir defa zikredilmiştir:

"Âlemlerin Rabbine teslim olmakla (üslime) emrolundum."[562]

Tüslimûne lafzı ise şu ayette bir defa kullanılmıştır:

"Allah nimetini böyle tamamlıyor ki, siz müslüman olup (tüsli­mûne) esenliğe eresiniz." [563]

Nüslime lafzı da şu ayet’i kerimede bir defa geçmektedir:

"Deki: Yol gösterme, ancak Allah'ın yol göstermesidir. Bize, âlemlerin Rabb'ine teslim olmamız (nüslime) emredildi." [564]

Allah’u tealanın şu sözünde de bir defa yüslim geçmektedir:

"Kim güzel davranarak özünü Allah'a teslim ederse (yüslim) o, en sağlam kulpa yapışmıştır."[565]   

Yüslimûne lafzı da şu ayette bir defa zikredilmiştir:

"Onlarla (ya) dövüşürsünüz, yahut (onlar) müslüman olurlar (yüslimûne)." [566]

Şu ayet’i kerimede de eslim lafzı bir defa geçmektedir:   

 "Rabb'i ona 'İslam ol' (eslim) demişti." [567]

Allah’u tealanın şu sözünde de bir defa İslâmekum zikre­dilmiştir:

"Müslüman oldular diye sana minnet ediyorlar. De ki: 'Müs­lüman olmanızı (İslâmekum) benim başıma kakmayın'." [568]

İslamihim lafzı da bir defa şu ayette geçmektedir:

"İslam olduktan (İslâmihim) sonra inkâr ettiler, başaramadık­ları bir şeye yeltendiler." [569]

MüsIimeyni lafzı ise şu ayette bir defa belirtilmiştir:

"Rabb'imiz, bizi sana teslim olanlar (müslimeyni) yap..." [570]

Allah’u tealanm şu sözünde bir defa da müslimeten geçmek­tedir:

"Neslimizden de sana teslim olan (müslimeten) bir ümmet çı­kar" [571]

(Elbette bu sayılar içine, Kur'an'da bir defa soru şeklinde geçen eslemtüm (teslim oldunuz mu?) lafzı İslam'ın tahakkuku­nu ifade etmediği için girmemektedir.) Böylelikle İslâm lafzı ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de 70 defa tekrarlanmıştır.

Yeniden diriliş gününe, Kıyamet gününe işaret eden yevme izin (o gün) lafzı da Kur'an’ı Kerim'de aynı sayıda tekrarlanmış­tır; şu ayette olduğu gibi:

"Yüzler de var ki o gün (yevme izin) nimet içinde mutlu." [572]

Ve yine aynı sayıda Kur'an'da yevm-ül kıyameti (Kıyamet Günü) geçmektedi; şu ayet’i kerimede olduğu gibi:

"Halbuki kıyamet günü (yevm-ül kıyameh) yer, tamamen O: nun (Allah'ın) avucu içindedir, gökler de sağ elinde durulmuştur." [573]

Böylece Kur'an lafzı ve türevleri 70 defa tekrarlanmış, aynı sayıda da vahiy ıstılahı zikredilmiştir. Yine aynı sayıda İslâm tü­revleri, yevme izin lafzı ve yevm-et kıyamehden bahsedilmiştir.[574]

 

Risalet ve Kur'an Sureleri

 

İlâhî risaleten ve bunun çeşitli kullanış şekillerinden Kur'an’ı Kerim'de 10 defa bahsedilmiştir. Mesela şu ayette olduğu gibi risalât ıstılahı 5 yerde geçmektedir:

"(Şuayb) Ey kavmim dedi, ben size Rabb'imin gönderdiği ger­çekleri (risalât) duyurdum ve size öğüt verdim." [575]

Risaletehu lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde zikredilmiştir:

"Allah, elçiliğini (risaletehu) nereye koyacağını bilir." [576]

Şu lafızların her biri de birer defa geçmektedir:

"(Salih), onlardan öteye döndü de: 'Ey kavmim, ben size Rabb'imin gönderdiği gerçekleri (risalete) duyurdum ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.' dedi." [577]"(Ben) ancak Allah'tan (aldığımı sizlere) tebliğ (ediyorum) ve. O'nun gönderdiği emirleri (risalâtihi) açıklıyorum" [578]"(Allah) buyurdu ki: 'Ey Musa, ben elçiliklerimle (risâlâtî) ve konuşmamla seni insanların başına seçtim!" [579]

On defa da Kur'an’ı Kerim surelerinden bahsedilmiştir. Şöyle ki, şu ayette olduğu gibi 9 yerde sûre geçmektedir:

"(Bu) indirdiğimiz ve farz kıldığımız bir sure'dir." [580]

Suver lafzı da bir defa şu ayette gelmiştir:

"Öyleyse siz de onun benzeri on uydurulmuş sure (suver) getirin..:” [581]

Görüldüğü gibi ilâhi risalet ile Kur'an sureleri Kur'an’ı Ke­rim'de sayı bakımından eşit, miktarda gelmiştir.[582]

 

Ve Nihayet...

 

...Sayı mucizesi sadece benzer veya birbiriyle irtibatlı ya da birbiriyle çelişkili lafız ve konularda birbirine eşit değildir; üste­lik sayılardaki bu benzerlik ve uyum, diğer İlginç ve nadir şey­lerde de önemle sayılabilmekte ve muhasebe edilebilmektedir.

Kur'an kelimeleri arasındaki ilginç münasebete bir örnek de küfür ve insan kelimeleri arasındadır. El-küfr ıstılahı şu ayette olduğu gibi 17 yerde kullanılmıştır:

"İnkâra koşanlar (el-küfr) seni üzmesin, onlar Allah'a hiçbir za­rar veremezler."[583]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 8 yerde de küfren lafzı geçmektedir:

"Bedeviler (çöl Arapları), küfür (küfren) ve iki yüzlülükçe da­ha yaman ve Allah'ın, Rasulüne indirdiği şeylerin sınırını tanıma­mağa daha müsaittirler." [584]

Bu iki sayının toplamı 25 olmaktadır.

Bu sayıların toplamı, Kur'an’ı Kerim'de geçen iman sayısı­na eşittir. Zira el iman lafzı şu ayette olduğu gibi 17 yerde kulla­nılmıştır:

"İnandıktan (el iman) sonra kötü ad(la çağırmak), ne kötü bir şeydir" [585]

İmânen lafzı da su ayeti kerimede olduğu gibi 7 yerde tek­rarlanmıştır:

"Ne zaman bir sure indirilse (iki yüzlüler) arasından kimi: 'Bu hanginizin imanını (imânen) artırdı?' der." [586]

Şu ayette bir defa da iman lafzı geçmektedir:

"Onlar ki inandılar, zürriyetleri de imanda (iman) kendilerine uydu." [587]

Küfür ve iman ıstılahlarının her ikisinin sayı eşitliğinin ter­sine, bu iki ıstılahın türevlerinin her biri arasında büyük ihtilaf­lar vardır. Zira, önceki sayfalarda belirtildiği gibi iman ve türev­leri 811 defa tekrarlanırken, küfür ve türevleri ise 506 defa tek­rarlanmıştı. Ve küfrün benzeri olan dalâl (sapıklık) ıstılahı ve tü­revleri de 191 defa kullanılmış ve bu ikisinin toplamı 697 olmak­tadır. Yani iman ve türevleri ki, (Kur'an'da) müteradifi yoktur. 811 defa tekrarlanmıştır. Halbuki küfür ıstılahı, türevleri ve mü­teradifleri 697 defa gelmiştir ve, bu iki rakam arasındaki fark 114'dür, bu da Kur'an surelerine eşittir.

Kısaca Kur'an’ı Kerim'de karşılaştığımız sayı benzerlikleri ve uyumlarındaki birkaç kat benzerliği konusudur. Kur'an’ı Ke­rim'de öyle ıstılahlar var ki, bir diğerinin iki katı, üç katı ve bila­hare birkaç katı olarak kullanılmıştır. Bunların hepsi de bir uyum, tertip, amaç ve maksat üzerinedirler ve bir maksadı, bir hedefi isbatlamak için kullanılmışlardır.

Mesela, esmâ-ül hüsna'dan sayılan errahman ıstılahı, şu ayette olduğu gibi Kur'an’ı Kerim'de 57 defa tekrarlanmıştır:

"O Rahman (errahman), Arş'a istiva etmiş (oturmuş)tur" [588]

Ama er-rahim lafzı ise şu ayette olduğu gibi 95 defa gelmiş­tir:

"Gaalip ve esirgeyen (er-rahim) (Allah)a tevekkül et." [589]

Rahimen lafzı da şu ayette olduğu gibi 20 yerde zikredilmiştir:

"Çünkü Allah, tevbeleri çok kabul edendir, çok esirgeyendir (rahimen)." [590]

Rahîm lafzı ise 115 kere tekrarlanmıştır. Yalnız bu ayetler­den sadece biri serverimiz Muhammed @'a mahsustur:

"Andolsun, içinizden size öyle bir peygamber geldi ki sıkıntı­ya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, mü'minlere şefkatli, mer­hametlidir (rahim)." [591]

Böylece Allah tebarek ve tealanın esma-ül hüsna'sından sa­yılan rahim lafzı 114 defa tekrarlanmıştır. Halbuki rahman lafzı 57 defa geçmişti ki rahim kelimesi bunun iki katı tekrarlanmış olmaktadır. Çok dikkate sayandır ki, 114 makamı, nazil olan Kur'an surelerinin sayısı kadardır.

Bir başka örnek de, füccar (kötüler) lafzıdır ki, şu ayette ol­duğu gibi Kur'an’ı Kerim'de 3 defa tekrarlanmıştır:

"Kötüler (füccar) de yakıcı ateş içindedirler." [592]

Halbuki ebrar (iyiler) lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gi­bi 6 defa tekrarlanmıştır:

"Hayır, iyilerin (ebrar) yazısı, illiyyin (yüceler)dedir." [593]

Yani ebrar, füccar lafzının iki katı olarak gelmiştir.

Bir başka örneğimiz de (zorluk) kelimesidir, el-usr (zorluk) lafzı ve türevleri 12 defa geçmektedir ve her biri de zorluğa, sı­kıntıya işaret etmektedir, el-yüsr (kolaylık) lafzı ve türevleri de 41 defa kullanılmıştır ve bunlardan bazıları "kudreti ve güç ve imkân sahibi olmayı" ifade etmektedir; şu ayet’i kerimelerde ol­duğu gibi:

"O halde Kur'an'dan kolayınıza (teyessere) geleni okuyun." [594]

"Onun için O'ndan (Kur'an'dan) kolayınıza (teyessere) geldi­ği kadar okuyun." [595]"Eğer (düşman veya hastalık gibi bir engelle) çevrilmiş olur­sanız kolayınıza (esteysere) gelen kurbanı (gönderin)." [596]

"Güvene kavuştuğunuz zaman, hac (zamanın)a kadar ömre ile faydalanmak isteyen kimse, kolayına (esteysere) gelen kurbanı keser" [597]

Diğer bazıları da mülayim ve tahammül manalarını ifade etmektedir; şu ayette olduğu gibi:

"Eğer Rabb'inden umduğun bir rahmeti bekleyerek onlardan yüz çevirecek olursan, bari onlara yumuşak (meysûrâ) söz söyle.''[598]

Bu sözkonusu kelimenin sayısı 5'dir ve geriye 36 mertebe kal­maktadır. Yüsr lafzı ve türevleri üsrün karşıtı manada kullanıl­mıştır. Şöyle ki, kolaylık anlamına gelen yüsr, zorluk anlamına gelen usrun 3 katı olarak Kur'an’ı Kerim'de tekrarlanmıştır.

Kelimeler arasındaki bu tür uyumlar, çeşitli nisbetlerle ve muhtelif konularla Kur'an'da devam edegelmektedir.

Bazı sayı uyumları, Kur’an-ı Kerim'deki 7 sayısıyla bağlan­tılı olduğunu açıkça göstermektedir.

Kur'an’ı Kerim gökyüzü sayısının 7 olduğunu belirtmiştir ve bu gerçeği 7 defa tekrarlamıştır. O halde 7 gökyüzü şu ayet’i kerimelerde yedi defa şöyle tekrarlanmıştır:

"Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi." [599]"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu teşbih eder­ler." [600]

" 'Yedi göğün Rabb'i ve büyük Arş'ın Rabb'i kimdir?’ de." [601]

"Böylece onları, iki günde yedi gök yaptı ve her göğe emrini vahyetti." [602]"Allah O'dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarat­tı?" [603]"O, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka, tabaka yarattı." [604]"Görmediniz mi Allah nasıl yedi göğü, birbiri üstünde tabaka tabaka yarattı." [605]

Kur'an’ı Kerim yerin ve göğün altı günde (veya altı dönem­de) yaratılışından bahsederken, bu gerçeği de şu aşağıdaki ayet­lerde 7 defada tekrarlamaktadır:

"Rabb'imiz o Allah'tır ki gökleri ve yeri altı günde yarattı, son­ra Arş üzerinde hükümran oldu." [606]"

"Rabb'iniz (o) Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı." [607]

"Gökleri ve yeri astı günde yaratan O'dur."[608].

"O ki gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı." [609]"O ki gökleri, yen ve bunlar arasında bulunanları altı günde yarattı." [610]

"Andolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık" [611]"O'dur ki. gökleri ve yeri altı günde yarattı." [612]

Kur'an’ı Kerim, Allah tebarek ve tealaya yaratıkların sunu­luşunu hatırlarken, onlar saf bağlamış sunuluyorlardı. Bu ger­çeği de şu ayette olduğu gibi 7 defa hatırlatmaktadır:

"Ve hepsi sıra sıra (saffâ) senin Rabb'ine sunulmuşlardı." [613]

Saff ıstılahının türevleri de Allah tebarek ve tealanın şu sö­zünde olduğu gibi 7 yerde tekrarlanmıştır:

"Konulmuş kadehler, dizilmiş (mesfûfeh) yastıklar." [614]

Ayrıca Allah (c.c), efendimiz Muhammed'a seb-ül mesanî (müfessirlerin birçoğunun görüşüne göre, maksat, yedi ayetli sure yani Fatiha tül kitabdır) bahsetmiştir. Mesela şu ayet’i keri­mede şöyle buyrulmuştur:

"Andolsun, sana ikişerlerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı ver­dik." [615]

Allah’u teala bir misal vererek, mallarını Allah yolunda har­cayanların karşılığını göreceklerini belirtmekte ve 7 başaklı bir dâneyi zikretmektedir; şu ayette olduğu gibi:

"Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dâne olmak üzere yedi başak veren bir dânenin durumu gibi­dir." [616]

Yedi deniz mürekkeb olsa son bulmayan Allah’u tealanın kelimeleri şu ayet’i kerimede hatırlatılmıştır:

"Yeryüzünde bulunan ağaçlar kalem olsa, deniz(ler)de (mü­rekkeb olup), arkasından yedi deniz (daha gelip mürekkeb olsa) ona yardım etse de (Allah'ın kelimeleri yazılsa), yine (bunlar tüke­nir), Allah'ın kelimeleri tükenmez." [617]

Kur'an’ı Kerim cehennemin de 7 kapılı olduğunu belirtmiş­tir, şu ayet’i kerimede zikredildiği gibi:

"Onun (cehennemin) yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır" [618]

Kur'an’ı Kerim'in ilk suresi Fatiha'dır ve ayet sayısı 7'dir. Kelime-i tevhid lafızlarının sayısı da yedidir, şöyle ki: "Lâ ilahe illâ Allah, Muhammed rasullullah."

Bu uyumun ve eşitliğin sadece Kur'an mevzularında oldu­ğunu zannedebilirsiniz. Ancak, bu uyum ve denge işi Kur'an harf­lerine kadar da varmıştır. Mesela cehennemle görevli meleklerin sayısı, şu ayette belirtildiği üzere 19 dur:

"Üzerinde ondokuz (muhafız melek) vardır." [619]

Kur'an’ı Kerim'in onunla açıldığı ve her surenin onunla baş­ladığı Besmelenin harf sayısı da 19'dur.

(Bir başka husus da) salavat (namaz dua) lafızları da 99 de­fa yani esma-ül hüsna kadar tekrarlanmıştır.

Bunların benzerleri daha pek çoktur ve gerçekten de hayret vermektedir. Ama bu beraberlik ve uyumlarla ilgili yazı yazmak birçok mütalaaya, araştırmaya, zamana ve fırsata muhtaçtır ki, her mevzu için eşitlik ve uyum sağlanabilsin, uygun yorum yapılabilsin...[620]

 

2-İBLİS VE (ONDAN) SINMAK

 

İblis kelimesi Kur'an’ı Kerim'de yalnızca 11 yerde zikredil­miştir. Kur'an'da geçiş şekline örnek olarak şu ayeti verebiliriz:

"Meleklere: 'Adem'e secde edin.' demiştik, secde ettiler, yal­nız iblis diretti." [621]

Aynı şekilde 11 defa da sığınma emri geçmektedir. Mesela Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 7 yerde eûzü geçmekte­dir: 

"De ki: 'Sığınırım (eûzü) ben, insanların Rabb'ine’” [622]

Festeiz emri ise şu ayette olduğu gibi 4 yerde geçmektedir:

"Sen Allah'a sığın (festeiz), çünkü işiten, gören O'dur." [623]

Binaenaleyh, Kur'an’ı Kerim'de iblis lafzı ile sığınmak lafzı 11’er defa zikredilmişlerdir."[624]

 

Sihir ve Fitne

 

Kur'an’ı Kerim diyor ki:

"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydur­dukları sözlere uydular. Oysa Süleyman küfre gitmemişti. Fakat o şeytanlar, küfre gittiler: İnsanlara büyü (sihir) ve Bâbil'de Hârut ve Marul adlı meleklerden ilham alan iki kişiy)e indirileni öğreniyor­lar. Halbuki onlar: 'Biz bir fitneyiz (fitne), küfre gitme(yin)' deme­dikçe kimseye bir şey öğretmiyorlardı." [625]

Sihir ve fitne kelimeleri bu ayette ilk defa bir arada geçmek­tedir. İlginçtir ki, Kur'an’ı Kerim'deki sihir kelimesi ve türevleri­nin sayısıyla fitne kelimesi birbirine eşit sayıda zikredilmişlerdir.

Sihir ve türevleri Kur'an'da 60 defa tekrarlanmıştır. Mesela, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi sihir lafzı 23 yerde geç­mektedir:

"Hani sen onlara açık deliller getirdiğin zaman, içlerinden in­kâr edenler: 'Bu açık bir büyüden (sihir) başka bir şey değil' de­mişti.” [626]

Sâhir lafzı şu ayette olduğu gibi 12 yerde zikredilmiştir:

"Çünkü onların yaptıkları, bir büyücünün (sâhir) hilesidir." [627]

Seheretü lafzı da şu ayette olduğu gibi 8 yerde geçmektedir:

"Ve büyücüler (es-seheretü) secdeye kapandılar." [628]

Meshûrâ lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde tek­rarlanmıştır:

"Ve zalimler: 'Siz başka değil, sadece büyülenmiş (meshûrâ) bir adama uyuyorsunuz' dediler" [629]

Müsehherin lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredilmiş­tir:

"Dediler ki; 'Sen iyice büyülenmişlerdensin (müsehherin)'." [630]

Sihir lafzının türevlerinin her biri şu ayetlerde birer defa geç­mektedir:

"(Hünerlerini ortaya) atınca, insanların gözlerini büyülediler (seherû), onları ürküttüler." [631]"Ve dediler ki, 'Bizi büyülemek (li-tesherena) için ne kadar mu­cize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz." [632]" '(Her şeyin yönetimi) Allah'a aittir'diyecekler 'O halde nasıl büyüleniyorsunuz (tüsherûne)! de." [633]

"Ve: 'Sen bizi büyünle (sihrike) yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin ey Musa' dedi." [634]

"Büyüsüyle (sihrihi) sizi yerinizden çıkarmak istiyor." [635]"Dediler ki: "Bunlar iki büyücü (sâhirâni) başka bir şey değil." [636]

"Büyülerinden (sihrihim) ötürü onların ipleri ve sopalan haki­katen koşuyor gibi görünüyor." [637]" 'İki büyü (sihrâni) birbirine destek oldu.' dediler." [638]"İstiyorlar ki sizi büyüleriyle (sihrihimâ) yurdunuzdan çıkarsınlar."[639]

"Büyücüler (es-sahirûn) iflah olmazlar." [640]"Bütün bilgin büyücüleri (sehharin) sana getirsinler." [641]

" 'Herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş (meşhu­run) bir topluluğuz.' derlerdi." [642]

Fitne ıstılahı Ve bunun türevleri de Kur'an’ı Kerim'de 60 defa tekrarlanmıştır. Mesela el-fitne lafzı Allah’u tealanın şu sözün­de olduğu gibi 30 yerde geçmektedir:

"Fitne (el-fitne) çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür." [643]

Fetenna lafzı şu ayette olduğu gibi 5 yerde kullanılmıştır:

"Böylece biz onların kimini kimi ile denedik (fetennâ) ki: 'Allah, aramızdan şunlara mı lütfü layık gördü?desinler." [644]

Yüftenûne lafzı, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 defa gelmiştir:

"O gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır (yüftenûn)." [645]

Lineftinehüm lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikre­dilmiştir:

"Onlardan bazı zümrelere kendilerini denemek (lineftinehüm) için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme." [646]

Şu aşağıdaki ayetlerde de değişik türevlerde birer defa geç­mektedir:

"Davüd, kendisini denediğimizi (fetennâhu) sandı da Rabbinden mağfiret diledi" [647]

" 'Biz de sizinle beraber değil miydik?' (Mü'minler) derler ki: 'Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz (fetentüm)!" [648]

"İnanmış erkek ve kadınlara işkence (fetenû) edip sonra tevbe etmeyenler (yok mu), onlar için cehennem azabı vardır." [649]"İçlerinden öylesi var ki: 'Bana izin ver, beni fitneye (teftinî) düşürme der." [650]

"Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman inkâr edenlerin size bir kötülük yapmalarından (yeftineküm) korkarsanız, namazı kısaltma­nızda size bir günah yoktur." [651]

"Ey Adem oğulları! Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini on­lara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de bir belaya düşürmesin (yeftinenneküm)." [652]"Firavn'un ve adamlarının, kendilerine kötülük yapmasından (yeftinehüm) korktukları için kavminin içinde Musa'ya, yalnız birta­kımdan başkası inanmadı." [653]"Onların, Allah'ın indirdiği şeylerin bir kısmından seni şaşırt­malarından (yeftinûke) sakın." [654]"Az daha onlar seni, sana vahyettiğimizden ayırarak, ondan başkasını bize iftira etmen için fitneye (leyeftinûneke) düşürecek­lerdi." [655]

"Önceden Harun, kendilerine: 'Ey kavmim, andolsun siz bu­nunla fitneye (fütintüm) düşürüldünüz' demişti." [656]

"Sonra Rabbin, şunların, şu işkenceye (fütinû) uğradıktan son­ra göç eden, sonra savaşan ve sabredenlerin yanındadır" [657]

"Doğrusu siz sınanan (tüftenûn) bir kavimsiniz." [658]"(Kimseyi) Allah'a karşı kandırıp yoldan çıkaramazsınız (bifâ-tinin)," [659]

"Hanginizin fitnelenmiş (el-meftûn) olduğunu göreceksin, onlar da görecekler." [660]"Bu, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dile­diğini saptırırsın (fitnetüke), dilediğine yol gösterirsin." [661]

"Fitnenizi (fitneteküm) tadın. Acele isteyip durduğunuz şey bu­dur işte." [662]"Allah birini şaşırtmak (fitnetehû) isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın." [663]"Sonra onların: 'Rabbimiz Allah'a andolsun ki biz ortak ko­şanlardan değildik.' demelerinden başka çareleri kalmadığı (fitne-tühüm) ..." [664]

Fetennâke ve fütûnen lafızları dâ yalnızca şu ayette geçmek­tedir:

"Yine seni tasadan kurtarmış (fetennâke) ve seni iyi bir imti­hana çekmiştik (fütûnen)." [665]

Kur'an’ı Kerim ilk ayette sihir ve fitne kelimelerini bir ara­da getirmekle sanki bu iki kelimenin birbirine eşit bir şekil­de 60 defa geldiğini ve buradaki sayı mucizesini göstermek iste­miştir...[666]

 

Musibet ve Şükür

 

Musibet (üzücü olay) ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de 75 defa zikredilmiştir. Mesela musibetin lafzı şu ayette olduğu gibi 10 yer­de geçmektedir:

"Başınıza gelen herhangi bir musibet (musibetin), kendi elle­rinizin yaptığı (işler) yüzündendir." [667]

Esabehum lafzı Allah’u teatanın şu sözünde olduğu gibi 7 defa tekrarlanmıştır:

"Kazandıklarının kötülükleri, sonunda başlarına geldi (esabe-hüm)." [668]

Esabe lafzı şu ayet’i kerimede elduğu gibi 5 yerde zikredil­miştir:

"Hiçbir musibet (esabe) başa gelmez ki Allah'ın izniyle olmasın."[669]

Ayrıca tusibhüm lafzı da şu ayette olduğu gibi 5 yerde gel­miştir:

"Onlara bir iyilik erişirse (tusibhüm): 'Bu Allah tarafındandır' derler." [670]

Yüsibu lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 5 yerde kul­lanılmıştır:

"Onlardan inkâr edenlere, acı bir azab erişecektir (yusibu)." [671]

Yusibuhiim lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde gelmiştir:

"Bunlardan zulmedenlere de yaptıklarının kötülükleri erişecek­tir (yusibuhüm)." [672]

Ayrıca esabekum lafzı şu ayette olduğu gibi 4 yerde tekrar­lanmıştır:

''Bundan dolayı Allah size gam üstüne gam verdi ki, ne eli­nizden gidene, ne de başınıza gelene (esabekum) üzülmeyesiniz." [673]

Tüsibuhum lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde geçmektedir:

"Yaptıkları yüzünden inkâr edenlerin, başlarına ani bir bela gelecek (tüsibuhum) yahut (o bela) evlerinin yakınına konacak." [674]

Esabehu lafzı ise şu ayette olduğu gibi 3 yerde gelmiştir:

"Böylece ona ihtiyarlık çöksün de (esabehu) elleri ve güçleri yetmez yavruları olsun." [675]

Ayrıca esabetküm lafzı da Allah’u tealanın şu sözünde ol­duğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"Ya da yeryüzünde yolculuk ederken başınıza ölüm musibeti gelmişse (esabetküm) sizden olmayan iki kişi (şahitlik etsin).'' [676]

Yine esabeke lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde geçmektedir:

"Sana gelen (esabeke) her kötülük de kendindendir." [677]

Esabethüm lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Ya nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket ge­lince (esabethüm), hemen sana geldiler." [678]Ayrıca Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde de esâbehâ olarak zikredilmiştir:

"Birden ateşli bir kasırga gelsin de (esâbehâ) bahçeyi yakıp kül etsin." [679]

Yusîbekum lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde tekrarlan­mıştır:

"Ama biz, Allah'ın size ya kendi tarafından veya bizim elleri­mizle bir azab ulaştırmasını (yusîbekum) gözetiyoruz." [680]

Tusibke lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Eğer sana bir kötülük ulaşırsa (tusibke): 'Biz önceden başı­mızın çaresine baktık'derler." [681]

Aşağıdaki türevlerin her biri de birer ayette zikredilmiştir:

"Bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, tıpkı (şu) don­durucu rüzgâra benzer (ki), kendi kendilerine zulmeden bir toplu­luğun ekinine vurdu da(esabet) onu mahvetti." [682]"Size bir kötülük dokunsa (tusibkûm), ondan ötürü sevinirler." [683]

"Ve eğer başına bir kötülük gelirse (esâbethü) yüz üstü dö­ner." [684]"Başınıza bir belâ gelince siz, onun iki katını onların başı­na getirmiş (esebtüm) olduğunuz halde yine 'Bu neden başı­mıza geldi?' dediniz?" [685]"Biz dilesek, kendilerini de günahlarıyla cezalandırırız, (esebnâhüm)." [686]"Buyurdu ki: 'Azabıma, dilediğimi uğratırım (usibu); rahme­tim ise her şeyi kaplamıştır." [687]

"Kendileri yüzünden bir belaya uğrayacağınız (fetusibekum)erkekler ve inanmış kadınlar olmasaydı..." [688]"Kalblerinde hastalık bulunanların: 'Bize bir felaket gelmesin­den (tusîbena) korkuyoruz' diyerek onların arasına koştuklarını görürsün."[689] "(Öyle) bir fitneden sakının ki, aranızdan yalnız haksızlık eden­lere erişmekle (tusîbenne) kalmaz." [690]"Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz (tusîbû)." [691]"Biz, dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız (nusîbu).'' [692]

"Ve eğer doğru söylüyorsa size va'dettiklerinin bir kısmı başı­nıza gelsin (yusibküm)." [693]

"Yağmur değmeseydi (yüsibhâ) bile çisinti olurdu." [694]"Çünkü ötekilere erişen ona da erişecektir (musîbühâ)."[695]

"Deki: 'Allah, bizim için ne yazmış ise ancak bize o ulaşır (yu-sîbena), bizim sahibimiz O'dur." [696]

Aynı sayıda da şükür kelimesi ve türevleri tekrarlanmıştır. Şöyle ki; teşkürûne lafzı şu ayette olduğu gibi 19 yerde geçmek­tedir:

"Allah, ayetlerini size böyle açıklıyor ki, şükredesiniz (teşkürû­ne)." [697]

Yeşkürun lafzı şu ayette olduğu gibi 9 yerde gelmiştir:

"İşte biz, şükreden (yeşkürun) bir toplum için ayetleri böyle döndürüp açıklıyoruz." [698]

Eş-şakirin lafzı ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 9 defa zikredilmiştir:

"Hayır, yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden (eş-şakirin) ol." [699]

Şükûr lafzı da şu ayelle olduğu gibi 9 yerde tekrarlanmıştır:

"Şüphesiz bunda sabreden, şükreden (şükür) herkes için ayet­ler vardır." [700]

Üşkürü lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 5 defa gelmiş­tir:

"Rabb'inizin nimetinden yeyin de O'na şükredin (üşkürû)." [701]

Eşkür lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"Ya Rabb'i, dedi, beni bana ve anama babama veriğin nime­te şükretmeğe (eşkür), razı olacağın yararlı işler yapmağa sevk ey­le." [702]

Yeşküru lafzı ise Allah tebarek ve tealanın şu sözünde oldu­ğu gibi 3 defa kullanılmıştır:

"Şükreden kendisi için şükretmiş (yeşküru) olur." [703]

Şâkiren lafzı şu ayette olduğu gibi 3 defa belirtilmiştir:

"Biz ona yolu gösterdik: (O) ya şükredici (şakiren) veya nan­kör olur." [704]

Şükûren lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gelmiş­tir:

"Sizden bir karşılık ve teşekkür (şükûren) beklemiyoruz." [705]

Üşkur lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 defa kullanılmıştır:

"Bana ve anana babana şükret (üşkur), dönüş banadır." [706]

Şekertüm lafzı şu ayette olduğu gibi 2 defa zikredilmiştir:

"Andolsun şükrederseniz (şekertüm) size (nimetimi) artırırım." [707]

Şekere lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 defa geç­mektedir:

"Katımızdan bir nimet olarak, biz şükredeni (şekere) böyle mü­kafatlandırırız." [708]

Ayrıca meşkûren lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 defa gelmiştir:

"Kim de âhireti ister ve inanarak ona yaraşır biçimde çalışır­sa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı (meşkûren) verilir." [709]

Şu aşağıdaki türevler ise her biri şu ayetlerde birer defa geç­mektedir:

"Ve eğer şükrederseniz (teşkürû) sizin için ondan razı olur." [710]"Ey Davud ailesi, şükredin (şükren)." [711]"Kim kendiliğinden bir iyilik yaparsa bilsin ki, Allah karşılığını verir (şâkirun) (yaptığını) bilir." [712]"Ama siz şükrediyor musunuz (şâkirun)." [713]

