Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - Lugatce - Index Web

LÜGATÇE

 

Acz-i mütezâyid: Gittikçe artan beceriksizlik.

Âdât: Âdetler, alışkanlıklar.

Adl-i İlâhi: Allah'ın adaleti.

Adüvv-i can: Can düşmanı.

Ağnîyâ: Zenginler.

Âguş: Kucak. ağyar: yabancılar, eller. ahad: bir, tek.

Ahâdis-i Nebeviyye: Peygamber Efendimizin sözleri.

Ahâdis-i sahîha: Peygamber Efendimize ait olduğundan şüphe edil­meyen hadîsler.

Âh-i medîd: Uzun bir âh.

Ahkâm: Hükümler, emirler.

Ahlâf: Birinin yerine geçenler, halefler.

Ahlâk-i milliye: Millî ahlâk.

Ahlâk-i seniyye: Yüce ahlâk.

Ahz ü i'tâ: Alışveriş.

Akabinde: Arkası sıra.

Akdetmek: Düğümlemek.

Akvâm-i îbtidâî: İbtidâî kavimler.

Akvâm-i İslamiyye: Müslüman milletler.

Alâyiş: Gösteriş, debdebe.

Alem-i bâkî-i vecd: İçten duyulan aşkın ebedî âlemi. 120

Âlem-i bedevât: Bedeviler, göçebeler diyârı.

Âlem-i ervah: Ruhlar âlemi, öteki dünya.

Âlem-i hilkat: Yaratılmış olanlar.

Âlem-i îslâm: İslâm dünyası.

Â'mâk: Derinlikler.

A'mâk-i mekâbir; Mezarların derinlikleri.

A'mâl: İşler.

An'anât: An'aneler, gelenekler.

Ârâz-ı müdâvât: Hastalıklara çare arama.

Ârîyyet: Ödünç, iğreti.

Arz-ı istihkak: Hakkını isteme.

Arz-i şükran: Minnettarlığını bildirme.

Asâr: Eserler.

Asâr-ı kadîme: Eski eserler.

Asr-ı saadet: Peygamber Efendimizin devri,

Ösûdo: Rahat, huzurlu.

Aşiyân: Yuva, ev.

âşiyân-ı kühen: Köhne, eski yuva.

Ata: İhsan, bağış

Atâlet: Tembellik.

Ateş-Zebân: Çok dokunaklı gür veya söz söyliyen.

Atife: Kargılık beklemeden gösterilen muhabbet.

Atıl: Tembel.

Atî: İstikbâl, gelecek.

Valim: Alemler.

Avam: Halk.

Ayât-i bülend: Yüce âyetler.

A*zâm: Daha büyük.

Azîm: Ulu, yüce.

 

— B —

 

Bâb: Bölüm.

Bad-i nekbet: Felâket rüzgârı.

Bâdî: Sebep.

Baliğ: Bulûğa eren, reşîd.

Basiret: İleriyi görme, seziş.                                            ı

Bâzîce: Oyun, eğlence.

Bedâyi': Eşi ve benzeri olmayan güzel şeyler.

Bedâyî-i rebî: Baharın güzellikleri.

Bedîâ: Beğenilen, takdir edilen güzel şey.

Bedr: Hz. Muhammed'in puta tapanlarla yaptığı savaş.

Behîmî: Hayvânî, hayvanlık.

Beka: Devam, bakî olma.

Beliğ: Düzgün, güzel söz veya eser.

Benan-ı rikkat: İnce, zarif parmaklar.

Bend: Suyun Önüne çekilen sed.

Er-hayat: Sağ.

Ber-mütad: Adet olduğu üzere.

Berterîn: Meziyetli, değerli.

Beşaret: Müjde.

Bîdâr: Uyanık.

Bid'at: Peygamber Efendimizden sonra dîne yapılan ilâveler.

Bidayet: Başlangıç.

Bîgâne: İlgisiz, yabancı.

Bî-günah: Günahsız.

Bîkes: Kimsesiz, yamız.

Bu*d-i ımıtlak: Tek uzaklık.

Buğz: Kin, düşmanlık.

Butlan: Bâtıllık.

Bürâdet: Soğukluk.

 

_ ç_

 

Caize: Eski şairlere, yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen bahşiş.

Caliyyet: Yapmacık, sahte.

Caniid: Cansız, donmuş.

Carî: Akan, cereyan eden.

Cebanet: Korkaklık.

Ceberut: Allah'ın büyfiklüğü.

Cebhe-ilâ-kaydî: Alâkasız taraf.

Ceff-el-kalem: Düşünmeden, hemen.

Cehele: Câhiller.

Celâdet: Kahramanlık.

Celâl: Büyüklük, korku veren yücelik

Cenin-isakıt: Düşen çocuk, düşük.

Cenub: Güney.

Cerîhâ: Yara.

Cerîha-dâr: Yaralı.

Cesîm: İri.

Cevelan: Dolaşma, gezinme.

Cevf: Boşluk.

Cevr-i istilâ: İstilânın eziyeti.

Cezâlet: Sertlik ifade eden kelimelerin eserde kullanılış keyfiyeti.

Ceziret-ül-Arap: Arap yarımadası.

Cihân-ı İslâm: İslâm dünyası.

Civâr-ı tâhir: Temiz çevre.

Cumhur-ısami :İşiten Halk.

Cûş: Coşma.

Cüda: Ayrı.

Çak: Yırtık.

Çehre-i murdar: Pis, hayırsız çehre.

Dahi: Girme, karışma.

Dakâyik: İnce ve dikkâte muhtaç olan şeyler,

Dalâl: Doğru yoldan sapma.

Dâmen: Etek. Daraba çarpıntı.

Dar-ül-fünûn: Üniversite.

Dehalet: Birinin merhametine ve himayesine sığınma.

Dehr-i bî-sebat: Dönek dünya.

Delâlet: Yol gösterme.

Dere: Araya sıkıştırma.

Derekât: Basamaklar.

Dereke: İnilen basamak.

Der-uhte: Yüklenme.

Dessas: Hileci.

Dest-gah-ı tahrîr: Yazı masası.

Dest-i kadret: Kudret'in eli.

Dest-i san'at: Sanatın eli.

Devr-i mutavassıt: Orta Çağ.

Diriğ: Esirgeme.

Diyânet-i Muhammediyye: İslâmiyet.

Duâ-gû: Duacı.

Dûr: Uzak.

Dûş-i pak: Temiz omuz.

Dühât: Dâhiler.

