Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

yimlerinde kullanıldığı gibi, o halkın ahalisinin gözleri gören keskin gözlü olduğu, yani ora halkının pis ve

yimlerinde kullanıldığı gibi, o halkın ahalisinin gözleri gören keskin gözlü olduğu, yani ora halkının pis ve zayıf kişiler ol

 

B-s-l 6

B-d-a. 6

B-t-r 6

B-t-ş. 6

B-t-l 6

B-t-n. 7

B-t-e. 8

B-z-r 8

B-a-s. 8

B-a-s-r 9

B-a-d. 9

B-a-r 9

B-a-d. 10

B-a-l 10

B-g-t 11

B-g-d. 11

B-g-l 11

B-g-y. 11

B-k-r 12

B-k-1. 12

B-k-y. 13

B-k-k. 13

B-k-r 13

B-k-m.. 14

B-k-y. 14

Bel Harfi 14

B-l-d. 15

B-l-a. 16

B-l-ğ. 16

B-l-y. 17

Belâ. 18

B-n-n. 18

B-n-a. 18

B-h-t 19

B-h-c. 19

B-h-l 19

B-h-m.. 20

B-v-b. 20

B-y-t 21

B-v-d. 22

B-v-r 22

B-e-r 22

B-u-s. 22

B-y-d. 23

B-y-a. 23

B-a-l 24

B-y-n. 24

B-y-n. 25

B-v-e. 26

Arapça'daki Bâ Harfinin Anlamları 26

KİTABU'T-TAİ 28

T-b-b. 28

T-e-b-v-t 28

T-b-r 28

T-b-a. 28

T-t-r-a. 29

T-c-r 29

T-h-t 29

T-h-z. 30

T-r-b. 30

T-r-s. 30

T-f-s. 31

T-r-f 31

T-r-k. 31

T-r-k. 31

T-s-a-t 31

T-a-s. 31

T-k-v-y. 31

T-k-e. 32

T-l-l 32

T-l-v. 32

T-m-m.. 33

T-v-r-a-t 33

T-a-r-t 33

T-y-n. 33

t-v-b. 33

E-y-h. 34

Arapçadaki Ta Harfinin Anlamları 34

KİTABU'S-SA'İ 34

S-b-t 34

S-b-r 35

S-b-t 35

S-b-v. 35

S-c-c. 35

S-h-n. 36

S-r-b. 36

S-a-b. 36

S-k-b. 36

S-k-f 36

S-k-l 36

S-l-s. 37

S-I-I 38

S-m-d. 38

S-m-r 38

S-m-m.. 38

S-m-m.. 39

S-m-n. 39

S-n-y. 39

S-v-b. 40

S-v-r 41

S-v-y. 41

KİTÂBU'L-CÎM... 42

C-b-b. 42

C-b-t 42

C-b-r 42

C-b-1. 43

C -b-n. 44

C -b-h. 44

C-b-y. 44

C-s-s. 45

C-s-m.. 45

C-s-v. 45

C-h-d. 45

C-h-m.. 45

C-d-d. 45

C-d-s. 46

C-d-r 46

C-d-l 46

C-z-z. 47

C-z-a. 47

C-z-v. 47

C-r-h. 47

C-r-d. 47

C-z-r 48

C-r-a. 48

C-r-f 48

C-r-m.. 48

C-r-y. 49

C-z-a. 49

C-z-e. 50

C-z-y. 50

C-s-s. 50

C-s-d. 50

C-s-m.. 51

C-a-l 51

C-f-n. 51

C-f-e. 52

C-I-I 52

C-l-b. 52

C-I-t 52

C-l-d. 53

C-l-s. 53

C-l-v. 53

C-m-m.. 53

C-m-h. 54

C-m-a. 54

C-m-1. 55

C-n-n. 55

C-n-b. 56

C-n-h. 57

C-n-d. 58

C-n-f 58

C-n-y. 58

C-h-d. 58

C-h-r 59

C-h-z. 59

C-h-1. 59

C-h-n-n-m.. 60

C-y-b. 60

C-v-b. 60

C-v-d. 60

C-e-r 61

C-v-r 61

C-v-z. 61

C-v-s. 61

C-y-e. 62

C-v-1. 62

C-v-v. 62

KİTABU'L-HÂİ 62

H-b-b. 62

H-b-r 63

H-b-s. 64

H-b-t 64

H-b-k. 64

H-b-1. 65

H-t-m.. 65

H-t-t-a. 65

H-s-s. 65

H-c-c. 66

H-c-b. 66

H-c-c. 67

H-c-z. 67

H-d-d. 67

H-d-b. 68

H-d-s. 68

H-d-k. 69

H-z-r 69

H-r-r 69

H-r-b. 70

H-r-s. 70

H-r-c. 71

H-r-d. 71

H-r-s. 71

H-r-s. 72

H-r-d. 72

H-r-f 72

H-r-k. 72

H-r-k. 73

H-r-m.. 73

H-r-y. 73

H-z-b. 74

H-z-n. 74

H-s-s. 74

H-s-b. 75

H-s-d. 76

H-s-r 76

H-s-m.. 77

H-s-n. 77

H-ş-r 78

H-s-s. 78

H-s-d. 79

H-s-r 79

H-s-n. 79

H-s-l 80

H-s-y. 80

H-d-d. 81

H-d-b. 81


B-s-l

 

kelimesi, bilinmekte olan sarımsaktır. Yüce Allah buyurur: sarımsağından, mercimeğinden ...[1]. Çelik mifer de teşbih yoluyla adını almıştır. Şair der ki:

Bir zırh bir de sarımsak gibi miğfer.[2]

 

B-d-a

 

kavramı,  ticaret için toplanmış  olan  büyük bir mal  demektir.  O anlamda: denmektedir. Yüce Allah buyurur: İşte ödemiş olduğumuz bedel bize geri verilmiş[3] ayrıca:

Yanımızda düşük değerli bir bedel getirdik[4]. Bu kelimede asıl olan  kavramıdır; bu da, etin kesilmiş bir parçası demektir. Aynı anlamda denir ki, bu gibidir. ise, tıpkı gibi bir şeyin kendisiyle kesildiği alettir.

Kinaye yoluyla avret yerine de adı verilir deyimi, Onunla evlendim demektir.deyimi de Kadına, dokundu onunla beraber oldu demektir. ifadeleri kişinin şişmanlığını ifade eder.

Kara parçasından kopuk bulunan adaya da denmiştir.

deyimi, bir kişinin çok yakın olduğunu adeta canından bir parçası olduğunu ifade etmek için kullanılır.

eti parçalayan yaradır. kelimesi ise, ondan kopan parçadır. Üçten ona kadar olan sayılar için de kelimesi kullanılır. Bu beşten fazla, ondan az o-lan sayılardır diyenler de vardır. Yüce Allah bu bağlam da: Birkaç yıl i-çinde[5] buyurmaktadır.

 

B-t-r

 

kelimesi nimeti kötüye kullanmak, hakkına riayet etmeyi ihmal etmek ve uygun   olmayan   yerlerde   harcamaktan   kaynaklanan   bir   tür   hastalık   hali­dir/şımarmaktır.

Yüce Allah buyurur ki: Yurtlarından çalım satarak, gösteriş yaparak[6]; Biz refah içinde şımarmış[7] ayetinde geçen deyiminin aslı ifadesidir. Fiil kendisinden alınıp mansup okunmuştur.

anlam olarak yakındır. Bu da çoğu zaman sevinçten doğan bir hastalık halidir; kimi zaman üzüntü hali için de kullanılır. Baytarlık ise, hayvan tedavisidir.

 

B-t-ş

 

bir şeyi, zor/güç kullanarak sert biçimde almaktır. Yüce Allah buyurur kİ: Birini yakalayınca zorbaca yakalıyorsunuz[8]; Büyük tutuşla tutacağımız gün[9]; onları bizim tutup silkelememiz konusunda uyarmıştı [10];Doğrusu Rabbinin yakalaması şiddetlidir[11].

Bu anlamda denir ki, kuvvetli el, demektir.

 

B-t-l

 

kavramı kavramının zıddıdır ve incelendiğinde herhangi bir sabit ilkesi olmayan şey demektir. Yüce Allah buyurur: Bu böyledir. Allah gerçektir ve onların Allah dışındaki imdada çağır­dıkları asılsızdır[12].

Batıl kavramı, kimi zaman sözlerin ve fiillerin ölçü alınmasında da kullanı­lır. Bu fiil, ise, değiştirmek demektir. Yüce Allah buyu­rur: Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların bütün marifetleri boşa çıktı[13]. Yine buyurur ki: Neden gerçeğin üzerine batılı örtüyor?[14].

 

 dedim ki: Onunla evlenme çünkü Herhangi bir karşılaşmada o ilk kahramandır.[15]

Burada geçen kelimesi, meful manası taşıyan fu'l kalıbıdır. Ya da kötü­lük yapmak isteyenin kanı heder olur demektir. Birinci anlam daha doğrudur.

Kahramanlık anlamına gelen fiilin başlıca formları şeklinde verilir. ifadesi ise, nispet ifade eder. ifadesi, kişinin kanının heder olduğunu anlatır.

ise, bir şeyin bozulması ve bertaraf edilmesi için kullanılır ve bunun hak veya batıl olması fark etmez. Yüce Allah bu anlamda buyurur ki:Amaç, gerçeği yüceltmek ve batılı ortadan kaldırmaktı[16]. Hiçbir gerçekliği olmayan bir şeyi söyleyenler için de bu fiilin kullanıldığına rastlanmaktadır. Şöyle ki: Onlara bir ayet getirdiğin zaman inkâr edenler: Siz ancak geleneklerinizi iptal edenlerden başkası değilsiniz, derler[17]; O zaman Allah'ın ayetlerini boşa çıkarmağa çalışanlar, hüsrana uğrarlar[18]. Yani, bunlar hakkı iptal edenlerdir.

 

B-t-n

 

kelimesinin aslı bildiğimiz karındır. Çoğulu gelir. Yüce Allah buyurur: O, ... gerekse annelerinizin karınlarında cenin aşa­masındayken bilir[19]. deyimi, kişinin karnına isabet ettirmektir. kelimesi her şeyin sırtının zıddıdır. Bir şeyin alt kısmına, üst tarfınaysa denmektedir. Bir işin batnı, bir vadinin batnı bu açıdan anlamı kast edilerek söy­lenmiştir. Araplarda boy anlamında kullanılmaktadır. Bu da onların hepsinin tek kişiden geldiği, her kabilesinin bu vücudun organları: Karnı, bacağı, omuzu gi­bi algılandığını ifade eder.

Bu anlamda şair der ki:

İnsanlar bir bedendir. İyilik önderi ise baştır. Sen ise baştaki gözsün.[20] Kapalı olan, kolay anlaşılmayan her şeye açık olan dışta bulunan her şeye de denmektedir, deyimi de bundandır. Duyu organlarıyla algılanabilen şeye onlarla algılanmayan şeye ise, denir. Bu anlamda Yüce Allah buyurur ki: Günahın açığından da gizlisinden de sakını­nız[21]... açığına dagizîisine de ...[22].

kelimesi, karnı büyük demektir. çok yiyen, karnı büyüyene kadar yedikçe yiyen demektir. çok yemektir. deyimi, yemek zekayı öldürürm anlamına gelir.[23]

deyimi, kişinin topluluktan ve çok yemekten azmasıdır. deyimi, karnı büyüdü demektir, karnın üst tarafıdır.   ifadesi, kişinin karnından bir hastalığa yakalandığını ifade eder. da bundandır ki, karın hastası demektir.

Gizli dostluk demek olan ise, açık yakınlık anlamına gelen kelimesinin zıddıdır. ise, bir elbiseyi birinin altında giymektir.

ifadesi, bir kişinin kendi durumunun iç yüzüne/özel sırlarina başka bir kişiyi ortak etmesidir. Yüce Allah buyurur ki:

müminler, kendinizden başkasını sırdaş/dost edinmeyiniz[24]. Yani, siz kendi özel işlerinizi açıkladığınız sırdaşlar ediniyorsunuz. Bu, deyiminden istiare yoluyla alınmış bir ifadedir. Çünkü ifadesi bir kişiyi Özel kılmaktır. Onunla özel meseleler konuşmaktır. ifadesi gibi. Bu anlamda Peygamberin (sav) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Yüce Allah, hiçbir peygamber göndermemiş, hiçbir halife seçmemiştir ki, onun iki sırdaşı olmasın; bir sırdaşı ona iyiliği emreder ve onu iyiliğe teşvik eder; diğer sırdaşı ise, ona kötülüğü Önerir ve kendini kötülüğe teşvik e-

der.[25] karnın üzerine sarılan/bağlanan bağdır. Çoğulu ve gelir. karnın üzerin geçenden İki damardır.

bir yıldızın adıdır. Bu hamel(Süreyya yıldız kümesin)in karnını oluştu­ran bir yıldızdır. ise, bir işin iç yüzüne vakıf olmaktır.

kavramları, Yüce Allah'ın ve gibi ancak beraber söylenilebilen sıfatlarıdır, deniyor ki: Bizim bedîhî olan bilgimize işarettir.

Çünkü insanın yaratılışı, onun her baktığı şeyde düşündüğünde Allah'ın var olduğunu görmesini gerektirir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:

Gökteki ilah da, yerdeki ilah da O'dur[26]. Onun için bazı bilgeler der ki:  Allah hakkında bilgi aramak kendisinin yanında olanı, ufuklarda aramak gibidir.

ise, hakikat bilgisidir. Yani, onu gerçekten tanımaktır. Bu da Hz. Ebu Bekr'in (r.a): kendisini tanımanın zirvesi, kendisini tanımaktan aciz düşülen sözünde işaret ettiği anlamdır.

Yüce Allah, ayetleri ile zahir, zatı ile batındır da denmiştir. Şöyle diyenlerde vardır: Yüce Allah, tüm eşyayı kuşatması, hepsini bilmesi ile zahirdir; kimsenin onu kuşatamaması, algılayamaması ile de batındır. Şu ayette ifade edildiği gibi:  

Gözler O'nu görmez., fakat O gözleri görür[27].

Emîru'I-müminînden (r.a.) bu iki kavramın yorumunu gösteren bir rivayet aktarılmıştır; şöyle ki:

Kullarına görmedikleri halde tecelli eden, kendilerine tecelli etmeden, zatını onlara gösteren. Bunu bil­mek için derin bir anlayışa ve mükemmel bir akla ihtiyaç vardır.

Yüce Allah buyurur ki: Açık ve gizli olarak nimetle­rini bol bol verdiğini...[28]. Denmiştir ki, zahir nimet, peygamberlik; batın nimet ise, akıldır. Zahir nimetler, duyu organları ile algılanabilen nimetlerdir. Batın nimetler ise, ancak düşünerek akıl yolu ile fark edilebilen nimetlerdir diyenler de vardır. Zahir nimetler, insanlar aracılığıyla düşmanlara karşı zafer kazanmaktır. Batın nimetler ise, melekler aracılığıyla düşmana karşı zafer kazanmaktır.

Bu yorumların hepsi, ayetin genel kapsamı içinde yer almaktadır.

 

B-t-e

 

yürüyüşte gecikmek/geride kalmak demektir. Fiil, ıki şeklindedir. gecikmede ünlenmek anlamına gelir. ise, gecikme peşinde olmak ve onu üstüne vazife olmadığı halde istemek; ise, bunu aramaktır. bir gecikmesi olmaktır. Bu anlamda ve denir. Yüce Allah'ın: Sizden kimileri de, sizi işinizden alıkoyma­ya/geciktirmeye çalışmaktadır ...[29] sözü ise, başkasını geciktirmek veya önemli bir işten alıkoymak anlamına gelir. Kendi içinde gecikmeyi derinleştirmek­tir, de denmiştir. Bunun anlamı ise, sizden bazıları gecikiyor ve başkasını da ge­ciktiriyor, demektir.

 

B-z-r

 

Allah sizi, hiçbir şey bilmez halde, analarınızın karınlarından çıkardı[30] ayeti, bazı kıraatlerde diye okunmuştur ki, bu kelimesi kelimesinin çoğuludur. O da, koyunun memesinin sarkık olan küçük başı; üst dudakta çıkık olan şişliktir ki, buna kimi zaman kimi zaman da adı verilmektedir. 

 

B-a-s

 

kelimesinin aslı, bir şeyi harekete geçirip yönlendirmektir, denir ki, gönderdim, o da gitti, demektir. Bununla beraber ba's kelimesi ilgili olduğu şeyle değişik anlamlar kazanır. Sözgelimi deyimi, develeri hare-kete geçirmek ve onları yürütmektir. Yüce Allah buyurur: Ölüleri ise, Allah çıkarır/diriltir[31] yani: Onları mezarlarından çıkarır ve onları kıyamete doğru yürütür.

Allah'ın onların hepsini toptan çıkarır/diriltir[32]; Kâfirler, çıkarımayacaklarını/diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: Hayır, Rabbime And olsun ki, mutlaka diriltileceksiniz[33]; insanlar! Sizin yaratılmanız ve tekrar çıkarılmatıız/diriltilmeniz tek bir kişinin yaratılması ve tek­rar diriltilmesi gibidir[34].

Buna göre iki çeşittir.

1- Beşerî ba's; bu, deveyi sürmek, insanı bir iş için göndermek gibi manalara gelir.

2- İlahî ba's; bu da ikiye ayrılır:

Birisi: Şahısları, cinsleri ve türleri yoktan var etmektir. Bu sadece Yüce Ya­ratıcıya mahsustur; kimsenin buna gücü yetmez.

İkincisi: Ölüleri diriltmektir. Bu genelde Yüce Allaha mahsus olmakla be­raber Hz. İsa vb. bazı Allah dostlarının da hususiyetlerinden biri olmuştur. Yüce Allah'ın şu sözü bu anlamdadır:

İşte diriliş günü budur[35]. Yani bu haşr günüdür. Yüce Allah'ın: Toprağı eşeleyen bir karga gönderdi [36]sözü ise, Yüce Allah'ın adı geçen kargayı bu işle görevlen­dirdiği anlamına gelir; Biz her ümmete Allah'a kulluk ediniz, tağuta tapmaktan sakınınız diyen bir peygamber gönderdik[37] sözü ise: Elçilerimizi gönderdik[38] sözü gibidir.

Yüce Allah'ın: Sonra iki gruptan han­gisinin ne kadar uyuduklarını doğru olarak hesap edebileceğini belirlemek üzere onları dirilttik[39] sözü ise, herhangi bir yere yönlendirmeden harekete geçirmektir.

Yüce Allah'ın: Biz her ümmetten bir şehit gönderdi­ğimiz gün[40]; De ki:

üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azap göndermeye ... kadirdir[41]; Bunun üzerine Allah onu yüz yıl öldür­dü/uyuttu sonra diriltti/uyandırdı[42] ayetleri ile şu sözü de bu anlam­dadır: Sizi geceleyin öldüren/uyutan ve gündüzleyin neler yaptığını bilen O'dur. Sonra O sizi belirlenmiş olan hayat sü­reniz dolsun diye gündüzleyin diriltir/uyandırır[43].

Uyku, ölüm cinsinden bir şey olduğundan, son ayette vefat etmek ve diril­mek her ikisi için de kullanılmıştır. Yüce Allah'ın: Fakat Al­lah, sefere çıkmaya kalkışmalarını istemediği için[44]. Bu, yönelişiniz ve gidişiniz demektir.

 

B-a-s-r

 

Yüce Allah buyurur ki: Kabirler açıldığı zaman[45]; yani: Kabir açılıp onun içindekiler harekete geçirildiği zaman. Dörtlü, humâsî: beşli, sulâsî: üçlü fiillerden türetildiğini, sözgelimi, ve fiilleri lailahe illallah ve bismillah demek gibi olduğunu söyleyenler, fiilinin fillerinin birleşmesinden türetildiğini söylemektedirler. Bu görüş, bu kelime için uzak bir ihtimal sayılmaz; çünkü: kelimesi hem hem de fiillerinin

anlamını içermektedir.

 

B-a-d

 

Uzaklığı bildirmek için kullanılan, kelimesi yakınlığı ifade etmek için söylenen sözcüğünün zıddıdır. Her ikisi için de belirlenmiş herhangi bir sınır yoktur. Tek ölçü, bir yerin başkasına göre durumunu ifade etmek için kullanılmalarıdır. Bu genelde duyu organları ile alıgalanabilen konulardaki uzaklık ve yakın­lık için geçerlidir. Aklî konularda kullanıldıklarına da rastlanmaktadır.

Yüce Allah'ın: Derin bir sapıklık içine düştüler[46] ve onlara uzak bir yerden seslenilir[47] ayetle­rinde de bu anlamda kullanılmıştır. Uzaklaşan bir şey için fiili kullanıldığı gibi, uzak şey için de beîd kelimesi kullanılır: O, zalimlerden uzak da değildir[48] ayetindeki uzak demektir.

fiili, öldü anlamına da gelir. kelimesi ise, çoğunlukla yıkım/yok oluş anlamında kullanılır. Semüd uzaklaştı/yıkıma uğradı gitti[49] ayetinde ol­duğu gibi.

En-Nâabiğa bu bağlamda der ki:

Bunlar bana iletiyor ki, Numan, insanların hem yakım hem uzağı üzerinde üstünlüğü olan bir kişidir.[50]

ve kelimeleri hem yıkım, hem de yakınlığın zıddı olarak kullanılır. Yüce Allah buyurur: Zalim olan kavme yazıklar olsun[51]; iman etmeyen bir kavme yazıklar ol­sun/uzak olsunlar[52]; Hayır;

aslında ahirete inanmayanlar, derin bir sapıklığın ve azabın pençesindedirler[53]; son ayetteki sıfatı ile, yoldan ve yolun tüm işaretlerinde sonsuz biçimde uzaklaşıp yolunu kaybeden insanın haline benzetme yoluyla hidayetten dönüşü zor olan bir sapıklıkla uzaklaşan kişinin hâli anlatılmıştır. Bu kişinin artık hidayete dönebilmesi adeta imkansızdır.

Yüce Allah'ın: Halbuki, Lût kavmi sizden uzak da değil­dir[54]. Yani: Siz sapıklıkta onlara yaklaşıyorsunuz. Bu durumda, onların başlarına gelmiş o!an azabın sizin başınıza da gelmesi uzak değildir. sonra kelimesi, önce kelimesinin karşılığında kullanılır. Bunun Çeşitlerine işaallah kablu kelimesini incelerken değineceğiz.

 

B-a-r

 

Yüce Allah buyurur ki: Onu geri getirene Ödül olarak bir deve yükü zahire verilecek[55].

Bilinen bir hayvan olan devedir. Bu kelime "insan" kelimesinin hem er­kek hem kadın için kullanılması gibi, devenin hem dişi hem de erkeği için kullanılır; çoğulu gelir. ise, ondan dökülen şey/dışkıdır. devenin ağı­lı/dışkısının atıldığı yerdir. Devenin olanı, çok dışkı bırakanı demektir.

 

B-a-d

 

Bir şeyin sı, onun bir parçasıdır. Bu, bütün göz önünde bulundurularak söylenir. Onun için karşılığında kelimesi kullanılır. Bu nedenle ve denir, kelimesinin çoğulu dır. Yüce Allah buyurur: Bazınız diğer bazınıza düşman olarak defolun buradan[56]; Böylece biz, zalimlerin bazısını bazısına destek yaparız[57]; bazınız bazınıza lanet okuyacaksınız; [58]. deyimi, gibidir ve bir şeyin parça parça etmek demektir. Ebu Ubeyde der ki: Isa açık delilleri getirdiği zaman dedi ki Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bazısını açıklamak üzere geldim[59] ayetinde geçen ba'de kelimesi külle anlamındadır. Şairin şu sözü gibi:

Bir yerden hoşlanmadığımda hemen terk ederim Ya da bazı kişileri imamları kendisine bağlar.[60]

Ebu Ubeyd'in bu görüşünde bir düşünce hatası vardır. Bu da şöylece açıkla­nabilir. Eşya, dört çeşittir:

1. Bir kısmının açıklanmasında zarar vardır. Bu nedenle şeriatın sahibinin onu açıklaması doğru olmaz. Kıyametin zamanı ve ölüm vakti gibi.

2. Bir kısmı akılla, peygamber olmadan, anlaşılması mümkün olan makul şeylerdir. Allah'ı bilmek, onun gökleri ve yerleri yarattığını bilmek gibi. Onun için şeriat sahibinin onu açıklaması zorunlu değildir. Allah'ın, akılları bu noktada yön­lendirdiği ve onları düşünmeye davet ettiği açıktır: De ki: Göklerde ve yerde neler olduğuna bir bakınız[61]; Düşünmüyorlar mı?[62] ve bunlara benzer nice ayetler, akılların onu ta­nımaya yönelik faaliyetini teşvik etmektedir.

3. Bir kısmının  Yüce  Allah  tarafından  açıklanması  zorunludur.   Kendi şeriatine mahsus yasamaların ana kaidelerini belirtmek gibi.

4. Şeriatın sahibi tarafından açıklanan ilkeler çerçevesinde ulaşılabilmesi mümkün olan konular. Bu da ahkamın furûâtı gibi şeylerdir.

Buna göre, insanlar açıklanması yasak olmayan konulardan biri hakkında ih­tilafa düştüklerinde, kişi içtihat ve hikmeti gereği bu konudaki hükmünü açıkla­mak ya da açıklamamak konusunda muheyyerdir. Öyle ise, Yüce Allah'ın:  Kendisinde ihtilafa düştüğünüz bazı konuları açıklayayım diye ...[63] sözüyle bunların tamamı kast edilmiş değildir. Bu. içinden asabiyeti atabilen için apaçık bir hakikattir. Şairin:

Ya da bazı kişileri imamları kendisine bağlar sözünde kast ettiği ise, kendisidir.

Anlamı: Ya da birileri beni öldürür demektir. Fakat şair, bunu açık olarak değil, tariz yoluyla söylemiştir; çünkü, insanların geneli kendi ölümünü uzak gör­me eğilimindedir. Dolayısıyla kendi ölümünden söz etmek istemezler.

El-Halil der ki: Birbirini yiyen kargalar deyimi de bunun gibidir. Sivrisinek kelimesi de sözcüğünden alınmıştır. Bu da onun diğer hayvanlara göre cisminin çok küçük oluşundandır.

 

B-a-l

 

Eşlerin erkek olanıdır. Yüce Allah buyurur: şu kocam da yaşlı bir ihtiyar[64]; çoğulu, gelir; ve gibi. Yüce Allah buyurur: Onların önceki kocatan onları almaya daha öncelikle hak sahibidirler[65].

Erkeğin kadına karşı üstünlüğü düşünüldüğünden, kadının yöneticisi ve ba­şında görevli kılınmıştır. Yüce Allah buyurur: Erkekler, kadınların üzerinde yetkilidirler[66]. Bu açıdan, başkasına herhangi bir açıdan üstün olan her şeye de bu İsim verilmiştir. Bu nedenle Araplar, Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ettikleri mabutlarının böyle bir üstünlüğe sahip olduklarına inandıkları için, onları, diye adlandırmışlardır.

Yüce Allah buyurur: Siz BaTı çağırıp yaratıcıların en güzelini terk mi ediyorsunuz?[67] ayedndeki gibi. Onun için Bu bineğin ba'l'ı bize geldi, denir ki, bu, onun üstündeki kişi demektir. Etra­fındakilere göre daha yüksek olan yere de ba'l adı verilir. Hurmanın damızlık ola­nına, erkeklerin ba'l'ma benzetme yoluyla ba'l denmektedir. Büyüyüp, kendi kök­leriyle suyunu alabilen ağaca da yüksekliğinden ba'l adı verilmiştir.

Rasulullah (sav): Kendi kendinin suyunu alabilende öşür vardır.[68]

Üstün olanın, hükmü altına aldığı kişilere baskısı, onlara ağır geldiğinden denir ki, onlara üstünlük sağladığından ağırlığını hissettirdi demektir.

kelimesinden âipLi kelimesi türetilmiştir. ise, cİmâ'dan kinayedir. Bu anlamda denmesi kişinin koca olduğunu anlatır.

hurma ağacı büyüdü demektir. Hurma ağacı demek olan ba'l'm yerinde sabit durması düşünülerek, denmiştir ki, korku/sevgi vb gibi sebeplerden şaşkına dönüp hurma ağacının yerinde durduğu gibi bir yerde donup kalmayı ifade eder. Bu da, hiç kıpırdamayan kişi için O, bir ağaçtan başkası değildir denmesi gibidir.

 

B-g-t

 

bir şeyin beklenmedik bir anda aniden meydana gelmesidir. Yüce Allah buyurur: Size aniden gelişten başka şekilde gelmez[69]; Aksine onlara hiç beklemedikleri bir zamanda aniden gelecektir[70];  Saat/kıyamet onlara  hiç beklemedikleri  bir zamanda aniden gelecektir[71]. Bu kelime şöyle aniden geldi, o çok aniden gelir anlamında diye de kullanılmaktadır. Şair der ki:

 şeyler aniden meydana gelince, onun bir benzeri olmuştur Daha önce de; öyleyse, onu aniden meydana gelmiş saymamalısın.[72]

 

B-g-d

 

kelimesi, hoşlanılmayan şeye karşı gönlün duyduğu nefrettir. Bu, sevginin zıddıdır. Çünkü sevgi, hoşlanılan şeye karşı gönlün duyduğu çekiciliktir. Bu anlamda ve fiil ve sıfatı kullanılır.

Yüce Allah buyurur: Onların arasına düşmanlık ve nefreti attık[73]; Şeytanın bütün istediği aranıza düşmanlık ve nefreti yerleştirmektir[74].

Rasulullah (sav) şöyle buyurur: Yüce Allah, fa­hiş ve mütefahhiş kişiye buğz eder.[75] Allah'ın ona buğz etmesinden söz etmesi, O'nun feyz, ihsan ve tevfikinin ondan uzak olduğuna dikkat çekmek içindir.

 

B-g-l

 

Ayette denir ki: Atlar, katırlar ve merkepler ...[76].

merkep ile atın birleşmesinden doğan hayvandır. devenin hızlı yürümede katıra benzemesini anlatır. Yırtıcılık ve çirkinliği düşünülerek düşüklü­ğü ifade etmek için de O, bir katırdır denmektedir.

 

B-g-y

 

kelimesi, aranan şeyde orta yolu aşmayı istemektir; gerçekten aşılması ya da aşılmaması fark etmez. Bazen kemiyet demek olan miktar bazen de keyfiyet demek olan sıfat ölçü alınır. denir ki, olması gerekenden fazlasını iste­mektir ve da bunun gibidir. Yüce Allah buyurur: Bundan daha önce onlar fitneyi arzu etmişlerdi[77]; Fitne çıkarmak isteyerek...[78].

El-Bağy iki çeşittir:

Birisi, iyidir. Bu da adaletten ihsana, farz olandan nafileye geçmektir.

İkincisi, kötüdür. Bu da haktan batıla veya şüpheye geçmektir. Peygamberin (sav) buyurduğu gibi:

bellidir; batıl da bellidir. Bu ikisinin arasında karışık şeyler vardır. Bir korunun kenarında dolaşanın oraya düşmesi an meselesidir.[79]

Bağy, iyi de kötü de olduğundan Yüce Allah buyurur ki:  

Anca/: şunlar aleyhine yol var ki, onlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere saldırırlar[80]. Böylece, Yüce Al­lah cezayı, kişinin haksız yere yaptığı bağye hasretmiştir.

fiili, bir kişiye bağye yönelik talebinde yardım etmektir, yaranın azmasında sının aşmasıdır. kadının kötülük yoluna girmesini anlatır. Böyle denmesinin nedeni, kadının hakkı olmayan şeye uzanarak haddini aşmasıdır. Yüce Allah buyurur: £ğer namuslu kalmak isterlerse, cariyelerinizi fuhuşa zırlamayınız[81].

ifadesi, gökten ihtiyaç sınırını aşan yağışın yağması demektir.

Büyüklük taslamaktır. Bu da, kişinin kendine ait olmayan bir makama uzanması-dır. Bu mana, her işte kullanılır. Yüce Allah buyurur:

Yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler ... [82]; taşkınlığınız kendi aleyhinizedir[83];

saldırıya uğrarsa, Allah kendisine kesinlikle yardım eder[84]; 

Karun, Musa'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etmişti[85]; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranla savaşınız[86].

Görülüyor ki, bağy, çoğu yerde kötülenmiştir. Yüce Allah'ın : saldırmadan ve sınırı aşmadan. [87]ayeti ise, isteme hakkı olmadığı şeyi istemeye kalkmadan, kendisi için belirlenen sınırı aşmaksızın demektir. Ha­san: Zevk için yemeden ve açlığı giderme sınırını aşmaksızın demek olduğunu söyler. Mücahid de der ki: Herhangi bir imama karşı gelmeksizin ve hak yolunu aşıp günaha girmeksizin manasına gelir. ise, özellikle istemede tüm gücünü ortaya koymak için kullanılır. Eğer istek, iyi bir şey İse, bunda gösterilecek ibtiğa da iyi sayılır.

Rabbinden umduğu bir bağışın beklentisi içinde[88]; An­cak yüce Rabbinin hoşnutluğunu gözeterek yapar[89] gibi.

fiili ise Jh nın dönüşlü şeklidir, ifadesine gelince, dendiğinde, bu iki şekilde söylenir.

Birisi, fiilin emir kipinde olduğuna dikkat çeker. Ateşin, elbiseyi yakması gerekir, sözü gibi.

ikincisi ise, bir kişiyi ehil görmek manasını taşır. Falan adama cömertlğinden dolayı değer verilmesi gerekir, sözü gibi. Yüce Allah buyurur: Biz O'na şiiri öğretmedik, zaten ona gerekmezdi[90]. Birinci manaya göre, bu onun yapabileceği ve kolaylıkla becerebileceği bir şey değildir; dilinin bu iş için hemen hemen hiç dönmediğini görmüyor musun? Süleyman: Rabb'im! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hü­kümranlık ver.[91] ayeti de bunun gibidir.

 

B-k-r

 

kelimesinin tekili şeklindedir. Yüce Allah buyurur: meselesi bize karışık geldi[92]; Ne yaşlı ne körpe ikisi arasında bir inektir ...[93]; sarı renkli, parlak renkli bir inek ...[94]. Çoğulu için hâmil ve hakîm gibi, ve denir; ayrıca da denmiştir. Erkeğine ise, Öküz. denir. Bu da erkek deve ile dişi deve ve erkek ile kadin kelimeleri gibidir.

Kelimenin kendi anlamından bir fiil türetilmiş ve denmiştir ki, yeri yarmak anlamına gelir. Yerde açtığı bu yarık geniş olduğundan, her geniş yarık için de kullanılmıştır. kişinin karnını geniş biçimde yarmayı ifade eder.

Muhammed b. Ali radiyallahu anh, ilimlerin inceliklerinde geniş bilgi sahibi oldu­ğundan ve onların içlerini yardığından adını almıştır.

kişinin malı vb şeylerinin çoğalması anlamına gelir. bir yeri yarıp diğerine geçmek, yürüyüşünde geniş adım atmak demektir.

Şair der ki:

Dikkat edin ona geldi mi, pek çok olan havadis ki, İmru'u'l-Kaysu'bnu Temlik'in geniş adımlarla yol aldığı gibi gelir.[95] sözü, çocukların bukkayra oynamalarıdır. Bu da onların etraflarına çukurlar kazmaları şeklinde oynamaları demektir. ise, bir bitki türüdür.

Deniyor ki: Çıkarken yeri yardığından ve kökleri onu yarıp geçtiğinden bu adı almıştır.

 

B-k-1

 

Yüce Allah buyurur: baklasını, salatalığını[96]. kışta ne kökü ne de dalı yeşeren bitkidir. Bu kelimeden bir fiil türetilerek bekale denmiştir ki, yeşerdi demektir. Buna benzetilerek çocuğun yüzü açıldı denmiştir. tbnu's-Sikkît de bu konuda , devenin dişi çıktı, deyiminin olduğunu belirtmiştir.

yerin baklasının bolluğunu ifade eder ve de denir, baklayı kesmek/toplamak demektir. ise, onun toplandığı yerdir.

 

B-k-y

 

kavramı, bir şeyin iik hali üzere kalmasıdır. Bu olma sözcüğünün zıddıdır. ve yerine dendiği de söylenmiştir.

Hadiste: denmiştir ki, onu bekledik ve uzun süre gelmesini göz­ledik,[97] demektir. Bu kökten gelen el-bâki de iki çeşittir.

1. Kendi başına ve herhangi bir zamana bağlı olmaksızın baki olan. Bu, Yüce Yaratıcıdır. Onun için fanilik yoktur.

2. Başkası sayesinde baki olan. Bu da O'nun dışmdakilerdir. Bunlar için fa­nilik vardır.

Allah ile baki olanlar da iki çeşittir:

1. Allah'ın kendisini yok edeceği zamana kadar bizzat kendisi baki olanlar. Bunlar, gök cisimleri gibi şeylerdir.

2. Bizzat kendisi ve bölümleri ile değil, türü ve cinsi ile baki olanlar. Bunlar da insan ve hayvan gibi şeylerdir.

[98].

Diğer bir kısmı ise cinsi ile bakidir. Peygamberden (sav) şöyle rivayet edil­miştir.

Cennetlikler için hazırlanmış olan meyveler, onlar taarfından kopardır, sonra onların yerine benzerleri gelir.[99]

Ahİrettekinin devamlı oluşundan dolayı Yüce Allah buyurur ki: Allah 'in katındakiler ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır[100]; Baki olan, salih olan amellerdir[101]; yani, bunlar, insan için sevabı baki olan ameller. Bunun, beş vakit namaz olduğu yorumu da yapılmıştır. Subhanallah ve elhamdülillah oldukları da söylenmiştir. Doğru­su, onun, Yüce Allah'ın rızası kastedilen her ibadet olduğudur. Yüce Allah'ın: Allah'ın bakiyesi sizin için daha hayırlıdır[102] sözü de bu an­lamdadır ki, bu devamlılık Yüce Allah'a izafe edilmiştir. Yüce Allah'ın: Onların herhangi bir kalıntısını görebiliyor musunuz?[103] sözü İse, onların baki olan bir topluluğunu veya hâlâ devam eden bir işini görebiliyor musun demektir. Manası, onlardan hiç kalan var mıdır da denmiştir. Bazı mastar­lar, fail kalıbında, bazıları ise, mef ûl kalıbında gelmiştir. Birincisi daha doğrudur.

 

B-k-k

 

Mücâhid'ten, İL' 'nin Mekke olduğunu söylediği rivayet edilmiştir. Kendisi, bunu, gibi ba harfinin mim harfi yerine kullanılan yerlerden biri saymıştır. Yüce Allah buyurur:

İnsanlar için belirlenmiş olan ilk ev Bekke'deki mübarek evdir[104]. Buna Batım Mekke de denmiştir. Bu, oradaki caminin adıdır diyenler,

Beytullah?tır diyenler de vardır. Tavaf yeri olmasından, adını yani izdihamdan aldığım, çünkü: İnsanların orada tavaf için izdiham yaptıklarını söyleyenler de vardır. Mekke'nin Bekke diye adlandırılmasının nedeni, orada bir zulüm İşlediklerinde zalimlerin boynu kırıldığındandır diyenler de olmuştur.

 

B-k-r

 

Bu kelimenin aslı, gündüzün ilk saatleri demek olan du. Bu kelimeden bir de fiil türetilmiş ve bekera fulanan bukûran denmiştir ki, sabahın erken saatinde çıkmayı anlatır. aşırı erkenci demektir. Fiil, şeklinde kullanılmaktadır. Bu vaktin, günün diğer saatlerinden önce gelmesinden dolayı kelimenin anlamında acele etmek manası düşünülmüş ve bu nedenle İşinde acele eden herkes için ']fC bekkera fiili kullanılmıştır. Şair der ki:

Kırağıdaki yorgunluktan sonra seni kınamaya başladı erkenden sana helal olsun.[105]

İlk çocuk da diye adlandırılmıştır. Aynı şekilde ilk çocuğu olanlara da bu ad verilmiştir. [Bu, onlar için bir saygı ifadesidir, tıpkı beytullah gibi.

Deniyor ki, bu onun sevabına, kullarının yararına yok olmayacak bir İş yaptığına işarettir. Bu aynı zamanda Yüce Allah'ın: Şüphesiz ahiret yurdu kesin olarak hayattadır/canlıdır[106] ayetinde işaret ettiği şeydir. Şair der ki:

Ey iki bikrin bikri ve yüreğin perdesi. [Sen benim için pozunun kolu gibi oldun.][107]

Yüce Allah'ın Ne yaşlı ne de bikr/ham[108] sözünde geçen kelimesi, henüz doğum yapmamış demektir. Henüz el değme­miş/evlenmemiş kadın da dul olana göre bikr adını almıştır. Çünkü kadınların kendisi için istendiği şeye göre, bikr daha önceliklidir. Bikrin çoğulu şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Biz onları güzel bir şekilde inşa ettik ve onları bakireler kıldık[109]. ise, hızlı hareket ettiği düşünülen küçük makaradır.

 

B-k-m

 

Yüce Allah buyurur: Onlar sağırdır, dilsizdir...[110] doğuştan ahras olan kişi demek olup 'in çoğuludur. Buna göre, her ebkem ahras, uma her ahras, ebkem değildir. Yüce Allah buyurur: Allah iki adamı misal olarak vermiştir: Bunların biri dilsizdir; hiçbir şeye gücü yetmemektedir[111].

da denir ki, kişinin aklının zayıflığından söz söyleyemez hale gelmesi ve ebkem gibi olması demektir.

 

B-k-y

 

Bu fiil, şeklindedir. Uzatılarak söylenen hüzünden ve feryad u figandan gözyaşlarının akmasıdır. Eğer ağlamada ve ve diğer seslerin yükseklik derecesini bildirmek için konmuş olan kalıplar kullanılırsa, bu ağlamada sesin ağır bastığı; uzatmadan söylenen JC kullanılırsa, o zaman da, hüznün ağır bastığı ifade edilmiş olunur.  ağlayan, ve  şeklinde çoğul yapılır. Yüce Allah buyurur: O zaman onlar secdeye kapanır ve için için ağlamaya başlarlar[112]. aslı veznidir, kalıplan gibi. Fakat, vavı, yaya dönüşüp idgam olmuştur. gibi.

hem üzüntü hem de gözyaşının beraber olması halidir. Bununla beraber her ikisinden biri için de kullanılır. Yüce Allah'ın:

Öyle ise,az gülsünler ama çok ağlasınlar[113] sözü, sevinç ve üzüntüye işarettir. Gülme ile beraber kahkaha olmasa da, ağlama ile birlikte gözyaşı olmasa da fark etmez. Yüce Allah'ın: onlara ağlamadı yer de [114]ayeti de bunun gibidir. Bu ağlamanın gerçek olduğu da söylenmiş­tir ki, bu, onların hayat ve bilgi sahibi olduklarını savunanların görüşdür. Bunun mecazi bir ifade olduğu da söylenmiştir ki, bu durumda anlamı, onların üzerine eklu's-semâ/semüdak ağlamadı demek olur.

 

Bel Harfi

 

Söylenene bir şey eklemek için kullanılan bir edattır. İki çeşittir.

Berin bir çeşidi, cümlede, sonrası öncesini nakzeder. Yalnız bazen,

kendisinden sonrakinin hükmünü doğrulama, öncekininkini ise iptal etmek amacıyla kullanılır. Bazen de kendisinden öncekinin hükmünü doğrulama, ikincisini ise iptal maksadıyla kullanılır. İkincisi doğrulama, birincisini ise iptal etmek için kullanıldığı yerlerden biri şu ayettir:

Ayetlerimiz kendisine  okunduğu  zaman  eskilerin masalları der. Hayır, aksine kazandıkları, kalplerini karartmıştı[115];   yani,   iş   onların   dedikleri   gibi   değildir,   aksine   onlar   bilmiyorlar.

Kalplerinin üzeri perdelendi sözüyle cahilliklerine dikkat çekilmiştir. Hz. İbrahim kıssasındaki sözleri de bu anlamdadır: Kafirler O'na Ey ibrahim, bu işi ilahlarımıza sen mi yaptın? dediler. İbrahim dedi ki; Aksine bu işi şu en büyükleri yaptı! Bunu onların kendilerine sorunuz. Tabii ki, eğer konuşabiliyorlarsa[116].

Birincisini doğrulama, ikincisini ise, iptal etme maksadıyla kullanıldığı yer­lerden biri de Yüce Allah'ın:

Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman o: Rabbim beni şerefli kıldı, der. Fakat onu sınamak için rızkını da­raltıp bir Ölçüye göre verdiği zaman: Rabbim bana hor baktı, der. Hayır yetime karşı cömert davranmıyorsıınuz[117] ayetleridir.

Yani: Onlara malın verilmesi ikramdan; verilmemesi de değersizlikten değildir. Fakat onlar, malı, kullanılması gereken yerde kullanmadıklarından bunu bilemediler. Yüce Allah'ın:

Sad, zikir sahibi, şanlı Kur'ân'a and olsun ki. Aksine inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler[118] sözleri de bunun gibidir.

Zikir sahibi Kur'ân sözüyle, Kur'ân'ın öğüt alınacak bir özelliği olduğu­nu, kafirlerin O'na kulak vermemesinin, O'nun öğüt alınacak bir özelliği olma­dığından değil, onların Hakka karşı büyüklük taslamaları ve Allah ve Rasulüne karşı gelmelerinden kaynaklandığını bildirmektedir. Yüce Allah'ın:   

Kaf ve Şerefli Kur'ân'a andolsun!:Aksine,  kafirler şaştılar[119] sözleri de bu anlamdadır. Yani: Onların Kur'ân'a imandan kaçma-lan, Kur'ân'ın Yüce olmayışından değildir; aksine onların cahilliklerindendir.

Aksine hayret ettiler sözüyle onların cahilliklerine dikkat çekmiştir. Çün-kÜ: Bir şeye hayret etmek, onun sebebini bilmemeyi gerektirir. Yüce Allah'ın:

Ey insan seni engin kerem sahibi Rabbine, karşı aldatan nedir? O, seni yara­tan, belini doğrultan ve seni dengeli kılandır, aksine siz Dîni yalan sayıyorsu­nuz[120], sözü de bu konuyla ilgilidir. Sanki şöyle denmiştir: Ortada Yüce Allah'ın onları aldatmasını gerektirecek bir şey yoktur. Aksine, onları yaptıklarına sürükleyen şey, yalanlamalarıdır.

Berin ikinci türü ise, birinci hükmü açıklayan, bel'den sonrasının ise, ona ilave edilmek istenmesidir. Yüce Allah'ın Dediler ki; Hayır, Muhammed'in söyledikleri birtakım karmaşık, birbirinden kopuk hayal­lerdir Hayır, bu sözler O'nun uydurmasıdır. Hayır, O bir şairdir.[121] sö­zü gibi.

Yüce Allah, onların BelAcibû dediklerine, buna ilave olarak, getirdiği şeyin uydurulmuş bir iftira olduğunu eklediklerine, bununla da yetinmeyerek onun yalancı olduğunu iddia ettiklerine dikkat çekmektedir. Çünkü; Kur'ân'da şair, doğası gereği yalancı olan bir kişiden ibarettir.