"Ey Nuh ile beraber (gemide) taşıdıklarımızın çocukları! Doğ­rusu o çok şükreden (şekûrâ) bir kuldu." [714]

Böylece şükür ve türevleri 75 defa tekrarlanmıştır ki, bu sa­yı, musibetin tekrarı kadardır.[715]

 

İnfak ve Rıza

 

İnfak ıstılahı ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de toplam olarak 73 defa tekrarlanmıştır. Şöyle ki; yünfikûne lafzı şu ayette oldu­ğu gibi 20 yerde gelmiştir:

"Kendilerine verdiğimiz rızıktan (hayır için) harcarlar (yünfikûn)." [716]

Enfekû lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 11 de­fa tekrarlanmıştır:

"Ve onlar ki harcadıkları (enfekû) zaman, ne israf ederler, ne de cimrilik ederler." [717]

Enfikû lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 9 defa zikredil­miştir:

"Ey inananlar, siz verdiğimiz rızıktan harcayın (enfikû).'' [718]

Tünfikû lafzı ise şu ayette olduğu gibi 9 yerde kullanılmıştır:

"Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) harcamadıkça (tünfikû) as­la iyiliğe eremezsiniz." [719]

Yünfik lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 7 yer­de gelmiştir:

"Rızkı kısılmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiğinden (yün­fik) versin." [720]

Enfektüm lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde zik­redilmiştir:

"Siz Allah için ne verirsiniz (enfektüm), Allah onun yerine baş­kasını verir." [721]

Enfeke lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Elbette içinizden fetihden önce harcayan (enfeke) ve sava­şan bir olmaz." [722]

Yünfikûne lafzı ise şu ayet'i kerimede olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Yalnız Allah'ın rızasını kazanmak maksadıyle verirseniz (yün-fikune), verdiğiniz her hayır, size tastamam verilir ve hiç hakkınız yenmez." [723]

Ayrıca yünfikûneha lafzı Allah tebarek ve tealanın şu sö­zünde olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"İnkâr edenler, Allah yolunda (insanları) menetmek için mal­larını harcarlar ve harcayacaklar da (yünfikûneha)." [724]

Nefeketen lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredilmiştir:

"Küçük, büyük bir masraf yapmaları (nefeketen), bir vadiyi geçmeleri, mutlaka onların lehine yazılır..." [725]

Bu kelimenin türevleri de her biri şu ayetlerde birer defa geç­mektedir;

"Sen yeryüzünde bulunan herşeyi verseydin (enlekte), yine onların kalblerinin arasını uzlaştıramazdın." [726]"İnanan kullarıma söyle: Namazı kılsınlar, ne alışverişin, ne de dostluğun olmadığı bir gün gelmeden önce, kendilerine verdi­ğimiz rızıktan (Allah yolunca) gizli ve açık sarfetsinler (yünfikû)." [727]"Sadakalarının (nefekâtühüm) kabul edilmesine engel olan sa­dece şudur: Onlar Allah'ın Rasulünü inkâr ettiler." [728]"De ki: 'Eğer Rabb'imin rahmet hazinelerine siz sahib olsay­dınız, sarfetmekle (tükenir) (el-infak) korkusuyla (onu) tutar (kim­seye bir şey vermez)diniz" [729]"Sabredenleri, doğru olanları, huzurunda gönülden boyun bü­küp divan duranları, Allah için harcayanları (el-münfikîne) ve se­herlerde istiğfar edenleri (Allah görmektedir)." [730]

Aynı sayıda yani 73 defa da rıza ve türevleri tekrarlanmıştır. Mesela rezû lafzı şu ayette olduğu gibi 9 defa zikredilmiştir:

"Eğer o sadakalardan kendilerine (bir pay) verilirse hoşlanır­lar (rezû) onlardan kendilerine pay verilmezse hemen kızarlar" [731]

Rıdvan lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 8 yerde geçmek­tedir:

"Rableri onlara, kendisinden bir rahmet, rızâ, (rıdvan) ve içinde sürekli kalacakları nimeti bol cennetleri müjdeler." [732]

Raziye lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 6 yer­de zikredilmiştir:

"O gün Rahman'ın izin verip sözünden hoşlandığı (raziye) kim­seden başkasının şefaati fayda vermez." [733]Yerdâ lafzı şu ayette olduğu gibi 5 yerde tekrarlanmıştır: "Yakında kendisi de razı (yerdâ) olacaktır." [734]

Merdât lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde geçmek­tedir:

"İnsanlardan öylesi de var ki, canını, Allah'ın rızasını (merdât) kazanmaya satar'' [735]

Râdiyeh lafzı ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde gelmiştir:

"Yüzler de var ki o gün içinde mutlu, (dünyada) çalışmasın­dan memnun (râdiyeh)."'[736]

Ayrıca terda lafzı Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olu­ğu gibi 4 defa zikredilmiştir:

"Rabb"in sana verecek ve sen razı (terdâ) olacaksın." [737]

Ertedâ lafzı şu ayette olduğu gibi 3 defa gelmiştir:

"Onları da yeryüzünde hükümran kılacak ve kendileri için se­çip beğendiği (ertedâ) dinlerini kendilerine sağlamlaştıracaktır." [738]

Rıdvânâ lafzı şu ayette olduğu gibi 3 defa kullanılmıştır:

"Onların, rükû ve secde ederek Allah'ın lütuf ve rızasını (rıvânâ) aradıklarını görürsün." [739]

Terdâhu lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:  

"Ya Rabb'i, dedi, beni bana ve anama babama verdiğin ni­mete şükretmeğe, razı olacağın (terdâhu) yararlı işler yapmağa sevk eyle." [740]

Terdav lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 defa zikredil­miştir:

"Size yemin ediyorlar ki kendilerinden razı olasınız (terdav)." [741]

Ayrıca Terâdin lafzı şu ayette olduğu gibi 2 defa tekrarlan­mıştır:

"Kendi rızanızla (terâdin) yaptığınız ticaret olursa başka." [742]Rıdvânehu lafzı Allah tebarek ve tealamn şu sözünde oldu­ğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Onunla Allah, rızasının (rıdvânehu) peşinde gidenleri esen­lik yollarına iletiyor" [743]

Raditüm lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmış­tır:

"Ahirettense dünya hayatına mı razı (raditüm) oldunuz." [744]

Bu kelimenin başka türevlerinin her biri de şu ayetlerde ol­duğu gibi birer defa geçmektedir:

"Size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı beğen­dim (radîtü). [745]"Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu görüyo­ruz. Elbette seni hoşlanacağın (terdâhâ) bir kıbleye döndürece­ğiz." [746]"Eğer İki erkek yoksa razı (terdavne) olduğunuz şahitlerden bir erkek iki kadın." [747]

"Hoşlandığınız (terdavnehâ) meskenler, size Allah'tan, Resu­lünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise o hal­de Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin." [748]"Ve eğer şükrederseniz sizin için ondan razı olur (yerdehû)" [749]"Onları memnun olacakları (yerdevnehû) bir yere sokacak­tır" [750]"Ahirete inanmayanların kalbleri ona kansın, ondan hoşlan­sınlar (liyerdevhu) ve işledikleri suçtan istemeğe devam etsinler di­ye." [751]"Onların gözlerinin aydınlanıp tasalanmalarına ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına (yerdayne) en elverişli olan bu­dur." [752]

"Gönlünüzü hoş etmek (liyurzûküm) için size (gelip) Allah'a yemin ederler." [753]"Ağızlarıyla sizi razı ederler (yürdûneküm), fakat kalbleri (sizi) istemez." [754]"Halbuki inanmış olsalardı, Allah'ı ve Rasulünü hoşnud etme­leri (yürdûhu) daha uygundu." [755]"Kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde (terâdev), (es­ki) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın." [756]"Mehrin kesiminden sonra karşılıklı anlaşmada (teradeytüm) üzerinize bir günah yoktur." [757]"Rabbim onu beğendiğin (radiyya) bir insan yap." [758]

"Rabb'i yanında beğenilmişti (merdiyya)." [759]"Razı edici ve razı edilmiş (merdiyyeh) olarak Rabb'ine dön." [760]"Eğer benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak (merdâtî) için çıktınızsa içinizde onlara sevgi(mi) giz'iyorsunuz?" [761]

Böylece infak ve türevleri zikredildiği kadar rıza ıstılahı ve türevleri de zikredilmiştir. Ve her ikisi birbirine eşit şekilde, de­ğişik yerlerde 73 defa tekrarlanmıştır.[762]

 

Cimrilik, Hasret, Ummak ve Yalanlamak

 

Bahl (cimrilik) kelimesi ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de 12 defa tekrarlanmıştır. Şöyle ki, yebhelûne lafzı şu ayette olduğu gibi 3 defa zikredilmiştir:

"Allah'ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik (yebhelû­ne) edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar."[763]

3 defa da yebhelu lafzı şu bir ayette gelmiştir:

"İşte sizler, Allah yolunda harcamağa çağrılıyorsunuz; ama içinizden kimi cimrilik (yebhelu) ama cimrilik yapan (yebhelu) an­cak kendisine cimrilik eder.(yebhelu)" [764]

Bahilû lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 defa tekrarlanmıştır:

"Cimrilik (bahilû) ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaklır" [765]

El-bıhl lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 de­fa zikredilmiştir:

"Ve insanlara da cimriliği (el-buhl) emrederler, Allah'ın bol ha­zinesinden kendilerine verdiğini gizlerler."[766]

Bahih lafzı şu ayet’i kerimede 1 defa gelmiştir:

"Fakit kim cimrilik eder (bahile), kendini zengin görüp (Allah'a) tenezzül etmezse..." [767]

Tebhelû lafzı ise Allah tebarek ve tealanın şu sözünde bir defa geçmektedir:

"Eğer onları isteseydi de sizi sıkıştırsaydı, cimrilik (tebhelû) ederdiniz ve (bu), sizin kinlerinizi ortaya çıkarırdı."[768]

Aynı sayıda yani 12 defa da hasretle ilgili lafızlar tekrarlan­mıştır. Mesela hasreten lafzı şu ayette olduğu gibi 5 yerde zikre­dilmiştir:

"Ve harcayacaklar da. Sonra bu, kendilerine yürek acısı (has­reten) olacak." [769]

Haserâtin lafzı şu ayette olduğu gibi 2 defa tekrarlanmıştır:

"Bundan dolayı nefsin onlar için hasretlere (haserâtin) gitme­sin." [770]

Şu türevlerin her biri de şu ayetlerde birer defa geçmektedir:

"O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar (yestehsirun)." [771]"(O gün günahkâr) nefsin şöyle demesinden sakının: 'Allah’ın yanında (O'na kullukla) kusur edişimden dolayı vah (bana) (hasretâ)." [772]"Nihayet kendilerine ansızın o saat gelip çatınca, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak: "Hayatta (iyi işler yapmaktan) geri kalıp günah işlememizden ötürü vah bize (hasretena)." [773]"Ellerini boynuna bağlanmış yapma, tamamen de açma, sonra kınanır, hasret (mahsura) içinde kalırsın." [774]

"Sonra gözünü iki kez daha döndür. Göz hor, hakir ve bitkin, ümidini kesmiş (haşir) bir halde sana döner." [775]

Tama' (ummak) lafzının türevleri de 12 defa tekrarlanmış­tır. Mesela şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde tamaen şeklin­de geçmektedir:

"Korkarak ve umarak (tamaen) O'na dua edin." [776]

Yetmeu lafzı da Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde gelmiştir:

"Onlardan her biri, nimet cennetine sokulacağını mı umuyor? (yetmeu)." [777]

Netmeu lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredilmiş­tir:

"Biz, Rabb'imizin bizi iyiler arasına katmasını umarken (net­meu) neden Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" [778]

Bu kelimenin türevlerinin, her biri şu aşağıdaki ayetlerde bi­rer defa geçmektedir:

"Ceza günü, hatamı bağışlayacağını umduğum (etmeu) da O'dur." [779]"Şimdi siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz (tetmeûne)?"[780]"Bunlar henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi çok istemek­tedirler (yetemûne)." [781]

Cühûd (yalanlamak) lafzı da 12 defa tekrarlanmıştır: Me­selâ yechedûne lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 7 yerde gelmiştir:

“Ayetlerimizi yalanlayanlara da (yechedûne) yaptıkları fenalık yüzünden azâb dokunacaktır." [782]

Yechedu lafzı şu ayette olduğu gibi 3 yerde geçmektedir:

"Bizim ayetlerimizi, zâlimlerden başkası inkâr edemez (yechedu)." [783]

Cehedû lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredilmiştir:

"İşte Ad (kavmi), Rabb'lerinin ayetlerini inkâr ettiler (cehedû)." [784]

Böylece cimrilik, hasret, ummak ve yalanlamak ıstılahları Kur'an’ı Kerim'de her biri birbirine eşit şekilde ama ayrı ayrı yer­lerde gelmişlerdir.[785]

 

İsraf ve Sür'at

 

İsraf kelimesi bütün türevleriyle birlikte Kur'an’ı Kerim'de 23 defa tekrarlanmıştır. Şöyle ki, el müsrifîne lafzı şu ayette ol­duğu gibi 10 Yerde gelmiştir:

"O aşırıların (el-müsrifîn) emrine uymayın." [786]

Müsrifûhe lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde tek­rarlanmıştır:

"Doğrusu siz, israfçı (müsrifine) bir kavimsiniz." [787]

Müsrif lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yer­de gelmiştir:

"Şüphesiz Allah aşırı giden, (müsrif), yalancı olan kimseyi doğ­ru yola iletmez." [788]Tüsrifû lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Yeyin, için, fakat israf (tüsrifû) etmeyin." [789]

Aşağıdaki türevlerin her biri de şu ayetlerde birer defa zik­redilmiştir:

"İşte israf eden (eşrefe) ve Rabb'inin ayetlerine inanmayanla­rı böyle cezalandırırız." [790]

"(Tarafımdan onlara) de ki: "Ey nefislerine karşı aşırı giden (esrefû) kullarım, Allah'ın rahmetinden ümid .kesmeyin." [791]"öldürmede aşırı gitmesin (yüsrif )." [792]

"Ve onlar ki harcadıkları zaman, ne israf (yüsrifû) ederler, ne de cimrilik ederler."

"Büyüsünler diye alakoyup israf (isrâfen) ile tez elden onların mallarını yemeğe kalkmayın." [793]"Rabb'imiz, bizim günahlarımızı ve işimizde taşkınlığımızı (is-râfenâ) bağışla." [794]

23 defa da sür'at kelimesi ve türevleri zikredilmiştir. Mesela seri' lafzı şu ayette olduğu gibi 10 defa tekrarlanmıştır:

"Bugün zulüm yoktur. Allah, hesabı çabuk (seri’) görendir." [795]

Yüsâriu lafzı ise Allah tebarek ve tealanın şu sözünde oldu­ğu gibi 7 defa kullanılmıştır:

"İnkâra koşanlar (yüsâriu) seni üzmesin, onlar Allah'a hiçbir zarar veremezler." [796]

Seri'en lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 defa zikredil­miştir:

"O gün (kabirlerden) hızlı hızlı (seri'en) çıkarlar." [797]

Esre' lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 defa tekrarlanmıştır:

"O hesap görenlerin en çabuğudur (esre')." [798]

Sözkonusu ıstılahın türevlerinin her biri şu ayetlerde birer defa geçmektedir:

"Onlar öyle mi sanıyorlar ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğul­lar ile onların iyiliklerine koşuyoruz? (nüsâriu)"[799]

Takva sahipleri için hazırlanmış bulunan cennete koşun (sâriu)." [800]

Böylece (Kur'an’ı Kerim'de) bahsedilen israf ve türevleriyle çeşitli yerlerde geçen sürat kelimesi ve türevleri birbirine eşittir.[801]

 

Sultan, Nifak ve İbtila'

 

Sultan (galibiyet, kudret, delil) ıstılahı ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de 37 defa tekrarlanmıştır. Mesela, sultan lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 24 defa gelmiştir:

"Andolsun, Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir delil (sultan) ile gönderdik." [802]

Sultânen lafzı şu ayette olduğu gibi 11 defa kullanılmıştır:

"Kim zulmen öldürülürse, onun velisine yetki (sultânen) ver­mişizdir." [803]

Sultânehu lafzı bir defa geçmektedir:

"Onun gücü (sultânehu), sadece kendisini dost tutanlara ve Allah'a ortak koşanlaradır.”[804]

Sultaniyeh lafzı da bir defa zikredilmiştir:

"Gücüm (sultâniyeh) benden yokolup gitti." [805]

Tam bu kadar da nifak ve türevleri tekrarlanmıştır. Şöyle ki, münafikin lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 19 defa zikredil­miştir:

"Münafıklara (münafıkin), acı bir azabın kendilerinin olacağı­nı müjdele." [806]El-münafikûn lafzı şu ayette olduğu gibi 8 yerde kullanıl­mıştır:

"Münafıklar (et-münafikün), kendileri hakkında, kalblerinde bu­lunanı kendilerine Haber verecek bir sûrenin indirilmesinden çekiniyorlar." [807]

El-münâfikât lafzı, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gi­bi 5 yerde geçmektedir:

"Münafık erkekler ve münafık kadınlar (el-münâfikât) birbirlerindendir." [808]

Nifâken lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gelmiş­tir:

"Bedevi araplar, küfür ve iki yüzlülükçe (nifâken) daha yaman ve Allah'ın, Resulüne indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamağa da­ha müsaittirler." [809]

Ayrıca nâfekü lafzı Allah tebarek ve tealanın şu sözünde ol­duğu gibi 2 defa zikredilmiştir:

"İki yüzlülük (nâfekû) edenleri görmedin mi?" [810]

Şu ayette bir defa da en-nifak şeklinde geçmekledir:

"Çevrenizdeki bedevi Araplardan ve Medine halkından iki yüz­lülüğe (en-nifak) iyice alışmış insanlar vardır." [811]

İbtilâ' (deneme, imtihan) lafzı da aynı sayıda tekrarlanmış­tır. Şöyle ki, belâ' lafzı şu ayette olduğu gibi 6 yerde gelmiştir:

"Ve bunda sizin için Rabb'inizden büyük bir imtihan (belâ') vardı" [812]

Liyeblüvekum lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde kullanılmıştır:

"O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için (liyeblüveküm) ölümü ve hayatı yarattı." [813]

Belevnâhüm lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmek­tedir:

"Belki dönerler diye onları iyilikler ve kötülüklerle de sınadık (belevnâhüm)." [814]

Leneblüvenneküm lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde zik­redilmiştir:

"Andolsun biz sizi deneyeceğiz (leneblüvenneküm) ki içiniz­den cihad edenleri, sabredenleri bilelim." [815]

Ayrıca ibtelâhü lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 defa geçmektedir:

"Ama Rabb'i onu imtihan edip (ibtetâhü) rızkını daraltırsa: 'Rabb'im beni küçük düşürdü' der." [816]

Şu lafızlardan her biri de birer defa geçmektedir:

Behvnâ[817], teblû[818], neblüvâ[819], neblûküm[820], neblûhüm[821], linebtüvehüm[822], liyeblüvâ[823], yeblûküm[824], liyeblüvenneküm[825], liyeblüvenni[826], tübli[827], letüblevunne[828], liyüblâ[829], ibtelâ[830], nebtelîhi[831], liyebteliye[832], liyebteliyeküm[833], ibtelû[834], ibtüliye[835], mübtelîküm[836], limübtelîne[837].

Böylece zikredilen sultan ıstılahının sayısıyla nifak ve ibtilâ' ıstılahlarının sayılan birbirine eşittir.[838]

 

Cebr, Katır ve Utüv

 

Cebr (zorlamak) ıstılahının türevleri Kur'an’ı Kerim'de 10 defa geçmektedir. Şöyle ki, Cebbar lafzı şu ayette olduğu gibi 5 defa tekrarlanmıştır:

"Fetih istediler, (sonunda) her inatçı zorba (cebbar) perişan oldu." [839]

Allah’u tealanın şu" sözünde olduğu gibi 3 yerde de cebbaren gelmiştir:

"Sen yeryüzünde bir zorba (cebbaren) olmak istiyorsun." [840]

Cebbarın lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde zikre­dilmiştir:

"Yakaladığınız zaman zorbalar (cebbârîn) gibi yakalıyorsunuz."[841]

Bu sayıda yani 10 defa da kahr (kahhar, galip, öfkeli) ıstıla­hının türevleri tekrarlanmıştır. Mesela, el-kahhar lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 6 yerde geçmiştir:

"O tek ve kahredici (el-kahhar) Allah'tır." [842]

el-kâhir lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"O, kullarının üstünde tam bir hâkimdir (e-kâhir). O herşeyi yerli yerince yapan, haber alandır." [843]

Tek'har lafzı bir defa zikredilmiştir:

"Öyleyse sakın öksüzü ezme (tek'har)." [844]

Kâhirûn lafzı ise şu ayette bir defa geçmiştir:

"(Fir'avun)   Biz  onların, daima  üstünde  eziciler (kâhirûn) olacağız' dedi." [845]

Utüv (haddini aşmak, tecavüz, kibir, ayaklanma) kelimesi­nin türevleri de 10 defa tekrarlanmıştır. Şöyle ki; Atevv lafzı Allah’u tealamn şu sözünde olduğu gibi 4 yerde gelmiştir:

"Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rabb'lerinin buyruğun­dan dışarı çıktılar (atevv)." [846]

Atiyyen lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde kulla­nılmıştır:

“Sonra her milletten Rahman'a en çok karşı geleni (atiyyen) ayı­racağız." [847]

Ve bu ıstılahın değişik türevleri aşağıdaki ayet’i kerimelerde olduğu gibi birer defa gelmiştir:

"Nice kent var ki Rabb'lerinin ve O'nun elçilerinin emirlerine baş kaldırdı (atet)." [848]"Doğrusu onlar, azgınlık (utuvvin) ve nefret içinde direnmek­tedirler." [849]

"Andolsun ki onlar, kendi içlerinde büyüklük tasladılar ve bü­yük bir azgınlıkla (utuvven) haddi aştılar." [850]"Âd (kavmi) ise uğultulu, azgın (âtiyeh) bir kasırga ile helak edildiler." [851]

Böylece cebr, kahr ve Utüv kelimeleri türevleriyle birlikte her biri birbirine eşit bir şekilde Kur'an’ı Kerim'in muhtelif yerle­rinde dağınık olarak 10'ar defa zikredilmişlerdir.[852]

 

Aceb ve Ğurûr

 

Aceb (ilginç, hayret verici) ıstılahının türevleri Kur'an’ı Kerim'de 27 defa tekrarlanmıştır. Mesela aceben lafzı şu ayette ol­duğu gibi 4 defa zikredilmiştir:

"İçlerinden bir adama vahyetmemiz, insanlara tuhaf mı (acaben) geldi?" [853]

Tu'cibke lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yer­de kullanılmıştır:

"Onların ne malları, ne de evlatları seni imrendirmesin (tucibke)." [854]

Eveacibtüm lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredilmiş­tir:

"Korunup da merhamete uğramanız için, içinizden sizi uya­racak bir adam aracılığı ile bir zikir gelmesine şaştınız mı (evea­cibtüm)." [855]

Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde de acibû gelmiştir:

"İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar (acibû) da, o kafir­ler:  Bu tuhaf bir şeydir' dediler." [856]

A'cebetküm lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Huneyn gününde de yardım etmişti, hani (o gün) çokluğu­nuz sizi böbürlendirmişti (a'cebetküm)." [857]

A'cebeke lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Deki: 'Murdarla temiz bir olmaz. Murdarın çokluğu hoşuna gitse de (a'cebeke)'." [858]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde de acîbûn geçmektedir:

"Kâfirler; 'bu tuhaf bir şeydir (acîbûn)' dediler" [859]

Kullanış şekillerine göre her biri de şu ayetlerde birer defa zikredilmiştir:

"Hayır, sen hayran kaldın (acibte); onlarsa alay ediyorlar" [860]

"Şimdi siz bu sözden mi hayret ediyorsunuz (tâ'cebûn), [861]

"Dediler ki; Allah'ın işine mi şaşıyorsunuz (ta'cebiyne)?" [862]

"Tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider (a'cebe)." [863]"Hoşunuza gitse dahi (a'cebeküm), inanan bir köle, ortak ko­şan bir adamdan iyidir." [864]

"Ekincilerin hoşuna gider (yu'cîbu)" [865]

"İnsanlardan öylesi var ki, dünya hayatına dair sözü, hoşuna gider (yu'cibüke)." [866]"Tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Bu, cidden tuhaf (ucâb) bir şeydir." [867]

Şu ayette ise aynı anda iki defa geçmektedir:

"Eğer şaşacaksan (te'ceb), onların şu sözlerine şaşmak (acebün) lazım: 'Biz toprak olduğumuz zaman mı, biz mi yeniden ya­ratılacağız?"' [868]

Bu sayı, gurur (aldatmak) ıstılahının ve bütün türevlerinin sayısına eşittir. Çünkü bu ıstılah da 27 defa tekrarlanmıştır. Me­sela ğururen lafzı, Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 5 yerde gelmiştir:

"(Bunlar), aldatmak için ğurûren birbirlerine yaldızlı sözter fı­sıldarlar." [869]

el-ğurur lafzı şu ayette olduğu gibi 4 defa kullanılmıştır:

"Dünya hayatı, aldatıcı (el-ğurûr) bir zevkten başka bir şey de­ğildir.” [870]

el-ğarur lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde zikre­dilmiştir:

"Allah'ın emri gelinceye kadar o çok aldatıcı (elğarur) sizi Al­lah hakkında aldattı." [871]

Ğarrethüm lafzı şu ayette olduğu gibi 3 yerde geçmektedir:

"Onlar ki dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dün­ya hayatı, kendilerini aldattı (ğarethüm)."[872]

Ğarretküm lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, (inananların başlarına felâketler gelmesini) gözlediniz, şüphe ettiniz, kuruntu­lar sizi aldattı (ğarretküm)." [873]

Teğurrenneküm lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yer­de kullanılmıştır:

"Dünya hayatı sizi aldatmasın (teğurrenneküm)." [874]

Teğurrenneküm lafzı ise Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde geçmiştir:

 "Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın (tuğurrenneküm)." [875]

Bu kelimenin diğer kullanılış biçimleri şöyledir:

"Münafıklar ve kalblerinde hastalık bulunanlar 'bunları dinle­ri aldatmış (ğarre)' diyorlardı." [876]

"Ey insan! Seni, engin kerem sahibi Rabb'ine karşı aldatıp (ğarreke) isyana sürükleyen nedir?" [877]"... Allah'ın emri gelinceye kadar o çok aldatıcı (ğarreküm), sizi Allah hakkında aldattı." [878]"Ve uydurdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır (ğarrehüm)." [879]"Onların şehirlerde dolaşmaları seni aldatmasın (yeğrurke)." [880]"İnkâr edenlerin, öyle, şehirlerde gezip dolaşması seni aldat­masın (yeğurranneke)." [881]

Görüldüğü gibi aceb ıstılahı ve türevlerinin sayısı ile gurur ıstılahı ve türevlerinin sayısı birbirine eşit zikredilmektedir.[882]

 

Hıyanet ve Habis

 

Hıyanet kelimesi Kur'an’ı Kerim'de 16 defa zikredilmiştir. el-hainîn lafzı şu ayette olduğu gibi 3 defa gelmiştir:

"Çünkü Allah, hainleri (el-hainîn) sevmez." [883]

Tehûnû lafzı şu ayette 2 defa geçmektedir:

"Ey inananlar, Allah'a ve Resulüne hainlik (tehûnû) etmeyin; bile bile kendi emanetlerinize hainlik (tehûnû) etmiş olursunuz." [884]

Hainete lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde zikredilmiştir:

"(Allah) gözlerin hain (bakışlar)ını (hainete) ve göğüslerin giz­lediği düşünceleri bilir." [885]

Sözkonusu kelimenin çeşitli türevleri de her biri şu ayetler­de birer defa geçmektedir:

"Bu (kral), benim, arkadan hainlik (ahuntû) etmediğimi ve ha­inlerin tuzağını Allah'ın başarıya ulaştırmayacağını bilsin" [886]"Allah, sizin kendinize yazık etmekte olduğunuzu (tehtânûne) bildi de tevbenızi kabul edip sizi affetti." [887]"Kendilerine hainlik (yehtânûne) edenleri savunma." [888]"Bir kavmin, hainlik (hıyanete) yapmasından korkarsan, sen de aynı şekilde onlara at." [889] "Allah hiçbir hain (havvânin) ve nankörü sevmez." [890]

"Zira Allah, daima hainlik (havvânen) yapıp günah işleyen in­sanı sevmez." [891] "Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kulun (nikahı) altında idiler, on­lara hiyanet (fehânetâhûma) ettiler." [892]

Şu ayette de 2 defa geçmektedir:

"Eğer sana hainlik (hiyaneteke) yapmak isterlerse, daha ön­ce Allah'a da hainlik (hânû) yapmışlardı." [893]

Hubs (murdar, kötü) ve türevlerinden de aynı sayıda bahse­dilmiştir. Meselâ, el-habîs lafzı şu ayette olduğu gibi 7 defa tek­rarlanmıştır:

"De ki: 'Murdarla (el-habîs) temiz bir olmaz'." [894]

Habisetin lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünden koparılmış, kararı olmayan kötü (habisetin) bir ağaca benzer.''[895]

el-habâis lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 defa tekrarlanmış­tır:

"Ve onu çirkin (el-habâis) işler yapan bir kentten kurtardık." [896]

Habuse lafzı şu ayet’i kerimede bir defa gelmiştir:

"Kötü habuse olandan ise yararsız bitkiden başka bir şey çık­maz." [897]

Söz konusu kelimenin türevlerinden 4'ü de şu ayette geçmek­tedir:

"Kötü kadınlar (el-habisât), kötü erkeklere(lil-habisîn), kötü er­kekler (el-habisûne). kötü kadınlara (lil-habisâtî) (meyleder)." [898]

Böylece hıyanet ile hubs kelimeleri türevleriyle birlikte eşit sayıda zikredilmişlerdir. Her biri 16 defa tekrarlanmış, ancak bir defa bile aynı ayette, hatta aynı surede bile, biraraya gelmemiş­lerdir.[899]

 

Kâfirler ve Ateş

 

Kâfirin kelimesi Kur'an’ı Kerim'de birbirine benzer bir şe­kilde 154 defa tekrarlanmıştır. Şöyle ki; el-kâfirin lafzı şu ayette olduğu gibi 93 yerde kullanılmıştır:

"Oysa Allah, inkarcıları (el-kafirin) tamamen kuşatmıştır." [900]

el-kâfirûn lafzı şu ayeti kerimede olduğu gibi 36 yerde tek­rarlanmıştır:

"Kâfirler (el-kafirun), zalimlerin tâ kendileridir." [901]

el-küffar lafzı Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 19 defa zikredilmiştir:

" 'Kâfirler (el-küffar), yaptıklarıyla cezalandılar mı?' diye." [902]

el-keferetü lafzı şu ayette bir defa geçmiştir:

"İşte onlar kafirler (el-keferetü), Hak'tan sapanlardır." [903]

Aynı sayıda nâr (ateş) dan ve harik (yangın, alev) den bah­sedilmiştir. Mesela, ennâr lafzı şu ayette olduğu gibi 126 yerde kullanılmıştır:

"Onlar, ateşin (ennâr) yakıtıdırlar." [904]

Naren lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 19 yer­de geçmektedir:

"Alevli bir ateşe (nâren) girecektir." [905]Ve bunların toplamı 145'dir.