Eazim-i ümmet: Ümmetin ileri gelenleri.

Eb'ad": Çok uzak.

Ebrâr-i ümmet: Ümmetin hayırlı insanları.

Ecrâm: Cansız olan cisimler.

Ecr-i manevî: Manevî mükâfat.

Ecsâm-i lâtife: Lâtif, güzel olan cisimler.

Edâ-yı mahsûs: Husûsi tavır.

Edebiyât-ı kadîme: eski edebiyat.

Edvar: Devirler.

Edvâr-i hilkat: Yaratılış devirleri.

Edvâr-i takallübât: Değişme devirleri.

Edyân: Dinler.

Ef âl: Işler, hareketler.

Efkar-ı ıımûmiyye: umûmî fikirler, halkm düşüncesi.

Efrâd: Ferdler.

Efrâd-ı beşer: İnsanlar.

Ehl-i kubur: Ölmüşler.

Ehl-i sâlib: İnanmıyanlar.

Eimme-i müetehidîn: Hüküm veren imamlar.

Ekâbir: Görgü ve faziletçe ileri gelenler.

Ekâbir-i ümmet: İslâm büyükleri.

Ekalliyet: Azlık, azınlık.

Ekmel: Mükemmel ve kâmil olan.

Elfâz-ı perakende:Dağınık, parça parça sözler.

Elkâb: Lâkablar.

Elvâh: Levhalar, tablolar, manzaralar.

Elvâh-i tabiat: Tabiat levhaları, manzaraları.

Emânet-i kübra:En büyük emanet.

Emaret: Emirlik.

Eşmrâz-ı dahiliyye: İç hastalıklan.

Emrâz-ı içtimâiyye: Cemiyete ait marazlar, hastalıklar.

Emr-i hayr: Hayırlı iş,

Emrü nehy: Emir ve yasa.k.

Encümen: Komisyon, cemiyet.

Enfös: Ruhlar, yaşayanlar.

Enîn: İnilti.

Enîn-i rûh-i giryan: Ağlayan ruhun iniltisi.

Enîs-i can: Can dostu.

Enkâz-ı beşer: İnsan vücûdu parçaları.

Ensâr: Yârdım edenler;  Peygamberimize ve arkadaşlarına yardım eden müslüman Medîneliler.

Enzâr-i tecessüs: Meraklı bakışlar.

Erbâb-i îmân: İmân edenler.

Erkân: Esaslar.

Esbâb: Sebepler.

Esbâb-ı helak: Mahvolma sebepleri.

Eshâb-ı güzin: Seçkin kişiler.

Eshâb-ı kiram: Peygamber Efendimizin sohbetinde bulunma şerefine erişenler.

Eslâf: Yerine geçilmiş olanlar, atalar.

Esrâr-i felah: Kurtuluşun sırları.

Esrâr-ı İlâhî: Allah'ın sırları.

Eş'âr: Şiirler.

Eşhâs-i marufe-i tarihîye: Tarihin bilinen şahısları.

Eşkâl: Şekiller.

Etibba: Doktorlar.

Evâmir: Emirler.

Eyâmir-i îlâhiyye: Allah'ın emirleri.

Evham: Vehimler, kuruntular.

Evleviyyet: Üstün tutulmaya lâyık olma.

Evsâf: Vasıflar, sıfatlar.

Ezvâc-ı tâhirât: Peygamber Efendimizin ismetli zevceleri.

Fadl: Fasalet.

Faik: Üstün olan.

Fârig: Çekilmiş,

Fart-» sürür: Aşırı sevinç.

Farz-i ayn: Allah'ın, ayrı ayrı her müslümanı yapmakla vazifelendir­diği emirleri.

Fasid: Fena, bozuk.

Fâsîh: Güzel ve düzgün konuşan.

Fazâil: Faziletler, güzel huylar.

Fazıl: Faziletli.

Fecr-i nazan: Nazh sabah.

Felah: Kurtuluş, selâmet.

Felâket-î hâzıra: Görünen felâket.

Felc-i iradî: İradenin ortadan kalkması.

Fenn-i celü-i tefsir: Kur'ân-ı Kerîm'i manâ bakımından izah eden yüce ilim.

Ferdiz: Farzlar, yapılması lazım olan emirler.

Ferdâ-yi ihkak: Hakkın yerini bulacağı gün.

Fersûd: Yıpranmış.

Fetret: İki vaka arasındaki zaman; iki peygamber veya padişah ara­sında peygambersiz veya padişahsiz geçen devir.

Fevk: Üst.

Fevt: Elden kaçırma.

Feyyaz: Bereket ve bolluk veren; Allah.

Fıkdan: Yokluk, darlık.

Fıtrat: Mizaç, yaratılış.

Fıtrî: Yaradilişdan, karekterle alâkalı.

Firâş-ı vapesin: En gerideki yatak;

fi-sebî!-illah: Allah için, karşılık beklemeden.

fuzalâ: faziletli, erdemli kimseler.

Fütur-ı la-kaydi: Kayıtsızlık

Gadr: Hâinlik, haksızlık.

Garâib: Tuhaflıklar, şaşılacak şeyler.

Gayya: Belâ çukuru.

Gayya-yi îlhad: Küfür çukuru.

Gazeliyyât: Gazel tarzındaki gürler.

Gedâ: Dilenci, yoksul.

Gubâr: Toz.

Gülhang: Hep bir ağızdan çıkan yüksek ses.

Gürîzân: Kaçan.

Güzâr: Geçme.

Güzide: Seçkin, seçilmiş.

Habbe: Ufak ve yuvarlak taneler.

Hacamat: Boynuz veya şişe ile vücudun bir organına kanı topladık­tan sonra neşter ile kan alma.

Hadim: Hizmet eden.

Hadis: Meydana gelen.

Hâîb: Korkak.

Hâile: Trajedi.

Hakâyik-i amîk: Derin hakikatlar.

Hakâyık-ı dîn: dinin hakikatları.

Hakâyık-ı diniyye: dînî hakikatlar.

Hakk-ı sarih: Açık, belli, bilinen hak.

Hâlât: Haller.

Hamaset: Cesaret, kahramanlık.

Handan: Gülen.                                                 

Hanuman: Ev bark.

Harb-î umümi: Birinci cihan harbi.

Harîm-i aile: Aile ocağı.

Harim-i irfan: İrfan ocağı.

Harîm-i namus: Namus dâiresi.

Harîm-i pak: Temiz ocak.

Hâsir: Hasret çeken.