Yüce Allah'ın: Kâfirler,  cehennem ateşini yüzlerinden ve sırtlarından savamayacaklan ve hiç kimseden yardım göremeyecekleri anın dehşetini eğer bilseler, böyle yapmazlardı! Aksine o tehdit, apansız bir şekilde karşılarına çıkıverir de şaşkınlıktan donakalırlar[122] sözü de bu anlamdadır. Yani: Eğer onlar, birincisinden daha fazla ve ondan daha büyük olan kıyametin birden bire geleceğini bilselerdi.

Kur'ân'da geçen tüm kelimeleri, bazılarında daha ince bir nitelik söz ko­nusu olsa da, bu iki anlamın dışına çıkmaz.

 

B-l-d

 

sözcüğü yerleşenleri tarafından bayındır hale getirilip sınırları belirlenmiş olan geniş yerleşim birimidir. Çoğulu, ve dır. Yüce Allah buyurur: Yemin olsun şu şehre[123] deniyor ki: Bununla Mekke kastedil­miştir. Yüce Allah buyurur: işte size güzel bir ülke[124]; Biz onunla kupkuru ölü bir memlekete hayat verdik[125].

Yine Yüce Allah buyurur ki: onu ölü bir yöreye gönderir,[126] Rabbim, bu şehri güvenli bir yer[127]. Bu şehir derken Mekke'yi kastetmektedir. Bunun bir yerde belirtili, başka bir yerde ise, belirtisiz bir isim olarak kullanılmasının bir inceliği vardır ama bu kitap bunun anlatılacağı yer değildir.[128]

Büyük çöl de vahşi hayvanların vatanı olduğundan beled adını almıştır. Aynı şekilde mezarlık da, ölülerin vatanı olduğundan diye anılmıştır.

Belde, Ay'ın günlük menzillerinden her birine verilen addır. İki kaş arasındaki açıklık/parlaklık uzunluğu yönünden şehre benzediğinden bulde adını almıştır. Uzayıp giden kahkahaya da bundan dolayı belde demiştir. Bu, bazen insa­nın göğsü için de kullanılmaktadır. İz açısından da cildinde bir yani eser vardır

denmiştir. Çoğulu dır. Şair der ki:

Boyunlarda yaralar vardır, izleri belli olan.[129]

kişinin şehir sahibi olması/şehirli olması demektir; gibi. iü; ise, şehirden ayrılmamak demektir.

Kendi memleketinde durmayı alışkanlık haline getirip başka yere gitmeyen kişi için, başka yerde bulunduğunda hayret edildiği için şaşkınlık içinde olana  denir. Şair der ki;

Üzüntülü olanın yer değiştirmesi gerekir.[130]  çoğu zaman beden sakatlığı olan kişilerde bulunduğundan raculun

ebled denir ki, bu yaradılışı iri yarı olmayı ifade eder. Yüce Allah buyurur ki: 

Güzel olan ülkenin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar, kötü olandan ise, yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz[131]. Buradaki kelimeleri ise, temiz ve pis gönüllerden kinayedir diye söylenmiştir.

şiddetli zorluktan doğan üzüntüdür. Bu durumda olana denir. Söylentiye göre iblis kelimesi de bundan türemiştir. Yüce Allah buyurur: Kıyamet kopacağı gün suçlular ümitsizlik içinde susarlar[132] kendilerini ansızın, kıskıvrak yakalayıverdik de bütün ümitleri suya düştü![133];  Oysa onlar, daha önce üzerlerine yağmur yağdırılmasından iyice ümitlerini kesmişlerdi[134].

Şiddetli sıkıntıya düşen çoğunlukla sustuğu ve kendisini ilgilendiren şeyleri de unuttuğundan denmiştir ki: Kişinin suskunluğunu ve delillerinin tüke­nişini ifade eder. deyimi devenin şiddetli ağrı yüzünden hoplamasını anlatır. Bedene eziyet etmek amacıyla giyilen yün abaya denmesi ise, farsça bir kelimenin Arapçalaştırılmışıdır

 

B-l-a

 

Yüce Allah buyurur: Ey yer! Suyunu yut[135] ayedndeki ifadesi bir şeyi yutmak ve yutkunmak sözünden alınmıştır. Suyu kanalın ağzına veren havuzdaki delik demek olan kavramı da bundandır. Sa'dun Bele'a [Yutan Sa'd] ise; Bir yıldız ismidir [Ay menzillerinden biridir] ve ilk ağaran saç demektir.

 

B-l-ğ

 

kavramları, amacın en yükseğine erişmek ve en sonuna varmaktır.

Bu bir yer, bir zaman ya da belirlenmiş işlerden biri olabilir. Bu kelime bazen tam varılmasa da yaklaşmayı ve görülecek noktaya kadar gelmeyi ifade eder. En sona varmayı ifade eden kullanımlarından bazıları: insan güçlü ça­ğına erip kırk yaşına varınca[136]; Kadınları boşayıp da bekleme sürelerini doldurdukları zaman [137]ulaşamayacakları bir büyüklerime vardır[138]; Çocuk onun yanında çalışma yaşına gelince ona:[139] sebeplere/yollara erişeyim[140]: Üzerimizde sağlam yeminleriniz...[141] yani son derece pekiştirilmiş yeminler.

ise, tepliğdir. Yüce Allah'ın: Bu Kur'ân tüm insanlara yönelik bir duyurudur.[142]; Bu, bir teb­liğdir. Yoldan çıkmışlardan başkası helak edilir mi hiç?[143] üzerimize düşen, yalnızca açıkça duyurmaktır[144]; 

 senin görevin mesajımızı duyurmaktır, insanları hesaba çekmek bize düşer[145] sözleri gibi.

yeterlilik demektir. Yüce Allah'ın: Hiç kuşkusuz bu Kur'ân'da Allah'a kulluk edenler için yeterli olacak nitelikte bilgi ve mesaj var­dır[146]; £ğer ömtîm yapmazsan O'nun elçisi olma görevini tebliğ etmemiş olursun [147]sözleri gibi.

Yani eğer bunu ya da sorumluluğunu aldığın şeylerden birini tebliğ etmez­sen mesajından hiçbir şeyi tebliğ etmeyen biri konumuna düşersin. Bunun sebebi ise, peygamberlerin (sav) hükümlerinin ve tekliflerinin daha da kesin oluşudur. Diğer insanların hükmü gibi değildir. Çünkü onlar bir kısım salih ameller yaptıkla­rında birtakım kötülükleri dfe olsa bağışlanabilirler.

Yüce    Allah'ın: iddet   müddetlerini doldurduklarında onları ya güz.elce tutun[148] sözüne gelince bu gelip ayanmak anlamına gelir. Çünkü: Eğer kadın süresinin sonuna kadar varırsa, artık kocanın onu tekrar alması ve tutması doğru olmaz.

Bir haberi bildirmek için denir. Ayrıca da onun gibidir.

ise, daha fazla vurguludur. Yüce Allah buyurur: Size Rabbimin mesajlarım iletiyorum[149]; Ey Peygam­ber, Rabbin tarafından sana indirilen mesajı duyur. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçisi olma görevini yerine getirmemiş olursun[150]; Eğer benim çağrıma sırt dönecek olursanız, ben size gönderilen mesajı duyurdum[151] yaşlılık bana ulaşmışken ve karım çocuktan kesilmişken nasıl oğlum olabilir?[152].

Bİr yerde ise: Ben ise, ihtiyarlığın son sınırına vardım[153]; bu ayette kullanılan ifadesi gibidir. Farkları ise, denmesinin doğru olmamasıdır.

İse, İki şekilde kullanılır:

Birisi, sözün bizzat kendisinin beliğ olmasıdır. Bu da sözde üç özelliğin bir arada bulunması demektir. Bunlar sözün dil açısından tamamen doğru olması, kast edilen ma­naya tamamen uygun olması ve kendi içinde doğruluğu dile getirmesidir. Bu özellikler­den biri ihlâl edildiğinde söz belagat açısından eksik/kusurlu kabul edilir.

İkincisi, sözün söyleyen ya da söylenen açısından beliğ olmasıdır. Bu da sözü söyleyenin söylemek istediği şeyi sözün kendisine söylendiği kişinin kabul edeceği bir şekilde söylenmesidir. Yüce Allah'ın: Kendilerine öğüt ver onların içlerine işleyecek güzel söz söyle[154] sözü ise, bu İki anlamda da anlaşılabilir. Bu sözün anlamı, kimilerine göre: Onlara de ki: Eğer içinizde gizledi­ğiniz sözleri söylerseniz Öldürülürsünüz şeklindedir. Başkalarına göre ise: Onları başlarına gelebilecek birtakım zorluklarla korkut şeklinde belirlenmiştir. Bunlar, sö­zün genel olan anlamından çıkarılabilecek bazı husulara işaret sayılır.

ise, hayatın kendisi ile devam ettiği ihtiyaçlardır.

 

B-l-y

 

Bİr elbise eskidiğinde denir ki, bu, elbise eskidi ve yırtıldı an­lamına gelir. Bu kelimeden yolculuk yapan için de denir ki bu, yolculuk onu eskitti demektir. İse, denemek anlamına gelir. Bu da çok denemekten dolayı sanki yıprattım, eskittim gibi bir mana taşımaktadır. "

dolayı sanki yıprattım, eskittim gibi bir mana taşımaktadır.

İşte orada herkes geçmişteki her davranışının yararını ve zararını somut olarak gö­rür[155] ayeti, herkes ne yaptığının gerçek mahiyetini öğrenir, demektir. Onun için belevtu fulanen denir ki, kişiyi sınamak anlamına gelir. Üzüntü de belâ adını almıştır; çünkü: O da bedeni yıpratmaktadır. Yüce Allah buyurur: Bunda, sizin için Rabbinizden gelen çok büyük bir imtihan vardı[156]; Muhakkak ki, sizi biraz korku... ile deneriz[157]; Bu, gerçekten apaçık bir imtihandı[158]. Yükümlülük de birkaç açıdan diye adlandırılmıştır; bunlar:

Biri, yükümlülüklerin hepsi insana zor gelmektedir. Bu açıdan her biri bir belâ sayılmıştır.

İkincisi, her biri bir sınamadır. Bu açıdan Yüce Allah buyurur ki: Andolsun ki içinizden cihad edenlerle

sabredenleri belirleyinceye kadar ve söylediğiniz sözlerin doğru olup olmadığını açığa çıkarıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz[159].

Üçüncüsü, Cenab-ı Allah'ın kulları sınaması, bazen şükretsinler diye bol­lukla, bazen de sabretsinler diye zorlukla yüzyüze getirmek şeklinde gerçekleş­mektedir. Bu açıdan hem mihnet/belâ hem de minhati'bolluk, sayılmıştır; çün­kü: Belâ, sabretmeyi, nimet ise, şükretmeyi gerektirir.

Sabrın gereğini yerine getirmek şükrün gereğini yerine getirmekten daha ko­laydır. Buna göre Allah'ın bağışı, iki belânın en büyüğü olmaktadır. Bu bakış açı­sından Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir:

Biz zorluklarla denendik ve sabrettik, sonra nimetlerle denendik, fakat şükredemedik.[160]

Bu açıdan Emîru'l-mu'minîn Hz. Ali der ki:

Kimin dünya imkanları ge­nişler de kendisinin onlarla sınandığını bilmezse, o, akıl yönünden aldanmıştır.[161]

Yüce Allah buyurur: Nasıl davranacağınızı görelim diye sizi hem kötülükle ve hem de iyilikle sınavdan geçiririz. [162]mü'minleri güzel bir sınavdan geçirmek için bunu böyle yaptı[163]. Yüce Allah'ın: Bunda, Jî'zin ipin Rabbinizden gelen çok büyük bir imtihan vardı[164] sözü her ikisi için de geçerlidir. Bu,  Yüce Allah'ın: Hani oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı bırakmak suretiyle[165] ifadesiyle sözünü ettiği zorluk anlamındaki belâya işaret olduğu kadar, onları bu belâdan kurtarması şeklindeki bağışına da işarettir.

Aynı şekilde: Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan ayetler verdik[166] ayetinde sözünü ettiği belâ da her iki anlamda kullanılmıştır. Bu Yüce Allah'ın: De fa"; O mü'minler için doğru yolu gösteren bir hidayet

rehberi ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'ân, onlara bir körlüktür [167]ayetindeki nitelemesi gibidir.

deyimi   de  aynı   şekilde   iki   anlamı   taşımaktadır.

Birincisi, onun durumunu öğrenmek ve işinin bilinmeyen tarafına vakıf olmaktır. İkincisi, onun iyiliğini ve kötülüğünü ortaya çıkarmaktır. Bununla bazen her iki durum da kast edilir. Bazen de bunlardan biri amaçalanır. Yüce Allah için dendiğinde bundan kast edilen sadece onun

iyiliğini ve kötülüğünü ortaya çıkarmaktır. Durumunu öğrenmek ve işinin bilinmeyen tarafına vakıf olmak değildir. Çünkü Yüce Allah bütün bilinemezleri en iyi bilendir. Buna göre, Yüce Allah'ın şu sözü de anlaşılabilir Hani Rabbi, İbrahim'i birtakım emirler ile denemiş, o da onları yerine getirmişti[168].

deyimi, bir kişiyi sınamak için yemin etmeye çağırmaktır.

 

Belâ

 

Ji olumsuzluğu bildirmek için kullanılan bir red edatıdır. Yüce Allah'ın:

Sayılı günlerden başka katiyyen bize ateş dokunmayacak de­diler. De ki: Allah'tan bu yönde söz mü aldınız -ki Allah asla sözünden caymaz-yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? Hayır, öyle birşey yok.[169] sözü gibi. Ya da olumsuzlukla beraber kullanılan bir soru­nun cevabıdır: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Diyerek kendilerini birbirine şahit tutmuştu da onlar da: Evet şahidiz, demişlerdi[170] ayeti gibi.

ise, yalnız soru olan cümlenin cevabında kullanılır. Rabbinizin size yönelik vaadlerini gerçekleşmiş buldunuz mu? derler. Cehennemlikler de: Evet, derler[171] ayeti gibi. Bu sorunun ceva­bında belâ kullanılamaz. Eğer kişi: Yanımda hiçbir şey yok dediğinde, buna diye karşılık verilecek olursa, bu onun sözünün red edilmesi anlamına gelir, fakat denmiş olursa, bu söylenen sözü ikrar etmek anlamına gelir.

Yüce Allah buyurur ki: Kendilerine zulmederken canlan alman kâfirler: Biz hiçbir kötülük yapmamıştık, diyerek ölüm meleklerine kolayca teslim olurlar. Hayır, öyle değil. Allah sizin neler yaptıklarınızı biliyor[172];  

Kâfirler: Kıyamet anı hiç gelmeyecek, dediler.

Onlara de ki: Hayır, gaybın bilgisi tekelinde olan Rabb'im adına yemin ede­rim ki, o an mutlaka gelecektir.[173] İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sürülür. Nihayet oraya vardıklarında kapılar açılır, görevlileri: Size içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünün karşılaşmasına karşı sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? derler. Onlar: Evet, derler.[174] Bekçiler   dediler   ki:

Peygamberleriniz size açık kanıtlar getirmezler miydi?, Onlar da: Evet getirirlerdi, dediler[175].

 

B-n-n

 

kavramı, parmaklar, demektir. Deniyor ki: Bu ismi almasının sebebi, insa-in yaPmal^kurmak istediği her şeyi onlarla yapma/düzeltme imkanına kavuşmuş olmaşıdır. Yani her şey onlarla yapılmaktadır. Bu açıdan denmektedir ki, bu, bir yerde ikamet etmeyi anlatır. Bu nedenle Yüce Allah:

insan, kemiklerini biraraya toplayamayız mı sanıyor?Hayır, onunparmak uçlarını bi­le yeniden yapmaya gücümüz yeter[176] ve: indirin darbe­lerinizi tüm parmaklarına[177] sözlerinde onları özellikle kullanmıştır. Çünkü, onlar parmaklar sayesinde savaşır ve savunma yapar.

ise, kendisine yapışan her şeye sirayet edip çıkmayan kokudur.

 

B-n-a

 

denir ki: Bu yapmak, bina etmek anlamına  Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik Fİil olarak: gelir. Yüce Allah buyurur:[178].

bina edilen, yapılan yapının adıdır. Yüce Allah buyurur: Onlar için odalar vardır; üstlerinde yapılmış odalar bulunan[179] kavramıyla Yüce Allah'ın Ev'i anlatılır. Yüce Allah buyurur ki: Göğü gücümüzle biz kurduk...[180]; Göğ^ ve yapana[181].

tekildir; çoğul değildir; çünkü: Yüce Allah onu şöyle kullanmaktadır: Yaptıkları o yapıları kalpleri paralanana kadar, yü­reklerinde bir kuşku kaynağı olmaya devam edecektir[182] kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlıyarak[183]; Onun için fo/r frma yapın[184]. Bazıları kelimesinin ûüf 'nin çoğulu say­mışlardır. Bu da gibidir. Bu tür cemiler, hem mü-zekker hem de müennes için kullanılır.

kelimesinin aslı'dur; çünkü, çoğulunda küçültmesinde şekline dönüşmektedir. Yüce Allah buyurur: Yavrucuğum! Bu rüyanı kardeşlerine anlatma[185]; Yavrucuğum! Ben uykuda iken seni kestiğimi görüyorum[186].

Lokman oğluna öğüt vererek: Oğulcuğum! Allah'a ortak koşma[187]. Yavrucuğum şeytana tapmal Böyle demesinin nedeni, onun babası için bir bina oluşundandır; çünkü: Onu yapan babadır. Cenab-ı Allah, kendisini, onun icadında bir bina kılmıştır. Bîr şeyin herhangi bir yönünden kaynaklanan, terbiyesinden geçen, çok aranan, çok hizmet eden ya da işini gören kişi için onun oğlu denir. denir ki, bu sıra ile kişinin savaş, yolculuk, gece ve ilimle yakın temasını ifade eder. şair der ki:

Bunlar hem iyiliğin hem de kötülüğün her ikisinin çocuklarıdır;

Hepsi. Tanınan gelsin veya tanınmayan gelsin fark etmez.[188] Falan karnının ve şehvetinin oğludur deyimleri kişinin tüm arzusunun bu İkisinde odaklandığını gösterir. deyimi de günlük takı­lan, yannını düşünmeyen kişi için söylenir. Yüce Allah buyurur: Yahudiler: Uzeyr, Allah'ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da: Mesih (İsa) Allah'ın oğludur, dediler[189];

Ey Rabbim, oğlum ailemin bir bireyi idi[190]; Oğlun hırsızlık yaptı,[191] kelimesinin çoğulu şeklindedir. Yüce Allah buyurur:                  

ve eşlerinizdende size oğullar ve torunlar yarattı.[192] Yavrulanm, tek bir kapıdan girmeyiniz [193]insanoğııüan, her mescide girişinizde güzel elbiseler giyiniz[194] insanoğuUan, sizleri de ayartıp tuzağa düşürmesin[195].

kelimesinin müennesi, şeklinde gelir. Yüce Allah: kızlarım, onlarla eşleşmek sizin için daha temiz bir iştir[196] ve Soydaşları Biliyorsun ki, bizim kızlarınla bir işimiz, onlara yönelik bir amacımız yok[197] ayetlerinde geçen ol; kelimesi, denmiştir ki:

Hz. Lut, Kavminin büyüklerine seslenmiş ve onlara kızlarını teklif etmiştir; Belde halkının tümüne değil. Bu, zaten birkaç kızını, büyük bir topluluğa arz et­mesi açısından da imkansızdır. Aksine bu kelimesi ile ümmetinin kadınlarına işaret etmiş ve onları kendi kızları diye adlandırmıştır; çünkü, kendisi bir peygam­berdir ve her peygamber ümmeti için baba konumundadır. Hatta peygamber daha önce Zj maddesinde geçtiği gibi, anne-babadan daha büyük ve daha değerlidir, diyenler de olmuştur. Yüce Allah'ın: Onlar, Allah'a kız çocuklarını

mal ederler ki[198] sözü, onların, Allah hakkında söylediklerini hikaye etmekte ve onların: Melekler, Allah 'in kızlarıdır sözünü aktarmaktadır.

 

B-h-t

 

Yüce Allah buyurur ki: kâfir adam şaşırıp kaldı, söyleyecek söz. bu­lamadı[199] yani: Aklı karıştı ve şaşırıp kaldı. da bu anlamdadır. Yüce Allah buyurur: Bu ağır bir iftiradır, demeniz gerekmez miydi?[200]; yani: Duyanları çirkinliğinden dehşehete düşüren bir yalandır. Yüce Allah buyurur: elleri tie ayaklan arasında bir iftira uydurup getirmeye­cekler.[201] Burada geçen bühtan zinadan kinayedir. Bunun çirkin olan her fiil olduğu da söylenmiştir. Yapılması kötü olan herhangi bir şeyi almak veya ayakla ona doğru yürümek gibi fiillerin hepsi bu kapsamdadır, diyenler de vardır. 

yalan getirmek/söylemek, uydurmak demektir.

 

B-h-c

 

sözcüğü, ten güzelliği ve sevincin ortaya çıkmasıdır. Bu anlamda Yüce Allah buyurur ki: alımlı bahçeler bitirdik [202]sözleri de bu anlamdadır. Yüce Allah: onda her güzel çifti bitirdik[203] de denmişdir; Şairin: Güzel yaratılış sahibi;[204] sözü gibi.

den, yapılamaz. denebilir ve da denir ki, bu, şeye, yüzünde ifadesi belli olacak şekilde, sevinmeyi İfade eder.

 

B-h-l

 

kelimesinin aslı bir şeyin kontrolsüz/çobansız olmasıdır, bağdan

veya herhangi bir işaretten bağımsız olan deve ya da memesinin torbası çıkarılmış dişi devedir. Bir kadın: Sana sahip olduğum her şeyi verdim, hiçbir şeyi esirgemedim, demiştir. deyimi, kişinin, serbest bırakılan deveye benzetilerek, kendi iradesi ile başbaşa bırakılması anlamına gelir. Duada yapılan duada ısrar etmek ve gönülden yalvarmaktır. Yüce Allah'ın şu sözü de bu anlamdadır: sonra karşılıklı lânetleşerek Allah'ın lanetinin yalancıların üzerine olmasını dileyelim[205].

lanetleme şeklinde açıklayanlar, buradaki ısrarın lanet için olmasından yola çıkmışlardır. Şair der ki:

Zaman onlara baktı ve onları lanetledi.[206] Yani: Onların üzerinde durdu ve onları yok etti.

 

B-h-m

 

sert taş demetir. Cesur insana, benzetme yoluyla adı verilmiştir.

Mahsûs/Somut şeylerin duyu organları tarafından algılanması zor olanlarına da, ma kûl/akla ilişkin şeylerin anlaşılması zor olanlarına da adı verilmektedir.

 kapıyı açılamayacak şekilde kapattım, demektir. konuşamayan hayvanlara denir; çünkü, onun sesinde bir anlaşılmazlık vardır.

Fakat genelde, özellikle yırtıcı hayvanlar ve kuşlar dışındaki hayvanlar için kulla­nılır. Yüce Allah buyurur:  bütün yırtıcı olmayan hayvanlar size helal kılındı[207].

ifadedesi kalıbında gelmiş bir kalıbıdır. Karanlıktan dolayı işi anlaşılamaz oldu, demektir; ya da muf'il anlamındadır; çünkü, gece içinde açık olan şeyi belirsizleştirmekte ve algılanamaz hale getirmektedir. deyimi

aynı renkte olup gözle iyice birbirlerinden ayırt edilemeyen atlar, demektir. Rasulullah'tan (sav) gelen şu rivayet de bu anlamdadır:

İnsanlar kıyamet gününde çıplak yalın ayak buhm yani çırılçıplak halde haşrlorlat/toplanırlar[208] Deniyor ki: Bu, dünya da aldıkları nişanlardan ve süslendikleri şeylerden soyutlanarak toplanırlar, demektir; Allah daha iyi bilir.

koyunların küçükleridir. dikenlerinden bitkisi görünmeyen bir ottur. deyimi, yerin bu türden otları çoğaldı demektir. Tıpkı yerin otu çoğaldı ve baklası çoğaldı tülleri gibi.

 

B-v-b

 

bir şeyin girişi için söylenir. Bunun aslı, mekanların girişleridir. Şehrin, sarayın, evin kapısı gibi; çoğulu gelir. Yüce Allah buyurur: Her ikisi de -Yusuf önde, kadın peşinde olmak üzere kapıya koştular. Kadın, Yusuf un gömleğini arkasından yırttı; kapıda kadının ko­cası ile karşılaştılar[209] aynı kapıdan girmeyiniz, değişik kapılardan giriniz[210]. Bu manasından do­layı ilimde, sözgelimi, (kitaplar başlık olarak) falan konusu denir, denir ki, bu konu, şu konunun kapısıdır/buradan girilerek ona ulaşı­lır demektir.

Peygamber (sav): Ben şehriyim, Ali de onun kapı-sıdır,[211] buyurmuştur. Yani, ilme onun vasıtasıyla ulaşılır. Şair der ki:

Yiğitliğe kapısından vardın.[212]

Yüce Allah buyurur: bütün nimetlerin kapılarını yüz­lerine açtık[213]; Aralarına bir kapısı bulunan bir sur çekildi. Bu surun içinde rahmet vardır ...[214].

Cennete ve cehenneme götüren şeyler için cennetin kapıları ve cehennemin kapıları adı verilir. Yüce Allah buyurur: cehennemde kalmak üzere oranın kapılarından içeri giriniz.[215]; Rabb'lerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götü­rülürler. Oraya varıp kapılar açıldığında, bekçileri onlara: Selâm size, ... derler[216]

Kimi zaman: denir ki, bu şey, şu işe, şuna yarar demektir; çoğulu şeklindedir.

El-Halîl der ki: kelimesi, hudûdta [ve hesapta] kullanılır. bir kapı yapmayı; yapılmış kapıları; evin bekçisini; de, ev bekçisi tutmayı anlatır. kelimesinin aslı şeklindedir.

 

B-y-t

 

kelimesinin aslı, insanın gece barınağıdır; çünkü, gece kalmak anlamına gelir. Nasıl ki, de gündüz kalmaktır. Bunun yanında, orada gece kalmaya bakmadan her meskene beyt adı verilir; çoğulu, şeklindedir. Yalnız daha özel anlamda evler için, beyitler ise, şiir için kullanılır.

Yüce Allah buyurur: İşte enkaz yığınına dönüşmüş evleri! Sebep zalimlikleridir[217]; Musa i/e kardeşine vahyettik ki: Halkınıza Mısır'da evler hazırlayınız,  evlerinizi namazgah haline getiriniz, namaz kılınız ve mü'minleri müjdeleyiniz[218] evlerinizin dışındaki evlere ... girmeyiniz[219].

Evlerin, taştan ve çamurdan, yünden ve kıldan yapılanların hepsine aynı ad verilebilir. Buna benzetilerek şiir evi denmiştir. Bir şeyin yeri onun beyti/evi sayılmıştır. kavramı, daha çok Peygamberin (sav) ailesi için kullanılır.

Peygamber (sav): Selmân bizden; ehl-i beyttendir[220] sözü ile bir insan topluluğunun mevlasınm onlardan sayılmasının doğruluğuna dikkat çek­miştir. Nasıl ki: ^avmm rnevlası da onlardandır; oğluda kendilerindendir[221] de buyurmuştur.

Beytullah ve Beytu'l-atîk ise, Mekke[Ka'be]dir. Yüce Allah buyurur: evi (Kâ'be'yi) tavaf etsinler[222]; İnsanlar için kurulan ilk ev Mekke'deki... ev(Kâbe)dir[223]; Hanı İbrahim ile İsmail, Ev'in (Kabe) duvarlarını yükseltirlerken ...[224] Yani: Evlere arka taraflarından girmeniz iyiliğe uygun bir davranış de­ğildir. İyiliğe uygun davranış, kötülükten sakınarak...[225] ayetinin, ca-hiliye döneminde ihram giydikten sonra evlerine yönelmeyi/dönmeyi gururlarına yediremeyen bir kesim hakkında geldiği kesindir.

Yüce Allah böylece bunun ye aykırı olduğuna dikkat çekmiştir. Yüce Allah buyurur Melekler her kapıdan yanlarına girerek: ... selâm size[226]. Bu, sevincin her çeşidiyle gelirler demektir. Yüce Allah buyurur: Allah'ın yüceltilmelerini ve içlerinde adının anılmasını emrettiği evlerde yanar[227].

Bu evler, beygamberin evleridir, denmiştir.

peygamberin evlerine girmeyin; ancak davet edilirseniz girin[228] ayeti gibi. ile onun ehl-i beytine ve kavmine işaret edilmiştir de denmiştir.

Bununla kalbe işaret edilmiştir diyenler de vardır. Bazı bilgeler, peygambe­rin (sav): Melekler, içinde köpek ve resim bulunan eve girmezler sözünü, bu ev, kalptır şeklinde yorumlamış ve köpek ile de hırs kas­tedilmiştir demişlerdir; ve sözü aşırı hırsa kapılmak demektir; köpekten daha hırslı, deyimlerini de bunun için delil saymışlardır.

Yüce Allah buyurur: Hötm' İbrahim'e Ev'in yerini gösterdik ...[229] Yani: Mekke[Ka'be]. O hanim: Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap ... demişti[230] yani: Orada bana bir barınma yeri hazırla,   Musa ile kardeşine vahyettik ki: halkınıza Mısır'da evler hazır­layınız, evlerinizi namazgah haline getiriniz, namaz kılınız ve mü'minleri müjdele­yiniz[231]; bununla Mescid-i Aksa kastedilmiştir.

Yüce Allah buyurur: Zaten orada bir ev hal­kından başka müslüman da bulamadık[232]. Deniyor ki: Bu, ev toplulu­ğuna işarettir. Onları, köyde oturanın köy diye adlandırılması gibi, ev diye adlan­dırmıştır.

ve ise, gece düşmana saldırmaktır. Yüce Allah buyurur acaba o ülkelerin halkları geceleyin uyurlarken başlarına azabımızın gelmeyeceğinden emin midirler?[233] gece UyUrken veya öğlen istirahata çekilmişken ise, gece yapılan şey demektir. Yüce Allah buyurur: fakat onların bir grubu gecelerde kimi tezgahlar kurar[234]. Geceden düşünülüp tasarlanan her iş İçin ifadesi kullanılır. Yüce Allah buyurur: Allah'ın razı olmadığı sözü geceleyin buluşarak karara bağlarken ...[235]. Peygamberin (sav) şu sözü de bu anlamdadır: Geceden orucu düşünüp karar!açtırmayana hiçbir oruç yoktur.[236]

gece yapılan işler için kullanılan bir ifadedir. Tıpkı, Jt fiilinin gündüz yapılan işler için kullanılması gibi. Bu ikisi, deyimler türündendır.

 

B-v-d

 

Yüce Allah buyurur bahçenin sonsuza dek yok alaca­ğım sanmıyorum[237]. Fiil olarak şeklinde kullanılır ki, bu, beydâ yani büyük sahrada parçalanıp dağılmak anlamına gelir. çoğulu şeklindedir. büyük sahranın kırsalında yaşayan dişi merkep demektir.

 

B-v-r

 

aşın kesat demektir. Aşın kesat, deyiminde olduğu gibi, fesa­da/bozulmaya yol açtığından, İle yıkıma uğramak, yok olmak anlatılır. Fİil olarak denir. Yüce Allah buyurur: hiçbir zaman zarar etmeyecek bir ticaret ...[238] ayrıca onların komplosu da boşa çıkar/verimsiz olur[239].

Dulun vereceği zarardan Allah'a sığınırız[240] diye rivayet edilmiştir.[241] Yüce Allah buyurur: helak yurduna sürükleyenleri görmüyor musun?[242].

Milletlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmüyor musun?[243].

denir ki, şaşkın ve tükenmiş kişi/topluluk anlamındadır. Yüce Allah buyurur: sonunda seni, anmayı unutarak yokedilmeyi hakkeden bir topluluk oldular[244] yani: Yıkılmış/tükenmiş hale geldiler. Bu   ayetteki sözcüğü kelimesinin çoğuludur, mastardır; dendiği gibi, tek kişi de, topluluk da onunla nitelenir diyenler de vardır. Şair der ki:

Ey kralın elçisi, şüphesiz dilim tutuktur Ben tükenmiş halde olduğumdan onu açamadım.[245]

damızlık deve, dişi deveyi, döllenme zamanında mı değil mi diye kokladı, demektir. Bu, istiare yoluyla deneme/sınama için de kullanılır. şunu denedim, demektir.

 

B-e-r

 

Yüce Allah buyurur: Nice terk edilmiş kuyular, nice ko-runaklı köşkler ...[246]. Bu kelimenin aslı hemzelidir. denir ki, bir kuyu kazdım demektir. de bundan türetilmiştir. Bu aslında, üzerinden geçeceklerin içine düşmeleri için kazılmış ve üstü örtülmüş çukurdur. Buna adı da verilir. Kişinin başını belaya sokan laf dolaştırmaya da bu isim verilmiştir. Çoğulu gelir.

 

B-u-s

 

ve ve zorluk ve sıkıntı demektir. Ancak daha çok fakirlik ve savaş için, ise, yaralanma ve benzeri İçin kullanılır. Yüce Allah buyurur: kuşkusuz Allah'ın kahrı/öldürücü darbesi pek şiddetlidir[247] kendilerini sıkıntılara ve belâlara çarptırdık[248] zorda, darda ve savaş zamanında sabredenlerin tutumudur[249] aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir;[250].

Fûti de bundandır. Yüce Allah buyurur: perin ite ...[251] bu ayette geçen fail kalıbında olup veya türetilmiştir; Onların yaptıklarından dolay üzülme[252] yani sürekli kötümser bakma ve üzülme.

Haberde peygamberin (sav): hoşlanmadığı belirtilmiştir.

Yani: Fakirliğe boyun eğmek veya kendini zelil yapmak ve bunların hepsini zoraki yapmak.

her tür kötülenen şey için kullanılan bir kelimedir. Nasıl ki, de her tür övgü için kullanılmaktadır. Her ikisi de elif-lam ile veya elif-lama muzaf olmuş bir kelimeyle belirlilik kazanan isimleri merfu yaparlar.

gibi. Her ikisi de nekre olan ismi nasb eder  gibi.  Yüce  Allah  buyurur:  Ne kadar kötü yaptıkları![253] yani: O yaptıkları şey.

Yüce Allah buyurur: orası ne fena bir barınaktır[254]; kendini beğenmişlerin barınağı ne kötü bir yerdir[255] zalimlerin yaptığı bu dost değişimi ne kötü tercihtir![256]; Yaptıkları şey ne kadar kötüdür[257].

nin aslı dir ve bu da tan alınmıştır.

 

B-y-d

 

renklerde siyahın zıddıdır. Fiil, şeklindedir. Yüce Allah buyurur:

kimi yüzler ak olur, kimi yüzler kararır. Yüzleri kararanlara 'Siz iman ettikten sonra tekrar kâfir mi oldunuz? O halde kafir olmanızın karşılığı olarak bu azabı tadın' denir. Yüzleri ak olanlara gelince, onlar Allah'ın rahmeti içindedirler[258].

beyaz olduğundan bu ismi alan bir damardır.

Araplar beyazı renklerin en güzeli diye tanımladıklarından bununla her tür üstünlüğü ve cömertliği beyaz diye tanımlamışlardır. Nitekim: Beyaz daha üsdiindür, siyah daha ürkütücüdür, kırmızı daha güzeldir, san daha yakışır, denmiştir. Bu açıdan herhangi bir kusuru olmayan/kirlenmemiş kişiye onun rengi beyazdır denmiştir.

Yüce Allah buyurur: O gün kimi yüzler ak olur, kimi yüzler kararır[259] bu ayette geçen yüzlerin beyazlaşması sevincin, si­yahlaşması ise, üzüntünün ifadesidir. Bu anlamda Yüce Allah buyurur ki: Onlardan birine kız çocuğu olduğu müjdesi verildiğinde, üzüntüden yüzü simsiyah kesilir[260]. Aynı bu beyazlık gibi bir anlamı da Yüce Allah'ın şu ayeti ifade etmektedir:

gün birtakım yüzler ışıl ışıl parlar[261]; O gün herkesin başından aşkın işi vardır; bazı yüzler o gün parıl parıldır; güleç ve sevinçlidir[262].

Bu bağlamda denmiştir ki: Annen beyazdır Kudaa'dan kenarında gölgeleni­len kişinin evinde.[263] Bu anlama işaret eden bir ayet de şudur: Ber­raktır, içenlere lezzet veren bir içki[264].

Yumurta da beyazlığından adım almıştır ki, tekili 'dur. Beyaz tenli kadına renk benzerliğinden ve kanat altında himaye olduğundan adı verilmiş-tır. hem övgü hem de yergi için kullanılır. Övgü için kullanılanı kendi

beldesinde korunan ve onların arasında lider olan kimseyi ifade eder. Şairin şu sözü de bu anlamdadır:

Kureyş bir yumurta idi kırıldı onun sarısı Abdulmenafindir.[265] Yermek için kullanılanı ise, herkesin el uzatabileceği zavallı kimseleri ifade eder. deyimi gibi; bu, meydana/çöle bırakılan yumurta demektir. Adamın iki yumurtası İfadesi ise, şekil ve beyazlık yönünden yapılmış bir teşbihtir. Tavuk yumurtladı denir. deyimi ise, yerleşmek, sağlamlaşmak anlamına gelir. Şair der ki:

İçleri kin dolu kadınlardan gelen bir hastalıkla, yerleşen. Göğüslerine, önce yuva yapıp sonra da yumurtlayan.[266]

sıcaklık yerleşti demektir, deyimi, kadının elinin yumurta gibi şişmesini ifade eder. denir ki, her ikisi de çok yumurtlayan tavuk demektir.

 

B-y-a

 

satış, değerlendirilmiş şeyi vermek onun değerini almaktır. Satın almak ise, değerini verip değerlendirileni almaktır. Bazen satmaya alış, bazen de alışa, satış adı verilir. Bu da değer ile değerlendirilen eşyanın düşünülmesi açısından adlandırılmalarıdır. Yüce Allah buyurur: Yusuf« ucuz bir fiyatla, birkaç paraya sattılar[267].

Peygamber efendimiz (sav) buyurmuştur ki: Biriniz kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın.[268] Yani: Onun alışı üzerine alış yapmasın (yani, alıcı olduğu şeye alıcı olmasın).

bir şeyi satışa çıkarmaktır. Şair der ki:

Bu at bizim asil atımızdır, satılık değil.[269]

kelimeleri de alışveriş için kullanılır. Yüce Allah buyurur:  Oysa Allah alışverişi helâl, faizi  ise haram kılmıştır  ve alışverişi bırakın[270]; ne alış-verişin ne de dostluğun geçerli oluğu ...[271] ne alış-verişin ne dostluğun olduğu[272].

Hükümdara itaat edeceğine ve ona bağlı olacağına söz verdi demektir. Buna, ve da denir. Yüce Allah'ın: O halde yaptığınız bu alış-verişe sevininiz[273] ayeti, Andolsun ki, o ağacın altında sana biat ederken, Allah, mü'minlerden razı olmuştur[274] ayetinde adı geçen 'ne işarettir kelimesi ise, vâvlıöır, çünkü, denmektedir ki, bu kolunu uzatmak anlamına gelir.

 

B-a-l

 

üzüntüye yol açan durumdur. Bu nedenle denir ki, falan şeye üzülmedim demektir. Yüce Allah buyurur: Günahlarını örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.[275]; Firavun: bizden önceki kuşakların durumu ne olacak?, dedi[276] yani: Onların durumları, haberleri nedir?

İnsanın yöneldiği, kendisini verdiği duruma da adı verilmektedir. Aynı şekilde deyimi aklıma falan şey geldi demektir.

 

B-y-n

 

İki şey arasındaki boşluğu ve onların ortasını göstermek için kullanılan bir kelimedir. Cenab-i Allah buyurur: iki bağın arasına bir tahıl tarlası koymuştuk[277] deyimi, ayrıldı, gizli olan şey ile onda gizli olan ortaya çıktı demektir. Kelimede ayrılmak ve ortaya çıkış, görülmek manası esas a-lındığından, bu her tekil varlık için kendi başına da kullanılabilmektedir. Dibi de­rin kuyuya bu açıdan adı verilmiştir. Çünkü kuyunun ağzı ile dibi arasındaki mesafe uzaktır ve onun ipi sahibinin elinden ayrılmaktadır.

sözü sabahın olduğunu gösterir. Yüce Allah buyurur: aranızdaki bütün bağlar kopuverdi[278] bu ayetteki sizin ulaşma­nız demektir. İşin gerçeği ise, yani sizin mallarınız, akrabalarınız ve amelleriniz kendisine güvendikleriniz yitip gittiler, demektir. Onunla Yüce Allah'ın:

İnsanların yeniden dirilecekleri gün beni mahcup etme; ki, o gün, insana ne malı ve ne de çocukları yarar sağlamaz[279] ayetine işaret edilmiştir. Tıpkı ilk yarattığımızda olduğu gibi, bize yine yalnız başınıza gel­diniz[280] ayeti de bu manaya gelmektedir. jd kelimesi bazen bir isim bazen de bir zarf olarak kullanılmaktadır.[281]

ayetinde geçen  b-y-n-k-m kelimesini isim olarak kabul edenler beynukum diye   okumuşlardır. Zarf  kabul   edenler   ise,   onu  beynekum   şeklinde okumuşlardır.

Zarf olanına örnekler: Yüce Allah buyurur ki: Allah­'ın ve peygamberinin Önüne geçmeyin[282]; Bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz[283] simdi sen aramızda hak ile hükmet,[284] İki denizin birleştiği yere vardıklarında[285] bu son ayetteki beynihima mastar olması daha uygundur; yani: Ayrılık yeri. ESer sizinle onlar ora­sında bir antlaşma olan bir topluluktan ise ...[286].

ancak mesafesi olan şeyler için kullanılır. Mesela ya da belli bir sayısı olan iki ve daha fazlası gibi iki adam veya topluluk arasında gibi. İki şey a-rasında eğer tekrar yoksa tek mana ifade eden şeylere izafe olunamaz. Dediler ki: seninle bizim aramızda bir perde vardır.[287];   

Bizimle kendin arasında bir buluşma yeri zamanı belirle[288] ayetleri gibi.

Bu sana sunulmuştur; yani o sana yakındır, denmektedir. Yüce Allah'ın şu sözleri de bu manadadır. Sonra önlerinden ... onlara sokulacağım ...[289]; Geleceğimiz ve geçmişimiz arasındaki tüm olaylar ....[290]; Önlerine ve arkalarına set çektik;[291] önündeki Tevrat'ı onaylayan[292]; Aramızda O'na mı indirilmiş?[293]. Yani hepimiz dururken ona vayh gelmiş.

Kâfirler: Biz ne bu Kur'ân'a ve ne de ondan önceki kutsal Kitaplara asla inanmayız, dediler[294] Yani: incil ve benzeri gibi ondan daha önce gelenler, Buna göre, Allah'tan korkunuz, birbirinizin arasını düzeltiniz [295]yani: Sizi birleştiren akrabalık, birlik ve sevgi hallerini gözetiniz.

Bazen ^/beyne'ye l. /mâ veya bir elif ilave edilir. O zaman da anlamına gelir. Bir ara Zeyd şunu yaparken, şunu yaptığı sırada gibi.

Şair der ki: kuşanan kahramanları boğazlamasına ve kurnazlığına rağmen; Günün birinde kelle uçuran cesur birisi onun üstesinden geldi.[296]

 

B-y-n

 

Fiili fiili gibidir. Yüce Allah buyurur:

Bunu vaktiyle oturdukları evlerin yıkıntıları size açıkça göstermektedir[297]; yurtlarında yaşadınız, onlara ne yaptığınızı açıkça öğrendiniz[298]; Günahkârların yolu açıkça belli olsun diye[299]; Doğruluk ile sapıklık birbirinden kesinlikle ayrılmıştır.[300] size ayetlerimizi açık açık anlattık[301] ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim[302].

insanlara indirilen ilahi mesajı açıklayasın zikri gönderdik[303]; İnsanlar arasındaki tartışmalı konular Allah tarafından açıklığa kavuşturulsun[304]; Ramazan ayı ki, o ayda Kur'ân, insanlara yol gösterici, doğru yola iletici, yanlış ile doğruyu birbirinden ayırt edici olarak indirildi[305].

Açıklayan kişi ölçü alınarak açıklanan bir ayet; ayetin kendisi esas a-lınarak açıklayan bir ayet denir, ve da böyledir.

İse, ister akla dayalı olsun, ister somut olsun açık delil demektir.

Peygamnerin  (sav):  iddia  sahibinin beyyine/delil getirmesi, inkar edenin ise, yemin etmesi gerekir[306] sözüne dayanıla-rak her İkİ şahit de diye adalandırılmıştır. Yüce Allah buyurur:

Rabbinden kaynaklanan açık belgelere dayanan kimseleri düşünelim[307]; Böylece can veren bile bile can verecek, hayatta kalan da bile bile hayatta kalacaktı[308];  

onlara da elçileri, delillerle gelmişti[309].

da, bir şeyi ortaya koymak/açıklamaktır. Bu konuşmaktan daha geneldir; çünkü, konuşmak, insana mahsustur. Kendisi ile açıklama yapılana da beyan den­mektedir. Bazıları der ki: Beyân iki çeşittir:

Birisi, teshir iledir. Bu da, sanat eserlerinin durumlarından birine işaret eden halerden birini gösteren şeylerdir.

İkincisi, denemek iledir. Bu da, ya konuşma, ya yazma ya da işaret ile olur.

Durumu açıklama türünden olanların birine misal Yüce Allah'ın şu sözü­dür: Şeytan sizi bundan alıkoymasın; çünkü o, sizin için açık bir düşmandır[310]. Yani, şeytan, sizin için durumu apaçık o-lan bir düşmandır, Siz atalarımızın tapmakta olduklarından bizi alıkoymak istiyonısunuz, Öyle ise, bize apaçık bir delil getirin[311].

Denemek yoluyla beyan olana ise, şu ayet örnektir: Eger bilmiyorsanız, daha önce kendilerine kitap verilenlere sorunuz. O peygamberleri açık deliller ile ve kitaplar ile göndermiştik. Sana da, insanlara indirilen ilahi mesajı açıklayasın da ola ki, düşünürler diye Kur'ân'ı indirdik[312]. Söz de diye ad­landırılır; çünkü: Söz İle, açıklanması amaçlanan mana açıklanır/ortaya konur. Bu Kur'ân, insanlara yönelik bir açıklama ...[313] ayeti gibidir.

Sözün olan kısmını açıklayan kısmına da beyan adı verilir. Yüce Allah'ın şu sözü gibi: Sonra onu sana açıklamak da bize düşen bir iş­tir.[314] Bir şeyin ne olduğunu ortaya koyan bir açıklama yapmaya da denir. Şu ayetler bunun örneklendir: da, insanlara indirilen ilahi mesajı açıklayasın[315] gelecek tehlikeleri apaçık uyarıcıyım [316]Gerçekten bu apaçık bir imtihan idi[317] anlatamayacak durumda bulunan ...[318] yani, açıklıyor, mücadele gücü açıkça ortaya çıkmayanı[319].

