Kuran - Lugatce - Index Web
LÜGATÇE
Acz-i mütezâyid: Gittikçe artan beceriksizlik.
Âdât: Âdetler, alışkanlıklar.
Adl-i İlâhi: Allah'ın adaleti.
Adüvv-i can: Can düşmanı.
Ağnîyâ: Zenginler.
Âguş: Kucak. ağyar: yabancılar, eller. ahad: bir, tek.
Ahâdis-i Nebeviyye: Peygamber Efendimizin sözleri.
Ahâdis-i sahîha: Peygamber Efendimize ait olduğundan şüphe edilmeyen hadîsler.
Âh-i medîd: Uzun bir âh.
Ahkâm: Hükümler, emirler.
Ahlâf: Birinin yerine geçenler, halefler.
Ahlâk-i milliye: Millî ahlâk.
Ahlâk-i seniyye: Yüce ahlâk.
Ahz ü i'tâ: Alışveriş.
Akabinde: Arkası sıra.
Akdetmek: Düğümlemek.
Akvâm-i îbtidâî: İbtidâî kavimler.
Akvâm-i İslamiyye: Müslüman milletler.
Alâyiş: Gösteriş, debdebe.
Alem-i bâkî-i vecd: İçten duyulan aşkın ebedî âlemi. 120
Âlem-i bedevât: Bedeviler, göçebeler diyârı.
Âlem-i ervah: Ruhlar âlemi, öteki dünya.
Âlem-i hilkat: Yaratılmış olanlar.
Âlem-i îslâm: İslâm dünyası.
Â'mâk: Derinlikler.
A'mâk-i mekâbir; Mezarların derinlikleri.
A'mâl: İşler.
An'anât: An'aneler, gelenekler.
Ârâz-ı müdâvât: Hastalıklara çare arama.
Ârîyyet: Ödünç, iğreti.
Arz-ı istihkak: Hakkını isteme.
Arz-i şükran: Minnettarlığını bildirme.
Asâr: Eserler.
Asâr-ı kadîme: Eski eserler.
Asr-ı saadet: Peygamber Efendimizin devri,
Ösûdo: Rahat, huzurlu.
Aşiyân: Yuva, ev.
âşiyân-ı kühen: Köhne, eski yuva.
Ata: İhsan, bağış
Atâlet: Tembellik.
Ateş-Zebân: Çok dokunaklı gür veya söz söyliyen.
Atife: Kargılık beklemeden gösterilen muhabbet.
Atıl: Tembel.
Atî: İstikbâl, gelecek.
Valim: Alemler.
Avam: Halk.
Ayât-i bülend: Yüce âyetler.
A*zâm: Daha büyük.
Azîm: Ulu, yüce.
— B —
Bâb: Bölüm.
Bad-i nekbet: Felâket rüzgârı.
Bâdî: Sebep.
Baliğ: Bulûğa eren, reşîd.
Basiret: İleriyi görme, seziş. ı
Bâzîce: Oyun, eğlence.
Bedâyi': Eşi ve benzeri olmayan güzel şeyler.
Bedâyî-i rebî: Baharın güzellikleri.
Bedîâ: Beğenilen, takdir edilen güzel şey.
Bedr: Hz. Muhammed'in puta tapanlarla yaptığı savaş.
Behîmî: Hayvânî, hayvanlık.
Beka: Devam, bakî olma.
Beliğ: Düzgün, güzel söz veya eser.
Benan-ı rikkat: İnce, zarif parmaklar.
Bend: Suyun Önüne çekilen sed.
Er-hayat: Sağ.
Ber-mütad: Adet olduğu üzere.
Berterîn: Meziyetli, değerli.
Beşaret: Müjde.
Bîdâr: Uyanık.
Bid'at: Peygamber Efendimizden sonra dîne yapılan ilâveler.
Bidayet: Başlangıç.
Bîgâne: İlgisiz, yabancı.
Bî-günah: Günahsız.
Bîkes: Kimsesiz, yamız.
Bu*d-i ımıtlak: Tek uzaklık.
Buğz: Kin, düşmanlık.
Butlan: Bâtıllık.
Bürâdet: Soğukluk.
_ ç_
Caize: Eski şairlere, yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen bahşiş.
Caliyyet: Yapmacık, sahte.
Caniid: Cansız, donmuş.
Carî: Akan, cereyan eden.
Cebanet: Korkaklık.
Ceberut: Allah'ın büyfiklüğü.
Cebhe-ilâ-kaydî: Alâkasız taraf.
Ceff-el-kalem: Düşünmeden, hemen.
Cehele: Câhiller.
Celâdet: Kahramanlık.
Celâl: Büyüklük, korku veren yücelik
Cenin-isakıt: Düşen çocuk, düşük.
Cenub: Güney.
Cerîhâ: Yara.
Cerîha-dâr: Yaralı.
Cesîm: İri.
Cevelan: Dolaşma, gezinme.
Cevf: Boşluk.
Cevr-i istilâ: İstilânın eziyeti.
Cezâlet: Sertlik ifade eden kelimelerin eserde kullanılış keyfiyeti.
Ceziret-ül-Arap: Arap yarımadası.
Cihân-ı İslâm: İslâm dünyası.
Civâr-ı tâhir: Temiz çevre.
Cumhur-ısami :İşiten Halk.
Cûş: Coşma.
Cüda: Ayrı.
Çak: Yırtık.
Çehre-i murdar: Pis, hayırsız çehre.
Dahi: Girme, karışma.
Dakâyik: İnce ve dikkâte muhtaç olan şeyler,
Dalâl: Doğru yoldan sapma.
Dâmen: Etek. Daraba çarpıntı.
Dar-ül-fünûn: Üniversite.
Dehalet: Birinin merhametine ve himayesine sığınma.
Dehr-i bî-sebat: Dönek dünya.
Delâlet: Yol gösterme.
Dere: Araya sıkıştırma.
Derekât: Basamaklar.
Dereke: İnilen basamak.
Der-uhte: Yüklenme.
Dessas: Hileci.
Dest-gah-ı tahrîr: Yazı masası.
Dest-i kadret: Kudret'in eli.
Dest-i san'at: Sanatın eli.
Devr-i mutavassıt: Orta Çağ.
Diriğ: Esirgeme.
Diyânet-i Muhammediyye: İslâmiyet.
Duâ-gû: Duacı.
Dûr: Uzak.
Dûş-i pak: Temiz omuz.