Hasise: Fena huy.

Haşiye: Bir kitabın sahife kenarlarına yazılan yazı.

Hatime: Son, nihayet.

Hatt-i hareket: Hareket çizgisi, davranış.

Hatve: Adım.

Hâvi: İhtiva eden, içine alan.

Hayfâ: Heyhat!

Hazain-i servet: Varlık hazineleri.

Hazele: Yüzsüzler, adiler.

Hazık: İşinin ehli, usta.

Herc ü merc: Altüst, karışık.

Herze-vekil: Her işe karışan, boşboğaz.

Hey'et-i mficmuâ: Toplanmış heyet.

Heykel-i camit: Cansız heykel

Hezeyan: Saçma sapan konuşmalar.

Hezeyan-nâme: Yazılı saçmalıklar.

Hezl: Latife, alay, şaka.

Hezz: Diretme, tahrik.

Hırmân: Mahrumluk, ümitsizlik.

Hicrân-ı müebbbed: Ebedi ayrılık.

Hikmet-i Huda: Huda'nın hikmeti.  

Hirmân: Nasipsizlik, mahrum olma.

Hiîsse-i şâyîâ: Hissedarların bölünmemiş maldaki hisseleri.

Hisseyâb-ı tenevvür: Nurlanmadan hisselenen, nurlu olan.

Hissiyât-i âşıkane: Aşıkane hisler.

Hissiyât-i garam: Şiddetli aşk duyguları.

Hissiyât-i ulviyye: Ulvî hisler.

Hukûk-i düvel: Devletler hukuku.

Hulefâ: Halîfeler.

Hulf: Verdiği sözü tutmama.

Hûn: Kan.

Hurûf: Harfler.

Hurûş: Coşma.

Huşunet: Kabalık; inatçılık.

Hutebâ: Hatipler.

Hutût-ı müthişe: Müthiş hatlar, çizgiler.

Huzzar: Huzurda bulunanlar.

Hüccâc: Hacılar.

Hüccet: Vesika, delil.

Hücre-i mesai: Çalışma odası.

Hücre-i sa’y: Çalışma odası.

Hükemâ: Hakimler, hikmetli söz söyliyenler.

Hükemâ-i islâm: İslâm hakimleri.

Hüküm-ferma: Hüküm süren.

Hüsn-i lâ-yezâl: Zevalsiz, bitimsiz güzellik.

Hüsrân-ı uuibin: Görülen, meydanda olan kayıp, ziyan.

Iyâl: bir kimsenin geçindirmek mecburiyetinde olduğu kimseler.

Iyân: Belli, açık, aşikâr.

Iztırar: Mecburiyet; ihtiyaç.

 

— İ __

 

İane: Yardım için toplanan para.

İâne_i hayâl: Hayâlin yardımı.

İbda: İcâd.

İbtidâi: İlk (mekteb)

İbtisâm: Gülümseme.

İcbar: Zorlama.                                                                   

İcmali: Kısa, toplu.                                                      

İctihad: Din âlimlerinin Kur'ân-ı Kerîm ve hadislere dayanarak or­taya koydukları şer'î düstur.  

İdadi: Lise                              

İdâre-i müstebîde: İstibdâd idaresi.

iddiâ-yı muhîk: Haklı iddia.                                                       

İfâ: Yerine getirme.

İfrat: Aşırı gitme.          

İğfâllât: Aldatmalar.                                                           

İhata: Sarma, kuşatma.

İhâta-i edebiyye: Edebiyata ait geniş bilgi sahibi olma.

İhda: Hediye verme, hediye etme.         

İhraz: Alma, elde etme.                                                          

İhtikâr: Hakir görme.                                                             

İhtimâr: Mayalanma.                                       

İhtirâmat: Hürmetler.

İhtisâsât: Hissetmeler.                         

İhtiyâr: Seçme, isteme.

İhvan-ı safa: Temiz, samîmi dostluk.                                       

İhzar: Hazırlama.                                                             

İkâme-i dâva: Meseleyi ortaya koyma.                                 

İkdam: Devamlı ve gayretle çalışma.                      

İklîm: Ülke.                                                                         

İksîr-i beka: Ebedîlik içkisi.                                         

İktâhâm: Göğüs germe, karşı durma.                               

İ'Iâ: Yükseltme.                                                             

İlâhî: Ey Allah'ım!                                                     

İlân-ı mübahat: Açık açık öğünme. ilhâd: Allah'ı inkâr etme, dinsizlik.

İlhad:Allah’ın inkar etme ,dinsizlik

İlm-i hâl: Dinî kaideleri öğretmek üzere yazılmış kitap.

 İmâ: Dolayısıyla anlatma.

İmâle:  Kısa heceyi vezne uydurmak için  lüzumundan fazla uzun okuma.

İmhâl: Mühlet verme.

İmrâr: Geçirme.

İmtina: Çekinme, geri durma.

İmtisal: Gerekeni yapma, emre uyma.

İmtizaç: Karışabilme, uyuşma.

İn'am: Nimet verme iyilik etme.

İnayet: Gayret; lütuf, ihsan.                                       .           -

İnbisât: Yayılma; ferahlık.

İncizab: Cezbolma, çekilme.

İnd-AIlah: Allah katı infat: nafaka verip geçindirme.

İnfial: Gücenme.

İnfîrâd: Yalnız olma.

İnhirâf: Dönme, sapma.

İnhitat: Aşağı düşme. değişme, dönme.

İnkiılabat: değişmeler.

İnk^yâd: Boyun eğme, bağlılık.

İnkisâr: Kırılma.

İnsan-ı kâmil: Olgun, fazîlet ve güzel huy sahibi insan.

İnsilah: Sıyrılıp çıkma.

İnşad: Şiiri ahengine göre okuma.

İnşirah: Açılma, ferahlık.

İntac: Neticelendirme.

İntihâb: Seçme.

İntikad: Tenkid.

İntikaş: Nakşolunma.

İntîsâb: Bağlanma, mensubolma.  

İntişâr: Neşrolunma, yayılma.

İntîzâr: Bekleme.

inzal;İİndirme.

İrâd-i nutk: Nutuk söyleme.

İrad: Getirme; söyleme.

İrşâd:Doğru yolu gösterme.

İrtica: Gericilik.

İrtifa: Yükselme; yükseklik.

İrtihal: Göçme.

İs’af: Kabul etme.

İsmâ': Dinletme.

İslâd: Bir şeyi birisi için yaptı deme.

İstiâb: İçine alma, kaplama.