 

B-v-e

 

aslı, bir yerdeki parçaların birbirine eşit düzeyde olmasıdır. Bu, parçaların  uyumsuzluğu, birbirinden farklı olması  anlamına gelen en-nebv'ın zıddıdır. oturana iyi gelmeyen yer demektir. ona bir yeri düzeltip yerleşmesini sağlamaktır. kan bedelinin birbirine denk olması, değerinin eşit olması/denk olmak demektir. Yüce Allah buyurur: 

Biz Musa ile kardeşine valıyettik ki: halkınıza Biz Musa ile kardeşine vahyetîik ki: halkınıza Mısır'da evler hazırlayınız[320]; Gerçekten biz İsrailoğulları'm güvenli bir yurda yerleştirdik[321];

Han/ sen müminleri (Uhud'da) savaşacakları elverişli yerlere mevzüendirmek ü-zere ... [322], Artık o ülkenin dilediği yerinde otura­bilirdi[323].

Rivayet edilir ki, Peygamber (sav): yer hazırlarsa, kendi bevli için de Öyle bir yer hazırlardı.[324] mızrağa bir yer hazırladım sonra onun  saplamaya yöneldim demektir.

Peygamber (sav) de: Kim bilerek adıma yalan söylerse, ateşteki yerini hazırlasın, buyurmuştur.[325]

Er-Râî de develerini anlatırken der ki:

Ayaklarıyla kendine bir yer hazırlayıp, oraya yatıncaya kadar dolaştıkça dolaşır.[326]

Yani: Râî, onları, otlayabilecekleri bir yer bulana kadar kendi haline bırakır. Ondan sonra Râî de kendine yatacağı bir yer aramaya başlar. deyimi, kinaye yoluyla evliliği İfade eder. deyiminde olduğu gibi evliliğin bina kelimesiyle ifade edilmesi de buna benzemektedir.

Hısımlık ve kısasta denkliğin gözetilmesinde de kelimesi kullanılır: Falan falana denktir gibi. Yüce Allah buyurur: Allah'ın gazabına uğramış  olarak döner[327],   Allah'ın gazabı yani cezası ile  beraber olduğu halde bir yere yerleşti demektir. Ayetteki sözü, gibi, hal konumundadır. Yani: Döndü.

Zeyd'e uğrandı sözündeki benzer ifade gibi mef ûl değildir. Bu ayette fii­linin kullanılması, ona uygun mekanın Allah'ın gazabına müstehak olduğuna, di­ğer mekanların ise, daha kötü olduğuna dikkat çekmektir. Bu da, Yüce Allah'ın: Onlara acıklı bir azabı müjdele[328] İstiyorum ki,  hem kendi günahını  hem de benim günahımı yüklenerek cehennemliklerden olasın[329] ayetlerinde sözünü ettiği durum gibidir. Yani: Senin, bu duruma düşmeni kendimin ona düşmesine tercih ederim. Der ki:

Onun batılını inkar ettim ve onun hakkını ayağa kaldırdım. [Katımda; Oranın cömertleri bana karşı böbürlenmedi],[330] sözü, lafzın anlamı açısından onun açıklaması değildir.[331]

beraberlikten/cimâ'dan kinayedir. Halefu'I-Ahmar'dan hikaye edildiğine göre o, deyimi hakkında bunun aslı, seni bir eve yerleştirsin şeklin­deydi, kelimenin çiftleşmesi için değiştirilmiştir. Tıpkı, Siit kelimesinin çoğulunun ona sabah ve akşamları gelirim deyiminde değiştirildiği gibi.[332]

 

Arapça'daki Bâ Harfinin Anlamları

 

Bu harf, ya kendisiyle birlikte kullanılan bir fiile bağlı olarak ya da gizli bir fiille birlikte kullanılır. Kendisiyle birlikte bulunan bir fiile bağlı olarak kullanılan­ları ise, iki çeşittir:

Birisi: Fiili mutaaddî/dönüşlü yapmak için kullanılır. Bu, muteaddilik için fiilin başına getirilen elif harfi gibidir. gibi. Yüce Allah buyurur: 

kötülükler ile  karşılaştıklarında yanlarından  onurlarına,  toz kondurmadan geçip giderler[333].

İkincisi: Alet için kullanılır, bıçak ile kestim sözü gibi. Gizli fiile bağlı olan ba harfi İse, hâl konumunda olur. Silahıyla çıktı. Yani: Üzerinde silah olduğu halde veya yanında silahı olduğu halde. Bâ harfi zâide'dir dendiği de olmaktadır. Şu ayetlerdeki gibi: Biz, doğru söy­lesek de sen bize inanmazsın[334]; Müminleri yanımdan kovacak değilim[335] görücü olarak biz yeteriz[336].

Ama bunların her biri, bir anlamdan tamamen soyutlanmış değildir. Bazen bu anlam çok ince bir noktaya işaret eder de, varlığı ile yokluğunun bir olduğu sa­nılır. Aslında iyice tetkik edildiğinde bunun bir olmadığı anlaşılır. Özellikle sö­zünde boş bir şey bulunmayan için bu böyledir. Sözgelimi, Sen bize inanacak değilsin[337] sözü ile[338] sözü arasında fark vardır. Mansup halde geldiğinde sadece bir özellik düşünülmüş olunur.

Zeyd çıkmaktadır gibi. Sen bize inanacak değilsin[339] şeklinde geldiğinde ise, iki özellik düşünülmüş olunur. Saygıdeğer bir adam olan Zeyd'e uğradım deyimi gibi. Zİra saygıdeğer bir adam olan Zeyd sözü -ile kastedilen yine Zeyd olsa bile- bir başka insanın düşünülebileceği bir su­numun dışına çıkarılmış ve sanki şöyle denmiştir: Benim senin için görüşüm daha farklı o, saygıdeğer bir adamdır.

Ben seni cömertlikte Hatim gördüm demek de bu bağlamdaki bir anlama sa­hiptir. Şu ayet de böyledir: Ben müminleri kovacak değilim[340]; Allah kuluna yetmez mi?[341]. din yiyenlere yağ ve katık sağlayan ağacı da yarattık[342] ayetine gelince, deniyor ki: Anlamı, yağ yeşerten/bitiren demektir. Halbuki kastedilen bu değildir. Asıl kastedilen, bitkiyi yeşertir, yağ da onunla beraber ol­duğu halde. Yani: Yağ da onun İçinde potansiyel olarak mevcuttur. Sözcüğü ile, hem kullarına verdiği nimetine hem de onu çıkarmaya yol gösterdiğine dikkat çekmiştir. Buradaki, bâ harfi, hâl İçindir; yani: Onun içinde yağ bulunduğu halde diyen de vardır.

Bunun sebebi de, ta'diyet/dönüşlülük için kullanılan hemze ve bâ harflerinin bir arada kullanılmamasıdır. Yüce Allah'ın: Şahid olarak Allah yeter[343] sözü ise, deniyor ki: Allah bir şahit olarak yeter demektir; yani: Allah'ın yardımı savaşta mü'minlere yetti[344] ayeti gibi­dir ve bâ harfi de zaide/fazladır.

Eğer bu doğru olsaydı, denmesi doğru olurdu. Halbuki bu geçerli değildir. Daha önce geçtiği gibi bu, ancak kendisinden önce hâl konumun­da bulunan bir mansubun geçmiş olması durumunda gelebilir. Doğrusu, buradaki kefâlyetti fiilinin, iktefilyetin yerine gelmiş olduğudur. Nasıl ki, deyimi, deyiminin yerine gelebilmektedir.

Manası da: Şahit olarak Allah ile yetin demektir, Rabb'in senin için yeterli bir yol gösterici ve yardım edicidir[345]; Allah vekil olarak yeterlidir[346] koruyucu olarak Allah sana yeter[347]; Rabb'inin her şeye şahit olması yetmez mi?[348] ayetleri de, yanı sıra, yani: Onu bana sevdir sözü de böyledir.

Ziyade olduğu iddia edilenlerden biri de Sakın kendi­nizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayın.[349] ayetindeki bâ harfidir.

Deniyor ki: Takdiri; ellerinizi tehlikeye atmayınız demektir. Doğrusu ise, an­lamının: Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız şeklinde olduğudur. An­cak, cümlenin mef ûlü, gerek duyulmadığından ve genellik kastedildiğinden haz-fedilmiştir. Çünkü, ne kendilerini ne de başkalarını kendi elleriyle tehlikeye atma­ları caizdir.

Bazıları der ki: Buradaki bâ, Yakınlaştırılmış olanların kendisinden içtiği kaynaktan[350]; Bu Allah'ın iyi kullarının istedikleri yere akmasını sağlayarak içebilecekleri bir pınardır[351] ayeti erin deki ler gibi min anlamındadır.

Bunun açıklamasıda, bu bâ'nm kullanıldığı gibi anlaşılmamasıdır. Burada ayn kelimesi, suyun kaynadığı yere işaret etmektedir; suyun kendisine değil. İndim Pınar başına gibi. Bu, mekânen yuşrabu bihi sözü gibi olmaktadır.

Yüce A11ah'ın: sakın onların azaptan kurtulabile­ceklerini sanma,[352] sözü de bunun gibidir. Yani: Onlar için bir kurtuluş   olabileceğini   sanma, Yüce   Allah   daha   iyi   bilir.

 

KİTABU'T-TAİ

 

T-b-b

 

hüsranda sürekliliği ifade eder. da, da ve ifadeleri kişiye bu sözün söylendiğinde kullanılır, deyimi süreklilik manası i-çerdiğinden bu anlamda kullanılmaktadır ki, devam etti demektir. Ebu Leheb'in iki eli kurusun, kurudu da![353] yani: Hüsranında karar kıldı; devamlı hüsranda kaldı demektir. Tıpkı: paçık bir ziyandır. [354]Yıkımlarını arttırmaktan başka hiçbir işlerine yaramadılar[355] ayetlerinde olduğu gibi. Bu ayette geçen v-S kelimesi jı-iu" demektir, Firavunun tuzağı tamamen boşa çıktı[356].

 

T-e-b-v-t

 

kelimesi, insanlar arasında bilinen bir şeydir. Yüce Allah: size bir tabutun/sandukanın gelmesidir[357]; deniyor ki: Bu ayette ge­çen tâbut kelimesi ağaçtan yapılmış bir sanduka olup içine hikmet yerleştirilmiştir. Diğer bir görüşe göre, tâbut, kalptir; ise, onun içinde bulunan bilgidir. Bu nedenle kalp; bilginin kabı, hikmetin evi, tâbutu, çanağı ve sandukası diye adlandı­rılmıştır. Bu anlamda denmiştir ki: Sırrını, sızdırmayan bir kaba koy. Kalbe, tâbut adı verildiğinden Hz. Ömer, İbni Mesud (ra) hakkında: İlim dolu bir göğüs, der.[358]

 

T-b-r

 

kelimesi, kırmak ve yok etmektir. İfadeleri de bu anlamdadır. Yüce Allah buyurur: Şunların içinde bulundukları (din) yıkılmıştır[359]; Öğüt almayıp küfürlerinde ısrar edince biz de) hepsini kökten yok ettik [360]geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler[361]; Zalimlerin de yalnız, helakini artır[362] yani, helaki arını/yıkımlarını arttır.

 

T-b-a

 

ve fiilleri bir kişinin İzinde gitmek anlamını taşır. Bu, bazen bizzat bedenle izlemeyi bazen de onu örnek almayı/lider edinmeyi ifade eder. Yüce Allah'ın şu sözleri bu anlamdadır: Kim benim hidayetime uyarsa onlar için korku yoktur ve onlar artık hiç üzülmezler[363]; Ey kavmim, elçilere uyun, dedi. Siz­den bir ücret istemeyenlere uyun[364]; Kim benim hida­yetime uyarsa...[365]; Rabbiniz tarafından size indirilen mesaja uyunuz,[366]; ardına hep değersiz kimseler düşmüşken...[367].

Onun yerine atalarım ibrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinlerine bağlandım[368]; Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin arzularına uyma[369]; Şeytanların uydurduğu sözlere uydular[370]; Şeytan'a ayak uydurmayın/onun izinden gitmeyin[371].

Şüphesiz takip olunacaksınız[372]; Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın[373]

Musa ona: Allah'ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim? dedi[374];

Allah'a yönelen kimsenin yoluna uy[375].

deyimi ise, izlemek/arkasından gitmek anlamına gelir. Yüce Allah buyurur: (Firavun ve adamları) gün doğar- doğmaz onların (îsrailoğullannın) ardına düştüler[376]; Arkasından yine bir sebebe sarılarak yola koyuldu[377].

Bu dünya hayatında biz onların peşine bir la­net taktık[378]; Derken onu şeytan arkasına taktı[379] biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık[380].

bir kişiye tuzak kurmak/hile yapmak demektir. deyimi kişiye hile yapıldığını anlatır, sözcüğü annesini izleyen sığır yavrusuna mahsus olarak kullanılır. ise, hayvanın ayağına denir. Bunun, bu şekilde adlandırılması şairin şu sözündeki gibidir.

Sanki eller ve ayaklar Bir yayı istemektedir ve kaçmaktadır.[381]

Hayvan için kullanılan kelimesi yavrusu tarafından izlenen hayvanı ta­nımlar.

ise, Kadim Yemen devlet başkanlarının genel adıdır. Başkanlık ve siya­sette arka arkaya geldiklerinden/birbirine uyduklarından bu ismi almışlardır.

kavmi tarafından izlenen bir kraldır da denmiştir. Çoğulu şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Peki onlar mı hayırlı, yoksa Tubba kavmi mi?[382] ayrıca gölge anlamına da gelmektedir.

 

T-t-r-a

 

fiili, vezninde kullanılan kelimesinden alınmış bir fiildir ve tek tek izlemek anlamına gelir. Fiilin aslı vav olup bu şekilde değiştirilmiştir. Tıpkı ve kelimeleri gibi. Bu kelimeyi munsanf sayanlar sonundaki elifi te'nis İçin değil, zaide saymışlardır. Gayr-ı munsanf sayanlar ise, sondaki elifi, te'nis eli­fi saymışlardır.

Yüce Allah buyurur: Sonra ardarda peygamberlerimizi gönderdik.[383] yani: Arka arkaya, tek tek.

El-Ferrâ' der ki; Hem meıfu halinde, hem mecrur halinde Itetran hem mansub halinde Itetran denir. Sonundaki elif, tenvin yerinde kullanılmaktadır. Sa'leb der ki: Bu kahbmdadır. Ebu Ali el-Fesevî ise: Bu bir hatadır; çünkü, bu bir sıfattır ve sıfatlar tef alu kalıbından gelmez.

 

T-c-r

 

sözcüğü, kar elde etmek amacıyla sermayeyi kullanmaktır, Tecere yetcuru tâcere ve tecrun aynen gibidir. (Dilciler) Der ki: Araplar literatüründe bu kelimeden başka harfinden sonra harfinin geldiği görülmemiştir.

kelimesine gelince bunun aslı şeklindedir. fiilindeki Tâ ise, muzari fiilinin tâ'sidir. Yüce Allah buyurur: Sizi cici bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mil[384]; Cenab-ı Allah buradaki ticareti, bundan sonra gelen ayetin sonuna kadarki beyanat ile açıklamıştır:

Allah'a... inanır...[385].

işte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ti­caretleri kâr etmedi.[386];  Karşılıklı anlaşmaya dayalı ticaret yolu ile yiyiniz[387]. Yalnız aranızda peşin bir alış-veriş olursa bu işlemi yazıya geçirmemenizin sakıncası yoktur[388].

İbnu'l-Ârâbi der ki: tarafını bilir demektir.

 

T-h-t

 

ifadesi, falan şu İşin ustasıdır, onun kazançlı kelimesi, kelimesinin karşılığıdır. Yüce Allah buyurur:

Başları üzerinden ve ayakları altından kaynaklanan nimetler yer-lerdi[389] altlarından çeşitli ırmaklar akan cen­netlere yerleştirir.[390]; Naim cennetlerinde onların altlarından nehirler akar[391] Bu arada, ayakları altından şöyle bir ses duydu[392] azap, tepelerinden inerek ve ayakları altından çıkarak onları sarar[393].

kelimesi, birbirinden ayrı olan şeylerin altı için kullanılır. Kelimesi ise, birbirine bitişik olan şeylerin altı için kullanılır. Denir ki: Malın altı ve dip tarafı, üstünden daha sert/kalındır.

Hadis de şöyle denmiştir: Tuhût ortaya çıkmadan kıyamet kopmaz:[394] yani: İnsanların ayaktakımı baş olmaymcaya kadar kıyamet kopmaz. Bunun yüce Allah tarafından:  Yer uzatılarak dümdüz yapıldığı; içindekileri dışarı atıp boşaldığı zaman[395] ayetinde ifade edilen şeye işaret olduğu da söylenmiştir.

 

T-h-z

 

fiili, aldı anlamına gelir. Şair der ki:

Ayağımı fidanının yanına alarak bir ö'zengi edindi Bağırtlak kuşunun fidan dibindeki yuvası gibi.[396]

ise, bunun kalıbındaki şeklidir. Şimdi siz beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz?[397]; De ki: Allah'tan bu yönde söz mü aldınız?[398]; Allah'dan başka ilâh edindiler.[399];  İbrahim'in makamını (Kabe'nin tümünü) namaz yeri edininiz[400]; Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin[401]; (Musa) 'İsteseydin, buna karşılık bir ücret alırdın' dedi[402].

 

T-r-b

 

kelimesi, bildiğimiz topraktır. Yüce Allah buyurur: toprak olunca mı yeniden diriltileceğiz?[403] Allah sizi önce topraktan yarattı[404] Keşke toprak olsaydım.[405]

[406] yani: Fakirliğinden toprağa yapışmış bir tarafı olan kişi demektir. ise, istiğna etmek/gerek duymamak demektir. Bu, sanki toprak kadar malı oldu manasına gelir. bizzat yerin kendisidir kelimesi sözcüğünün tekilidir. toprak demektir. toprak getiren rüzgar demektir. Peygamber efendimiz (sav) bu anlamda şöyle bu­yurmuştur: dindar olanını tavsiye ederim, elleri toprak olasıca.[407] Bu hadiste Peygamber (sav): dindar olanını kaçırma yoksa umduğunu bulamaz farkında olmadan yoksulluğa sürüklenirsin demek istemiştir.

deyimi, içinde toprak olan rüzgar demektir. ise, göğsün kafes kısmında yer alan küçük eğri kaburgadır. Tekili şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Bel ile kaburga kemikleri arasından çıkan[408]; Biz oradaki hurileri yeniden yarat­tık; Onları bakire yaptık[409]; Göğüsleri tomurcuk­lanmış yaşıt kızlar[410]; Yanlarında bakış­larını yalnız kocalarına diken kendileriyle yaşıt güzeller vardır.[411] yani: İkizler demektir.

Beraber yetiştikleri, eşitlikleri ve benzerlikleri ile birbirlerine çok yakın oldukları için, bu yönden göğsün kaburgalarına benzedikleri yada beraber yeryüzüne geldikleri için bu ismi almışlardır. Yine denmiştir ki: Onların bu ismi almalarının nedeni, çocukluk demlerinde beraber toprak­la oynamalarındandır.

 

T-r-s

 

Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.[412] kelimesinin aslı üjj sözcüğüdür. Bu ise, vav bölümünde ele alınacaktır.

 

T-f-s

 

Yüce Allah buyurur: Kirlerini giderip temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler.[413] yani: Kirlerini temizlesinler. bir şeyi kesmek ve koparıp atmak manasına gelir. CJâ kelimesinin aslı, tırnak ve benzeri insanın bedeninden sökülüp atılan, temizlenen şeylerin kiridir. Bir Be-devî şöyle demiştir: Ne kadar kirli, pasaklısın.

 

T-r-f

 

nimet içindeki bolluk, genişlik, rahatlıktır. Bu anlamda rahat yaşayan bir

İnsan için denir. dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh[414]; O zulmedenler ise şımartıldıkları refahın peşine düştüler[415] size nimet verilen yere, yurtlarınıza dönün...[416] refah   ve   bolluk   içinde   olanlarını   sıkıntıya   uğrattığımızda[417]. Bunlar Yüce Allah'ın Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman ....[418] ayetinde tanımladığı kişilerdir.

 

T-r-k

 

Yüce Allah buyurur: köprücük kemiğine dayandığı zaman[419] ayetinde geçen sözcüğü,

kelimesinin çoğuludur. Bu da, göğsün üst tarafında boğaz ile boyun arasındaki bo­ruyu birbirine bağlayan kemiktir.

 

T-r-k

 

ifadesi, bir şeyi bilerek ve tercih ederek reddetmektir veya zoraki olarak mecbur kalındığında bırakmaktır. Biricisine örnek: Yüce Allah'ın: Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler.[420] ve karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak.[421] sözleridir.

İkincisine örnek İse, Yüce Allah'ın: Onlar neler bı-rakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlarl[422] sözüdür. deyimi, bir kişinin ölümünden sonra bıraktığı mal vesairedir. deyimi herhangi bir du­rumda bırakılan sonuna varılan veya gibi bir anlamda kullanılan bir ifadedir, filanı tek başına bıraktım gibi. kelimesinin aslı çölde

bırakılan yumurta demektir. Miğfer de bununla adlandırılmıştır ki, bu da onların miğferi yumurta diye adlandırmalarına benzemektedir.

 

T-s-a-t

 

sayılardan bildiğimiz dokuzdur. Aynı şekilde oyüs doksan da bilinmektedir. Yüce Allah buyurur: Dokuz tane elebaşı...[423] Doksan dokuz dişi koyunu var.[424]; Kimileri derler ki: O gençler mağarada üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklerler[425]; On dokuz tane görevlisi vardır.[426] develerin susuzluğa [dokuz güne kadar] dayanıklı olanına denir. dokuzdan bir parçadır (dokuzda bir). Ayrıca Ay'ın sonuncusu dokuzuncu güne gelen üç gecesidir. bir topluluğun malının dokuzda birini almak veya onların dokuzuncusu olmak demektir.

 

T-a-s

 

Sürçmekten belini doğrultamamak ve üstten aşağıya düşmek anlamına gelir. de bu köktendir. Yüce Allah buyurur: onların hakkı yıkımdır[427].

 

T-k-v-y

 

Takvanın ta'sının aslı vav'dır. Bunu, sırası gelince orada açıklayacağız (Vaky).

 

T-k-e

 

yaslanılan yer demektir, söki de üzerine yaslanılan şey demektir. Yüce Allah buyurur: Ort/ara mükellef bir sofra hazırladı[428] yanı: Turunçgillerden bir meyve. Bu yenebilecek bir yiyecektir, diyenler de vardır, Şuna yaslanıp yedi, sözünde olduğu gibi. Yüce Allah buyurur: dedi ki: O benim değneğimdir. Ona dayanırım[429] Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak[430]; Kendileri ve eşleri  gölgelerde, koltuklara yasmışlar[431]; Karşılıklı olarak bu tahtlara kurulurlar[432].

 

T-l-l

 

sözcüğünün aslı yüksek yer demektir. ise, boyun anlamına gelir, Babası, oğlunu alnı üzerine yatınnca[433], onu tepesi üzerine düşürdü, demektir. Bu, Toprağın üzerine düşürdü, sözü gibidir, boynu üzerine düşürmek anlamına gelir de denmiştir. kendisi ile hasmın yere serildiği mızrak demektir.

 

T-l-v

 

bir kişiyi, aralarında hiç kimsenin bulunamayacağı kadar yakın bir şekilde izlemek ve ona uymaktır. Bu, bazen bizzat bedenle izlemeyi bazen de hükümde birine uymayı ifade eder. Mastarı ve şeklindedir. Bazen de okumak ve manayı düşünmek şeklinde izlemek anlamına gelir. Bunun mastarı da olarak gelir; Ardından gelmekte olan Ay'a[434].

Burada örnek almak, uymak ve makamına tâbi olmak anlamında kullanılmış­tır. Bunun böyle olmasının nedeni, ay ışığını güneşten alır ve Güneş için halife ko­numundadır denmesindendir. Deniyor ki, Yüce Allah: 

Gökte burçları var eden, onların içinde bir kandil (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir [435]ayetinde buna dikkat çekmiştir. Burada Güneş'in bir lamba konumunda olduğu, Ay'ın ise, ondan alınan bir ışık konumunda olduğunu bildirmiştir. Yüce Allah'ın: O, güneşi ışık kaynağı ve ayı aydınlık yaptı[436] sözü de buna işaret eder.

Ziya/ışık derece olarak nur/aydınlıktan daha üstündür; çünkü, her ziya nur­dur, ama her nur ziya değildir. O belgeyi yine Allah'tan gelen bir şahid olarak Kur'ân izliyor[437] yani: Ona uyar ve sözünün gereğini ya­par: Allah''in ayetlerini okurlar[438].

ise, sadece Yüce Allah'tan gelen kitaplara bağlılık için kullanılır. Bu bazen okumak, bazen de orada yer alan emir ve yasaklan, teşvik ve sakındırmaları ciddiye alıp gereğini yapmak yada orada olduğuna kanaat getirilen şeyleri yap­maktır. Bu okumaktan daha özel bir anlam ifade eder. Buna göre, her tilavet bir kı­raattir ama her kıraat bir tilavet değildir. Onun için denmez.

Bu, ancak Kur'ân İçin kullanılır: işte burada herkes geçmişte yaptığını bulacak[439] Onlara ayetlerimiz okununca...[440]; Kendilerine okunan Kitab'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?[441] De ki: Eğer Allah'ın dileği bu yolda olmasaydı, bu Kur'ân'ı size okumazdım[442]. (Müminlerin) yanlarında Allah'ın ayetleri okunduğu zaman bu ayetler imanlarını arttırır, pekiştirir[443] bunlar kıraat ile olacak şeylerdir.

Şu ayetler de bunun gibidir: Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku[444]; Onlara Adem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyla oku[445]; Zikir okuyanlara[446].

Yüce Allah'ın: Onun, tilavetinin hakkını vererek okurlar,[447] sözündeki /tilâvet ise, ilim ve amelle ona bağlanmaktır. okuduğumuz, âyetlerden ve hikmetli Kur'ân'dandır[448] yani: Onu indiririz. (Yahudiler) Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurduğu sözlere uydular.[449] ayetinde Vps lafzının kullanılmış olması, şeytanlann okuduklarını Allah'ın kitaplarından olduğunu sanmalarından dolayıdır. ve ise, okunanın geri kalan kısmı, yani, devamıdır.

okuduğum şeyden geriye okunacak bir şeyler bıraktım demektir; yani: Okuyabilecekleri bir şeyi onlara bıraktım, yani ona helal ettim.

deyimi, bir kişi adına yalan söylemek anlamına gelir. Yüce Allah buyurur ki: ve onlar bile bile Allah adına yalan söylerler[450]. Bu bağlamda ayrıca denir.[451] Bunun aslı ise şeklindedir. Eşleştirme nedeniyle vav harfi yâ'ya dönüşmüştür.

Tıpkı, dendiği gibi. Halbuki bunun aslı şeklindedir.[452]

 

T-m-m

 

bir şeyin kendisinin dışında başka bîr şeye ihtiyaç duymayacak de­receye varması, son sınırına gelmesidir. ise, kendisi dışında başka bir şeye ih­tiyaç duyan şeydir. Bu hem sayılarda hem de dokunulan şeylerde kullanılır. Sözge­limi /tam bir sayı ve tam bir gece denir. Yüce Allah buyurur:  

Rabbinin sözü... tamamlanmıştır.[453]; Allah nurunu tamamlayacaktır[454]; Musa ile otaz geceliğine sözleştik, buna on gece daha ekledik, böylece Rabbinin belirlediği buluşma süresi kırk geceye ulaştı[455].

 

T-v-r-a-t

 

kelimesinin tâ'sı değişikliğe uğramıştır. Aslı kökünden alınmıştır. Kufelilere göre, kökü kalıbındaki sözcüğüdür. Diğer bazıları kalıbın olup kelimesi gibi olduğunu söylemişlerdir. Fakat Arap edebiyatında kalıbında isim yoktur. Basralılara göre ise, aslı kelimesidir. Bu da gibi kalıbındadır. Yüce Allah buyurmuştur: İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat'ı, elbette biz indirdik[456] Onların, Tevrat'taki vasıflan ve İncil'deki vasıfları da şöyledir[457].

 

T-a-r-t

 

Yüce Allah buyurmuştur: Yoksa sizi tekrar denize döndürmeyeceğinden[458] Sizleri tekrar dirilterek oradan çıkaracağız[459] yani: Bir defa, bir kez daha. Bu da söylenene göre sözünden alınmıştır ki, yaranın kapanması ve iyileşmesi demektir.

 

T-y-n

 

Yüce Allah buyurur: Andolsun incir ve zeytine,[460] deniyor ki: Bunlar (tin ve zeytun) iki dağın adıdır. Yine bunların iki yiyecek maddesi olduğu da söylenmiştir. Bunların asıl nerede yetiştiklerini ve özelliklerinin incelenmesi ise, bu kitabın sınırlan dışındadır.

 

t-v-b

 

en güzel şekilde günahı terk etmektir. Bu özür dilemenin en etkili yoludur.

Çünkü özür dilemenin üç şekli vardır. Birincisi, özür dileyenin ben yapmadım demesi-dir. İkincisi, şundan dolayı yaptım demesidir. Üçüncüsü, yaptım, kötü ettim, artık ondan geri döndüm/vazgeçtim demesidir. Bunun bir dördüncüsü ise, yoktur. İşte bu sonuncu­suna tövbe adı verilmektedir. Şeriata göre tövbe kötülüğünden dolayı günahı terk etmek, yaptığına pişman olmak, bir daha dönmeyeceğine kesin karar vermek ve düzeltilebile­cek olan hareketlerini/amellerini dönüş yaparak düzeltmektir. Bu dört şart bir araya gel­diğinde tövbenin şartlan tamamlanmış olur.

Allah'a yöneliştir. Bu da ona dönüşü gerektirir. Yüce Allah'ın Yaratıcınıza tövbe edin[461]; Hep birden Allah'a tevbe ediniz[462]; Hâlâ Allah'a tevbe edip O'ndan af dilemiyorlar mü[463].

Allah tövbesini kabul etti demektir. Şu ayetler bu anlama gelir, Allah, Peygamberin ve o zor anda onun peşinden giden muhacirler ile Ensar'ın tövbelerini kabul etti[464], Bunun üzerine Allah onların tövbelerini kabul etti ki, tövbe etsinler[465]; Bunun için tövbelerinizi kabul, sizleri de affetti[466].

kelimesi hem tövbe eden için hem de tövbeyi kabul eden için kullanılır.

Buna göre, kul Allah'a tövbe ettiğinden tâib adını alır; Allah da kulun tövbesini kabul ettiğinden tâib diye adlandırılmıştır.

çok tövbe eden kul demektir. Bu da her vakit bazı günahları sırasıyla terk ederek bu şekilde tüm günahları terk etmiş bir hale gelen kişi demektir. Bazen Yüce Allah da, kulların tövbelerini çokça kabul ettiğinden, her halde onlara dönüş imkanı verdiğinden adı verilmektedir. Kim tövbe eder de arkasından iyi amel işlerse o kimse kararlı bir pişmanlıkla Allah'a yönelmiş olur.[467] yani: Tam tövbe; bu da kötü olan şeyleri terk et­mekle beraber güzel olan şeyleri yapmaya gayret etmektir: Ben yalnız O'na dayandım, dönüş O'nadır.[468] Hiç şüphesiz O, tövbeleri çokça kabul eden ve pek merhametli olandır[469].

 

E-y-h

 

hayrete düşmek, şaşırmak anlamına gelir. !jî iti bir lehçede şeklinde kullanılmaktadır. İsrailoğullarının kıssasında deniyor ki: Allah dedi ki: Allah (Musa'ya) şöyle dedi: Kırk sene o mu­kaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar[470].

ve kişiyi şaşkınlığa düşürmek ve onu dışarı atmaktır. yani: Şaşkınlığa düşüren yerlere düşmek, geçenlerin hayrete düştüğü, yo­lunu şaşırdığı çöl demektir.

 

Arapçadaki Ta Harfinin Anlamları

 

Kelimenin başına gelen harfi yemin ifade eder: Vallahi putlarınıza bir oyun oynayacağım,[471] ayeti gibi. Gelecek bildiren fiil­lerde kullanılan ise, ikinci şahsı bildirir: O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?[472] a-yetinde olduğu gibi. "Ta"nın kullanıldığı yerlerden biri de dişiliği bildirmektir: 

Sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner,[473] örneğinde olduğu gibi.

Kelimenin sonunda gelen "ta", ya dişiliği belirtmek için gelen fazlalık "ta"dır. Bu, kıraat esnasında burada durulduğunda "ha"ya dönüşür: Csû gibi; yada hem duruşta hem geçişte "ta" olarak kalır; bu da ve  kelimelerindeki "ta" gibidir; yahut da elifle beraber gelen cemilerde karşımıza çıkar ki, bunun örnekleri İse, ve gibi kelimelerdir. Mazi fiilin sonunda gelen "ta" İse, birinci şahıs zamiridir. Yüce Allah'ın Ona bol bol mal verdim,[474] sözü gibi; fethalı geldiğinde ise, ikinci şahıs zamiri olur; Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna[475] ayeti gibi. İkinci şahsın dişiliğini göstermek için ise, esreli halde gerekir; doğrusu sen gö­rülmemiş bir şey yaptın[476] gibi. Allah daha iyi bilendir.

 

KİTABU'S-SA'İ

 

S-b-t

 

kavramı kelimesinin zıddıdır. Fiil olarak denir. Yüce Allah buyurur ki: müminler, bir savaş birliği ile karşılaştığınızda direniniz[477]. Ayrıca Savaşta dirençli kişi demektir.

deyimi, hastalık kişinin yakasını hiç bırakmadığında söylenir. Bu, hem gözle, hem de basiretle fark edilebilen varlıklar için söylenir. deyimleri gibi. ise, bazen fiil için söylenir. Sözgelimi, yokluktan varlık alemine çıkan için Allah şunu var etti denir. Bazen hüküm ile sabit olan için kullanılır. Hakim, falanın üzerine şunu ispat veya tespit etti denir. Bazen de söz ile olan şeyler için kullanılır. Burada sözün doğru olması veya yalan olması fark etmez.

 tevhidi sağlamlaştırdı ve peygamberliği tasdik etti falan adam Allah ile beraber başka bir ilah edindi

dendiği gibi. de denir.

Yüce Allah'ın: 5em tatop bağlamak veya öldürmek için...[478] sözüne gelince, bu, seni yolundan alıkoymak ve şaşkınlığa düşürmek i-çin, demektir. Aynı şekilde Yüce Allah'ın: Allah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar,[479] sözü, onları güçlü delillerle destekler, anlamına gelir.

Yüce Allah'ın: Fakat kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de daha sağlam olurdu[480] sözü ise, ilimlerini elde etmede daha faydalı, daha etkili olurdu, manasını taşır. Onların amelleri için ve yaptıklarının meyvelerini toplama­ları için daha sağlamdır anlamına gelir de denmiştir. Böylece onlar yaptıkları hakkında: Onların yaptıkları her bir iyi işi dikkate alırız, fakat onu saçılmış zerreler haline getiririz.[481] ayetinde belirtilen kişilerin durumuna düşmekten kurtulmuş olurlar denmiş olmaktadır.

deyimi ise, güçlendirdim demektir. Bu anlamda Yüce Allah buyurur: Eğer sana direnme gücü vermeseydik...[482]; Müminleri yüreklendirin[483]; Kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için[484]; Ayaklarımızı sabit kıl[485].

 

S-b-r

 

yıkım ve bozulma/bozgunculuktur. sözünden alınmıştır ve bir şeyi yapmayı alışkanlık haline getiren kişi demektir. Yüce Allah buyurur: Oracıkta yok olmayı isterler. (Onlara şöyle denilir) Bu gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin![486]; Ey Firavun, ben de seni helak olmuş zannediyorum[487].

Ibnu Abbas der ki: kavramı aklı noksan anlamındadır. Aklın nok­sanlığı ise, en büyük felakettir, Mekke'de bir dağın adıdır.

 

S-b-t

 

Yüce Allah buyurur: Onları yoldan alıkoydu ve (kendilerine): Oturun oturanlarla beraber, denildi[488]; onları tuttu ve meşgul etti. ve deyimi, hastalığın kişiyi hapsetmesi ve her işten alıkoyup adeta ondan hiç ayrılmaması durumunu anlatır.

 

S-b-v

 

Yüce Allah buyurur: Onlara karşı ya küçük bir­likler halinde hareket ediniz veya top yekûn seferber olunuz[489]; Bu ayette geçen oLî kelimesi v kelimesinin çoğuludur ki, tek başına kalan topluluk demektir. Şair der ki:

Sabahın erken saatlerinde dağınık halde bulunan değerli bir topluluğa sal­dırdılar.[490]

deyimi de, kişinin iyiliklerini detayı ile anlattım demektir; tasgiri/küçültülmüş şekli çoğulu ve şeklinde gelir. Hazfedilen harfi ise, son harfidir. Havuzun Ç'si ise, içinde suyun toplandığı ortasıdir. Bunun hazfedilen harfi ise, ikinci harfidir, son harfi değil.

 

S-c-c

 

suyun şiddetli bir şekilde dökülmesi ve vadide suyun sel haline dönüşmesi anlamına gelir. Bu anlamda Yüce Allah: Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl su indirdik.[491] buyurmuştur.

Hadiste ise, şöyle denmiştir: Haccın en üstünü acc ve secc olanıdır.[492] Bu da, hacda yüksek sesle telbiye duasını söylemek ve kurbanın kanını akıtmak anlamına gelir.

 

S-h-n

 

deyimi, katılaşıp artık akmaz hale gelen ve katılığından akmaya devam edemeyen şey için kullamhr. deyimi de bundan alınmıştır. Bu bağlamda Yüce Allah buyurur ki: Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir[493]; Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın[494].

 

S-r-b

 

Günahtan dolayı azarlamak ve suçunu ikrar etmeye zorlamaktır. Yüce Allah buyurur: Dedi ki: Bugün size kınama yok[495]. Rivayet edilir ki, Peygamber: Birinizin cariyesi zina ettiğinde ona had cezası uygulasın ama onu kınamasın.[496]

Arap literatüründe bu kökten ince bir yağ demek olan s-v kelimesinden başkasına rastlanmaz. Yüce Allah'ın: Ey Yesrib halkı,[497] ayetinde geçen ise, Medîne halkı demektir ve aslının bu kökten gelmesi doğru  sayılabilir.  Bu durumda Yesrib'in başındaki  "ya" harfi fazlalık kabul edilecektir.

 

S-a-b

 

Yüce Allah buyurur: O da birdenbire kocaman bir yılan oluverdi[498]. Buradaki kelimesinin Suyun akacağı yeri yardım ve akıttım, o da aktı sözünden alınmış olması mümkündür. Yağmur yağdı anlamına gelen deyimi de bundandır. ise, bir çeşit karga demektir ki, çoğulu, gelir. Bu, görünüşü itibariyle yılana benzetilmiş gibidir. Kendisi görünüşü itibariyle ondan kısa ol­duğundan, ismi de onun isminden kısa tutulmuştur.

 

S-k-b

 

kavramı, aydınlığı ve ışığıyla üzerine düştüğü şeyi delen aydınlatıcı demektir. Yüce Allah buyurur: Onu da yakıcı bir alev izler[499]; Tarık'ın ne olduğunu bilir misin sen?; O

karanlığı delen yıldızdır[500]. Bunun aslı derin yırtık/yara anlamına gelen kelimesinden alınmadır, dağdaki yol demektir. Bu, dağın deliği gibi bir anlama gelmektedir. Ebû Amr der ki: Doğrusu bunun olduğudur. deyimi, ateşi alevlendirmek anlamına gelir.

 

S-k-f

 

bir şeyi anlamada ve yapmada maharet kazanmaktır. de bu kökten alınmıştır ve bir şeyi kavramada ve yapmada uzman olan kişiyi tanımlar. Bundan istiare yoluyla, silah eğitimi almak demek olan kelimesi alınmıştır.

dayanıklı mızrak demektir. Delmeye yarayan şeye, adı verilir, bakmada maharet kazanmaktan kaynaklanan bir özellik olarak gözle görebilmek demektir.

Beraberinde bir kültür olmasa da, her tür anlayışı ifade etmede kullanıldığı­na da rastlanmaktadır. Yüce Allah buyurur: Onları bulduğunuz yerde öldürün.[501] savaşta, onları ete geçirirsen...[502]; Lanetlenmiş olarak, nerede bulunurlarsa yakalanır ve öldürülürler[503].

 

S-k-l

 

ve birbirinin mukabili/karşıtıdır. Tartılan veya ölçülen her şeyin ağır basanına adı verilir. Asıl olan, cisimler için kullanılmasıdır, fakat, manalar için kullanıldığına da rastlanır. Borç ve günah kendisini ağırlaştırdı demek olan

nıldığına da rastlanır. Borç ve günah kendisini ağırlaştırdı demek olan denmesi gibi. Yüce Allah buyurur: Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?[504]

İnsan için kullanılan kelimesi, bazen yermek için kullanılır; literatürde bu anlamı daha yaygındır, bazen de övmek için kullanıldığına rastlanır. Şairin şu sözü gibi:

çekip gittiğinde yer hafif kalır Sen orada kaldıkça onun ağırlığı devam eder.

Oranın en yüksek yerini doldurmuşsun Her iki tarafının da sağa sola koymasını önlüyorsun.[505]

kulağında ağırlık var, iyi işitmiyor demektir. Kulağında hafiflik var, demek çok iyi işitiyor anlamına gelir, Bu, kendisine atılanı/yöneltileni kabul etmede ağırdan alıyor gibidir. Söz iyice işitilemediğinde denir. Onun için kıyamet gününün sıfatı bağlamında denmiştir ki: Göklerin ve yerin ağırlığını kaldıramayacağı bu olay...[506]; Yeryüzü ağırlıklarını dışarı çıkardığı zaman[507]. Bu çıkacak olan, onun hazineleridir dendiği gibi, haşir ve diriliş zamanında içinde bulunan insan bedenlerini dışarı atmasıdır da denmiştir. Yüce Allah buyurur: 

Bu hayvanlar, ancak ağır sıkıntıya katlanarak varabileceğiniz uzaklıktaki beldelere yüklerinizi taşırlar.[508] yani: Skin ağır olan yüklerinizi.

Yüce Allah buyurur: Onlar hem kendi yüklerini hem de kendi yükleriyle beraber başka yükleri taşıyacaklar[509] ya­nı: Tıpkı kendilerini ağırlaştıran ve sevaptan geri bırakan günahları gibi..

Böylece kıyamet günü hem kendi günahlarım tümü ile, hem de hiçbir bilgiye dayanmaksızın sapıklığa sü­rükledikleri kimselerin günahlarının bir bölümünü yüklenirler. Hayret! Ne fena bir yükün altına giriyorlar![510] ayeti gibi.

Yüce Allah'ın Kolayınıza da gelse zorunuza da gitse mutlaka sefere çıkınız[511] sözüne gelince, genç olsun, ihtiyar olsun; fakir olsun, zengin olsun; gurbette olsun, yerli olsun, çalışkan olsun, tembel olsun herkes bu savaşa katılmalıdır, şeklinde değişik görüşler vardır. Bunların hepsi de ayetin ge­nel anlamına dahildir. Çünkü, ayetin maksadı, zor olsun, kolay olsun her halde sa­vaşa çıkmaya teşvik etmektir.

ise, kendisiyle tartılan ağırlık birimidir ve den alınmıştır. Bu, her tür iş için kullanılan bir isimdir. Yüce Allah buyurur ki: Bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz[512]; Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür; kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür[513]; Kimin tartıları ağır gelirse; o hoş bir hayat içinde olur[514]. Bu, hayırların çokluğuna işarettir. Yüce Allah'ın: Kimin tartılan hafif gelirse,[515] sözü ise, hayırların azlığına İşarettir.

ağır ve kelimeleri iki şekilde kullanılır;

Birisi, müzayefe yoluyla: Bu, bir şeyin ağırlığı veya hafifliğinin ancak bir başkasına göre söylenmesidir. Bu nedenle bir şeyin, kendisinden daha ağır olanla karşılaştırıldığında hafif; kendisinden daha hafif olan ile karşılaştırıldığında ise, ağır kabul edilmesi doğru olur. Az önce geçen ayetin işaret ettiği de budur.

İkincisi, taş, çakıl gibi aşağıya çeken cisimler için ağır; ateş ve duman gibi yukarıya doğru çeken şeyler için de hafif kelimesinin kullanılmasıdır.  

olduğunuz yere yığılıp kaldınız.[516] Ayetinde geçen ağırlık da bu türden bir ağırlıktır.

iki, bilinen sayılardır. Yüce Allah buyurur: Ananın payı üçte birdir.[517] yani: Üç parçasından biri. Bunun çoğulu gelir. Yüce Allah buyurur: Musa ile otuz geceliğine sözleştik[518]. Uç kişi gizli konuşsa mutlaka dördüncüsü O'dur.[519] Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakit­tir.[520] yani: Mahremlik vakitleri üç tanedir.

Yüce Allah buyurur: O gençler mağarada üç yüz yıl kaldılar[521]...İndirilmiş üç bin melekle...[522] arkadaşlarının, gecenin ya üçte ikisine yakın bölümünü ya yarısını ya da üçte birini ibadetle geçirdiğinizi Rabbin biliyor.[523] yine buyurur ki: ikişer, üçer, dörder[524] yani: İkişer ikişer ve üçer üçer.

 

S-l-s

 

33, 303, 3000, üçte bir, üçte iki, bilinen sayılardır. Yüce Allah buyurur Ananın payı üçte birdir.[525] yani : Üç parçasından biri. Bunun çoğulu gelir. Yüce Allah buyurur: Musa ile otuz geceliğine sözleştik[526] Üç kişi gizli konuşsa  mutlaka dördüncüsü O’dur.[527] Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir.[528] yani: Mahremlik vakitleri üç tanedir.

Yüce Allah buyurur: O gençler mağaralarda üç yüz yıl kaldılar[529] İndirilmiş üç bin melekle....[530]; Senin ve bazı arkadaşlarının, gecenin ya üçte ikisine yakın bölümüne ya yarısını ya da üçte birini ibadetle geçirdiğinizi Rabbin biliyor[531]; yine buyururki: ikişer, üçer, dörder[532]; yani: ikişer ikişer ve üçer üçer.

deyimi, bir şeyi üç parçaya bölmektir. bir topluluğun malının üçte birini almaktır. ifadesi ise, üçüncüleri oldum yada birleri oldum demektir. dirhemleri üçe böldüm onlar da üçe bö­lündüler sözü de bunun gibidir. topluluğun üç kişi olduğunu gösterir. üç fitili olan ip demektir, kelimesi malının üçte biri alınmış kişi demektir. at yarışta üçüncü ve dördüncü geldi demektir.

veya ifadesi, bu sayıdaki erkekler ve kadınları kinaye yoluyla anlatır. üçer üçer geldiler demektir, tâ üç değişik yerden sağılan dişi deve demektir. ve Salı ve Çarşamba demektir; sonlarındaki hemzeler "ha"mn yerine getirilmiştir. gibi; böylece kelime güne tahsis edilmiştir. bir şeyi üç parça yapmak demektir. yaş hurmanın üçte ikisine ulaşması demektir. üzümün üçte ikisine erişmesi demektir, Oy uzunluğu üç arşın olan elbise demektir.