Dühât: Dâhiler.
Eazim-i ümmet: Ümmetin ileri gelenleri.
Eb'ad": Çok uzak.
Ebrâr-i ümmet: Ümmetin hayırlı insanları.
Ecrâm: Cansız olan cisimler.
Ecr-i manevî: Manevî mükâfat.
Ecsâm-i lâtife: Lâtif, güzel olan cisimler.
Edâ-yı mahsûs: Husûsi tavır.
Edebiyât-ı kadîme: eski edebiyat.
Edvar: Devirler.
Edvâr-i hilkat: Yaratılış devirleri.
Edvâr-i takallübât: Değişme devirleri.
Edyân: Dinler.
Ef âl: Işler, hareketler.
Efkar-ı ıımûmiyye: umûmî fikirler, halkm düşüncesi.
Efrâd: Ferdler.
Efrâd-ı beşer: İnsanlar.
Ehl-i kubur: Ölmüşler.
Ehl-i sâlib: İnanmıyanlar.
Eimme-i müetehidîn: Hüküm veren imamlar.
Ekâbir: Görgü ve faziletçe ileri gelenler.
Ekâbir-i ümmet: İslâm büyükleri.
Ekalliyet: Azlık, azınlık.
Ekmel: Mükemmel ve kâmil olan.
Elfâz-ı perakende:Dağınık, parça parça sözler.
Elkâb: Lâkablar.
Elvâh: Levhalar, tablolar, manzaralar.
Elvâh-i tabiat: Tabiat levhaları, manzaraları.
Emânet-i kübra:En büyük emanet.
Emaret: Emirlik.
Eşmrâz-ı dahiliyye: İç hastalıklan.
Emrâz-ı içtimâiyye: Cemiyete ait marazlar, hastalıklar.
Emr-i hayr: Hayırlı iş,
Emrü nehy: Emir ve yasa.k.
Encümen: Komisyon, cemiyet.
Enfös: Ruhlar, yaşayanlar.
Enîn: İnilti.
Enîn-i rûh-i giryan: Ağlayan ruhun iniltisi.
Enîs-i can: Can dostu.
Enkâz-ı beşer: İnsan vücûdu parçaları.
Ensâr: Yârdım edenler; Peygamberimize ve arkadaşlarına yardım eden müslüman Medîneliler.
Enzâr-i tecessüs: Meraklı bakışlar.
Erbâb-i îmân: İmân edenler.
Erkân: Esaslar.
Esbâb: Sebepler.
Esbâb-ı helak: Mahvolma sebepleri.
Eshâb-ı güzin: Seçkin kişiler.
Eshâb-ı kiram: Peygamber Efendimizin sohbetinde bulunma şerefine erişenler.
Eslâf: Yerine geçilmiş olanlar, atalar.
Esrâr-i felah: Kurtuluşun sırları.
Esrâr-ı İlâhî: Allah'ın sırları.
Eş'âr: Şiirler.
Eşhâs-i marufe-i tarihîye: Tarihin bilinen şahısları.
Eşkâl: Şekiller.
Etibba: Doktorlar.
Evâmir: Emirler.
Eyâmir-i îlâhiyye: Allah'ın emirleri.
Evham: Vehimler, kuruntular.
Evleviyyet: Üstün tutulmaya lâyık olma.
Evsâf: Vasıflar, sıfatlar.
Ezvâc-ı tâhirât: Peygamber Efendimizin ismetli zevceleri.
Fadl: Fasalet.
Faik: Üstün olan.
Fârig: Çekilmiş,
Fart-» sürür: Aşırı sevinç.
Farz-i ayn: Allah'ın, ayrı ayrı her müslümanı yapmakla vazifelendirdiği emirleri.
Fasid: Fena, bozuk.
Fâsîh: Güzel ve düzgün konuşan.
Fazâil: Faziletler, güzel huylar.
Fazıl: Faziletli.
Fecr-i nazan: Nazh sabah.
Felah: Kurtuluş, selâmet.
Felâket-î hâzıra: Görünen felâket.
Felc-i iradî: İradenin ortadan kalkması.
Fenn-i celü-i tefsir: Kur'ân-ı Kerîm'i manâ bakımından izah eden yüce ilim.
Ferdiz: Farzlar, yapılması lazım olan emirler.
Ferdâ-yi ihkak: Hakkın yerini bulacağı gün.
Fersûd: Yıpranmış.
Fetret: İki vaka arasındaki zaman; iki peygamber veya padişah arasında peygambersiz veya padişahsiz geçen devir.
Fevk: Üst.
Fevt: Elden kaçırma.
Feyyaz: Bereket ve bolluk veren; Allah.
Fıkdan: Yokluk, darlık.
Fıtrat: Mizaç, yaratılış.
Fıtrî: Yaradilişdan, karekterle alâkalı.
Firâş-ı vapesin: En gerideki yatak;
fi-sebî!-illah: Allah için, karşılık beklemeden.
fuzalâ: faziletli, erdemli kimseler.
Fütur-ı la-kaydi: Kayıtsızlık
Gadr: Hâinlik, haksızlık.
Garâib: Tuhaflıklar, şaşılacak şeyler.
Gayya: Belâ çukuru.
Gayya-yi îlhad: Küfür çukuru.
Gazeliyyât: Gazel tarzındaki gürler.
Gedâ: Dilenci, yoksul.
Gubâr: Toz.
Gülhang: Hep bir ağızdan çıkan yüksek ses.
Gürîzân: Kaçan.
Güzâr: Geçme.
Güzide: Seçkin, seçilmiş.
Habbe: Ufak ve yuvarlak taneler.
Hacamat: Boynuz veya şişe ile vücudun bir organına kanı topladıktan sonra neşter ile kan alma.
Hadim: Hizmet eden.
Hadis: Meydana gelen.
Hâîb: Korkak.
Hâile: Trajedi.
Hakâyik-i amîk: Derin hakikatlar.
Hakâyık-ı dîn: dinin hakikatları.
Hakâyık-ı diniyye: dînî hakikatlar.
Hakk-ı sarih: Açık, belli, bilinen hak.
Hâlât: Haller.
Hamaset: Cesaret, kahramanlık.
Handan: Gülen.
Hanuman: Ev bark.
Harb-î umümi: Birinci cihan harbi.
Harîm-i aile: Aile ocağı.
Harim-i irfan: İrfan ocağı.