İstibdâd: Baskı.

İstiğna: Tok gözlülük, kanaat etme.

İstiğrâb: Garib bulma.

İstiğrak: İçe dalma; kendinden, geçme.

İstihfaf: Hafif görme, ehemmiyet vermeme.

İstihkak: Hak kazanma.

İstihkar: Hor görme.

İstihsâl: Üretme.

İstihsan: Müdafa etme.

İstihza: Alay etme.

İstikşaf: Keşfetmeye çalışma.

İstimâ: Dinleme, işitilme.

İtimdat: Yardım isteme.

İstinaden: Dayanarak.

İstinkaf eddetme, kabul etmeme.

istirdâd: Geri alma geri isteme.

İshâd: orak gösterme.

İsrâk: Allah'a ortak koşma.

İştihar: Şöhret bulma,

iştiyak: Şevklenme, özleme.

İşve-i şebâb: Gençlik cilvesi.

İ'tidâl: Ölçülülük, aşırı olmama.

İtikÜif: Bir yere kapanıp ibadetle vakit geçirme.

îtimâd-ı nefs: Kendine güvenme.

İ’tiyât: Alışkanlık.

İtminan: Emin olma, güvenme.

İttibâ: Tabî olma.

İttifak: Birleşme; sözleşme.

İttihâd: Aynı fikirde birleşme.

İttihâz: Kabul etme, edinme.

İttisal: Bitişme, ulaşma.

İz*âcât-ı mütevâliye: Devamlı kopuşlar.

İzâle: Giderme, yoketme.

İzlâl: Hakir görme.

İzmihlal: Yokolma, yıkılma.

Kabâil: Kabileler.

Kâdih: Kötüleyici.

Kâffe: Cümle, hepsi.

Kahraman-ı muhayyel: Hayalî kahraman.

Kâide-i küllîye: Bütün kaideler.

Kâim: Ayakda duran; birinin yerine geçen.

Kalb-i zemin: Yerin kalbi.

Ka'r-i'nlâ-yâb: Dibi bulunmaz.

Kâri': Okuyucu.

Kariha.: İnsanda kendiliğinden hasıl olan fikir; tabiat.

Kasem: Yemin.

Kavâid: Kaideler.

Kavânîn: Kanunlar.

Kebûd: Mavi.

Kelâmullah: Allah sözü.

Kemâl-i itminan: Tam manasıyla inanma.

Kerîin-i lâ-yezâl: Sonsuz bir cömertlik.

Kesif: Yoğun, kalabalık.

Kesret: Çokluk.

Kıllet: Azlık.

Kıraat: Okuma.

Kism-ı a'zam: Büyük bir kısmı.

Kıyam: Ayağa kalkma.

Kıymet-i ahlâkiyye: Ahlâkî değer.

Kıymet-i edebiyye: Edebî değer.

Kitâb-ı Mübîn: Kur'ân-ı Kerîm.

Kitâbullah: Allah'ın kitabı; Kur'ân-ı Kerîm.

Kadûm: Uzakdan gelme.

Kudret-i bülend: Yüce kudret.

Kulûb-ı mütereddid: Tereddütlü gönüller.

Kuvâ-yi fikriyye: Fikrî kuvvetler,

Kuvve~i mâneviyye: Manevî kuvvetler,

Kübrâ; En büyük.

Küdûret: Bulanıklık.

Külliyât- ulûm: İlimlerin hepsi.

Lağam: Patlayıcı maddeler için kazılmış yeraltı kanalı.

Lâhd: Mezar.

Lahn: Dil, ahenk.

Lahzâ-i im*an: Derin dikkat.

Latife-perdâa:: Şakacı.

Lebbeyk: «buyurunuz, emir sizindir efendim» manasına kullanılan bir kelime,

Leb-rîz: Ağzına kadar dolu.

Leim: Alçak, aşağılık.

Lem'a: Parıltı, parlayış.                         ' .

Levs: Pislik.

Lisân-ı bülend-i şiir: Şiirin yüce lisânı.

Lîsân-ı hak: Doğru söz.

Liyâkat: Layık olma.

 

— M —

 

maa-l-memnûniyet: memnunlukla.

Maa-t-teessüf: yazık ki.                                    

Mâbed: ibâdet edilen yer; cami.      

Mağrib-i aksa: Fas, Merakeş.                    

Mahalle-yi emvât: Ölüler mahallesi, mezarlık.

Mahdum: Oğul. .

Mahfuz: Saklanılmış.

Mahfuzât-i şîiriyye: Ezberde olan şiirler.

MaMûk-ı asil: Asâletli yaratık (!)

Mahrem-i esrar: Gizh" sırlar.

Mahsûl-i mesâi: Çalışmaların mahsulü.

Mahsûsât: Gözle görülen şeyler.

Mahşer-i edvar: Devirlerin kalabalığı, mahşeri.

Mahzâ: Ancak, sâdece.

Mahzûz: Hoşlanmış, memnun.

Maişet:Yaşayış.

Makber: Mezar.

Makhûr: Kahrolmuş, yenilmiş.

Ma*kûs: Aksolunmuş, tersine çevrilmiş.

Manâ-yı cüz*iyyât: Ufak, ehemmiyetsiz şeylerin manâsı.

Ma*ni-i terakki: İlerlemeye engel.

Ma'reke: Savaş meydanı.           .                                 .   .

Mg-sadak: Uygun, tıpkı.

Ma-sivâ: Allah'dan gayri bütün varlıklar.

Masruf: Sarf olunmuş.

Mâsun: Saklanmış; sağlam.

Matiyye: Binek hayvanı.

Matlub:İstenilen şey.

Ma'tuh: Bunak.

Mazarrat: arar vermek.

Mazhar-i tevfik: Yardıma nail olma.

Meâsir-i irfan: İrfan dolu güzel eserler.

Mebâhis-i felsefiyye: Felsefî bahisler.

Mebrûr: Hayırlı, makbul.

Mebzul: Bol.

Mecruh: Yaralanmış.

Medeniyyet-i hasara: Şimdiki medeniyet.

Medhûl: Ayıplanacak kusuru olan.

Medhûş: Şaşırmış, korkmuş.

Medhûş-ı cemâl: Korkmuş çehre.

Medîd: Uzatılmış.

Medlul: Delil getirilmiş şey.

Mefahir: İftihar edilecek şeyler.

Mefluç: Felçli.

Meftûr: Yaratılmış.

Mef'ul: Bir işe mâruz kalan.                                   