 

S-I-I

 

toplanmış olan bir parça yün demektir. Onun için memleketinde oturana denmiştir. Toplanmayı ifade ettiğinden ve topluluk ölçü alındığından: Bunların bazıları öncekilerden; Bazıları da sonrakilerdendir[533] denmiştir. Yani topluluk. bir şeyin topunu almak demek­tir. tahtının büyük kısmının yıkılmasını anlatır.

büyük kısmının düşmesinden dolayı dişlerin kısalması demektir, dişleri düştü demektir. Aynı anlama yakın olarak kuyu yıkıldı demektir.

 

S-m-d

 

Semûd kavramı, deniyor ki, yabancı bir kelimedir. Arapça olduğu da söylenmiştir. Gayr-i munsarıf sayılmasının nedeni, bir kabile veya yer adı olma­sındandır. Bu kelimeyi munsarıf sayanlar ise, onu bir kabile veya baba adı

saymış­lardır; çünkü, den feûl kalıbında getirilir ki, kaynağı olmayan az miktardaki su demektir. deyimi de bundan alınmıştır ki, falanı, kadınlar kuruttu demek­tir. Yani: Onlarla birlikteliğinin çokluğundan kadınlar onun suyunun kaynağını ku­ruttular. ise, bir kişiden, malının kaynağını yitirene kadar çok mal İstemektir.

 

S-m-r

 

ağaçların ürünlerinden yenebilen her şeyin adıdır. Tekili adını ahr. Çoğulu, ve şeklindedir. Yüce Allah buyurur: 

Gökten su indirip onun aracılığı ile size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı[534]; Hurma ağaçlarının meyvaları ile ü-zümlerden ...[535]; Bunların meyvalarına bir namken ve bir de olgunlaşınca bakınız[536]; bütün ürünlerden...[537].

bir görüşe göre dır. Bir diğerine göre, onun çoğuludur. Bol miktardaki, mala da kinaye yoluyla bu isim verilmiştir. İbnu Abbas, Adamın bolca bir serveti vardı[538] ayetini bu anlamda yorumlamıştır.

Allah malını meyvelendirdi/bereketlendirdi deyimi de bu köktendir. Bİr şeyden kaynaklanan/elde edilen her fayda adını alır. İlmin meyvesi, amel-i salihtir; amel-i salihin meyvesi de cennettir sözü gibi.

kamçının meyvesi, uçlarındaki düğümdür; şekilde ve meyvenin ağaçtan sarkması gibi sarkmasından meyveye benzetilmiştir.

sütün semîresi ise, onun çok sevilen kaymağıdır. Bu da ürün olarak ve sütten elde edilen bir şey olması açısından meyveye benzetilmesindendir.

 

S-m-m

 

bir atıf harfidir. Kendisinden sonrakinin öncekisinden daha geç zamanda gelmesini gerektirir. Bu gecikme ya bizzat kendisiyle, ya derece itibariyle yada konum açısından olur. Bu konu maddelerinde ele alınmıştır. Yüce Allah buyurur: Yoksa azap başla­rına geldikten sonra kendilerine, şimdi ona inandınız mı ? Hani onun bir an önce gerçekleşmesini istiyordunuz, densin diye mi? Sonra zulmedenlere denir ki ... [539]; Sonra bu (suçunuz)un ardından sizi affet­tik.[540] ve benzerleri.

bir ağaçtır. koyunun yayılması anlamına gelir. Nitekim, de ağaçları korudum demektir. Bu, diğer bitkiler için de kullanılır. bir şeyi toplamak demektir, Biz temfi durumunu düzelten ve işiyle ilgilenen kişileriz deyimi de bundandır ise, haşhaşın bir demetine denir.

 

S-m-m

 

Bir yerin uzaklığını göstermek için kullanılan bir işaret/zarftır. ise, ya­kınlık için kullanılır. Her ikisi de aslında birer zarftır. Yüce Allah buyurur: Nereye baksan orada bir nimet ve büyük bir saltanat görürsün[541]. Buradaki jtî mef ûl konumundadır.

 

S-m-n

 

Yüce Allah buyurur: Yusufu ucuz bir fiyatla, birkaç paraya sattılar[542] satanın sattığına karşılık olarak aldığı şey­dir. Bu, bizzat kendisi de, bir eşya da olabilir. Bir şeyin yerine alınan her şey onun semeni sayılır. Yüce Allah buyurur: Allah'a verdikleri sözü ve yeminleri birkaç para karşılığında satanlar var ya ...[543]; Allah'a vermiş olduğunuz sözü birkaç paraya satmayınız[544]; ... ayetlerimi bir kaç para karşılığında satmayın..[545].

Ve Onun parasını arttırdım demektir. değeri çok olan, çok değerli şey anlamına gelir. Sayılar için kullanılan sekiz, seksen, sekizde bir ise, bilinen şeylerdir.

onun sekizincisi oldum yada malının sekizde birini aldım demektir. Yüce Allah buyurur: Kimileri de, yedi kişi idiler, sekizincileri köpekleridir, diyeceklerdir[546]; Bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer bu süreyi on yıla tamamlarsan o senin tarafından bir iyiliktir[547] ise, sekizde bir demektir. Şair der ki:

Taksimde benim de ancak sekizde birim oldu.[548]

Yüce Allah buyurur: Onlar için... miraslarının sekizde biri vardır[549].

 

S-n-y

 

ve bu kelimenin diğer çekimlerinin aslıdır. Bu, sayı itibariyle veya içinde bulunan tekrarlar ölçü alınarak yada her ikisi de gözetilerek söylenir. Yüce Allah buyurur: iki kişinin ikincisi olarak ..[550]; Bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırıvermişti[551]; Hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer ya da dorüter olarak evlenebilirsiniz[552].

onun ikincisi oldum veya malının yarısını aldım yada ben ona İki olmasını sağlayan şeyi ekledim deyimi de bundandır.

iki kere sayılan şey demektir.

Peygamber (sav): Sadakada herhangi bir tekrar olmaz,[553] buyurmuştur. Yani: Zekat, bir senede iki kere alınamaz. Şair der ki:

Onun kınanması çift olmuştu.[554]

ikiz doğuran kadındır. Çocuğa da ikiz ise ikiz adı verilir. İçinde, mesnevi bulunan yemin, istisnalı yemin demektir. Bir şeyi zorlaştırana da denir. Yüce Allah buyurur: Haberiniz olsun ki, onlar, başlarını göğüslerine yapıştırarak iki büklüm olurlar[555]. İbnu Abbas'm bunu diye okuması, fiilinden alınmadır.. Yüce Allah

buyurur: Burun kıvırarak[556] burada deyimi ise, kin toplamak ve yüz çevirmek demektir; dudak büktü, gibi. Yüce Allah buyurur: sırt çevirir, bizden uzaklaşır[557].

koyun için kullanıldığında, ikinci yaşma gireni, deve için söylendiğinde ise, iki ön dişi düşmüş olanı demektir, hemzesiz kullanılır- ucu birleşen iki iple her iki ayağını bağlamayı ifade eder. Bunun hemzesiz kullanılmasının nedeni ise, kelimenin kendi aslının ikili kalıpta kurulup birli üzerine kurulmamış olmasındandır.

ise, yuların ikileşen tarafıdır. efendiler sayılırken ikinci sırada gelendir. deyimi, kişinin bir topluluk içindeki kusurunu kinaye yoluyla anlatmaktadır. Dağın olanı ise, geçilmesi ve yürünmesi için yükseklere ve sınırlara çıkmak gerekenidir. Bu, yolu ikiye katlar gibidir. Dişin olanları, şekil ve sağlamlıkta dağın Özeliğine benzetilmiştir. Devenin sunya olan ise, sağlamlıkta dağın aiî özeliğine benzetilmiştir. Devenin sunya olan ise, kasabın bedenini baştan bele kadar ikiye ayırdığı devedir. Buna da denmiştir.

ise, insanların Övgüye değer yönlerini dile getirmektir. Bİr iyiliğinden diğerine geçerek yapılan anlatımdır. Bu anlatıma: denir. Yürüyüşünde etmek, böbürlenerek yürümek demektir. Kur'ân sûreleri de Gerçekten sana sürekli tekrarlanan yediyi verdik[558] ayetinde diye adlandırılmıştır.

Böyle isimlendirilmelerinin nedeni, zaman geçmesiyle ikinci kere okun­maları, tekrarlanmaları; zamanla çözülen ve boşa çıkan diğer şeyler gibi kesin­tiye uğrayıp okunmaz bir duruma düşmemiş olmalarındandır. Yüce Allah bu­yurur: Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitab'ı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir [559]ayeti de bu anlamdadır.

Kur'ân için, denmesi şu açıdan da doğrudur: Şartlar ve durumlar değiş­tikçe faydaları tekrarlanmakta ve yenilenmektedir. Nasıl ki, haberde Kur'ân'ın vasfı hakkında şöyle denmiştir: Yanlış yola girmez ki, doğrultulsun, sapmaz ki, yorsun, onun harika tespitle­ri ise sınırsızdır.[560]

Bunun dan olması da doğrudur. Böylece onun ve onu okuyan, öğreten ve onunla amel edenlerin daima övgüye layık olacaklarına dikkat çekilmiş olmakta­dır. Yüce Allah tarafından: Bu kitap, yüce Kur'ân'dır[561] ayetinde onurlandırılmıştık ve Aksine,  o şerefli bir Kur'ân'dır[562] ayetinde ise, yüceltilmişlik sıfatlarıyla tanımlanmasının gerekçesi de budur.

ise, daha önce geçen sözün genel hükmü içinde yer alan bir şeyi dışa­rıda tutmak veya sözün tamamının hükmünü kaldırmaktır. Sözün genelinin içinden bir kısmının hükmünü kaldıran istisnaya örnek olarak Yüce Allah buyurur:

De ki: Bana vahyedilen ayetlerde ölü hayvandan ... başka hiçbir hayvanın yenmesinin yasaklandığını görmüyorum.[563] ayeti verilebilir. Sözün tamamının hükmünü kaldırmayı ifade eden istisnaya Örnek olarak da Allah yemin ederim ki, şunu yapacağım; inşallah. Onun hanımı boştur; inşallah. Onun kölesi azat edilmiştir; inşallah. Yüce Allah'ın:   İl

Hani onlar sabah olurken kimse görmeden onun mahsullerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi; İstisna da etmiyorlardı[564] sözü de bu bağlamdadır.

 

S-v-b

 

Aslı bir şeyin daha önce bulunduğu hâle ya da belirlenmiş, amaçlanmış, düşünülmüş hâle dönüşüdür. Düşüncenin başı amelin sonudur, sözünde işaret edi­len hal de budur. İlk hale dönüşüm örneği Falan evine vardı ve nefsime dayandı sözleri gibi. Aynı şekilde, kuyunun ağzı üzerindeki su içme yerine adı verilmiştir. Düşüncede belirlenmiş ve amaçlanmış hâle dönü­şen örnek ise kelimesidir. Bu şekilde adlandırılmasının nedeni dokunun daha önce belirlenmiş hale dönüşüdür. de bunun gibidir. çoğulu ve tır. Yüce Allah'ın Elbiselerini temizle.[565] sözü elbisenin temizlenmesi anlamına gelir. Buradaki kişinin gönlünü temizlemesidir de denmiştir. Şair de bu anlamda der ki:

Beni avfun elbiseleri temiz ve lekesizdir[566] Bu da yüce Allah'ın: Ey Ehli Beyt, şüphesiz Allah sizden pisliği giderip sizi tertemiz yapmak ister[567] ayetinde sözünü ettiği şeyin emredilmesidir. ise, insanı yaptıklarının karşılığı olarak geri dönen şeydir. Bu nedenle ceza da sevabın bizzat kendisi olduğu düşünüldüğünden diye adlandırılır. Nitekim Yüce Allah da cezayı amelin kendisi olarak göstermiştir. Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür[568]. Ayette hayrın karşılığı denmemiştir.

kelimesi hem iyilikte hem de kötülükte kullanılır, fakat çoğunlukla ha­yırda kullanılması yaygınlık kazanmıştır. Yüce Allah'ın: Kendilerini Allah tarafından verilmiş bir ödül olarak altlarından ırmaklar akan cennetlere

koyacağım; Allah 'in katında se­vabın en güzeli vardır[569]; Allah da onlara hem dünya kazancını ve hem de ahiret mükâfatının en güzelini verdi.[570] sözlerinde de bu anlamda kullanılmıştır.

Aynı şekilde kelimesi de De katında bundan daha kötü konumda olanları size bildireyim mi?[571] ayetinde bu anlamdır. Bu kelimesinin kötülükte istiare yoluyla kullanılmasıdır.

Tıpkı müjde kelimesinin istiare yoluyla kullanılması gibi Yüce Allah buyurur: Eğer onlar iman edip Allah'ın yasaklarından şakımalardı, Allah katında elde edecekleri sevap daha hayırlı idi[572] ise, sevilen şey de kullanılır. Yüce Allah buyurur: Allah, onları bu sözlerinden dolayı, altlarından ırmaklar akan ve içle­rinde ebedi olarak kalacakları cennetler ile ödüllendirdi[573].

Bazen sevilmeyen şeyde de kullanıldığı olur: Onlara bir keder üzerine bir kederi ödül olarak verdi[574]. Bu da daha önce geçenler gibi istiare yoluyla kullanılmasıdır. kelimesi, Kur'ân da sadece hoşlanılmayan

şeyler için kullanılmıştır: Kafirler, yaptıklarının cezasını gördüler mi? diye[575]. Yüce Allah'ın:

Hani Kabe'yi insanlar için sevap kazanma yeri ve güven yeri yapmıştık[576] sözüne gelince burada geçen aTui kelimesinin anlamı zamanlar boyunca insanların kendisinden sevap kazandığı yer demektir, dendiği gibi içinde sevap kazanılan yer demektir, diyenler de olmuştur. Eşini kaybeden kişidir. Yüce Allah buyurur: dul ve bakire eşler/kadınlar verir[577].

Peygamber (sav) de Dul olan kadın, kendisinin evliliği konu­sunda karar vermeye daha yetkilidir[578] buyurmuştur.

kelimesi gelen çağrının tekrarlanmasıdır. Ezandaki de bundan alınmıştır, tüy ise, insanın karşılaştığı şeydir. Tekrar edildiğinden bu ismi almıştır. kelimesi dış görünüşte birbirine dönen, birbirine dayanan topluluktur. Yüce Al­lah buyurur: Sonra da ya bölük bölük ya da hep birlikte sa­vaşa çıkınız[579]. Şair de der ki:

Sabahın erken saatlerinde dağınık halde bulunan değerli bir topluluğa sal­dırdılar.[580]

havuzun su biriken kısmıdır. Bu konu daha önce geçmişti.

 

S-v-r

 

Bu fiil, toz, bulut ve benzeri gibi şeylerin yayılması savrulup yükselmesi anlamına gelir.

tozutmayı ve tozu harekete geçirmeyi ifade eder. Yüce Allah buyurur: bulutları yürüten,...[581]. sözü toprağı sürmek işlemek manasını taşır. Yüce Allah'ın Yeryüzünü kazıp altüst etmişler ve onu, ... imar etmişlerdir[582] sözü gibi.

çakılların toz gibi saçılmasına benzetme yoluyla işaret etmektedir.

deyimi, kötülüğü her tarafa saçmak anlamına gelir, deyimi de, kişinin öfkesinin kontrol edilemez şekilde kabardığını anlatır. üzerine atlamayı tanımlar.

kelimesi kendisi ile toprağın sürüldüğü sığır demektir. Bu bir mastarın fail konumunda kullanılması gibidir, kelimelerinin misafir ve tavaf eden yerine kullanılması gibi.

şafağın iyice saçılıp yayılması anlamına gelir. kelimesi ise öldurulenin kanını talep etmektir. Bunun aslı hemzeli olup bu maddeden değildir.

 

S-v-y

 

istikrar ile beraber ikamet etmek, belli bir yere yerleşmektir. iç fiili bunun için kullanılır. Yüce Allah buyurur: Medyen halkı arasında bulunup...[583]; lenenlere yetecek kadar, cehennemde yer yok mudur?[584]; Onların durağı ateştir[585]; O halde içinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapdanndan girin. Kibir-lenenlerin durağı ne kötüdür, denir[586]; O da: Barınağı­nız,... cehennem ateşidir, dedi[587].

deyimi, senin misafirin kimdir? sorusunun kinayeli ifade edilişidir. ise, koyunların barınağı olan ağılları demektir.

Doğruyu Allah daha iyi bilir.

 

KİTÂBU'L-CÎM

 

C-b-b

 

Yüce Allah buyurur: Ve kuyunun dibine atım?[588]. Yani, içinden su çekilmeyen kuyuya attılar. Bu şekilde isimlendi-rilmesinin nedeni ya yani sert bir yerde kazılmış olmasından yada yıkılmış olmasındandır. bir şeyi kökünden kesmektir. Hurma ağacını kökünden kesmek deyimi gibi. Aşı zamanı deyimi ise, kesim zamanı gibidir. hörgücü kesilmiş deve demektir. da böyledir. Bu da ve gibidir ki, eli kesilmiş demektir aynı şekilde deyimi de tenasül organı kökten kesilmiş erkek manasına gelir.

Elbise anlamındaki de bu köktendir. Mızrağın keskin sivri ucunun girdiği yer de buna benzetilerek aynı adı almıştır, develerin sütü üzerinde kabaran köpüktür. deyimi tüm kadınları güzellikte geride bırakan kadın demektir. Bu kesmek anlamına gelen kelimesinin istiare yoluyla kullanılmasıdır. deyimi gibi develeri sulamak için deriden yapılan bir çeşit kaptır ve bu kökten değildir. Bu şekilde adlandırılmasının sebebi ise, kendisinden çıkan bir sesten dolayıdır.

 

C-b-t

 

Yüce Allah buyurur: Bunlar puta ve tağut'a (şeytana) inanırlar[589]. ve kelimeleri kendisinde hayır bulunmayan bir işe yaramaz, rezil, değersiz şey demektir. Denir ki buradaki "ta" harfi "sin" harfinden

edeldır böylece onun bayağılık ve alçaklığının abartılması kast edilmiştir. Şairin şu sözü gibi:

Amr ibnu yerbu' kabilesi mensupları insanlanların en şerlileridir.[590]

Yani insanların en değersizleri onlardır. Allah dışında ibadet edilen her şeye adı verilir. Sihirbazlar ve kahinler de adını alır.

 

C-b-r

 

aslı bir çeşit zor kullanarak bir şeyi düzeltmektir. dendiği de olur. Şairin şu sözü gibi:

İlah dini düzeltmiş o da düzelmiştir.,[591] Bu dilcilerin çoğunun görüşüdür. Bazıları ise şöyle der: sözü İnfial

kalıbından gelmiş bir kelime değildir, bu fiil kalıbında gelmiştir ve onu tekrarlamıştır. Birincisi ile ıslaha başladığına ikincisi ile de bunu tamamladığına dikkat çekmiştir. Bu: Dini düzeltmek istedi ve hemen ona başlayıp düzeltmesini tamamladı, denmesi gibidir. Çünkü kalıbı bazen bir işe başlamayı bazen de onu bitirmeyi ifade etmek için kullanılır. ya çalışma ve aşırı gitme düşünüldüğünden söylenir ya da: zorlanma anlamı düşünülerek söylenir. Şairin şu sözü gibi:

Yemekten sonra çok çalıştı artık o bir kıl gibi incedir.[592] kelimesi bazen salt anlamda düzeltmek için kullanılır. Hz. Ali'nin: Ey her gönlü kırığın gönlünü yapan! Ey her darda kalanın işini kolaylaştıran! sözü gibi. Ekmek için cabiru'bnu habbe/insanın belini doğrultan tanenin oğlu denmesi de bu özelliğindendir. Bazen de salt anlamdaki  /kahr/hakimiyet için kullanılır.

Hz. Peygamberin (sav): Hiçbir cebir yoktur; hiçbir tefviz de yoktur[593] sözü gibi. Hesap/matematikte  düzeltilmek istenen şeyi düzeltmek için eklenen şeydir. Hükümdar da diye isimlendirilmiştir. Şairin şu sözünde görül­düğü gibi:

Sabah yarasın ey cebr.[594]

Hükümdara adının verilmesi, insanları dilediğine zorlamasından ya da onların işlerini düzeltmesinden dolayıdır.

'ın aslı başkasını bir diğerini ıslah etmeye zorlamaktır. Fakat salt anlamda zorlamak için kullanılması da yaygındır. Onun için sözü birini şu işe zor­ladan sözü gibidir. Yüce Allah'ın kullarını kötülüklere/günahlara zorladığını iddia edenler Kelamcıların literatüründe mücbire diye adlandırılmıştır. Mutakaddimin İse onlara ve adını vermiştir.

Bir insan sıfatı olarak, hak etmediği yüksek bir makama sahip olduğunu İddia ederek kendi eksikliğini tamaml amaya/kus urunu kapatmaya çalışan İnsan i-çin kullanılır ve bu kelime ancak zem/yermek maksadıyla kullanılır. Yüce Allah'ın Bunun üzerine bütün inatçı zorbalar hüsrana uğradılar.[595]; Beni zorba ve kötülük düşkünü biri olmaktan uzak tuttu.[596]; Orada zorba bir kavim var.[597] Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini bundan dolayı mühürler[598] sözleri gibi. Yani hakkı kabul ve ona i-man etmeye karşı üstünlük taşıyan.

Başkasını zorla kontrol altına alana da denir, ben onların üstünde bir zorba değilsin,[599] ayeti gibi. kelimesinde kendi akranına zorla üstünlük taslama manası da olduğundan akranından yüksek hurma ve akranından büyük dişi deve deyimleri de kullanılır.

Haberde rivayet edilen: Ateşte kafirin dişi Uhud gibi olur. Derisinin kalınlığı da. Cebbâr'ın arşını ile kırk arşın olur[600] sözüne gelince, İbnu Kuteybe der ki: Bu, Zirâu'ş-Şât adı verilen krala izafe edilen zirâ'/arşındir.[601]

Yüce Allah'ın galip olan otorite sahibi, gerçekten ulu olan Allah'tır.[602] ayeti gibi yerlerde diye nitelendirilmesi ise, deni­yor ki: Bu, sözünün nosyonundan alınmıştır ki. O, nimetlerini insanların her tür derdine deva olmakta/yarasını sarmaktadır. Kimileri ise, insanları zorladı­ğından, yani: Onları dilediğine sürüklediğinden bu adı aldığını söylemişlerdir.[603]

Dilcilerden bazıları bu görüşü, lafız yönünden reddetmişler ve: kalıbından kalıbı yapılamadığından, kelimesi de, fiilinden türetilemez demişlerdir,[604]

Buna şöyle cevap verilmiştir: Bu, hiçbir cebir yoktur; hiçbir tefviz de yoktur sözünde geçen kelimesinden alınmıştır; kelimesinden değil,

Mu'tezile'den bir kesim, bunu mana yönünden inkâr edip: Yüce Allah bundan çok yücedir/münezzehtir demişlerdir. Fakat bunun inkar edilecek bir tarafı yoktur; zira: Yüce Allah, insanları, ilâhî hikmet gereği, kaçınmaları mümkün olmayan bazı şey­lere zorlamıştır. Bu ise, sapkınların ve cahillerin anladığı anlamda değildir. Bu, on­ları hastalık, ölüm ve dirilişe zorlaması gibidir. Onların her birini bir hizmete, ya­pabileceği bir sanata/işe koşturmuştur; ahlak ve amellerden arayabilece­ği/yürüyebileceği bir yola koymuştur. Bu, insanın muhayyerlik içinde işleyen bir zorlanma ile karşılaşması demektir. Bu durumda, insan ya sanatından razı olur ve onu değiştirmek İstemez yada onu sevmez, fakat sevmemesine rağmen onu sineye çeker. Onun için Yüce Allah buyurur ki:

Fakat insanlar bu inanç birliğini yıkarak çeşitli gruplara ayrıldılar. Her grup kendi inanç sistemi ile övündü. [605]Dünya hayatında onların geçimliliklerini biz taksim ettik;[606]. İşte bu ölçü açısından kahir diye adlandırılmıştır. O, ancak hikmetinin kahretmesini ge­rektirdiği kişileri kahreder.

Rivayet edilir ki: Müminlerin emiri şöyle demiştir:

Ey göklerin yoktan yarata­nı; kalpleri fıtratlarına göre kötü ve iyi şeklinde düzenleyeni. İbnu Kuteybe'nİn: Bu   deyiminden alınmıştır; çünkü: O, kalpleri, fıtratlarına göre bilgilendirerek düzenlemiştir[607], sözü ise, kelimenin daha önce geçen anlamının kapsamına girmesine dayanmaktadır.

ise, fiilinin kalıbıdır. halini düzelteceğime söz verdim demektir. büyüklüğünden yarası şartlamayacak olan bela

demektir. Kemiğin kaynaması sözcüğünden, kırık yere sarılan çaput anlamına ge­len kelimesi türetilmiştir.

da kırığın üzerine sarılan çubuktur; çoğulu ise, şeklindedir. Eldeki şişme de, şeklen kırığın sarılmış haline benzediğinden adını almıştır. ise, diyetin düşen kısmına denir.

 

C-b-1

 

sözcüğü, dağ demektir, çoğulu, ve şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Yeryüzünü bir beşik; Dağlan da onun için birer direk kılmadık mı?[608]; Dağları yerleştirmiştir[609]: Yine Allah gökten dağlar gibi dolu yüklü bulutlar indiriyor[610]; Dağlarda beyaz, kırınızı, koyu siyah değişik renklerde yollar, patikalar açtık[611]; Sana dağlara ilişkin soru sorarlar. De ki; Rabb-'im onları ufalayıp havada savurur[612]; Dağ­ları maharetle oyup alımlı köşkler yapıyorsunuz?[613]. Anlamları esas almarak İstiare yoluyla kullanılmış ve bu açıdan birtakım türetmelere gidilmiştir. deyimi, dağın sebatı/sarsılmazhk manası ölçü almarak, falan adam dağ gibidir; sarsılmaz, denir.

deyimi, kişinin özel doğasına, değiştirilmek istense de değiştiri­lemeyecek olan yapısına işarettir, deyimi de, seıt yapılı/kalın gövdeli kişi demektir, sözü ise, güzel yapılmış elbise anlamına gelir.

Büyüklük anlamı düşünülerek de büyük topluluğa denmiştir. Yüce Allah buyurur: And olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştır,[614] yani: Bir cemaat. Büyüklükte dağa benzetilerek böyle denmiştir. şeklinde de musakkal olarak okunmuştur.[615]

Et-Tevvezî[616] der ki: ve [olabilir]. Başkası ise, kelimesi nin çoğuludur. Yüce Allah: demiştir Sizi ve sizden

Önceki kuşakları yaratan Allah'tan korkunuz.[617] sözü de bu anlamdadır. Yani: Üzerine kuruldukları halleri ve yürümeleri için bağlandıkları yollan üzerine ya­ratılmışlardır ki, buna De ki: Herkes kendi kişiliği ve inancı uya­rınca hareket eder,[618] ayetinde işaret edilmiştir. sertlikte dağ gibi oldu demektir.

 

C -b-n

 

Yüce Allah buyurur: İkisi de Allah'a teslim olup o-nu, yüz üstü yere yatırınca (37/SaffatlO3). iki şakak, alnın İki yanıdır. baş edilebilecek dayanılması gereken yerde kalbin zayıflık göstermesidir.

[Sözgelimi]: korkak adam, korkak kadın.

Onu korkak buldum; korkak olduğuna karar verdim demektir, ir: Yenen şeydir. Süt, peynir oldu anlamına gelir.

C -b-h

 

sözcüğü alın yani, başın secde ederken yere gelen kısmıdır.

Yüce Allah buyurur: Onlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanır[619]. Aslan diye adlandırılan yıldıza da, alın gibi ol­duğu düşünüldüğünden  adı  verilmiştir.  İnsanların  ileri  gelenlere de denmektedir. Bununla adlandırılmaları, vucûh/yüzlcr diye adlandırılmaları gibidir.

Peygamberden (sav) rivayet edilir ki, o şöyle buyurmuştur: Cebhede sadaka yoktur,[620] yani: Atlarda zekat yoktur.

 

C-b-y

 

suyu havuzda topladım denir. Suyu toplayan havuza, adı verilir ki, çoğulu şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Havuz gibi geniş çanaklar...[621]. İstiare yoluyla denir ki: Ha­racı topladım demektir.

Yüce Allah'ın: Onları katımdan bir nzık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, kutlu bir yere yerleştirmedik mi?[622] sözü de bu anlamdadır.

ise, seçme yoluyla toplamaktır. Yüce Allah: Rabbi, onu seçti.[623] buyurmuştur. Yüce Allah'ın: Sen onlara bir ayet sunmadığın zaman, onu seçseydin ya, derler.[624] sözünde ise, onların: Toplasaydın ya diye eğlendikleri ve böylece tariz yoluyla: Sen bu ayetleri uyduruyorsun; Allah 'tan gelmiyorlar dedikleri anlatılmaktadır.

kavramı, Allah'ın kulu seçmesi: Kulun herhangi bir gayreti olmadan Allah'ın ona pek çok nimetin kapısını açan bir ilâhî feyz vermesi yoluyla kendine tahsis etmesidir. Bu, peygamberler ile sıddîkler ve şehit­lerden onlara yakın derecedeki bazı kişiler için söz konusudur.

Yüce Allah'ın  buyurduğu  gibi: Tıpkı  rüyanda gördüğün gibi Rabbin seni peygamber olarak seçecek[625]

Fakat Rabbi Onu seçti ve salih İnsanlardan yaptı[626]; Bunlardan bazılarının babalarını, soylarından gelenleri ve kardeşlerini de seçip doğru yola ilet­tik[627]; Fakat bir süre sonra Rabb'i, onu seçti,   tövbesini kabul ederek kendisini doğru yola  iletti[628]; Allah, dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir[629].

Bu da Yüce Allah'ın: Biz onları Ahiret yurdunu düşünen, gönülden bağlı kullar yaptık.[630] sözü gibidir.

 

C-s-s

 

Fiili, şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Kötü sözün durumu da, yerden koparıl­mış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer[631] yani: Cüsseleri sökül­dü. kendisiyle söküm yapılan alettir. Bir şeyin cüssesi, onun ortada olan şah­sıdır. yerin tepe gibi yüksek olan kısmıdır, piştikten sonra da cüssesi olduğu gibi kalan üzüm tanesidir, ise, bir bitkidir.

 

C-s-m

 

Oldukları yerde yığılıp kalıverdiler.[632] İkamet edenler/oturanlar için kullanılan bir istiaredir. Nitekim, çömelip yere yapıştığında kuş için deyimi kullanılır; ise, oturan insanın bedenidir.

ifadesi ise, kinaye yoluyla, çokça uyuyan ve tembel olan kişiyi anlatır.

 

C-s-v

 

[Diz çökmek/dizlerinin üzerine oturmak anlamına gelen] fiili, kalıp olarak ve fiili gibidir ve çoğulu, fiili gibi, şeklindedir. Yüce Allah buyurur: \/e zalimleri, dizli gibi, şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Ve zalimleri, diz çökmüş durumda orada bırakırız.[633] ayette geçen kelimesinin gibi çoğul olması da, vasıf olarak kullanılan bir mastar olması da doğru sayılır. Yüce Allah'ın: Her ümmeti diz çökmüş olarak görürsün.[634] sözündeki ise, çoğul yerinde kullanılmıştır. Tıpkı, sisli ayakta olan ve oturan bir topluluk sözünde olduğu gibi.

 

C-h-d

 

kelimesi, kalpte ispatı yerleşmiş olan şeye karşı tavır almak; kalpte o-lumsuz tutum sergilenen şeye karşı ise, olumlu yaklaşmaktır. Fiil, ve şeklindedir. Yüce Allah buyurur:

Vicdanların kesinlikle doğru kabul ettiği bu mucizeleri gerçeği çiğneyerek ve küstahça burun kıvırarak inkâr ettiler[635]; Onlar, ayetlerimizi ısrarla inkar ettikleri gibi...[636]. kalıbı ise, bu işte uzmanlaşmak demektir.

Cİmrİ, kimseye hayır olmayan, kendini fakir gösteren kişi demek­tir, Bitkisi az olan yerdir. ve deyimi ona ve ona engel olsun diye manasına gelir. Bir felakete uğramak/inkar sahibi olmak demektir.

 

C-h-m

 

Çok kızışmış ateş demektir. şiddetli kızışan ateş, aşırı sıcak yer de bundandır.[637] Öfkenin şiddetinden yüzü kızardı deyimi, ateşin kızışmış halinden alınmış bir kinayedir. Bu da, kalbin sıcaklığının kaynamasından meydana gelir. : Aslanın parlayan keskin gözleri demektir.

 

C-d-d

 

Düz arazi parçalandır, yürüyüşündeki ciddiyet ve hızlılığı anlatır. de işinde ciddiyet sahibi olmak demektir.

araziyi parçalara ayırdım deyiminden kalkılarak mutlak anlamda kesmek için de kullanılır. Bu anlamda, denir ki, giysiyi düzeltmek için kesmek demek­tir. de; asıl itibariyle yeni kesilmiş giysi demektir. Bu mana, yeni inşa edilen her şey için kullanılır; Yüce Allah buyurur: Doğrusu onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler. [638]ikinci dirilişe işa­rettir.

İşaret edilen de: öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı dirileceğiz? Bu uzak bir dönüştür.[639] ayetidir, karşısına konmuştur; zira ile, henüz yeni kesilmiş giysi manası kastedilmiştir. Onun için gece ve gündüze ve denmiştir.

Yüce Allah buyurur: Dağlarda da beyaz.... yollar yarattık.[640] ayette geçen 'nin çoğulu olup apaçık/güzel yol demektir; çokça gidilip gelinen, kullanılan yol demek olan deyiminden alınmıştır.

ortası deyimi de bundandır. Koyunun  ve ise, sütü kesilmiş olanıdır. annesinin memesi kurusun deyimi, yerme amaçlı kul­lanılır. İlâhî feyz de diye adlandırılır; Yüce Allah buyurur:

Rabbimizin şanı yücedir.[641] yani: O'nun feyzi. Kimisi ise, azameti der. Bu da birincisine döner/dayanır. Bu kelimenin Allah adına dayandırılması, O'nun mülküne tahsis edilmesi maksadına yöneliktir. Öte yandan Yüce Allah'ın insana verdiği dünyalık kısmetler de adını alır ki, bu da baht/talihtir.

denmesi bundandır.

Peygamberin (sav): /Senin katında (dünyalık) şerefli olanın şerefi fayda etmez[642] sözü ise, ahrette Yüce Allah'ın sevabına/ mükafatına dünyalıklar­la ulaşılamaz; sadece, bu ancak O'nun emrine bağlılıkla elde edilebilir, demek-tir  Yüce Allah'ın: Kim geçici dünyanın mutluluğunu isterse dilediğimiz kimselere orada dilediğimiz kadar geçici nimet[643]; Kim ahiret mutluluğunu ister de mü'min olmak şartı ile o uğurda gerekli çabayı harcarsa, böylelerinin çabaları takdir edilir, emeklerinin karşılığını alırlar[644] ayetlerinde haber verdiği de budur. o gün, insana ne malı ve ne de evlatları yarar sağlayabilir[645] ayetinde işaret edilen bundan başkası değildir.

Babanın babası, annenin babasıdır. cümlesinin anlamı, kimseye soyu ve babalığı fayda veremez. Nasıl ki, o gün,

insana ne malı ve ne de çocukları yarar sağlar[646] ayetinde kimseye çocuklarının fayda veremeyeceği haber verildiği gibi, bu hadîste de babalığın fayda vermeyeceği ifade edilmiştir.

 

C-d-s

 

Yüce Allah buyurur: O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar.[647] ayetinde geçen kelimesi çoğuludur; kabir de kabir de denir. Yâsîn sûresinde ise: Kabirlerinden Rabb'lerine koşarak çıkarlar[648] denmiştir.

 

C-d-r

 

kelimesi, yani duvar demektir. Şu kadar var ki, derken yerin etrafını çeviren özelliği öne çıkarılmış, derken ise, belirginliği ve yüksekliği vurgulanmış olmaktadır. Çoğulu, şeklindedir. Yüce Allah buyurur: O duvara gelince, o şehirde yaşayan iki yetim çocuğundu[649]; Orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Onu düzeltti [650]duvarların ardından...[651] Bu bağlamda hadîste: su, duvara yetişene kadar denmiştir.[652]

Duvarı yükselttim deyiminde ortaya çıkma manası esas alın­mıştır. Ağacın nohut gibi yapraklan tomurcuklandığı ndı söylenir. Yer­den yeni çıkmaya başlayan bitkiye adı verilir. Tekili, Bu şekildeki bitki ile yeşeren yer demektir, Ağacın yaprakları çıkması haline benzetilerek, çocuğun vücudunda su ve iltihap toplayan şişik yara­ların çıkmasıdır.

kelimeleri ise, deniyor ki: İnsan vücudunda çıkan bir şişliktir. Çoğulu cilt hastalığına yakalanan koyun ve kısa demektir ve cidar kelimesinden türetilmiştir. Bir harfin ilave edilmesi, Usâlu'l-İştikâk'tc a-çıkladığımız gibi, anlamını daha da güçlendirmek içindir. ise, sondur. Bir şe­yin gelip duvara dayanması gibi, işin sonunu gösterdiğinden bu adı almıştır. şu güzel oldu ve o güzeldir deyimleri gibi, de denir ki, ne güzel oldu demektir.

 

C-d-l

 

Sürtüşme ve üstün gelme bağlamında çaba sarf etmektir. Aslı, deyiminden alınmıştır ki, ipin ilmeklerini sağlam atmak demektir. deri veya kıldan yapılmış yular da bu köktendir. Binayı sağlamlaştırmak anlamına gelir Sağlamlaştırılmış zırh demektir. ise, bünyesi sağlam olan şahin için kullanılır. ise, sağlam yapılı saray demektir.

de bu köktendir; sanki, tartışanların her biri, diğerinin görüşünü ilmek ilmek çözmek istemektedir. aslı, boğuşmak ve kişinin rakibini sert yer demek olan cedâleye düşürmesidir, de denmiştir.

Yüce Allah buyurur: Onlarla üslupların en güzeli ile tartış[653]; Onlar, Allah'ın âyetleri hakkında tartı-

şırlar[654]; Eğer onlar seninle tartışırlarsa, de ki: Allah, yaptıklarınızı çok iyi bilir[655]; Bizimle tartıştın, üstelik bu tartışmayı çok uzattın[656] ayetteki cidâlenâ kelimesi cedelenâ şeklinde de okunmuştur.

Bunu sana ancak tartışmak için söylediler[657];

Nevar ki, insan, tartışmaya son derece düşkün bir varlıktır[658]; hakkında tartışıyorlar[659]; Lüt kavmi hakkında tartışmaya girişti[660]; Haksız olarak mücadeleye girmişlerdi[661]; İnsanlardan bazıları Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır.[662] Haccda tartışma yoktur.[663] Ey Nuh! Bizimle tartıştın[664].

 

C-z-z

 

Bir şeyi kırmak ve un ufak etmektir. Altının kırık taşma ve küçük altın parçacıklarına cuzâz adı verilir. Yüce Allah'ın: putları kırıp parça parça etti.[665] kesintisiz bir bağış olarak ..[666]. sözü de bu anlamdadır; yani: Onların üzerinden kesilmeyen ve onların mahrum e-dilmediği bağış. Ayrıca, üzerinde bir ö-ii yok demek kendini örtecek bir parça bez, yok anlamına gelir.

 

C-z-a

 

kelimesinin çoğulu dur. Yüce Allah: Sızı /mrma dallarına asacağım[667] buyurmuştur.

Odun parçaları gibi parçaladım demektir. Devenin beş yaşına gelenidir; koyunun ise, bir yaşı tamam olanıdır.

Hayvanın henüz yeni yetişenine benzetilerek, geçici karanlığa/kamerî ayın son üç gecesine, adı verilmiştir.

 

C-z-v

 

Alevli yunmadan sonra kalan korlaşmış odundur; çoğulu, 'dİr. Yüce Allah buyurur: Belki oradan size bir haber yada bir ateş koru getiririm[668]. El-Halîl der ki: gibidir. Ancak ceza fiili bağlılığı daha açık biçimde anlatır. ilgili üir denir ki, devenin yanlarına sımsıkı yapışan keneleri/haşereleri anlatır. ise, ağaç, kor oldu demektir.

Hadiste: Sabitleşmiş/kurumuş pirinç gibidir[669] denmektedir. Tüm takdirlîk vasıfların kendisinde toplandığı adam demektir ki, onun elleri adeta kor gibidir. de bunun gibidir.

 

C-r-h

 

 kelimesi [kesici veya zedeleyici bir vuruş veya kesme sonucu] deride meydana gelmiş kanayan yank/zedeİenmedir. Bu anlamda denmektedir. Yaralı kişiye de ve denir. Yüce Allah buyurur:

yaralamalarda da karşılıklılık (kısas) ilkesi geçerlidir[670]. Şahidin şahitliğini zedelemeye de bu açıdan benzerliğinden dolayı adı verilmiştir.

Avlanmada kullanılan köpek, pars ve kuşlara da câriha adı verilir; çoğulu, tir.

Bu adlandırma, ya onların yaralamalarından yada kazanmalarından kaynakla­nır. Yüce Allah buyurur: Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarından yiyin[671]. Organizmanın çalışarak kazanç elde eden organları da bu iki anlamdan biri kastedilerek diye İsimlendirilmiştir, günah kazanmadır; aslı dır; nasıl ki, deyiminden alınmış olup yaranın iyileşmesi üzerine kabuğunun kalkması anlamına gelmektedir. Yüce Allah buyurur: Yoksa kötülükleri işleyenler kendilerini inanıp iyi ameller işleyenlerle bir tutacağımızı mı sandılar?[672].

 

C-r-d

 

çekirge, bildiğimiz canlıdır. Yüce Allah buyurur onlara, ayrı ayrı birer mucize olarak su baskını, çekirge, böcek, gönderdik[673]; On/ar yayılmış Çekirge gibidirler[674].

Bu,  bir kök  kabul edilip,  fiilinden deyimi  ondan  türetilmiş sayılabilir. Öte yandan, onun yeri bitkilerden soyutladığından bu ismi almıştır da denebilir. Çıplak kalana kadar üzerindeki bütün şeyler yenen arazi.

Derisi dökülmüş at. Eskimiş/yırtık giysi. Bu da yününün ve gücünün kaybolmasındandır. Fakir ama güzel kadın. Rivayet edilir ki: Kur'ân'ı, soyutlaymız;[675] yani: Ona aykırı olan şeylerle karış­tırmayınız.

Yürüyüş bizde hal bırakmadı anlamına gelir. Çekirge yemesinden derisinde uyuzluk oluştu demektir.

 

C-z-r

 

Yüce Allah buyurur: Yeryüzünün üstündekileri kesinlikle kupkuru bir toprak düzlüğüne çevireceğiz.[676] yani: Bitkiyi kökünden kopa­ran. Üzerindeki şeyler yenmiş olan toprak. sofra üzerinde ne varsa yiyen kişidir. Hiçbir şâme/kindar kadın, cerzdyıkıma uğratma, kökünü kazımadan başkasına razı olmaz. Avazı çıktığı kadar bağırmaktır. Bunda cerzin manası düşünülmüştür. ise, kılıcın kestiğidir. da çok keskin kılıçtır.

 

C-r-a

 

Fiil, şeklindedir, kalıbında olduğu da söylenmiştir.

Zorla yudumlamak anlamına gelir. Yüce Allah buyurur: Bunu yutkunarak içer, normal biçimde içemez.[677] ise, yudumlanabi­lecek kadar olan demektir Ölümden dönmek anlamına gelir ki, ona bir nefes kadar yakın hale gelmektir.

Memesinde birkaç yudumdan başka süt kalmamış dişi devedir. ise, bitki bitirmeyen kumluk yerdir ki, o, sanki ekilen tohumu yutmaktadır.

 

C-r-f

 

Yüce Allah buyurur: Yıkılmak üzere olan bir yarın üzerinde[678]. Selin yiyerek yıktığı -alıp götürdüğü- yere curf denir. Zaman adamın malını sel gibi alıp götürdü. ise, cinselliğe çok abanan; adeta bu işe kapılıp giden adam demektir.

 

C-r-m

 

fiilinin aslı, ağaçtan meyveyi koparmak/toplamaktır hep aynı anlama dayanır. ise, kalıbında getirilmiş şekli olup, toplanmış hurmanın çürük olanı demektir. de, ve kalıbındaki fiilleri gibi, sahibi olmak demektir. Bu, istiare yoluyla, her tür istenmeyen şey için kullanjüiâiİ! ve övülen kişiler için bu hemen hiç kullanılmaz; mastarı ise, dir. Şair, bir ukâb/şahin betimlemesinde der ki:

Kıpırdayan her şeyi kapan, bir dağın tepesindeki.[679]

Burada şair, yırtıcı kuşun, kendi yavrulan için avlanmasını diye adlandırmış­tır; çünkü: Kendisi, kuşları öldürmektedir; yada kendisi, onu yavrulan için büyük günah­lar işleyen bir varlık olarak düşünmektedir. Nitekim, bazıları der ki: Hiçbir yavru sahibi yoktur ki -isterse bu bir hayvan olsun- yavruları için günah işlemesin.

bazı örnekleri. Yüce Allah buyurur:

Günahkarlar, şüphesiz inanmış olanlara gülerlerdi[680]; Günahı bana aittir[681]; Şimdi yiyiniz, azıcık safa sürünüz, sizler günahkarlarsınız[682];

Günahkarlar şaşkınlık ve ateş içindedirler[683];

Günahkarlar cehennem azbında kalıcıdırlar[684].

nin örneği. Yüce Allah buyurur: gelişiniz başınıza bir bela gelmesine yol açmasın[685]. Kelimeyi fetha/üstün ile okuyanlar, onu şeklinde düşünmüşler; zamme/ötre ile oku­yanlar ise, yardım ettim gibi değerlendirmişlerdir.

Yüce Allah'ın: Safem herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin[686];

Günahı bana aittir.[687] sözlerine gelince, esre ile okuyan onu mastar, üs­tün   ile   okuyan   ise,   f^'in   çoğulunu düşünmüştür. den yani: kesmek/koparmaktan-istİare yoluyla, koyunun yününü kestim/kırptım ve gece bitti/gitti deyimleri türetilmiştir.

Aslında dur. Nasıl ki, ve kelimeleri ve İçin kullanılabilmektedir. Bu, bedeni için isim yapılmıştır, deyimi de, falanın rengi güzeldir manasını taşır. Bunun gerçeği ise, cömertliği iyidir deyimi gibidir.

sözü ise, sesin güzelliğini dile getirir ama aslında cerm sesin yerine işaret etmektedir, sesin bizzat kendine değil; ama güzellikle tanımlanmasından maksat ses olunca, ses diye açıklanmıştır; falanın boğazı temizdir denmesi gibi; burada ise, bizzat boğaza değil, sesin güzelliğine işaret edilmek is­tenmiştir.

Yüce Allah'ın: Hiç kuşku yok ki, yerleri cehennemdir.[688] sözüne gelince, deniyor ki: Buradaki bir mahzûfa dayanmaktadır.

[689] sözü gibidir. Şairin sözünde şöyle yer alır:

Hayır, babanın adına yemin olsun ki, ey el-Amirî'nin kızı

[Kimse benim savaştan kaçtığımı İddia edemez].[690] nin anlamı, kazandı veya topladı şeklindedir. Şüphe yok ki,

yerleri cehennemdir[691] mefûl konumundadır. Sanki şöyle denmiştir: Kendisi için ateşi kazanmıştır.