Harîm-i namus: Namus dâiresi.
Harîm-i pak: Temiz ocak.
Hâsir: Hasret çeken.
Hasise: Fena huy.
Haşiye: Bir kitabın sahife kenarlarına yazılan yazı.
Hatime: Son, nihayet.
Hatt-i hareket: Hareket çizgisi, davranış.
Hatve: Adım.
Hâvi: İhtiva eden, içine alan.
Hayfâ: Heyhat!
Hazain-i servet: Varlık hazineleri.
Hazele: Yüzsüzler, adiler.
Hazık: İşinin ehli, usta.
Herc ü merc: Altüst, karışık.
Herze-vekil: Her işe karışan, boşboğaz.
Hey'et-i mficmuâ: Toplanmış heyet.
Heykel-i camit: Cansız heykel
Hezeyan: Saçma sapan konuşmalar.
Hezeyan-nâme: Yazılı saçmalıklar.
Hezl: Latife, alay, şaka.
Hezz: Diretme, tahrik.
Hırmân: Mahrumluk, ümitsizlik.
Hicrân-ı müebbbed: Ebedi ayrılık.
Hikmet-i Huda: Huda'nın hikmeti.
Hirmân: Nasipsizlik, mahrum olma.
Hiîsse-i şâyîâ: Hissedarların bölünmemiş maldaki hisseleri.
Hisseyâb-ı tenevvür: Nurlanmadan hisselenen, nurlu olan.
Hissiyât-i âşıkane: Aşıkane hisler.
Hissiyât-i garam: Şiddetli aşk duyguları.
Hissiyât-i ulviyye: Ulvî hisler.
Hukûk-i düvel: Devletler hukuku.
Hulefâ: Halîfeler.
Hulf: Verdiği sözü tutmama.
Hûn: Kan.
Hurûf: Harfler.
Hurûş: Coşma.
Huşunet: Kabalık; inatçılık.
Hutebâ: Hatipler.
Hutût-ı müthişe: Müthiş hatlar, çizgiler.
Huzzar: Huzurda bulunanlar.
Hüccâc: Hacılar.
Hüccet: Vesika, delil.
Hücre-i mesai: Çalışma odası.
Hücre-i sa’y: Çalışma odası.
Hükemâ: Hakimler, hikmetli söz söyliyenler.
Hükemâ-i islâm: İslâm hakimleri.
Hüküm-ferma: Hüküm süren.
Hüsn-i lâ-yezâl: Zevalsiz, bitimsiz güzellik.
Hüsrân-ı uuibin: Görülen, meydanda olan kayıp, ziyan.
Iyâl: bir kimsenin geçindirmek mecburiyetinde olduğu kimseler.
Iyân: Belli, açık, aşikâr.
Iztırar: Mecburiyet; ihtiyaç.
— İ __
İane: Yardım için toplanan para.
İâne_i hayâl: Hayâlin yardımı.
İbda: İcâd.
İbtidâi: İlk (mekteb)
İbtisâm: Gülümseme.
İcbar: Zorlama.
İcmali: Kısa, toplu.
İctihad: Din âlimlerinin Kur'ân-ı Kerîm ve hadislere dayanarak ortaya koydukları şer'î düstur.
İdadi: Lise
İdâre-i müstebîde: İstibdâd idaresi.
iddiâ-yı muhîk: Haklı iddia.
İfâ: Yerine getirme.
İfrat: Aşırı gitme.
İğfâllât: Aldatmalar.
İhata: Sarma, kuşatma.
İhâta-i edebiyye: Edebiyata ait geniş bilgi sahibi olma.
İhda: Hediye verme, hediye etme.
İhraz: Alma, elde etme.
İhtikâr: Hakir görme.
İhtimâr: Mayalanma.
İhtirâmat: Hürmetler.
İhtisâsât: Hissetmeler.
İhtiyâr: Seçme, isteme.
İhvan-ı safa: Temiz, samîmi dostluk.
İhzar: Hazırlama.
İkâme-i dâva: Meseleyi ortaya koyma.
İkdam: Devamlı ve gayretle çalışma.
İklîm: Ülke.
İksîr-i beka: Ebedîlik içkisi.
İktâhâm: Göğüs germe, karşı durma.
İ'Iâ: Yükseltme.
İlâhî: Ey Allah'ım!
İlân-ı mübahat: Açık açık öğünme. ilhâd: Allah'ı inkâr etme, dinsizlik.
İlhad:Allah’ın inkar etme ,dinsizlik
İlm-i hâl: Dinî kaideleri öğretmek üzere yazılmış kitap.
İmâ: Dolayısıyla anlatma.
İmâle: Kısa heceyi vezne uydurmak için lüzumundan fazla uzun okuma.
İmhâl: Mühlet verme.
İmrâr: Geçirme.
İmtina: Çekinme, geri durma.
İmtisal: Gerekeni yapma, emre uyma.
İmtizaç: Karışabilme, uyuşma.
İn'am: Nimet verme iyilik etme.
İnayet: Gayret; lütuf, ihsan. . -
İnbisât: Yayılma; ferahlık.
İncizab: Cezbolma, çekilme.
İnd-AIlah: Allah katı infat: nafaka verip geçindirme.
İnfial: Gücenme.
İnfîrâd: Yalnız olma.
İnhirâf: Dönme, sapma.
İnhitat: Aşağı düşme. değişme, dönme.
İnkiılabat: değişmeler.
İnk^yâd: Boyun eğme, bağlılık.
İnkisâr: Kırılma.
İnsan-ı kâmil: Olgun, fazîlet ve güzel huy sahibi insan.
İnsilah: Sıyrılıp çıkma.
İnşad: Şiiri ahengine göre okuma.
İnşirah: Açılma, ferahlık.
İntac: Neticelendirme.
İntihâb: Seçme.
İntikad: Tenkid.
İntikaş: Nakşolunma.
İntîsâb: Bağlanma, mensubolma.
İntişâr: Neşrolunma, yayılma.
İntîzâr: Bekleme.
inzal;İİndirme.
İrâd-i nutk: Nutuk söyleme.
İrad: Getirme; söyleme.
İrşâd:Doğru yolu gösterme.
İrtica: Gericilik.
İrtifa: Yükselme; yükseklik.
İrtihal: Göçme.
İs’af: Kabul etme.
İsmâ': Dinletme.
İslâd: Bir şeyi birisi için yaptı deme.