Mehâlik: Helak olacak, tehlikeli yerler.

Mehaz: Kaynak.

Mehib: Heybetli.

Melrîb-î ervah: Ruhlar kafilesi.

Mekkî:   Peygamber  Efendimiz  Mekke'de bulunduğu   sırada   inen(âyet)

Meknûn: Dizilmiş.

Mekteb-i Sultanî: Galatasaray Lisesi.

Mel'abe: Oyun, oyuncak,

Meleke-i îcâd: Bulma kabiliyeti.

Mel'un: Lanetlenmiş.

memâlilc-i İslâmîyye: müslümanlar.

Memduh: Övülmüş.

Me*mûl: Emel edinilen.

Memzûc: Kanştıralmış.

Menâzir: Manzaralar.

Menfez: Nufûz edecek yer, delik,

Menhus: Uğursuz.

Merdüm-girîz: İnsanlara karışmaktan hoşlanmıyan.

Merlîâle-i ûlâ: Birinci, ilk merhale.

Meriyyet: Sözü, hükmü geçen.

Merzûls: Rızıklanmış.

Mesabe: Derece,  rütbe.

Messai-i gâirnz: Karışık meseleler.

Meshûr:  Sihirlenmiş.

Meskenet: Miskinlik.

Meskukât: Akçeler.

Meskûn: İçinde insan oturan yer.

Mesrur: Sevinçli

Meşâhir: Meşhurlar.

Meşa-i tevhîd: Birlik meşalesi.

Mes’âl-i tevhîd: Birlik meşalesi.

Meşîme: Kese, torba.

Meşiyyet: İrade.

Meşiyyet-i İlâhî: İlâhî irade.

Meşkûr: Makbul, beğenilmiş.

Meşveret: Danışma.

Meta': Satılacak mal, eşya.

Metâib: Seçilmiş şeyler.

Mevadd: Maddeler, cisimler.

Mevadd-i îbtidâiyye: Ham maddeler.

Meve-a-mevc: Dalga ile.

Mevdu': Emânet edilmiş.

Mev'ize: Öğüt.

Mev'ud:Vadolunmuş, sözverinmiş

Meyus: Ümitsiz.

Meyyit: Ölmüş.

Mezâhim: Eziyetler.

Mezec: Katma, karıştırma.

Mezmûm: Yerinmis, kötülenmiş.

Miâd-i istikâz: Uyanma zamanı.

Mihmân: Misafir.

Mîhman-pervaz: misafir  seven.

Mikyas: Ölçü, kıyas edecek âlet

Millet-i merhume: Ölmüş millet.

Mirâs-i diyanet: Dinîn mirası.

Mizah: Şaka, eğlence.

Muahede: Karşılıklı yemin etme,  anlaşma.

Muaheze: Azarlama; tenkit.

muakkad:  Kolay  kolay manâ çıkmayan  şiir.

Muarefe: Tanışma.

Muarız: Karşı gelen.

muasır: Çağdaş.

Muavenet: Yardım etme.

Muazzez: Hürmet ve saygı ile kabul olunan.

Mugayir: Aykırı, uymaz.

Muhakkar: Hakarete uğramış, muhal: imkânsız.

Muhal: Sürekli olarak kalan, ebedî.

Muhasamat: Düşmanlık.

Muhdes: Sonradan meydana gelmiş.

Muhît-i nâim: Uyuyan çevre.

Muhkem: Sağlamlaştırılmış.

Muhrik: Yakan, yakıcı.

Muhtasar:  Kısaltılmış.

Mukabil: Karşısında bulunan.

Mukaffa: Kafiyelenmiş.

Mukayyed: Kayıtlı, bağlanmış.

Muktezâ: Lazımgelmiş, icabetmiş.

Munsif-âne: İnsaflılıkla.

Murahhas:İizinli.

Murakabe: İç derinleşme.

Murtâz: Aıştırılmış, talimli.

Musâb: İsabet etmiş.

Musahebe: Sohbet etme.

Musannif: Eser yazan.

Masallı: Beş  vakit namazım  kılan.

Musarrah: Açık söylenmiş.                   

Musavvir: Tasvîr eden, anlatan.

Musirr-âne: Israrla.

Mutantan: Gösterişli, gürültülü.

Mutazarrır: Zarar gören.

Mutmain: Gönlü rahat.

Muttali': Öğrenmiş, haberli.

Muttarid: Sıralı, belli bir sıraya göre yürüyen.

Muttasıl: Aralıksız.

Muvâfık: Uygun, yerinde.

Muvahhid: Allah'ın birliğine inanan.

Muvâzaa: Bahse girişme; karşılıklı anlaşma.

Muzirr: Zararlı.

Muzmahill: Çökmüş, yokoîmug.

Mübâhase: Karşılıklı bahsetme bahisleşme.

Müberra: Temize çıkmış, temizlenmiş;.

Mübtedî: Acemi.

Mücahedât: Din düşmanlarıyla yapılan mücadeleler.

Mücehhez: Donatılmış.

Müdâvât: Deva arama.

Müdavim: Bir yere devam. eden.

Müeddâ: Manâ.

Müddeayat: İddialar.

Müekked: Sağlamlaştırılmış..

Müellif: Eser yazan.

Müesses: Kurulmuş.

Müeyyed: Doğruluğu kuvvetlendirilmiş.

Müfekkire:  Düşünme gücü.

Müfessir: Kur'ân-ı Kerîm'i tefsir eden din âlimi.

Müfessirin: Müfessirler.

müfîd: Faydalı.

Müfsid: Bozan.

Müheyyic: Heyecan veren.

Mühlik: Helak eden, öldüren.

Mülâabe: Oynaşma.

Mülâki: Buluşan, kavuşan.

Mülâtafa: Şakalaşma.

mülâyemet: Uygunluk.

Mülemma: Bir kısmı türkçe, bir kısmı arapça veya farşça söylenmiş.

olan manzume.            .

Mülevves: Pis.

Mülhimane: İlham edercesine.

Mültecâ: Sığınılacak yer.

Mümanaat: Menetme engel olma.

Mümtezic: Uyuşan, kaynaşan.                        .

Münbasit: Yayılan, genişliyen.

Mündemic: Dürülûp sarılan, içine yerleşen.

Mündericât: İçindekiler.

Münebbih: Tenbih eden, uyandıran.

Münkad: Boyun eğen.

Münker: İnkâr edilmiş.         .         

Münkerât: Şeriatça yapılması yasak edilmiş şeyler.