Deniyor   ki: ve anlam olarak  birdir; sadece bu yerde kullanılmaya tahsis edilmiştir. ve kelimeleri bir anlama gelse de sözcüğünün yemine tahsis edilmesi gibi. Anlamı ise, onlar için ateşin hazırlanmış olması, bir cürüm değildir; böylece, onların yaptıklarıyla onu kazandıklarına  dikkat çekilmiş  olmaktadır;  bu  da: Ve kim kötülük yaparsa zararı kendisinedir.[692] ayetinde ifade edilene işarettir. Bu konuda çok görüş İleri sürülmüştür ama İncelendiklerinde çoğunun kabul edilecek nitelikte olmadığı görülmektedir.[693]

Yüce Allah'ın Ahirete inanmayanların kalpleri inkarcıdır, ve onlar kendini beğenmişlerdir[694]. Hiç kuşkusuz Allah, onların gizli tuttuklarını da, açığa, vurduklarını da bilir[695]; Hiç kuşkusuz, onlar, ahirette hüsrana uğrayanlar olacak­lardır[696] sözleri de bu anlamdadır:

 

C-r-y

 

Hızlı geçiştir. Aslı, suyun geçişi veya kendi akışıyla akıp giden şey gibidir, fiili, ve şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Ve şu altımdan akıp giden ırmaklar...[697]; Altlarından çeşitli ırmaklar akan Adn cennetler ...[698] Onun emri ile gemileri yürüsün diye ...[699]

Orada, akan bir kaynak vardır.[700] Sular basınca biz sizi akıp giden de taşıdık ...[701] yani: denizde yürüyüp gi­den gemi; çoğulu dir. Yüce Allah buyurur: yürüyen, dağlar gibi kocaman gemileri vardır.[702] Denizde dağlar gibi yürüyen gemiler de O'nun ayetlerîndendir[703].

Kursak için de adı verilir ki, bu, ya yemeğin akarken en sonunda orada durmasından yada yemeğin geçtiği yer olmasındandır. İnsanın üzerinde yürüdüğü adet/gelenektir. ise, işte vekil ve yetkili kılınan elçidir; mana olarak, elçi ve vekil sözcüklerinden daha özeldir. yürüttüm deyimi de bundandır.

Peygamberin (sav): Şeytan sizi harekete geçirme­sin/yürütmesin.[704] Burada kelimenin asıl manası ileri sürülüp; yani: Şeytan sizi yüreklendirip kendisine bağlamasın ve itaat ettirmesin denebildiği gibi, yani: elçi ve vekil kökünden kabul edip şeytanın vekaletini ve elçiliğini kabul etmeyin demek istemiştir de denebilir. Bu da Yüce Allah'ın O halde şeytanın dostlarıyla savaşınız[705]; O şeytan sadece dostlarını korkutur[706] gibi sözlerine işarettir.

 

C-z-a

 

Yüce Allah buyurur: Sızlansak da, sabretsek de farketmez[707]. hüzünden daha etkilidir; çünkü: Hüzün geneldir; ceza' ise, kişi işinden gücünden alıkoyan ve onlardan koparan hüzündür, aslı ise, ipi ortasından kesmektir. Bu bağlamda: denmektedir.

Kopma manası taşıdığından, vadinin kesildiği yere, denmektedir.

Değişmesiyle renginin kopmasından renkli boncuklara da cez' denir. de­yimi istiare yoluyla iki renkli et için kullanılmaktadır.

ise yeni yetişen meyvenin olgunluğun ortasına geldiği zaman aldığı addır.

de evin ortasına konup her iki taraftan ağaç uçlarının üzerine kon­duğu kalın ve büyük ağaçtır, bu tüm ağırlığı taşımasından deve gibi düşünülüp bu ismi almasından yada uzunluğuyla evi boydan boya ortadan böldüğünden bu adı almıştır.

 

C-z-e

 

Bir şeyin bütününü tamamlayan parçalardan her biridir. Geminin parçalan, evin bölümleri, hesapta toplamın bölümleri gibi. Yüce Allah bu­yurur: Sonra her dağın başına onlardan bir parça koy[708]; Her kapı için onlardan belirlenmiş bir kısım vardır[709] yani bir pay bu da bir şeyin bir parçasıdır. Yüce Allah buyurur: Ona Allah'ın kulla­rından bir parça tahsis ettiler[710].

Bunun kadınlar anlamına geldiği de söylenmiştir. Deyimi kadın bir kız. çocuk doğurdu anlamına geldiğinden burada delil olarak kul­lanılmıştır. ifadesi devenin su yerine yeşilliği yemekle yetinmesidir. Buradan semiz et zayıf etten daha iyidir denmiştir, ise, bıçağın kabzasında kalan demir kısmıdır. Burasının da onun bir parça­sı olduğu düşünüldüğünden böyle denmiştir.

 

C-z-y

 

yetinmek ve yeterli olan demektir. Yüce Allah buyurur:  

Bir babanın, çocuğunun yerine ceza görmeyeceği, bir çocuğun da babasının yerine ceza görmeyeceği ...[711] yine ceza içinde karşılık olarak yeterli gelen şeyi taşıyan nesnedir. Eğer yapılan iyilikse karşılığı da iyilik olur kötülük ise karşılığı kötülük olur. Onu şöyle cezalandırdım, şu ile cezalandırdım denir. Yüce    Allah    buyurur: günahlardan arımısların ödülü budur[712]; Onun için, lerin en güzeli vardır.[713] Kötülüğün msı, yine onun gibi bir kötülüktür.[714] Sabretmelerinin karşılığında kendilerini cennetle ve ipekli I elerle ödüllendirir.[715] Sizin ve yeterli cezanız şüphesiz cehennemdir.[716]

Sabretmiş olmalarının karşılığı olarak özel cennet odaları ödüllendirilirler.[717] Sadece yaptığımz işlerle cezalandırılıyorsunuz[718].

ise, zimmet ehlinden alınan vergidir. Bu şekilde adlandırılmasının canlarının ve mallarının korunması karşılığında alınan vergi olmasın-aoiır. Yüce Allah buyurur: Size boyun eğip, kendi iri ile cizye verinceye kadar [719]deyimi de falan sana yeter demektir.

Ona sununla karşılık verdim ve onu ödüllendirdim denir. iran da sadece ceza fiili kullanılmıştır;  câzâ ise, kullanılmamıştır; çünkü: mükafat demektir. Bu da her iki tarafın birbirine karşılıklı olarak bir şeyler îmeleridir. Mükafat, bir nimeti onun dengi olan bir nimetle karşılamaktır. Allahın nimetleri ise, bu şekilde karşılanabilecek türden şeyler değildir. Onun için Safat kelimesi, Yüce Allah için kullanılmaz (kimse Allah'a mükafat veremez).

nedeni bu açıdan açıkça anlaşılabilir.

 

C-s-s

 

Yüce   Allah   buyurur: Birbirinizin  gizli  şeylerini  araştırmayın[720] aslı damara dokunup kişinin nabzını tutmak böylece onun sağlıklı mı hasta mı olduğuna karar vermeye çalışmaktır. Bu tan daha özeldir. Çünkü duyu organları ile algılana bilen şeyler aracılığıyla tanımaktır, ise, bu türden herhangi bir hali tanımaktır.  kelimesinden kelimesi türetilmiştir.

 

C-s-d

 

Cesed, sözcüğü kelimesi gibidir. Fakat ondan daha özeldir. Halil (ra) der ki: Yer yüzünde bulunan yaratıkların içinde sadece insan için ali kelimesi kullanılır. Ayrıca rengi olan şeydir. ise, herhangi bir rengi olmayan su, hava gibi renksiz şeylerdir.

Yüce Allah'ın: onları yemek yemez cansız bedenler olarak yaratmadık.[721] el-Halil'in bu söylediğine tanıklık et­mektedir, Böğüren cansız beden olan bîr buzağı yaptı[722]; Tahtının üstüne cansız bir beden gibi bı­raktık, sonra bize yöneldi[723].

Renk ölçü alınarak zaferan için de adı verilmiştir. böyle cisad ile boyanmış elbise demektir. Ayrıca insanın bedenine dokunan giysidir. kelimeleri kanın kurumuş olan haline denir.

 

C-s-m

 

uzunluk, genişlik ve derinliği olan şeydir. Cismin parçaları ne kadar kesilirse kesilsin ne kadar parçalara ayrılırsa ayrılsın cisim olmaktan çıkamaz. Yü­ce Allah buyurur: Ona bilgi ve vücud gücü bakımından üstünlük bağışladı. (2/Bakara 247); Onları gördüğün zaman kalıplan hoşuna gider (63/Münâfikûn 4). Böylece eşbâhm ötesinde ölçü alınabilecek bir mana olmayacağını dikkat çekmiştir. ûCli- ise, şahıs demektir

denmiştir. Şahıs parçalara bölünmek kesilmek suretiyle şahıs olmaktan çıkarılabilir. Fakat cisim böyle değildir.

 

C-a-l

 

Tüm fiiller için kullanılan bir kelimedir. Bu ve ile benzer kardeşlerinden daha geneldir ve beş şekilde kullanılır.

Birincisi: ve fiilleri gibi anlamlarda kullanılır. Böylece fiil ikinci bir varlığı etkilemeden kullanılmıştır. Zeyd şöyle demeye başladı gibi. Şair der ki:

Ben-i süheylin uzun boylu develeri büyük sürüler oluşturdular. Meraları da yakın.[724]

İkincisi: evcede var etti fiili gibi bir anlamda kullanılır. Bu durumda bir meful alır. Yüce Allah buyurur: Karanlıkları ve aydınlığı yaratan ...[725]; Size işitme duyusu, gözler ve kalpler verdi[726].

Üçüncüsü: Bir şeyi yaratmak ve onu herhangi bir şeyden oluşturmak anla­mında kullanılır. Yüce Allah buyurur: Allah size kendi türünüzden eşler var etti[727]; Dağlarda sığınacağınız mağaralar var etti[728]; O, size orada yollar yaratandır[729].

Dördüncüsü: bir şeyi uygun hale getirip uygun olmayan halini bertaraf et­mek anlamında kullanılır. Yüce Allah buyurur: O ki, size yeri döşek yaptı[730]; Allah, yarattıklarından size gölgeler sağladı[731]; Aralarında Ay'ı aydınlık yapmıştır[732]; Onu Arapça bir Kur'ânyaptık[733].

Beşincisi: Bir şey hakkında bir şey ile karar vermek; bu karar hak da olabilir batıl da, doğru da olabilir yanlış da. Gerçek karar için Yüce Allah'ın biz onu tekrar sana döndüreceğiz ve onu peygamber yapacağız[734] sözü örnek gösterilebilir.

[735]; Onlar kızları da Allah'a yakıştırıyorlar[736]; Onlar, Kur'ân'ı Parça parça ettiler[737].

ise kazanı indirmek için kullanılan bez parçasıdır. ve bir insana yaptığı iş karşılığında verilen şeydir. Bu ücret ve sevap kelimelerinden daha geneldi. demek kinaye yoluyla birleşme talep etmek ti ise, bir kurtçuktur.

 

C-f-n

 

kelimesi, yemek kaplarına mahsus bir isimlendirmedir, çoğulu Yüce Allah buyurur: Havuz gibi leğenler ...[738].

Bir hadis de ben tertemiz yemek kabısın denmiştir.[739] Yani: Çok yediren. Küçük kuyu için alii adı teşbih yoluyla verilmektedir. ise, kılıç ve göz için kullanılan kaplara tahsis edilmiştir. Çoğulu dır. Üzüm asması da üzümün kabı gibi düşünüldüğünden diye adlandırılmıştır.

 

C-f-e

 

Yüce Allah buyurur: Köpük ise,  havaya uçup gider[740]. Bu vadi veya kazanın etrafına bıraktığı çerçöp ve köpük demektir, kazanın köpüğünü dışarı atması demektir. Arazinin tüm verimini kaybetmesi ve köpük gibi olması manasına işaret eder. Deniyor ki: Bunun aslı vâvlıdır hemzeli değil. fiili de bu anlamdadır. Da fiilinden alınmış olup eziyet etmek demektir. Hayvanın üzerindeki eğeri kaldırmak anlamına gelen deyimi de bu kökten alınmıştır.

 

C-I-I

 

kadri yüksek olmak demektir. ise, bu konuda en yüksek noktaya ulaşmayı ifade eder. Bu özellikle yüce Allah'ın bir sıfatı olarak kullanılır. Ayette: Sadece kerem sahibi, yüce Rabbinin varlığı süreklidir.[741] denmiştir. Bu sıfat başkası için kullanılmaz.

değeri büyük olan demektir. Bunun Allah için bir sıfat olarak kulla­nılması ya kendisini gösteren büyük varlıkları yaratmasından yada kuşatılabilir olmaktan çok yüce olmasından yahut da duyu organları ile algılanabilir olmaktan yüce olmasındandır. Kelime büyük ve katı cisimler için kullanılır. Kelimenin bu katılık anlamı gözetilerek dakik/ince kelimesiyle karşılanmıştır.

Öte yandan büyük de küçük ile karşılanmıştır. Bu açıdan ve ve kelimeleri zıt anlamlı olarak kullanılır. Bu açıdan deveye koyuna dakik denir ki biri diğerinin karşısına konulmuş olur.ne ne de var deyimi buradan türetilmiştir. Aynı şekilde, yani bana ne bir deve ne bir koyun verdi. Sonra bu her büyük ve küçük için bir misal haline gelmiştir.

ise özellikle iri yarı dişi deve için kullanılır. İse, onun yaşlısına denir. her büyük şeydir. demek şunu aldım demektir. sığırın büyüklerini aldım anlamına gelir.

ise, tutulan sığır demektir. Bununla değersiz şeyler de ifade edilmiştir. O olduktan sonra, tüm belalar önemsizdir deyimi de bundan alınmıştır.

ise, bir şeyin çoğudur, gibi. ise sayfaların kendisiyle örtüldüğü kapaktır. Ayrıca, sayfalar da mecelle diye adlandırılmıştır.

ise, sesi taklit etmektir ve bu kökten değildir. ses çıkaran buluttur. deyimi ise, birincisindendir. Bunda sanki, bulutun, yeri, su ve bitki ile kuşatıp/donattığı anlatılmıştır.

 

C-l-b

 

in aslı, bir şeyi sürmek, toplamak, bir araya getirmektir. şeyi topladım demektir, şair der ki:

bir şeyi topladım demektir. Şair der ki:

Bazen uzak şeyi, toplayabilenler toplar.[742]

Sert biçimde bir kişiye bağırmayı ifade eder. Yüce Allah buyurur: Atlılarım ve piyadelerini nara attırarak üzerlerine gönder[743].

Peygamberin (sav): Hiçbir celb yoktur[744] sözünde geçen  ise, zekat toplayanın, insanların koyunlarını meraya toplayıp saymasıdır dendiği gibi, yarış yapanlardan birinin, atına, daha hızlı koşması ve birinci gelmesi maksadıyla kızması ve bağırması için, başkasının seslenmesini istemesidir.

Yaranın üstünü kapatan kabuktur, de bunun gibidir. ise, benzeyen ince buluttur. de, kadının hem başını hem göğsünü kendisiyle örttüğü geniş giysidir. Çoğulu, tır.

 

C-I-t

 

Yüce Allah buyurur: Talut ve askerleri, Calut ve ordusu ile karşılaştıklarında...[745] Bu yabancı bir kelimedir ve Arapça'da herhangi bir kökü yoktur.

 

C-l-d

 

Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitab'ı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rabb'lerinden korkanların bu Kitap'dan derileri ürperir; sonra hem derileri hem de kalpleri Allah 'in zikriyle yumuşar[746].

kelimesi, bedenin kabuğu/derişidir. Çoğulu, tur. Yüce Allah buyurur: Derileri kavruldukça azabın acısını duysunlar diye kendilerine başka deriler giydireceğiz[747]; ise, gönülleri anlatır. Yüce Allah buyurur: kelimesi bedenleri;

Nihayet oraya vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhine şahitlik ettiler; Derilerine: 'Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?, derler[748]. Burada kullanılan kelimesinin kinaye yoluyla anlamına kullanıldığı söylenmiştir. karnına vurdu, sırtına vurdu fiilleri gibi, derisine vurdu demektir. Yada. yani: âsâ ile vurdu fiili gibi, deri ile vurdu anlamına gelir. Yüce Allah bu bağlamda buyurur: sili Seksen sopa vurunuz[749].

sözcüğü, yeni doğan deve yavrusunun dökülen deri/tüyüdür, fiili ise, kuvvetlenmeyi anlatır. de kutvetli kişiyi anlatır. Aslı, cilde kuvvet kazandırmasındandır. denir ki, aklı ne de kuvveti var­dır anlamına gelir.

Buna benzetilerek denmiştir ki, bu sert ve kaü yer anlamına gelir. Aynı şekilde ne yavrusu ne de sütü olan dişi deveye de adı verilmiştir. ona deriden bir giysi yaptım demektir. dövmekten korkmayan attır. Burada at üzerine bir deri geçirildiğinden darbeden acı duymayan kişiye benzetilmiştir. ise, ciltteki dayanıklılığa teşbih yoluyla verilmiş bir isim olup yaban ansı demektir.

 

C-l-s

 

sözcüğünün aslı, yerin kaba katı kısmıdır. Bu nedenle de, de  diye adlandırılmıştır.

Onlara kabilenin tepelerini ve düzlüklerini vermiştir.[750]

fiilinin aslı, kişinin yerde kendine uygun oturabilecek bir yer arayıp oraya oturmasidır. Ayrıca, uygun olan olmayan her tür oturma için kullanılmıştır. insanın oturduğu her yerin adıdır. Yüce Allah buyurur: Size: Meclislerde yer açın, denildiği zaman yer açın ki Allah ta size genişlik versin[751];

 

C-l-v

 

kelimesinin aslı, ortada olanı açmak, ortaya çıkarmaktır, deyimi, bir topluluğu yerinden etmeyi, onların oradan çıkarmayı kabul ettiklerini anlatır. Bu anlamda fiili kullanılır ki, sürmek demektir. Şair der ki:

Belalarla onları sürünce, dağınık haldeki topluluklar Onun başına üşüştüler, onu zillete ve hüzne boğdular[752] Yüce Allah buyurur: Eğer Allah onlara sürgün yazmamış olsaydı, mutlaka onlara dünyada azap ederdi[753]. Bana apaçık haber ve apaçık kıyas ifadeleri de bu köktendir. Bunlar için kullanıldığı duyulmamıştır gelini bir güzel süsledim, güzel cilaladım, yani açıktır. başının bir kısmı açılmış saçı dökülmüş adam demektir.

ise, bazen bizzat meydana gelir: Ortaya çıkıp göründüğü zaman gündüze andolsun, (Leyi 2). Bazen de emir ve fiille meydana gelir. Rabbi dağa görününce ...[754] deyimi,/â/a/ı meşhur kişidir, meşhurdur demektir. katilin durumunu ortaya çıkardılar deyimi, de bu köktendir.

 

C-m-m

 

Yüce Allah buyurur: Malı pek çok seviyorsunuz (89/Fecr 20). Yani, çok. Bu kelimesi deyiminden alınmıştır. O da suyun çokluğunu anlatır. Akıntı ile gelen suyun içinde toplandığı yer anlamına gelir. Kelimenin aslı, ikamet için rahat olan ve yorgunluğa katlanmaktan kurtulmayı anlatan kökünden ahnmıştır. fili fincan dolusu un, bardak dolusu su deyimleri, daha fazlasının alamayacak şekilde kabın doldurulmasını ifade eder.

Çokluk anlamından yola çıkılarak bir zorluğu bertaraf etmek için bir araya gelen topluluğa ve perçemin toplanan saçına adı verilmiştir. Kuyunun su toplanan kısmına denir; bu, suyun günlerce toplanmış haline nispettir. Bu ben­zetmeden dolayı ata, adı verilir. büyük kuyudur. ise, insanların büyük çoğunluğu demektir. perçeminin toplanması ölçü a-lınarak, boynuzu olmayan koyuna denmektedir.

 

C-m-h

 

Yüce Allah buyurur: Dolu dizgin buralara koşarlardı[755].

sözcüğünün aslı, atlar için kullanıldığında, hareket ve yürüyüşündeki ataklığıyla binicisinin kontrolünü ele geçirdiği atı tanımlar. Bu fiil, ve tan daha etkilidir.

ise, çocukların, başına fındık gibi bir şey geçirip atış yaptıkları ok demektir.

 

C-m-a

 

kelimesi, Bir şeyin bazısını bazısına yaklaştırarak onları birleş tirmektir. topladım; toplandı denir.

Yüce Allah buyurur: ay biraraya getirildiği zaman[756];

Toplayıp biriktiren[757] Malı toplayıp onu teker teker sayana[758]; Rabb-'imiz. bizi biraraya getirecek, sonra aramızdaki uyuşmazlıkları hah uyarınca çözecektir[759]; Allah'tan gele­cek olan bağışlama ve rahmet, onların biriktirecekleri dünya nimetlerinden daha hayırlıdır[760].

De ki: Eğer tüm insanlar ve cinler ... biraraya gelseler ...[761]; Hepsini biraraya toplarız[762]; Hiç kuşkusuz Allah münafıklar île kafirleri... bir araya getirecektir[763]; Herhangi önemli bir iş için onun yanında bulunduklarında ...[764] yani: İnsanların kendisi için toplandığı tehlikesi olan bir iş; sanki, işin kendisi onları toplamaktadır. Yüce Allah'ın:

insanların kendisi için toplandığı bir gündür;[765] yani: İnsanların kendisinde toplandığı gün. Toplanma gününe karşı uyarasın diye ... [766]; Toplanma günü için, sizi bir araya getirdiği gün ...[767].

Toplanan varlıklar için de ve denir. Yüce Allah buyurur: İki topluluğun karşılaştığı gün başınıza gelen musibet...  [768]toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir[769]. Cummâ' ise, farklı olan toplulukların toplanmalarıdır. Şair der ki:

Bir cem 'dir/türdeşlerin toplanmaşıdır; cumınâ '/farklıların toplanması değil,[770] fiili daha çok, düşünce yoluyla ulaşılan birlikler için kullanılır. Yüce Allah'ın: Orta/; koştuğunuz putlarla birlikte ne yapacağınızı kararlaştınnız [771]sözü gibi. Şair der ki:

Bir gün sabahlayabilecek miyim, işim derlenip toplandığı(bittiği) halde.[772] Yüce Allah buyurur: Bütün hilelerinizi bir araya getiriniz[773]. Müslümanların görüşleri o konuda birleşti de­mektir. Tedbîr ve düşünceyle kendisine ulaşılabilen ganimet anlamına gelir. Yüce Allah buyurur: Düşmanlarınız, size saldırmak için yığınak yaptılar[774] deniyor ki: İnsanlar sizin aleyhinizde görüşle­rini birleştirdiler demektir. Askerlerini birleştirdiler diyenler de vardır.

kelimeleri, bir iş üzerinde birleşmeyi pekiştirmek için kullanılır. sıfatı ise, bilinenlerin betimlenmesi için kullanılır. Hal kabul edi-lip mansup sayılması doğru değildir. Yüce Allah'ın: Bunun üzerine bütün melekler hep birlikte secdeye kapandılar[775]; Sonra bütün ailenizle birlikte bana geliniz[776] sözleri gibi.

kelimesi ise, bazen hal olmak üzere mansup olabilir ve kendisiyle mana yönünden pekiştirme yapılabilir. Yüce Allah'ın: Dedik ki: Hepiniz oradan aşağı inin[777]; Hep birlikte bana istediğiniz tuzağı kurunuz[778].

İnsanların namaz için bir araya toplanmasından bu adı almıştır. Yüce Allah buyurur: Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun[779]. veya demektir. Bu kelimesi, sıfatı değildir.  ise, cumaya veya camiye yada cemaate geldiler demektir.

ise, gebe merkeptir, ve büyük kazan demektir. At, yürüyüşü toplamak istedi/çok hızlı gittî deyiminde in anlamı

açıktır.

Karnında çocuğu ile Ölen kadın demektir; bunda da ikisinin birlikteliği düşünülmüştür. bunun nedeni de, henüz kopanlmamış şey  kullanılır. Bu uzvun onunla birlikte olmasından ve ondan ayrılmamış olmasından dolayıdır. Elinin parmaklarını toplayıp/yumruk yapıp onunla vurması veya avuç dolusu para vermesi demektir. Kelepçe/tasma ise, uçları bir a-raya getirdiğinden adını almıştır.

 

C-m-1

 

kelimesi, çok güzel olmaktır. Bu da iki çeşittir:

Birisi: İnsana mahsus olup gönlünde, bedeninde veya işlerinde sergilenen güzelliktir.

İkincisi: Kendisinden başkasına ulaşılan güzelliktir.

Peygamberden (sav) rivayet edilen: Yüce Allah güzel­dir; güzeli sever[780] sözü bu anlamdadır. Böylece, pek çok hayırların ondan kaynak­landığına, bu özellikleri olanın sevileceğine dikkat çekmiştir.

Yüce Allah buyurur: Bu hayvanlar, onları sabahleyin otlağa salarken ... size bir güzellik sağlarlar[781]. ve sıfatlan çokluk için de kullanılır. Yüce Allah buyurur: Bana bir güzel sabretmek düşüyor.

[782]Şimdi sen güzelce sabret[783]. deyimi, birine güzel görünmek veya birini güzel görmek, bir şeyde güzel davranmak anlamına gelir. Bunda çokluk manası da ölçü alındığından, birbirinden ay­rı olmayan her cemaate adı verilmiştir. Ayrıca, birbirinden ayrılmayan hesap için de, tam açıklanmamış olan söze de denmektedir. deyimi de kullanılmaktadır.

Yüce Allah buyurur: Ko/îr olanlar ise, Kur'ân ona, topyekün bir defada indirilseydi ya, dediler[784]; yani: Toplu halde; birbirinden ayrı parçalar halinde değil. Fakîhlerin kullandığı mücmel terimi ise, açıklamaya muhtaç olan; tam olarak belirlenmemiş ve açıklanmamış demektir. Bu, in­sanların bazı hallerinin belirtilmesidir. Halbuki, bahse konu olan şeyin anlaşılabilmesi için, kendine özgü sıfatlarının açıklanması lazımdır.

gerçek manası, pek çok şeyi, birbirinden ayıklanmamış bir şekilde kapsayan ifadedir. Cemel, köpek dişleri yeni çıkan deveye denir. Çoğulu Yüce Allah buyurur: Her biri birer san deve gibi kıvılcımlar[785]; Deve iğne deliğinden geçinceye kadar ...[786] ayette geçen[787] kelimesinin çoğuludur. ise, çoğuludur. Bu kelime şeklinde zamme/ötre ile de okunmuştur.[788]

Bunun halat olduğu da söylenmiştir. Ayrıca[789] olduğunu söyleyen de var­dır. ise, çobanı ile beraber bir deve sürüşüdür; tıpkı gibi. Geceyi deve edindi sözü ise, geceye bindi sözü gibi bir istiaredir.

Devenin bu adı almasının nedeni, Onlarda sizin için bir güzellik sağlarlar[790] ayetinde işaret edilen özelliğinden olabilir; çünkü: Onlar bunu kendileri için bir güzellik sayıyorlardı. yağı erittim; eritilmiş yağ, ise, onunla yağlanmaktır. Bir kadın kızına: ve demiştir; yani: eritilmiş yağı ye ve silip'i sütün memede kalanını iç demiştir.

 

C-n-n

 

sözcüğünün aslı, bir şeyin duyu organlarına saklı kalmasıdır. Bu kökten Gece onu sakladı, Kendini saklayacak bir şey edindi; bu tıpkı, kabartuhû/akbartuhû/gömdüm; sakaytuhû/askaytuhû verdim gibidir, ve üzerini örttü, sakladı deyimleri vardır. Yüce Allah buyurur: Gece karanlık basınca bir yıldız gördü[791]. ise, kalptir; çünkü: Duyu organlarından saklanmıştır ve ise, sahibini koruyan kalkandır. Yüce Allah buyurur: Yeminlerini kalkan yaptılar[792]. Ha­diste de: Oruç ise kalkandır[793] buyurulur.

ise, ağaçlı olup ağaçları yeri kaplayan her bahçeye denir. Yüce Allah buyurur: Sağında ve solunda iki bakçeden oluşmuş olan Sebe yurdundan alınacak bir ibret vardır.[794] Onların ... iki bahçesini, iki... bahçeye dönüştürdük[795]; Bahçene girdiğinde ...[796]. Bazen, yeri göğü kaplayan ağaçlara da adı verilir. Şairin şu beyitleri de bu anlamda yorumlanmıştır:        

[Sanki iki gözüm batı tarafımda öldürülmüş gibidir]

Kaynaklardan, yüksek ağaçlan sulayan.[797] bu adı   almasının   nedeni,   ya   -aralarındaki   büyük   farka   rağmen yeryüzündeki  bahçeye benzetilmesi,  yada Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için nice sevindirici ve göz kamaştırıcı nimetlerin saklı olduğunu hiç kimse bilmez.[798] ayetinde işaret edildiği şekilde nimetlerinin bizden gizlenmesidir. İbnu Abbas (ra) der ki: İman edip iyi ameller işleyenlere gelince onlar, Firdevs cennetlerinde ağırlanacaklardır.[799] ayetinde çoğul formu ile oitr cennetler buyurmasının nedeni, cennetlerin yedi tane olmasındandır:

1- Cennetu'l-Firdevs,

2- Adn,

3- Cennetu'n-Ne'îm,

4- Dâru'l-Huld,

5- Cennetu'l-Me'vâ,

6- Dâru's-Selâm, 

7- İlliyyûn.

ise, çocuğun annesinin karnında kaldığı sürecin adıdır. Çoğulu, dir.

Yüce Allah buyurur: Ve gerekse annelerinizin karınlarında cenin aşamasındayken ...[800]. Bu, kalıbında gelip manasındadır. ise, kabirdir. Bu da, kalıbında gelip anlamındadır. kavramı da iki şekilde kullanılır: Birisi: Duyulardan gizlenmiş/saklanmış olan ruhanî varlıklardır. Bunların hepsi insanlık türünün karşısında söz konusu edi­lir. Buna göre, kavramı içinde, melekler de şeytanlar yer alır. Bu açıdan, her melek aynı zamanda dir ama her melek değildir. Ebû Salih, bu anlamını baz alarak: Tüm melekler cindir demiştir. Cinler, ruhanîlerin sadece bir kısmıdır da denmiştir; çünkü: Ruhanîler üç kısımdır:

İyiler: Bunlar, meleklerdir. kötüler: Bunlar da, şeytanlardır.

Ortada olanlar; içinde İyilerin de kötülerin de bulunduğu kesimler. Bunlar da cinlerdir. Bu görüş, içinde iyilerin de kötülerin de bulunduğu orta kesim. Bunlar da cinlerdir. Bu görüşü, Yüce Allah'ın De ki: Bana vahiy yolu ile bildirildi[801] ayatinden Aramızda Müslümanlar olduğu gibi gerçeğe sırt çevirenler de vardır[802] ayetine kadarki sözleri desteklemektedir.

ise, cinlerin topluluğudur. Yüce Allah buyurur: Gerek cinlerden, gerek insanlardan[803]; Allah'la cinler arasında soy bağı uydurdular[804] aynı zamanda delilik anlamına da gelir. Yüce Allah buyurur: Bu dostunuz deli değildir[805] yani: Delilik.

ise, nefs ile akıl arasına bir perde girmesidir, çarptı demektir. Bu fiil de diğer tedavi gerektiren durumları anlatan ve fiillerinin kalıbında gelmiştir. Kalbinden vurulan için denir. Öte yandan nefsi ile aklı arasına Perde girdi, bundan dolayı aklı karıştı da denmektedir. Yüce Allah buyurur:

Bu, eğitilmiş deli biridir[806]; yani: cinlerden kendine öğretenin çömezi. Yüce Allah'ın: Deli bir şair için tanrılarımızı mı bırakalım?[807] ayeti de bunun gibidir, denmiştir ki:

Karanlık iyice basınca bardakları indirdiler, tepeler ve ufuklar örtüldüler.[808]

Yani: Otları/yeşilliği öyle çoğaldı ki, sanki üzerleri örtüldü. Yüce Allah'ın: ellili Cannı da daha Önce dumansız alevden yarattık[809] ayetinde gecen ise, bir tür cindir. ...onun yılan gibi ...[810] ayetinde geçen aynı kelimenin ise, bir tür yılan olduğu söylenmiştir.

 

C-n-b

 

kelimesinin aslı, insanın bir organıdır ve çoğulu, tur. Yüce Allah buyurur: onlarla alınları, yan tarafları dağlanır[811]; Gece teheccüd namazı kılmak için yanlarını yataklar­dan ayırıp kalkarlar[812]; Onlar ayakta, otururken ve yatarken Allah'ı anarlar[813].

kelimesi, istiare yoluyla, diğer organlar istiare yoluyla kullanıldığı gibi, yakın olan taraf için kullanılır. Sağ ve sol gibi. Şair der ki:

Sağımdan ve solumdan bana saldırdılar.[814]

Bu kelime duvarın yanı ve tarafı söylenirken de kullanılır. Yüce Allah buyurur: yanda olan komşuya[815] yani: Yakın. Bu, kadın/eş olup kinaye yoluyla ifade edilmiştir diyenler de vardır. Yolculuktaki arkadaş için de  denmektedir. Yüce Allah buyurur: Allah'a karşı aşırt gitmemden dolayı bana yazıklar olsun![816] yani: O'nun em­rinde, bizim için belirlediği sınırında.

Yanını kaldırmak, yürüyüp gitmek de şeklinde ifade edilir, ise, yanından vurdum.demektir. Bu tıpkı, tarafına isabet ettim yüreğinden vurdum ve kalbinden vurdum fiilleri gibidir. ise, yan tarafı ağrımak/yanından şikayetçi olmak demektir. Bu da, /yüreği ağrıdı ve /ciğeri ağrıdı demek gibidir, kelimesinden türetilen fiil ise iki şekilde kullanılır:

Birisi: Yanı üzerine gitmektir.

İkincisi: Ona doğru gitmektir.

Birincisi: Yanı üzerine gitmek ve bir şeye doğru gitmek ifadeleri gibi. Yüce Allah buyurur: Ve Yakın komşulara...[817] yani: Uzak.

Şair der ki:

Beni uzaktan gelecek yardımdan mahrum etme.[818]

Yani: Uzaktan. ifadesi ise, uzak kişi demektir. Yüce Allah buyurur: Eğer size yasaklanan büyük günahlardan

kaçınırsanız,[819] ve yalan sözden kaçınınız.[820]Tağuta kulluk etmekten kaçınan.[821] bu ifade onları terk etmeyi anlatmaktadır. Ondan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz[822]. Böyle denmesi, onu terk ediniz demekten daha etkilidir, deyimi, develerinde süt kalmamış topluluğu anlatır.

deyimleri de, iyilikten veya kötülükten uzaklaştınlmayı ifade eder. Yüce Allah ateş/cehennem hakkında buyurur:

En çok korkan ondan uzak tutulur; O ki malını Allah rızası için vererek arınır, yücelir[823]. Bunun nedeni ise, bu fiilin mutlak anlamda kullanılarak den­diğinde iyilikten uzaklaştırılmak anlamı taşımasındandır. Bu da, hayır için yapılan duada kullanılır. Bu bağlamda Yüce Allah buyurur: Beni ve çocukla-nmı putlara tapmaktan uzak tut[824].

Burada geçen ifade, uzaklaştırdim deyiminden alınmıştır. Bunun deyiminden alındığı da söylenmiştir. Buna göre, Hz. İbrahim, Yüce Allah'tan, lütufları ve gizli sebepler ile, kendini şirkin yanından uzaklaştırmasını dilemiştir.

ise, İki ayağın birbirinden uzak halde durmasıdır. Bu, doğuştan iki a-yaktan birinin diğerinden uzak halde olmasıdır.

Yüce Allah buyurur: ve eğer cünup iseniz temizlenin[825] yani: Eğer cünüp olursanız. Bu da, ya erlik suyunun gelmesi yada il­gili organın sünnet yerine kadar malum yere girmesi ile olur.  

fiilleri bu anlamı ifade ederler. Buna cenabet denmesinin nedeni, şeriatın   hükmüne   göre   kişinin   bu   halde   namazdan uzaklaşması   gerekmektedır ise Ka'be tarafından gelme manasında ve oradan başka yere gitmek

anlamında da kullanılması doğrudur; çünkü: Bu kelime her iki anlama da gelmek­tedir. Aynı kökünden deyimi türetilmiştir ki, güneyden esen rüzgar demektir. içine girmek, ise, bize değdi/başımıza geldi; de üzerimize gelen bulut anlamına gelir.

 

C-n-h

 

kelimesi, kuş kanadı demektir. yani: Kanadı kırıldı. Yüce Allah buyurur: ve kanatları ile uçan herhangi kuş ...[826]. Bir şeyin her iki yanı da onun iki kanadı diye adlandırılır. Geminin iki yanı, ordunun iki yanı, vadinin iki yanı, insanın iki yanı derken kelimesi kullanılır.

Yüce Allah buyurur: Elini koynuna sok.[827] yani: Yanına. Korkudan açılan kolunu kendine çek[828]. Burada ifade edilmek istenen eldir; çünkü: kanat da el gibidir. Onun için ku­şun her iki kanadına elleri denmiştir.

Yüce Allah'ın: önlerinde alçak gönüllülük ka­natlarını indir[829] ayetinde geçen kavramı ise, bir istiaredir. Bunun nedeni ise, kelimesinin iki tür olmasındandır; biri insanı alçaltırken, diğeri onu yükseltmektedir. Burada kastedilen onun yükseltenidir; alçaltanı değil.- Bu anla­mındaki bir zul kavramı için cenah kelimesi istiare olarak kullanılmıştır. Sanki:

Seni Yüce Allah katında yücelten zullü, rahmeti kazanmak veya o ikisine merha­met göstererek kullan, denmek istenmiştir.

Korkudan açılan kolunu kendine çek[830] deyimi, kervanın yürüyüşte hızlanması, adeta kanattan yardım al­ması/kanatlanması demektir. gece karanlığının çökmesi anlamına işaret eder. ise, gecenin karanlık olan herhangi bir kısmıdır. Yüce Allah buyurur: Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş[831] yani: meylederlerse.

Bu, deyiminden alınmıştır ki, geminin bir tarafı üzerine yatması an­lamına gelir. İnsanı haktan başka tarafa meylettiren her günah da yanı sıra, herhangi bir günaha da adı verilmiştir. Yüce Allah buyurur: Sizin için bir

sakınca yoktur.[832] ayetinde ve diğer yerlerde bu manada kullanılmıştır. Bunlar da, başlan göğsün ortasına bağlı olan kaburgalardır ki, tekili, ır. Bunun nedeni ise, onlardaki eğriliktir.

 

C-n-d

 

Askere/orduya sertliği baz alınarak adı verilir. Bu da jm- kelimesinden alınmıştır ki, taşlık olan sert yer demektir. Ayrıca, her topluluk için de adı kullanılır.

Sözgelimi: Ruhlar, disipline girmiş askerlerdir.[833] Yüce Allah buyurur: Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur[834]; Çünkü onlar boğulacak bir ordudur[835]. kelimesinin çoğulu ve tur.

Yüce Allah buyurur: Şeytanın bütün askerleri de.[836] Rabbinin ordularının sayısını ancak kendisi bilir[837];

Allah'ın size yönelik nimetini hatırlayın, bir zaman üzerinize ordular gelmişti de, biz onların üzerine rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik;[838] ayette geçen birinci kafirler; görülmeyen ikincisi ise, meleklerdir.

 

C-n-f

 

aslı, hükümde bir tarafa meyletmektir. Yüce Allah'ın: Kim vasİyyet edenin bir tarafa meyledeceğinden ya da günaha gireceğinden endişe ederse...[839] yani: Açık meyil/taraf tutma. Bu anlam Günaha meyletmeksizin ...[840] ayetinde de söz konusudur; yani: Ona meylederek.

 

C-n-y

 

ve deyimleri meyveyi toplamak demektir, ise, meyve ve balın toplanmış olanıdır. kelimesi, daha çok taze olan meyvenin toplanmasında kullanılır. Yüce Allah buyurur: Üzerine olgun ve taze hurmalar dökülsün[841]; Bu iki bahçyi birer pınar akmaktadır[842]. Ağacın meyvesi olgunlaştı ve yerin toplanacak meyvesi çok oldu demektir, falan bir cinayet işledi, deyimi de bundan alınmış bir istiaredir. Tıpkı, fiilinden de istiare yoluyla fiilinin türetilmesi gibi.

 

C-h-d

 

ve kelimeleri güçlük ve zorluk anlamına gelir. Birileri, fetha ile zorluk; ise, genişliktir demişlerdir. Kimileri ise, bu insana mahsustur derler. Yüce Allah buyurur: Ancak güçlerinin yettiğini verebilenlerle ...[843]; Bütün güçleriyle Allah'a yemin ederek[844] yani: Yemin ettiler ve güçlerinin ettiği en büyük yemini yapmaya çalıştılar.

da, gücünün tümünü kullanmak ve zorluğa katlanmak konusunda kendini zorlamaktır. Bu bağlamda ve denir ki, düşünerek kendini yormak demektir. ve ise, düşmana karşı savunma yaparken var gücünü kullanmaktır. Cihad üç çeşittir: maktır. Cihad üç çeşittir:

1. Düşmana karşı mücahede.

2. Şeytana karşı mücahede

3. Nefse karşı mücahede.

Bu her üçü de Yüce Allah'ın: (Allah'ın rızası uğrunda  Allah gerektiği gibi cihad ediniz[845]; yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz[846]; İman edip hicret edenler ve Allah yolunda canlan ve malları ile cihad edenler[847].

Peygamber (sav) de: Düşmanlarınıza karşı savaştığınız gibi gayri meşru arzularınızla da savaşınız.[848] Mücahede hem el ile hem de dil ile olur.

Yine buyurmuştur ki: Ellerinizle ve dillerinizle kafirlere karşı savaşınız.[849]

 

C-h-r

 

Bu fiil, bir şeyin görme veya işitme duyusu karşısında ayan beyan açıklığını dile getirir.

Göz duyusu önündeki açıklığına örnek: onu apaçık biçimde gör­düm. Yüce Allah buyurur: Allah'ı açık olarak gör­medikçe sana kesinlikle iman etmeyiz.[850] gâsfer[851].

Aynı kökten ve denir ki, kuyunun taştığını anlatır. topluluğun içinde gözümü tutan/gözüme giren bir kimse yok. de bu fiilin kalıbıdır. Cevher de, yok olduğunda kendisine dayanan şeyin de yok olduğu şeydir. Bu ismi almasının nedeni, duyulara görünecek şekilde ortaya çıkmasıdır.

Kulak duyusu önündeki açıklığa örnek ise, Yüce Allah buyurur: İçinizden sözünü gizli tutanla açıkça söyleyen bir­dir/hiçbir fark yoktur[852]; Söyleye­ceğin sözü sesli olarak söylesen de ... Şüphesiz Allah gizli olanı da, daha sak­lının saklısını da bilir[853]; Hiç kuşkusuz O, açıkça söylediğiniz sözleri bildiği gibi içinizde sakladığınız duy­guları da bilir[854]; Sözünüzü ister gizle­yin, ister açığa vurun[855]; Namazda se­sini fazla yükseltme, fazla da kısık tutma[856]; Birbirinize yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla âa öyle yüksek sesle konuşmayın[857].

deyimleri, yüksek sesle söylenen söz ve yüksek sesle konuşan adam ve güzelliğini ortaya koyan adam için kullanılır.

 

C-h-z

 

Yüce Allah buyurur: Onların zahire yüklerini hazırlarken ...[858]. Hazırlanan eşya ve benzeri şeylerdir. Hazırlanan bu şeyleri taşımak veya göndermektir. devenin yükünü ayak altına a-lıp ipini koparmasıdır.

ise, aptal olan bir kadının adıdır. Öte yandan, başkasının yavrusunu emziren dişi kurda da denmiştir.

 

C-h-1

 

cehalet, üç çeşittir.

Birincisi: İnsanın bilgiden yoksun olmasıdır. Asıl olan budur. Bazı kelamcı-lar bunu, sistem/düzen dışında kalan fiillerin gerekçesi olarak görmüşlerdir. Nasıl ki, ilim/bilgi de sistemli olarak ortaya çıkan fiillerin gerekçesi kılınmıştır.

İkincisi: Bir şeye, olduğundan başka biçimde inanmaktır.

Üçüncüsü: Bir şeye, hak ettiğinden başka bir şekilde davranmaktır. Bunu yaparken ister doğru bir inanca sahip olsun, isterse yanlış bir inanca dayansın fark etmez;. Namazı bilerek terk eden adam gibi. Yüce Allah'ın: Bizimle alay mı ediyorsun?, deyince, o da onlara: Cahiller­den biri olmaktan Allah'a sığınırım, dedi[859] ayeti bu anlamdadır. Ayet, alay etmeyi bir cahillik olarak tanımlamıştır. Yüce Allah buyurur: Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz ...[860]. kavramı bazen yerme bağlamında gündeme gelir; genelde bu anlamda kullanılır. Bazen de yerme anlamında kullanılmaz. Şöyle ki: Hayaları yüzünden bilmeyenlerin zengin sandıkları[861].

Bu ayetin metninde geçen cahil kavramı, onların hallerini bilmeyen de­mektir; yoksa, yerilmiş olan cahillik anlamında değildir.

ise, insanı, bir şeye olduğundan başka şekilde inanmaya yönelten iş, yer, özellik demektir.

Rüzgar dalı hareket ettirdi/salladı. Sanki, o, onu ca­hilliğe sürüklemiştir. Bu ise, güzel bir istiaredir.

 

C-h-n-n-m

 

Yüce Allah'ın kızıştırılmış ateşinin bir adıdır. Aslı Farsça olup ama Arapçalaşmıştır.[862] Ebu Müslim der ki: fa gibidir. Allah daha iyi bilir.

 

C-y-b

 

Yüce Allah buyurur: Baş örtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar[863]. Ayette geçen kelimesi sözcüğünün çoğuludur.

 

C-v-b

 

Kelimesi 'nin parçalarıdır. ise yerin, geniş düz yuvarlak çukuruna denir. Ayrıca, yerin her bölünmüş kısmana da denmiştir. Yüce Allah buyurur: Vadide kayaları oyarak evler yapan Semud kavmine?[864]. deyimi, sende ilden ile dolaşan bir haber var mıdır? gibi bir anlama işaret eder.

ise, söyleyenin ağzından çıktıktan sonra geniş büyük çukuru aşıp işitenin kulağına kadar gelen sözdür; fakat, İlk söze başlamada değil, söze karşılık vermede kullanılmaya tahsis edilmiştir. Yüce Allah buyurur: Kavminin cevabı birbirlerine şöyle demeleri oldu:... [865].

Cevap ise, sorunun karşılığında kullanılır. Soru da iki çeşittir:

Bir sözün söylenmesini istemektir. Bunun cevabı söz söylemektir.

Bir işin yapılmasını istemektir. Bunun cevabı ise, işin yapılmasıdır.