Harik kelimesi ve türevleri 9 defa zikredilmiştir. Şöyle ki, el-harik şekliyle şu ayette olduğu gibi 5 yerde geçmektedir:

"Haydi, yangın (el-harik) azabını tadın." [906]

Harrigûhü lafzı şu ayette olduğu gibi 2 kere gelmiştir:

"Dediler: 'Onu yakın (harrigûhü), tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız." [907]

Bu kelimenin türevleri aşağıdaki ayetlerin her birinde birer defa geçmiştir:

"Birden ateşli bir kasırga gelsin de bahçeyi yakıp (fehtereget) kül etsin." [908]"Biz onu yakacağız (lenüherhgannehu), sonra onu ufalayıp denize savuracağız." [909]

Böylece nâr ve harik kelimeleri ve türevlerinin toplamı 154 olmaktadır ki, bu da kâfirin kelimesinin toplamına eşittir.[910]

 

Sapıklar ve Ölüler

 

ed-dallin (sapıklar) kelimesi Kur'an’ı Kerim'de değişik şe­killerde 17 defa geçmiştir. Şöyle ki; ed-dallin lafzı şu ayette ol­duğu gibi 8 yerde zikredilmiştir:

" 'Onu yaptığım zaman cahillerdendim (ed-dallin)' dedi." [911]

ed-dallûne lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 5 yerde zik­redilmiştir:

"Ve İşte onlar sapıkların (ed-dallûne) ta kendileridir." [912]

Mudili lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yer­de geçmiştir:

"Allah kime de yol gösterirse; artık onu saptıran (mudili) ol­maz." [913]

Aşağıdaki ayet’i kerimelerde de birer defa geçmektedir:

"Seni şaşırmış (dallan) bulup yola iletmedi mi?" [914]"Yoldan saptırıcıları (mudilline) yardımcı tutmuş da değilim." [915]

Aynı sayıda, yani 17 defa da el-mevtâ (ölüler) kelimesi tek­rarlanmaktadır. Bir misal.

"Sen de ölülere (el-mevtâ) (söz) dinletemezsin; arkalarını dö­nüp giden sağırlara da çağrıyı işittiremezsin."[916]

Kur'an’ı Kerim'de zikredilen dallın sayısı mevta sayısına eşit­tir.[917]

 

Müslimin ve Cihad

 

Müslimîn kelimesi Kur'an’ı Kerim'de 41 defa tekrarlanmış­tır. Şöyle ki el-müslimîne lafzı şu ayette olduğu gibi 21 yerde gel­miştir:

"Ve bana müslümanlann (el-müslimîne) ilki olmam emredil­di." [918]

Müslimûne lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 15 yerde geçmektedir:

"Ve bana müslümanlann (el-müslimîne) ilki olmam emredil­di." [919]

Müslimûne lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 15 yerde geçmektedir:

"Allah'a inandık, şahid ol, biz müslümanlarız (müslimûne)." [920]

Müslimen lafzı şu aye’i kerimede olduğu gibi 2 yerde zik­redilmiştir:

"İbrahim ne yahudi, ne de hıristiyandı; doğrusu bir müslümandı (müslimen)." [921]

Müslimat lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmış­tır:

"O sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman (müslimat), mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, se­yahat eden dul ve bakire eşler verir." [922]

Müslimeyni lafzı şu ayet-i kerimede olduğu gibi 2 yerde gel­miştir:

"Rabbimiz, bizi sana teslim olanlar (müslimeyni) yap." [923]

Böylece müslimîn kelimesi ve benzerleri 41 defa tekrarlan­mıştır.

41 defa da cihad kelimesi ve türevleri zikredilmiştir. Mesela câhedû lafzı şu ayette olduğu gibi 11 defa tekrarlanmıştır:

"Ama biz(im uğrumuz)da cihad (câhedû) edenleri biz, elbet­te yollarımıza iletiriz." [924]

Cehd lafzı, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 5 yerde zikredilmiştir:

"Yeminlerinin bütün şiddetiyle (cehd): 'Allah ölen kimseyi diriltmez' diye Allah'a yemin ettiler." [925]

Câhidû lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde gelmiştir:

"Allah uğrunda cihad (câhidû) edin." [926]

el-mücahidîne lafzı şu ayette olduğu gibi 3 yerde tekrarlan­mıştır:

"Gerçi Allah hepsine de güzellik va'detmiştir ama mücahidleri, (el mücahidine) oturanlardan çok daha büyük ecirle üstün kıl­mıştır." [927]

Câhede lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yer­de gelmiştir:

"Hacılara su verme ve Mescidi Haram’ı onarma işini; Allah'a, ahiret gününe inanan ve Allah yolunda cihad edenle (câhede) bir mi tuttunuz?" [928]

Câhedâke lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmekte­dir:

"Eğer onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi ba­na ortak koşman için zorlarlarsa(câhedâke,) onlara itaat etme." [929]

Yücâhidû lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredilmiş­tir:

"Mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (yücâhidû) hoşlan­madılar." [930]

Câhidi lafzı ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Ey peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cihad et (câhidi)." [931]

Ayrıca cihaden lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde kutlanılmıştır:

"Eğer benim yolumda savaşmak (cihâden) ve benim rızamı kazanmak için çıktınızsa içinizde onlara sevgi (mi) gizliyorsunuz?" [932]

Bu kelimenin türevlerinin her biri de şu ayetlerde birer defa geçmektedir:

Allah'a ve Resulüne inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla Al­lah yolunda savaşırsınız (tücâhidûne)." [933]"Kim (nefsiyle) savaşırsa o, ancak kendi faydası için savaş­maktadır (yücâhidû)." [934]"Allah yolunda cihad edenler (yücâhidûne), hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar." [935]"Kâfirlere boyun eğme ve bununla (bu Kur'an'la) onlara karşı büyük cihad (câhidhüm) et.'' [936]"Sadakalar hususunda gönülden veren mü'minleri çekiştiren ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlarla (cühdehüm) alay edenler yok mu, Allah onları maskaraya çevirmiştir." [937]"... Size Allah'tan, Rasulünden ve O'nun yolunda cihad etmek­ten (cihâdi) daha sevgili ise o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin." [938]"O'na yaraşır şekilde cihad edin (cihâdihi)." [939]

"İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mallarıyle canlarıyla Allah yolunda cihad edenler (el-mücahidûne) bir olmaz." [940]

Bu şekilde zikredilen müslimin kelimesinin sayısıyla cihad kelimesinin sayısı birbirine eşittir.[941]

 

Din ve Mesâcid

 

Din ıstılahı ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de 92 defa tekrar­lanmıştır. Şöyle ki; ed-din lafzı şu ayette olduğu gibi 62 Yerde zikredilmiştir:

"Allah katında din, (ed-din) İslâm'dır." [942]

Diniküm lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 11 yerde gelmiştir:

"De ki: 'Ey kitab ehli, dininizde (diniküm) haksız yere aşırılığa dalmayın'" [943]Dİnehüm lafzı şu ayet-i kerimede olduğu gibi 10 yerde tek­rarlanmıştır:

"Ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini (dinehüm) kendi­lerine sağlamlaştıracaktır." [944]

Dinen lafzı şu ayette olduğu gibi 4 yerde kullanılmıştır:

"Kim İslam'dan başka bir din (dinen) ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecektir." [945]

Dinihi lafzı Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gi­bi 2 yerde geçmektedir:

"Sizden kim dininden (dinihi) döner ve kâfir olarak ölürse, İş­te onların bütün yaptıkları dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır" [946]

Dinî lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde tekrar­lanmıştır:

"De ki: 'Ben dinimi (dinî) yalnız Allah'a halis kılarak O'na kul­luk ediyorum." [947]

Dîn lafzı şu ayette bir defa gelmiştir:

"Sizin dininiz size, benim dinim (dîn) banadır." [948]

Aynı sayıda, yani 92 kere de mesâcid (mescidler) ıstılahı ve türevleri tekrarlanmıştır. Şöyle ki; el-meseid lafzı şu ayette oldu­ğu gibi 20 yerde zikredilmiştir:

"Nereden (yola) çıkarsan yüzünü Mescidi (el-mescid) Haram'a doğru çevir." [949]

Sücceden lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 11 yerde zik­redilmiştir:

"Onlar ki, gecelerini Rabb'lerine secde ederek (sücceden), ayakta durarak geçirirler." [950]

es-sâcidin lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 11 yerde geçmiştirtır:

"Sen Rabb'ini hamd ile teşbih et ve secde edenlerden (es-sâcidin) ol." [951]

Üscüdû lafzı ise şu ayette olduğu gibi 9 yerde tekrarlanmışdır:

"Haydi Allah'a secde edin (üscüdû) ve (O'na) kulluk edin." [952]

Secedû lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 6 yerde geçmek­tedir:

"(Namazda olanlar), secdeye (secedû) vardıklarında arkanı­za geçsinler." [953]

el-mesâcid lafzı ise Allah tebarek ve tealanın şu sözünde ol­duğu gibi 6 yerde zikredilmiştir:

"Mescidler (el-mesâcid) Allah'a mahsustur. Allah ile beraber bir başkasına dua etmeyin." [954]

Yescüdûne lafzt da şu ayette olduğu gibi 4 yerde tekrarlan­mıştır:

"Gece saatlerinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanan (yescüdûne) bir topluluk da vardır." [955]

es-sücüd lafzı ise şu ayette olduğu gibi 4 yerde geçmektedir:

"Gecenin bir kısmında ve secdelerin (es-sücûd) arkasında O'nu teşbih et."

Yescüdü lafzı Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"Göklerde ve yerde bulunan gerek canlılardan, gerek melek­lerden hepsi Allah'a secde ederler (yescüdü)."[956]

Secede lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Meleklerin hepsi topluca secde ettiler (secede)." [957]

Ayrıca escüdü lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Yalnız İblis etmedi: 'Ben, çamur olarak yarattığın kimseye sec­de (escüdü) eder miyim?' dedi." [958]

Tescüde lafzı ise Allah tebarek ve tealanın şu sözünde oldu­ğu gibi 2 yerde geçmiştir:

"(Allah) buyurdu: 'Sana emrettiğim zaman seni secde (tescüde) etmekten alıkoyan nedir?’ " [959]

Ayrıca üscüd lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredilmiş­tir:

"Hayır, ona boyun eğme; (Allah'a) secde et (üscüd) ve yak­laş." [960]

es-sücû[961] lafzı da Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gi­bi 2 yerde geçmektedir:

"Bana hiçbir şeyi ortak koşma ve tavaf edenler, ayakta du­ranlar, rükû' ve secde edenler (es-sücüd) için evimi temizle." [962]

Ayrıca meselden lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 defa zikredilmiştir:

"Onların işine gaalip gelenler; 'Mutlaka onların üstüne bir mescid (meselden) yapacağız,' dediler." [963]

Şu ayetlerde de birer defa kullanılmıştır:

"Ne güneşe, ne de aya secde (tescüdû) etmeyin." [964]"... 'Rahman nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz (nescüdü) hiç' derler." [965]

"Necm (bitkiler, yıldızlar) ve ağaçlar (Allah'a) secde (yescüdâni) etmektedirler." [966]"Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran ve gizlediklerini ve açığa vuruklarını bilen Allah'a secde (yescüdû) etmeleri ge­rekmez miydi?" [967]

"Ey Meryem, Rabb'ine divan dur, secde et ve (O'nun huzu­runda) eğilenlerle (escudî) beraber ol." [968]"Yoksa o, gece saatlerinde secde (sâciden) ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabb'inin rahmetini uman gibi midir?" [969]"Rükû' eden, secde eden (es-sâcidûne), iyiliği emredip kö­tülükten meneden ve Allah'ın sınırlarını koruyan insanlardır."[970]

 

Tilâvet ve Sâlihât

 

Tilavet (okumak, izlemek) ıstılahı Kur'an’ı Kerim'de bütün türevleriyle 62 defa tekrarlanmıştır. Şöyle ki, tütlâ lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 16 yerde gelmiştir:

"Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğu (tütlâ) zaman ağlaya­rak secdeye kapanırlar." [971]

Yetlû lafzı şu ayette olduğu gibi 7 yerde tekrarlanmıştır:

"Allah tarafından (gönderilmiş) tertemiz sahifeler okuyan (yetlû) bir elçidir." [972]

Yütlâ lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 7 yerde zikre­dilmiştir:

"Sizin evlerinizde okunan (yütlâ) Allah ayetlerini ve hikmeti ha­tırlayın." [973]

Ütlu lafzı da Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 6 yerde gelmiştir:

 “(Ey Muhammed), sen bundan önce bir Kitab okumuyordun (ütlu), elinde de onu yazmıyorsun..!' [974]

Yettûne lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 5 yerde geç­mektedir:

"Kendi aranızdan, Rabb'inizin ayetlerini size okuyan (yetlûne) ve sizi bu gününüzle karşılaşacağınız hakkında uyaran elçiler gel­medi mi?" [975]

Netlûhâ lafzı Allah-u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Bunları sana gerçek olarak oku­yoruz (netlûhâ)" [976]

Etlû lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Ve (bana) Kur'an okumam (etlû) (emredildi). İmdi kim yola gelirse kendi yararına yola gelmiş olur ve kim saparsa, de ki: 'Ben ancak uyarıcılardanım'." [977]

Tilavet'in aşağıdaki türevlerinden her biri de şu ayeti keri­melerde birer defa zikredilmiştir:

"De ki: 'Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım (metelev-tühü) ve onu size hiç bildirmezdi’." [978]

"Siz Kitabı okuduğunuz (tetlûne) halde, insanlara İyiliği em­redip kendinizi unutuyor musunuz?" [979]

"İnanan bir kavim için Musa ile Firavn'ın haberinden bir par­çayı, doğru olarak sana okuyacağız (tetlû)." [980]"İşte bu sana okduğumuz (netlûhü) ayetlerden ve hikmetli zi­kirlerdendir." [981]"Kendilerine verdiğimiz Kitabı okuyanlar (yetlûnehû) var ya." [982]"Hiç böyleleri, şu kimse gibi olur mu ki o, Rabb'inden bir de­lil üzerinde bulunmaktadır, ayrıca Allah'tan, bir şahit onu takib ediyor (yetlûhû)." [983]"De ki: 'Doğru iseniz, Tevrat'ı getirip okuyun (fetlûhâ)'." [984]

"Kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğu (tüliyet) zaman iman­larını artırır." [985]"Zikir okuyanlara (et-tâliyât)."[986]"O'nu hakkıyla okuyanlar (tilavetini)." [987]

Bütün bu sayıların toplamı kadar yani 62 defa da es-sâlihât lafzı Kur'an’ı Kerim'de zikredilmiştir. Bir ayetle misallendirelim:

"Baki kalacak olan güzel işler (es-sâlihat) ise Rabb'inin katın­da sevapça da daha hayırlıdır, umutça da daha hayırlıdır."[988]

 

Salât, Necat, Melaike ve Kur'an

 

es-salât (namaz dua) lafzı Kur'an’ı Kerim'de 67 yerde geç­mektedir, şu ayette olduğu gibi:

"Rabb'im, beni ve hürriyetimden bir kısmını namazı kılan (es salât) yap." [989]

Namazın eda edildiği yer olan musellâ lafzı ise şu ayette bir defa geçmiştir;

"Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri (musellâ) edi­nin." [990]

Böylelikle salât ve musellâ kelimeleri Kur'an’ı Kerim'de top­lam olarak 68 defa tekrarlanmışlardır. 68 defa da necat (kurtu­luş) kelimesi zikredilmiştir. Mesela necceynâhu şeklinde şu ayet­te olduğu gibi 8 defa tekrarlanmıştır:

"Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık (necceynâhu)." [991]

Enceynâhu lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 6 yerde kullanılmıştır:

"O'nu ve O'nunla beraber olanları, bizden bir rahmetle kur­tardık (enceynâhu)." [992]

Necceynâ lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 5 yerde gel­miştir:

"İnananları ve (Allah'ın azabından) korunmakta olanları kur­tardık (necceynâ)." [993]

Neccînî lafzı şu ayette olduğu gibi 5 yerde zikredilmiştir:

"Rabb'im beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar (neccini)." [994]

Enceynâ lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yer­de geçmektedir:

"İnananları ve (günahlardan) korunanları kurtardık (enceynâ)." [995]

Enceynâküm lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde tek­rarlanmıştır:

"Hatırlayın o zamanı ki biz sizi Fir'avn ailesinden kurtarmıştık (enceynâküm)." [996]

Neccânâ lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredilmiştir:

" 'Bizi  o  zalim   kavimden   kurtaran   (neccânâ)   Allah'a hamdolsun' de." [997]

Neccahüm lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde tek­rarlanmıştır:

"Fakat (Allah) onları salimen karaya çıkarınca (neccahüm) he­men (O'na) ortak koşarlar." [998]

Necceynâhüm lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gi­bi 2 yerde gelmiştir:

"Onları katı bir azabdan kurtardık (necceynâhüm)." [999]

Nüneccî lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Sonunda elçilerimizi ve inananları kurtarırız (nüneccî)." [1000]

Yüneccîküm lafzı da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde zikredilmiştir:

"De ki: 'Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarıyor (yü­neccîküm)." [1001]

Ayrıca neciyyen[1002] lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Ondan ümidlerini kesince, fısıldayarak (neciyyen) tenhaya çe­kildiler." [1003]

Şu türevlerden her biri de birer defa geçmektedir:

Neca[1004], Necevte[1005], Neccaküm[1006], Fenecceynâke[1007], Necceynâküm[1008], Necceynâhüma[1009], nünecciyke[1010], lenünnecciyennehu[1011], yünecci[1012], neccinâ[1013], fenücciye[1014], encânâ[1015], encâküm[1016], feencâhü[1017], encâhüm[1018], enceytenâ[1019], fe-enceynâhüm[1020], tünciküm[1021], nünci[1022], nünciye[1023], yüncîhi[1024], nâcin[1025], en-nicâti[1026], müneccûke[1027], le-müneccûhüm[1028].

Ayrıca melâike (melekler) kelimesi şu ayette olduğu gibi Kur'an’ı Kerim'de 68 yerde geçmiştir:

"Zekeriyya, mabedde durmuş namaz kılarken melekler (melâike) ona seslendiler." [1029]

Bu sayı kadar da Kur'an kelimesi zikredilmiştir. Şöyle ki, eI Kur'an lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 58 yerde geçmiş­tir:

"Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin, sadece tehdidim­den korkanlara Kur'an'la (el-Kur'an) öğüt ver."[1030]

Kur'anen lafzı ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 10 defa tekrarlanmıştır:

"Biz onu Arabça bir Kur'an (Kur'anen) olarak İndirdik ki anlayasınız." [1031]

Böylece salât, necat, melâike ve Kur'an kelimeleri birbirle­rine eşit sayıda tekrarlanmışlardır.[1032]

 

Zekat ve Bereket

 

Zekat (ıstılahı) şu ayette olduğu gibi Kur'an’ı Kerim'de 32 defa tekrarlanmıştır:

"Namazı kılın, zekatı (ez-zekat) verin, Peygambere itaat edin ki rahmete erdirilesiniz." [1033]

Aynı sayıda yani 32 defa da berekât (ıstılahı) (Kur'an’ı Ke­rim'de) bülün ıstılahlarıyla tekrarlanmıştır. Mesela tebareke laf­zı şu ayeti kerimede olduğu gibi 9 yerde gelmiştir:

"Büyüklük ve ikram sahibi Rabb'inin adı ne yücedir (tebare­ke):' [1034]

Bâreknâ lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 6 yer­de zikredilmiştir:

"Onu ve Lut'u kurtarıp, alemlere bereketli (bâreknâ) kıldığı­mız bir yere getirdik." [1035]

Mübarek lafzı şu ayette olduğu gibi 4 yerde geçmektedir:

"Bu (Kur'an) da ona indirdiğimiz çok faydalı (mübarek) bir öğüttür." [1036]

Mübareken lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde tekrarlanmıştır:

"Ve de ki: 'Rabb'im beni mübarek (mübareken) bir inişle in­dir’." [1037]

Ayrıca mübareketin lafzı da Allah tebarek ve tealanın şu sö­zünde olduğu gibi 4 yerde zikredilmiştir:

"Biz onu mübarek (mübareketin) bir gecede indirdik." [1038]

Berekâtin lafzı da şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmiştir:

"Bizden esenlik ve bereketlerle (berekâtin) in." [1039]

Aynı kelimenin değişik şekilleri de şu ayetlerde birer defa geçmektedir:

"Onda bereketler (bâreke) yarattı ve onda arayıp soranlar için gıdalarını tam dört günde takdir etti." [1040]"Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübarek (bûreke) kılındı" [1041]"Allah'ın rahmeti ve bereketleri (berekâtühü) sizin üzerinizde ey ev halkı." [1042]

Böylece zikredilen zekât kelimesinin sayısı ile berekât keli­mesi ve türevlerinin toplamı birbirine eşinir. Halbuki zekat ıstı­lahı için zakatihim, ve zekevât gibi türevler gelmemiştir"[1043].

 

Oruç, Sabır, Dereceler ve Şefkat

 

Savm (oruç) kelimesi ve türevlerinden Kur'an’ı Kerim'de 14 defa bahsedilmiştir. Şöyle ki; es-sıyam lafzı şu ayette olduğu gi­bi 8 yerde zikredilmiştir:

"Oruç (es siyam) gecesi, kadınlarınıza yaklaşmak, sîze helal kılındı." [1044]

Bu kelimenin türevleri her biri de birer defa geçmiştir:

" 'Ben Rahman için (susma) oruc(u) (savmen) adadım, bu­gün hiçbir insanla konuşmayacağım' de."[1045]"İçinizden iki âdil kişinin karar vereceği, Kabe'ye varacak bir kurban, yahut yoksullara yedirme şeklinde keffaret, ya da buna denk oruçtur (sıyamen).’’ [1046]

"Bilirseniz oruç tutmanız (tesûmû), sizin için daha hayırlıdır." [1047]"Kim ay'ı görürse oruç tutsun (fel-yesumhü)."[1048]"Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler (es-sâimine)." [1049]

"Oruç tutan kadınlar (es-sâimât), ırzlarını koruyan erkekler ve koruyan kadınlar." [1050]

Bu kadar da sabır kelimesi tekrarlanmıştır, es-sabr şekliyle, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 5 yerde gelmiştir:

"Sabırla (es-sabr), namazla yardım dileyin." [1051]

Sabren lafzı ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 8 yerde kullanılmıştır:

"Rabbimiz üzerimize sabır (sabren) dök, ayaklarımızı sağlam tut." [1052]

Ayrıca derecât (dereceler) kelimesi de aynı sayıda, 14 defa tekrarlanmıştır; şu ayette olduğu gibi:

"Kim de O'na iyi işler yapmış bir mü'min olarak gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler (ed derecât) vardır."[1053]

Eğer savm kelimesinin türevlerini hesaba katmazsak ve yal­nızca savmı sayacak olursak 10 defa zikredildiğini görürüz. Şöy­le ki, 8 defa es-sıyam şeklinde, 1 defa savmen ve yine bir defa da sıyamen şeklinde gelmiştir. Bu kadar, yani 10 defa da şefkat ıstılahı bütün türevleriyle birlikte zikredilmiştir. Mesela, müşfi-kûne lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 5 yerde kullanılmıştır:

"Rabb'lerinin azabından korkarlar (müşfikûne)." [1054]

Müşfikin lafzı Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

" 'daha önce biz, ailemiz içinde (iken sonumuzdan) korkar­dık (müşfikîn).' dediler." [1055]

Şu iki ayette de birer defa geçmektedir:

"Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermenizden korktunuz mu? (e-eşfektüm)..," [1056]"Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklen­mekten kaçındılar, ondan korktular (eşfekne)." [1057]

Böylece savm, şefkat ve türevleri kadar tekrarlanmış oldu. Buna bağlı olarak savm bütün türevleriyle sayılırsa sabır ve derecât ile eşittir, şefkat ile ise türevleri sayılmadığı zaman eşit­tir.[1058]

 

Akıl ve Nur

 

Akılın bütün türevleri Kur'an’ı Kerim'de 49 defa tekrarlan­mıştır. Şöyle ki te'kılûn lafzı şu ayette olduğu gibi 24 defa zikre­dilmiştir:

"Belki aklınızı kullanırsınız (te'kılûn) diye size ayetleri açıkla­dık." [1059]

Ye'kılûn lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 22 yerde gel­miştir:

"Şüphesiz bunda aklını kullanan ye'kılûn bir toplum için işa­ret vardır." [1060]

Bu ıstılahın türevlerinin her biri de şu ayetlerde birer defa geçmektedir:

"Oysa bunlardan bir grup vardır ki, Allah'ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten (akalûhu) sonra, bile bile onu değişti­rirlerdi." [1061]"Ve dediler ki: 'Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık (na'kılu), şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık'." [1062]"Biz bu misalleri insanlara anlatıyoruz ama onları, bilenlerden başkası düşünüp anlamaz (ye'kıluhâ)."[1063]

Nur (ıstılahının) bütün türevleri de 49 defa tekrarlanmıştır. Mesela en-nûr lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 24 yerde gel­miştir:

"Gerçekten size Allah'tan bir nur (en-nûr) ve açık bir kitab gel­di." [1064]

Nûren lafzı şu ayette olduğu gibi 9 yerde geçmektedir:

"O'nun Resulüne inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur (nûren) yaratsın ve sizi ba­ğışlasın." [1065]

Nûrihî lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 defa zikredilmiştir:

"Allah, dilediği kimseyi nuruna (nûrihi) iletir." [1066]

Nûrihim lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde kul­lanılmıştır:

"(Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz, Allah onların (gözle­rinin) nurlarını (nûrihim) giderdi." [1067]

Ayrıca münir lafzı şu ayette olduğu gibi 4 yerde geçmekte­dir:.

"İnsanlardan kimi bilmeden, ne bir yol göstereni, ne de ay­dınlatıcı (münir) bir kitab'ı olmadan, Allah hakkında tartışır.”[1068]

Müniren lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gel­miştir:

"Ve izniyle, Allah'a davetçi ve aydınlatıcı (müniren) bir lamba olarak." [1069]

Şu iki ayette de birer defa geçmektedir:

"Bize bakın da sizin nurunuzdan (nûriküm) alalım." [1070]"Derler ki: 'Rabbimiz, nurumuzu (nûrenâ) tamamla, bizi ba­ğışla'." [1071]

Böylece zikredilen akıl ıstılahı ve türevleriyle nar ıstılahı ve türevleri birbirine eşittir.[1072]

 

Lisan ve Öğüt

 

Lisan kelimesi Kur'an’ı Kerim'de 25 defa tekrarlanmıştır. Mesela, lisan lafzı şu ayette olduğu gibi 7 yerde gelmiştir:

"Bu ise apaçık' Arapça bir dildir (lisan).’’ [1073]

el-sinetihim lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 6 defa zikredilmiştir:

"Onlar kalblerinde olmayan şeyi dilleriyle (ef-sinetihim) söyle­yecekler." [1074]

Lisânen lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde geçmek­tedir:

"Biz ona vermedik mi: İki göz, bir dil (lisânen), iki dudak?" [1075]

Lisâneke lafzı şu ayette olduğu gibi 3 yerde tekrarlanmıştır:

"Onu tekrarlamak için dilini (lisâneke) depretme." [1076]

Ayrıca el-sinetiküm lafzı Allah’u tealanın şu sözünde oldu­ğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"O'nun ayetlerinden biri de göklerin ve yerin yaratılması, dil­lerinizin (el-sinetiküm) ve renklerinizin değişik olmasıdır." [1077]

Lisânı lafzı ise şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Dilimin (lisânı) düğümü çöz." [1078]

el-sinetin lafzı da şu ayette bir defa gelmiştir:

"Korku gidince mala düşkünlük göstererek sizi sivri dillerle (el-sinetin) incitirler." [1079]

Lisan kelimesi ve türevlerinin tekrarı kadar yani 25 defa da mev'ize (öğüt) kelimesi ve türevleri geçmektedir. Şöyle ki, mev'i-zatün lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 9 defa zikre­dilmiştir:

"Bu (Kur'an) insanlara bir açıklama, (Allah'tan) korkanlara yol gösterme ve öğüttür (mev'izatün)." [1080]

Ye'izüküm lafzı şu ayette olduğu gibi 4 yerde tekrarlanmıştır:

"Allah size öğüt (ye'izüküm) veriyor ki eğer inananlar iseniz: böyle bir şeye bir daha asla dönmeyesiniz."[1081]  Yûazu lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde geç­mektedir:

"İşte Allah'a ve son güne inanan kimseye öğütlenen (yuazu) budur." [1082]

Söz konusu kelime değişik şekillerde birer defa da şu ayet­lerde geçmektedir:

"Sana cahillerden olmamanı öğütlerim (eizüke)."[1083] "De ki: 'Size bir tek öğüt (eizüküm) vereyim: Allah için ikişer ikişer ve teker teker kalkar, durursunuz, sonra düşünürsünüz...' " [1084]

"Allah'ın helak edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azabedeceği bir kavme artık ne diye öğüt (teizûne) veriyorsunuz?" [1085]

"Lokman, oğluna öğüt (yeizuhu) vererek demişti ki: 'Yavrum, Allah'a ortak koşma, çünkü ortak koşmak, büyük bir zulümdür'." [1086]

"Onlara aldırma, onlara Öğüt (vaizhüm) ver." [1087]"Dik kafalılık, şirretlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt (feizûhünne) verin." [1088]"Kadınlarına zihar edip sonra söylediklerinden dönenler karılarıyla temas etmekten önce bir köleyi hürriyete kavuştursunlar. Size öğütlenen (tûazûne) budur," [1089]"Ama kendilerine öğütleneni (yûazûne) yapsalardı, elbette ken­dileri için daha iyi ve daha sağlam olurdu." [1090]

2 defa da şu ayette geçmektedir:

"Dediler ki: 'öğüt versen (eveazte) de, öğüt verenlerden olmasan (el-vaizin) da bizce birdir’." [1091]

Kur'an’ı Kerim'de eşit sayıda zikredilen lisan ve mev'ize (öğüt) kelimeleri hiçbir ayette belki de hiçbir surede bir arada gel­memektedir.[1092]

 

Selam ve Tayyibat

 

Selam kelimesi Kur'an’ı Kerim'de bütün müştak (türev) larıyla 50 defa tekrarlanmıştır, es-selâm olarak, şu ayette geçtiği gibi 33 yerde zikredilmiştir.