Münkesir: Kırılan, kırılmış.

Müntahabât: Seçme eserler.

Müntehâ: Nihayet bulmuş; son nokta.

Münteheb: Yağma edilen.

Müntehî: So, biten.

Müntekid: Tenkid eden.                

Mürşid: Doğru yolu gösteren kişi

Mürtekîb: Kötü iş yapan; rüşvet alan.

Mürûr-ı zaman: Zamanı geçme.

Müsahhâr: Büyülenmiş.

Müsebbibât: Sebeb olanlar.

Müseceâ: Süslü.

Müsellem:  Teslim  edilmiş.

Müselsel: Zincirleme.

Müsta'cel: Acele yapılması gereken.

Müstahkem: Sağlamlaştırılmış.

Müstefîd: Faydalanan.

Müstehzi: Alaycı.

Müstekreh: İğrenç.

Müstemirr-âne: Devamlı.

Müstemlekât: Sömürgeler.

Müstensih: Kopyesini çıkaran.

Müsteşrik: Şark topluluklarının kültürü üzerinde araştırma yapan.

Müstevli: Ele geçiren istilâ eden.

Müşabehet: Benzeme.

Müşâfehe: Karşı karşıya konuşma.

Müşarün-ileyh: Adı geçen.

Müşavere: Danışma.          

Müşebbeh: Benzeyen.

Müşebbehün-bih: Kendisine benzetilen.

Müşkil-pesend: Zor beğenen.

Müşrik: Allah'a ortak koşan.

Müştak: Özleyen.

Müştekât: Türemiş kelimeler.

Müteahhirin-i ulemâ: Son zamanlarda yetişen âlimler.

Mütebaki: Geri kalan.

Mütecellî:  Görünen.

Mütefenni: Fen dalında bilgi sahibi olan.

Mütehassis: Hislenen.

Mütemeddin: Medenî.

Mütenâim: Bolluk içinde, nazlı büyüyen.

Mütenâsib: Uygun.

Mütenazır: Karşılıklı birbirine bakan.

Mütenebbih: Uyanan, intibah eden.

Mütenevvi: Türlü türlü.

MütelezzîK: Tad alan.

Müteşeddid: Şiddetlenen.

mütevaklaf: Duran, bekliyen, bağlı olan,

Müteveccih: Bir tarafa yönelen.

Mütezâyid: Çoğalan.

Müttekî: Dayanmış.

Müvelled: Doğmuş.

Müzayaka: Sıkıntı, darlık.

Müzdâd:Artmış, çoğalmış.

 

— N —

 

Na-dân: Bilmez.

Nâdîre-i fıtrat: Müstesna yaratılış.

Nâ-ehl: Ehil olmayan:

Nafi: Faydalı.

Nâfiz: Tesîrli.

Nâ-gah: Ansızın.

Nâ-hak: Haksız.

Nakısa: Noksan.

Nakş-ı cebîn:  Alın yazısı.

Nâ-mahrem: Yabancı,   el.

Nâ-mütenahi: Sayılmıyacak kadar çok.

Nâsıye: Alnı.

Nâsir: Nesir yazan.

Nasraniyyet: Hıristiyanlık.                    ,

Na’ş: Cesed.

Nâzan u hırâman: Nazlı ve salnıarak.

Nazar-ı ıttıla: Tanıdık bakış.

Nasar-ı iltifat: İltifatlı bakış.

Naz u nâim: Uykulu ve nazlı.

Nebî-yi muhterem: Muhterem peygamber.

Necat: Kurtuluş.

Necib: Nesli temiz olan,  seçkin kimse.

Nefh: Üfürme.

Nefha: Yel.

Nefha-i sûr: Sûr'un üflenmesi, kıyamet kopması.

Nefs-ül-emr: İşin hakikati.

Nehy: Yasaklama

Nekal: İşkence

Nekbet: Bahtsızlık.

Neşat: Sevinç, neşe.

Neş'et: Meydana gelme.

Neşîde: Şiir.

Neşve:   Sevinç, neşe.İ

Neşv ü nema:  Yetişip büyüme.

Nevâkis: Noksanlar.

Nevâziş: Gönül alma.

Nevha: Ölünün ardından yas tutma.

Nevhâ-i istika: Beklenen çığlık. alma.

Nevmid: Ümitsizlik.

Nezâhat: Temizlik; incelik ümitsiz.

Nezd-i İlâhî: Allah katı.

Nigâh-ı merhamet: acımalı bakış.

Nihrîr-i muhterem: hürmet edilecek bilgili kişi.

Nikbin: İyimser.

Nisvan:  Kadınlar.

Nisyân: Unutma.

Nusret: Yardım.

Nübüvvet: Peygamberlik.

Nüdemâ: Nedimler.

_ p _

 

Panteizm: Yaradanla yaratılan şeyler arasında fark tanımayan fel­sefî doktirin.

Pây-dâr: Sağlam; devamlı.

Pây-mâl; Çiğnenmiş.

Peyâm: Haber.

 Pişi -i nazar: Göz önü

 Pîşvâ:Rreis.

 Pür-lerz-i haşyet: Korkudan titreme.

Rabıta: Bağ.

Râcî: Rica eden.

Râci': Geri dönen.

Rağm: Aksine davranma. Allah'ın vadolunmuş raheti.

Rahmet-i mev*ud-i Hüdâ:

Rahne: Bozukluk.

Rakik:  İnce,  hassas.

Râvî: Rivayet eden.

Ra'yet-i İslâm: İslâm sancağı.

Reh-güzer: Geçecek yol.

Reng-i hüvüyet: Mahiyeti, kimliği.

Resâil-i mevkute: Belli günlerde çıkan mecmualar.

Rezâil: Alçak işler.

Rıfk: yumuşaklık.

Ridâ’: Örtü.

Risâlet-i celîle: Yüce elçilik.

Riya:  İki yüzlülük.                             

Riyâzî:  Hesapla ilgili,

Ruh-ı beka: Ebedîliğe ulaşmış ruh.

Ruh-ı mücerred: Cisimsiz ruh.

Rûh-ı şehamet: Yiğit ruh.

rûz-nâme-i münâkaşât: Münâkaşalar gazetesi.

Rücû’: Geri dönme.

Rükû': Namazda öne doğru eğilme.

Rükûb: Binme.

Rusûh: Sağlam olma; meleke.

 

— S —

 

Sabî: Henüz memeden kesilmemiş erkek çocuk.

Saded:   Niyet,   asıl  mevzu.