İstiâb: İçine alma, kaplama.
İstibdâd: Baskı.
İstiğna: Tok gözlülük, kanaat etme.
İstiğrâb: Garib bulma.
İstiğrak: İçe dalma; kendinden, geçme.
İstihfaf: Hafif görme, ehemmiyet vermeme.
İstihkak: Hak kazanma.
İstihkar: Hor görme.
İstihsâl: Üretme.
İstihsan: Müdafa etme.
İstihza: Alay etme.
İstikşaf: Keşfetmeye çalışma.
İstimâ: Dinleme, işitilme.
İtimdat: Yardım isteme.
İstinaden: Dayanarak.
İstinkaf eddetme, kabul etmeme.
istirdâd: Geri alma geri isteme.
İshâd: orak gösterme.
İsrâk: Allah'a ortak koşma.
İştihar: Şöhret bulma,
iştiyak: Şevklenme, özleme.
İşve-i şebâb: Gençlik cilvesi.
İ'tidâl: Ölçülülük, aşırı olmama.
İtikÜif: Bir yere kapanıp ibadetle vakit geçirme.
îtimâd-ı nefs: Kendine güvenme.
İ’tiyât: Alışkanlık.
İtminan: Emin olma, güvenme.
İttibâ: Tabî olma.
İttifak: Birleşme; sözleşme.
İttihâd: Aynı fikirde birleşme.
İttihâz: Kabul etme, edinme.
İttisal: Bitişme, ulaşma.
İz*âcât-ı mütevâliye: Devamlı kopuşlar.
İzâle: Giderme, yoketme.
İzlâl: Hakir görme.
İzmihlal: Yokolma, yıkılma.
Kabâil: Kabileler.
Kâdih: Kötüleyici.
Kâffe: Cümle, hepsi.
Kahraman-ı muhayyel: Hayalî kahraman.
Kâide-i küllîye: Bütün kaideler.
Kâim: Ayakda duran; birinin yerine geçen.
Kalb-i zemin: Yerin kalbi.
Ka'r-i'nlâ-yâb: Dibi bulunmaz.
Kâri': Okuyucu.
Kariha.: İnsanda kendiliğinden hasıl olan fikir; tabiat.
Kasem: Yemin.
Kavâid: Kaideler.
Kavânîn: Kanunlar.
Kebûd: Mavi.
Kelâmullah: Allah sözü.
Kemâl-i itminan: Tam manasıyla inanma.
Kerîin-i lâ-yezâl: Sonsuz bir cömertlik.
Kesif: Yoğun, kalabalık.
Kesret: Çokluk.
Kıllet: Azlık.
Kıraat: Okuma.
Kism-ı a'zam: Büyük bir kısmı.
Kıyam: Ayağa kalkma.
Kıymet-i ahlâkiyye: Ahlâkî değer.
Kıymet-i edebiyye: Edebî değer.
Kitâb-ı Mübîn: Kur'ân-ı Kerîm.
Kitâbullah: Allah'ın kitabı; Kur'ân-ı Kerîm.
Kadûm: Uzakdan gelme.
Kudret-i bülend: Yüce kudret.
Kulûb-ı mütereddid: Tereddütlü gönüller.
Kuvâ-yi fikriyye: Fikrî kuvvetler,
Kuvve~i mâneviyye: Manevî kuvvetler,
Kübrâ; En büyük.
Küdûret: Bulanıklık.
Külliyât- ulûm: İlimlerin hepsi.
Lağam: Patlayıcı maddeler için kazılmış yeraltı kanalı.
Lâhd: Mezar.
Lahn: Dil, ahenk.
Lahzâ-i im*an: Derin dikkat.
Latife-perdâa:: Şakacı.
Lebbeyk: «buyurunuz, emir sizindir efendim» manasına kullanılan bir kelime,
Leb-rîz: Ağzına kadar dolu.
Leim: Alçak, aşağılık.
Lem'a: Parıltı, parlayış. ' .
Levs: Pislik.
Lisân-ı bülend-i şiir: Şiirin yüce lisânı.
Lîsân-ı hak: Doğru söz.
Liyâkat: Layık olma.
— M —
maa-l-memnûniyet: memnunlukla.
Maa-t-teessüf: yazık ki.
Mâbed: ibâdet edilen yer; cami.
Mağrib-i aksa: Fas, Merakeş.
Mahalle-yi emvât: Ölüler mahallesi, mezarlık.
Mahdum: Oğul. .
Mahfuz: Saklanılmış.
Mahfuzât-i şîiriyye: Ezberde olan şiirler.
MaMûk-ı asil: Asâletli yaratık (!)
Mahrem-i esrar: Gizh" sırlar.
Mahsûl-i mesâi: Çalışmaların mahsulü.
Mahsûsât: Gözle görülen şeyler.
Mahşer-i edvar: Devirlerin kalabalığı, mahşeri.
Mahzâ: Ancak, sâdece.
Mahzûz: Hoşlanmış, memnun.
Maişet:Yaşayış.
Makber: Mezar.
Makhûr: Kahrolmuş, yenilmiş.
Ma*kûs: Aksolunmuş, tersine çevrilmiş.
Manâ-yı cüz*iyyât: Ufak, ehemmiyetsiz şeylerin manâsı.
Ma*ni-i terakki: İlerlemeye engel.
Ma'reke: Savaş meydanı. . . .
Mg-sadak: Uygun, tıpkı.
Ma-sivâ: Allah'dan gayri bütün varlıklar.
Masruf: Sarf olunmuş.
Mâsun: Saklanmış; sağlam.
Matiyye: Binek hayvanı.
Matlub:İstenilen şey.
Ma'tuh: Bunak.
Mazarrat: arar vermek.
Mazhar-i tevfik: Yardıma nail olma.
Meâsir-i irfan: İrfan dolu güzel eserler.
Mebâhis-i felsefiyye: Felsefî bahisler.
Mebrûr: Hayırlı, makbul.
Mebzul: Bol.
Mecruh: Yaralanmış.
Medeniyyet-i hasara: Şimdiki medeniyet.
Medhûl: Ayıplanacak kusuru olan.
Medhûş: Şaşırmış, korkmuş.
Medhûş-ı cemâl: Korkmuş çehre.
Medîd: Uzatılmış.
Medlul: Delil getirilmiş şey.
Mefahir: İftihar edilecek şeyler.
Mefluç: Felçli.
Meftûr: Yaratılmış.