"Onunla Allah, rızasının peşinde gidenleri esenlik (es-selâm) yollarına iletiyor." [1093]

Selamen lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 9 yerde geçmiştir:

"Biz de: 'Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik (selamen) ol.' de­dik." [1094]

es-seleme lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde tek­rarlanmıştır:

"Eğer onlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde (es-seleme) yaşamak istemezler, ellerini çekmezlerse onları yakalayın ve nerede bulursanız öldürün." [1095]

es-selmi lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Eğer onlar barışa (es-selmi) yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a dayan, çünkü O, işitendir, bilendir." [1096]

Şu ayetlerin her birinde de birer defa gelmiştir:

"Ey inananlar, hepiniz birlikte İslam'a (es-silmi) (veya barışa) girin." [1097]

"Allah bir temsil getirdi: Birbiriyle çekişen birçok ortakların sahib olduğu bir adam ile yalnız bir kişiye bağlı olan (seleme) bir adam. Şimdi bu ikisinin durumu bir olur mu? [1098]

Bu sayıda, yani 50 defa da türevleriyle birlikte tayyibat (te­miz, güzel, iyi) kelimesi zikredilmiştir. Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 20 yerde et-tayyibat lafzı geçmektedir:

"Bugün size iyi ve temiz (et-tayyibat) şeyler helal kılındı." [1099]

Tayyibeten lafzı şu ayette olduğu gibi 9 yerde tekrarlanmıştir:

"Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından kutlu, güzel (tayyi­beten) bir yaşama dileği olarak kendinize selam verin." [1100]

et-tayyibü lafzı ise şu ayette olduğu gibi 7 yerde zikredilmiştir:

"Güzel (et-tayyibü) olan memleketin bitkisi, Rabb'inin izniyle çıkar." [1101]

Tayyiben lafzı Allah'ın şu kelamında olduğu gibi 6 yerde kul­lanılmıştır:

"Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz (tayyiben) ola­rak yeyin." [1102]

Tayyibîne lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde tekrarlanmış­tır:

"Melekler, iyi (tayyibîne) insanlar olarak canlarını aldığı kim­selere de: 'Selam size, yaptıklarınıza karşılık cennete girin' derler." [1103]

Diğer şekilleriyle de her biri şu ayetlerde birer defa geçmek­tedir:

"Size helal olan (tâbe) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın." [1104]

" 'Selam size, (ne) hoşsunuz (tibtüm), ebedi kalmak üzere bu­raya girin' derler." [1105]"Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlar­sa (tıbne), onu da afiyetle yeyin." [1106]"Onlar ki inandılar ve iyi (tûbâ) işler yaptılar; mutluluk onların, güzel gelecek onlarındır." [1107]"İyi erkekler (tayyibûne) de iyi kadınlara.” [1108]"Dünya hayatında bütün güzel (tayyibâtiküm) şeylerinizi zayi ettiniz, bunlarla sefa sürdünüz, tükettiniz."[1109]

 

Harp ve Esirler

 

Harp (savaş) kelimesi türevleriyle birlikte Kur'an’ı Kerim'de 6 defa zikredilmiştir, el-harb şeklinde şu ayette oldu­ğu gibi 4 yerde tekrarlanmıştır:

"Ne zaman savaş (el-harb) için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür." [1110]

Harebe lafzı da şu ayette bir defa geçmiştir:

"Zarar vermek, (hakkı) tanımamak ve müminlerin arasını aç­mak ve önceden Allah ve Resulüyle savaşmış (harabe) olanı göz etmek için bir mescid yapanlar da var." [1111]

Yuhâribûne lafzı ise Allah’u tealanın şu sözünde bir defa zikredilmiştir:

"Allah ve elçisiyle savaşanların (yuhâribûne) ve yeryüzünde bozgunculuk yapmağa çatışanların cezası: ya öldürülmeleri..." [1112]

İlginçtir ki; harb (savaş)'ten bahsedildiği kadar üserâ (esir­ler) den bahsedilmiştir. Ne var ki bu iki kelime bir ayette, üstelik bir surede bir arada gelmemiştir...

esrâ lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Yeryüzünde ağır basıncaya kadar hiçbir peygambere esir­ler (esrâ) sahibi olmak yakışmaz.'' [1113]

Kelime diğer kullanış biçimleriyle birer defa olarak ayetler­de şöyle zikredilmiştir:

"(Onlardan) bir kısmını öldürüyordunuz, bir kısmını da esir (tesirûne) alıyordunuz." [1114]"Onları biz yarattık ve mafsallarını biz bağladık, (esrehüm).” [1115]"Yoksula, yetime ve esire (esirâ) O'nun sevgisi için yemek yedirirler."[1116]"Onları çıkarmak size yasaklanmış iken esir olarak (usârâ) gel­diklerinde fidyelerini veriyorsunuz.''[1117]

 

Kısaca...

 

Bu kısım, çalışmamızın ilk bölümü için tamamlayıcı bir ni­telik taşımaktadır. Belirttiğimiz gibi, sayı eşitliklerinin belirli ko­nularla sınırlı olmadığını, üstelik bu hususların Kur'an ayetle­rinde ifade edildiği gibi birer misal vasfında olduğunu gördük.

Bu konuda araştırmaların sürdürülmesi daha pek çok hususu da açığa kavuşturacaktır. Kur'an kelimeleri ve kavramları arasında­ki sayısal eşitlik, denge ve uyum, Kur'an'ın bu veçhesinin müsbel ve gözlemlenebilir olduğunu isbat etmektedir. Öyle ki, ko­numuz hiçbir itiraza yer bırakmayacak kadar açıktır. Çünkü, sa­yıların dili açık ve kesindir.

Gözlemimize dahil olan konulardaki sayı eşitliği yalnızca bir örnek, şahit ve işaret olarak geçmektedir. Kur'an’ı Kerîm'deki birbirine benzer, birbiriyle bağlantılı veya zıt konular daima sa­yısal benzerlik, eşitlik ve uyum içindedir. Bütün bunları sırala­mak gücümüzü aşmaktadır. Bu sayıların gerçekliği üzerinde ya­pılacak her araştırma insanı bu mucizenin başka boyutlarına çek­mektedir. Görülecektir ki, bu kelime ve kavramlardaki eşitliğe delalet eden sayılar birbirinden farklıdır da, mesela; birinci bö­lümdeki sayıları sıralayalım:

4,5,7,10,27,31,45,50,70,88,115,148,180,368 ve 811.

Birbirinden farklı bu sayılar görüldüğü gibi 4'den başlayıp 81l'de bitmekte ve on yedi konuyu kapsamaktadır, ikinci bölümde geçen sayılar ise şunlardır:

6,11,12,14,16,17,23,25,27,32,37,41,49,50,60,62,68,73,75,92 ve 154.

Bunlar da birbiriyle ilişkisiz sayılardır. Hiç şüphesiz bu sayılardan her biri Özel deliller ve önemli sırlar taşımaktadır.

"Allah (O) dur ki, hak olarak Kitab'ı ve (hukuk ve adalet için) ölçüyü indirdi." [1118]

Bu kesin ve mükemmel hükme dikkat edersek, uyum ve den­genin sürekli Kur'an'ın bütününü kapsadığını müşahede ederiz. Dolayısıyla bu kelime ve kavramların mutlaka birbirleriyle uyum içinde ve birbirine eşit olması gerekmektedir. Ancak, bu kelime ve kavramlar hangileridir? Bunları benzerleriyle veya zıddıyla bir araya getirmek nasıl mümkündür? Muhakkak ki, bunun için Al­lah tebarek ve teala'nın yardımına muhtacız. Bu mucizenin geri kalan kısımları ve diğer hususiyetleri, O'nun hükmünce, karar­laştırdığı zamanlarda açığa çıkacaktır.[1119]

 

Dediler" ve "De!”

 

Kur'an'da meleklerin, insanların ve cinlerin söylediklerini kapsamına alan kâlû (dediler) sözü 332 defa geçmektedir.

Birer örnek verelim:

"(Melekler): 'Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek bi­risini mi yaratacaksın?' dediler." [1120]"Rabb'in Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetleri­ni almış ve onları kendilerine şâhit tutarak: 'Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?' demişti. 'Evet, (buna) şahidiz' dediler." [1121]"Rabb'imiz! Üzerimize sabır dök, ayaklarımızı sağlam tut' de­diler." [1122]

"Göğüslerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışızdır. Alt­larından ırmaklar akmaktadır. 'Lütfedip bizi buraya getiren Allah'a hamdolsun, Allah bizi getirmeseydi, biz bunu bulamazdık' dedi­ler." [1123]

"... 'Bana vahyolundu ki, cinlerden bir topluluk Kur'an dinle­diler de 'Biz harikulade güzel bir Kur'an dinledik' dediler.'." [1124]

  Allah tebarek ve teala'nın bütün insanlara kul (de!) emri de dediler sözü kadar tekrarlanmıştır. Bir Örnek:

"De ki: 'Bütün iş, Allah'a aittir.' "[1125].Evet, budur Ölçülü ve ahenkli oluş.. Budur, hikmet ve bur­han. Ve bu Kur'an'dır.[1126]

 

Diğer misaller...

 

Nübüvvet (peygamberlik) kelimesiyle Kur'an'da 80 yerde kar­şılaşmaktayız.

43 yerde en-nebi olarak geçer:

"Peygamber (en-nebi), mü'minlere canlarından ileridir." [1127]

en-nebiyyîn şeklinde 13 yerde kullanılmıştır:

"Kitab (ortaya) kondu, peygamberler (en-nebiyyîn) ve şahidler getirildi." [1128]

Nebiyyen şeklinde 9 yerde gelmiştir:

"Çünkü o sözünde duran, (tarafımızdan) gönderilmiş bir pey­gamberdi (Nebiyyen)." [1129]

el-enbiya ve en-nübüvvet şekillerinde 5'er defa geçmektedir:

"De ki: 'Gerçekten inanıyor idiyseniz neden daha önce pey­gamberleri (el-enbiya) öldürüyordunuz?'" [1130]"Peygamberliği (en-nübüvvet) ve Kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk." [1131]

en-nebiyyûn sözü 3 yerde zikredilmiştir:

"Ve" (diğer) peygamberlere (en-nebiyyûn) Rabb'leri tarafından verilene inanırız." [1132]

Nebiyyühüm olarak ise 2 yerde gelmiştir:

"Peygamberleri (nebiyyühüm) onlara dedi ki: Allah Tâlût'u size hükümdar gönderdi." [1133]

Bu arada sünnet kelimesi de 16 defa tekrarlanmıştır. Kulla­nış şekillerine birer örnek verelim:

"Allah'ın öteden beri süregelen kanunudur (sünnete) bu." [1134]' 'Allah size (helal ve haram olanı) açıklamak ve sizi, sizden ön­cekilerin yollarına (sünen) iletmek ve sizin günahlarınızı bağışla­mak istiyor." [1135]"Bizim kanunumuzda(sünnetinâ) bir değişiklik bulamazsın." [1136]

Cehr (aşikâr) kelimesi 16, sır (gizli) kelimesi ise bunun iki katı, yani 32 defa zikredilmiştir.

16 defa geçen sünnet kelimesinin beş katı olarak nübüvvet (peygamberlik)in geçtiğini de az önce görmüştük.

Salât kelimesi tek başına 67, zekat kelimesi de 32 defa tek­rarlanmıştır. Bu ikisinin toplamı Allah'ın isimleri kadardır. Yi­ne salât (namaz, dua) kelimesi bütün türevleriyle birlikte sayıl­dığında 99 defa zikredildiği görülecektir.

Yalnız başına salat kelimesinin musalla (namaz kılınan yer) ile birlikte sayımları 68'i vermektedir. 32 defa zikredilen zekat ve 14 defa tekrarlanan sevm (oruç)'ın toplamı 114 olmaktadır ki, bu da Kur'an surelerinin sayısına eşittir.

Kur'an'ın her söz ve kelimesinde mevcut olan sözkonusu hayretengiz eşitlik ve zikri geçen ilginç uyumlar; şüphesiz ki bu Kitab'ın Allah tebarek ve teala'nın vahyi olduğunu, hiçbir öğrenim görmemiş Rasul Muhammed 'ın veya dönemi bilginlerinin sözü olmadığını, bütün insanlık biraraya gelmiş olsa bile buna güçleri yetmeyeceğini, değil böyle bir Kitab'ı meydana getirmek, bir Suresini bile ortaya koyamayacaklarını isbat etmektedir.

Bu mucizeyi hesap makinalarına ve elektronik beyinlere dahi verdiğinizde alacağınız cevap şu olacaktır:

Lâ ilahe illallah Muhammed'ür Rasulullah...

"Elif, lâm, râ.(Bu), bir Kitâb'dır ki, hikmet sahibi, herşeyden haberi olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da güzelce açıklanmıştır." [1137]

Aziz ve Yüce Allah ne doğru söylemiş![1138]

 

3-HÜDA VE RAHMET

 

Rahmet ve hüdâ kelimeleri 13 ayette birlikte gelmişlerdir;

"Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, herşeyi açık­lamak ve yola iletici (hüdâ) ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitab'ı verdik ki Rabbleri huzuruna varacaklarına inansınlar." [1139]"İşte size de Rabb'inizden açık delil, hidayet (hüdâ) ve rah­met geldi." [1140]"Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir top­lum İçin yol gösterici (hüdâ) ve rahmet olan bir Kitâb getirdik.'' [1141]"Öfkesi dinince Mûsâ, levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rab’lerinden korkanlar için yol gösterme (hüdâ) ve rahmet vardı." [1142]"Bu (Kur'an), Rabb'inizden gelen basiretlerdir ve inanan bir toplum için. yol gösterici (hüdâ) ve rahmettir." [1143]"Ey İnsanlar, size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerde olan (sı­kıntılara bir şifa ve inananlara bir yol gösterici (hüdâ) ve rahmet gelmiştir" [1144]

"(Bu Kur'an), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki (ilâhi kitab)ların doğrulanması, her şeyin açıklanması ve ina­nanlar için bir kılavuz (hüdâ) ve rahmettir." [1145]

"Biz sana Kitab'ı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir kavim için, (o Kitab) yol gösterici (hüdâ) ve rahmet olsun." [1146]

"Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan ve müslümanlara yol gös­terici (hüdâ), rahmet ve müjde olarak indirdik."[1147]"Ve elbette o, müminlere bir yol gösterici (hüdâ) ve rahmet­tir." [1148]"Musa'ya Tevrat'ı verdik ki, insanların kalbleri için aydınlıklar­la bir hidayet (hüdâ) ve bir rahmet olsun." [1149]"Güzel davrananlara yol gösterici (hüda) ve rahmet olarak (in­dirilmiştir.)" [1150]"Bu (Kur’an), insanlara delillerdir; kesin olarak inananlara kı­lavuz (hüdâ) ve rahmettir." [1151]

Rahmet ve hüdâ kelimeleri bu ayetlerin dışında ve birbirle­rinden ayrı olarak da zikredilmişlerdir. Yine her ikisinin tekrar sayısı 79'dur.[1152]

 

Muhabbet ve İtaat

 

Muhabbet kelimesi türevleriyle birlikte Kur'an’ı Kerim'de 83 defa tekrarlanmıştır. Yuhibbu şeklinde şu ayette olduğu gibi 41 yerde gelmiştir:

"Fakat haksız yere saldırmayın, çünkü Allah haksız yere sal­dıranları sevmez (yühibbu)." [1153]

Tuhibbûne 7 yerde zikredilmiştir:

"Sevdiğiniz (tühibbûne) şeylerden (Allah için) harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz." [1154]

Yuhibbûne Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 5 yerde geçmiştir:

"Bunlar, şu çabuk (geçen dünyay)ı seviyorlar (yühibbüne) da önlerindeki ağır bir günü bırakıyorlar." [1155]

Hubb şekliyle şu ayette olduğu gibi 4 yerde tekrarlanmıştır:

"Doğrusu o, malı çok sever (hubb)." [1156]

İstehebbu, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde zikredil­miştir:

"Bu, onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden (istehebbu) ve Allah'ın da inkâr eden kavmi doğru yola iletmeyece­ğinden ötürü böyledir." [1157]

Hubben sözü Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde gelmiştir:

"Malı da pek çok seviyorsunuz (hubben)." [1158]

Ayrıca ehebbe şeklinde şu ayette olduğu gibi 3 yerde tekrar­lanmıştır:

" 'Rabbim', dedi 'bana göre zindan, bunların beni davet etti­ği şeyden daha iyidir (ehebbe)'." [1159]

Ehbebte, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Sen, sevdiğini (ehbebte) doğru yola iletemezsin, fakat Allah, dilediğini doğru yola iletir." [1160]

Hubbih sözü ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde geçmiştir:

"Yahut mala olan sevgisine (hubbih) rağmen, malı (fakir) ak­rabaya, yetimlere, yoksullara... harcayanın hayrıdır." [1161]

Şu kullanış biçimlerinden her biri de şu ayetlerde birer defa kullanılmıştır:

"Fakat Allah size imanı sevdirdi (habbebe)'' [1162]"Üzerine gece basınca (İbrahim) bir yıldız gördü; 'budur Rabbim' dedi. Yıldız batınca: 'Batanları sevmem (uhibbu)' dedi." [1163]"Hoşunuza giden (tuhibbû) bir şey de hakkınızda kötü olabi­lir" [1164]"Seveceğiniz (tuhibbûnehâ) bir şey daha var: Allah'tan yar­dım ve yakın bir fetih."[1165]"İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz (tuhibbûnehüm)" [1166]

"Bana uyun ki Allah da sizi sevsin (yuhbibküm)." [1167]"Allah, yakında öyle bir toplum getirecek ki (O) onları sever (yuhibbüküm)." [1168]"Halbuki onlar sizi sevmezler (tâ yuhibbûneküm). Kitabın hep­sine inanırsınız." [1169]"Onlar da Allah'ı severler (yuhibbûnehu)." [1170]"Onlar ki, dünya hayatını ahirete tercih ederler (yestehıbbü-ne)."[1171]"Yahudiler ve hıristiyanlar: 'Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileri­yiz (ehibbâuhu)' dediler.'' [1172]"(Ey Musa), gözümün önünde büyüyesin diye senin üzerine benden bir sevgi (mehebbeten) koydum" [1173]"İnsanlardan kimi, Allah'tan başka eşler tutar, Allah'ı sever gibi onları severler (yuhibbûnehüm)." [1174]

83 defa da tâat (itaat) kelimesi ve türevleri tekrarlanmıştır. Meselâ etîu şeklinde şu ayet’i kerimede olduğu gibi 19 defa zik­redilmiştir:

"De ki: 'Allah'a ve peygambere itaat (etîu) edin." [1175]

Etîûni, şu ayette olduğu gibi 11 yerde gelmiştir:

"Size Rabb'inizden bir mucize getirdim, Allah'tan korkun, bana itaat (etîûni) edin." [1176]

Ete'na lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 8 yer­de geçmiştir:

"Ve dediler ki: 'İşittik, itaat ettik (ete'na), Rabb'imiz (bizi) ba­ğışlamanı dileriz." [1177]

Ayrıca tuti' şeklinde şu ayette olduğu gibi 8 yerde zikredil­miştir:

"Şunların hiçbirine itaat etme (tuti')." [1178]

Yuti' şu ayet’i kerimede olduğu gibi 6 yerde kullanılmıştır:

"Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse (yuti'), büyük bir başa­rıya ermiş olur." [1179]

Tütîû sözü Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 5 yerde gelmiştir:

"Eğer itaat ederseniz (tutîû), Allah size güzel bir mükâfat ve­rir." [1180]

Tav'en lafzı şu ayette olduğu gibi 4 yerde zikredilmiştir:

"De ki: 'İster gönüllü (tav'en), ister gönülsüz sadaka verin; siz­den kabul edilmeyecektir!" [1181]

Tâetün 3 yerde gelmiştir:

"İtaat (tâetün) ve güzel söz söylemektir." [1182]

Tuti'hüma şeklinde şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde tekrarlanmıştır:

"Eğer onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi ba­na ortak koşman için zorlarlarsa onlara itaat (tuti'hüma) etme." [1183]

2 defa da yütâu şeklinde geçmiştir; Allah’u tealanın şu sö­zünde olduğu gibi:

"Zalimlerin ne bir dostu, ne de sözü tutulur (yütâu) bir aracı­ları yoktur." [1184]

Diğer kullanış şekilleri de şu ayet’i kerimelerde birer defa geçmektedir:

"Kim resul'e itaat ederse Allah'a itaat (etâe) etmiş olur." [1185]"Oturarak, kardeşleri için 'Bizim sözümüzü tutsalardı (etâûnâ), öldürülmezlerdi' diyenlere söyle." [1186]"Kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler (tâûhu)." [1187]

"Eğer sizin gibi bir insana itaat (ete'tüm) ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlarsınız demektir."[1188]"Eğer onlara (şeytanlara) uyarsanız (ete'tümûhüm) şüphesiz siz de ortak koşanlar olursunuz." [1189]

"Eğer size itaat (ete'neküm) ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın." [1190]"Hayır, ona boyun eğme (tüti'hü)" [1191]"Eğer ona itaal (tutîhû) ederseniz, doğru yolu bulursunuz." ' [1192]"Eğer siz çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıka­rız, sizin aleyhinize hiç kimseye itaat (nutîu) etmeyiz." [1193]"Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah'ın indirdiğinden hoşlanma­yanlara: 'Bazı hususlarda size itaat (senutîüküm) edeceğiz' dedi­ler." [1194]"Şayet o, birçok işlerde size uysaydı (yutîukum), sıkıntıya dü­şerdiniz." [1195]"Allah'a ve Resulüne itaat ederler (yütîûne). İşte onlara Allah rahmet edecektir." [1196]"Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat (eti.'ne) edin" [1197]"İsteyerek (tâiîne) geldik dediler." [1198]"(O elçi), güçlüdür, Arş Sahibinin yanında değerlidir. Orada (meleklerce kendisine) itaat (mutâin) edilir, üstelik güvenilir." [1199]

Böylece, kullanış şekillerine birer örnek verdiğimiz muhab­bet ve itaat kelimelerinin tüm Kur'an'da 83'er defa tekrarlandı­ğını görmüş olduk.[1200]

 

İyilik ve Sevap

 

Birr (iyilik, güzellik, hayır) kelimesi ve bütün türevleri Kur'an’ı KerinVde 20 yerde zikredilmiştir. 8 yerde geçen el-birri şekline bir örnek:

"İyilik (el-birri) ve takva üzerine yardımlasın." [1201]

el-ebrar, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 6 yerde tekrarlan­mıştır:

"İyiler (el-ebrar) de karışımı kâfur olan bir kadehten içerler." [1202]

Berren 2 yerde geçmiştir:

"Ana babasına iyilik (berren) ediciydi, baş kaldıran bir zorba değildi." [1203]

Şu türevlerinden her biri de şu ayetlerde birer defa kullanıl­mıştır:

"Allah(ın adın)ı, yemin (ettiğiniz işlerinize (yani) iyilik (teberru) etmenize, (kötülüklerden) korunmanıza ve insanların arasını düzelt­menize engel yapmayın." [1204]"Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtları­nızdan çıkarmayan kimselere iyilik (teberrûhüm) etmekten menetmez." [1205]"Biz, bundan önce O'na yalvarırdık. Çünkü iyilik (el-berru) eden, esirgeyen O'dur O." [1206]"(Allah'a göre) değerli, çok iyi (bereretin) (elçilerin elinde)." [1207]

Sevab kelimesi ve bütün türevleri de aynı sayıda tekrarlan­mıştır. Mesela, es-sevab şeklinde şu ayet’i kerimede olduğu gibi 9 yerde gelmiştir:

"Karşılıkların (es-sevab) en güzeli Allah katındadır." [1208]

Sevaben şu ayette olduğu gibi 4 yerde kullanılmıştır:

"Baki kalacak olan güzel işler ise Rabb'inin katında sevapça (sevaben) da daha hayırlıdır, umutça da daha hayırlıdır." [1209]

Esâbehüm lafzı Allah’u tealamn şu sözünde olduğu gibi 2 yerde tekrarlanmıştır:

"Bu sözlerinden dolayı Allah onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler verdi (esâbehüm). " [1210]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde de (mesûbetün) şeklinde gelmiştir:

"Eğer onlar inanıp (Allah'ın azabından) korunmuş olsalardı, elbette Allah katından (verilecek) sevap (mesûbetün) daha hayırlı olurdu" [1211]

Sözkonusu kelimenin türevleri şu ayet’i kerimelerde de bi­rer defa zikredilmiştir.

"Biz Beyt'i (Kabe'yi) insanlara toplantı (mesâbeten) ve güven yeri yaptık." [1212]"Bundan dolayı Allah, size gam üstüne gam verdi (esabeküm) ki, ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesıniz." [1213]"Kâfirler, yaptıklarıyla cezalandılar mı (suvvibe)? diye." [1214]

Böylece Kur'an'da zikredilen bin kavramı ve türevleriyle sevâb ve türevleri birbirine eşittir. Çünkü bunların her ikisi de Kur'an’ı Kerim'de 20'şer defa tekrarlanmıştır.[1215]

 

Kunut ve Rüku’

 

Allah tebarek ve tealanın emriyle kunut ve rüku' kelimeleri şu ayette birlikte geçmiştir;

"Ey Meryem! Rabb'ine divan dur (eknutî), secde et ve (O: nun huzurunda) eğilenlerle (râkiin) beraber eğil (erkeî)." [1216]

Bu iki kelimenin her biri daha sonra Kur'an’ı Kerim'in çeşitli surelerinde dağınık bir şekilde gelmişler, 2 defa Bakara su­resi ve 2 defa da Al-i İmran suresinin dışında hiçbir yerde birarada zikredilmemişlerdir. Buna rağmen sayısal olarak eşit bir şe­kilde tekrarlanmışlardır.

Kunut ve bütün türevleri Kur'an’ı Kerim'de 13 yerde geçmiş­tir: Kânitîne şekliyle şu ayette olduğu gibi 4 yerde kullanılmıştır:

"Gönülden bağlılık ve saygı (kânitîne) ile Allah'ın huzurunda durun." [1217]

Kâinat, Allah tebarek ve tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde gelmiştir:

"Onun için iyi kadınlar itaatkâr (kânitât) olup, Allah'ın, kendi­lerini korumasına karşılık kendileri de gizliyi koruyanlardır." [1218]

Kânitûne, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde kullanıl­mıştır:

"Göklerde ve yerde bulunan kimseler hep O'nundur, hepsi O'na itaat (kânitûne) etmektedirler." [1219]

Bu kelimenin diğer türevleri de şu ayetlerde birer defa geç­mektedir:

"Fakat sizden kim Allah'a ve Resulüne itaate (yeknut) devam eder ve yararlı iş yaparsa ona da mükafatını iki kez verir." [1220]"Ey Meryem! Rabb'ine divan dur (eknutî), secde et ve eği­lenlerle beraber eğil." [1221]"Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak iba­det eden (kânitün), ahiretten korkan ve Rabb'inin rahmetini uman gibi midir?" [1222]"İbrahim Allah'a itaat eden (kâniten), O'nu birleyen bir üm­met idi, ortak koşanlardan değildi."[1223]

Aynı sayıda da rüku' kelimesi ve bütün türevleri zikredil­miştir. Şöyle ki, irkeû şekliyle şu ayette olduğu gibi 3 yerde gel­miştir:

"Ey inananlar, rükû edin (irkeû), secde edin, Rabbinize iba­det edin." [1224]

er-rükkei, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde tekrarlanmıştır:

"Bana hiçbir Şeyi ortak koşma, ve tavaf edenler, ayakta du­ranlar, rükû' (errükkei) ve secde edenler için evimi temizle." [1225]

Râkiûne, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde geçmiştir:

"Sizin dostunuz, ancak Allah, O'nun Elçisi ve namazlarını kı­lan, zekatlarını veren, rükûa varan (kâkıûne) mü'minlerdir." [1226]

Ayrıca er-raküne şeklinde şu ayette olduğu gibi 2 yerde zik­redilmiştir:

"Namazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle (errâkiîne) bera­ber eğilin." [1227]

Şu ayetle bir defa ycıkcûnc şeklinde gelmiştir:

"Onlara 'rüku' edin' dendiği zaman rükû' etmezler (yerkeûne)." [1228]

İrkeî bir defa kullanılmıştır:

"Ey Meryem, Rabb'ine divan dur, secde et ve eğilenlerle be­raber eğil (irkeî)." [1229]

Râkien ise şu ayet’i kerimede bir defa gelmiştir:   

"Davud, kendisini denediğimizi sandı da Rabb'inden mağfi­ret diledi, eğilerek (râkien) secdeye kapandı ve tevbe edip dön­dü." [1230]

Bir defa da rükkeen lafzı şu ayette kullanılmıştır:

"Onların, rüku (rükkeen) ve secde ederek Allah'ın lütuf ve rı­zasını aradıklarını görürsün."[1231]

 

Ümid ve Korku

 

Rağbet ve rehbet (ümid ve korku) kelimeleri Kur'an’ı Ke-rim’de yalnız bir ayette bir arada gelmiştir:

"Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak (rağben) ve kor­karak (reheben) bize dua ederlerdi." [1232]

Daha sonra bu kelimenin her biri çeşitli ayetlerde dağınık olarak, ancak birbirlerine eşit olarak gelmişlerdir. Meselâ râğîbûn lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Umulur kî (râğibûn) Rabbimiz, bize, onun yerine daha ha­yırlısını verir. Muhakkak buz, Rabbimizden hayır isteyenleriz." [1233]

Kelimenin diğer kullanılış şekilleri de ayetlerde şöyle geçmek­tedir:

"Kendilerine farz kılınan mirası vermediğiniz ve nikahlamala­rını da beğenip (terğabûne) istemediğiniz yetim kızlar hakkında yüzünûze karşı okunan kitabta ayetter var" [1234]"Kendini bitmeyenden başka, kim İbrahim'in dininden yüz çe­virir? (yerğebu)." [1235]"Rasulullah'ın emrine aykırı hareket etmek uygun olmadığı gibi, kendisinin bizzat katlandığı zahmetlere onların da katlanma­ya rağbet (yerğabû) etmemeleri yaraşmaz." [1236]"O halde (işlerinden) boşaldığın zaman uğraş, yorul, ve Rabbine rağbet et (erğeb)." [1237]".... Ey İbrahim, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun (erâğibun)?'." [1238]

Rehbet'ten türeyen ferhebûn kelimesi şu ayeti kerimede ol­duğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Allah '(ki tanrı tutmayın. O, ancak tek Tanrı'dır. Yalnız benden korkun (ferhebûn).' dedi." [1239]

Birer defa da şu ayetlerde geçmektedir:

"Onlardaki yazıda, Rab'lerinden korkanlar (yerhebun) için yol gösterme ve rahmet vardır." [1240]"Bununla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri kor­kutursunuz (turhibûne)." [1241]"Onları ürküttüler (isterhebûhüm) ve büyük bir büyü getirdiler.” [1242]"Ve kanadını korkudan (errehbi) kendine çek." [1243]

"Onların kalblerinde sizin korkunuz (rehbeten) Allah’ınkinden fazladır" [1244]

Sözkonusu kelimelerin lügat anlamları ise şöyledir: Rağbet: İstekle karşılama, istek, arzu. Rehbet: Korku, çekingenlik, yıl­gınlık.