Sıdır: Çıkan.

Safha-i nûr-ı mevvâc: birbirini takib eden parıltılı dalgalar.

Safîr: İnce, güzel ses.

Sahâ'-i Iâ-tenâhi: Bitip tükenmez bir cömertlik.

Saik: Sevkeden.

Sekâmet: Noksanlık,  yanlışlık.

Sakatat: Sözdeki yanlışlıklar.

Sakıt: Düşen.                                                                 

Sâlib:  İnkâr eden,

Sâmân: Servet, rahat

Samia:İşitme.

Sâmit: Sessiz.

Sânihât-i fikriyye: Fikre doğanlar.

Sarih: Açık, meydanda.

Satyet: Birinin üzerine şiddetle sıçrama; atılma.

Savn-ı samedânî: Allah’ın koruması.

Sa’y: Çalışma.

Sa’y-i edebî: Edebî çalışma.

Sayha: Bağırma.

Sebeb-i nüzul: İnme sebebi.

Sefahat: Zevk ve eğlenceye aşırı derecede düşkünlük.

sefîh: Zevk ve eğlenceye düşkün.

Sehl-i mümtenî: Basit ve sade görüldüğü halde bulunup söylenmesi

ve taklidi zor söz.

Sekenât: Durmalar, duruşlar.

Sekene: Oturanlar.

sekînet: Sakinlik.

Selika-i beyân: Güzel şekilde anlatma.

Selis: Düzgün, akıcı.

Semahat: Cömertlik.

Semahât-ı his: Hissin cömertliği.

Semahât-ı kariha: İş yapabilme kabiliyetinin cömertliği.

Serâir: Gizli şeyler.

Ser-a-pa: Baştan ayağa.

Ser-encâm: Başına gelen.

Ser-güzeşt: Macera.

Ser-nigûn: Ters dönmüş.

Sermedi:  Sürekli.

Sevâhü  Kıyılar,   sahiller.

Sevdâ-i terakki: İlerleyen sevda.

Seviye-î malûmat: Bilgi seviyesi.

Seylâbe:  Sel.                                                                  .

Seyyâle: Su gibi akan şeyler.

Seyyie: Kötülük.

Sıklet: Ağırlık, sıkıntı.

Sırf-ı mübîn: Açık olan sır.

Siyânet: Koruma.

Siga:Fiil  çekiminde meydena gelen türlü  nc-i hilkat: yaradılışın sinesi. sîret;  bir kimsenin içi,  gidişi,  ahlâkı, siyak: sözün gelişi, ifâde şekli. sudur: meydana çıkma. sukut: düşme, aşağı inme. sübyanı;  Allah'a âit. sübûl-i tlâhî; Allah'ın sebilleri,  sefihler.

-ı amtk: derin sessizlik.

-ı mehîb: azametli sükûn.

 pltma, zuhur etme.

Süreyya: Ülker takım yıldızı.

Sürür: Sevinç

Şahika: Zirve, doruk.

Şaibe:Kusur, noksan, kötü iz.

Şâkird; Talebe, çırak.

Şârih: Açıklayan.

Şark: Doğu.

Şebâb: Gençlik,   tazelik.

Şebâhet: Benzeme.

Şecaat:Yiğitlik.

Şedâid: Zahmetli halier.

Şedd-i rahl: Yolcu olma.

Şedîd:   Şiddetli.

Şehâmet: Zekâ ile beraber olan yiğitlik.

Şekavet: Yaramazlık, kotii iş işleme.

Şekl-i aslî: Esâs şekil.

Şenaat: Kötülük.

Şerait: Şartlar.

Şerh: açma, açıklama.

Şetaret: Neşe, şenlik, sevinç.

Şiâr-ı hikmet: Hikmetin alâmetleri. .

Şikâk: Anlaşmazlık.

Şikâr: Av.

Şiir-i kadîm: Eski  şiir.

Şimal: Kuzey.

Şûriş: Karışıklık.

Şuûn: İşler,  hâdiseler.

Şuûn-ı kâinat:  Kâinat'ın işleri,  vak'aları.

Şühedâ: Şehitler.

Taaccübî şaşakalma.

Taalluk: Asılı olma; ilgisi olma.

Taayyün: Meydana çıkma, belli olma.

Tababet:  Doktorluk.

Tâbir-i sahih: Açık, belli söz.

Ta'cil: Acele ettirme, çabuklaştırma.

Tadad: Sayma, sayıp dökme

Ta'dfl: Değişiklik.

Tagallüb: Zorbalık.

Taharri: Arama.

Tahaşşüd: (Askerin)   yığılma(sı).

Tahattur: Hatırlama.

Tahrîm: Haram kılma.          

Tahrîr: Yazma.

Taharriyât-ı hakimane: Ciddi araştırmalar.

Takdî: Parça parça etme.

Takyîd: Kayıdla  şartla  bağlama,   bağlama.

Talâkat: Düzgün  sözlülük,  dil açıklığı.

Ta*mîk: Derinleştirme.

Ta*mîk4 nazar: Bakışı derinleştirme.

Tanzîr: Bir şiirin  benzerini  yapma.

Tarh: Tertipleme, düzenleme.

Tarîk: Yol.

Tarîk-i terakki: İlerleme yolu.

Tarz-ı kadîm: Eski usûl.

Tarz-ı rüyet: Bakış tarzı.

Tarz-i tekellüm: Konuşma tarzı.

Tarziye: Razı ve hoşnud etme.

Tâsadduk: Sadaka olarak  verme.

Tasannu': Yapmacık.

Tashih: Yanlışı   düzeltme.

Tavr-ı mahsûs: Husûsî tavır.

Tavr-ı rehâvet-nümâ: Gevşeklik gösteren tavır.

Tavzih: Açıklama.

Tayy:  Atlama.                                                          

Tazallüm-i rakîk: Kibar şikâyet.

Tazammum: İçine alma.

Ta'zim: Büyükleme,  saygı  gösterme.

Ta’ziz: Şerefli kılma.            

Teâlî:  Yükselme,  ululanma.                

Teâvün: Yardımlaşma.

Tebcil: Ululama, ağırlama.

Tebdîl-i din: Din değiştirme.

Tebe-i tabiîn: İkinci derecede olarak hadîs nakletmiş olan.

Tebligat:  Tebliğler.

Tebşir: Müjdeleme.

Teeerrüd:  Soyunma.

Techîl: Birinin bilgisizliğini ortaya koyma.