Mef'ul: Bir işe mâruz kalan.
Mehâlik: Helak olacak, tehlikeli yerler.
Mehaz: Kaynak.
Mehib: Heybetli.
Melrîb-î ervah: Ruhlar kafilesi.
Mekkî: Peygamber Efendimiz Mekke'de bulunduğu sırada inen(âyet)
Meknûn: Dizilmiş.
Mekteb-i Sultanî: Galatasaray Lisesi.
Mel'abe: Oyun, oyuncak,
Meleke-i îcâd: Bulma kabiliyeti.
Mel'un: Lanetlenmiş.
memâlilc-i İslâmîyye: müslümanlar.
Memduh: Övülmüş.
Me*mûl: Emel edinilen.
Memzûc: Kanştıralmış.
Menâzir: Manzaralar.
Menfez: Nufûz edecek yer, delik,
Menhus: Uğursuz.
Merdüm-girîz: İnsanlara karışmaktan hoşlanmıyan.
Merlîâle-i ûlâ: Birinci, ilk merhale.
Meriyyet: Sözü, hükmü geçen.
Merzûls: Rızıklanmış.
Mesabe: Derece, rütbe.
Messai-i gâirnz: Karışık meseleler.
Meshûr: Sihirlenmiş.
Meskenet: Miskinlik.
Meskukât: Akçeler.
Meskûn: İçinde insan oturan yer.
Mesrur: Sevinçli
Meşâhir: Meşhurlar.
Meşa-i tevhîd: Birlik meşalesi.
Mes’âl-i tevhîd: Birlik meşalesi.
Meşîme: Kese, torba.
Meşiyyet: İrade.
Meşiyyet-i İlâhî: İlâhî irade.
Meşkûr: Makbul, beğenilmiş.
Meşveret: Danışma.
Meta': Satılacak mal, eşya.
Metâib: Seçilmiş şeyler.
Mevadd: Maddeler, cisimler.
Mevadd-i îbtidâiyye: Ham maddeler.
Meve-a-mevc: Dalga ile.
Mevdu': Emânet edilmiş.
Mev'ize: Öğüt.
Mev'ud:Vadolunmuş, sözverinmiş
Meyus: Ümitsiz.
Meyyit: Ölmüş.
Mezâhim: Eziyetler.
Mezec: Katma, karıştırma.
Mezmûm: Yerinmis, kötülenmiş.
Miâd-i istikâz: Uyanma zamanı.
Mihmân: Misafir.
Mîhman-pervaz: misafir seven.
Mikyas: Ölçü, kıyas edecek âlet
Millet-i merhume: Ölmüş millet.
Mirâs-i diyanet: Dinîn mirası.
Mizah: Şaka, eğlence.
Muahede: Karşılıklı yemin etme, anlaşma.
Muaheze: Azarlama; tenkit.
muakkad: Kolay kolay manâ çıkmayan şiir.
Muarefe: Tanışma.
Muarız: Karşı gelen.
muasır: Çağdaş.
Muavenet: Yardım etme.
Muazzez: Hürmet ve saygı ile kabul olunan.
Mugayir: Aykırı, uymaz.
Muhakkar: Hakarete uğramış, muhal: imkânsız.
Muhal: Sürekli olarak kalan, ebedî.
Muhasamat: Düşmanlık.
Muhdes: Sonradan meydana gelmiş.
Muhît-i nâim: Uyuyan çevre.
Muhkem: Sağlamlaştırılmış.
Muhrik: Yakan, yakıcı.
Muhtasar: Kısaltılmış.
Mukabil: Karşısında bulunan.
Mukaffa: Kafiyelenmiş.
Mukayyed: Kayıtlı, bağlanmış.
Muktezâ: Lazımgelmiş, icabetmiş.
Munsif-âne: İnsaflılıkla.
Murahhas:İizinli.
Murakabe: İç derinleşme.
Murtâz: Aıştırılmış, talimli.
Musâb: İsabet etmiş.
Musahebe: Sohbet etme.
Musannif: Eser yazan.
Masallı: Beş vakit namazım kılan.
Musarrah: Açık söylenmiş.
Musavvir: Tasvîr eden, anlatan.
Musirr-âne: Israrla.
Mutantan: Gösterişli, gürültülü.
Mutazarrır: Zarar gören.
Mutmain: Gönlü rahat.
Muttali': Öğrenmiş, haberli.
Muttarid: Sıralı, belli bir sıraya göre yürüyen.
Muttasıl: Aralıksız.
Muvâfık: Uygun, yerinde.
Muvahhid: Allah'ın birliğine inanan.
Muvâzaa: Bahse girişme; karşılıklı anlaşma.
Muzirr: Zararlı.
Muzmahill: Çökmüş, yokoîmug.
Mübâhase: Karşılıklı bahsetme bahisleşme.
Müberra: Temize çıkmış, temizlenmiş;.
Mübtedî: Acemi.
Mücahedât: Din düşmanlarıyla yapılan mücadeleler.
Mücehhez: Donatılmış.
Müdâvât: Deva arama.
Müdavim: Bir yere devam. eden.
Müeddâ: Manâ.
Müddeayat: İddialar.
Müekked: Sağlamlaştırılmış..
Müellif: Eser yazan.
Müesses: Kurulmuş.
Müeyyed: Doğruluğu kuvvetlendirilmiş.
Müfekkire: Düşünme gücü.
Müfessir: Kur'ân-ı Kerîm'i tefsir eden din âlimi.
Müfessirin: Müfessirler.
müfîd: Faydalı.
Müfsid: Bozan.
Müheyyic: Heyecan veren.
Mühlik: Helak eden, öldüren.
Mülâabe: Oynaşma.
Mülâki: Buluşan, kavuşan.
Mülâtafa: Şakalaşma.
mülâyemet: Uygunluk.
Mülemma: Bir kısmı türkçe, bir kısmı arapça veya farşça söylenmiş.
olan manzume. .
Mülevves: Pis.
Mülhimane: İlham edercesine.
Mültecâ: Sığınılacak yer.
Mümanaat: Menetme engel olma.
Mümtezic: Uyuşan, kaynaşan. .
Münbasit: Yayılan, genişliyen.
Mündemic: Dürülûp sarılan, içine yerleşen.
Mündericât: İçindekiler.
Münebbih: Tenbih eden, uyandıran.
Münkad: Boyun eğen.
Münker: İnkâr edilmiş. .