Rağbet ve rehbet kelimelerinin yalnızca bir ayette birlikte zik­redilmelerine rağmen toplam 8'er defa tekrarlanmaları ayrı ayrı surelerde olmuştur.[1245]

 

Aşikar ve Belirgin

 

Cehr (aşikâr) ve alâniye (belirgin) kelimeleri Kur'an’ı Kerim­de iki ayette ardarda gelmiştir:

"Sonra ben onları açıkça(ciharen) davet ettim", "Sonra onla­ra açıktan (alentü) söyledim, gizli gizli söyledim."[1246]

Cehr, alen(alâniye) ile anlamdaştır ve Kur'an'ın çeşitli sure­lerinde zikredilen cehr ve alen kelimeleri türevleriyle birbirine eşit­tir.

el-cehr lafzı şu ayette olduğu gibi 5 yerde kullanılmıştır:

"Allah, Kötü sözün açıkça (el-cehr) söylenmesini sevmez. An­cak zulmedilen hariç." [1247]

Cehreten, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde zikredil­miştir:

"Bir zaman da: 'Ey Musa, biz Allah'ı açıkça (cehreten) gör­medikçe sana inanmayız,' demiştiniz de derhal sizi yıldırım çarp­mıştı." [1248]

Techer, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde gel­miştir:

"Sözü açık (techer) söylesen de muhakkak O, gizliyi de on­dan daha gizlisini de bilir." [1249]

Bu kelimeler şu ayetlerde de birer defa kullanılmıştır:

"Aranızdan, sözü gizleyen de, onu açık (cehere) söyleyen de; geceleyin gizlenen de, gündüzün görünen de (O'nca) birdir." [1250]"Birbirinizle yüksek sesle (techerû) konuştuğunuz gibi onun la da öyle yüksek sesle konuşmayın." [1251]

"Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa (icherû) vurun çünkü O göğüslerin özünü bilir." [1252]"Kendisine güzel rızık verdiğimiz, o rızıktan gizli ve açık (ceh­ren) harcayan kimseyi misal olarak anlattı." [1253]"Sizin gizlinizi, açığınızı (cehreküm) ve ne kazandığınızı bilir." [1254]

"Sonra ben onları açıkça (ciharen) davet ettim." [1255]

cehr kelimesi bütün türevleriyle Kur'an’ı Kerim'de 16 defa tekrarlanmıştır. Alen ve türevlerine gelince... yu'linûne şeklinde şu ayet’i kerimede olduğu gibi 6 yerde kullanılmıştır:

"Ve Rabbin elbette onların göğüslerinin gizlediğini de, açığa (yu'linûn) vurduklarını da bilir." [1256]

Alâniyete Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde geçmektedir:

"İnanan kullarıma söyle: Namazı kılsınlar, ne alışverişin, ne de dostluğun olmadığı bir gün gelmeden önce, kendilerine verdi­ğimiz rızıktan (Allah yolunda) gizli ve açık (alâniyete) sarf etsinler." [1257]

Tu'linûn, şu ayette olduğu gibi 3 yerde kullanılmıştır:

"Allah, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz (tu'linûn) her şeyi bi­lir." [1258]

Şu ayetlerde de birer defa zikredilmiştir:

"Sonra onlara açıktan (alentü) söyledim, gizli söyledim." [1259]"Oysa ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz (e'lentüm) her şeyi bilirim." [1260]

"Rabb'imiz, sen bizim gizlediğimizi ve açığa vurduğumuzu (nu'linu) hep bilirsin." [1261]

Bütün bunların toplamı da 16'dır. Yani, anlamdaş iki keli­me sayısal olarak da birbirine eşit zikredilmiştir.[1262]

 

Azgınlık ve Hatâ

 

Ğavâye kelimesi Kur'an’ı Kerim'de 22 defa tekrarlanmıştır. Şöyle ki; el-ğâvin şeklinde şu ayette olduğu gibi 4 yerde kullanıl­mıştır:

"Benim kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin sen) (el-ğâvin)." [1263]

el-ğayyi, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"Ama azgınlık (el-ğayyi) yolunu görseler, onu yol edinirler."[1264]

Ğava, şu ayette olduğu gibi 2 yerde tekrarlanmıştır:

"Adem, Rabb'ine karşı geldi de (yolunu) şaşırdı (ğava)." [1265]

Ayrıca eğveytenî şeklinde şu ayette olduğu gibi 2 yerde kul­lanılmıştır:

"Rabb'im dedi, beni azdırdığın (eğveyteni) için andolsun ki, (ben de) yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim." [1266]

Le-uğviyennehüm lafzi ise Allah’u tealanın şu sözünde ol­duğu gibi 2 yerde tekrarlanmıştır:

"(İblis) dedi: 'Senin izzet ve şerefine and olsun ki, onların tü­münü azdıracağım (le-uğviyennehûm)'." [1267]

el-ğâvun da şu ayette olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Onlar ve azgınlar (el-ğâvûn), tepe taklak ortaya atıldılar." [1268]

Eğveyna, eğveynahüm veğaveyna şeklinde şu ayeti kerime­de birarada geçmiştir:

"Rabb'imiz, azdırdıklarımız (eğveyna) şunlar. Kendimiz azdı­ğımız (eğveynahüm) gibi onları da azdırdık (ğaveyna)." [1269]

Eğveynâküm şu ayette bir defa kullanılmıştır:

"Sizi azdırdık (eğveynâkûm), çünkü kendimiz azmıştık." [1270]

Şu ayet’i kerimede bir defa da yuğviyeküm şeklinde gelmiştir:

"Eğer Allah, sizi azdırmak (yuğviyeküm) dilemişse, ben size nasihat da etmek istemem, nasihatim size fayda vermez." [1271]

Ğayyen de şu ayette bir defa zikredilmiştir:

"Bunlar da azgınlıklarının (ğayyen) cezasına uğrayacaklardır." [1272]

Allah’u tealanın şu sözünde de bir defa ğaviyyün lafzı geç­mektedir:

"Musa, ona: 'Belli ki sen bir azgınsın (ğaviyyün).' dedi." [1273]

Aynı sayıda yani 22 defa da hata ve hatiyye (yanlışlık) keli­meleri tekrarlanmıştır. Şöyle ki, hâtiîn lafzı şu ayetin benzeri 4 yerde tekrarlanmıştır:

"Gerçekten Fir'avn, Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı (hâtiîn)." [1274]

Hatâen şeklinde şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde kul­lanılmıştır:

"Bir mü'min, bir mü'mini öldürmez, ancak yanlışlıkla (hatâen) olursa başka." [1275]

Hatîeti de şu ayette olduğu gibi 2 yerde geçmektedir:

"Fir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler (halkı) de günah işlediler (hatîeti)." [1276]

Sözkonusu ıstılahın türevleri şu ayet’i kerimelerde de birer defa geçmektedir:                                      

"Yanılarak (ehte'tüm) yaptığınızda size bir günah yok." [1277]"Rabb'imiz, unutur ya da yanılırsak (ehta'na) bizi sorumlu tut­ma." [1278]"Onları öldürmek, büyük günahtır (hıtâen)." [1279]"Onu, hatâ (el-hâtiûn) işleyenlerden başkası yemez." [1280]

Hatâyâküm şeklinde şu ayette olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Secde ederek kapıdan girin ve hatta deyin ki, biz de sizin ha­talarınızı (hatâyâküm) bağışlayalım." [1281]

Ayrıca hatâyânâ olarak Allah’u tealanın şu sözünde oldu­ğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Biz Rabb'imize inandık ki bizim günahlarımızı (hatâyânâ) ve senin bizi zorlayıp yaptırdığın büyüyü bağışlasın."[1282]

Sözkonusu kelimenin diğer şekilleri de şu ayet’i kerimeler­de birer defa zikredilmiştir:

"Kim bir hatâ (hatîeten), ya da günah işler de sonra onu bir suçsuz üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve açık bir gü­nah yüklenmiş olur." [1283]"Evet kim bir günah kazanır da suçu (hatîetühü) kendisini ku­şatmış olursa işle onlar ateş halkıdır." [1284]"Ceza günü, hatamı (hatîetî) bağışlayacağını umduğum da Odur." [1285]"Secde ederek kapıdan girin ki hatalarınızı (hatîâtiküm) ba­ğışlayalım." [1286]

"Hatalarından (hatîâtihim) dolayı boğuldular, ateşe sokuldu­lar." [1287]İnkâr edenler, inananlara: 'Siz bizim yolumuza uyun, sizin ha­talarınızı (hatâyâküm) biz taşırız' dediler." [1288]

Böylece zikredilen ğavaye kelimesiyle hata ve hatiye kelime­leri Kur'an’ı Kerim'de birbirine eşit olarak, yani 22'şer defa tek­rarlanmıştır:[1289]

 

Çirkin İş, Kötülük ve Günah

 

Fahşa (çirkin iş) kelimesi ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de 24 defa tekrarlanmıştın Meselâ fahişe olarak şu ayetteki gibi 13 yerde kullanılmıştır:

"Çünkü bu fuhuştur (fahişe), (Allah'ın) hışmıdır ve iğrenç bir yoldur." [1290]

el-fahşâ' şekliyle şu ayet’i kerimede olduğu gibi 7 yerde zik­redilmiştir;

"Fahşa(edepsizlik)den (el-fahşâ'), münker(fenalık)dan, ve bağy(azgınlık)dan, meneder." [1291]

el-fevâhiş lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde gelmiştir:

"Kötülüklerin (el-fevâhiş) açığına da, kapalısına da yaklaşma­yın." [1292]

Zulüm, haset, azgınlık ve serkeşlik gibi anlamları olan bağy kelimesi de türevleriyle birlikte 24 defa tekrarlanmıştır.

Mesela bagyen olarak şu ayette olduğu gibi 6 yerde zikredil­miştir:

"Fir'avn ve askerleri de zulmetmek (bağyen) ve saldırmak için onların arkalarına düştü." [1293]

Bâğin şekliyle şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde gel­miştir:

"Ama kim mecbur kalırsa, (başkasına) saldırmadan (bâğin) ve sınırı aşmadan (bunlardan) yemesinde bir günah yoktur." [1294]

el-bağy ise şu ayette olduğu gibi 3 yerde tekrarlanmıştır:

"Bir zulüm (el-bağy) ve saldırıya uğradıkları zaman kendi­lerini savunurlar." [1295]

Ebteğî lâfzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Ama bunun ötesine gitmek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır (ebteğî)." [1296]

Yebğûne de şu iki ayette istenilen manada zikredilmiştir:

"Ama (Allah) onları kurtarınca hemen yeryüzünde haksız ye­re taşkınlık yaparlar (yebğûne)." [1297]"Ancak şunlar aleyhine yol vardır ki; İnsanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere saldırırlar (yebğûne)." [1298]

Sözkonusu kelimenin türevleri şu ayet’i kerimelerde de bi­rer defa geçmiştir:

"Allah kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde azarlardı (le-beğev)." [1299]

"Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın (tebğû)." [1300]

"Zaten karıştıran (ortak)ların çoğu birbirine zulmederler (le-yebğî)." [1301]"Bu böyledir. Kim kendisine yapılan cezanın dengiyle ceza verir de sonra kendisine tekrar saldırılırsa (buğiye) elbette Allah ona yardım eder."[1302]"Ey insanlar, taşkınlığınız (bağyüküm) kendi aleyhinizedir." [1303]"Saldırganlıkları (bibağyihim) yüzünden onları böyle cezalan­dırdık." [1304]

Şu ayet’i kerimede de 2 defa kullanılmıştır:

"Şayet biri ötekine saldırırsa (beğet) Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran (tebğî) tarafta vuruşun." [1305]

24'er defa zikredilen fahşâ ve bağy kelimelerinin toplamı ka­dar da yani 48 defa ism (kötülük, günah) kelimesi geçmektedir.

el-ism haliyle şu ayette olduğu gibi 21 yerde zikredilmiştir:

"Günahın (el-ism) açığını da, gizlisini de bırakın." [1306]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 10 yerde de ismen şeklinde gelmiştir:

"Allah'a ortak koşan da gerçekten büyük bir günah (ismen) işlemiştir." [1307]

Esim lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 6 yerde kullanıl­mıştır:

"Allah, hiçbir günahkar (esim) kâfiri sevmez." [1308]

Şu ayette de iki defa gelmiştir:

"Ben isterim ki sen, benim günahımı (ismî) da, senin günahını (ismike) da yüklenip ateş halkından olasın."[1309]

Kelimenin diğer türevleri de şu ayetlerde birer defa geçmektedir:

"Kim işittikten sonra onu (vasiyeti) değiştirirse, günahı (ismuhu), onu değiştirenin boynunadır." [1310]"O ikisinde büyük günah (ismühümâ) vardır." [1311]"Şahitliği gizlemeyin, onu gizleyenin kalbi günahkârdır (âsimun)" [1312]"O halde Rabb'inin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir gü­nahkâra (âsimen) yahut nanköre itaat etme." [1313]" 'Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz, yoksa biz, elbette günah­kârlardan (âsîmin) oluruz' diye Allah'a yemin ederler." [1314]"Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina et­mezler. Kim bunları yaparsa günahı (esâmen) bulur." [1315]"Zira Allah, daima hainlik yapıp günah (esîmen) işleyen insa­nı sevmez." [1316]"Orada bir kadeh kapışırlar ki içinde ne saçma söz söylete­cek şey, ne de günaha (te'sim) sokacak bir şey bulunur'' [1317]"Orada ne boş bir söz ve ne de günaha (te'simen) sokan bir laf işitmezler."[1318]

 

Az ve Şükür

 

Allah tebarek ve teala buyuruyor ki:

"Kullarımdan şükreden azdır." [1319]

Kıllet (azlık) kelimesinin türevleriyle şükür kelimesinin tü­revleri Kur'an’ı Kerim'in muhtelif ayetlerinde dağınık olarak gel­melerine rağmen toplamaları birbirine eşittir. Kıllet kelimesinin türevleri Kur'an'da 75 defa tekrarlanmıştır. Şöyle ki, kaliten şek­liyle şu ayet’i kerimede olduğu gibi 56 yerde zikredilmiştir:

"İçlerinden pek azı (kalilen) hariç, hepsi ondan içtiler." [1320]

Katil lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 13 yerde geçmiştir:

"(Şu dünyada) birazcık (katil) geçinme(nin ardından), onlara acı bir azab gelecektir." [1321]

Ekallü, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde gel­miştir:

"Kendilerine va'dedılen şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az (ekallü) olduğunu bile­cekler" [1322]

Değişik şekilleriyle şu ayetlerde de birer defa geçmektedir:

"Ana babanın ve akrabanın bıraktıklarından kadınlara da pay vardır. Gerek azından (kalle) gerek çoğundan bir hisse ayrılmış­tır" [1323]"Sizi de onların gözlerinde azaltıyordu (yükallilüküm) ki yapıl­mış bir işi yerine getirsin."[1324]

"Şunlar, az (kalilûne) bir topluluktur." [1325]"Nice az (kaliletin) bir topluluk var ki, Allah'ın izniyle çok top­luluğa galip gelmiştir." [1326]

Aynı sayıda yani 75 defa da şükür kelimesi ve türevleri geç­mektedir. Mesela teşkürüne olarak şu ayetteki gibi 19 yerde kul­lanılmıştır:

"O halde Allah'tan korkun ki, şükredesiniz (teşkürüne)." [1327]

Yeşkürûne lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 9 yerde gel­miştir:

"Şüphesiz Rabb'in, insanlara karşı lütuf sahibidir, fakat insan­ların çoğu şükretmezler (yeşkürûne)." [1328]

eş-şakirin, şu ayette olduğu gibi 9 yerde zikredilmiştir:

"Ve çoklarını şükredenlerden (eş-şakirin) bulmayacaksın." [1329]

Şekûr ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 9 yerde kullanıl­mıştır:

"Şüphesiz bunda sabreden, şükreden (şekûr) herkes için ayet­ler vardır" [1330]

Üşkürû da şu ayette olduğu gibi 5 yerde tekrarlanmıştır:

"Rabb'inizin nimetinden yeyin de O'na şükredin (üşkürû)." [1331]

Eşküre lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yer­de gelmiştir:

"Ya Rabbi. dedi, beni, bana ve anama babama verdiğin ni­mete şükretmeğe (eşküre), razı olacağın yararlı işler yapmağa sevk eyle!" [1332]

Ayrıca yeşkürü lafzı şu ayette olduğu gibi 3 yerde gelmiştir:

"Şükreden, kendisi için şükretmiş (yeşkürü) olur.” [1333]

Şâkiren ise şu ayette olduğu gibi 3 yerde kullanılmıştır:

"Biz ona yolu gösterdik, (o) ya şükredici (şâkiren) veya nanmkör olur" [1334]

Şekere olarak Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yer­de gelmiştir:

"Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni (şekere) böyle mü­kafatlandırırız." [1335]

Ayrıca şekertüm lafzı şu ayette olduğu gibi 2 yerde zikredil­miştir:

"Ve Rabb'iniz size şöyle bildirmişti: 'Andolsun şükrederseniz (şekertüm) size (nimetimi) artırırım." [1336]

Eşkür, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde tekrarlanmış­tır:

"Andolsun biz Lokman'a hikmet verdik; 'Allah'a şükret (eşkür)' (dedik)." [1337]

Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde deşükûren geçmektedir:

"Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür (şükûren) beklemiyoruz." [1338]

Ayrıca meşkûren şekliyle şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Kim de ahireti ister ve inanarak ona yaraşır biçimde çalışır­sa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir (meşkûren)." [1339]

Birer defa olarak:

"Ve eğer şükrederseniz (teşkürû) sizin için ondan razı olur." [1340]"Ey Davud ailesi şükredin (şûkren)." [1341]"Kim kendiliğinden bir iyilik yaparsa bilsin ki, Allah şükrün kar­şılığını verir (şâkirun), (yaptığını) bilir." [1342]"Ama siz şükrediyor musunuz (şakirûn)?" [1343]"Ey Nûh ile beraber taşıdıklarımızın çocukları, doğrusu o çok şükreden (şekûren) bir kuldu" [1344]

Böylece Kur'an’ı Kerim'de zikredilen kıllet kelimesi ve tü­revlerinin tekrar sayısı şükür kelimesi ve türevlerinin toplamına eşittir. Zira, her biri Kur'an'da 75'er defa gelmiştir.[1345]

 

Ekmek, Ziraat, Meyve ve İhsan

 

Allah tebarek ve teala buyuruyor ki:

"Ektiğinizi (tebrüsûn) gördünüz mü? Siz mi onu bitiriyorsunuz, (tezraûnehu) yoksa bitiren biz miyiz? (zariûn)"[1346]

Böylece heraset (ekmek) ve ziraat (bitirmek) kelimeleri bu ayette ardarda gelmişlerdir. Heraset, ziraatten önce zikredilmiş­tir. Kur’an’ı Kerim'de zikredilen heraset ve türevlerini incelediği­mizde, el hers lafzının şu ayette olduğu gibi 10 yerde geldiğini görürüz:

"Dedi:'O şöyle diyor: O, henüz boyunduruk altına alınma­mış bir inektir. Yeri sürmez (el-hers), ekin sulamaz."[1347]

Harsiküm de şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde geçmiştir:

"Haydi, devşirecekseniz erkenden çıkın ekininize (harsiküm) gidin, diye." [1348]

Birer defa da şu ayet’i kerimelerde gelmiştir:

"Onun ekinini (harsihi) artırırız." [1349]"Ektiğinizi (tehrusûn) gördünüz mü?" [1350]

Görüldüğü gibi, hars kelimesi bütün türevleriyle birlikte 14 defa tekrarlanmıştır. Aynı sayıda da, ziraat türevleri zikredilmiş­tir. Şöyle ki, ez-zer'e olarak 5 yerde gelmiştir. Bir örnek verelim:

"Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvalardan bitirir (ezzer'e)" [1351]

Zer'en, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"Onların etrafını hurmalarla çevirmiş, ortalarında da ekin bi­tirmiştik (zer'en)." [1352]

Zürüin olarak Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yer­de gelmiştir:

"Onlar geride neler bırakmışlardı: Nice bahçeler, çeşmeler, ekinler (zürüin), güzel makamlar." [1353]

Şu ayette bir defa (tezreûnehu) ve bir defa da ez-zariûn sek­linde gelmiştir:

"Siz mi onu bitiriyorsunuz (tezreûnehu), yoksa bitiren (ez-zâriûn) biz miyiz?" [1354]

Tezreûne ve ez-zurâe şekillerinde de şu ayetlerde birer defa zikredilmiştir:

"Dedi ki: 'Siz adetiniz üzere yedi yıl ekersiniz (tezreûne)." [1355]"Ekincilerin (ez-zurrâe) hoşuna gider, onlara karşı kâfirleri de, öfkelendirir." [1356]

Hars ve ziraat'm yamsıra (fakihe) meyve kelimesi de tüm , Kur'an ayetlerinde 14 defa tekrarlanmıştır.

Fakihe kelimesi 11 yerde geçmektedir. Bir örnek:

"Orada sizin için çok meyva (fakihe) var. Onlardan yersiniz." [1357]

Meyve kelimesinin çoğulu olarak fevakihe geçer, o da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde kullanılmıştır:

"Onunla size, içlerinden sizin için birçok meyvalar (fevakihe) bulunan hurma ve üzüm bahçeleri yaptık." [1358]

Bütün bunları biz insanlara ihsan eden Rabb'imiz atâ' (ih­san) kelimesini de ilahî vahyinde 14 defa zikretmiştir. Mesela atâ' olarak şu ayetteki gibi 4 yerde gelmiştir:

"Rabb'inin ihsanı (atâ) kesilmiş değildir." [1359]

E'tâ da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde gelmiştir:

"Bundan dolayı kim (fakirlere) verir (etâ), (günahlardan) ko­runursa." [1360]

Şu ayetlerde de birer defa geçmektedir:

"Biz sana Kevser'i verdik (e'tayna)." [1361]"Küçülerek elleriyle cizye verecekleri (yu'tû) zamana kadar sa­vaşın."[1362]"Rabb'in sana verecek (yu'tîke) ve sen razı olacaksın." [1363]

"Eğer o sadakalardan kendilerine (bir pay) verilirse (u'tû) hoş­lanırlar." [1364]"Onlardan kendilerine pay verilmezse (yu 'tev) hemen kızar­lar." [1365]

"Bir arkadaşlarını çağırdılar, o da (bıçağı) çekerek (feteâtâ) (de­veyi) kesti ." [1366]

"Bu bizim insanımızdır (atâunâ). Artık dilediğine ver veya ver­me, hesapsızdır."[1367]

 

Ağaç ve Bitki

 

Allah tebarek ve teala buyuruyor ki:

"Tur-i Sina'dan çıkan, (meyvası) yağlı olarak biten, yiyenlerin (yağına ekmeklerini) batıracakları bir (zeytin) ağacı yetiştirdik." [1368]"Size gökten (kim) su indirdi de onunla sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz gönül açan bahçeler bitirdi?" [1369]"Ve üzerine kabak türünden bir ağaç bitirdik." [1370]

Bu ayetlerde birlikte gelen bitirmek ve ağaç veya çalı anlam­larına gelen şecer kelimeleri tüm Kur'an'da toplam olarak 26'şar defa zikredilmişlerdir. Nebat (bitmek) kelimesiyle bütün türev­lerine bir göz attığımızda enbetnâ lafzının şu ayette olduğu gibi 8 yerde tekrarlandığını görmekteyiz:

"Yere bakmadılar mı, orada her çeşitten nice güzel çiftler bi­tirmişiz (enbetnâ)." [1371]

Nebat Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde gel­miştir:

"O'dur ki, size gökten su indirdi. Onunla her çeşit bitkiyi (ne­bat) çıkardık." [1372]

Nebaten şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"Sıkışan (bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik, çıkaralım diye onunla tâne(ler), bitki(ler) (nebaten)." [1373]

Enbetet şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dane olmak üzere yedi başak veren (enbetet) bir danenin du­rumu gibidir." [1374]

Tünbitu da Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Bizim için Rabb'ine dua et de bize yerin bitirdiği (tünbitu) seb­zesinden ... çıkarsın." [1375]

Ayrıca şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde de nebatühü şeklinde kullanılmıştır:

"Güzel olan memleketin bitkisi (nebatühü) Rabb'inin izniyle çıkar." [1376]

Sözkonusu kelimenin türevleri şu ayetlerde de birer defa geç­mektedir:

"Tûr-i Sina'dan çıkan, (meyvası) yağlı olarak biten (tünbitu), yiyenlerin (yağına ekmeklerini) batıracakları bir (zeytin) ağacı ye­tiştirdik." [1377]"Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi (enbeteküm)." [1378]

"Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu, onu güzet bir bitki (enbeteha) gibi yetiştirdi." [1379]

"... Gönül açan bahçeler bilirdi(enbetnabih) .."[1380] "Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit mey valardan bitirmektedir (yünbitü)." [1381]

Şimdi şecere (ağaç) kelimesine bakalım: eş-şecere haliyle Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 18 yerde gelmiştir:

"Görmedin mi Allah naşı bir benzetme yaptı: Güzel söz, kö­kü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç (eş-şecere) gibidir." [1382]

eş-şecer, şu ayette olduğu gibi 6 yerde kullanılmıştır:

"Necm ve ağaçlar (eş-şecer) secde etmektedirler." [1383]

Bu ıstılahın türevleri şu ayetlerde de birer defa geçmektedir:

"Size gökten (kim) su indirdi de onunla sizin bir ağacını (şecereha) dahi bitiremeyeceğiniz gönül açan bahçeler bitirdi?" [1384]"Onun ağacını (şerereteha) siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?"[1385]

 

Nutfe, Balçık ve Bedbahtlık

 

Nutfe kelimesi Kur'an’ı Kerim'de 12 defa zikredilmiştir. Bir örnek:

"İnsanı nutfeden yarattı, birden, o, konuşkan bir karşı koyucu olup çıktı." [1386]

Aynı sayıda, yani 12 defa da et-tıyn (çamur, balçık) tekrar­lanmıştır. Şu ayet’i kerimede olduğu gibi 11 yerde zikredilmiştir:

"Andolsun biz insanı çamurdan (meydana gelen) bir süzme­den (tıyn) yarattık." [1387]

Tîmen lafzı şu ayette bir defa kullanılmıştır:

"... Secde ettiler, yalnız iblis etmedi: 'Ben, çamur (tînen) ola­rak yarattığın kimseye secde eder miyim?' dedi." [1388]

Bu kelimenin Kur'an'da bir başka geçiş şekli yoktur.

eş-şeka' (bedbahtlık, rezillik, alçaklık) kelimesi de Kur'an’da 12 yerde kullanılmıştır. Meselâ şakiyyen olarak şu ayetteki gi­bi 3 yerde geçmiştir:

"Umarım ki Rabb'ime yalvarmakla bahtsız (şakiyyen) olmam." [1389]

Teşkâ şekliyle Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yer­de zikredilmiştir:

"Dedik ki: 'Ey Adem! Bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra zahmet çekersin (teşkâ)" [1390]

Ayrıca eş-eşkâ olarak şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde geçmiştir:

"Ona ancak bedbaht (eş-eşkâ) kimse girer." [1391]

Diğer türevleri şu ayetlerde de birer defa geçmektedir:

"Bahtsızlar (şekû) ateştedirler. Onların orada bir soluk alıp ve­rişleri vardır ki.." [1392]"İmdi benden size bir hidayet geldiği zaman kim benim hi­dayetime uyarsa o, sapmaz ve sıkıntıya düşmez (yeşkâ)." [1393]"O gün geldiği zaman hiç kimse O'nun izni olmadan konu­şamaz. Onlardan kimi bahtsız (şakiyün), kimi mutludur." [1394]"En bahtsızları (eşkâhâ) ayaklandığı zaman." [1395]

"Rabb'imiz, dediler, bahtsızlığımız (şikvetüne) bizi yendi, Biz sapık bir topluluk olduk."[1396]

 

Akıl ve Gönül

 

Elbab (akıllar, akıllı kimseler) kelimesi Kur'an’ı Kerim'de 16 dola zikredilmişin. Misal:

"Doğrusu ancak aklıselim (el-bâb) sahiplen öğüt alır." [1397]

Bu kelimenin Kur'an’ı Kerim'de hiçbir türevi yoktur. Aynı sayıda yani 16 defa da ef'ideh (gönüller) kelimesi bütüm ıstılah yarıyla birlikte kullanılmıştır. Şöyle ki, el-ef 'ideh lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 8 yerde gelmiştir:

"Size işitme (duyusu), gözler ve gönüller (el-ef'ideh) verdi ki şükredesıniz." [1398]

el-fuâd da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde zikredil­miştir:

"Onun gördüğünü gönül (el-fuâd) yalanlamadı" [1399]

Ayrıea efidetühüm lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde gelmiştir.

"Onlara kulaklar, gözler ve gönüller (ef'idetühüm) yaratmış­tık." [1400]

Böylece zikredilen el elbâb ile el-ef'ideh kelimeleri Kıır'an’ı Kerim'de hiçbir ayette, üstelik hiçbir surede birlikle gelmedikleri halde birbirlerine eşit sayıda tekrarlanmışlardır.[1401]

 

Şiddet ve Sabır

 

Şiddet kelimesi Kur'an’ı Kerim'de bütün türevleriyle 102 defa tekrarlanmıştır. Şu ayette olduğu gibi 41 yerde kullanılmıştır:

"Ve kendisinde büyük bir kuvvet (şedîd) ve insanlara birçok faydalar bulunan demiri indirdik." [1402]

Eşeddü olarak şu ayet’i kerimede olduğu gibi 31 defa gel­miştir:

"Gerçekten gece kalk(ıp ibadet et)mek, daha oturaklı (eşed­dü) ve (geceleyin) okumak daha etkilidir."[1403]

Şediden, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 11 yerde tekrarlanmıştır:

"Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli (şediden) bekçilerle ve alev­lerle doldurulmuş bulduk." [1404]

Eşüddehu lafzı şu ayette olduğu gibi 5 yerde kullanılmıştır:

"Nihayet (insan), güçlü çağına (eşüddehu) erip kırk yaşına varınca: 'Ya Rabbi' dedi, 'beni, bana ve anama babama verdiğin nimete şükretmeğe, razı olacağın yararlı işler yapmağa sevk ey­le" [1405]

Şedednâ, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Biz onları yarattık, bağlarını sıkıca (şedednâ) bağladık." [1406]

Üşdüd, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde zikredilmiş­tir:

"Onunla arkamı kuvvetlendir (üşdüd)." [1407]

Aynca şidâd şekliyle şu ayette olduğu gibi 2 yerde tekrar­lanmıştır:

"Onun başında gaayet katı, şiddetli (şidâd), Allah'ın kendile­rine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan me­lekler vardır." [1408]

Eşüddeküm ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gel­miştir:

"Sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz, sonra gücünüze (eşüddeküm) ermeniz için (sizi büyütüyoruz)."[1409]

Ayrıca diğer türevleri de şu ayetlerde birer defa geçmektedir:

"Dedi: 'Senin pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz (seneşüd-dü)'." [1410]"Nihayet onları iyice vurup sindirince bağı sıkıca (feşüddû) bağlayın." [1411]"Rab'lerini inkâr edenlerin işleri, tıpkı fırtınalı bir günde rüz­garın şiddetle (eşteddet) savurduğu küle benzer." [1412]

"Üstünüzde yedi sağlam (şidaden) (gök) bina ettik." [1413]

"Muhammed Allah'ın elçisidir Onun yanında bulunanlar, kâ­firlere karşı şiddetli (eşiddâu), kendi aralarında merhametlidirler" [1414]"Rabb'in istedi ki onlar güçlü (eşüddehüma) çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar." [1415]

102 defa da sabır kelimesi ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de zik­redilmiştir. Şöyle ki, isbir şekliyle şu ayette olduğu gibi 19 defa gelmiştir:

"Sabret (isbir), çünkü Allah güzel davrananların ecrini zayi et­mez." [1416]

Saberû lafa Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 15 yerde kullanılmıştır:

"Onlar ki, sabrettiler (saberû) ve Rab'lerine dayanmaktadır­lar." [1417]

es-sabirîn, şu ayet’i kerimede olduğu gibi 15 yerde zikredil­miştir:

"Babacığım sana emredileni yap, inşaallah beni sabreden­lerden (essabirîn) bulacaksın!' dedi." [1418]

Sabren, şu ayette olduğu gibi 8 yerde tekrarlanmıştır:

"Rabb'imiz, üzerimize sabır (sabren) dök ve bizi müslümanlar olarak öldür." [1419]

es-sabr lafzı Allah’u tealamn şu sözünde olduğu gibi 6 yer­de gelmiştir:

"Sabırla (es-sabr), namazla yardım dileyin." [1420]

İsbirû, ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 6 yerde kullanıl­mıştır:

"Musa, kavmine; 'Allah'dan yardım isteyin, sabredin (isbirû).' dedi.’' [1421]

Tesbirü da şu ayette olduğu gibi 5 yerde tekrarlanmıştır:

"Sabretmeniz (tesbirû) ise sizin için daha iyidir." [1422]

Sabbâr lafzı Allah’u tealamn şu sözünde olduğu gibi 4 yer­de gelmiştir:

"Şüphesiz bunda sabreden (sebbâr), şükreden herkes için ayetler vardır." [1423]

İstebir lafzı ise şu ayette olduğu gibi 3 yerde zikredilmiştir:

"O'na kulluk et ve O"na kullukta sabret (istebir)." [1424]

Ayrıca es-sâbirûn lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde tekrarlanmıştır:

"Ancak sabredenlere (es-sâbirûn), mükafatlan hesapsız öde­necektir." [1425]

Sabere sözü de şu ayette olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Fakat kim sabreder (sabere), affederse, şüphesiz bu, çok önemli işlerden biridir." [1426]

Sabertüm lafzı şu ayeti kerimede olduğu gibi 2 yerde gel­miştir:

"Ama sabrederseniz (sabertüm), andolsun ki o, sabredenler için daha iyidir." [1427]

Saberna ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yer­de zikredilmiştir:

"Artık biz sızlansak da, sabretsek (saberna) de birdir; kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur." [1428]

Sâbiren lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gel­miştir:

"Gerçekten biz onu sabreden (sâbiren) bulmuştuk. Ne güzel kuldu o, daima (Allah'a) dönerdi." [1429]

Aşağıdaki halleriyle de birer defa gelmiştir:

"Sana bildirilmeyen bir şeye nasıl sabredebilirsin (tasbiru)." [1430]"Biz sizi birbiriniz için bir sınama yaptık (ki bakalım) sabredi­yor musunuz (etesbirune)?" [1431]"Hani siz demişimiz ki: 'Ey Musa, biz bir yemeğe dayanama­yacağız (nesbire)". [1432]

"Elbette sizin bize yaptığınız eziyete katlanacağız(lenesbirenne)." [1433]

"Kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse (yesbir), şüphesiz Al­lah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez." [1434]"Şimdi eğer dayanabilirlerse (yecbirû), ateştir onların yeri." [1435]

"Onlar, ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar (esberehüm)." [1436]"Sabrın (sabruke) ancak Allah(ın yardımı) iledir." [1437]

"Bundan böyle sizden sabreden (sabiretün) yüz kişi olsa, iki yüz (kâfir)i yenerler." [1438]"Doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sab­reden kadınlar (essabırât)." [1439]

Bütün bunların toplamı da 102'dir. Böylece şiddet kelimesi bütün türevleriyle birlikle sabır kelimesi ve türevlerine eşit sayı­da zikredilmiştir.[1440]

 

Ceza ve Mağfirel

 

Cezâ' kelimesi ve türevleri Kur'an’ı Kerim'de 117 defa tek­rarlanmıştır. Ceza' olarak şu ayetteki gibi 32 yerde kullanılmış­tır:

"Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükafat (ce­za’) vardır." [1441]

Neczî şekliyle şu ayet’i kerimede olduğu gibi 21 yerde zikre­dilmiştir:

"Biz güzel davrananlara böyle karşılık (neczî) veririz." [1442]

Yeczî, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 12 yerde gel­miştir:

"Güzel davrananları da güzellikle mükafatlandırsın (yeczî)." [1443]

Tüczevne şekliyle şu ayette olduğu gibi 9 yerde gelmiştir:

"Sadece yaptığınızla cezalandırılıyorsunuz (tüczevne)." [1444]

Yecziyehüm, şu ayeti kerimede olduğu gibi 5 yerde tekrar­lanmıştır:

"Ve onları, yaptıklarının en güzeliyle mükafatlandırsın (yecziyehüm)." [1445]

Yüczevne, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 5 yerde zikredilmiştir:

"Onlar, yalnız yaptıklarıyla cezalanmıyorlar mı (yüczevne)." [1446]

Ayrıca cezâühüm, şu ayette olduğu gibi 5 yerde gelmiştir:

"İşte onların mükafatı (cezâühüm) Rab'leri tarafından bağış­lanma ve altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennet­lerdir" [1447]

Tüczâ şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde kullanılmıştır:

"Bugün her can, kazandığıyla cezalanır (tüczâ). [1448]

Cezâühü ise Allah’u tealamn şu sözünde olduğu gibi 4 yer­de gelmiştir:

"Cezası (cezâühü), (tas) kimin yükünde bulunursa işte o, onun karşılığıdır." [1449]

Lenecziyennehüm de şu ayette olduğu gibi 3 yerde zikredil­miştir:

"Onların ücretini (lenecziyennehüm) yaptıklarının en güzeliy­le veririz." [1450]

Yüczâ lafzı ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yerde gel­miştir:

"Kim bir kötülük yaparsa sâdece onun kadar cezalanır (yüczâ)." [1451]

Cezeynahüm, Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yer­de geçmiştir:

"Saldırganlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık (cezey­nahüm). Biz elbette doğru söyleyenleriz." [1452]

Teczî, olarak şu ayette olduğu gibi 2 yerde tekrarlanmıştır:

"Ve öyle bir günden korkun ki, o gün hiç kimse kimsenin ye­rine bir şey ödeyemez (teczî)." [1453]

Sözkonusu kelimenin türevleri şu ayet’i kerimelerde de bi­rer defa gelmiştir:

"Sabrettiklerinden dolayı onları cennet ve ipekle mükafatlan­dırmıştır (cezâhûm)." [1454]"Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim (cezeytühüm)." [1455]"Biz sabredenlerin karşılığını (lenecziyenne), yaptıklarının en güzeliyle vereceğiz." [1456]"Onlardan her kim: 'Ben O'ndan başka bir tanrıyım’ derse onu cehennemle cezalandırırız (neczîhi)." [1457]"Babam seni çağırıyor, bizim için (hayvanları) sulamanın üc­retini verecek (liyecziyeke).' dedi." [1458]"Kötülük yapan cezasını (yücze) çeker." [1459]"Sonra ona tastamam karşılığı (yüczâhü) verilecektir." [1460]"Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız (nûcâzî)?" [1461]"Çocuğun da babasının yaptığından ceza görmeyeceği (câzin) bir günden çekinin." [1462]"Git, dedi, onlardan kim sana uyarsa cezanız (cezaüküm) ce­hennemdir." [1463]

Bütün bunların toplamı 117 olup, ceza, kelimesi bütün tü­revleriyle burada tekrarlanmıştır.