Tecrîd: Ayırma, uzaklaştırma.

Tedavül: Elden ele gezme.

Te’dîp: Edeplendirme.

Teehhür: Gecikme.                                                     

Teeyyüd: Kuvvet bulma; gerçekleşme.

Tefeyyüz: Feyizlenme, yükselme,

Tefrika: Ayrılık.

Tefrit: Tersine aşırılık,  ortalamanın çok  altında  kalma.

Öehevvür: Öfkelenme.

tehdîd-i mehîb: Heybetli tehdîd.

teheccüd: Gece namazı.

Tehekküm: Alay,  eğlenme.

Tehlîl: İslâm dîninin birlik inancını hülâsa eden «lâilâhe-ill^AUah»

sözünü tekrarlama.

Tehyîc:   Heyecanlandırma.

Tehzîb: Düzeltme.

Tekâlif-i şer*iyye: Dinin emrettikleri.

Tekfir: Küfürleşme.

Te’kid: Sağlamlaştırma.

Tek ü tâz: Öteye beriye koşuşmalar.

Telifât: Yazılmış eserler.

Temessül:  Bir şekil ve surete girme.

Temettu*: Kâr, fayda.

Te’mîn-i beka: Ebediliğin temini.

Tenkih: Ayıklama.

Tenvir: Nurlandırma.

Tenzih: Kusur kondurmama.

Terakki: İlerleme.

Terakldyât-ı fikrîyye: Fikrî ilerlemeler.

Terâne-i vicdan-rubâ: Vicdan kapan nağme.

Terfîk: Arkadaş etme.

Tersim: Resmetme.

Tertîl: Usulüyle okuma.

Tervîc: Kıymet ve itibarını artırma.

Terzil: Rezil etme.

Tesbi’: Evvelden söylenmiş bir şiirin her beytini beger mısra mısra

ilâvesiyle yediye çıkarma.

Tes'îd: Kutlama.                                

Te’sirât:  Tesirler.

Teslis:  Üçleme, Hristiyanlıkta Allah'ın üç olduğuna inanma.

Teşcî: Gayrete getirme.

Teşmil: Yayma, içine aldırma.

Teşrîk-i mesâi: Beraber çalışma.

Teşyi’: Uğurlama.

Tetabbu: Aralıksız arka arkaya gelme.

Tetebbu’: Bir şeyi etraflıca inceleme

Tetkîkât: İncelemeler.

Tetkîkât-ı lisâniyye: Lisân üzerine yapılan incelemeler.

Tevaggul: Devamlı olarak uğraşma.

Tevakkuf: Durma, bekleme,

Tevârud: Arka arkaya gelip birikme.

Tevcih-i nigâh: Bakışını çevirme.

tevehhüm: vehme düşme.

tevfîk: Allah'ın yardımına kavuşma.

tevfik-i İlâhî: Allah'ın yardımı.

tevhîd:  Birlik,  Allah'ın birliğine inanma.

Tevil: Sözü çevirme, söze ayrı mâna vermeye kalkma.

Tevlîd: Meydana getirme, doğurma.

Tevsî': Genişletme.                                                                                                      

Tevşîh: Süsleme.

Tevzî: Dağıtma.

Te'yîd: Kuvvetlendi

Te’yîd-i kahr: Kahrın kuvvetlendirilmesi.

Tezâhürat: Zuhur etmeler, meydana çıkmalar.

Tezelzül: Sarsıma.

Tezyif: Değersiz olarak gösterme; eğlenme.

Tıfl-ı nâ-tüvan: Zayıf, kuvvetsiz çocuk.

Tilâvet: Kur'ân-ı güzel sesle ve usûlüne göre okuma.

Töhmet: Birine yüklenen suç.

Tufeyli: Dalkavuk.

Tuğyân: Taşma, taşkınlık.

Tûl: Uzunluk, boy.                                                

Tüvan: Güç, takad.

 

— U —

 

Uhde: Söz verme, bir işi üzerine alma.

Uhuvvet: Kardeşlik,

Ukalâ: Akıllılar.

Ukbâ: Ahiret, öbür dünya.

Ukde: Düğüm.

Ulûm-ı riyâziyyet: Matematik ilimleri.

Ulûm-i şeriyye: Dinle alâkalı ilimler.

Ulûm u fünûn: Fenler ve ilimler.

Ulüvv-i cenab: Cömertlik.

Umran: İlerleme, nıedeniyyet.

Uryân: Çıplak.

 

-Ü-

 

Üdebâ: edibler: Ülfet: Görüşme,  kaynaşma.

Ümerâ: Emirler, beğler.

Ünvân-ı acîb: Tuhaf Ünvan.

Üslûb-ı semavî:  İlâhî üslub.

 

— V —

 

Va’d-i ezelî: Ezelî va'd.

Vahdet: Birlik. vâhid: tek, bir.

Vahy: Allah tarafından peygambere gelen ilham.

Vakayi’: Vakalar.

Vareste: Kurtulmuş.

Varîd: Gelen, erişen.

Varidat: Gelir.

Vâsil: geniş.

Vaz': ortaya koyma.

Vecd-engiz: Vecdle, kendinden geçmeyle.

Vech-i şebeh: Benzeyenle benzetilen arasındaki müşterek vasıf.

Vely: Birbiri ardı sıra gelme.

Vesâit: Vasıtalar.

Vuzuh: Açıklık.

 

— Y —

 

Yâd: Anma.

Yakin: Kati olarak bilme.

Yârân: Dostlar.

Yâr-ı Can: Candan dost.

Yâve: Saçma, mânâsız söz.

Yeldâ-yı sâmit: Uzun sessizlik.

Ye's: Ümitsizlik.

Yevm-i kıyamet: Kıyamet günü.

 

— Z —

 

Za'f: Zayıflık.

Zafer-yâb: Başarı gösteren.

Zâhib: Giden; zanna kapılan.

Zâid: Fazlalık.

zâika: Tadma.

zâir: Ziyaret eden.

zâir-i âvâre: Avare dolaşan.

zebân-ı tazallüm: Sızlanma.

zemm: Kınama, ayıplama.

zevahir: Parlak (yıldızlar).

zevk-i benîm: Hayvanı zevk.

zevk-i selîm: Sezme kabiliyeti, zevkin en yüksek derecesi.

zevk-i lâhuti: Yüce zevk.

zevi-I-ukul: Aklı olanlar, insanlar.

zunn:iç taraf,maksat

zâmâm: Yular.

Züll: Alçalma, hakirlik.