Münkerât: Şeriatça yapılması yasak edilmiş şeyler.
Münkesir: Kırılan, kırılmış.
Müntahabât: Seçme eserler.
Müntehâ: Nihayet bulmuş; son nokta.
Münteheb: Yağma edilen.
Müntehî: So, biten.
Müntekid: Tenkid eden.
Mürşid: Doğru yolu gösteren kişi
Mürtekîb: Kötü iş yapan; rüşvet alan.
Mürûr-ı zaman: Zamanı geçme.
Müsahhâr: Büyülenmiş.
Müsebbibât: Sebeb olanlar.
Müseceâ: Süslü.
Müsellem: Teslim edilmiş.
Müselsel: Zincirleme.
Müsta'cel: Acele yapılması gereken.
Müstahkem: Sağlamlaştırılmış.
Müstefîd: Faydalanan.
Müstehzi: Alaycı.
Müstekreh: İğrenç.
Müstemirr-âne: Devamlı.
Müstemlekât: Sömürgeler.
Müstensih: Kopyesini çıkaran.
Müsteşrik: Şark topluluklarının kültürü üzerinde araştırma yapan.
Müstevli: Ele geçiren istilâ eden.
Müşabehet: Benzeme.
Müşâfehe: Karşı karşıya konuşma.
Müşarün-ileyh: Adı geçen.
Müşavere: Danışma.
Müşebbeh: Benzeyen.
Müşebbehün-bih: Kendisine benzetilen.
Müşkil-pesend: Zor beğenen.
Müşrik: Allah'a ortak koşan.
Müştak: Özleyen.
Müştekât: Türemiş kelimeler.
Müteahhirin-i ulemâ: Son zamanlarda yetişen âlimler.
Mütebaki: Geri kalan.
Mütecellî: Görünen.
Mütefenni: Fen dalında bilgi sahibi olan.
Mütehassis: Hislenen.
Mütemeddin: Medenî.
Mütenâim: Bolluk içinde, nazlı büyüyen.
Mütenâsib: Uygun.
Mütenazır: Karşılıklı birbirine bakan.
Mütenebbih: Uyanan, intibah eden.
Mütenevvi: Türlü türlü.
MütelezzîK: Tad alan.
Müteşeddid: Şiddetlenen.
mütevaklaf: Duran, bekliyen, bağlı olan,
Müteveccih: Bir tarafa yönelen.
Mütezâyid: Çoğalan.
Müttekî: Dayanmış.
Müvelled: Doğmuş.
Müzayaka: Sıkıntı, darlık.
Müzdâd:Artmış, çoğalmış.
— N —
Na-dân: Bilmez.
Nâdîre-i fıtrat: Müstesna yaratılış.
Nâ-ehl: Ehil olmayan:
Nafi: Faydalı.
Nâfiz: Tesîrli.
Nâ-gah: Ansızın.
Nâ-hak: Haksız.
Nakısa: Noksan.
Nakş-ı cebîn: Alın yazısı.
Nâ-mahrem: Yabancı, el.
Nâ-mütenahi: Sayılmıyacak kadar çok.
Nâsıye: Alnı.
Nâsir: Nesir yazan.
Nasraniyyet: Hıristiyanlık. ,
Na’ş: Cesed.
Nâzan u hırâman: Nazlı ve salnıarak.
Nazar-ı ıttıla: Tanıdık bakış.
Nasar-ı iltifat: İltifatlı bakış.
Naz u nâim: Uykulu ve nazlı.
Nebî-yi muhterem: Muhterem peygamber.
Necat: Kurtuluş.
Necib: Nesli temiz olan, seçkin kimse.
Nefh: Üfürme.
Nefha: Yel.
Nefha-i sûr: Sûr'un üflenmesi, kıyamet kopması.
Nefs-ül-emr: İşin hakikati.
Nehy: Yasaklama
Nekal: İşkence
Nekbet: Bahtsızlık.
Neşat: Sevinç, neşe.
Neş'et: Meydana gelme.
Neşîde: Şiir.
Neşve: Sevinç, neşe.İ
Neşv ü nema: Yetişip büyüme.
Nevâkis: Noksanlar.
Nevâziş: Gönül alma.
Nevha: Ölünün ardından yas tutma.
Nevhâ-i istika: Beklenen çığlık. alma.
Nevmid: Ümitsizlik.
Nezâhat: Temizlik; incelik ümitsiz.
Nezd-i İlâhî: Allah katı.
Nigâh-ı merhamet: acımalı bakış.
Nihrîr-i muhterem: hürmet edilecek bilgili kişi.
Nikbin: İyimser.
Nisvan: Kadınlar.
Nisyân: Unutma.
Nusret: Yardım.
Nübüvvet: Peygamberlik.
Nüdemâ: Nedimler.
_ p _
Panteizm: Yaradanla yaratılan şeyler arasında fark tanımayan felsefî doktirin.
Pây-dâr: Sağlam; devamlı.
Pây-mâl; Çiğnenmiş.
Peyâm: Haber.
Pişi -i nazar: Göz önü
Pîşvâ:Rreis.
Pür-lerz-i haşyet: Korkudan titreme.
Rabıta: Bağ.
Râcî: Rica eden.
Râci': Geri dönen.
Rağm: Aksine davranma. Allah'ın vadolunmuş raheti.
Rahmet-i mev*ud-i Hüdâ:
Rahne: Bozukluk.
Rakik: İnce, hassas.
Râvî: Rivayet eden.
Ra'yet-i İslâm: İslâm sancağı.
Reh-güzer: Geçecek yol.
Reng-i hüvüyet: Mahiyeti, kimliği.
Resâil-i mevkute: Belli günlerde çıkan mecmualar.
Rezâil: Alçak işler.
Rıfk: yumuşaklık.
Ridâ’: Örtü.
Risâlet-i celîle: Yüce elçilik.
Riya: İki yüzlülük.
Riyâzî: Hesapla ilgili,
Ruh-ı beka: Ebedîliğe ulaşmış ruh.
Ruh-ı mücerred: Cisimsiz ruh.
Rûh-ı şehamet: Yiğit ruh.
rûz-nâme-i münâkaşât: Münâkaşalar gazetesi.
Rücû’: Geri dönme.
Rükû': Namazda öne doğru eğilme.
Rükûb: Binme.
Rusûh: Sağlam olma; meleke.
— S —
Sabî: Henüz memeden kesilmemiş erkek çocuk.