Şimdi mağfiret kelimesine göz gezdirelim: Gafur şekliyle 71 defa zikredilmektedir, şu ayette olduğu gibi:

"Sabretmeniz ise sizin için daha iyidir. Allah bağışlayan (ga­fur), esirgeyendir." [1464]

Yağfiru şekliyle Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 33 yerde gelmiştir:

"Biz Rabb'imize inandık ki (O) bizim günahlarımızı ve senin bizi zorladığın büyüyü bağışlasın (yağfiru)"[1465]

Mağfiret olarak şu ayeti kerimede olduğu gibi 28 Yerde zik­redilmiştir:

"Şüphesiz Rabb'in, onların zulümlerine karşı mağfiret sahibi­dir.” [1466]

Ğafûren de şu ayette olduğu gibi 20 yerde tekrarlanmıştır:

"Eğer arayı düzeltir, sakınırsanız, Allah bağışlayıcı (ğafûren), esirgeyicidir." [1467]

İğfır lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 17 yerde gelmiştir:

"Rabb'im, beni, anamı babamı, inanarak evime gireni, ina­nan erkek ve kadınları bağışla (iğfir)." [1468]

İsteğfir, şu ayeti kerimede olduğu gibi 9 yerde tekrarlanmış­tır:

"Bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur, kendi günahın, inanan er­keklerin ve inanan kadınların günahı için mağfiret (isteğfir) dile." [1469]

İsteğfirû şu ayetteki gibi 6 yerde zikredilmiştir:

"Ey kavmim, Rabb'inizden mağfiret dileyin (isteğfirû), sonra O'na tevbe edin." [1470]

Teğfir lafzı Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde gelmiştir:

"Eğer onları bağışlarsan, (teğfir) şüphesiz sen daima üstün­sün, hikmet sahibisin." [1471]

Testeğfirûn lafzı şu ayeti kerimede olduğu gibi 4 yerde tek­rarlanmıştır:

"Seherlerde istiğfar (testeğfirûn) ederlerdi" [1472]

Ayrıca el-ğaffâr sözü de şu ayette olduğu gibi 4 yerde kutla­nılmıştır:

"Bense sizi O aziz ve çok bağışlayana (el-ğaffâr) çağırıyorum." [1473]

Gaffere, Alluh’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 3 yerde zik­redilmiştir:

"Fakat kim sabreder, affederse (ğafere), şüphesiz bu, çok önemli işlerden biridir." [1474]

Testeğfir şekliyle şu ayette olduğu gibi 3 yerde gelmiştir;

"Onlar için yetmiş defa af dilesen (testeğfir), yine Allah onları affetmez." [1475]

Neğfir lafzı şu ayeti kerimede olduğu gibi 2 yerde kullanıl­mıştır:

"Secde ederek kapıdan girin ve hitta (bizi bağışla) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım (neğfir)."[1476]

Ayrıca yuğf'er lafzı şu ayetle olduğu gibi 2 yerde tekrarlan­mıştır:

"İnkâr edenlere söyle: 'Eğer vazgeçerlerse, geçmişteki ken­dilerine bağışlanır (yuğfer)." [1477]

İsteğfere ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Allah'tan, günahlarını bağışlamasını isteseler ve Rasul de on­ların bağışlanmasını (isteğfere) dileseydi, elbette Allah'ı affedici, merhametli bulurlardı." [1478]

İsteğferû şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde kullanılmıştır:

"Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını (is­teğferû) dilerler." [1479]

Esteğfiru ise şu ayetle olduğu gibi 2 yerde zikredilmiştir:

"Selam sana, dedi, senin için Rabb'imden mağfiret (esteğfiru) dileyeceğim." [1480]

Yesteği'ir lafzı da Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 2 yerde gelmiştir:

"Onlara: 'Gelin, Allah'ın Resulü sizin için mağfiret (yesteğfir) dilesin’ dendiği zaman başlarını çevirirler."[1481]

Yesteğfirû şu ayette olduğu gibi 2 yerde tekrarlanmıştır:

"(Allah'a) ortak koşanlar için mağfiret (yesteğfırû) dilemek, ne peygamberin, ne de inananların yapacağı bir iş değildir." [1482]

İsteğfirûhu lafzı şu ayet’i kerimede olduğu gibi 2 yerde tek­rarlanmıştır:

"O'na doğrulun, O'ndan mağfiret dileyin (isteğfirûhü)." [1483]

Kelimenin diğer türevleri şu ayetlerde de birer defa geçmiştir:

"Biz de ondan bunu affettik (feğafernâ). Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır." [1484]"Ama affeder, geçer, bağışlarsanız (teğfirû) muhakkak ki Al­lah da çok bağışlayan, çok esirgeyendir." [1485]"İnananlara söyle: Allah'ın günlerinin geleceğini ummayanları affetsinler (yeğfirû) ki, bir toplumu, yaptıklarıyle cezalandırsın." [1486]"Kızdıkları zaman onlar, affederler (yeğfirüne)." [1487]

Esteğferte lafzı da şu ayette bir defa zikredilmiştir:

"Onlara mağfiret dilesen (esieğferte) de, dilemesen de onlar için birdir." [1488]

Birer defa tekrarlanan ayetler şöyle devam etmektedir:

"Yalnız İbrahimin, babasına: 'Senin için mağfiret dileyeceğim (esteğfirenne), fakat senin için Allah'tan hiçbir şeye gücüm yetmez' demesi hariç." [1489]"Allah'tan mağfiret dilemelisiniz (testeğfirûne), belki esirgenir­siniz." [1490]

"Hâlâ Allah'a tevbe edip O'ndan af dilemiyorlar mı (yesteğfirûnehu)." [1491]"Yusuf, sen bundan vazgeç, sen de günahının bağışlanma­sını (esteğfiri) dile." [1492]"Günahı bağışlayan (ğâfir), tevbeyi kabul eden, azabı çetin olan, lütuf sahibi." [1493]"Sen bağışlayanların (elğâfirin) en iyisisin." [1494]"O, çok bağışlayandır (ğaffârâ)." [1495]

"Rabb'imiz, bağışlamanı (ğufrâneke) dileriz. Dönüş sanadır" [1496]"İbrahim'in babası için mağfiret dilemesi (istiğfâru) ise, ancak ona önceden vermiş olduğu bir sözden dolayı idi." [1497]"Allah için harcayanları ve seherlerde istiğfar edenleri (el-müsteğfirine) ..." [1498]

Mağfiret kelimesi bütün türevleriyle Kur'an'da 234 defa geç­mektedir. Bu sayı ceza kelimesinin iki katıdır.[1499]

 

Dönüş, Ebedî ve Yakın

 

Mesîr (dönüş) kelimesi Kur'an'da 28 defa geçmiştir. Şöyle ki, el-mesîr lafzı Allah-u tealanın şu sözünde olduğu gibi 23 yer­de kullanılmıştır:

"Dirilten ve öldüren ancak biziz biz, Dönüş (el-mesîr) de bi­zedir" [1500]

Mesken olarak şu ayette olduğu gibi 4 yerde zikredilmiştir:

"İşte onların durağı cehennemdir, ne kötü bir dönüş (mesîren) yeridir orası." [1501]

Şu ayet’i kerimede bir defa da mesîreküm şeklinde geçmiş­tir:

"Dedi ki: '(şimdilik) eğlenin, döneceğiniz (mesîreküm) yer ateş tir!" [1502]

Kur'an'da aynı sayıda da ebeden (devamlı) kelimesi zikredilmektedir. Bu kelimenin geçişine bir örnek verelim:

"Onlar orada ebedi (ebeden) kalırlar. İşte büyük kurtuluş budur." [1503]

Yakîn şeklinde şu ayet’i kerimede olduğu gibi 11 defa gelmiştir:

"Ahirete de kesinlikle iman ederler (yûkinûn)." [1504]

el-yakîn olarak Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 7 yerde zikredilmiştir:

"Ve sana yakîn (el-yakîn) gelinceye kadar Rabb'ine kulluk et.' [1505]

Mûkınîn haliyle şu ayette olduğu gibi 4 yerde kullanılmıştır:

"Kesin inanacak (mûkmîn) insanlar için arzda nice işaretler vardır." [1506]

Diğer ıstılahlar da şu ayet’i kerimelerde birer defa kullanıl­mıştır:

"(Yaratma) işi(ni) düzenler, ayetleri açıklar ki, Rabb'inizle kar­şılayacağınıza kesin olarak inanasınız (tûkınün)."[1507]

"Vicdanları onları(n doğruluğuna) kanaat getirdiği (isteykanethâ) halde, sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkar etti­ler" [1508]"Kendilerine kitab verilmiş olanlar iyice inansın (üyesteykıne)." [1509]

"Sadece zanna uyuyorlar, onu yakînen (yakînen) öldürmedi­ler." [1510]

"Rabb'imiz, gördük, işittik, bizi geri döndür iyi iş yapalım; ar­tık kesin olarak inandık (mûkınûn)." [1511]"... Sadece sanıyoruz, biz ona inanmıyoruz (Bimüsteykınîn), demiştiniz ha."[1512]

 

İnsanlar, Melekler, Alemler ve Ayetler

 

en-nâs kelimesi şu ayetle olduğu gibi Kur'an’ı Kerim'de 241 yerde geçmiştir:

"Ey insanlar (en-nâs), size Rabb'inızden delil geldi." [1513]

Melâike (melekler) ise şu ayette olduğu gibi 68 yerde zikre­dilmiştir:

"O'nu, gök gürültüsü hamd ile, melekler (melâike) de korkusun(ların)dan tesbih ederler."

el-âlemîn (alemler) kelimesi de Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 73 yerde zikredilmiştir:

"Fakat Allah, bütün alemlere (el-âlemîn) karşı lütuf sahibidir." [1514]

Zikredilen nâs, melâike ve âlemin kelimelerinin toplamı 382'dir. Kur'an'da bu toplanı kadar da ayât (ayetler, işaretler) ke­limesi zikredilmektedir: el ayât olarak 148 defa geçer, şu ayette olduğu gibi:

"Allah size ayetlerini (el-ayât) böyle açıklıyor ki düşünesiniz." [1515]

Ayâtina haliyle de şu ayet’i kerimede olduğu gibi 92 yerde gelmiştir:

"Biz onlara, ufaklarda ve kendi canlarında ayetlerimizi (ayâti­na) göstereceğiz." [1516]

Ayet şekliyle Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi Kur’an'da 84 defa zikredilmiştir:

"Gece de onlar için bir ayettir (ayet). Gündüzü ondan soyup alırız, birden karanlıkta kalıverirler." [1517]

Âyâtihi, şu ayette olduğu gibi 37 Yerde kullanılmıştır:

"Allah size ayetlerini (âyâtihi) böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz.” [1518]

Ayâtî ise şu ayette olduğu gibi 14 yerde gelmiştir:

"Benim ayetlerimi (âyâtî) birkaç paraya satmayın ve benden sakının," [1519]

Ayâtike lafzı Allah’u tealanın şu sözündeki gibi 3 yerde zik­redilmiştir:

"Rabb'imiz, onlara kendi içlerinden, senin ayetlerini (ayâtike) okuyacak bir elçi gönder." [1520]

Ayetüke 2 yerde kullanılmıştır:

"Senin işaretin (ayetüke), sapasağlam olduğun halde tam üç gece insanlarla konuşmamandır." [1521]

Ayeteyni olarak da şu ayet’i kerimede olduğu gibi 1 yerde kullanılmıştır;

"Biz gece ve gündüzü iki ayet (ayeteyni) yaptık." [1522]

Âyâtihâ ise şu ayette olduğu gbi 1 yerde gelmiştir:

"Göğü, korunmuş bir tavan yaptık, onlarsa hâlâ onun ayetle­rinin (âyetihâ) yanından düşünmeden geçip gitmektedirler".[1523]

 

Dalâlet ve Âyetler

 

Dalâlet (sapıklık) kelimesi bütün türevleriyle Kur'an'da 191 kez tekrarlanmıştır.

Birer örnek verelim.

 ed-delâlü 31 defa,

"İşte (doğru yoldan) uzaklara sapma (ed-delâlü) budur." [1524]

Dalle 26 defa,

"Arkadaşınız sapmadı (dalle), azmadı." [1525]

Yudillu 17 yerde,

"İşte Allah, kâfirleri böyle şaşırtır (yudillu)" [1526]

Dallû 12 yerde,

"Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki zarara uğradılar, saptılar (dallû), yola gelici de değiller." [1527]

Yudlil 12 defa,

"Allah kimi sapıklıkta (yüdlil) bırakırsa artık onun için bir yol yoktur." [1528]

Edallu 9 yerde:

"İşte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapıktır (edallu)." [1529]

ed-dallin 8 yerde:

"Çünkü onlar babalarını sapık (ed-dallin) kimseler buldular" [1530]

ed-delalet 7 yerde:

"De ki: Kim sapıklık (ed-delalet) içinde ise Rahman ona mühlet yersin" [1531]

Yedillü 6 yerde:

"Rabb'in, O, çok iyi bilir yolundan sapanı (yedillü) ve O, çok iyi bilir yolda olanları." [1532]

Edalle 6 yerde:

"Allah'ın saptırdığını (edalle) kim yola getirebilir?" [1533]

Delâlen 6 yerde:

"Sen de o zalimlere şaşkınlıktan (delâlen) başka bir şey artır­ma." [1534]

ed-dallun 5 yerde:

"Fakat bahçeyi görünce:''Herhalde yolu şaşırdık (ed-dallun) dediler." [1535]

Yüdillu 3 yerde:

"Allah'ın yolundan saptamak (yüdillu) için O'na eşler koştu­lar." [1536]

Yüdillûne 3 yerde:

"Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar (yüdillûne), fakat fakımnda değiller" [1537]

Daleltü 2 yerde:

"De ki: 'Ben sizin keyiflerinize uymam, çünkü o takdirde sa­pıtmış (daleltü) ve yola gelenlerden olmamış olurum?" [1538]

Tedillü 2 yerde:

"Şaşırmamanız (tedillû) için Allah size (hükmünü) açıklıyor. Al­lah, herşeyi bilendir.” [1539]

edellû 2 yerde:

"Onlar, birçok kimseleri yoldan çıkardılar (edellû)."[1540]

Yüdillehu 2 yerde:

"Kimi de saptırmak isterse (yüdillehu) onun göğsünü, göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar." [1541]

Yüdilluke 2 yerde:

"Yeryüzünde bulunanların çoğuna uysan, seni Allah'ın yolun­dan saptırırlar (yüdilluke)." [1542]

Müdillu 2 yerde:

"Bu, dedi, şeytanın işindendir. O, gerçekten apaçık, saptırıcı (müdillu) bir düşmandır." [1543]

delâletihim 2 yerde:

"Ve sen, körleri de sapıklıklarından (delâletihim) (çıkarıp) yo­la getiremezsin." [1544]

Edallüna 2 yerde:

"Ve dediler ki: 'Rab'imiz, biz beğlerimize ve büyüklerimize uy­duk da bizi yoldan saptırdılar (edallüna)'."[1545]

Kelime, şu halleriyle de Kur'an'da birer defa zikredilmiştir; Dalelnâ[1546], udillu[1547], tadille[1548], yü­dillûne[1549], edellânâ[1550], edleltüm[1551], edlelne[1552], edellenâ[1553], edellenî[1554], edellehu[1555], edellehim[1556], udillenehüm[1557], tudillu[1558], yudilleke[1559], yudlilhü[1560], yüdillüna[1561], yüdillehüm[1562], yudîllûneküm[1563], yüdillûnehüm[1564], yüdellu[1565], dallen[1566], tedlîl[1567], el-mudellîne [1568]ve delalike[1569].

Görüldüğü gibi dalâlet kelimesi türevleriyle birlikte 191 de­fa tekrarlanmıştır ki, bu da, daha önceki sayfalarda incelediği­miz 382 defa zikredilen âyât (ayetler) kelimesinin yansıdır.[1570]

 

İhsan, Hayrat ve Âyetler

 

Kur'an'da ihsan (bağışlama, iyilik, lütuf) kelimesi türevle­riyle birlikte 194 defa, hayrat kelimesi de türevleriyle birlikte 188 defa zikredilmiştir. Bilindiği gibi hayrat şu anlamlara gelmekte­dir: Hayırlar, sevap kazanmak ve halka fayda temin etmek mak­sadıyla yapılan hayır işleri... Bu iki kelimenin toplamının âyât kelimesinin tekrarına eşit olduğunu hayretle görüyoruz.[1571]

 

Kur'an, Nur, Hikmet ve Tenzil

 

Kur'an kelimesi 68 defa zikredilmiştir. el-Kur'an olarak şu ayette olduğu gibi 58 defa gelmiştir:

"(Ey Muhammed) sana bu Kur'an (el-Kur'an), hikmet sahibi, (herşeyi) bilen (Allah) katından verilmiştir."[1572]

Kur'anen şekliyle şu ayet’i kerimede olduğu gibi 10 yerde tekrarlanmıştır:

"Biz onu Arapça bir Kur'an (Kur'anen) olarak indirdik ki anlayasınız." [1573]

Nûr kelimesi ise Kur'an’ı Kerim'de 33 yerde zikredilmiştir. en-nûr haliyle Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 24 yerde geçmiştir:

"Gerçekten size Allah'tan bir nur (en-nûr) ve açık bir kitab gel­di." [1574]

Nûren olarak şu ayette olduğu gibi 9 yerde tekrarlanmıştır:

"Ey insanlar, size Rabb'inizden delil geldi ve size apaçık bir nur (nûren) indirdik." [1575]

el-hikmet kelimesi aynen 20 defa gelmiştir. Allah’u teala­nın şu sözünde olduğu gibi:

"Allah'ın size olan nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği Kitab ve hikmeti (el-hikmet) düşünün. [1576]

Tenzil kelimesi ise Kur'an'da 15 defa tekrarlanmıştır. Şu ayet­te olduğu gibi 11 yerde aynı lafızda gelmiştir:

"(O), alemlerin Rabb'inden indirilmiştir (tenzil)." [1577]

Tenzilen olarak şu ayet’i kerimede olduğu gibi 4 yerde zik­redilmiştir:

"Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiştir (tenzilen)." [1578]

Böylece, zikredilen Kur'an kelimesi (68), nûr (33), hikmet (20) ve tenzil (15) kelimelerinin toplamına eşittir.[1579]

 

Kur'an, Beyyinat, Mübeyyinat, Mev'ize ve Şifa’

 

Kur'an kelimesinin Kur'an’ı Kerim'de 68 yerde geçtiğini be­lirtmiştik. Beyyinat (açık deliller) kelimesi de Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi aynen 52 defa gelmiştir:

"Hayır, o (Kur'an), kendilerine bilgi verilenlerin göğüslerinde açık açık ayetlerdir (beyyinat)?" [1580]

Mübeyyinat olarak ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi 3 yer­de tekrarlanmıştır:

"Size Allah'ın açık açık ayetlerini (mübeyyinât) okuyan bir el­çi (gönderdik.)" [1581]

Mev'ize (öğüt) kelimesi şu ayet’i kerimede olduğu gibi 9 yerde gelmiştir:

"Bu (Kur'an) insanlara bir açıklama, (Allah'tan) korkanlara yol gösterme ve öğüttür (mev'ize)." [1582]

Şifa kelimesi ise Allah’u tealanın şu sözünde olduğu gibi 4 yerde tekrarlanmıştır.

"De ki: 'O, inananlar için doğru yolu gösteren bir klavuz ve şifadır (şifa)." [1583]

Neticede, beyyinat, mübeyyinat, mev'ize ve şifâ kelimeleri­nin toplamı da Kur'an kelimesinin tekrarı kadardır.[1584]

 

Muhammed ve Şeriat

 

Birinci bölümde Muhammed isminin Kur'an’ı Kerim'de 4 defa tekrarlandığını ve bunun da Ruh-ül Kudüs, melekût ve sirac kelimelerine eşit olduğunu söylemiştik. Burada şunu da ilave etmemiz gerekir ki, bu değerli isim, Kur'an’ı Kerim'de zikredi­len şeriat kelimesi ve türevlerine de eşittir. Şöyle ki, şeriat lafzıy­la şu ayette olduğu gibi bir yerde gelmiştir:

"Sonra bu işten seni de bir şeriata koyduk." [1585]

Şere'e ise şu ayet’i kerimede olduğu gibi bir yerde gelmiştir:

"O size, dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İb­rahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi şeriat (şere'e) yaptı." [1586]

Şere'û olarak Allah’u tealanın şu sözündeki gibi bir yerde gelmiştir:

"Yoksa onların, kendilerine, Allah'ın izin vermediği dini koyan (şereû) ortakları mı var?" [1587]

Şir'aten haliyle de şu ayet’i kerimede olduğu gibi bir yerde gelmiştir:

".. Sizden her biriniz için bir şeriat (şir'aten) ve bir yol belirledik...” [1588]

Böylece zikredilen Muhammed lafzıyla, Ruh-ül Kudüs, melekût, sirâc ve şeriat kelimeleri birbirine eşittir. Allah'ın sela­mı Muhammed s.a.s'a olsun...[1589]

 

Diğerleri...

 

Bu arada mukaddes ve mübarek kitabımız Kur'an’ı Kerîm­de şu ilginç hesabın da farkına vardım. Allah’u teala buyuru­yor:

"Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah'ın katın­da ayların sayısı on ikidir." [1590]

Şehr (ay) kelimesinin ise Kur'an'da 12 defa, yani ayların sa­yısı kadar tekrarlandığını görmekteyiz.

eş-şehr olarak, şu ayette olduğu gibi 10 yerde geçmiştir:

"Kadir gecesi bin aydan (eş-şehr) daha hayırlıdır." [1591]

Şehren ifadesiyle ise, şu ayette geçtiği gibi 2 defa zikredil­miştir:

"(Ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay (şeh­ren) sürdü." [1592]

Ayrıca yevm (gün) kelimesi de el-yevm olarak 349, yevmen olarak da 16 yerde geçmektedir: Birer örnek verelim:

"Bugün (el-yevm) size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı." [1593]"Şu günden (yevmen) sakının ki, o (gün hepiniz) Allah'a dön­dürüleceksiniz." [1594]    

Her iki haliyle gün kelimesi Kur'an'da 365 kez tekrarlanır, yani yılın günlerinin sayısı kadar.

Yevm kelimesinin çoğul halleri olan eyyam 23, eyyamen 4 ve yevmeyni (iki gün) 3 yerde geçmekte, bunların toplamı ise 30 güne tekabül etmektedir, bir ayın günleri kadar...

Birer örnek:

"Sayılı günlerde (eyyam) Allah'ı anın." [1595]"Oralarda geceleri, gündüzleri (eyyamen) korkusuzca gezin." [1596]"Kim hemen iki gün (yevmeyni) içinde dönerse ona günah yoktur." [1597]

Görüldüğü gibi gün kelimesi 365 defa tekrarlanmış, bunun (cem'i ve müsennası) çoğulları 30 defa, ay da 12 defa Kur'an’ı Kerîm'de zikredilmiştir.

Şu ayet’i kerimeyi dikkatle okuyunuz:

"Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkek­ler ve sabreden kadınlar, (gönülden Allah'a) saygılı erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren ka­dınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar; (işte) Allah bunlar ' için bağış ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır" [1598]

Ayette geçen ''müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, ... taate devam eden kadınlar..." ifadeleri Kur'an'ın muhtelif yerlerinde sıkça karşı­mıza çıkmaktadır. Bütün bunları tek tek saydığımızda Kur'an’ı Kerîm'de 259 defa zikredildiklerine şahit oluruz ki, bu da, ecir, fetih ve azîm kelimelerinin toplamına eşittir.

Ayrıca, karşılık ve ücret anlamlarına gelen ecir kelimesinin 108 defa tekrarlandığını ve iş anlamındaki fiil kelimesinden de aynı sayıda bahsedildiğini görmekteyiz.

29 defa hesap kelimesinden bahsedilirken aynı sayıda da adi (adalet), ve kıst (pay, hisse, paylaştırmada; taksimde hakka ve adalete riayet) kelimelerinden bahsedilmiştir. Adl 14 defa, kıst ise 15 defa tekrarlanmıştır.

Ceza kelimesinden 117, mağfiret 'ten de 234 defa bahsedil­diğini önceki sayfalarımızda belirtmiştik. Mağfiret, ceza'nm iki katı olarak zikredilmiştir.

Bütün bu eşitlik, uygunluk ve dengeler Kur'an'ın bütünündeki ölçüye delâlet etmiyor mu?

Kur'an, 114 süresiyle her konuda pek çok hüküm beyan et­miştir. İnsanın dünya ve ahiret hayatında karşılaşacağı durumlan, Rabb'imîzin emir ve yasakları, insanın hak ve görevleri... bütün bunlar Kur'an'ın konuları içindedir. Bunların her biri belli bir plan, ölçü ve ahenk içinde ifade edilmiştir. Zikredilen keli­melerde sayısız, denge, eşitlik ve uyum mevcuttur. Kitabımızın başından beri bunlardan örnekler verdik.

Bunca intizam ve ahenk bîr tesadüf eseri mi? Veya herhangi bir şahsın eseri mi?

Tesadüf mü?.. Asla! Bu sistemde tesadüf adına birşey bul­mak mümkün müdür? Tesadüf imanla çelişir. Çünkü Allah'ın mülkünde, O'nun takdiri ve ezelî ilminden bağımsız hiçbir şey meydana gelemez.

O halde?! İkinci şık mı?'

Bütün varlıkları Yaratan'a andolsun ki, asla!..

Kur'an’ı Kerim şu ayette olduğu gibi kendisi hakkında şüp­hesi olan herkesi benzer bir kitabı meydana getirmeye davet edi­yor:

"Eğer kulumuz (Muhammed)'e indirdiğimizden şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sure getirin, Allah'tan başka bütün şa­hitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın; eğer doğru iseniz (bunu ya­pın)."

"Yok eğer yapamadınızsa, ki asla yapamayacaksınız, o hal­de yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkarcılar için hazırlanmış ateşten sakının." [1599]

O halde herşeyden münezzeh olan Allah tebarek ve teala haz­retleri bu vahyin sahibidir ve selam da bu vahyi Allah'ın kendi­sine bildirdiği peygamberimizedir.

Kur'an'ın bu cephesi bile "vahyi gönderen"in varlığına ve "vahyi alan"ın risaletine açık bir delil sayılmaktadır. Sayının ve hesabın rakipsiz kabul gördüğü günümüzde insanlar bunu ko­laylıkla deneyip anlayabileceklerdir.

Kur'an üzerinde yapılacak her araştırma, onun konulan, kavramları kelimeleri ve hatta harflerinde bile sayı mucizesinin varlığını ortaya çıkaracak, onların eşitliği, benzerliği, denge ve uyumunu gösterecek, bunu Kur'an mucizelerine yeni bir işaret ve rasul Muhammed s.a.s'ın peygamberliğine yeni bir delil olarak insanlığa sunacaktır.[1600]

 

Ve Nihayet...

 

Her yerde ve her işte müslümanlar olarak ana kaynağımız Kur'an’ı Kerîm'in bütün cepheleriyle ilgili bu fetihler her zaman devam edecektir. Muvaffakiyetler sürmekte, ilâhî rahmet inmekte ve Allah'ın nuru lâyık olanları kendine çekmektedir...

"Kur'an’ı Kerîm'de Sayı Mucizesi"nin üçüncü bölümü de burada son bulmuştur. Benim, önce tekrarladıklarımdan başka­ca bir sözüm yoktur.