Birincisinin anlamı, Allah'ın davetçisine uyun.[866] Kim Allah'ın davetçisine olumlu karşılık vermezse ... [867]ayetlerinde mevcuttur.

İkincisinin anlamı ise, İkinizin duası kabul ed ildi, doğrultunuzdan şaşmayınız,[868] ayetinde kullanılmıştır. Yani: İstediği­nizi size verdim.

ise, deniyor ki: Bu cevap vermektir. Gerçek anlamı ise, cevap aramak ve ona hazırlanmaktır. Fakat, çok az durumlarda ondan ayrıldığından onunla özdeşleştirilmiş ve onun yerine kullanılmıştır. Bu bağlamda Yüce Allah buyurur: Allah ve Peygambere olumlu karşılık veriniz.[869] Sana etim, duanızı kabul edeyim[870]; Benim çağrıma olumlu karşılık versinler[871].

Rabbleri onların dileğini kabul etti[872]; Allah, iman edip İyi işler yapanların tövbesini kabul eder.[873] Önlar, Rablerinin davetini kabul ederler[874]; kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koş­sunlar[875]; O müminler ki, yaralandıktan sonra Allah'ın ve peygamberin savaşma çağrısına uydular[876].

 

C-v-d

 

Yüce Allah buyurur: Ve gemi Cudi'ye oturdu[877]. Deniyor ki, ayette geçen Musul ile Cizre arasında bulunan bir dağın adıdır. Bu aslında nispet edilmiştir.

ise, mal olsun ilim olsun elinde bulunan az şeyin tamamını harcamaktır. Bu açıdan sıfat olarak cömert adam denir. asil at denmesi de koşmada var gücünün kullan masından dır. Çoğulu, tir. Yüce Allah buyurur: Ona bir akşam üstü, çalımlı ve safkan koşu atları .sm-nulmuştu[878].

Çok yağan yağmura adı verilir. Yüce Allah da diye nitelendirilmiştir. Bu kavram ile at nitelendiğinde, mal nitelendirildiğinde ise şeklini alır. deyimi ile deyimleri, bir şeyin güzelleştiğini ve güzel olduğunu tanımlar. Yüce Allah varlığını veren ve sonra da yolunu gösteren O'dur[879] ayetinde buna dikkat çekmiştir.

 

C-e-r

 

Yüce Allah buyurur: O'na yalvarırsınız[880]; Hemen feryadı basarlar[881]; Bugün boşuna feryad etmeyiniz[882]. fiili,  dua  ve  tazarruda  aşırıya  gitmek/çok bağırmaktır. Bu durum, yabani hayvanlardan kokarcasına vb. tarafından çıkarılan yardım talebi anlamını taşıyan acı feryada benzetilmiştir.

 

C-v-r

 

kelimesi, oturduğu yer sana yakın olan kişidir. Bu karşılıklı olarak kullanılan çift yönlü isimlerdendir. Çünkü: Komşu, başkasına komşu olduğunda o da ona komşu olur. Kardeş ve arkadaş gibi. Komşunun hakkı hem akıl açısından hem de şeriatta çok büyük sayıldığından, hakkı çok büyük olan veya başkasının hakkına çok Önem veren her şey bu kelime ile ifade edilmiştir.

Yüce Allah buyurur: Yakın komşulara, uzak komşulara..,[883]. Bu bağlamda: Ondan himaye istedim, o da beni himaye etti, denir. Yüce Allah'ın ben sizin arkanızdayım[884]; Her şeyi koruyup gözeten, fakat koruyanı olmayan kimdir?[885] sözleri de bu anlamdadır.

kavramında yakınlık anlamı düşünüldüğü de olmuştur. Bu açıdan başka­sına yaklaşan kişinin bu yaklaşması fiilleri ile anlatılır. Yüce Al­lah buyurur: Çevrende az bir zamandan fazla kalamazlar[886]; Yeryüzünde biribirine bitişik toprak parçaları... vardır[887].

Bu yakınlık anlamı gözetilerek yoldan uzaklaştı denmiştir.

Ayrıca bu, haktan her tür ayrılmada bir kök olarak kullanılmıştır. Yüce Allah buyurur: Onun kimisi eğridir[888] yani:  Yolun ortasından.

Bazılan ise, /insanların yoldan çıkanı: Şeriatın emrettiği şeye bağlılığı yasaklayan kişidir.

 

C-v-z

 

Yüce Allah buyurur: Kendisi ... onu geçince[889] yani: Geçmesi gereken yeri geçti, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik[890]. yolun ortasıdır. sanki, yolun ortasını tutmayı anlatır; bu da, uygun olan şeyi yap­mayı ifade eder.

göğün ortasıdır. ise, deniyor ki: Bu adı almasının nedeni göğün ortasından geçmesindendir. ortası beyazlaşmış olan koyun demektir. bir yerin içinden geçmeyi anlatır. uyguladı ve geri bıraktım, demektir.

deyimi de, birinden içecek istemeyi ve onun bunu vermesini dile getirir; bu bir istiaredir. Sözün mecaz anlamı ise, kelimenin normal anlamı dışında başka bir anlam için kullanılmasıdır. Sözün gerçek anlamı da, kelimenin kendi asıl anlamında kullanılmasıdır.

 

C-v-s

 

Yüce Allah buyurur: Bunlar evlerinizin köşe bucaklarım arayarak sizi yakalamaya giriştiler[891] yani: Onu ortaladılar ve arasında dolaştılar. ve fiilleri de bu anlama yakındır, deniyor ki: Bunu sonuna kadar arzu etmektir. ise, bilinen Mecûsîlerdir.

sözcüğü, canlıların midelerinin boşluğundan kaynaklanan acıdır. ise, kıtlık zamanını gösteren bir ifadedir. ve deyimleri, kişinin çokça acıktığını ifade etmede kullanılır.

 

C-y-e

 

Fiil, ve şeklindedir. geliş de getiriş gibidir. Ancak §eneldir; çünkü: rahat bir şekilde gelmeyi anlatır. ise, bazen elde memi? da kast itibariye getirilmek istenen için söylenebilir. ye 86 lnce' sadece meydana gelen şeyler için kullanılabilir.

ce, sadece meydana gelen şeyler için kullanılabilir.

fiili, hem somut hem de soyut şeyler için kullanılır. Ayrıca bizzat ve emri ile gelen, hem de bir yer, iş veya zamanı kasteden için kullanılır. Yüce Allah buyu­rur:  Kentin en uzak yerinden bir adam koşarak

çıkageldi.[892] Bundan önce de Yusuf size delillerle gelmişti[893].

Elçilerimiz Lût'a geldilklerinde onların adına kaygıya kapıldı[894] tür Korku geldiği zaman ...[895] Ecelleri geldiği zaman[896]; Evet, ayetlerim sana gelmişti[897]; Onlar gerçekten zulüm getirmiş­ler/işlemişler ve yalan söylemişlerdir[898] yani: Sözü amaçladılar ve o-nun sınırlarını çiğnediler. Burada fiili kelimesinin kullanıldığı gibi kullanılmıştır.

Yüce Allah buyurur: Olılar jfee yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi[899] ve Rahbin geldiği ve melekler saf saf dizildiğinde[900] bu ise, emir iledir, bizzat değildir; İbnu Abbas böyle yorumlamıştır. Aynı şekilde Yüce Allah'ın: Bizim tarafımızdan gönderilen gerçek onlara gelince[901] ayeti de bu manadadır.

Deyim olarak birine bir şey getirmek hem hem de şeklinde kullanılır. Yüce Allah buyurur: Bir süre sonra doğum

sancıları gelince bir hurma ağacının altına sığınmak zorunda kaldı[902]. Deniyor ki: sığındı. Halbuki bu, fiilinin geçişli halidir,

beyne gelen en kötü sinir topuğun üst siniridir deyimi de bunun gibidir, şairin şu sözü de bu bağlamdadır:

Ona gelmiştir umut mu?[903] da şahit vb getirmektir. konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi?[904] ey Sana Saba'dan çok  önemli bir haber getirdim[905] ayetleri gibi deyiminin, getirilen şeyin değiştikçe anlamı değişir.

 

C-v-1

 

Hz. Davud'un attığı taş ile öldürdüğü azgın bir kralın adıdır. Bu, Yüce Allah'ın: Ve Davud, Calut'u öldürdü. [906]ayetinde sözünü ettiği kişidir.

 

C-v-v

 

hava/atmosfer boşluğu demektir. Yüce Allah buyurur: Onlar gök boşluğunda, süzülen kuşları görmüyorlar mı? Onları dengede tutan Allah'tan başkası değildir,[907]

Yemâme'nin adı da kavramıdır. Allah daha iyi bilendir.

 

KİTABU'L-HÂİ

 

H-b-b

 

ve kelimeleri buğday ve arpa vb yiyecek maddeleri İçin kullanılır. ve ise, kokulu maddelerin tohumlarını dile getirir. Yüce Allah buyurur: başağı yüz taneli yedi başak veren bir tohum tanesine benzer[908] yerm karanlık de­rinliklerindeki her tane, ...[909]; Tohumu ve çekirdeği çatlatan Allah'tır[910]; Onunla bahçeler ve bi­çilecek taneli ekinler bitirdik[911] yani: Buğday ve onun gibi biçilen şeyler.

Hadiste İse şöyle denmiştir: Sel uğrağında kalan yabanî reyhan tohumlarının bittiği gibi.[912]

ise, sevgisi aşırı derecede olandır. de, dişlerin, taneler gibi, düzgün biçimde dizilişidir. Su için kullanılan  lar/köpükleri anlatır. Bu da bir benzetmedir. taneye benzetilmiştir.

deyimi de, asıl manası itibariyle, kalbinin tanesini isabet aldım demektir. Bu tıpkı, bütün varlığımla sevdim, bütün bir yürekle sevdim, ve gönülle sevdim gibidir. demek de, kalbimi onun sevgisine hedef yaptım anlamına gelir, fakat literatürde kavramı yerinde kullanılmıştır. Aynı şekilde fiili de fiilinin yerinde kullanılır olmuştur. ise, iyi gördüğün veya zannettiğin şeyi istemektir. Bu da üç şekildedir:

1. Zevk için muhabbet/sevgi. Erkeğin kadını sevmesi gibi. Onlar, içleri çektiği halde, ... yedirirler[913] ayeti de bu anlam­dadır.

2. Çıkar için muhabbet. Kendisinden faydalanılacak şeyleri sevmek gibi.

Seveceğiniz bir şey daha var. Allah'tan bir zafer ve yakın bir fetih[914] ayeti bu tür sevgiyi tanımlamaktadır.

3. Fazilet için muhabbet: İlim ehlinin, ilim için, birbirlerini sevmeleri gibi. Kimi zaman, Yüce Allah'ın: Orada günahlardan arınmayı seven erkekler vardır[915] sözündeki muhabbet, istemek şeklin­de yorumlanmıştır ama bu doğru değildir. Az önce geçtiği gibi, muhabbet, iste­mekten daha etkili bir şeydir. Buna göre, her muhabbet bir istemedir ama her iste­me bir muhabbet değildir. Yüce Allah'ın müminler, eğer babalarınız ve kardeşleriniz kâfirliği, müminlikten daha çok severlerse...[916], sözü ise, eğer onu, ona tercih ederlerse demektir.

hakikati ise, insanın bir şeyde onu sevecek bir şey aramasıdır. Ayette fiilin ile geçişli kılınması, ona /tercih etme manasını kazandırmıştır. Yüce Allah'ın: Semud kavmine gelince, onlara doğru yolu gösterdik; fakat onlar, körlüğü doğru yoldan daha fazla sevdiler[917] ve: Yakında Allah öyle bir grup ortaya çıkaracak ki, Allah onları sevdiği gibi onlar da O'nu severler[918] ayetleri de bu manaya işaret etmektedir. Buna göre, Yüce Allah'ın kulu muhabbe­ti/sevmesi onu nimetlerle donatmasıdır; kulun onu sevmesi ise, onun katında kur­tuluşu istemesidir.

Yüce Allah'ın: Gerçekten ben hayır/mal sevgisine, Rabb'imi anmayı sağladıkları için, düşkünüm[919] ayetinin manası ise, ben atları, hayrı sevdiğimden sevdim, demektir. Yüce Allah'ın: Hiç şüphesiz Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever,[920] sözüne gelince, bu, onlara sevap verip kendilerini nimetlerle donatır.

Yİne buyurmuştur ki: Allah (haramda ısrar eden) hiçbir günahkar kâfiri sevmez[921]. Yüce Allah'ın:

Allah kendim beğenmiş kendisine verilenlerle böbürlenenleri sevmez[922] sözü ise, söz konusu kişinin günahlara dalmasından dolayı ve bu işe devam ettiğinden tövbe etmemiş gibi sayılacağı, tövbe etmeyince Yüce Allah'ın onu tövbe edenlere ve temizlenenlere söz verdiği sevgisi gibi sevmeyeceğine dikkat çekmektedir. Allah bana şunu sevdirdi demek de, fakat Allah size imanı sevdirdi...[923] ayetindeki gibidir.

deyimi de, hayvanın bir yere alışıp oradan ayrılmamasıdır. Sanki o, durduğu yeri sevmiş de orada durmuş gibidir. deyimine ise, se-nin sevginin amacı/varacağı en son nokta budur demektir.

 

H-b-r

 

hoş görülen/beğenilen eserdir. Rivayette söz konusu olan bundan alın­madır: Bir adam ateşten çıkarılır; artık hibri de sibri de gitmiştir[924] Yani: Güzel­liği de, değeri de peş paralık olmuştur. de adını bundan almıştır.

Değerli bir şair, değerli bir şiir, değerli bir giysi. Yani: Beğenilen. bitek  yer/toprak  da bundandır.  Bulutun olanı  ise,   bol  yağış getirenidir.

deyimi, derisinde yara izi kaldı demektir.

Öte yandan kavramı, âlim adam demektir; çoğulu, dır. Bu ismi almalarının nedeni, onların ilimlerinin ve örnek alınan davranışlarının insanların gönüllerinde etkili olmasındandır. Yüce Allah buyurur:

Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu İsa'yı ilah e-dindiler[925].

Müminlerin Emîri Hz. Ali de (ra) bu anlama işaret etmiştir: Âlimler, zaman durdukça bakidirler; onların kendileri kaybolup gider ama etkileri kalplerde dai­ma mevcuttur.

Yüce Allah'ın: Cennette bir bahçe içinde neşelendirilirler[926] sözü ise, sevinirler, öyle sevinirler ki, yüzlerinde mazhar oldukları nimetlerin etkisi gözlenecek hale gelir.

 

H-b-s

 

Herhangi   bir  yere  gitmekten   alıkoymaktır.   Yüce   Allah  buyurur: Eğer kuşkuya düşerseniz namazdan sonra onları alıkoyarsı[927].

Akan suyu durdurup birikmesini sağlamak maksadıyla önüne konan odun veya taştır. ise, bunun çoğuludur. Bir şeyi sonsuza dek vakfetmektir. deyimi, bu Allah yolunda sonsuza dek vakıftır, anlamına gelir.

 

H-b-t

 

Yüce Allah buyurur: Onların bütün çabalan boşa gitmiş[928] £ğer on/«r da Allah'a ortak koşsa-lardı, yapmış oldukları bütün iyilikler boşa giderdi[929] Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır[930]; Eğer Allah'a ortak koşarsan yaptıkların mutlaka boşa gider.[931] Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır[932].

Amelin boşa çıkmasının birkaç şekli vardır:

Birisi: Amellerin dünyalık olmalarıdır; bunlar kıyamette bir fayda vermez­ler.  Yüce Allah'ın Onların yapmış

olduklarına gelir onları havada uçuşan toza dönüştürürüz[933] ayetinde işaret ettiği gibi.

İkincisi: Amellerin kendileri ahretliktir ama onları yapan kişi, yaparken Yü­ce Allah için yapmamıştır. Rivayet edilir ki: Kıyamet gününde bir adam getirilir ve na: Sen dünyada ne ile meşgul oldun, denir. O da: Benim işim Kur'ân okumaktı, der. Ona denir ki: Sen, bu adam çok güzel Kur'ân okur desinler diye okuyordun; zaten sana öyle de dendi. Ardından: Cehenneme! diye emredilir.[934]

Üçüncüsü: Salih amellerin olması, bunların yanında onları bastıracak kadar kötü amellerin olmasıdır. İşte, mizanın hafif gelmesiyle işaret edilen de bunlardır. [Yüce Allah buyurur: Kimlerin tartıları hafif kalırsa, onlar ayetlerimiz karşısında takındıkları zalimce tutumları yüzünden kendilerini mahvetmiş olurlar[935]; Kimlerin tartıları hafif kalırsa onlar kendilerini mahvetmişlerdir, çünkü sonsuza dek cehennemde kalacaklardır. [936]Kimin tartıları hafif gelirse, onun anası haviyedir.[937]

aslı tır.  Bu da,  hayvanın bir şeyi, karnı  şişinceye kadar çok yemesidir. Peygamber (sav) buyurmuştur ki:

Baharın bitirdiğinden/yeşerttiğinden öyle şeyler vardır ki, şişirerek öldürür veya delirtir[938]. diye adlandırılmıştır; çünkü: O da bu hastalığa yakalanmıştır.[939]  Onun çocuklarına da adı verilmiştir.

 

H-b-k

 

Yüce Allah buyurur: Yollara sahip olan göğe andolsun[940]. Bunlar, yollardır. Bazı kimseler, göklerde yıldızlar ve galaksilerle somut yollar oluştuğunu düşünmüşlerdir. Bazıları ise, bunun, basiretle kavranabi-len makul yollar olduğunu ifade etmişlerdir. Yüce Allah: 

Onlar ayakta, otururken ve yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yeryüzünün yaratılı­şı hakkında kafa yorarlar ve derler ki; Ey Rabbimiz, sen bu evreni boşuna yarat­madın, sen (böyle bir anlamsızlıktan) münezzehsin, bizi Cehennem azabından ko­ru![941] ayetiyle buna işaret etmiştir.

kelimesinin aslı ise, sirft pek o/an deve deyiminden alınmıştır ki, sırtı sağlam demektir. ise, peştamal bağlamaktır.

 

H-b-1

 

bildiğimiz iptir. Yüce Allah buyurur: Boynunda sağlam hurma lifinden örülmüş bîr ip olduğu halde[942]. Yapı açısından şahdamarı ve boyun bağı ifadeleri de ona benzetilmiştir.

uzatılmış/gerilmiş olan ağ demektir. İstiare yoluyla ulaşmak ve kendisiyle bir şeyt ulaşılan varlık için kullanılır. Yüce Allah buyurur: Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız[943]. O'nun ipi, kendisiylt Ona ulaşılan şeydir; Bu, Kur'ân olabilir; akıl olabilir; sımsıkı tutunup yapışılınca kişiyi O'nun gösterdiği istikamete götüren başka bir şey de olabilir.

Yüce Allah'ın: olsalar, onlara aşağılık damgası vurulmuştur. Yalnız, Allah'tan gelen bir iple ve insanlardan gelen bir iple kendilerini garantiye almaları müstesna.[944] sözüne gelince, bunda, kafirin iki sözleşmeye ihtiyacı olduğuna dikkat çekil­mektedir.

Bu, Allah'tan gelen bir sözleşmedir. Bu da, kişinin Allah tarafından gönderi­len bir kitaba mensup olanlardan olmasıdır. Yoksa, dîni üzere bırakılmaz ve onun için herhangi bir zimmet/anlaşma yapılmaz.

İnsanlardan gelebilecek bir sözleşmedir. İnsanlar, bu sözleşme ile, onlara hayat hakkı tanırlar.

 kavramı,  avcının  ipine/ağma tahsis edilmiştir ki,  çoğulu,

[Musa: Önce siz hünerinizi gösterin, dedi. O sırada adamların yere attıkları iplef ve değnekler büyülerinin etkisi ile Musa'ya yürüyorlarmış gibi güründüler[945]; Büyücüler, Firavun'un ululuğuna andolsun ki, üstün gelen taraf biz olacağız, diyerek iplerini ve değneklerini attılar.[946]

Rivayette ise deniyor ki: Kadınlar, şeytanın ağlandır.[947]

ve: Ağ sahibi demektir. habili, nabilinin üzerine düştü deyimi, aralarında kötülüğü kızıştırdılar demektir. üŞ- ise, yulara bağlanan iptir.

 

H-t-m

 

Belirlenmiş olan kazadır. ise, kesin ayrılığı getirdiğine İnanılan kargadır.

 

H-t-t-a

 

bir harf olup, bazen gibi harf-i cer olarak kullanılır. Şu farkla ki, cümlede bunun önündeki ile sonundakinin hükmü aynıdır. Bazen de atıf harfi olarlak kullanılır. Kimi zaman da sözü yenilemek için gelir.

Balığı başına kadar, başı ile beraber, balığı da başını da yedim, ifa­desi gibi. Yüce Allah buyurur: Belirli bir süreye kadar hapsedilme­sini mutlaka sağlayacağım[948]; O gece, tanyerinin ağar­masına kadar bir esenliktir[949].

Müzari formundaki fiilin başına da gelir. Bazen onu etkiler, bazen de etki­lemez. Her ikisinin de iki şekli vardır.

Etkileyenin bir şekli, .. .ya kadar anlamında kullanılmasıdır. İkincisi ise,... için manasına gelmesidir.

Etkilemeyenin bir şekli, kendisinden önce fiilin mazi formunda gelmesidir. yani: Yürüdüm ve Basra'ya girdim.

ikincisi: Kendisinden sonrasının hal olmasıdır. /umut kesilecek derecede hastalandı denmesi gibi. peygamber ... diyene kadar[950] ayetindeki 'dan sonraki fiil, hem mansup hem de merfu biçimde okunmuştur. Her bir kıraat de iki şekilde yorumlanmıştır.

Kimisi ise, cümlede 'dan sonrasının öncesinin zıddı olması gerektiğini söylemiştir;...ve cünüpken -yolculuk hali dışında yıkanana kadar namaza yaklaşmayınız[951] ayeti gibi. Bazen hatta kullanıl­dığı halde bu anlamı kastedilmediğine rastlanmaktadır.

Rivayetteki: Siz bıkmadan Yüce Allah bıkmaz[952] ifadesi gibi. Burada Yüce Allah'ın, onların usanmasından doğan bir usanmaya tutulabile­ceği anlatılmak istenmiş değildir.[953]

 

H-s-s

 

sürattir. Yüce Allah buyurur: Onu süratle kovalayan[954].

 

H-c-c

 

aslı, ziyaret amacıyla bir yere gitmektir. Şair der ki:

Ziberkân 'in, muasfer ile boyanmış olan evini ziyaret ediyorlar.[955]

Şerîat literatüründe hac, kurban bayramında Yüce Allah'ın evini ziyaret et­me anlamına tahsis edilmiştir, da denir, de. Hac kavramı, mastar, hic ise, isimdir. Büyük hac günü, kurban günü ve arife günüdür.

Rivayette: Umre, küçük hacdır[956] denmiştir.

 ise, maksadı açıklayan delildir. Yani: İki aykırı delilden birinin sağlam olduğunu gösteren tutarlı önermedir. Yüce Allah buyurur: de ki; etkili delil, Allah'ındır[957]; insanların elinde aleyhinizde kullanacakları bir apaçık delil bulunmasın; yalnız, zalimler başka[958]. Zalimlerin delil olarak ileri sürdüklerini, gerçekte

limler başka[959]. Zalimlerin delil olarak ileri sürdüklerini, gerçekte bir delil sayılmasa da, delilin bir müstesnası saymıştır. Bu ise, şairin şu sözüne ben­zemektedir:

Onların hiçbir kusuru yoktur, sadece kılıçlan Ateş sıçratmaktadır düşman ordularının kalkanlarından.[960]

Kendisiyle delil getirilen şeyin de hüccet diye adlandırılması uygun sayıl­mıştır. Yüce Allah buyurur:

İnsanlar Allah'ın çağrısını kabul ettikten sonra, Allah'ın dini hakkında tartışanla­rın delilleri, Rab'leri katında geçersizdir[961]; burada çürütülmüş olan da hüccet diye adlandırılmıştır. Yüce Allah'ın: Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur[962] sözünde ise, her şey apaçık ortada oldu­ğundan herhangi bir delil getirme yoluna gidilmeyecektir demektir.

ise,  hasımlardan her birinin karşısındakinden kendi hüccetini  ve davasını çürütmeyİ istemesidir. Yüce Allah buyurur:

Kavmi onunla tartışmaya girişti, bunun üzerine onlara dedi ki; ... sizler, O'nun hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz?[963]; 5ana gelen bilgiden sonra kim bu konuda seninle tartışacak olursa ...[964]; A/e Jrye İbrahim hakkında tartışıyorsunuz?[965]; Diyelim ki, hakkında bilgi sahibi olduğunuz İsa konusu üzerinde tartıştınız. Peki hiç bilmediğiniz bir konu üzerinde ne diye tartışıyorsunuz?[966]; 

Ateşin içinde birbirleriyle tartışırken...[967] Yaranın derinliği de hac diye adlandırılmıştır. Şair der ki:

Bir öncüyü yaralıyor, derinliğinde koca bir çukur olan.[968]

 

H-c-b

 

ve herhang bir şeye ulaşılmasına engel olmaktır. Fiili, şeklindedir, ise, karnın kalbi kapatan kısmıdır. Yüce Allah buyurur: İki taraf arasında bir set vardır[969]; burada kastedi­len üÖzün önünü kapatan bir şey değil; sadece, cennet ehlinin lezzetinin, cehen­nemliklere ulaşmasına; öte yandan, cehennemliklerin çektikleri eziyet, cennetlikle­re ulaşmasını engelleyen şeydir. Tıpkı Yüce Allah'ın:  v iki;

Bu sırada aralarına kapısı olan bir duvar çekilir. Bu duvarın gerisinde rahmet ve dış tarafında azap vardır [970]sözünde açıkladığı gibi.

Ayrıca Yüce Allah buyurur ki: Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasında konuşur[971]; yani: kendisiyle konuşulan ve kendisine tebliğ yapılan kişinin görmeyeceği şekil­de. Yüce Allah'ın: Atlar koşup perde arkasından kayboldular[972] sözü ise, güneşin, batmak suretiyle gözlerden kaybolmasıdır.

ise, sultana ulaşmaya engel olandır. Baştaki iki ise, gözleri korumaları açısından birer hacip görevi görmelerİndendir. Güneşin hacibi, hacibin sultan önünde yürümesi gibi, ondan önce görünmesindendir. Yüce Allah buyurur: Hayır, şüphesiz onlar o gün, Rabblerinden mahrum kalacaklardır.[973] sözüne gelince, Bu sırada aralarına kapısı olan bir duvar çekilir[974] ayetinde işaret edilen nurun onlar­dan uzak tutulmasıdır.

 

H-c-c

 

taş, bilinen sert maddedir. Çoğulu, ve dur. Yüce Allah buyurur: yakıtı insanlar ile taşlar olan ...[975]. Deniyor ki: Buradaki, kibrit taşı demektir. Bizzat taşın kendisidir diyenler de vardır. Bu ifade ile söz konusu ateşin büyüklüğüne dikkat çekilmiştir. Ayrıca o ateşin dünya ateşinden farklı olarak insan ve taş ile yandığına işaret edilmiştir. Dunya ateşinin, yandıktan sonra taşa biraz tesir etse de, taşlarla yanması mümkün değildir. Kimileri ise, buradaki taş kavramıyla, hakkı kabul etmede taş gibi sert bir ri ise, buradaki taş kavramıyla, hakkı kabul etmede taş gibi sert bir şekilde karşı duranlar kast edilmiştir, demektedir. Bu durumda onlar yüce Allah'ın:

Şimdi onlar taş gibi, hatta taştan bile daha katıdırlar,[976] ayetinde bahsettiği kimseler gibi olmaktadır.

ve bir yerin etrafına taş konmasıdır. Bu anlamda denmektedir. Taşların etrafını kuşattığı şeye ise adı verilir. Aynı şekilde Ka'be'nin taşlık bölgesine de Hicr, Semud kavminin ülke­sine de Hicr adıyla anılmaktadır. Yüce Allah buyurur:

Hicr vadisinin halkı da gerçekten peygamberleri yalanlamışlardı[977].

Taşta, bir şeyin içinde yer alan koruyucu nitelik manası da düşünüldüğünden buradan hareketle akla da denmiştir. Çünkü insan, akıl sayesinde nefsinin her istediğini yapmaktan kendisini koruma imkanına kavuşur. Yüce Allah buyurur: Bunlarda akıl sahipleri için birer yemin değeri var mıdır?[978].

EI-Müberred der ki: Atın dişisine, karnında yavru taşıyıp onu koruduğundan adı verilmiştir.

Haram kılınarak koruma altına alınmış şeydir. Yüce Allah buyurur: Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır... dediler[979]; Sizler aftan ve cennetten mahrumsunu, derler[980]. Cahiliye döneminde, kişi korktuğu biri ile karşılaştığında böyle derdi.

Yüce Allah, kafirlerin melekleri gördüklerinde, bunu demenin kendilerine fayda vereceğini sandıkları için böyle söylediklerini bildirmektedir. Yüce Allah buyurur: Fakat bu iki tür suyun birbirine karışmasını önleyen bir engel/aşılmaz bir set koydu[981]; yani: Kaldırılması ve ber­taraf edilmesine imkan olmayan bir engel, deyimi de, kişinin hem mali tasarruflarında hem de diğer birçok işinde kontrol altında olduğunu anlatır.

Çoğulu'dur. Yüce Allah buyurur: Cinsel ilişkide

bulunduğunuz eşlerinizden doğan evlerinizdeki üvey kızlarınız[982] de, bir şeyin korunması amacıyla konduğu yer anlamını taşır. Taşın düşündürdüğü özelliklerden bin de yuvarlaklığıdır. Bu açıdan denmektedir ki, bu, atın gözlerinin etrafını bir süsle süslemektir. Ay için denir ki, etrafında bir daire oluştu demektir.

çocukların, yuvarlak bir daire çizerek oynadıklan bir oyundur. deyimi de bundandır. deyimi sertleşip taş gibi oldu anlamına gelir, Benî Temîm kabilesinin birkaç boyudur. Onlardan bazılarının adları Cenden, Hicr ve Sahr ol­duğundan bu isimle anılmışlardır.

 

H-c-z

 

iki şeyin arasına ayırıcı bir şey koyarak onları birbirinden ayırmaktır. Bu açıdan denir. Yüce Allah buyurur; Ve farklı yoğunluktaki iki deniz arasına set koymuşyur[983] denmesinin

nedeni,   Şam  ile  Bâdiye  arasında  bir engel  oluşturmasındandır.   Yüce  Allah buyurur: Sizden olan Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız[984]. Burada ayette geçen kelimesi, kelimesinin sıfatıdır ve çoğul konumunda gelmiştir.

devenin uyluğu ile bileğinin bükülerek bağlandığı iptir. Bazen ipin toplama/birleştirme manası da düşünülür. Bu bağlamda: falan şu işten elini çekti ve /eteğini topladı denir. /pantolonun kemeri deyimi de bundandır. ol yani: Savunma/Hazırlık, savaştan öncedir. da denir ki, onların arasına gir demektir.

 

H-d-d

 

iki şeyi, karışmalarını önleyecek şekilde, birbirinden ayıran engel demektir. Bu anlamda denir; yani: Onun için, belirginleştiren bir sınır koydum. Evin haddi/onun başkasından ayırt edilmesini sağlayan sınırdır. Bir şeyin manasını kuşatan ve onu diğerlerinden ayıran özdlik/niteiiküt.

Zina ve içkinin haddi ise, bu işleri yapanları bir daha onu yapmaktan alıkoymak, başkalarının onların yoluna girmelerini engellemek amacıyla uygulanan engelleyici bir tedbir niteliği taşıdığından bu adı almıştır.

Yüce Allah buyurur: Bunlar Allah'ın sınırlan­dır. Kim Allah'ın sınırını aşarsa ...[985]; Bunlar Al­lah'ın koyduğu sınırlardır, onları aşmayın[986]; Bedevi Araplar kâfirlikte ve münafıklıkta daha aşırı;

Allah'ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını bilmemeye daha yatkın kimselerdir.[987] yani: Hükümlerini.

Kimileri ise, ayette geçen hudûd kelimesinin o hükümlerin gerçek anlamları olduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah'ın belirlediği bütün hudûd/sınırlamalar dört kategoride ele alınabilir:

1. Kesin olup herhangi bir fazlalığı veya eksikliği kabul etmeyen sınırlama­lar. Farz namazların rekat sayılan bunun örneklerinden biridir.

2. Fazlası kabul edildiği halde eksikliği kabul edilmeyen sınırlamalar. Bunun en tipik örneği zekattır. Alt sınırı korunmuş, üst sınırı serbest bırakılmıştır.

3. Azaltılması kabul edildiği halde, üst sınırı korunmuş olan sınırlamalar, [abdest alırken organlar için uygulanan temizlik/yıkama sayıları gibi. Bunlar üç de, iki veya bir şeklinde de uygulanabilir. Erkekler için bir anda dört kadınla evlilik bunun tist sınırıdır. Bunun aza doğru olanları: Üç, iki ve bir şeklinde uygulanması da makbuldür].

4. Hem azaltılması hem de arttırılması uygun görülen sınırlamalar. [Herhan­gi bir zamanla sınırlandırılmış nafile namazlar bunun bir örneğidir. Sözgelimi, kuşluk namazı, sekiz rekattır. Bu, bundan fazla da kılınabilir, eksik de].

Yüce Allah buyurur: Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler ...[988] yani karşı çıkarlar. Bu ya engel olmaya çalışmak şek­linde ya da demir kullanmak şeklinde olur.

kelimesi ise, bilinen demirdir. Yüce Allah buyurur: Ayrıca büyük caydırıcılığı ve sertliği yanında insanlara yönelik birçok faydaları olan demiri indirdik.[989] Bıçağı keskinleştirdim demektir. Onun için bir sınır belirledim demektir. Kendi içinde yaratılış itibari ile veya mana yönünden bir incelik taşıyan her şey için kullanılır; görmek ve uzbakış gibi. Bu açıdan keskin bakışlı, keskin anlayışlı deyimleri kullanılır.

gibi. Bu açıdan keskin bakışlı, keskin anlayışlı deyimleri kullanılır.

Yüce Allah buyurur: Bugün artık görüşün kesindir[990]. /demir dil, deyimi /keskin dil ve /etkili dil deyimi gibidir. Bu da, dilin keskin demir gibi etkili olması manasına gelir. Yüce Allah bu­yurur: Sizi sivri dilleriyle incitirler[991]. Savunma an­lamı düşünüldüğünden kapıcıya da Siiî- adı verilmektedir. deyimi ise, rızkı ve kısmeti kapalı/engellenmiş adam demektir.

 

H-d-b

 

kelimesinin asıl anlamı, /kamburu çıktı deyiminden alınmış olabilir. Bu anlamdaki fiilin şeklinde kalıpları var­dır, deyimi, zayıflığından sırtının kemikleri çıkmış olan dişi deveyi ta­nımlar. Bununla beraber, yeryüzünde her yüksek yer için de kullanılır. Buna da adı verilir. Yüce Allah buyurur: Bunlar bütün tepelerden akarak her tarafa yayılırlar.[992]

 

H-d-s

 

Araz olsun, cevher olsun, bir şeyin başta yok iken sonradan var ol­masıdır. ise: Bir şeyi icat etmektir. Cevherleri ihdas etmek/var etmek, ancak Yüce Allah tarafından gerçekleştirilebilir. Yok iken, sonradan icat edilen şeydir. Bu da ya bizzat kendisinde söz konusu olur yada yeniliği bir başkasının ya­nında meydana gelmesi itibariyledir.

yeni bir güç elde ettim deyimi bundandır. Yüce Allah buyurur: Onlar Rabb'lerinden gelen her yeni uyarıyı...[993]. Her yeni ortaya çıkan iş veya söze de denir. Yüce Allah buyurur: Ben sana onun hakkında açıklama yapana kadar ...[994]; Bilemezsin, olur ki, Allah bunun ardından (gönlünüzde sevgi gibi) bir hal meydana getirir[995]. Duyarak veya vahy yoluyla insana u-yanıkken veya uykusunda gelen her söze adı verilir.

Yüce Allah buyurur: Peygamber, eşlerinden bazılarına gizlice bir söz söylemişti[996] kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?[997]; Beni olayları (ya da rüyaları) yorumlamaya İlişkin bazı bilgiler ile donattın[998]; yani: İnsanın rüyasında duyduğu şeyler.

Yüce Allah kendi kitabını da diye adlandırmıştır: Haydi onun gibi bir söz getirsinler[999]; Siz, bu söze mi hay­ret ediyorsunuz?[1000]; Bw topluluğa ne oluyor da kendilerine söylenen sözü anlamaya yanaşmıyorlar?[1001] Başka bir söze geçinceye kadar...[1002]; Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar[1003]; Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?[1004].

Peygamber de: Eğer ümmette bir mukaddes olsaydı, bu Ömer olurdu[1005] buyurmuştur. Burada Peygamber,  derken, Yüceler Aleminden kendi gönlüne bir şeyler bırakılan kimseyi kastetmektedir. Yüce Allah bu­yurur: Onları dillere düşürdük[1006] yani: Kendileriyle örnek verilen haberler.

Meyvenin tane olanıdır, Güzel konuşan/hoş sohbet demektir. /kadınlarla konuşmaktan hoşlanan anlamına gelir. Konuşma anlamına gelen fiilin gibi formları vardır. konuşulan biri oldu demektir. ve deyimleri ise, aynı anlamdadır. İnsanın başına gelen olay/beladır; çoğulu, 'tir.

 

H-d-k

 

Gözleri aydınlatan bahçeler bitirdik.[1007] ayetinde geçen kelimesi'nın çoğuludur. Bu da, arazinin sulu olan bir parçasıdır.

Şekil olarak ayrıca içinde su bulunması nedeniyle, gözbebeğine benzetilmiştir. Gözbebeği olan ülû-'nm  çoğulu,  ve şeklindedir, Sert biçimde  baktı  demektir. ve Etrafını  çevirdiler  demektir ki, gözbebeğinin yuvarlaklığına benzetme yapılmıştır.

 

H-z-r

 

Korkulan şeyden sakınmaktır. Fiili: ve şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Ahiretten çekinen ...[1008]; ihtiyatlı bir toplumuz[1009]; ayetin bu kökten gelen kelimesi ve şeklinde okunmuştur. Yüce Allah yine buyurur: AZ/a/ı kendinden sakınmaya çağırıyor[1010]; 5ava teçhizatınızı alınız[1011]; yani: İçinde silah ve benzerinin bulunduğu sakınılan şeyler, Onlar düşmandır; onlardan sakın[1012] Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size bir düşman kılınmıştır; onlardan sakının[1013].

Sakın demektir. Tıpkı, fiilinin, men et/yapma anlamına gelmesi gibi.

 

H-r-r

 

kelimesi, soğukluğun zıddıdır. Bu da iki çeşittir:

1. Sıcak cisimlerden havaya geçen hararet. Bu, güneş ve ateşin harareti gibi sıcaklıklardır.

2. Tabiattan insanın vücuduna geçen hararet. Hamamdaki kişinin duyduğu sıcaklık gibi. Hem gün hem de rüzgar için fiili kullanılır. Günümüz sıcak oldu, sıcak bir gün dendiği gibi, adam ısındı/sıcak oldu da denir. Yüce Allah buyurur: Sıcakta sefere çıkmayın. Onlara: Cehennem ateşi bundan daha sıcaktır, de[1014].

ise, sıcak rüzgardır. Yüce Allah buyurur:

da bir olmaz[1015]. Yazın sıcaklığı arttı, Susuzluktan   ciğerin   kuruması,  sıcaklığın   tekiline   denir;  

luktan ciğerin kuruması, sıcaklığın tekiline denir; /soğukluğun altındaki sıcaklık deyimi gibi.

Yine Sıcaklığın vurmasıyla siyahlaşan bir taştır. Bundan istiare yoluyla alınan bir ifade olarak: denir ki: Savaşın kızıştığını anlatır.

İse, bir işin şiddetidir. Bu bağlamda denir ki: ancak işi yapan ve faydalanan, cezaya ve dayağa katlanır.

ise, kölenin zıddıdir. Bu anlamda ve denir ki, hür olduğu her halinde belli olan kişi demektir.

Hürriyet iki çeşittir:

Birincisi: Başkasının kendisi üzerinde herhangi bir hakimiyeti olmayan kimse Hür erkeğe karşı hür erkek [1016]ayetinin bahsettiği kişi

İkincisi: Dünyalık kazançlar konusunda aşırı hırs ve istek sahibi olmak gibi kötü sıfatların ele geçiremediği kişi. Bunun zıddı olan kulluğa Hz. Peygamber (sav) şu sözüyle işaret etmiştir:  Dirhemin kulu mahvolmuştur; dinarın kulu mahvolmuştur? Şair der ki:[1017]

Tamah sahiplerinin köleliği, sonsuz köleliktir.[1018] Şehvetin kölesi, esir alınmış köleden daha aşağıdır denmiştir.

ise, insanı serbest bırakmaktır. Birincisine örnek: Bunun cezası mümin bir köleyi azat etmektir.[1019]; ikincisine örnek: Karmmdaki çocuğu, her türlü endişeden arınmış olarak sırf sana ada­dım[1020]; deniyor ki: Bu, kişinin kendi çocuğundan Yüce Allah'ın: Çocuklar ve torunlar ...[1021] sözünde bahsettiği dünyalık menfaatinden faydalanmaması; aksine onu sadece ibadete adamasıdır. Onun için Şa'bî: Anlamı; Muhlas/adanmıştır, der.

Mücahid ise: Kiliseye hizmetçidir, Ca'fer de: Dünya işlerinden azatlıdır, demiştir. Bu anlamların hepsi de bir noktada toplanmaktadır.

Topluluğu serbest bıraktım, onları hapis esaretinden azat ettim demektir. İhtiyacın kendisini köle almadığı durumdur. Evin ortasıdır. de bilinen bakla ışkınlarıdır. Şair der ki:

Bütün hür kızlar ona ikramda bulundu.[1022]  

Kadın, geceyi, özgür bir şekilde geçirdi. Bunların hepsi birer istiaredir. Elbisenin harîri/ipeği: İnce olanıdır. Yüce Allah buyurur: Oradaki elbiseleri de ipekten olur.[1023]

 

H-r-b

 

kelimesi, bildiğimiz savaştır. ise, savaşta karşı taraftan zorla alınan şeydir. Ayrıca, savaşta ele geçen her şeye denmiştir. Onun için: savaşta ele geçen pek çok ganimet olur denir.[1024]

Savaş, mana yönünden ganimetten alınmıştır. deyimleri, soyuldu, soyulmuş adam anlamına gelir, ise, savaşı kışkırtmaktır. savaşta kullanılan bir silah gibi iş gören kişi demektir. Savaşta bilinen bir alettir. Aslı ise, veya tan olup kalıbında gelmiştir. Bu açıdan denmesinin nedeni, deniyor ki: Şeytan ve heva ile savaşmanın yeri olduğundandır.

Ayrıca: Bu adı almasının nedeni, insanın orada dünya işlerinden ve aklının dağınıklığından soyutlanmış olması gerektiğindendir diyenler de vardır. Ote yan­dan, asıl, evin mihrabı deyiminden alınmış olmasıdır; bu meclisin baş tarafıdır; sonra camiler yapılınca, ön tarafları bu adla anılmıştır diye de açıklanmıştır.

Mihrabın aslı mescittedir; bu, mescidin Ön tarafını anlatmak için tahsis edil­miş bir isimdir; evin ön tarafının mihrap diye adlandırılması, mescidin mihrabına benzetilmesindendİr. Bu görüş, sanki daha doğrudur. Yüce Allah buyurur: 

İsteği uyarınca ona, mabetler,  heykeller ...yapıyorlardı[1025].Güneşi gördüğünde onunla savaşır gibi yapan bir haşeredir. ise, çividir. Şekil olarak hirbâ diye bilinen haşereye benzediğinden bu adı almıştır. Ni­tekim benzerlik esas alınarak: ve keler gibi, köpek gibi denmektedir.

 

H-r-s

 

kavramı, tohumu yere atmak ve onu ekin için hazırlamaktır. Ekilene de adı verilir. Yüce Allah buyurur: Haydi ürünleri toplayacaksanız erkenden ekininize gidin diye ...[1026]. Yüce Allah'ın:

Ahireî kazancı isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; fakat onun ahrette bir payı bulunmaz[1027] sözünde dile getiril­mekte olan elde edilmiş imaret manası da düşünüldüğü olmaktadır. Ben, Mekârimu'ş-Şerîa'da dünyanın insanlar için bir ekin, onların da orada çiftçiler ol­duklarını ve ekinlerinin nasıl olduğunu açıkladım.[1028]

Rivayette kaydedilmiştir ki: İsimlerin en doğrusu el-Haris'lir.[1029] Bunun nedeni ise, ismin kazanç manası taşımasıdır. H Dünyanda ahretin için çalış[1030] diye bîr rivayet de vardır.

Yerin sürülmesinde kızıştırma manası düşünüldüğünden denmiştir ki, ateşi kızıştırdım demektir. Aynı şekilde ateşin kendisiyle kızıştırıldığı şeye de adı verilmiştir. Aynı kökten: Kur'ânı çok oku demektir.

Dişi devesini çalıştırdı anlamına gelir.

Muâviye, Ensâr'a: Nevâdihiniz ne oldu? diye sorunca, Onlar: Onları Bedir günü ektik, dediler.  Yüce Allah buyurur: Kadınlarınız sizin ekinlerinizdİr. O halde, ekinlerinize dilediğiniz yoldan varın.[1031] bu, teşbih yoluyla söylenmiş bir şeydir. Kadınlar sayesinde, insanlık türünün devamını sağlayan tohum ekilebilmektedir, tıpkı, toprak sayesinde, her bitki ve hububatın devamını sağlayan tohumların ekilebilmesi gibi. Ekini ve nesli mahvetmeye çalışır[1032] ayeti ise, her iki ekini de kapsamaktadır.

 

H-r-c

 

ve kelimelerinin aslı, iki şeyin toplamı/birleşmesidir. Bazen birleşen şeyler arasındaki darlık düşünülerek kullanılır. Sözgelimi, dar olan şey için: denir. Günah için de adı verilir. Yüce Allah buyurur:

Onlar sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın ...[1033] konusunda size hiçbir zorluk yüklemedi[1034]. Göğsü daraldı da denir. Yüce Allah buyu­rur: Göğsünü, sanki göğe çıkıyormuş gibi, dar ve tıkanık yapar[1035].

Bu ayetteki kavramı, şeklinde de okunmuştur.[1036] Yani: Küfrü ile gönlünü daraltır; çünkü: Küfür, zanna dayalı bir inanç olduğundan neredeyse gön­lün asla rahat kabullenmediği bir durumdur. Nasıl ki, Yüce Allah buyurur:  Allah onların kalblerini mühürlemiştir[1037] ayrıca O halde bu görevi yaparken sakın ruhun sıkılmasın. [1038]Bunun bir yasaklama olduğu da, bir dua olduğu da söylenmiştir. Bir hüküm olduğu ve Senin göğsünü açmadık mı?[1039] ayeti gibi olduğunu sÖyleyen de vardır, ve ise, sakıncalı ve günah olan şeyden sakınan kişidir.