Saded: Niyet, asıl mevzu.
Sıdır: Çıkan.
Safha-i nûr-ı mevvâc: birbirini takib eden parıltılı dalgalar.
Safîr: İnce, güzel ses.
Sahâ'-i Iâ-tenâhi: Bitip tükenmez bir cömertlik.
Saik: Sevkeden.
Sekâmet: Noksanlık, yanlışlık.
Sakatat: Sözdeki yanlışlıklar.
Sakıt: Düşen.
Sâlib: İnkâr eden,
Sâmân: Servet, rahat
Samia:İşitme.
Sâmit: Sessiz.
Sânihât-i fikriyye: Fikre doğanlar.
Sarih: Açık, meydanda.
Satyet: Birinin üzerine şiddetle sıçrama; atılma.
Savn-ı samedânî: Allah’ın koruması.
Sa’y: Çalışma.
Sa’y-i edebî: Edebî çalışma.
Sayha: Bağırma.
Sebeb-i nüzul: İnme sebebi.
Sefahat: Zevk ve eğlenceye aşırı derecede düşkünlük.
sefîh: Zevk ve eğlenceye düşkün.
Sehl-i mümtenî: Basit ve sade görüldüğü halde bulunup söylenmesi
ve taklidi zor söz.
Sekenât: Durmalar, duruşlar.
Sekene: Oturanlar.
sekînet: Sakinlik.
Selika-i beyân: Güzel şekilde anlatma.
Selis: Düzgün, akıcı.
Semahat: Cömertlik.
Semahât-ı his: Hissin cömertliği.
Semahât-ı kariha: İş yapabilme kabiliyetinin cömertliği.
Serâir: Gizli şeyler.
Ser-a-pa: Baştan ayağa.
Ser-encâm: Başına gelen.
Ser-güzeşt: Macera.
Ser-nigûn: Ters dönmüş.
Sermedi: Sürekli.
Sevâhü Kıyılar, sahiller.
Sevdâ-i terakki: İlerleyen sevda.
Seviye-î malûmat: Bilgi seviyesi.
Seylâbe: Sel. .
Seyyâle: Su gibi akan şeyler.
Seyyie: Kötülük.
Sıklet: Ağırlık, sıkıntı.
Sırf-ı mübîn: Açık olan sır.
Siyânet: Koruma.
Siga:Fiil çekiminde meydena gelen türlü nc-i hilkat: yaradılışın sinesi. sîret; bir kimsenin içi, gidişi, ahlâkı, siyak: sözün gelişi, ifâde şekli. sudur: meydana çıkma. sukut: düşme, aşağı inme. sübyanı; Allah'a âit. sübûl-i tlâhî; Allah'ın sebilleri, sefihler.
-ı amtk: derin sessizlik.
-ı mehîb: azametli sükûn.
pltma, zuhur etme.
Süreyya: Ülker takım yıldızı.
Sürür: Sevinç
Şahika: Zirve, doruk.
Şaibe:Kusur, noksan, kötü iz.
Şâkird; Talebe, çırak.
Şârih: Açıklayan.
Şark: Doğu.
Şebâb: Gençlik, tazelik.
Şebâhet: Benzeme.
Şecaat:Yiğitlik.
Şedâid: Zahmetli halier.
Şedd-i rahl: Yolcu olma.
Şedîd: Şiddetli.
Şehâmet: Zekâ ile beraber olan yiğitlik.
Şekavet: Yaramazlık, kotii iş işleme.
Şekl-i aslî: Esâs şekil.
Şenaat: Kötülük.
Şerait: Şartlar.
Şerh: açma, açıklama.
Şetaret: Neşe, şenlik, sevinç.
Şiâr-ı hikmet: Hikmetin alâmetleri. .
Şikâk: Anlaşmazlık.
Şikâr: Av.
Şiir-i kadîm: Eski şiir.
Şimal: Kuzey.
Şûriş: Karışıklık.
Şuûn: İşler, hâdiseler.
Şuûn-ı kâinat: Kâinat'ın işleri, vak'aları.
Şühedâ: Şehitler.
Taaccübî şaşakalma.
Taalluk: Asılı olma; ilgisi olma.
Taayyün: Meydana çıkma, belli olma.
Tababet: Doktorluk.
Tâbir-i sahih: Açık, belli söz.
Ta'cil: Acele ettirme, çabuklaştırma.
Tadad: Sayma, sayıp dökme
Ta'dfl: Değişiklik.
Tagallüb: Zorbalık.
Taharri: Arama.
Tahaşşüd: (Askerin) yığılma(sı).
Tahattur: Hatırlama.
Tahrîm: Haram kılma.
Tahrîr: Yazma.
Taharriyât-ı hakimane: Ciddi araştırmalar.
Takdî: Parça parça etme.
Takyîd: Kayıdla şartla bağlama, bağlama.
Talâkat: Düzgün sözlülük, dil açıklığı.
Ta*mîk: Derinleştirme.
Ta*mîk4 nazar: Bakışı derinleştirme.
Tanzîr: Bir şiirin benzerini yapma.
Tarh: Tertipleme, düzenleme.
Tarîk: Yol.
Tarîk-i terakki: İlerleme yolu.
Tarz-ı kadîm: Eski usûl.
Tarz-ı rüyet: Bakış tarzı.
Tarz-i tekellüm: Konuşma tarzı.
Tarziye: Razı ve hoşnud etme.
Tâsadduk: Sadaka olarak verme.
Tasannu': Yapmacık.
Tashih: Yanlışı düzeltme.
Tavr-ı mahsûs: Husûsî tavır.
Tavr-ı rehâvet-nümâ: Gevşeklik gösteren tavır.
Tavzih: Açıklama.
Tayy: Atlama.
Tazallüm-i rakîk: Kibar şikâyet.
Tazammum: İçine alma.
Ta'zim: Büyükleme, saygı gösterme.
Ta’ziz: Şerefli kılma.
Teâlî: Yükselme, ululanma.
Teâvün: Yardımlaşma.
Tebcil: Ululama, ağırlama.
Tebdîl-i din: Din değiştirme.
Tebe-i tabiîn: İkinci derecede olarak hadîs nakletmiş olan.
Tebligat: Tebliğler.
Tebşir: Müjdeleme.
Teeerrüd: Soyunma.
Techîl: Birinin bilgisizliğini ortaya koyma.