Evet! Kur'an kelime ve kavramlarmdaki denge, sayı eşitliği ve uyumu görüldüğü gibi, insanı yeterli bir açıklama yapmak­tan alıkoymaktadır, isteyen bunlara "büyük bir hikmet!", iste­yen de mucize! desin, bilmiyorum, izah edebilir mi?

Değerli okuyucu!

Anlattıklarımızın, sonuçları itibariyle pek sathî olduğunu görüyorsunuzdur sanıyorum. Bu büyük tesbit ve değerlendirme, sizlerin de Kur'an’ı Kerîm üzerinde araştırma yapmanızı gerekli kılmaktadır...

Ne yazıktır ki, müslümanlar olarak en az okuduğumuz ki­tap Kur'an olmaktadır. Bu gafletten bir an  önce sıyrılıp Rabb'imizin biz insanlar için indirdiği İlâhî vahyini okuyup gereğince amel etmeliyiz.

Şu hamd ve müjde ile:

"De ki: 'Hamd olsun Allah'a ve selâm olsun O'nun seçtiği kul­larına..."[1601]

 



[1] Bakara: 2/23.

[2] Bakara: 2/24.

3 Fetih: 48/16.

[4] Kamer: 54/45.

[5] Fe­tih: 48/27.

[6] Nur: 24/55.

[7] Rum: 30/2-3.

[8] Kasas: 28/49.

[9] İsrâ: 17/9.

[10] Şûra: 42/52-53.

[11] İbrahim: 14/1-2.

[12] Nisa: 4/82.

[13] Bakara: 2/259.

[14] Yu­suf: 12/82.

[15]  Bu sunuş yazışı kitabın Farsça çevirisindenalınmıştır. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 7-12.

[16] Sâd: 38/29.

[17] Câsiye: 45/36. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 13-15.

[18] Al-i İmran: 3/185.

[19] Hûd: 11/103.

[20] Kasas: 28/77.

[21] Kur’an’ı Kerim’de dünya ıstılahı hem lügat manasıyla yani yakın anlamında, ve hem de bu dünyada yaşamak (el-hayat’ülhazıre)anlamında kullanılmıştır. Ahiret lafzı da Kur'an’ı Kerim'de aynı dünya gibi hem lügat manasında, yani yapmak veya öteki anlamında ve hem de ebedi saray (dar-ül karar) mana­sında kullanılmıştır. Örnek olarak aşağıdaki iki ayette dünya ve ahiret kelimeleri lügat manasında kullanılmıştır. (Elbette Kur'an'da bunların lafzı dengesi yok ol­mamıştır.)

"O gün siz, vadinin yakın (ed-dünya) kenarında idiniz, o (düşman)lar(ınız) da uzak kenarında idiler... (Enfal: 8/42).

"Biz bu(nun söylediğini, babalarımızın bağlı olduğu) öteki (el-ahire) din­de işitmedik... uydurmadan başka bir şey değildir.” (M. H. Tabatabai). Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 17.

[22] Fatır: 35/6.

[23] Enfal: 8/12.

[24] Bakara: 2/102.

[25] Nisa: 4/117.

[26] Ba­kara: 2/14.

[27] Gerek elif ve lam ile olsun, gerekse elif ve lamsız... (M. H. Tabatabai).

[28] En'am: 6/50.

[29] Ahzâb: 33/56.

[30] Enam: 6/8.

[31] Araf: 7/20.

[32] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 18-19.

[33] Kehf: 18/46.

[34] Al-i imran: 3/156.

[35] Enbiya: 21/30.

[36] Yasin: 36/70.

[37] Fatır: 35/22.

[38] Bakara: 2/28.

[39] Â’lâ: 87/12-13.

[40] Kaf: 50/43.

[41] Câsiye: 45/24.

[42] Mü'minun: 23/37.

[43] Necm: 53/44

[44] Hacc: 22/66.

[45] Rum: 30/50.

[46] Enfal: 8/42.

[47] A'raf: 7/25.

[48] Maide: 5/32.

[49] Bakara: 2/243.

[50] Mü'min: 40/11.

[51] En’am: 6/122.

[52] Bakara: 2/260.

[53] Nahl: 16/97.

[54] Şuara: 26/81.

[55] Yasin: 36/79.

[56] Ahkaf: 46/20.

[57] Fecr: 89/24.

[58] Câsiye: 45/21.

[59] En’am: 6/162.

[60] Yazar burada yanlışa düşmektedir. Çünkü sözkonusu edilen ayetler ara­sında "Ve her canlı (hayy) şeyi sudan yarattık;' ayeti sadece insan hayatına mahsus değildir; bütün canlıları içine almaktadır. Ayrıca sayılan ayetler arasında ilahi hayattan da sözedilmektedir. Şu ayette olduğu gibi: "Allah, ki O'ndan başka ilah yoktur, daima diri ve yaratıklarını (hayyi) koruyup yöneticidir." (Bakara: 2/255). (M. H. Tabatabai).

[61] Kaf: 50/19.

[62] En’am: 6/36.

[63] Zümer: 39/30.

[64] Yunus: 10/56.

[65] Hacc: 22/66.

[66] Nahl: 16/38.

[67] Al-i İmran: 3/156.

[68] Mer­yem: 19/23.

[69] Kaf: 50/3.

[70] Bakara: 2/258.

[71] Mürselat: 77/25-26.

[72] Tevbe: 9/84.

[73] Al-i İmran: 3/158.

[74] Lok­man: 31/34.

[75] Bakara: 2/132.

[76] Câsiye: 45/24.

[77] Bakara: 2/259.

[78] Kaf: 50/43.

[79] Bakara: 2/243.

[80] Nisa: 4/159.

[81] En’am: 6/122.

[82] Mü’minun: 23/15

[83] Duhan: 44/35.

[84] Mü'minun: 23/35.

[85] Mer­yem: 19/33.

[86] Zümer: 39/42.

[87] A’raf: 7/25.

[88] Bakara: 2/7

[89] Fatır: 35/36.

[90] Nisa: 4/18.

[91] Necm: 53/44.

[92] Mü'min: 40/11.

[93] Şuarâ: 42/81.

[94] Furkan: 25/3.

[95] Bakara: 2/56.

[96] Zümer: 39/42.

[97] Duhan: 44/56.

[98] Sâffât 37/58.

[99] İsra: 17/75.

[100] Câsiye: 45/21.

[101] En’âm: 6/162.

[102]  Kitabın girişindeki yazımızda belirttiğimiz gibi yazar, hayat ve Ölüm ıstı­lahlarının ikisinin de geçtiği şu ayeti yazmayı unutmuştur: "Allah, bunu böyle öldükten (mevtiha) sonra nasıl diriltecek (yuhyî)?" (Bakara: 2/259). (Tabatabaî).Ancak, yazarın unuttuğu bu ayet, eşitliği bozmaktadır, (yayımcı). Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 19-27.

[103] Ra'd: 13/16.

[104] Haşr: 59/2.

[105] İnsan: 76/2.

[106] Bakara: 2/20.

[107] A'raf: 7/198.

[108] Zâriyat: 5/21.

[109] Mülk: 67/3.

[110] Casiye 45/20.

[111] Mü'min: 40/61

[112] İsra: 17/12.

[113] Meryem: 19/38

[114] Kıya­met: 75/14.

[115] En'am: 6/46.

[116] Ta­ha: 20/96.

[117] Kasas: 28/11.

[118] Mearic: 70/11.

[119] En’am: 6/104.

[120] Secde: 32/12.

[121] Ka­lem: 68/5.

[122] Meryem: 19/42.

[123] Saffat: 37/179.

[124] Saffat: 37/175.

[125] Kaf: 50/8.

[126] Araf: 7/201.

[127] Ankebut: 29/38.

[128] Kaf: 50/22

[129] Câsiye: 45/23

[130] Ahkâf: 46/26.

[131] Hicr: 15/15.

[132] Nâzi'at: 79/8-9.

[133] Nur: 71/31.

[134] Kur'an-ı Kerim'de kalb kelimesinin genel olarak tabii kalb ya da idrak ve hıfzetme mekanizması anlamına geldiği söylenemez. Çünkü Kur'an-ı Kerim­de şöyle buyruluyor: "Muhakkak ki bunda, kalbi olan yahut şâhid olarak kulak veren kimse için bir öğüt vardır.” (Kaf: 50/37). Kalbi olmaktan maksat, tabii bir kalbe sahip olmak değildir. Çünkü böyle bir kalb Ebu Cehil'de de vardı. Ama Kur'an ayetleri onun uyanmasına sebep teşkil etmedi. Ayrıca idrak ve hıfzetme meka­nizması bütün kâfirlerde bulunmaktadır, ama Allah-u tealanın sözü onların hi­dayetine ve uslanmasına sebebiyet vermemiştir, öyleyse bu ayetteki 'kalb'den mak­sat, canlı vicdan, sağlam şuur ve insaflı olmaktır ki, Kur'an'ın tesiri altında kal­sın ve ayetlerinden nasihat ve öğüt alsın... (Tabatabaî).

[135] Saff: 61/5.

[136] R'ad:13/28

[137] Enfal: 8/11.

[138] Teğabûn: 64/11.

[139] Haşr: 59/10.

[140] Şuara. 26/89.

[141] Şuara: 26/194.

[142] Kasas: 28/10.

[143] Bakara: 2/260.

[144] Ahzab: 33/4.

[145] Tahrim: 66/4.

[146] En'am: 6/113.

[147] Necm: 53/11.

[148] Ahkaf: 46/26.

[149] Furkan: 25/32.

[150] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 27-32.

[151] Furkan: 25/3.

[152] Mü'minûn: 23/21

[153] Ra'd: 13/17

[154] Enbiya: 2166.

[155] Bakara: 2/102.

[156] Zâriyat: 5/55.

[157] En'am: 6/71.

[158] Ala: 87/9.

[159] Yûnus: 10/98.

[160] Mümtehine: 60/3.

[161] Abese: 80/4.

[162] Bakara: 2/123.

[163] Müddessir: 74/48.

[164] Yunus: 10/106.

[165] Hacc: 22/12.

[166] Şuara: 26/73.

[167] Hacc: 22/13.

[168] Bakara: 2/219.

[169] Bakara: 2/60.

[170] Fecr: 89/12.

[171] Şuara: 26/152.

[172] A’raf: 7/85.

[173] Kasas: 28/83

[174] Mü'minun: 23/71.

[175] Ba­kara: 2/205.

[176] Ba­kara: 2/12.

[177] Enbi­ya: 21/22.

[178] Neml: 27/34.

[179] İsra: 17/4.

[180] Yusuf: 12/73.

[181] A’raf:  7/127.

[182] Bakara: 2/220.

[183] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 32-36

[184] Kureyş: 106/2-3.

[185] Nahl: 16/82.

[186] Tevbe: 9/8.

[187] Fâtır: 35/21.

[188] Enbiya: 21/69.

[189] Sâd: 3842.

[190] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 36-37.

[191] Mü'minun: 23/100.

[192] Mutaffifin: 83/4.

[193] Rum: 30/56.

[194] En'am: 6/36.

[195] Cin: 72/7.

[196] Kehf: 18/19.

[197] Nahl: 16/84.

[198] En'am: 6/29.

[199] Yasin: 36/52.

[200] Bakara: 2/56.

[201] Bakara: 2/259.

[202] İsra: 17/79.

[203] Mer­yem: 19/33.

[204] Teğâbûn: 64/7

[205] Mü'minûn: 123/6.

[206] Meryem: 19/15.

[207] Teğâbun: 64/7.

[208] Lokman: 31/28.

[209] Adiyat: 100/9.

[210] İnfitar: 82/4-5.

[211] Mutaffifin: 83/6.

[212] Zümer: 39/68.

[213] Şûra: 26/52.

[214] Nisa: 4/68.

[215] A’raf: 7/16.

[216] En'am: 6/153.

[217] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 37-40.

[218] Şuara: 26/142.

[219] Neml: 27/45.

[220] Muhammed: 47/2.

[221] Enbiya: 21/90.

[222] Muhammed: 47/5.

[223] Ahkaf: 46/15.

[224] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 40-41.

[225] Şu­ra: 42/91.

[226] Müzemmil: 73/12.

[227] Ra'd: 13/6.

[228] Sâd: 38/14.

[229] Nahl: 16/126.

[230] Hac: 22/60.

[231] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 41-42.

[232] İsra: 17/32.

[233] Bakara: 2/268.

[234] En'am: 6/151.

[235] Şûra: 42/16.

[236] Mümtehine: 60/13.

[237] Tâhâ: 20/81.

[238] Tâhâ: 20/86.

[239] Fatiha: 1/7.

[240] Enbi­ya: 21/87.

[241] Şûra: 42/37.

[242] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 42-43.

[243] A’raf: 7/138.

[244] İbrahim: 14/35.

[245] En'âm: 6/74.

[246] Şuara: 26/71.

[247] Enbiya: 521/7.

[248] Bakara: 2/219.

[249] Mâide: 5/91.

[250] Mâide: 5/90.

[251] Yusuf: 10/36.

[252] Yusuf: 10/41.

[253] Muhammed: 47/15.

[254] Bakara: 2/173.

[255] Mâide: 5/3.

[256] En'am: 6/145

[257] Nahl: 16/115.

[258] Maide: 5/60.   

[259] Al-i İmran: 3/118.

[260] Mâide: 5/14.

[261] Mâide: 5/64.

[262] Mâide: 5/91.

[263] Mütehine: 60/4.

[264] Enbiya: 21/98.

[265] İsra: 17/68.

[266] Ankebut: 29/40.

[267] Kamer: 54/34.

[268] Mülk: 67/17.

[269] Müzemmil: 73/12.

[270] Nâzi'at: 79/25.

[271] Bakara: 2/66.

[272] Maide: 5/38.

[273] Nisa: 4/84.

[274] Fetih: 48/15.

[275] Nisa: 4/54.

[276] Bakara: 2/109.

[277] Felak: 113/5.

[278] Al-i İmran: 3/151.

[279] Enfal: 8/12.

[280] Ahzab: 33/26.

[281] Haşr: 59/2.

[282] Kehf: 18/18.

[283] İbrahim: 14/15.

[284] Tâhâ: 20/61.

[285] Tâhâ: 20/111.

[286] Şems: 91/9-10.

[287] Al-i İmran: 3/127.

[288] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 43-47.

[289] Hud: 11/18.

[290] Bakara: 2/88.

[291] Nisa: 4/93.

[292] Ankebut: 29/25.

[293] Bakara:2/159.

[294] Mâide: 5/64.

[295] Ahzab: 33/64. 

[296] Araf: 7/38.

[297] Ahzab: 33/68.

[298] Maide: 5/13.

[299] Nisa: 4/47. (Kitabın metninde yanlış olarak "nel'anu" geçmektedir).

[300] Ahzab: 33/68.

[301] Maide: 5/78.

[302] Nisa: 4/47.

[303] Sad: 38/78.

[304] Bakara: 2/195.

[305] Ahzab: 33/61.

[306] İsra: 17/60. (Ti-batabat).

[307] Saff: 61/8.

[308] Mü'minun: 23/70.

[309] Tevbe: 9/53.

[310] Tev­be: 9/81.

[311] Bakara: 2/216.

[312] Ahkâf:  46/15.

[313] Hucurat: 49/12.          

[314] Nisa: 4/19.

[315] Nahl: 16/62.

[316] Hucurat: 49/7.

[317] Tâhâ: 20/73.

[318] Yunus: 10/99.

[319] Nur: 24/33.

[320] Nur: 24/33.

[321] Nahl: 16/106.

[322] Bakara: 2/216.

[323] A'raf: 7/88.

[324] Bakara: 2/256.

[325] Nur: 24/33.

[326] İsra: 17/38.

[327] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 48-50.

[328] Ahzâb: 33/33.

[329] Tevbe: 9/125.

[330] Sebe:34/5.

[331] Bakara: 2/59.

[332] Müddessir: 74/5.

[333] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 50-51

[334] Tevbe: 9/118.

[335] Hûd: 11/77.

[336] Nahl: 16/127.

[337] Furkan: 25/13.

[338] Talâk: 65/6.

[339] Hud: 11/12.

[340] Ra'd: 13/28.

[341] Fecr: 89/27.

[342] Hacc: 22/11.

[343] Ni­sa: 4/103.

[344] Yunus: 10/7.

[345] Baka­ra: 2/260.

[346] Nahl: 16/106.

[347] İsra: 17/95.

[348] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 51-52

[349] Nisa: 4/57.

[350] Ahzab: 33/53.

[351] Enfal: 8/11.

[352] Müddessir: 74/4.

[353] Araf: 7/82.   

[354] Furkan: 25/48.

[355] Bakara: 2/222.           

[356] Al-i İmran: 3/42.

[357] Tevbe: 9/103

[358] Maide: 5/41.

[359] Baka­ra: 2/125.

[360] Bakara: 2/222.

[361] Tevbe: 9/108.

[362] Maide: 5/6.

[363] Ahzâb: 33/33.

[364] Al-i İmran: 3/55.

[365] Vakıa: 56/79.

[366] Bakara: 2/222.

[367] Tevbe: 9/108 (Tabatabai).

[368] Hicr: 15/40.

[369] Beyyîne: 98/5.

[370] Bakara: 2/94.

[371] Zümer: 39/14.

[372] Yusuf: 12/80.       

[373] Sâd: 38/46.

[374] Nisa: 4/146.

[375] Yusuf: 12/54:

[376] Zümer: 39/3.

[377] Nahl: 16/66.

[378] Bakara: 2/139.

[379] Meryem: 19/51. (Tabatabaî).

[380] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 52-54.

[381] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 54-55.

[382] Bakara: 2/168.

[383] Talak: 65/5.

[384] Zariyat: 5/56.

[385] İsra: 17/71.

[386] Furkan: 25/49.

[387] Meryem: 19/26.

[388] Şura: 42/51.

[389] İsra: 17/93.

[390] Mü'minun: 23/47.

[391] Al-i İmran: 3/32

[392] Ahzab: 33/36.

[393] Ba­kara: 2/253.

[394] İs­ra: 17/15.

[395] Maide: 5/32.

[396] Hadid: 57/19.

[397] İbrahim: 14/10.

[398] Mü'min: 40/78.

[399] Mücadele: 58/21.

[400] Teğabun: 64/12.

[401] Mü'min: 40/5.

[402] Bakara: 2/108.

[403] Ahzâb: 33/66.

[404] Mü'minun:23/ 44.

[405] Maide: 5/111.

[406] Taha: 20/47.

[407] Ali İmran: 3/194.

[408] Mü'min: 40/50.

[409] Saffât: 37/181-18.

[410] Yasin: 36/52

[411] A’raf: 7/75.

[412] R'ad: 13/43.

[413] Mürselat: 77/1-2.

[414] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 55-59.

[415] Tâhâ: 20/131.

[416] Mü'min: 40/13.

[417] İsra: 17/70.

[418] Maide: 5/88.

[419] Tâ'hâ: 20/81.

[420] Sebe: 34/39.

[421] Sebe: 34/24.

[422] En'am: 6/140.

[423] Bakara: 2/212.

[424] Mülk: 67/15.

[425] Nisa: 4/5.

[426] Al-i İmran: 3/169.

[427] Zâriyat: 5/22.

[428] Nahl: 16/71.

[429] Nahl: 16/75.

[430] Hûd: 11/88.

[431] Al-i İmran: 3/27.

[432] Tâhâ: 20/132.

[433] En'am: 6/151.

[434] İsra: 17/31.

[435] Hacc: 22/58.

[436] Talak: 65/2-3.

[437] Bakara: 2/126.

[438] Maide: 5/114.

[439] İbrahim: 14/37.

[440] Ba­kara: 2/25.

[441] Yûsuf: 12/37.

[442] Sâd: 38/54.

[443] Bakara. 2/233.

[444] Zâriyat: 5/58.

[445] Nahl: 16/112.

[446] Zariyat: 5/19.

[447] Bakara: 2/188.

[448] Kehf: 18/46.

[449] Nûh: 71/12.

[450] Hümeze: 104/2.

[451] Leyl: 92/11.

[452] Tevbe. 9/69.

[453] Fetih: 48/11.

[454] Hakka: 69/28.

[455] İsrâ: 17/70.                                        

[456] Araf: 7/150.

[457] İsrâ: 17/6.

[458] Sâffat: 37/153.

[459] Lokman: 31/17.

[460] Mü'min: 40/25.

[461] İbrahim: 14/6.

[462] Bakara: 2/146.

[463] Kehf: 18/46.

[464] Meâric: 70/11

[465] Yusuf: 12/67.

[466] Yusuf: 12/81.        

[467] Enbiya: 21/91.

[468] Hûd: 11/45.

[469] Maide: 5/27.

[470] Yunus: 10/90.

[471] Bakara: 2/246.

[472] Nisa: 4/23.

[473] Al-i İmran: 3/61.

[474] Tahrim: 66/12.

[475] Kasas: 28/27.

[476] Nisa: 4/23. (Tabatabaî).

[477] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 59-65.

[478] Nisa: 4/163.

[479] A’raf: 7/160

[480] Sad: 38/14.

[481] Tevbe: 9/34.

[482] Maide: 5/82.

[483] Tevbe: 9/30.

[484] Hadid: 57/27.

[485] Maide: 5/82.

[486] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 65-66.

[487] Furkan: 25/1.

[488] Enfal: 8/29,

[489] A’raf: 7/27.

[490] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 66-67.

[491] En’­am: 6/75.

[492] A’raf: 7/185.

[493] Mü'minun: 23/88.

[494] Yasin: 36/83.

[495] Bakara: 2/87.

[496] Bakara: 2/253.

[497] Mâide: 5/110.

[498] Nahl: 16/102.

[499] Al-i İmran: 3/144.

[500] Ahzab: 33/40.

[501] Muhammed: 47/2.

[502] Fetih: 48/29.

[503] Ahzab: 33/46.

[504] Nebe: 78/13.

[505] Nuh: 71/16.

[506] Furkan: 25/61.

[507] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 67-68.

[508] Hacc: 22/77.

[509] Mâide: 5/55.

[510] Bakara: 2/43.

[511] Hacc: 22/26.

[512] Mürselat: 77/48.

[513] Al-i İmran: 3/43.

[514] Sâd: 38/24.

[515] Fetih: 48/29.

[516] Bakara: 2/196.

[517] Al-i İmran: 3/97.

[518] Tevbe: 9/19.

[519] Bakara: 2/158.

[520] Kasas: 28/27.

[521] R'ad: 13/28.

[522] Fecr: 89/27.

[523] Hac: 22/11.

[524] Nisa: 4/103.

[525] Yunus: 10/7.

[526] Ba­kara: 2/260.

[527] Nahl: 16/106.

[528] İsra: 17/95.

[529] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 68-71.

[530] İnsan: 76/23.

[531] Yusuf: 12/2.

[532] Nahl: 16/2

[533] Kıyamet: 75/17.

[534] Kıyamet: 75/18.

[535] Nisa: 4/163.

[536] Yunus: 10/15.

[537] En'am: 6/19

[538] Yazar şu ayet-i kerimeye işaret etmektedir: "Allah'a karşı yalan uyduran­dan, ya da kendisine bir şey vahyedilmemişken "bana da vahyolundu" (ûhiye) diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği gibi indireceğim" diyenden daha zâlim kim olabilir?" (En'am: 6/93. Burada, kendisine vahiy gelmediği halde vahiy gel­diğini iddia eden yalancıdan bahsedilmektedir. (Tabatabaî).

[539] Enbiya: 21/25.

[540] İsrâ: 17/39.

[541] Bu dört kısım şunlardan ibarettir: "Rabb'in bal arısına vahyetti (evhâ)." (Nahl: 16/68), "İşte o gün (yer), haberlerini söyler; çünkü Rabb'in ona (yer'e) vahyetmiştir (evhâ), (Zelzele: 5). "Böylece onları, iki günde yedi gök yaptı ve her göğe emrini vahyetti (evhâ), (Fussilet: 41/12), "(Zekeriyya), mabedden kavminin kar­şısına çıkıp onlara: 'Sabah akşam (Rabbinizi) teşbih edin’ diye vahyetti (evhâ).” (Meryem: 19/11).

[542] Şûra: 42/3.

[543] Şu ayet-i kerimeye işaret edilmektedir: “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler vahyederler (yuhi). (En’am: 6/112).

[544] Al-i İmran: 3/44.

[545] Enbi­ya: 21/45.

[546] Hûd: 11/37.

[547] Maide: 5/111.

[548] Hûd: 11/49.

[549] Şûra: 42/51.

[550] Şûra: 42/51.

[551] Tâhâ: 20/114.

[552] Al-i İmran: 3/19.

[553] A’raf: 7/126.

[554] Bakara: 2/136.

[555] Nisa: 4/125.

[556] Al-i İmran: 3/20.

[557] Neml: 27/44.

[558] Al-i İmran: 3/67.

[559] Ahzab: 33/35.

[560] Zümer: 39/54.

[561] Hucurat: 149/4.

[562] Mü'min: 40/66.

[563] Nahl: 16/81.

[564] En'am: 6/71

[565] Lokman: 31/22

[566] Fetih: 48/16.

[567] Bakara: 2/31.

[568] Hucurat: 49/17.

[569] Tevbe: 9/74.

[570] Ba­kara: 2/128.

[571] Bakara: 2/128.

[572] Gaşiye: 88/8.

[573] Zümer: 39/67.

[574] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 71-77.

[575] A'raf: 7/93.

[576] En'am: 6/124.

[577] A'raf: 7/79.

[578] Cin: 72/23.

[579] A'raf: 7/144.

[580] Nur: 24/1.

[581] Hud: 11/13.

[582] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 77-78.

[583] Al-i İmran: 3/176.

[584] Tevbe: 9/97.

[585] Hucurat: 49/11.

[586] Tevbe. 9/124.

[587] Tur: 52/21.

[588] Tahâ: 20/5.

[589] Şuâra: 42/217.

[590] Nisa: 4/17.

[591] Tevbe: 9/128.

[592] İnfitar: 82/14.

[593] Mutaffifin: 83/18.

[594] Müzzemmil: 73/20.

[595] Müzzemmil: 73/20.

[596] Bakara: 2/196.

[597] Bakara: 2/196.

[598] İsrâ: 17/28.

[599] Ba­kara: 2/29.

[600] İsra: 17/44.

[601] Mü'minûn: 23/86.

[602] Fussilet: 41/12.

[603] Talâk: 65/12.

[604] Mülk: 67/3.

[605] Nûh: 71/15.

[606] A’raf: 7/54.    

[607] Yunus: 10/3.

[608] Hûd: 11/7

[609] Furkan: 25/59.

[610] Secde: 32/4.

[611] Kaf: 50/38.

[612] Hadid: 57/4.

[613] Kehf: 18/48.

[614] Gaşiye: 88/15.

[615] Hicr: 15/87.

[616] Bakara: 2/261.

[617] Lokman: 31/27.

[618] Hicr: 15/44.

[619] Müddessir: 74/30.

[620] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 78-83.

[621] Tâhâ: 20/116.

[622] Nas: 114/1.

[623] Mü­min: 40/56.

[624] Eûzü {sığınırım) lafzı Kur'an-ı Kerim'de yalnızca iblisten Allah'a sığın­mak anlamına gelmemekledir. Mesela, şu ayetlerde olduğu gibi: "(Nuh) dedi ki: ‘Rabb'im, bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım'." (Hûd: 11/47), "(Meryem) dedi ki: 'Ben senden, çok esirgeyici (Allah'a) sığınırım.’” (Meryem: 19/18), " 'Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım.' dedi. (Bakara: 2/67). (Tabatabaî).AbdurrezzakNevfel,Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 85.

[625] Bakara: 2/102.

[626] Mâide: 5/110.

[627] Tâhâ: 20/69.

[628] A'raf: 7/120.

[629] Furkan: 25/8.

[630] Şuara: 26/153.

[631] A'raf: 7/116.

[632] A'raf: 7/132.

[633] Mü'minun: 23/89.

[634] Tâhâ: 20/57.

[635] Şuara: 26/35.

[636] Tâhâ: 20/63.

[637] Tâhâ: 20/66.

[638] Kasas: 28/48.

[639] Tâhâ: 20/63.

[640] Yunus: 10/77.

[641] Şuara: 26/37.

[642] Hicr: 15/15.

[643] Bakara: 2/191.

[644] En'am: 6/53.

[645] Zâriyat: 5/13.

[646] Tâhâ: 20/131.

[647] Sâd: 38/24.

[648] Hadid: 57/14.

[649] Buruc: 85/10.

[650] Tevbe: 9/49.

[651] Nisa: 4/101.

[652] A’raf: 7/27.

[653] Yunus: 10/83.

[654] Maide: 5/49.

[655] İsra: 17/73.

[656] Tâhâ: 20/90.

[657] Nahl: 16/110.

[658] Neml: 27/47.

[659] Saffat: 37/162.

[660] Kalem: 68/6.

[661] A’raf: 7/155:

[662] Zariyat: 5/14.

[663] Maide: 5/41.

[664] Enam: 6/23.

[665] Tâhâ: 20/40.

[666] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 86-89.

[667] Şûra: 42/30.

[668] Zümer: 39/51.

[669] Teğabûn: 64/11.

[670] Nisa: 4/78.

[671] Tevbe: 9/90.

[672] Zümer: 39/51.

[673] Al-i İmran: 3/153.

[674] Ra'd: 13/31.

[675] Bakara: 2/266.

[676] Maide: 5/106.

[677] Nisa: 4/79.

[678] Nisa: 4/62.

[679] Bakara: 2/266.

[680] Tevbe: 9/52.

[681] Tevbe: 9/50.

[682] Al-i İmran: 3/117.

[683] Al-i İmran: 3/110.

[684] Hacc: 2211.

[685] Al-i İmran: 3/165.

[686] A’raf: 7/100.

[687] A’raf: 7/156.

[688] Fetih:. 48/25.

[689] Maide: 5/52.

[690] Enfal: 8/25.

[691] Hucurat: 49/6.

[692] Yu­suf: 12/56.

[693] Mü'min: 40/28.

[694] Bakara: 2/265.

[695] Hûd: 11/81.

[696] Tevbe: 9/51.

[697] Maide: 5/89.

[698] A’raf: 7/58.

[699] Zümer: 39/66.

[700] İbrahim: 14/5.

[701] Sebe: 34/15.

[702] Ahkaf: 46/15.

[703] Neml: 27/40.

[704] İnsan: 76/3.

[705] İn­san: 76/9.

[706] Lokman: 31/14.

[707] İbrahim: 14/7.

[708] Kamer: 54/35.

[709] İsrâ: 17/19.

[710] Zümer: 39/7.

[711] Sebe: 34/13.

[712] Bakara: 2/158.

[713] Enbiyâ: 21/80.

[714] İsra: 17/3.

[715] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 89-94.

[716] Şura: 42/38.

[717] Furkan: 25/67.

[718] Ba­kara: 2/254.

[719] Al-i İmran: 3/92.

[720] Talâk: 65/7.

[721] Sebe: 34/39.

[722] Hadid: 57/10.

[723] Bakara: 2/272.

[724] Enfal: 8/36.

[725] Tevbe: 9/121.

[726] Enfal: 8/63.

[727] İbrahim: 14/31.

[728] Tevbe: 9/54.

[729] İsra: 17/100.

[730] Al-i İmran: 3/17.

[731] Tev­be: 9/58.

[732] Tevbe: 9/21.

[733] Tâhâ: 20/109.

[734] Leyl: 92/21.

[735] Bakara: 2/207.

[736] Gâşiye: 88/9.

[737] Duhâ: 93/5.

[738] Nur: 24/55.

[739] Fetih: 48/29.

[740] Ahkaf: 46/15.

[741] Tevbe: 9/96.

[742] Ni­sa: 4/

[743] Mâide: 5/16.

[744] Tev­be: 9/38.

[745] Maide: 5/3.

[746] Bakara: 2/144.

[747] Bakara: 2/282.

[748] Tevbe: 9/24.

[749] Zümer: 39/7.

[750] Hacc: 22/59.

[751] En'am: 6/113.

[752] Ahzab: 33/51.

[753] Tevbe: 9/62.

[754] Tevbe: 9/8.