 

H-r-d

 

Kızmak ve öfkelenmekten alıkoymaktır. Yüce Allah buyurur: Ürünleri toplayacaklarından emin olarak erkenden gittiler[1040] yani: Bunu yapmaktan sakınabilirlerdi, buna güçleri yeterdi. de toplulukla düşüp kalkmaktan sakındı de, yeri topluluktan uzak kişi demektir, Senenin yağmurunun kıt olması ve sütü azalan dişi deve demektir. fiili, öfkelendi manasına gelir. kızdırmak demektir. Ön ayaklarının birinde aksaklık olan devedir. de, hayvanları soğuk ve rüzgardan korumak için etrafı çitlerle çevrilmiş yer demektir.

 

H-r-s

 

Yüce Allah buyurur: Oravi sert bekçilerle ve göktaş­ları ile dopdolu bulduk[1041]. ve kelimeleri yeri koruyan/bekçi anlamına gelen in çoğuludur. ve kelimeleri ise, telaffuz yakınlıkları kadar mana açısından da yakındır. Şu farkla ki, daha çok para ve eşya için kullanılır, ise, daha çok mekanlar için kullanılır. Şair der ki:

Dâhis'in geçmesinden önce bekçi olarak kaldım Keşke bu nefesi sonsuza dek burada harcasaydım.[1042]

Deniyor ki: Manası: Harsen, yani, dehran/uzun zaman demektir. Eğer, hars kelimesinin uzun zaman anlamına geldiğinin delili sadece bu beyit ise, bu onu gös­termez; çünkü: Bunun, hal yerine kullanılmış bir mastar olma ihtimali de vardır. Yani: Bekçi olarak kaldım. Uzun zaman ve süre anlammda kullanıldığı, hars keli­mesinden değil, sözün anlamından anlaşılmaktadır.

fiilinin manası ise: Olmak/oluşmak manasını taşıyan diğer kalıplar gibi, korunak sahibi olmak demektir. Dağda geceleyin beklenen şey mana­sına gelir. Ebû Ubeyde der ki: bizzat /korunanın kendisidir. nin çalınan şey olduğu söylenmiştir. fiili bu anlamdadır. Bunun kelimesinden alındığı da düşünülebilir; çünkü: Arapların onu hırsızlık anlamında kullandıkları sabittir.

 

H-r-s

 

Aşırı içimde arzu etmek ve aşın biçimde istemektir. Yüce Allah buyurur: Sen onların doğru yola gelmelerini ne kadar ısrarla istesen de ...[1043] yani: Eğer iradeni onların hidayetinde aşırı biçimde kullansan da. Yüce Allah buyurur: Onları, insanların hayata en düşkünü olarak bulacaksın[1044];

Sen insanların iman etmesini ne kadar ısrarla istersen iste, onların çoğu iman etmeyecektir[1045]. Bunun aslı ise, giysiyi dikkatle soymak anlamına gelen deyiminden alınmıştır. Cildin soyulmasına yol açan bir yaradır. ve de, yağmuru ile yeri adeta soyan bir buluttur.

 

H-r-d

 

Bir şey sayılmayan ve hayrı olmayan şeydir. Onun için ölmek üzere olana adı verilir. Yüce Allah buyurur: Yatağa düşene kadar ...[1046]. Bir şey insanı yıktığında denir. Şair der ki:

Ben hüznün yakaladığı ve yıktığı bir kişiyim:[1047]

Yoksulluk yüzünden kumarda kazanılıp dağıtılan etten başka et yi­yemeyen kişidir.

ise: Çok süslemek, işin zorluğunu kolaylaştırmak gibi edimlerle bir şeyi teşvik etmektir. Bu, aslında haradı/d&ğzvsizliği ortadan kaldırmak gibidir. Tıpkı: /hastalığını bertaraf ettim ve /gözündekinİ temizledim fiilleri gibi. ise, bozdum demektir. Bu da, /Onu pisliğin içine attım, fiili gibidir.

 

H-r-f

 

Bir şeyin harfi, onun kenarı/ucu demektir. Çoğulu, ve 'tur. Kılıcın kenarı, geminin kenarı ve dağın kenarı denir. /hece harfleri, kelimenin uçları/parçalandır. Nahivde Avâmil Harfleri: Kelimeleri birbirine bağ­layan bağlaçlardır. deyimi, cılız/zayıf dişi devedir. Bu, dağın kenarına yada incelikte kelimenin harflerinden birine benzetilmiştir.

Yüce Allah buyurur: İnsanlardan kimi de Allah'a dil ucuyla kulluk eder[1048] bu ifade sonra geleni ile açıklanmış olabilir: Eğer i^/en iyi giderse hoşnut olur. Fakat imtihan amaçlı bir sıkıntı ile karşılaşırsa, sırt çevirir [1049]aynı anlamda: İki taraf arasında yalpalarlar[1050] ayeti vardır.

ve fiilleri de bu manaya yakındır, ise kazanç için bir meslek elde etmeye çalışmaktır, de, bu konuda kendinden ayrılmayan durumudur. saü ve fiilleri gibi.

Mal-mülkün boşadığı mahrum yoksul kişidir. Bir şeyi tahrif etmek, onu eğip/bükmektir. Kalemin tahrifi, sözün tahrifi gibi. Bu; sözü, iki anlama gele­bilecek şekilde ortaya koymaktır.

Yüce Allah buyurur: Kelimelerin yerlerini değiştirerek ...[1051]; Kelimelerin bir kısmının yerlerim değiştirerek ...[1052];

Allah'ın kelâmını işitirler, sonra anlamına akıllan yattıktan sonra, onu bile bile değiştirirlerdi[1053].

ise, içinde sıcaklık ve acı bulunan şeydir. Bu sanki, tatlılık ve sıcaklıktan sapmış gibi bir anlama işaret eder. de bundandır. Peygamberden rivayet edilmiştir ki: Kur'ân yedi harf üzere rivayet edilmiştir ki: Kur'ân yedi harf üzere gönderilmiştir.[1054] Bu konu, Kur'ân'ın faydalarına dikkat çeken risalede uzun uzadıya incelenmiştir.

 

H-r-k

 

denir ki, yakmak demektir, jıj» İse: ateştir. Yüce Allah buyurur: Kasıp kavuranın azabını tadınız[1055]; Ansızın esen bir saniyeline tutularak yanıp kül olsun[1056]; Onu yakınız ve tanrılarınızı destekleyiniz, dediler[1057] kesinlikle yakacağım[1058], bu fiil, şeklinde de okunmuştur.

Bir şeyi yakmak, alev olmadan ona sıcaklık vermektir. Giysiyi vurarak yakmak gibi. bir şeyi eğe ile eğelemek anlamına gelir, diş biledi sözü bundan alınmış bir istiaredir. öfkeden dişlerini gıcırdatmaktır. saç, dağınık hale geldi anlamına gelir. tuzluluğu ile yakan su demektir. alevli bir ateşi bir şeyin içine atmaktır. kınamasıyla yaktı

beni deyimi, İstiare yoluyla kullanılır ve bir kişiyi kınayarak ona aşırı biçimde ezi­yet etmektir.

 

H-r-k

 

Yüce Allah buyurur: Onunla dilini depretme[1059]. sükûnetin/hareketsizliğin zıddıdır. Bu ancak cisimler için söz konusudur ki cismin bir yerden bir yere taşınmasıdır. Bazen denir ki, değişmeyi ifade eder. Parçalarının artması ya da parçalarından bir kısmının azalması da hareket­lenme ile anlatılır.

 

H-r-m

 

kelimesi, ya ilahi açıdan ya da beşeri yönden yasaklanan ya zorla ya da akıl veya şeriat tarafında yahut da emrine uyulan biri tarafından yasaklanmış şey demektir. Yüce Allah buyurur: Süt annelerinin emzirmelerini ona haram kıldık[1060] bu ilahi yönlendirme şeklinde gerçekleşen bir haram kılmadır. Yok ettiğimiz kentlerin, halklara haramdır[1061] ve Kırk yıl boyunca orası onlara haram kılınmıştır[1062] ayetlerindeki haramlıkta bu şekilde yorumlanmıştır.

Kimileri bu zorla haram kılma kısmına girer ilahi yönlendirme değil, Kim Allah'a ortak koşarsa Allah ona cenneti kesinlikle haram etmiştir[1063] ayetindeki haramlık zora dayalı yasaklama örneğidir. Allah onların ikisini de kafirlere haram kılmıştır[1064] ayeti de bu anlamdadır.

Şeriat ile gelen haram kılma ise yiyeceğin yiyeceğe karşılık olarak satılıp a-ralarında bir fazlalığın kabul edilmesi gibidir. Yüce Allah buyurur:

Sonra size esir olarak geldikleri taktirde, size haram olduğu halde, fidye vererek kendilerini kurtarıyorsunuz[1065] bu onların şeriatının hükmüne göre kendilerine haram kılınmıştı. Yüce Allah'ın: De ki; Bana vahy edilenlerde ... hiçbir hayvanın yenmesinin haram kılındığını görmüyorum[1066],

Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık,[1067] ayetleri de bu anlamdadır.

derisi tabaklanmamış kamçı demektir.

Bu Peygamberin (sav) sözünde ifade ettiği tabak ile helal kılınmamış de-mektir: Hangi deri tabaklanırsa artık temiz olur.[1068] Bu, yumu-şamamış olan haramdır, diyenler de mevcuttur.

kavramının bu isimle anılmasının nedeni, Yüce Allah'ın orada pek çok şeyi haram kılmasıdır. Halbuki bunlar başka yerde haram sayılmamıştır.

de böyledir. Bu sıfat insan içinde kullanılır. denir ki, hepsi de Haram Aylar'da olup olmamakla ilgilidir. Yüce Allah bu­yurur: peygamber, niçin Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin gönlünü almak için kendine haram kılıyorsun?[1069] yani: Neden onun haram olduğuna hükmediyorsun halbuki Yüce Allah tarafından belirlenmeyen hiçbir haram kılma, bir değer ifade etmez: Sırtlan harcım kılınmış birtakım hayvanlar[1070] gibi. Yİne buyurur ki: Daha doğrusu Biz her şeyden mahrum kaldık,[1071] yani: yücelik yönünden men edilmişlerdir.

Mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardı.

[1072]ayeti ise rızkı başkasına genişleüldiği gibi genişletilmeyen kimse demektir, bununla kast edilen köpektir diyenler ise bu sözü tenkid eden bazılarına anladığı gibi bunun bir köpek ismi olduğunu söylemiş değildir, bu sadece darbu mesel bağlamında söylenmiş bir ifadedir çünkü köpek insanların çoğu zaman mah­rum bıraktığı yani bir şey vermediği bir hayvandır. Kelimeleri de bu anlama işaret eder. ifadesi İse, keçinin erkeğini istemesinden kinayedir.

 

H-r-y

 

yani harasını kast etti. Yani yanını, bir tarafını. da bu anlama gelir. Yüce Allah buyurur: Müslüman olanlar, doğruyu arayıp bulanlardır.[1073] Herhangi bir şeyin azaldığını anlatır. Bu, sanki haraya yapışıp kaldı, uzamadı demektir. Şair der ki:

Kişi tamam olduktan sonra geriye sayar:[1074]

Allah, ona hâriye bir ejderha attı deyimi de, bundandır. [Yani: Allah, ona, yaşlanıp küçülmüş bir zehirli yılan demek olan bir gönderdi.]

 

H-z-b

 

Sertliği/gücü olan bir topluluktur. Yüce Allah buyurur: Sonra iki gruptan hangisinin ne kadar uyuduklarım doğru olarak hesap edebileceğini belirlemek üzere ...[1075]; Bunlar şeytanın taraftarlarıdır[1076]; Mü'minler düşman ordu­larını gördükleri zaman[1077], bu Peygamberle savaşmak için toplanmış olan kuvvetlerdir.

Gezip gelecek olanlar, Allah'ın tarafını tutanlardır[1078] yani; Allah'ın yardımcıları. Yüce Aflah buyurur: Bunlar, düşman birliklerinin (Medi­ne'den) girmediklerini sanıyorlardı. Bu birlikler tekrar gelmiş olsalardı, kendileri­ni çölde bedevilerin yanında bulunup, sadece sizin haberlerini sormayı dilerlerdi[1079] yani, uzağı: Mü'minler düşman ordularını gördükleri zaman[1080].

 

H-z-n

 

ve Yerdeki sertlik ve gönüldeki sertlik demektir. Bu kişinin üzüntüsünden  dolayıdır.  Zıddı  ise,  ferahlık/sevinçtir.  Sertlik üzüntü  ile ifade edildiğinden denir ki kişiyi üzmek demektir. Bu anlamda denir.

Yüce Allah buyurur:...ne kaybettiğinize ve ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz diye ....[1081]; İçimizdeki üzüntüyü gideren Allah'a hamd olsun.[1082] üzüntüden gözlerinde yaş aktığı halde dönüp gidenler ...[1083]; Ben üzüntümü yalnız Allah'a şikayet ediyorum[1084]; Sakın üzülmeyiniz[1085]; Ve üzülme[1086] bu üzüntüye kapılmayı yasaklamak değildir. Çünkü, üzüntü istemekle elde edilmez. Öyleyse, burada asıl olan, üzüntüye yol açan ve onu kazanmaya sebebiyet veren şeylerle meşguliyetten sakındırmaktır. Şair de şu bebiyet veren şeylerle meşguliyetten sakındırmaktır. Şair de şu sözüyle bu manaya işaret etmiştir:

Kim kendisini üzen bir şey görmek istemiyorsa, kaybolduğunda üzüleceği bir şey edinmesin.[1087]

Bu ayrıca, insan için, dünyanın gerçek mahiyetini düşünmesi konusunda bir teşviktir. Böylece kişi, onun bir belasına uğradığında, onu tanıdığından büyük bir felaket saymayacaktır. İnsanın kendini küçük zorluklara alıştırması gerekir ki, da­ha büyüklerine katlanabilme gücünü elde etsin.

 

H-s-s

 

kelimesi duyu demektir. Bu da duyu organları ile algılanabilen varlık­ların kendisi ile algılandığı kuvvettir. ise, beş duyu demektir. Bu fiil şeklindedir. Bu da iki şekilde kullanılır:

Birisi: denmesidir. Onu hissimle buldum. Bu aynen ona yardım ettim ve onu korudum fulleri gibidir.

İkincisi: Onun duyusuna isabet ettim şeklindedir. Bu da, yüreğinden vurdum ve îftti kalbinden vurdum fiilleri gibidir. Bazen bu şekilde vuruş, ölüme yol açabildiğinden, ölüm de bu fiille ifade edilmektedir. Bu bağlamda denir ki, öldürdüm demektir. Yüce Allah buyurur: Siz Allah'ın izniyle onları Öldürürken, ...[1088].

ise, öldürülendir. Kızartılmış çekirgedir. Soğuk, bitki için öldürücüdür. Bir kişinin infialini anlatır. ise, bildim ve anladım gibidir, fakat bu ancak duyu yönünden algılanan şeyler için kul­lanılır. de, bunun iki sîn' inden birinin yâ'a dönüşmüş şeklidir.

fiilinin gerçek anlamı, duyularımla algıladım demektir. onun gibidir; fakat, tahfif/kolaylık için İki sîn'inden biri hazf edilmiştir. Tıpkı c gibi. Yüce Allah'ın: İsa, onlardan kafirliği hissedince[1089] ayeti ise, kafirliğin onlardan anlaşılacak derecede olması şöyle dursun, gözle görülebilecek kadar açık bîr şekilde ortaya çıktığına dikkat çekmedir,  

Bu zalimler azabımızın gelip çattığını hissettiklerinde derhal şehirlerinden kaçmaya koyuluyorlardı.[1090]

Şimdi onların hiçbirini ortalıkta hissediyor musun?[1091] ayetleri de bunun gibidir. Hareket de ve diye ifade edilmiştir. Yüce Allah buyurur:

Onlar onun uğultusunu duymazlar[1092]. ise, kötü ahlakı ifade eder. Bu, kelimenin ve formunda söylenmesidir.

 

H-s-b

 

sözcüğü, sayıların kullanılmasıdır. Fiil, şeklindedir. Yüce Allah buyurur: Yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz diye[1093] geceyi dinlenme zamanı, güneş ile ayı zaman ölçme birimi yaptı[1094]. Onun hesabını Allah'tan başkası bilmez diye bir deyim vardır. Yüce Allah buyurur: Gökten gelen bir afete uğratarak ...[1095]; deniyor ki: Bunun manası, ateş ve azaptır. Fakat bu aslında, insanın ameli dolayısıyla hesaba çekildiği ve cezalandırıldığı şeydir.

Hadiste, Peygamberin (sav) rüzgar hakkında şöyle dediği bildirilmiştir: Allahım! Onu azap ve husbân yapma.[1096] Yüce Allah buyurur: Biz de onu çetin bir hesaba çektik[1097]. Bu, kimin hesabı tam görülürse, azap görür rivayeti[1098] gibidir. Yüce Allah buyurur: İnsanların hesabı yaklaştı[1099]; Kıyamet anı yaklaştı[1100]; Hesap görücü olarak biz yeteriz..

yamet anı yaklaştı[1101]; Hesap görücü olarak biz yeteriz[1102]; Keşke şu hesabımı hiç görmemiş olsaydım[1103] Ben hesabımla karşılaşacağımı biliyordum[1104] kelimenin sonundaki hâ harfi duruştaki uyum içindir; ve gibi.

Yüce Allah buyurur: Hiç şüphesiz Allah'ın hesaplaşması pek çabuktur[1105];

Bunlar Rabbinin katından bir karşılık olarak ölçülü bir bağıştır[1106] deniyor ki: Bu, yeterli de-mektir.  Kimisi  de:   Bu, insana  kendi çalışmasının karşılığından başkası yoktur.[1107] ve Dilediğine hesapsız bir şekilde rızık verir[1108] ayetlerinde işaret edilen şey demektedir. Bunun değişik yorumları vardır:

Birincisi: Ona, hak ettiğinden fazlasını vermesidir.

İkincisi: Ona verip, bir daha ondan almamasıdır.

Üçüncüsü: İnsanın dökümünü yapamayacağı bir bağış vermesidir. Şairin şu sözü gibi:

[1109]

Dördüncüsü: Sıkışmadan vermesidir. Bu, sıkıştırdım demek olan sö­zünden alınmıştır.

Beşincisi: Hesapladığından/beklediğinden fazlasını vermesidir.

Altıncısı: Onların hesaplarına göre değil, bildiği maslahata göre vermesidir. du, y uce Allan İnsanlar küfürde birleşen bir tek ümmet olmayacak olsaydı, Rahman'ı inkar edenlerin evlerinin tavanları ve üzerine binip çıkacakları merdi­venleri gümüşten yapardık[1110] ayetinde dikkat çektiği husus gibidir.

Yedincisi: Mümine vermesi ve kendisini onunla hesaba çekmemesidir. Bu da şöyle olmaktadır: Mümin, dünyadan ancak zorunlu olanı, zorunlu olduğu kada-rfyla, zorunlu olduğu zaman alır. Harcaması da böyledir. Kendi nefsini hesaba çeker; bu nedenle Allah onu, zarar göreceği bir şekilde hesaba çekmez.[1111]

Rivayette belirtildiği gibi: Kim dünyada  kendini  hesaba  çekerse,   Yüce Allah  onu  kıyamet gününde  hesaba

Sekizincisi: Yüce Allah, kıyamet gününde müminlere hak ettikleri kadarıyla mukabele etmez; aksine daha fazlasıyla karşılık verir. Yüce Allah'ın buyurduğu gibi: Kim, Allah'a karşılıksız güzel borç verirse Allah da bu borcu ona kat kat fazlası ile öder[1112].

Yüce Allah'ın: Onlar cennete girerler ve orada kendilerine hesapsız nzıklar verilir[1113] sözü ile İşte bizim bağışımız budur; İster ver, ister tut, hesapsızdır[1114] sözü de bu anlamlardadır. Son ayetin anlamı hakkında: Hesaba çekilmeyecek olan biri gibi dilediğin tasarrufta bulun demek olduğu da söylenmiştir. Yani: Ol­ması gerektiği gibi, olması gerektiği zamanda, olması gereken için al. Harcarken de aynı şekilde. ve Kİşİyİ hesaba çekendir.  Hesap ile kişiye karşılığını veren için de kullanılır.

yeterlilik anlamında kullanılır. Allah bize yeter[1115] yani: O, bize yeter, Onlara cehennem yeter [1116]Hesap soran olarak Allah yeterlidir[1117] yani: Gözeten, ona göre kendilerini hesaba çeken.

Onların hesabından sana ve senin hesabından onlara bir şey düşmez[1118] sözü ise, Siz kendinizden sorumlusunuz, eğer siz doğru yolda olursanız sapıklar size zarar veremez[1119] ve Onların neler yaptıklarını ben bilemem; onların hesabını görmek, sadece Rabb'ime düşer.[1120] ayetleri gibidir.

Kimileri der ki: Onlara yetmek senin görevin değildir; aksine, Allah hem on­lara hem de sana yeter demektir. Bu: Ölçülü bir bağıştır[1121] sözü gibidir; yani: yeterlidir, demek ki, şh bana yeter sözü bağlanımdadır. Kimisi ise: onların amellerini kastetmiş fakat onu, amellerin son noktası olan hesap adını vermiştir, der. da denir ki: Allah katında kendisi İçin bir rah­met/mağfiret aracı saydı, demektir.

ise, Yüce Allah katında kurtuluşa vesile olacak şeyi yapmaktır. Elif. Lam. Mim. İnsanlar ...mı sanıyorlar?[1122]; Yoksa kötülük işleyenler ... mi sanıyorlar?[1123]; Sakın, Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma[1124]; Sakın Allah'ın, peygamberlerine yöne­lik vaadinden cayacağını sanma[1125]; Yoksa ko­layca Cennet'e gireceğinizi mi sandınız?[1126]. Bunların hepsinin mastarıdır.

İki zıt şeyden biri lehinde karar verirken, diğerini hiç aklına getirmemek­tir. Böylece onu hesaplar ve parmakları ile onu sayar. Bu, içinde şüphenin kalabileceği bir şey niteliğindedir. Zan da buna yakın bir anlam taşır. Şu farkla ki, zanda kişinin ak­lına zıt olan iki şey beraber gelir, ama sonunda biri diğerine üstün çıkar.

 

H-s-d

 

Hakkedenin elindeki nimetin elinden alınmasını arzu etmektir. Bazen, bu istekle beraber, onun elinden alınması için çalışmak da bulunur. Rivayete göre: Mümin, gıpta eder; münafık ise, haset.[1127] Yüce Allah buyu­ Sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü ...[1128];  ye haset ettiği zaman kasetçinin şerrinden[1129].

 

H-s-r

 

kelimesi, giyinik kişinin üzerindekileri çıkarmasıdır. Bu anlamda kolu sıvadım deyimi vardır. ise, üstünde ne zırhı ne de miğferi olan de,   süpürge  demektir. deyimi,   bilgi/deneyimden astf ise, eti ve gücü kaybolmuş dişi deve demektir.da bu kişidir. kinayedir. anlamdadır.

Potansiyel güçlerini işlemekten aciz olandır. Aciz kimseye ve adı da verilir. denmesi, onun potansiyel güçlerini bizzat kendisinin kullanmaktan aciz olması; denmesi ise, yorgunluğun onu bunları kullanmaktan alıkoyması düşünüldüğündendir.

Yüce Allah'ın: Gö^ aradığı kusuru bulmaktan umudu kesmiş yorgun ve bitkin bir halde sana döner.[1130] sözü ise, hem hem de manasında olabilir. Yüce Allah buyurur:

Kınanmış ve eli boş kalmış bir halde oturuverirsin[1131].

kelimesi ise, elinden kaçırdığına üzülmek ve buna pişman olmaktır. Sanki, cahillik, kişinin elini kolunu bağlamış ve yapacağını ona yaptırmıştır; yada aşırı üzgünlükten onun kuvvetlerini kontrol etmiştir, veyahut, elinden kaçıp giden­lere ulaşmasına mani olan bir yorgunluk kendisini yakalamıştır.

Yüce Allah buyurur: Allah bu asılsız saplantıyı onların kalplerine çöreklenen acı bir hayıflanmaya dönüştürsün diye ...[1132] Doğrusu Kur'ân kafirler için bir üzüntüdür.[1133] Kişinin: Allah'a karşı aşın gitmem­den dolayı bana yazıklar olsun![1134] Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını hayıflanmalar biçiminde gösterir.[1135] Yazıklar olsun şu kullara ...[1136]. Me­lekleri tanımlarken ise, söyle buyurmaktadır: katındakiler hiçbir büyüklük kompleksine kapılmaksızın ve hiç bıkmaksızın O'na ibadet ederler [1137]bu ifade, şeklinde söylenmesinden daha etkilidir.

 

H-s-m

 

kelimesi, bir şeyin etkisini bertaraf etmektir. Bu anlamda: denir ki: Kesip kökünü kazıdı demektir. Aynı nedenle, kılıca da adı verilmiş­tir. Dağlamak suretiyle hastalığın etkisini kırmaktır. Dokunduğu kişinin izini silip süpüren uğursuzluğa denmiştir. Yüce Allah buyurur:

Onu, ... ve sekiz gün, aralık vermeksizin ...[1138] deniyor ki: Bu, onların izlerini silendir. Onların, haberlerini silip süpürendir de denmiştir. Kimisi ise: On­ların ömürlerini kesenlsona erdirendir demiştir. Bu yaklaşımların hepsi de bu ge­nel ifadenin kapsamına dahildir.

 

H-s-n

 

Her hoşa giden, arzu edilen şeyi ifade eder. Bu da üç çeşittir:

Akıl tarafından güzel görülen şeyler.

Arzu tarafından güzel görülen şeyler.

Duygu tarafından güzel görülen şeyler.

İnsanın canı, bedeni ve şartları için elde ettiği bütün sevindirici nimetlere denir. Bunun zıddı ise, dir. Bu, hayvan kelimesinin at, insan ve benzeri değişik türleri içeren müşterek/ortak kullanılan kelimelerdendir. Buna göre Yüce  Allah'ın:  Eğer onlar bir iyilikle karşılaşırlarsa: Bu Allah'tandır, derler[1139] yani: Bolluk, genişlik ve zafer. Fakat, başlarına bir kötülük gelirse[1140] yani: Kıtlık, darlık ve zarar. Bu senin yüzündendir derler. Onlara de kî; Hepsi Allah'tandır[1141].

Aynı şekilde: Onlar bir iyilikle karşılaşınca: Bu kendimizden kaynaklanıyor, derler.[1142] Sana dokunan her iyilik Allah'tandır.[1143] yani: Sevap. Sana dokunan her kötülük de[1144] yani: Azap.

arasındaki farka gelince; Hem şahıslar hem de olaylar için kullanılır. de bir vasıf olarak kullanıldığında böyledir. Bir isim o-larak geldiğinde ise, olaylarda kullanılması daha yaygındır ise, sadece olay-]ar için kullanılır, şahıslar için kullanılmaz.

de genel kullanımı itibariyle daha çok, gözlere hoş görünen şeyler için kullanılır. Bu anlamda ve /güzel adam ve  ve /güzel kadın denir. Kur'ân'da geçen kavramı çoğu zaman, basiret yönünden güzel görünen şeyler için kullanılır.

Yüce Allah'ın Onlar, sözü dinleyen ve onun en güzeline uyanlardır[1145] sözünde geçen ahsen ise, şüpheden uzak o-landır. Peygamberin buyurduğu gibi: Bir şeyde şüpheye düştüğünde onu terk et.[1146]

İnsanlara güzel söz söyleyin[1147] ayetinde geçen huşun, güzel söz demektir. Yüce Allah buyurur: Biz insana ana-babasına iyi davranmayı tavsiye ettik.[1148] Bizim için beklediğiniz sonuç iki iyiden, yani zaferden veya şehit düşmek­ten biri değil mi?[1149]; İman eden bir topluluk için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?[1150].

Eğer: O'nun hükmü hem kesin inanan hem de kesin inanmayan için güzel­dir; neden özelleştirilmiştir diye sorulursa, denir ki: Amaç, onun güzelliğini ortaya çıkarmak ve onu görebilmektir. Bu ise, ancak arınan ve Yüce Allah'ın hikmetini fark edebilenler içindir; cahiller için değil.

İhsan ise. iki şekilde kullanılır:

Birincisi: Başkasına iyilik yapmak. Falana iyilik yaptı denir.

ikincisi: Kişinin işinde mevcut olan iyiliktir. Bu da, güzel bir ilim öğrenmek ve güzel bir amel yapmak gibi şeylerdir. Müminlerin Emiri'nin:

insanlar, iyiliklerinin çocuklarıdır sözü de bu anlamdadır.[1151] Yani: Bildiklerine ve yaptıkları güzel amellere mensupturlar.

Yüce Allah'ın: O Allah ki, her şeyin yaratılışını güzel yaptı[1152] ayeti de bu anlamdadır. kavramı, fiiî] kavramından daha geneldir. Yüce Allah buyurur: Eğer, iyilik ederseniz, kendiniz için iyilik edersiniz[1153]; Allah size adaleti, iyiliği, emreder[1154]. Demek ki, ihsan, adaletin üstündedir; şöyle ki: Adalet, kişinin vermesi gerekeni vermesi ve alması gerekenin en azını almasıdır. İhsan İse, vermesi gerekenden fazlasını vermesi, alması gerekenden daha az almasıdır,[1155]

Buna göre, ihsan, adaletin ötesindedir. Adaletin gereğini yapmak va­cip/zorunludur. İhsanda bulunmak ise, mendup ve sünnettir. Yüce Allah'ın:  

İyilik eden bir kişi olduğu halde Allah'a yüzünü teslim edenden daha güzel din sahibi kim olabilir?[1156] ve Öldüren ona gereken diyeti güzellikle ödemelidir[1157] ayetleri de bu an­lamdadır. Onun için Yüce Allah, muhsinlerin/ihsanda bulunanların sevabını bü­yütmüş ve şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Allah, iyilik yapanlarla beraberdir.[1158] Allah, iyilik edenleri sever[1159]; İyilik yapanlara karşı kınama/suçlama yolu yoktur[1160]; Bu dünyada iyi davrananlar iyilik görürleri[1161].

 

H-ş-r

 

kelimesi, bir topluluğu yerinden çıkarmak ve onları savaş vb şeylerle sürmektir. Rivayette: Kadınlar, haşir edilmez denmiştir. Yani: Onlar savaşa götü-rülmez. Bu fiil hem insan hem de diğer varlıklar için kullanılır,   denir ki: Kıtlık, onların tüm mallarını alıp götürdü demektir. Haşr, sadece topluluklar için kullanılır.

Yüce Allah buyurur: ve adam toplayacak elçilerini bü­tün kentlere gönder[1162]; Her taraftan toplanıp gelen kuşları da...[1163]; Yabani hayvanlar bir araya toplandığı zaman[1164]; ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız.[1165]; Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan or­dusu toplanarak disiplinli bir halde bir araya gelerek, düzgün saflar halinde ve

uygun adımlarla yürüyüşe geçti[1166].

Kıyametin nitelendirirken de şöyle buyurmuştur: insanlar toplatılınca, puttan onlara düşman olurlar[1167] hepsini huzurunda bir araya getirecektir[1168]; göz arcfr etmeksizin tüm insanları bir araya toplarız.

[1169]Kıyamet günü, haşir günü diye adlandırılmıştır. Ba's ve neşir günü diye de adlandırıldığı gibi. deyimi, kulaklarında yaygınlık ve keskinlik bulunan adam demektir.

 

H-s-s

 

Şimdi, gerçek ortaya çıktı[1170] yani: Açıklık kazandı; Bu da, üzerini örten şeyin kalkmasıyla olmuştur. ve fiili, ile fiilleri gibidir. fiili bir şeyin bir kısmını kesmektir. Bu doğrudan kesmek anlamına da, hüküm yoluyla kesmek anlamına da gelebilir. Birincisine ör­nek şairin şu sözüdür:

Miğfer, başımı kesti.[1171]

Yine bu anlamda denir ki, saçlarının bir kısmı kesilmiş kişi demek­tir. /saçının bir kısmı kesik/uğursuz kadın. Uğursuzluğu nede­niyle, İnsanların hayırlı şeylerinin kesilmesine yol açtığı düşünülen adam, demek­tir. toplamın bir parçasıdır. Bu, nasip/pay gibi kullanılır.

 

H-s-d

 

aslı, ekinin kesimidir. Hasat ve hisat zamanı da cedâd ve cidâd zamanı sözü gibidir. Yüce Allah buyurur: Hasat günü haklarını ve­riniz[1172]; bu zamanında yapılan güzel hasat demektir.

Dünya hayatı şuna benzer: Biz gökten su yağdırdık, su sayesinde yörenin çeşitli bitkileri birbirine karıştı, insanların yiyeceği bitkiler ile hayvanların yiyeceği bitkiler iç içe girdi. Sonunda bu yöre süsünü takındı, alabildiğine güzelleşti, yöre halkı da bu ürünleri artık ellerine geçirilmiş sayıyorlardı. Derken emrimiz ona gece veya gündüz geldi, onu, dün hiçbir şey değilmiş gibi, biçilip atılmış bir hale getirdi.[1173]; bu ise, zamanı gelmeden yapılan hasattır ve ekinin kırılması anlamına gelir.

Kılıç onları biçti deyimi de bundan alınmış bir istiaredir, Yüce Allah'ın: Bu şehirlerin kimisi halâ duruyor, kimisi de biçilmiş ekin tarlasına dönüşmüştür.[1174] ayeti ise, biçilmiş demektir ve:

Böylece, zalimler güruhunun arkası kesildi/soyu kurudu[1175] ayetinde işaret edilen durumları anlatmaktadır.

akJı Ve biçilecek taneli ekinler bitirdik.[1176] ayetinde geçen de gıda olarak kullanılan maddelerin hasadıdır. Peygamber (sav) : insanları burunları üstünde ateşe atan dillerinin hasatlarından başkası değildir[1177] sözü ise, bir istiaredir.

sağlam yapılı ip, /sağlam zırh, /bol yapraklı ağaç deyimleri de bundandır. ifadesi ise, birbirini güçlendirdi demektir.

 

H-s-r

 

Sıkıştırmak demektir. Yüce Allah buyurur: Yakalayıp hapsediniz[1178]; yani: Onları sıkıştırın. cehennemi kâfirler için içinden çıkılmaz bir kale yaptık[1179]; yani: Havuz. Hasan der ki: Manası: Beşiktir. Kendisi, bunu: Onlara bir cehennem döşeği verilir[1180] ayetinde söz konusu edilen, kumlanmış hasır gibi düşünmüştür. Birinci ayette geçen ikincisindeki ise, anlamındadır; çünkü: Hasır, katlarının birbirini kapatmasından bu ismi almıştır. sözü ise:    

Boyunları bükük işaretler gibi, sanki onlar Hasîr'in kapısında duran birer cindir.[1181]

Yani: Hükümdarın önünde. Hükümdara bu ismin verilmesi, ya gibi,  olmasından yada koruduğuna kimsenin el uzamayacağı anlamında bir koruyan olması anlamına gelen oluşundandır. Yüce Allah'ın: Efendi   ve  iffetli...   [1182]ayetinde   geçen ise,   kadınlara dokunmayan erkek demektir. Bu, ya iktidarsızlıktan yada iffet ve şehveti bertaraf etmeye çalışmaktan kaynaklanır. Ayette ikinci anlamın kastedildiği daha açıktır. Çünkü   insan   bununla,   övgüyü   hak   eder. ve Ka'be   yolundan

düşman gibi açık bir engel olmasında da, hastalık gibi gizli bir enge-lin olmasında da kullanılır. Onun için Yüce Allah'ın: Eğer yoldan alı-konulursanız ...[1183] sözü, her iki anlama alınmıştır; Kendilerini Allah yoluna adamış fakirlere ...[1184] ayeti de bunun gibidir. Yada tertemiz bir gönülle size gelenler...

[1185]ayetindeki ise, cimrilik ve korkaklıkla göğüsleri daralanlar demektir. Bu hallerinin böyle ifade edilmesi, onun göğüs darlığı ile dile getirilmesi, zıddının ise, iyilik ve genişlik kelimeleriyle anlatılması gibidir.

 

H-s-n

 

kale kelimesinin çoğulu dur. Yüce Allah buyurur:

Onlarda   kalelerinin,   kendilerini  Allah'tan   koruyacağını   sanmışlardı[1186]; Onlar sizinle toplu olarak savaşamazlar, ancak müstahkem şehirlerde ...[1187] yani: Sağlamlıkta kaleler gibi kı­lınmış. Kaleyi mesken edinmektir. Korunma amaçlı her tür sığınmanın da

bununla dile getirilmesi uygun görülmüştür. İnsan bedenini bir kale gibi korudu­ğundan kale gibi zırh; süvarisini bir kale gibi koruduğundan kale gibi at denmesi de bundandır. Bu açıdan şair der ki:

Anladım ki, asıl kaleler, atlardır; şehri kuşatan surlar değil.[1188] Yüce Allah buyurur: Bu süre içinde, ayıracağınız az mik­tardaki tohumluklar dışında ...[1189] yani: Siz, kale gibi muhkemleşti-rilmiş yerlerde korunuyorsunuz. Bu anlamda deyimi de vardır ki, mazbut kadın demektir.

kelimesinin çoğulu, dur; çoğulu ise, dır. Namuslu ve saygın olan kadına denir. Yüce Allah buyurur: Irzını korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de ...[1190]. Ve fiilleri de bundandır. Yüce Allah buyurur: 'jŞ ou Eğer evli iken zina işlerlerse...[1191] yani: evlenince.

evlenince demektir. Buna göre Korunmuş demektir. Bu, kişinin ya iffetiyle yada evlenmek suretiyle kendisini korumasıdır. Özgürlük ve şerefine düşkünlükten dolayı da korunmuş olabilir. Bu sıfat bir kadın için hem fail hem mef ûl formunda kullanılarak: denir. dendiğinde koruması bizzat kendisinden olan özelliği düşünülmüş olunur.

dendiğinde ise, koruması başkası tarafından sağlanan özelliği düşü­nülmüş olur. Yüce Allah buyurur: Onlar­la; namuslu olmaları, zinadan uzak durmaları halinde ...ve kendilerine normal şartlara uygun miktarda mehir veriniz.[1192] ardından da:  

Sğer ev/i ifcen zi/jfl yaparlarsa kendilerine Özgür kadınlara verilecek cezanın yansını uygulayınız[1193]. Onun için denmiştir ki, evlendirilmiş olan kadınlardır. Kocasının onu koruduğu düşünüldüğünden böyle denmiştir.

Ve ev/ı kadınlar ...[1194] sözünden sonra gelen: Haram kılınmıştır[1195] ayetinde geçen mutlaka üstün ile okunmalıdır. Diğer yerlerde geçenler ise, hem üstün hem de esre ile okunabilir;

Çünkü: Kendileriyle evlenilmesi haram kılınanlar, evli kadınlardır; namusunu ko­ruyanlar değil. Diğer yerlerde geçen kavramı ise, her iki anlama da gelir.

 

H-s-l

 

bir şeyin özünü/içini kabuğundan çıkarmaktır. Taş madeninden altın ve başaktan buğdayın çıkarılması gibi. Yüce Allah buyurur: Kalplerde olanlar ortaya konulduğu zaman[1196], yani içindekiler ortaya çıkarılıp toplandığı zaman. Özün kabuktan çıkarılıp top­lanması gibi, yada hesapta toplamın ortaya hesapta toplamın çıkarılması gibi. Bu açıdan tanelerin kabuğu ve işe yaramaz değersiz şeylere denir.  

Atın yediği şeyden dolayı karnının ağrimasıdır. Kuşların gıdalarının biriktiği kursaklarıdır.

 

H-s-y

 

sayı ile elde edilen bilgidir. Bu açıdan şunu saydım denir, bu da lafzından alınmıştır. Bu kelimenin burada kullanılmasının nedeni onla­rın sayı sayarken bizim parmaklarımızla saydığımızı onların küçük taşlarla sayma­larıdır. Yüce Allah buyurur: bai O onların durumlarını ve tutumla­rını bilgisi ile kuşatmış, her şeyi sayıp dökmüştür.[1197] yani: Onu topladı ve kuşattı.

Peygamber (sav) buyurmuştur ki: Kim onları sayarsa cennete  girer.[1198]  Yine  buyurmuştur  ki:

Kurtaracağın bir can senin için haddi hesabı olmayan bir hükümdarlıktan daha iyidir.[1199] Yani; azaptan kurtaracağın; yani kendi nefsinle uğraşman hükümdarlıkla uğraşmaktan daha iyidir.

Yüce Allah buyurur: bu geceyi gereğine dayanamayacağı­ bildiğinden...[1200]. Rivayet edilir ki: dosdoğru olunuz her şeyi elde edemezsiniz[1201] buyurmuştur, yani: Onu, tamamı ile elde ede­mezsiniz. Hepsini yapmak ve elde etmek önündeki engel ve mazeret hakkın sadece bir bâtılın ise, pek çok olmasıdır, hatta hak, bâtıla oranla daire içindeki bir nokta veya hedefteki isabet noktası gibidir. Ona isabet etmek çok zordur.

Peygamberden (sav) rivayet edilen: Hud ve kardeşleri beni ihtiyarlattı sözü de buna işaret etmektedir. Soruldu ki: Onların seni ihtiyarlatan ö-zelliği nedir? buyurdu ki:  Sana emredildiği gibi dosdoğru ol[1202]  sözüdür.

Dil   bilimciler  der  ki: sayamazsınız  demek,  onun   sevabını sayamazsınız anlamındadır.

 

H-d-d

 

Teşvik etmektir. Tıpkı gibi. Şu farkla ki: ıii- sevk ve yürüyüş ile olur, ise, bununla olmaz. Bunun aslı 'dendir. Bu da yerde karar kılmak, yerleşmek anlamına gelir. Yüce Allah buyurur: Yoksulu doyurmaya önayak olmazdı[1203].

 

H-d-b

 

yakıt demektir. Ateşin kendisi ile kızıştırıldığı şeye de denir. Cehennem odunusunuz[1204] ayeti bu maddeden olarak şeklînde de okunmuştur.[1205]

 



[1] 2/Bakara 61

[2] Şair, Lebîd. Bkz. Dîvân'ı, s. 146; el-Mücemmel, I, 27; Şemsu'l-UİÛm, I, 219.

[3] 12/Yûsuf 65

[4] 12/Yûsuf 88

[5] 30/Rûm 4

[6] 8/Enfâl 47

[7] 28/Kasas 58

[8] 26/Şuara 130

[9] 44/Duhan 16

[10] 54/Kamer 36

[11] 85/Buruc 12

[12] 22/Hac 62

[13] 7/A'râf 118

[14] 3/Al-i İmrân 71

[15] Şair Teebbeta-Şerran. Bkz. Divanı, s. 112; el-Eğânî, XVIII, 217; Fârisî, Idâhu'ş-Şi'r, s. e ı zî' $erlw'l-Hamâse, II, 26. Bu şiirin bilinen rivayeti ise, lle-evvelu batlın yerine //e-fV / BMttn Şeklindedir ve .îavoito i7Jt oJt/û ÖfeceJfe AûikâV anlamına gelir. Müellif, burada yan-l]? nakletmiş olabilir.

[16] 8/Enfal 8

[17] 30/Rum 58

[18] 40/Mu'min 78

[19] 53/Necm 32

[20] Şair, Ali b. Cebele Akûk et-Tûsî hakkında söylemiştir. Bkz. Divan'ı, s. 74; İbnu'l-Hanbelî, İkdu'l-Halâsfî Nakdi Kelâmı'l-Havâs, s. 200, Kâlî, Zeylu'l-Emâlî, III, 96; el-Eğânî, XVIII, 113.

[21] 6/En'âm 120

[22] 6/En'âm 151

[23] Bu söz Hz. Ömer'indir. Bkz. Ebû Nuaym, el-Tıbbu'n-Nebevî, ei-Makâsidu'l-Hasene, s. 124, 144; Keşfu'l-Hafâ', I, 268.

[24] 3/Al-i İmrân 118

[25] Hadis. Bagavinin ifade ettiği gibi, sahihtir. Mesai, VII, 157; Ahmed, III, 237; ve Tirmizi '2370) tahriç 70 hasen sahihtir, demiştir. Bkz. Şerhu's-Sunne, X, 75.

[26] 43/Zuhruf 84

[27] 6/En'âm 103

[28] 31/Lokmân 20

[29] 4/Nisâ 72

[30] 16/Nahl 78

[31] 6/En'âm 36

[32] 58/Mücâdele 6

[33] 64/Teğâbun 7

[34] 3 l/Lokman 28

[35] 30/Rûm 56

[36] 5/Mâide 31

[37] 16/Nahl 36

[38] 23/Mu'minun 44

[39] 18/Kehf 12

[40] 16/Nahl 84

[41] 6/En'âm 65

[42] 2/Bakara 259

[43] 6/En'âm 60

[44] 9/Tevbe 46

[45] 82/İnfitar 4

[46] 4/Nisâ 167

[47] 41/Fussilet 44

[48] 11/Hud 83

[49] 11/Hûd 95

[50] Şair, Nabiğa ez-Zübyânî'dir. Bu şiiri müallakasından bir beyittir. Bkz. DîvârCh s- 33; en-, Şerhu'l-Muallakat, II, 166.

[51] 23/Mu'mînun 41

[52] Mu'minun 44

[53] 34/Sebe' 8

[54] U/Hûd 89

[55] 12/Yûsuf 72

[56] 2/Bakara 36

[57] 6/En'âm 129

[58] 29/Ankebût 25

[59] 43/Zuhruf 63

[60] Şair, Lebid. Bu Muallaka'kından bir beyittir. Bkz. Dfvâ/i'ı, s. 175; Şerhu'l-Muallakât, I, 161. Sa'leb der ki: Dilbilimciler, ha'd kelimesinin birçok şeyden bir şey veya bir şeyden bir şey olduğunda icma etmişlerdir. Hişam hariç. O, Lebîd'in Yada bazı kişileri İmamları kendisine bağlar sözünde ba'di çoğul olduğunu iddia etmiş ve yanılmıştır. Bu onun yaptığı hatalardan değildir. Lebîd'in ba'du'n-nufüs sözünden kastı bizzat kendisidir; yani, tektir, çoğul değildir.

[61] 10/Yûnus 101

[62] 7/A'râf 184

[63] 43/Zuhruf 63

[64] 11/Hûd 72

[65] 2/Bakara 228

[66] 4/Nisâ 34

[67] 37/Saffât 125

[68] Ibnu Mâce, Sünen, I, 581. Hadisin, Buhari ve Müslüm tarafından tahriç edilen bir riva­yeti de vardır. Bkz. Şerhu's-Sünne, VI, 42.

[69] 7/A'râf 187

[70] 2l/Enbiyâ 40

[71] 12/Yûsuf 107

[72] Şair, İbnu'r-Rûmî. Bkz. Dîvânı, I, 377; ez-Zerîa ilâ Mekârimi'ş-Şeria, s. 172; Durru'l-,lll,689.

[73] 5/Mâide 64

[74] 5/Mâide 91

[75] Ahmed, Üsâme b. Zey'ten. Bkz. Ahmed, Musned, II, 199; Mu'cemu'l-Evsau I, 221.

[76] 16/Nahl 8

[77] 9/Tevbe 48

[78] 9/Tevbe 47

[79] Buhari, iman; Müslim, Müsakât (1599). Nu'mân b. Beşîr'den. Bkz. Fethu'l-Bâîi, I, 116.