Tecrîd: Ayırma, uzaklaştırma.
Tedavül: Elden ele gezme.
Te’dîp: Edeplendirme.
Teehhür: Gecikme.
Teeyyüd: Kuvvet bulma; gerçekleşme.
Tefeyyüz: Feyizlenme, yükselme,
Tefrika: Ayrılık.
Tefrit: Tersine aşırılık, ortalamanın çok altında kalma.
Öehevvür: Öfkelenme.
tehdîd-i mehîb: Heybetli tehdîd.
teheccüd: Gece namazı.
Tehekküm: Alay, eğlenme.
Tehlîl: İslâm dîninin birlik inancını hülâsa eden «lâilâhe-ill^AUah»
sözünü tekrarlama.
Tehyîc: Heyecanlandırma.
Tehzîb: Düzeltme.
Tekâlif-i şer*iyye: Dinin emrettikleri.
Tekfir: Küfürleşme.
Te’kid: Sağlamlaştırma.
Tek ü tâz: Öteye beriye koşuşmalar.
Telifât: Yazılmış eserler.
Temessül: Bir şekil ve surete girme.
Temettu*: Kâr, fayda.
Te’mîn-i beka: Ebediliğin temini.
Tenkih: Ayıklama.
Tenvir: Nurlandırma.
Tenzih: Kusur kondurmama.
Terakki: İlerleme.
Terakldyât-ı fikrîyye: Fikrî ilerlemeler.
Terâne-i vicdan-rubâ: Vicdan kapan nağme.
Terfîk: Arkadaş etme.
Tersim: Resmetme.
Tertîl: Usulüyle okuma.
Tervîc: Kıymet ve itibarını artırma.
Terzil: Rezil etme.
Tesbi’: Evvelden söylenmiş bir şiirin her beytini beger mısra mısra
ilâvesiyle yediye çıkarma.
Tes'îd: Kutlama.
Te’sirât: Tesirler.
Teslis: Üçleme, Hristiyanlıkta Allah'ın üç olduğuna inanma.
Teşcî: Gayrete getirme.
Teşmil: Yayma, içine aldırma.
Teşrîk-i mesâi: Beraber çalışma.
Teşyi’: Uğurlama.
Tetabbu: Aralıksız arka arkaya gelme.
Tetebbu’: Bir şeyi etraflıca inceleme
Tetkîkât: İncelemeler.
Tetkîkât-ı lisâniyye: Lisân üzerine yapılan incelemeler.
Tevaggul: Devamlı olarak uğraşma.
Tevakkuf: Durma, bekleme,
Tevârud: Arka arkaya gelip birikme.
Tevcih-i nigâh: Bakışını çevirme.
tevehhüm: vehme düşme.
tevfîk: Allah'ın yardımına kavuşma.
tevfik-i İlâhî: Allah'ın yardımı.
tevhîd: Birlik, Allah'ın birliğine inanma.
Tevil: Sözü çevirme, söze ayrı mâna vermeye kalkma.
Tevlîd: Meydana getirme, doğurma.
Tevsî': Genişletme.
Tevşîh: Süsleme.
Tevzî: Dağıtma.
Te'yîd: Kuvvetlendi
Te’yîd-i kahr: Kahrın kuvvetlendirilmesi.
Tezâhürat: Zuhur etmeler, meydana çıkmalar.
Tezelzül: Sarsıma.
Tezyif: Değersiz olarak gösterme; eğlenme.
Tıfl-ı nâ-tüvan: Zayıf, kuvvetsiz çocuk.
Tilâvet: Kur'ân-ı güzel sesle ve usûlüne göre okuma.
Töhmet: Birine yüklenen suç.
Tufeyli: Dalkavuk.
Tuğyân: Taşma, taşkınlık.
Tûl: Uzunluk, boy.
Tüvan: Güç, takad.
— U —
Uhde: Söz verme, bir işi üzerine alma.
Uhuvvet: Kardeşlik,
Ukalâ: Akıllılar.
Ukbâ: Ahiret, öbür dünya.
Ukde: Düğüm.
Ulûm-ı riyâziyyet: Matematik ilimleri.
Ulûm-i şeriyye: Dinle alâkalı ilimler.
Ulûm u fünûn: Fenler ve ilimler.
Ulüvv-i cenab: Cömertlik.
Umran: İlerleme, nıedeniyyet.
Uryân: Çıplak.
-Ü-
Üdebâ: edibler: Ülfet: Görüşme, kaynaşma.
Ümerâ: Emirler, beğler.
Ünvân-ı acîb: Tuhaf Ünvan.
Üslûb-ı semavî: İlâhî üslub.
— V —
Va’d-i ezelî: Ezelî va'd.
Vahdet: Birlik. vâhid: tek, bir.
Vahy: Allah tarafından peygambere gelen ilham.
Vakayi’: Vakalar.
Vareste: Kurtulmuş.
Varîd: Gelen, erişen.
Varidat: Gelir.
Vâsil: geniş.
Vaz': ortaya koyma.
Vecd-engiz: Vecdle, kendinden geçmeyle.
Vech-i şebeh: Benzeyenle benzetilen arasındaki müşterek vasıf.
Vely: Birbiri ardı sıra gelme.
Vesâit: Vasıtalar.
Vuzuh: Açıklık.
— Y —
Yâd: Anma.
Yakin: Kati olarak bilme.
Yârân: Dostlar.
Yâr-ı Can: Candan dost.
Yâve: Saçma, mânâsız söz.
Yeldâ-yı sâmit: Uzun sessizlik.
Ye's: Ümitsizlik.
Yevm-i kıyamet: Kıyamet günü.
— Z —
Za'f: Zayıflık.
Zafer-yâb: Başarı gösteren.
Zâhib: Giden; zanna kapılan.
Zâid: Fazlalık.
zâika: Tadma.
zâir: Ziyaret eden.
zâir-i âvâre: Avare dolaşan.
zebân-ı tazallüm: Sızlanma.
zemm: Kınama, ayıplama.
zevahir: Parlak (yıldızlar).
zevk-i benîm: Hayvanı zevk.
zevk-i selîm: Sezme kabiliyeti, zevkin en yüksek derecesi.
zevk-i lâhuti: Yüce zevk.
zevi-I-ukul: Aklı olanlar, insanlar.
zunn:iç taraf,maksat
zâmâm: Yular.
Züll: Alçalma, hakirlik.
İslami Okul Okulların En Önemlisi