[755] Tevbe: 9/62.

[756] Bakara: 2/232.

[757] Nisa: 4/24.

[758] Meryem: 19/6.

[759] Meryem: 19/55.

[760] Fecr: 89/28.

[761] Mümtehine: 60/1.

[762] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 94-99.

[763] Al-i İmran: 3/180.

[764] Muhammed: 47/38.

[765] Al-i İmran: 3/180.

[766] Nisa: 4/37.

[767] Leyl: 92/8.

[768] Muhammed: 47/37.

[769] Enfal: 8/36.

[770] Fâtır: 35/8.

[771] Enbiya: 21/19.

[772] Zümer: 39/56.

[773] Enam: 6/31.

[774] İsra: 17/29.

[775] Mülk: 67/4.

[776] A’raf: 7/56.

[777] Mearic: 70/38.

[778] Maide: 5/84.

[779] Şuara: 26/82.

[780] Bakara: 2/75.

[781] A'raf: 7/46.

[782] En'am: 6/49.

[783] Ankebut: 29/49.

[784] Hud: 11/59.

[785] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 99-102.

[786] Şuara: 21/151.

[787] A’raf: 7/81.

[788] Mü'min: 40/28.

[789] A’raf: 7/31.

[790] Tâhâ: 20/127.

[791] Zümer: 39/53.

[792] İsra: 17/33.

[793] Nisa: 4/6.

[794] Al-i İmran: 3/147.

[795] Mü'min: 40/17.

[796] Al-i İmran: 3/176.

[797] Mearic: 70/43.

[798] En'am: 6/62.

[799] Mü'minun: 23/56.

[800] Al-i İmran 3/133.

[801] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 102-104

[802] Hud: 11/96.

[803] İsra: 17/33.

[804] Nahl: 16/100

[805] Hakka: 69/29.

[806] Nisa: 4/138.

[807] Tevbe: 9/64.

[808] Tevbe: 9/67.

[809] Tevbe: 9/97.

[810] Haşr: 59/11.

[811] Tevbe: 9/101.

[812] Bakara: 2/49.

[813] Mülk: 67/2.

[814] A’raf: 7/168.

[815] Muhammed: 47/31.

[816] Fecr: 89/16.

[817] Kalem: 68/17.               

[818] Yunus: 10.

[819] Muhammed: 47/31.

[820] Enbiya: 21/35.

[821] A'raf: 7/163.

[822] Kehf: 18/7.

[823] Muharamed: 47/4.

[824] Nahl: 16/92.

[825] Maide: 5/94.

[826] Neml: 27/40.

[827] Tâlak: 65/9.

[828] Al-i İmran: 3/186.

[829] Enfal: 8/17.

[830] Bakara: 2/124.

[831] İnsan: 76/2.

[832] Al-i İmran: 3/154.

[833] Al-i İmran: 3/152.

[834] Nisa: 4/6.

[835] Ahzab: 33/11.

[836] Ba­kara: 2/249.

[837] Mu'minün: 23/30.                                                                       

[838] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 104-106.

[839] İbrahim: 14/13.

[840] Kasas: 28/19.

[841] Şuara: 26/130.

[842] Zümer: 39/4.

[843] En'am: 6/18.

[844] Duhâ: 93/9.

[845] A'raf: 7/127.

[846] A'raf: 7/77.

[847] Meryem: 19/69.

[848] Talak: 65/8.

[849] Mülk: 67/21.

[850] Furkan: 25/21.

[851] Hakka: 69/6.

[852] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 106-107.

[853] Yunus: 10/2.

[854] Tevbe: 9/55.   

[855] Araf: 7/63.

[856] Kaf: 50/2.

[857] Tevbe: 9/25.

[858] Maide: 5/100.

[859] Kaf: 50/2.

[860] Saffât: 37/12.

[861] Necm: 53/59.

[862] Hûd: 11/73.

[863] Hadid: 57/20.

[864] Bakara: 2/221.

[865] Fetih: 48/29.

[866] Bakara: 2/204.

[867] Sâd: 38/5.

[868] Ra'd: 13/5.

[869] En'am: 6/112.

[870] Hadid: 57/20.

[871] Hadid: 57/14.

[872] A’raf: 7/51.

[873] Hadid: 57/14.

[874] Lokman: 31/33.

[875] Fâtır: 35/5.

[876] Enfal: 8/49.

[877] İnfitar:82/ 6.

[878] Hadid: 57/14.

[879] Al-i İmran: 3/24.

[880] Mü'min: 40/4.

[881] Al-i İmran: 3/196.

[882] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 108-110.

[883] Enfal: 8/58.

[884] Enfal: 8/27.

[885] Mü'min: 40/19.

[886] Yusuf: 12/52

[887] Bakara: 2/187.

[888] Nisa: 4/107.

[889] Enfal: 8/58.

[890] Hacc: 22/38.

[891] Nisa: 4/107.

[892] Tahrim: 66/10.

[893] Enfal: 8/71.

[894] Maide: 5/100.

[895] İbrahim: 14/26.

[896] Enbiya: 21/74.

[897] A’raf: 7/58.

[898] Nur: 24/26.

[899] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 111-112.

[900] Ba­kara: 2/19.

[901] Bakara: 2/254.

[902] Mutaffifin: 83/36.

[903] Abese: 80/42.

[904] Al-i İmran: 3/10.

[905] Tebbet: 111/3.

[906] Enfal: 8/59.

[907] Enbiya: 21/68.

[908] Bakara: 2/266.

[909] Tâhâ: 20/97.

[910] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 112-114.

[911] Şu­ara: 26/20.

[912] Al-i İm­ran: 3/90.

[913] Zümer: 39/37.

[914] Duha: 93/7.

[915] Kehf: 18/51.

[916] Rum: 30/52.

[917] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 114.

[918] Zümer: 39/12.

[919] Zümer: 39/12.

[920] Al-i İmran: 3/52.

[921] Al-i İmran: 3/67.

[922] Tahrim: 66/5.

[923] Baka­ra: 2/128.

[924] Ankebut: 29/69.

[925] Nahl: 16/38.

[926] Hacc: 22/78.

[927] Nisa: 4/95.

[928] Tevbe: 9/19.

[929] Ankebut: 29/8.

[930] Tevbe: 9/81.

[931] Tevbe: 9/73.    

[932] Mümtehine: 60/1.

[933] Saff: 61/11.

[934] Ankebut: 29/6.

[935] Mâide: 5/54.

[936] Furkan: 25/52.

[937] Tevbe: 9/79.

[938] Tevbe: 9/24.

[939] Hacc: 22/78.

[940] Nisa: 4/95.

[941] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 114-117.

[942] Al-i İmran: 3/19.

[943] Maide: 5/77.

[944] Nur: 24/55.

[945] Al-i İmran: 3/85.

[946] Bakara: 2/217.

[947] Zümer: 39/14.

[948] Kafirûn: 109/6.

[949] Bakara: 2/150.

[950] Furkan: 25/64.

[951] Hicr: 15/98.

[952] Necm: 53/62.

[953] Nisa: 4/102.

[954] Cin: 72/18.

[955] Al-i İmran: 3/113.

[956] Nahl: 16/49.

[957] Hicr: 15/30.

[958] İsra: 17/61.

[959] A’raf: 7/12.

[960] Alâk: 96/19.

[961] Bundan önce Kur'an'da 4 defa geçen es'sücûd ıstılahından bahsedilmiş­tir. Bu kelime, söz konusu dörtlü ayette mastar (yani secde etmek) anlamında kul­lanılmıştır. Buradaki es-silcûd ile arasında ihtilaf vardır. Çünkü son ıstılah şed­din çoğulu olup, ismi fail (yani secde edenler) olarak gelmiştir. (M.H. Tabatabai).

[962] Hacc: 22/26.

[963] Kehf: 18/21.

[964] Fussilet: 41/37.

[965] Furkan: 25/60.

[966] Rahman: 55/6.

[967] Neml: 27/25.

[968] Al-i İmran: 3/43.

[969] Zümer: 39/9.

[970] Tevbe: 9/112. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 117-121.

[971] Meryem: 19/58.

[972] Beyyine: 98/2.

[973] Ahzab: 33/34.

[974] Ankebut: 29/48.

[975] Zümer: 39/71.

[976] Al-i İmran: 3/108.

[977] Neml: 27/92.

[978] Yunus: 10/16.

[979] Bakara: 2/44.

[980] Kasas: 28/3.

[981] Al-i İmran: 3/58.

[982] Bakara: 2/121.

[983] Hud: 11/17.

[984] Al-i İmran: 3/93.

[985] Enfal: 8/2.

[986] Saffat: 37/3.

[987] Bakara: 2/121.

[988] Kehf: 18/46. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 121-123.

[989] İbrahim: 14/40.

[990] Bakara: 2/125.

[991] Saffat: 37/76.

[992] A'raf: 7/72.

[993] Fussilet: 41/18.

[994] Şuara: 26/169.

[995] Neml: 27/53.

[996] A’raf: 7/141.

[997] Mü'minun: 23/28.

[998] Ankebut: 29/65.

[999] Hud: 11/58.

[1000] Yu­nus: 10/103.

[1001] En'am: 6/64.

[1002] Bu kelime necvâ (sır söylemek) mastarından gelmektedir ve necat (kur­tuluş) mastanyla ihtilaflıdır. (M.H. Tebatabai).

[1003] Yusuf: 12/80.

[1004] Yusuf: 12/45.                     

[1005] Kasas: 28/25.

[1006] İsra: 17/67.

[1007] Tâhâ: 20/40.

[1008] Bakara: 2/49.

[1009] Saffât: 37/115.

[1010] Yunus: 10/92.

[1011] Ankebut: 29/22.

[1012] Zümer: 39/61.

[1013] Yunus: 10/86.

[1014] Yusuf: 12/110.

[1015] En'am: 6/63.

[1016] İbrahim: 14/6.

[1017] Ankebut: 29/24.

[1018] Yunus: 10/23.

[1019] Yunus: 10/22.

[1020] Enbiya: 21/9.

[1021] Sad: 38/10.

[1022] Yunus: 10/103.

[1023] Enbiya: 21/88.

[1024] Mearic: 70/14

[1025] Yusuf: 12/42.

[1026] Mü'min: 40/41.

[1027] Ankebut: 29/33.

[1028] Hicr: 15/59.

[1029] Al-i İmran: 3/39.

[1030] Kaf: 50/45.

[1031] Yusuf: 12/2.

[1032] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 123-125.

[1033] Nur: 24/56.

[1034] Rahman: 55/78.

[1035] Enbiya: 21/71.

[1036] Enbiya: 21/50.

[1037] Mü'minun: 23/29.

[1038] Duhan: 44/3.

[1039] Hûd: 11/48.

[1040] Fussilet: 41/10.

[1041] Neml: 27/8.

[1042] Hud: 11/73.

[1043] Şunu da belirtmek gerekir ki, Kur'an-ı Kerim'de zekat ıstılahından iki yerde bahsedilmiş ve bu da "Allah yolunda verilmesi gereken belirli mal" anla­mında gelmemiş, bunun tersine "temizlik", anlamına kullanılmıştır. Bu ayetler şunlardır: "İstedik ki Rabb'leri onun yerine kendilerine ondan daha temiz (zekâten), daha merhametli birini versin." (Kehf: 18/81), "Katımızdan bir rahmet ve temizlik (zekâten de korunan oldu." (Meryem: 19/13) (M.H. Tabatabai). Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 126-127.

[1044] Bakara: 2/187.

[1045] Meryem: 19/26.

[1046] Maide: 5/95.

[1047] Bakara: 2/184.

[1048] Bakara: 2/185.

[1049] Ahzab: 33/35.

[1050] Ahzab: 33/35.

[1051] Bakara: 2/45.

[1052] Bakara: 2/250.

[1053] Tâhâ: 20/75.

[1054] Mearic: 70/27.

[1055] Tur: 52/26.

[1056] Mücadele: 58/13.

[1057] Ahzab: 33/72.

[1058] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 127-128.

[1059] Hadid: 57/17.

[1060] Nahl: 16/67.

[1061] Bakara: 2/75.

[1062] Mülk: 67/10.

[1063] Ankebut: 29/43.

[1064] Maide: 5/15.

[1065] Hadid: 57/28.

[1066] Nur: 24/35.

[1067] Bakara: 2/17.

[1068] Hacc: 22/8.

[1069] Ahzab: 33/46.

[1070] Hadid: 57/13.

[1071] Tahrim: 66/8.

[1072] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 129-130.

[1073] Nahl: 16/103.

[1074] Fetih: 48/11.

[1075] Beled: 90/8-9.

[1076] Kıyamet: 75/16.

[1077] Rum: 30/22.

[1078] Tâhâ: 20/27.

[1079] Ahzab: 33/19.

[1080] Al-i İmran: 3/138.

[1081] Nur: 24/17.

[1082] Talâk: 65/2.

[1083] Hûd: 11/46.

[1084] Sebe: 34/46.                

[1085] A'raf: 7/164.

[1086] Lokman: 31/13.

[1087] Nisa: 4/63.

[1088] Nisa: 4/34.

[1089] Mücadele: 58/3.

[1090] Nisa: 4/66.

[1091] Şuara: 26/136.

[1092] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 130-132.

[1093] Maide: 5/16.

[1094] Enbiya: 21/69.

[1095] Nisa: 4/91.

[1096] Enfal: 8/61.

[1097] Bakara: 2/208.

[1098] Zümer: 39/29.

[1099] Ma­ide: 5/5.

[1100] Nur: 24/61.

[1101] A'raf: 7/58.

[1102] Maide: 5/88.

[1103] Nahl: 16/32.

[1104] Nisa: 4/3.

[1105] Zümer: 39/73.

[1106] Nisa: 4/4.

[1107] Ra'd: 7/29.

[1108] Nur: 24/26.

[1109] Ahkaf: 46/20. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 132-134.

[1110] Maide: 5/64.

[1111] Tevbe: 9/107.

[1112] Ma­ide: 5/33.

[1113] Enfal: 8/67.

[1114] A’hzab: 7/26.

[1115] İnsan: 76/28.

[1116] İnsan: 76/8.

[1117] Bakara: 2/85. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 134-135

[1118] Şura: 42/17.

[1119] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 135-136.

[1120] Bakara: 2/30.

[1121] A'raf: 7/172.

[1122] Bakara: 2/250.

[1123] A'raf: 7/43.

[1124] Cin: 72/1.

[1125] Al-i İmran: 3/154.

[1126] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 137.

[1127] Ahzab: 33/6.

[1128] Zümer: 39/69.

[1129] Meryem: 19/54.

[1130] Bakara: 2/91.

[1131] Hadid: 57/26.

[1132] Bakara: 2/136.

[1133] Bakara: 2/247.

[1134] Fe­tih: 48/23.

[1135] Nisa: 4/26.

[1136] İsra: 17/77.

[1137] Hud: 11/1.

[1138] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 137-139.

[1139] E’nam: 6/154.

[1140] E’nam: 6/157.

[1141] A’raf: 7/52.

[1142] A’raf: 7/154.

[1143] A’raf: 7/203.

[1144] Yunus: 10/57.

[1145] Yusuf: 12/111.

[1146] Nahl: 16/64.

[1147] Nahl: 16/89.

[1148] Neml: 27/77.

[1149] Kasas: 28/43.

[1150] Lokman: 31/3.

[1151] Câsiye: 88/20.

[1152] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 141-142.

[1153] Bakara: 2/190.

[1154] Al-i İmran: 3/92.

[1155] İnsan: 76/27.

[1156] Âdiyat: 100/8.

[1157] Nahl: 16/107.

[1158] Fecr: 89/20.

[1159] Yusuf: 12/33.

[1160] Kasas: 28/56.

[1161] Bakara: 2/177.

[1162] Hucurat: 49/7.

[1163] En'am: 6/76.

[1164] Bakara: 2/216.

[1165] Saff: 61/13.

[1166] Al-i İmran: 3/119.

[1167] Al-i İmran: 3/31.

[1168] Maide: 5/54.

[1169] Al-i İmran: 3/119.

[1170] Maide: 5/54.

[1171] İbrahim: 14/3.

[1172] Maide: 5/18.

[1173] Tâhâ: 20/39.

[1174] Bakara: 2/165.

[1175] Al-i İmran: 3/32.

[1176] Al-i İmran: 3/50.

[1177] Bakara: 2/285.

[1178] Kalem: 68/10.

[1179] A’hzab: 7/71.    

[1180] Fetih: 48/16.

[1181] Tevbe: 9/53.

[1182] Muhammed: 47/21.

[1183] Ankebut: 29/8.

[1184] Mü'min: 40/18.

[1185] Nisa: 4/80.

[1186] Al-i İmran: 3/168.

[1187] Zuhruf: 43/54.

[1188] Mu'minun: 23/34.

[1189] En'am: 6/121.

[1190] Nisa: 4/34.

[1191] Alak: 96/19.

[1192] Nur: 24/54.

[1193] Haşr: 59/11.

[1194] Muhammed: 47/26.

[1195] Hucurat: 49/7.

[1196] Tevbe: 9/71.

[1197] A’hzab: 7/33.

[1198] Fussilet: 41/11.

[1199] Tekvir: 81/21.

[1200] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 142-146.

[1201] Maide: 5/2.

[1202] İnsan: 76/5.

[1203] Meryem: 19/14.

[1204] Bakara: 2/224.

[1205] Mümtehine: 60/8.

[1206] Tûr: 52/28.

[1207] Abese: 80/16.

[1208] Âl-i İmran: 3/195.

[1209] Kehf: 18/46.

[1210] Maide: 5/85.

[1211] Bakara: 2/103.

[1212] Bakara: 2/125.

[1213] Al-i İmran: 3/153.

[1214] Mutaffifin: 83/36.

[1215] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 146-148.

[1216] Al-i İm­ran: 3/43.

[1217] Bakara: 2/238.

[1218] Nisa: 4/34.

[1219] Rum: 30/26.

[1220] A’hzab: 7/31.

[1221] Al-i İmran: 3/43.

[1222] Zümer: 39/9.

[1223] Nahl: 16/120.

[1224] Hacc: 22/77.

[1225] Hacc: 22/26.

[1226] Maide: 5/55.

[1227] Bakara: 2/43.

[1228] Mürselat: 77/48.

[1229] Al-i İmran: 3/43.

[1230] Sâd: 38/24.

[1231] Fetih: 48/29. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 148-150.

[1232] Enbiya: 21/90.

[1233] Ka­lem: 68/32.

[1234] Nisa: 4/127.

[1235] Bakara: 2/130.

[1236] Tevbe: 9/

[1237] İnşirah: 94/8.

[1238] Meryem: 19/46.

[1239] Nahl: 16/51.

[1240] A’raf: 7/154.

[1241] Enfal: 8/60.

[1242] A'raf: 7/116.

[1243] Kasas: 28/32.

[1244] Haşr: 59/13.

[1245] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 150-152.

[1246] Nuh: 71/8-9.

[1247] Nisa: 4/148.

[1248] Bakara: 2/55.

[1249] Tâhâ: 20/7.

[1250] R'ad: 7/10.

[1251] Hucurat: 49/2.

[1252] Mülk: 67/13.

[1253] Nahl: 16/75.

[1254] En'am: 6/3.

[1255] Nuh: 71/8.

[1256] Neml: 27/74.

[1257] İbrahim: 14/31.

[1258] Nahl: 16/19.

[1259] Nuh: 71/9.

[1260] Mümtehine: 60/1.

[1261] İbrahim: 14/38.

[1262] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 152-153.

[1263] Hicr: 15/42.

[1264] A’raf: 7/146.

[1265] Tâhâ: 20/121.

[1266] Hicr: 15/39.

[1267] Sâd: 38/82.

[1268] Şuara: 26/94.

[1269] Kasas: 28/63.

[1270] Saffat: 37/32.

[1271] Hud: 11/34.

[1272] Meryem: 19/59.

[1273] Ka­sas: 28/18.

[1274] Kasas: 28/8.

[1275] Nisa: 4/92.

[1276] Hakka: 69/9.

[1277] Azhab: 33/5.

[1278] Bakara: 2/286.

[1279] İsra: 17/31.

[1280] Hakka: 69/37.

[1281] Bakara: 2/58.

[1282] Tâhâ: 20/73.

[1283] Nisa: 4/112.

[1284] Bakara: 2/81.

[1285] Şuara: 26/82.

[1286] A’raf: 7/161.

[1287] Nuh: 71/25.

[1288] Ankebut: 29/12.

[1289] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 154-156.

[1290] Nisa: 4/22.

[1291] Nahl: 16/90.

[1292] En'am: 6/151.

[1293] Yunus: 10/90.

[1294] Ba­kara: 2/173.

[1295] Şûra: 42/39.

[1296] Mü'minûn: 23/7.

[1297] Yunus: 10/23.

[1298] Şûra: 42/42.

[1299] Şûra: 42/27.

[1300] Nisa: 4/34.

[1301] Sâd: 38/24.

[1302] Hacc: 22/60.

[1303] Yu­nus: 10/23.

[1304] En'am: 6/146.

[1305] Hucurat: 49/9.

[1306] En'am: 6/120.

[1307] Nisa: 4/48.

[1308] Bakara: 2/276.

[1309] Maide: 5/29.

[1310] Bakara: 2/181.

[1311] Bakara: 2/219.

[1312] Bakara: 2/283.

[1313] İnsan: 76/24.

[1314] Maide: 5/106.

[1315] Furkan: 25/68.

[1316] Nisa: 4/107.

[1317] Tür: 52/23.

[1318] Vakıa: 56/25. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 156-159.

[1319] Sebe: 34/13.

[1320] Baka­ra: 2/249.

[1321] Nahl: 16/117.

[1322] Cin: 72/24.

[1323] Nisa: 4/7.

[1324] Enfal: 8/44.

[1325] Şuara: 26/54.

[1326] Bakara: 2/249.

[1327] Al-i İmran: 3/123.

[1328] Neml: 27/73.

[1329] A’raf: 7/17.

[1330] İbrahim: 14/5.

[1331] Sebe: 34/15.

[1332] Ahkâf: 33/15.

[1333] Neml: 27/40

[1334] İnsan: 76/3.

[1335] Kamer: 54/35.

[1336] İbrahim: 14/7.

[1337] Lokman: 31/12.

[1338] İnsan: 76/9.

[1339] İsra: 17/19.

[1340] Zümer: 39/7.

[1341] Sebe: 34/13.

[1342] Bakara: 2/158.

[1343] Enbiya: 21/80.

[1344] İsra: 17/3.

[1345] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 159-162.

[1346] Vakıa: 63-64.

[1347] Bakara:2/ 7.

[1348] Kalem: 68/22.

[1349] Şura: 42/20.

[1350] Vakıa: 56/63.

[1351] Nahl: 16/11.

[1352] Kehf: 18/32.

[1353] Duhan: 44/26.

[1354] Vakıa: 56/64.

[1355] Yu­suf: 12/47.

[1356] Fetih: 48/29.

[1357] Zuhruf: 43/73.

[1358] Mü'minun. 23/19.

[1359] İsra: 17/20.

[1360] Leyl: 92/5.

[1361] Kevser: 108/1.

[1362] Tevbe: 9/29.

[1363] Du­han: 44/5.

[1364] Tevbe: 9/58.

[1365] Tevbe: 9/58.

[1366] Kamer: 54/29.

[1367] Sâd: 38/39. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 162-164.

[1368] Müminûn: 23/20.

[1369] Neml: 27/60.

[1370] Saffat: 37/146.

[1371] Şuara: 26/7.

[1372] En'am: 6/99.

[1373] Nebe: 78/15.

[1374] Bakara: 2/261.

[1375] Bakara: 2/61.

[1376] A’raf: 7/58.

[1377] Mü'minun: 23/20.

[1378] Nuh: 71/17.

[1379] Al-i İmran: 3/37.

[1380] Neml: 27/60.

[1381] Nahl: 16/11.

[1382] İb­rahim: 14/24.

[1383] Rah­man: 55/6.

[1384] Neml: 27/60.

[1385] Vakıa: 56/72.  Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 164-166.

[1386] Nahl: 16/4.

[1387] Mü'minun: 23/12.

[1388] İsra: 17/61.

[1389] Meryem: 19/48.

[1390] Tâhâ: 20/117.

[1391] Leyl: 92/15.

[1392] Hûd: 11/106.

[1393] Tâhâ: 20/123.

[1394] Hûd: 11/105.

[1395] Şems: 91/12.

[1396] Mü'minun: 23/106.  Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 166-167.

[1397] Zümer: 39/9.

[1398] Nahl: 16/78.

[1399] Necm: 53/11.

[1400] Ahkaf: 33/26.

[1401] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 168.

[1402] Hadid: 57/25.

[1403] Müzzemmil: 73/6.

[1404] Cin: 72/8.

[1405] Ahkaf: 33/15.

[1406] İn­san: 76/28.

[1407] Tâhâ: 20/31.

[1408] Tahrim: 66/6.

[1409] Hacc: 225.

[1410] Kasas: 28/35.

[1411] Muhammed: 47/4.

[1412] İbrahim: 14/18.

[1413] Nebe: 78/12.

[1414] Fetih: 48/29.

[1415] Kehf: 18/82.

[1416] Hûd: 11/115.

[1417] Nahl: 16/42.

[1418] Saffât: 37/102.

[1419] A’raf: 7/126.

[1420] Bakara: 2/45.

[1421] A’raf: 7/128.

[1422] Nisa: 4/25.

[1423] İbrahim: 14/5.

[1424] Mer­yem: 19/65.

[1425] Zümer: 39/10.

[1426] Şûra: 42/43.

[1427] Nahl: 16/126.

[1428] İbrahim: 14/21.

[1429] Sâd: 38/44.

[1430] Kehf: 18/68.

[1431] Furkan: 25/20.

[1432] Bakara: 2/61.

[1433] İbrahim: 14/12.

[1434] Yusuf: 12/90.

[1435] Fussılet: 41/24.

[1436] Bakara: 2/175.

[1437] Nahl: 16/127.

[1438] Enfal: 8/66.

[1439] Ahzab: 33/35.

[1440] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 168-172.

[1441] Kehf: 18/88.

[1442] En'am: 6/84.

[1443] Necm: 53/31.

[1444] Sâffât: 37/39.

[1445] Zümer: 39/35.

[1446] A’raf: 7/147.

[1447] Al-i İmran: 3/136.

[1448] Mü'min: 40/17.

[1449] Yusuf: 12/75.

[1450] Nahl: 16/97.

[1451] Mü'min:40/ 40.

[1452] En'am: 6/146.

[1453] Bakara: 2/48.

[1454] İnsan: 76/12.

[1455] Mü'minün: 23/111.

[1456] Nahl: 16/96.

[1457] Enbiya: 21/29.

[1458] Kasas: 28/25.

[1459] Nisa: 4/123.

[1460] Necm: 53/41.

[1461] Sebe: 34/17.

[1462] Lokman: 31/33.

[1463] İsra: 17/63.

[1464] Nisa: 4/25.

[1465] Tâhâ: 20/73.

[1466] Ra'd: 7/6.

[1467] Nisa: 4/129.

[1468] Nûh: 71/28.

[1469] Muhammed: 47/19.

[1470] Hûd: 11/52.

[1471] Maide: 5/119.

[1472] Zariyât:  5/18.

[1473] Mümin. 40/42.

[1474] Şûra: 42/43.

[1475] Tevbe: 9/80.

[1476] Bakara: 2/58.

[1477] Enfal: 8/38.

[1478] Nisa: 4/64.

[1479] Al-i İmran: 3/135.

[1480] Meryem: 19/47.

[1481] Münafıkûn: 63/5.

[1482] Tevbe: 9/113.

[1483] Fussilet: 41/6.

[1484] Sâd: 38/25.

[1485] Teğâbun: 64/14.

[1486] Câsiye: 45/14.

[1487] Şûra: 42/37.

[1488] Münafıkûn: 63/6.

[1489] Mümtehine: 60/4.

[1490] Neml: 27/46.

[1491] Maide: 5/74.

[1492] Yusuf: 12/29.

[1493] Mü'min: 40/3.

[1494] A’raf: 7/155.

[1495] Nuh: 71/10.

[1496] Bakara: 2/285.

[1497] Tevbe: 9/114.

[1498] Al-i İmran: 3/17.

[1499] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 172-178.

[1500] Kâf: 50/43.

[1501] Nisa: 4/97.

[1502] İbrahim: 14/30.

[1503] Teğabün: 64/9.

[1504] Bakara: 2/4.

[1505] Hicr: 15/99.

[1506] Zâriyat: 5/20.

[1507] Ra'd: 7/2.

[1508] Neml: 27/14.

[1509] Müddesir: 74/31.

[1510] Nisa: 4/157.

[1511] Secde: 32/12.

[1512] Casiye: 45/32.  Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 178-179.

[1513] Nisa: 4/174.

[1514] Bakara: 2/251.

[1515] Bakara: 2/219.

[1516] Fussilet: 41/53.

[1517] Yasin: 36/37.

[1518] Al-i İmran: 3/103.

[1519] Bakara: 2/41.

[1520] Bakara: 2/129.

[1521] Meryem: 19/10.

[1522] İsra: 17/12.

[1523] En­biya: 21/32  Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 180-181.

[1524] Hacc: 22/12.

[1525] Necm: 53/2.

[1526] Mü'min: 40/74.

[1527] En'am: 6/140.

[1528] Şûra: 42/46.

[1529] Furkan: 25/34.

[1530] Saffat: 37/69.

[1531] Meryem: 19/75.

[1532] En'am: 6/117.

[1533] Rum: 30/29.

[1534] Nuh: 71/24.

[1535] Kalem: 68/26.

[1536] İbrahim: 14/30.

[1537] Al-i İmran: 3/69.

[1538] En'am: 6/56.

[1539] Nisa: 4/176.

[1540] Nuh: 71/24.

[1541] En'am: 6/125.

[1542] En'am: 6/116.

[1543] Kasas: 15.

[1544] Rum: 30/53.

[1545] Ahzâb: 33/67.

[1546] Secde: 32/10

[1547] Sebe: 34/50

[1548] Bakara: 2/28

[1549] Sad: 38/26

[1550] Fussilet: 41/29

[1551] Furkan: 25/17

[1552] İbrahim: 14/36

[1553] Şuara: 26/99

[1554] Furkan: 25/29

[1555] Casiye: 45/23

[1556] Tâhâ: 20/85

[1557] Nisa:4/119

[1558] A'raf: 7/155

[1559] Sad: 38/26

[1560] En'am: 6/39

[1561] Furkun: 25/42

[1562] Nisa: 4/60

[1563] Al-i İmran: 3/69

[1564] Nahl: 16/25

[1565] Tevbe: 9/37

[1566] Duha: 93/7

[1567] Fil: 105/2

[1568] Kehf: 18/51

[1569] Yusuf: 12/95

[1570] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 181-184.

[1571] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 184.

[1572] Neml: 27/6.

[1573] Yusuf: 12/2.

[1574] Maide: 5/15.

[1575] Nisa: 4/174.

[1576] Bakara: 2/231.

[1577] Vakıa: 56/80.

[1578] Tâhâ: 20/4.

[1579] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 184-185.

[1580] Ankebut: 29/49.

[1581] Talâk: 65/11.

[1582] Al-i İmran: 3/138.

[1583] Fussilet: 41/44.

[1584] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 185-186.

[1585] Câsiye: 45/18.

[1586] Şûra: 42/13.

[1587] Şûra: 42/21.

[1588] Mâide: 5/48.

[1589] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 186.

[1590] Tevbe: 9/36.

[1591] Kadr: 3101/.

[1592] Ahkaf: 146/5.

[1593] Maide: 5/5.

[1594] Bakara: 2/281.

[1595] Bakara: 2/203.

[1596] Sebe: 34/18.

[1597] Bakara: 2/203.

[1598] Ahzab: 33/35.

[1599] Bakara: 2/23-24.

[1600] Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 187-190

[1601] Neml: 27/59. Abdurrezzak Nevfel, Kur’an’da Ölçü ve Ahenk, İnkilap Yayınları, İstanbul, 1988: 190.