[80] 42/Şûrâ 42

[81] 24/Nûr 33

[82] 42/Şûrâ 42

[83] 10/Yûnus 23

[84] 22/Hac 60

[85] 28/Kasas 76

[86] 49/Hucurât 9

[87] 2/Bakara 173

[88] 17/İsrâ 28

[89] 92/Ieyl 20

[90] 36/Yâsîn 69

[91] 38/Sâd 35

[92] 2/Bakara 70

[93] 2/Bakara 68

[94] 2/Bakara 69

[95] Şair, İmru'u'1-Kays. Bkz. Dîvânı, s. 62; el-Miicemmel, I, 131; el-Hasâis, I, 335.

[96] 2/Bakara 61

[97] Ebû Dâvûd, Vaktu İşâi'l-Ahire, Muaz b. Cebel'den. Mealinin's-Sünen, I, 131

[98] 2/Bakara 162

[99] Bezzâr ve et-Taberânî, Sevbân'dan. Bkz. Durru'l-Mensûr, I, 97.

[100] 28/Kasas 60

[101] 18/Kehf 46

[102] 11/Hûd 86

[103] 69/Hakka 8

[104] 3/Âl-i Tmrân 96

[105] Şair, Damra b. Damra en-Nehşelî, Kâlî, el-Emâlî, II, 279; el-Efâl, IV, 67; Ebû Zeyd, en-evadir, s. 2; Câhız, el-Bursân ve'l-Urcân, s. 59.

[106] 29/Ankebût 64

[107] Şair Kümci/t- Bkz- Dîvânı, I, 166; Batlayûsî, el-Müselles, I, 362; Fârisî, Dîvânu'l-Edeb, I, 180;Kali, el- Emali, I, 24.

[108] 2/Bakara 68

[109] 56/Vâkıa 35-36

[110] 2/Bakara 18

[111] 16/Nahl 76

[112] 19/Meryem 58

[113] 9/Tevbe 82

[114] 44/Duhân 29

[115] 83/Mutaffifİn 13-l4

[116] 21/Enbiyâ 62-63

[117] 89/Fecr 15-17

[118] 38/Sad 1-2

[119] 50/Kâf 1-2

[120] 82/İnfitar 6-9

[121] 21/Enbiya 5

[122] 21/Enbiya 39-40

[123] 90/Beled 1

[124] 34/Sebe' 15

[125] 43/Zuhruf 11

[126] 7/A'râf 57

[127] 2/Bakara 126

[128] İskâfî der ki: Yüce Allah'ın, 2/Bakara'da(126) İbrahim dedi ki: Rabbim, bu şehri güven­li bir şehir yap demiş olması ile İbrahim'de (35) İbrahim dedi ki: Rabbim, bu şehri güvenli kıl demesinin arasında ne fark vardır denecek olursa, cevabı şudur: İlk dua yapılırken henüz orası bir belde olmadığından sanki: Bu vadiyi emin bir belde kıl demiş oldu. İkinci dua ise, burası ar­tık bir belde olduktan sonra yapıldığından sanki: Dileğim üzerine dileğim gibi yaptığın ve iste­diğim gibi bir şehir haline getirdiğin bu mekanı, oraya yerleşecek olanlar için güvenli bir yer yap demek istemiştir. Bkz. İskâfî, Durratu't-Tenzil, s. 29; Ensârî, Fethu'r-Rahman, s. 39; Melâku't-Te'vîl, I, 90.

[129] Şair, Kitâmî. Bkz. Dîvânı, s. 12; eUMüşevvifu'UMualUm, I, 177; el-Besâir, II, 273.

[130] Şair, Ahvas. Bkz. Dîvânı, s. 98; el-Eğânî, XIII, 153.

[131] 7/A'râf 58

[132] 30/Rûm 12

[133] 6/En'âm 44

[134] 30/Rûm 49

[135] 11/Hûd 44

[136] 46/Ahkâf 15

[137] 2/Bakara 232

[138] 40/Mu'min 56

[139] 37/Saffat 102

[140] 40/Mu'min 36

[141] 68/Kalem 39

[142] 14/İbrâhîm 52

[143] 46/Ahkâf 35

[144] 36/Yâsîn 17

[145] 13/Ra'd 40

[146] 21/Enbiyâ 106

[147] 5/Mâide 67

[148] 65/Talâk 2

[149] 7/A'râf 62

[150] 5/Mâide 67

[151] 11/Hûd 57

[152] 3/Âl-i İmrân 40

[153] 19/Meryem 8

[154] 4/Nisâ 63

[155] 1 O/Yûnus 30

[156] 2/Bakara 49

[157] 2/Bakara 155

[158] 37/Saffât 106

[159] 47/Muhammed 31

[160] Abdullah b. Mübarek, ez-Zuhd, s. 182; Taberi, er-Riyâdu'n-Nadira, IV, 314; Tirmizi, n, III, 307.

[161] Kabıu l-Ebrâr, 1,45.

[162] 21/Enbiyâ 35

[163] 8/Enfâl 17

[164] 2/Bakara 49

[165] 2/Bakara 49

[166] 44/Duhân 33

[167] 41/Fussilet 44

[168] 2/Bakara 124

[169] 2/Bakara 80-81

[170] 7/A'râf 172

[171] 7/A'râf 44

[172] 16/Nahl 28

[173] 34/Sebe' 3

[174] 39/Zümer 71

[175] 40/Mü'min 50

[176] Kıyamet 3-4

[177] 8/Enfâl 12

[178] 78/Nebe' 12

[179] 39/Zümer 20

[180] 51/Zariyet 47

[181] 9 l/Şems 5

[182] 9/Tevbe 110

[183] 6 l/Saf 4

[184] 37/Saffât 97

[185] 12/Yûsuf 5

[186] 37/Saffât 102

[187] 3l/Lokmân 13

[188] Cahız, bu beyti, adı Muhammed b. Abdullah olan Atebî'ye nispet etmiştir ki, bu bir ya­nılgıdır. Eserini tahkik eden Hârûn da buna dikkat çekmemiştir. Beyit, el-Heyevân, II, 89; es-maateyn, s. 59'da yer almaktadır. Doğrusu ise, beytin, Musâfi' b. Huzeyfe Absfye ait oldu­ğudur. Bkz. Tebrîzî, Şerhıt'l-Hamâse, III, 24; el-Hazâne, V, 71; Batlûsî, el-Muselles, I, 340.

[189] 9/Tevbe 30

[190] 11/Hûd 45

[191] 12/Yûsuf 81

[192] 16/Nahl 72

[193] 12/Yûsuf 67

[194] 7/A'râf 31

[195] 7/A'râf 27

[196] 11/Hûd 78

[197] 11/Hûd 79

[198] 16/Nahl 57

[199] 2/Bakara 258

[200] 24/Nûr 16

[201] 60/Mümtehine 12

[202] 27/Neml 60

[203] 50/Kâf 7

[204] Şair, bulunamamıştı!

[205] 3/Al-i İmrân 61

[206] Şair, Lebîd. Bkz. Divanı, s. 148; Esâsu'l-Belâğa, s. 32.

[207] 5/Mâide 1

[208] İnsanlar, kıyamet gününde çıplak, yalınayak ve buhm olarak haşrolurlar. Biz, dedik ki: Buhm nedir? buyurdu ki: Yanlarında hiçbir şey olmadığı halde... Hadisi, Ahmed, Musned'inde hasen bir isnad ile. Hâkim de el-Müstedrek'mde (II, 437) tahriç edip sahih saymış; Zehebî de bunu onaylamıştır. İbnu Hacer: Bu hadisin Tâberânî'de başka varyantları da vardır, İsnadı da sâlüıÜT der. Ayrıca bkz. Şerhu's-Sunne, I, 280; Mecmau'z-Zevâid, X, 354.

[209] 12/Yûsuf 25

[210] 12/Yûsuf 67

[211] Hâkim, Müstedrek (111,126), el-Taberânî, el-Kebîr, Ebû'ş-Şeyh, es-Sünne, İbnu Ab-bas'tan. Tirmizi, Ebû Nu'aym ise Hz. Ali'den: Ben hikmetin eviyim, Ali de kapısıdır lafzıyla tahnç etmişlerdir. Dârakutnî, el-Ilel'de (111,247) çelişkilidir ve sabit değildin Tirmizi: Munkerdir, Buhari, sa/nTı fe/r jcWı yofo«r derken; Hatîb Bağdadî, İbnu Maîn'den: Yalandır; 7h"h-aSl1 yoktıın değcr|endirmesini aktarmıştır. İbnu'l-Cevzî de el-Mevdûât'ti kaydetmiş; ehebı ve başkası da bu tespitini onaylamıştır. Hâkim ise: isnadı sahihtir demiş; Zehebi ise: Aksine uydurmadır diye itiraz etmiştir. Ed-Durar'da Ebû Said Alâî'den naklen: Doğrusu: Bir-Ço varyantından dolayı hasen kabul edilmesidir; ne sahih, ne de zayıftır; uydurma olması şöy-uzuv" d?nmektedin Hafız îbnu Hacer de bir fetvasında böyle demiştir. El-Leâlfde (1,329) lam i de^erlendirmecien sonra deniyor ki: Özcesi; Ebû Muâviye ve Şerîk'in tariklerinin top-ıjla kendisi ile delil getirilebilen hasen derecesine ulaşmaktadır. Bkz. Kes/u 'l-Hafâ, I, 203; Aridatu'l-Ahvezî, XIII, 171; el-HUye, I, 64.

[212] Bu şiir, daha Önce etâ macidesinde 8eÇnıiŞ olup A'şâ'nın bir mısraıdır. Bkz. Dîvânu'l-'     ıS]r baskısı, s. 173; Hâssu'l-Hâs, s. 99; Besâiru ZevVt-Temyîz, II, 43.

[213] 6/En'âm 44

[214] 57YHadîd 13

[215] 16/Nahl 29

[216] 39/Zümer73.

[217] 27/Neml 52

[218] 10/Yûnus 78

[219] 24/Nûr 27

[220] Hâkim, Müstedrek, III, 598; Zehebî der kî: Senedi zayıftır. Aclûnî der ki: Taberânî ve Hâkim Amr b. Avf ten tahriç etmiştir; senedi zayıftır. Heysemî der ki; Taberânî rivayetinde Kesîr b. Abdullah Müzeni vardır; cumhur onu zayıf saymıştır; diğer ravileri sika/sağlamdır. Bkz. Keşfu-l-Hafâ', I, 459; Fethu'l-Kebîr, II, 159; Esbâbu VurÛdi'l-Hadîs, II, 367.

[221] Sehâvî der ki: Sünen müellifleri ve İbnu Hibbân, Ebû Râfi'den tahriç etmişlerdir. Hadis Buhari ve Müslim tarafından da Enes yoluyla kendilerindendir ve kavmin bacısının oğlu da on­lardandır veya kendilerindendir lafzıyla tahriç edilmiştir. Bkz. Fethu'l-Bârİ, XII, 48; Şerhu's-Sünne, VIII, 352; Keşju%Hqfâ, II, 291; el-Makâsiâu'hHasene, s. 439.

[222] 22/Hac 29

[223] 3/Al-i îmrân 96

[224] 2/Bakara 127

[225] 2/Bakara 189

[226] 13/Ra'd 23

[227] 24/Nûr 36

[228] 33/Ahzâb 53

[229] 22/Hac 26

[230] 66/Tahrîm 11

[231] 10/Yûnus 87

[232] 51/Zâriyât 36

[233] 7/A'râf 97

[234] 4/Nisâ 81

[235] 4/Nisâ 108

[236] İbnu Mâce, Sünen, I, 542, el-Fethu'l-Kebîr, III, 346; Hafsa annemizden; Mâlik, d-M«va(ta'da hem İbnu Ömer'den hem de Hafsa annemizden. İbnu Abdilberr der ki: İsnadında çelişki vardır. Yine de bu konuda merfu olarak rivayet edilenlerin en güzelidir. Bkz. ez-Zerkânî, Şerhu'l-Muvatta*, II, 157; Tenvîru'l-Haâlik, I, 270; Ebû Dâvûd, Sünen, e.s-Savm bö­lümünde. Bkz. Meâlimu's-Sunen, II, 134; Nesâî, IV, 196; Ahmed, Musned, VI, 87; Şerhu's-Sunne, VI, 268.

[237] 18/Kehf 35

[238] 35/Fatır 29

[239] 35/Fâtır 10

[240] Et-Taberânî, es-Sağîr, s. 372, el-Evsat, III, 83 ve el-Kebîr'de İbn-i Abbâs'tan tahriç et­miştir. Heysemi der ki: Ravilerinden biri Abbâd b. Zekeriyya Sarımı'dir ki, onu tanımıyorum. Geri kalan ravileri, Sahîh'in râvileridir. Bkz. Mecma'u'z-Zevâid, X, 146;.<?/7-M/f<xye, I, 161; <?/-i'A (b-v-r) mad.

[241] Bkz. en-Nihâye, I, 161; Mecmaıı'z-Zevâid, X, 146; Mu'cemu's-Sağtr, s. 372; el-Evsat, "I, 83; el-Fâik, b-v-r maddesi.

[242] 14/İbrahim 28

[243] 14/İbrahim 28

[244] 25/furkan 18

[245] Şair, Abdullah b. Ziba'râ. Bkz. ÜfrÛr», s. 36; el-Mu?avvifu'l-Mualtim, I,  U9i ri-Cemhere, 1, 277.

[246] 22/Hac 45

[247] 4/Nisâ 84

[248] 6/En'âm 42

[249] 2/Bakara 177

[250] 59/Haşr 14

[251] 7/A'râf 165

[252] 11/Hûd 36

[253] 5/Mâide 79

[254] 14/İbrâhîm 29

[255] 16/Nahl 29

[256] 18/Kehf 50

[257] 5/Mâide 63

[258] 3/Al-i İmrân 106-107

[259] 3/Al-i İmrân 106

[260] 16/Nahl 58

[261] 75/Kıyamet 22

[262] Abese 37-39

[263] Şair, İbnu Kays Er-Rukyad, bkz. Divanı s. 14; el-Afvu ve'l-I'tizâr, II, 413.

[264] 37/Saffât 46

[265] Şair, Abdullah b. Ziba'râ. Bkz Dîvânı, s. 53; Muıtada, el-Emali, II, 268; Beyhaki, e/-Mehasin ve'l- Mesâvî, s. 91.

[266] Şair ve şiir bulunamamıştır.

[267] 12/Yûsuf 20

[268] Hadisin sıhhati üzerinde ittifak edilmiştir. Buharı, el-buyu' (IV, 413); Müslim (1412); Mmatta, II 683.

[269] Şair, Ecda' Hemedânî. Bkz. Şukarâu Hemedân ve Ahbâruhâ, s. 228; el-İhtiyâreyn, s. 469; el-Asma'îyyât, s. 69; el-Muşevvifu'l-Muaüim, I, 123; el-Mucemmel, I, 140; Şemsu'l-Ulûm,I, 206.

[270] 62/Cuma 9

[271] 14/İbarahim  31

[272] 2/Bakara 254

[273] 9/Tevbe 111

[274] 48/Fetİh 18

[275] 47/Muhammed 2

[276] 20/Tâhâ 51

[277] 18/Kehf 32

[278] 6/En'âm 194

[279] 26/Şuarâ 88

[280] 6/En'âm 94

[281] 6/En'âm 94

[282] 49/Hucurât 1

[283] 58/Mücâdele 12

[284] 38/Sâd 22

[285] 18/Kehf 61

[286] 4/Nisâ92

[287] 4l/Fussilet 5

[288] 20/Tâhâ 58

[289] 7/A'râf 17

[290] 19/Meryem 64

[291] 36/Yâsîn 9

[292] 5/Mâide 46

[293] 38/Sâd 8

[294] 34/Sebe' 31

[295] 8/Enfâl 1

[296] Şair Ebu Zueyb Hüzelî. Bkz. Dîvânu'l-Hüzeliyyîn, I, 37; Şemsu'l-Ulûm, I, 205.

[297] Ankebut 38

[298] 14/İbrâhîm 45

[299] 6/En'âm 55

[300] 2/Bakara 256

[301] 3/Al-i Imrân 118

[302] 43/Zuhruf 63

[303] 16/Nahl 44

[304] 16/Nahl 39

[305] 2/Bakara 185

[306] Beyhekî,  VIII, 279; Darakutni,  III,   111.  Müslim'de (1171)  sadece "iddia edenin beyyine/delil getirmesi gerekir" kısmı vardır.

[307] 11/Hûd 17

[308] 8/Enfâl 42

[309] 30/Rûm 9

[310] 43/Zuhruf 62

[311] 14/îbrâhîm 10

[312] 16/Nahl 43-44

[313] 3/Al-i İmrân 138

[314] 75/kıyamet 19

[315] 16/Nahl 44

[316] 38/Sâd 70

[317] 37/Saffât 106

[318] 43/Zuhruf 52

[319] 43/Zuhruf 18

[320] 10/Yûnus 87

[321] lO/Yûnus 93

[322] 3/Âl-i İmrân 121

[323] 12/Yûsuf 56

[324] Taberânî, el-Bvsaf da Ebû Hüreyre'den tahrİç eder. Bu, Yahya b. Ubeyd b. Dacî'nin ba­basından rivayetidir. Heysemî, bu iki ravinin durumunu kaydeden kimseyi göremedim der. Ge­ri kalan ravileri sağlamdır. Bkz. Mecmeul-Beyan, I, 209. Haris b. Ebî Usâme de tahriç etmiştir. Bkz. El'Metâlibu'l-Âliye, I, 15.

[325] Hadis sahihtir; sıhhati konusunda (Buhari ve Müslim'in) ittifakı vardır. FeÛıu'1-Bârî, III, 130 (Cenâiz); Müslim (141), M«Wrfrm<?/Tağ!izu'l-Kezib Ala Rasulillah. Ca'fer Kettânî der ki: Bu hadisten başka altmış sahabiden fazla kişinin rivayet ettiği ve aşere-i mübeşşera'nin birlikte rivayet ettiği başka hadis yoktur. Bkz. En-Nazmu'l-Mütenasir, s. 23; Şerhu's-Sünne, I, 253.

[326] Beyit, Dîvânında, s. 164; Garibu't-Hadis, IV, 444; Cemhera, II, 347; el-Fâik, I, 655.

[327] 8/Enfâl 16

[328] 3/Âl-i İmrân 21

[329] 5/Mâide29

[330] Şair, Lebîd. Bkz. Dîvânı, s.  178; Şerhu'l-Muallakât, I, 170; el-Abâbu'l-Fâhir, I, 56 (Bevee) mad.

[331] Sâgânî der ki: Bâe bi-hakkihi, onun hakkını kabul/ikrar etti denir; bu daima başkasının kendisi üzerinde hakkı olduğunu kabul etmek için kullanılır.

[332] Bu müellifin bir hatasıdır. Burada kastedilen Ahmar, Halef değil, Kisâî'nin sahibi/dostu Alîb. Mübarek Ahmar'dır. Ebû Ubeyd, bu sözü, Garîbu'l-Musannef te undan nakletmiştir.

[333] 25/Furkân 72

[334] I2/Yûsuf 17

[335] 26/Şuarâ 114

[336] 21/Enbiyâ47

[337] 12/Yûsuf 17

[338] 12/Yûsuf 17

[339] 12/Yûsuf 17

[340] 26/Şuarâ 114

[341] 39/Zümer 36

[342] 23/Mü'minûn 20

[343] 48/feth 28

[344] 33/Ahzâb 25

[345] 25/Furkân 31

[346] 4/Nisâ 132

[347] 33/Ahzâb 48

[348] 41/Fussilet 53

[349] 2/Bakara 195

[350] 83/mutaffifin 28

[351] 76/Insân 6

[352] 3/Âl-i fmrân 188

[353] 111/Mesed 1

[354] 39/Zümer 15

[355] 11/Hûd 101

[356] 40/Mu'min 37

[357] 2/Bakara 248

[358] Zeyd b. Vehb'ten gelen bu rivayette deniyor ki: Ben Ömer b. Hattab ile oturuyordum, ou sırada Abdullah b. Mes'ud geldi. Oturanlar, onun kısalığını imâ yoluyla işaret ederek burun ıvırdılar. Hz. Ömer, onu görünce yüzüne güldü. Onunla konuşmaya başladı, saçlarını sıvazla-1 ve onunla ayakta bir süre şakalaştı. Gittiğinde Ömer, o kayboluncaya kadar gözünü ondan ayırmadı ve şöyle dedi: Tabakât, I, 110; el-Hİlye, I, 129. Bkz. Siyeru A'lâmi'n-Nübela, I, 491; İbnu Sâ'd,Tabakat, I, 110; el-Hilye, I, 129.

[359] 7/A'râf 139

[360] 25/Furkan 39

[361] 17/İsrâ 7

[362] 71/Nuh 28

[363] 2/Bakara 38

[364] 36/Yâsîn 20-21

[365] 20/Tâhâ 123

[366] 7/A'râf 3

[367] 26/Şuarâ 111

[368] 12/Yûsuf 38

[369] 45/Câsiye 18

[370] 2/Bakara 102

[371] 2/Bakara 168

[372] 44/Duhân 23

[373] 38/Sâd 26

[374] 18/Kehf 66

[375] 3 l/Lokmân 15

[376] 26/Şuarâ 60

[377] 18/Kehf 89

[378] 28/Kasas 42

[379] 7/A'râf 175

[380] 23/Mu'minun 44

[381] Şaır, Bekr b. en-Naitâh. Bkz. el-Eğânt, XVII,  153; Râgıb, el-Muhâdarât, IV, 641;Iyaru’ Şi’r, s. 30.

[382] 44/Duhân 37

[383] 23/Mu'minun 44

[384] 61/Saf 10

[385] 61/Saf II

[386] 2/Bakara   16

[387] 4/Nisâ 29

[388] 2/Bakara 282

[389] 5/Mâide 66

[390] 22/Hac 23

[391] 1 O/Yûnus 9

[392] 19/Meryem 24

[393] 29/Ankebût 55

[394] hadısın tamamı şöyledir: Fuhuş ve bencillik yaygınlaşmadan, güvenilir kişi hain, hain ışı güvenilir sayılmadan, mert insanlar yok olup ayaktakımı her tarafı ele geçirmeden kıyamet kopmaz. Dediler ki: Ya Rasulallah: Mertleri ve ayaktakımını biraz açıklar mısınız? Buyurdu ki: Mertler, insanların önde gelenleri ve büyükleridir; ayaktakımı ise, insanların ayaklan altında olup varlıkları bilinmeyen kimselerdir. et-Taberânî, el-Evsat, I, 420 de tahriç etmiştir. Bkz. Fethu'l-Bârt, XIII, 15 Bâbu Zuhuri'l-Fiten. Ravİleri, Muhammed b. Haris dışında, Sahih'in ravılendir. O da sikadır. Ebû Ubeyd de Garîbu'l-Hadts'te tahriç etmiştir: III, 125.

[395] 84/İnşikak 3-4

[396] Şair, Murazzak Abdî, Asmmyyât, s.65; Hayevan, V',281; Cçmhara, 11,163; £/'ü/, III, 367

[397] 18/Kehf 50

[398] 2/Bakara 80

[399] 19/Meryem 81

[400] 2/Bakara 125

[401] 60/Mümtehine 1

[402] 18/Kehf 77

[403] 13/Ra'd 5

[404] 35/Fâtır 11

[405] 78/Nebe' 40

[406] Beled 16

[407] Hadis,  Buharİ  ve Müslim'in  sağlamlığı  üzerine ittifak ettiği  hadislerdendir.  Bkz. Fethu'l-Bârî, IX, 115; Müslim (1466); Şerhu's-Sunne, IX, 8.

[408] 86/Tarık 7

[409] 56/Vakıa 36-37

[410] 78/Nebe 33

[411] 38/Sâd 52

[412] 89/Fecr 19

[413] 22/Hac 29

[414] 23/Mu'minun 33

[415] 11/Hûd 116

[416] 21/Enbİyâ 13

[417] 23/Mu'minun 64

[418] 89/Fecr 15

[419] 75/Kıyamet 26-27

[420] 18/Kehf 99

[421] 44/Duhân 24

[422] 44/Duhân 25

[423] 27/Neml 48

[424] 38/Sâd 23

[425] 18/Kehf 25

[426] 74/Müddessir 30

[427] 47/Muhammed 8

[428] 12/Yûsuf 31

[429] 12/Yûsuf 31

[430] 52/Tur 20

[431] 36/Yasin 56

[432] 56/Vakıa 16

[433] 37/Saffat 103

[434] 91/Şems 2

[435] 25/Furkan 61

[436] 10/Yûnus 5

[437] 11/Hud 17

[438] 3/Al-i İmr'an 113

[439] Müellifin verdiği ayet metninde geçen /tetlû kelimesi Hamza, Kİsâî ve Halefin kıraati­dir; diğerleri AeblÛ şeklinde okumuştur. 10/Yûnus 30

[440] 8/Enfal 31

[441] 29/Ankebût 51

[442] 10/Yûnus 16

[443] 8/Enfal 2

[444] 18/Kehf 27

[445] 5/Mâide 27

[446] 37/Saffat 3

[447] 2/Bakara 121

[448] 3/Âl-i îmrân 58

[449] 2/Bakara 102

[450] 3/Âl-i İmrân 75

[451] Bu hadis, daha önce ilâ maddesinde geçmişti.

[452] Bu hadis Hz. Ali'den rivayet edilmiştir. Bkz. Ibnu Mâce, lüibau'n-Nisâi'l-Cenaiz, I, 503, ez-Zevâid'de deniyor ki: İsnadında Dînâr b. Ömer vardır ki, zayıf sayılmıştır. Buna göre hadis zayıftır. Bkz. Şerhu's-Sünne, V, 465.

[453] 6/En'âm  115

[454] 61/Saf 8

[455] 7/A'râf 142

[456] 5/Mâide 44

[457] 48/Fetih 29

[458] 17/Isrâ 69

[459] 20/Tâhâ 55

[460] 95/Tin  1

[461] 2/Bakara 54

[462] 24/Nûr 31

[463] 5/Mâide 74

[464] 9/Tevbe 117

[465] 9/Tevbe 118

[466] 2/Bakara 187

[467] 25/Furkân 71

[468] 13/Ra'd 30

[469] 2/Bakara 54

[470] 5/Mâide 26

[471] 21/Enbiyâ 57

[472] 10/Yûnus 99

[473] 41/Fussilet 30

[474] 74/Müddesir 12

[475] l/Fatiha 7

[476] 19/Meryem 27

[477] 8/Enfâl 45

[478] 8/Enfâl 30

[479] 14/İbrâhîm 27

[480] 4/Nisâ 66

[481] 25/Furkân 23

[482] 17/İsrâ 74

[483] 8/Enfâl 12

[484] 2/Bakara 265

[485] 2/Bakara 250

[486] 25/Furkân 13-14

[487] 17/İsrâ 102

[488] 9/Tevbe 46

[489] 4/Nisâ 71

[490] Şair, Züheyr. Bkz. Dîvân* u s. 11.

[491] 78/Nebe' 14

[492] Hz. Ebû Bekir anlatır: Peygambere (sav) en üstün hac hangisidir diye soruldu. Buyurdu ki: Acc ve secc olanıdır. Bu hadisi, Tirmizi tahriç etmiştir; İbnu'l-Arabî: Sahih değildir, demiş­tir. Ibnu Mâce de (II, 967) tahriç etmiştir. Bu rivayetin senedinde İbrahim b. Yezİd vardır ki, bu kişi metrukü'l-hadîs bir ravidir; hadisin Dârakutnî tarafından tahriç edilen bir tariki daha vardır (I. 255), bunda da Muhammed b. Haccâc vardır ki, o da zayıftır. Hâkim de (I, 442); Beyhakî (IV, 330) de tahriç etmiştir. Buna göre hadis, pek çok şevahidi/varyantı nedeniyle kavi olmak­tadır. Bkz. Şerhu's-Sünne, VII, 14; Arİdatu'l-Ahvezî, IV, 45.

[493] 8/Enfâl 67

[494] 47/Muhammed 4

[495] 12/Yûsuf 92

[496] Bu, sağlamlığı üzerinde (Buhari ve Müslüm'in) ittifak ettiği Ebû Hüreyre'den rivayet ediîen hadisten bir kısımdır. Peygamberin (sav) şöyle dediğini işittim: Sizden birinin cariyesi zina edip, zinası ortaya çıktığında ona had cezası uygulasın ve onu kınamasın. Eğer tekrar zina ederse, ona tekrar had cezası uygulasın. Eğer üçüncü defa zina edecek olur ve zinası da ortaya çıkarsa, kıldan yapılmış bir ip karşılığında da olsa, onu satsın. Buhari, Bey'u'l-Mudebber. Bkz. Fethu'l-Bârî, IV, 350; Müslim, Hudud (1703); Şerhu's-Sünne, X, 297.

[497] 33/Ahzâb 13

[498] 7/A'râf 107

[499] 37/Saffât 10

[500] 86/Tarık 2-3

[501] 2/Bakara 191

[502] 8/Enfâl 57

[503] 33/Ahzâb 61

[504] 52/Tûr 40

[505] İlk üç mısra Züheyr b. Ebî Sülmâ'ya, son mısra ise, oğlu Ka'b'a aittir. Bkz. Murtada, el-Emâlî, I, 97; Züheyr Dtvân\, s. 71; Besâiru'z-Zevî't-Temyîz, I, 334.

[506] 7/A'râf 187

[507] (99/Zilzal 2

[508] 16/Nahl 7

[509] 29/Ankebût 13

[510] 16/Nahl 25

[511] 9/Tevbe 41

[512] 21/Enbiyâ 47

[513] 99/Zilzal 7-8

[514] 101/Karia 6-7

[515] 101/Karia 8

[516] 9/Tevbe 38

[517] 4/Nisâ 11

[518] 7/A'râf 142

[519] 58/Mücâdele 7

[520] 24/Nûr 58

[521] 18/Kehf 25

[522] 3/Al-i İmran 124

[523] 73/Müzemmil 20

[524] 35/Fâtır 1

[525] 4/Nisa 11

[526] 7/A’raf 142

[527] 58/Mücadele 7

[528] 24/Nur 58

[529] 18/ Kehf 25

[530] 3/Al’i İmran 124

[531] 73/Müzemmil 20

[532] 35/Fatır 1

[533] 56/Vâkıa 39-40

[534] 2/Bakara 22

[535] 16/Nahl 67

[536] 6/En'âm 99

[537] 13/Ra'^d 3

[538] 18/Kehf 34

[539] 10/Yunus 51-52

[540] 2/Bakara 52

[541] 76/İnsân 20

[542] 12/Yûsuf 20

[543] 3/Al-i İmrân 77

[544] 16/Nahl 95

[545] 2/Bakara 41

[546] 18/Kehf 22

[547] 28/Kasas 27.

[548] Şair, Yezîd b. Et-Tamyye. Bkz DfitiSn'ı, s. 97; el-Mücemmel, I, 162; Îkdu'l-Halâs, s. 282

[549] 4/Nisâ 12

[550] 9/Tevbe 40

[551] 2/Bakara 60

[552] 4/Nisâ 3

[553] Hadisi, Ebû Ubeyd, Garîbu'l-Hadîs, I, 98; İbnıTl-Esîr, en-Nihâye, I, 244; el-Fâik, I, 158 tahriç etmiştir; râvîlert sağlamdır.

[554] Şair, Evs b. Hacer (Dîvân'ı, s. 141) veya Ma'an b. Evs {Garîbu'l-Hadîst I, 98) yada Ka'b b. Züheyr'dir (Dîvân'ı, s. 128). Ka'b, daha ağır basmaktadır. Bkz. El-Mücemmel, I, 163.

[555] 11/Hûd 5

[556] 22/Hac 9

[557] 17/İsrâ 83

[558] 15/Hicr 87

[559] 39/Zümer 23

[560] Hadisi, Razîn ve Ebû Ubeyd, Kitabında (Fedâilu'l-Kur'ân) tahriç edip, 6« açıdan garip­tir, der. Bir benzerini Tirmizi, Fedaitu'l-Kur'ân'da (2908) nakledip: İsnadı meçhuldür demek­tedir. Ahmed, Müsned, (704); İbnu Ebî Şeybe, el-MusanAef, VI, 125'de tahriç edenlerdendir.

[561] 56/Vâkia 77

[562] 85/Buruc 21

[563] 6/En'âm 145

[564] 68/Kalem 17-18

[565] 74/Müddessir 4

[566] Şair, Emruu'1-Kays. Bkz. Dtvân'ı s, 167.

[567] 33/Ahzâb 33

[568] 99/Zilzal 7

[569] 3/Âl-i İmrân 195

[570] 3/Âl-i İmrân 148

[571] 5/Mâİde 60

[572] 2/Bakara 103

[573] 5/Mâide 85

[574] 5/Mâİde 153

[575] 83/Mutaffifin 36

[576] 2/Bakara 125

[577] 66/Tahrîm 5

[578] Hadis sahihtir. Müslim, Sahîh'mde (1421); İbnu Mace, Sunen'inde 1, 601; Malik, i mda taric etmiştir. Bkz. Tenviru'l-Havalik, II, 62; Şerhu's-Sıınne, IX, 30.

[579] 4/Nisâ 71

[580] Şair, Züheyr. Bkz. Dîvân'ı, s. 11.

[581] 30/Rûm 48

[582] 30/Rûm 9

[583] 28/Kasas 45

[584] 39/Zümer 60

[585] 41/Fussilet 24

[586] 39/Zümer 72

[587] 6/En'âm 128

[588] 12/Yûsuf 10

[589] 4/Nisâ 51

[590] Şair, Albâ b. Erkam'dır. Bkz. El-Besair, I, 359; el-Hasais, II, 53; el-Cemhere, 111,32.

[591] Şair, Accac, Bkz Dîvân'ı s. 4; Tehzibu'l-Luğa, XI, 60; el-Efal, II, 260; eî-Besair, I, 360

[592] Şair, İmruui Kays. Bkz. Dîvân'ı, s. 93.

[593] Bu hadis değildir" Ehli Sünnet mezhebine mensup kelamcıların sözüdür. Ayrıca Caferi w        göğsüdür. Bkz. Nesru 'd-Dur, I 363

[594] Şair, îbnu Ahmer. Bkz. Dtvân\ s. 94; el-Besair, I, 361.

[595] 14/Ibrâhîm 15

[596] Meryam 32

[597] 5/Mâide 22

[598] 40/Mü'min 35

[599] 50/Kâf 45

[600] Hadisin Kâfirin ateşte dişi Uhud gibi olur kısmı sahihtir; sıhhati üzerinde ittifak edilmiş­tir. Buhari, Sahih'inde tahriç etmiştir. Bkz. Fethu'l-Bârî, XI, 415; Ahmed, Musned, II, 328; İbnu Hibbân (el-fhsân, IX, 284); Müslim, (2851); Âridatu'l-AhvezU X, 47. Diğer kısmını ise, İbnu Haccr der ki: Bezzâr, Ebû Hüreyre'den sahih bir senet ile tahriç etmiştir. Beyhakî de tahriç etmiştir. İbnu'l-Mübârek de ez-Zühd'(s. 87)te sahih bir sened ile tahriç etmiştir. Bkz. Fethu'l-Bârî, XI, 423; Şerhu's-Sünne, XV, 250.

[601] İbnu Hacer der ki: İbnu Hibbân, Sahih'inde tahriç ettiği bu rivayetin geçen Cebbar kav-i'amının izahında kesin olarak bu, Yemendeki kraldır demektedir. Bkz. Fethu 'l-Bârî, XV, 423

[602] 59/Haşr 23

[603] Bkz. Beyhekî, el-Esmâu ve's-Sıföt, s. 48. 242

[604] İbn-Kuteybc, Garibu'l-Haâis, 11,145

[605] 23/Mü'minûn 53

[606] 43/Zuhruf 32

[607] İbn-Kuteybe, Garibu'l-Hadis, 11,145

[608] 78/Nebe' 6-7

[609] 79/Nâziât 32

[610] 24/Nûr 43

[611] 35/Fâür 27

[612] 20/Tâhâ 105

[613] 26/Şuarâ 149

[614] 36/Yâsîn 62

[615] Bu, İbnu Kesir, Hamza, Kisaî, Ruveys ve Halefin kıraatidir; iki zamme/ötre ve "lam" harfinin şeddesiz hali şeklinde okumuşlardır.

[616] Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed (v.230/848); dil imamlarından biridir. Ebû Ubeyde ve Asmaî'nin öğrencisidir. Kitâbu 'l-Hayl ve Kitâbu 'l-Azââd adlı kitapları vardır.

[617] 26/Şuarâ 184

[618] 17/îsrâ 84

[619] 9/Tevbe 35

[620] Darakutni (D, 95), Hz. Ali'den tahriç eder. Beynekîder ki: Bu hadisler birbirini destek-"emektedir. Bkz. Ed-Durrul-Mensûr, II, 51

[621] 34/Sebe' 13

[622] 28/Kasas 57

[623] 68/KaIem 50

[624] 7/A'râf 203

[625] 12/Yüsuf 6

[626] 68/Kalem 50

[627] 6/En'âm 87

[628] 20/Tâhâ 122

[629] 42/Şûrâ 13

[630] 38/Sâd 46

[631] 14/İbrâhîm 26

[632] 7/A'râf 78

[633] 19/Meryem 72

[634] 45/Câsiye 28

[635] 27/Neml 14

[636] 7/A'râf 51

[637] Müellif, kendi işleyiş metoduna uygun olarak burada cehîm kavranırım geçtiği birkaç ayet vermeliydi; Sözgelimi, Mütercim.

[638] 50/Kâf 15

[639] 50/Kâf 3

[640] 35/Fâtır 27

[641] 72/Cin 3

[642] Hadîsi, Muğîra b. Şu'be aktarmıştır. Bu sahih bir hadîstir. Buhari, Ez-Zikr ba'de's-salât (Fethu'l-Bârt, II, 325); Vtisâm, XIII, 264; Müslim, (593); Şerhu's-Sttnne, III, 225. Suyûtf nin bu anlamda bir risalesi vardır.

[643] l7/İsrâ 18

[644] 17/İsrâ 19

[645] 26/Şuarâ 88

[646] 26/Şuarâ 88

[647] 70/Meâric 43

[648] 36/Yâsîn 51

[649] 18/Kehf 82

[650] 18/Kehf 77

[651] 59/Haşr 14

[652] Hadîsi, Abdullah b. ez-Zübeyr aktarmıştır. Hadîs sahihtir. Buhari-Müslim, Ebû Dâvûd (3637), Tirmizî, Nesâî, İbnu Mâce (Sünen, II, 829 ) ve Ahmed (Musned, I, 165) tahriç etmiştir. Fethu'l-Bârî, VIII, 254; Meâlimu's-Sünen, IV, 181.

[653] 16/Nahl 125

[654] 40/Mü'min 35

[655] 22/Hac 68

[656] 11/Hûd 32

[657] 43/Zuhruf 58

[658] 18/Kehf 54

[659] 13/Ra'd 13

[660] ll/Hûd 74

[661] 40/Mü'min 5

[662] 22/Hac 3

[663] 2/Bakara 197

[664] 11/Hûd 32

[665] 21/Enbiyâ 58

[666] 11/Hûd 108

[667] 20/Tâhâ 71

[668] 28/Kasas 29

[669] Hadis, muttafakun aleyhtir. Bkz. Fethu'l-Bârt, X, 103; Müslim (2810); Ahmed, Musned, "I 454; Şerhu's-Simne, V, 248.

[670] 5/Mâide 45

[671] 5/Maİde 4

[672] 45/Câsiye 21

[673] 7/A'râf 133

[674] 54/Kamer 7

[675] Bu, İbn-i Mes'ûd'un sözüdür. Der ki: Kur'ân'ı soyutlaymız ki, küçükleriniz bu havada yetişsin; büyükleriniz de bundan uzak düşmesin; çünkü, o şeytanlar, Kur'ân sûresinin okundu­ğu evden çıkıp giderler. İbnu Ebî Şeybe tahriç etmiştir. VI, 150; bkz. Ebû Ubeyde, Garîbu'l-"adîs, IV, 46; el-Fâik, I, 205; en-Nihâye, \, 256..

[676] 18/Kehf 8

[677] 14/İbrâhîm 17

[678] 9/Tevbe 109

[679] Şair, Ebû Harâş Hüzelî. Bkz. Dîvâna 'l-Hüzelîyyîn, II,  133, el-Mücemmet, I,  184; Şemsu'l-Ulûm, I, 310; Dîvânu'l-Edeb, I, 399.

[680] 83/Mutaffifin 29

[681] 11/Hûd 35

[682] 77/murselat 46

[683] 54/Kamer 47

[684] 43/Zuhruf 74

[685] 11/Hûd 89

[686] 5/Mâide 8

[687] 11/Hüd 35

[688] 16/Nahl 62

[689] 75/Kıyamet 1

[690] Şair, İmru'u'1-Kays. Bkz. Dfvân'ı, s. 68

[691] 16/Nahl 62

[692] 45/Câsiye 15

[693] Bkz. Ferrâ', Meânî'l-Kur'ân, II, 185.

[694] 16/Nahl 22

[695] 16/Nahl 23

[696] 16/Nahl 109

[697] 43/Zuhruf 51

[698] 18/Kehf 31

[699] 30/Rûm 46

[700] 88/Gaşiye 12

[701] 69/Hâkka 11

[702] 55/Rahmân 24

[703] 42/Şûrâ32

[704] Hadis, Mutarrif ten alınmıştır. Babam dedi ki: Benî Âmir elçileri arasında Rasulullah a (sav) gittim: Sen bizim seyyidimizsin/efendimizsin dedik. Seyyid Yüce Allah 'tır buyurdu. Fazilet yönünden en iyimiz, güç yönünden en büyüğümüz dedik. Buyurdu ki: Sözünüzü söyleyin veya sözünüzün bir kısmını söyleyin ve dikkat edin şeytan sizin damarınıza girmesin. Ebû Dâvûd tahriç etmiştir. Bkz. Meâlimu's-Sünen, IV, 112; Ahmed, Musned, III, 241; Beyhekî, el-Esmâ' ve's-Sıfât, s. 39.

[705] 4/Nisâ 76

[706] 3/Âl-i İmrân 175

[707] 14/tbrâhîm 21

[708] 2/Bakara 260

[709] 15/Hicr 44

[710] 43/Zuhruf 15

[711] 31/Lokmân 33

[712] 20/Tâhâ 76

[713] 18/Kehf 88

[714] 42/Şûrâ 40

[715] 76/İnsân 12

[716] 17/İsrâ 63   

[717] 25/Furkân 75 

[718] 37/Saffât 39

[719] 9/Tevbe 29

[720] 49 Hucurât 12

[721] 21/Enbiyâ 8

[722] 20/Tâhâ 88

[723] 38/Sâd 34

[724] bu beyit Bahtar b. Atut kabilesinden bir adama aittir. Bkz. Hazane, IX, 352; Muğni'l-eoıb, s. 310; Şifau'l-Alil bi-Şerhi Teshil, I, 345; el-Eşmunni, I, 359.

[725] 6/En'âm I

[726] 16/Nahl78

[727] 16/Nahl 72

[728] 16/Nahl 81

[729] 43/Zuhruf 10

[730] 2/Bakara 22

[731] 16/Nahl 81

[732] Nuh 16

[733] 43/Zuhruf 3

[734] 28/Kasas 7

[735] 6/En'âm 136

[736] 16/Nahl 57

[737] 15/Hicr 91

[738] 34/Sebe' 13

[739] Hadis, Abdullah b. Şihhîr'den alınmıştır. Anlattığına göre, kendisi, Benî Âmir heyeti i-çinde Peygambere (sav) geldiğini bildirdikten sonra: Biz O'na geldik, kendisine selam verdik ve: Sen bizim velimiz, sen bizim efendimiz, bize el uzatanların en fazla el uzatanısın, bize iyi davrananların en iyi davrananısın ve sen en temiz yemek kabısın, dedik. Buyurdu: Asıl sözünü­zü söyleyin; Şeytan sizi kendine hizmet ettirmesin. Ahmcd, Mu sn ecrinde (IV, 250) tahriç eder.

[740] 13/Ra'd 17

[741] 55/Rahmân 27

[742] Şair, Bahterî. Bkz. Dîvani, I, 155; el-Mücemmel, I, 194; el-Besâir, I, 386.

[743] 17/İsrâ64

[744] Hadis, İmrân b. Husayn'den alınmıştır. Nesâî ve Tirmizİ, Ahmed ve ed-Dıyâ Makdîsî tahriç   etmiştir.   Tirmizi:   Hasen-sahîh   bir  hadistir  değerlendirmesinde   bulunmuştur.   Bkz. Âridadu'l-Ahvezî, V, 52; Sünenu'n-Nesâî, VI, İ11; el-Mumed, II, 92.

[745] 2/Bakara 250

[746] 39/Zümer 23

[747] 4/Nisâ 56

[748] 41/FussiIet 20-21

[749] 24/Nûr 4

[750] Hadis Afv Müzen''den alınmıştır. Buna göre, Peygamber: Bilal b. el-Hâris'e, Kudüs'ün tepelerinı   ve  düzlüklerini yani  ekime müsait  olan  yerlerini  ikta yoluyla  vermiştir.   Bkz. Mealımu'sSunen, III, 41; VIII, 280; d-Mustedrek, III, 17.

[751] 58/Mücâdele 11

[752] Şair, Ebû Zucyb Huzeli Bkz. Divmu'l-Huzeliyyin, I, 79; el-Mucemmel, I, 193.

[753] 59/Haşr 3

[754] 7/A'râf 143

[755] 9/Tevbe 57

[756] 75/Kıyamet 9

[757] 70/Mearic 18

[758] 104/Hümeze 2

[759] 34/Sebe' 26

[760] 3/Âl-i İmrân 157

[761] 17/İsrâ 88

[762] 18/Kehf 99

[763] 4/Nisâ İ40

[764] 24/Nûr 62

[765] 11/Hûd 103

[766] 42/Şûrâ 7

[767] 64/Teğâbun 9

[768] 3/Âl-i İmrân  166

[769] 36/Yâsîn 32

[770] Şair. Ebû Kays Esler Ensârî. Bkz. El-Mufaddaliyyât, s. 285; Esâsu'l-Belâğa, s. 64.

[771] 10/Yûnus 71

[772] Şair, belli değil. Bkz. Ferrâ', Meânî'l-Kur'ân, I, 473; en-Nevâdir, s. 133; el-Hasâis, II,136

[773] 20/Tâhâ 64

[774] 3/Âl-i İmrân 173

[775] 15/Hicr 30

[776] 12/Yûsuf 93

[777] 2/Bakara 38

[778] 11/Hûd 55

[779] 62/Cuma 9

[780] Hadis sahihtir. Müslim (İman,/Tahrimu'l-Kibr I, 93) ve Tirmizi îbnu Mes'ûd'tan; Taberânî, el-Kebîr'de Ebû Umâme'den; Hâkim, el-Müstedrek (IV, 181 ve I, 26), İbnu Ö-mer'den; İbnu Asâkir de Câbir ve İbnu Ömer'den tahriç etmiştir. Bkz. El-Fethu'l-Kebîr, I, 331. Beyhekî'nin İbnu Mes'ûd'tan rivayeti şöyledir: Rasûluilah buyurdu ki: Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez; kalbinde zerre kadar iman olan cehenneme girmez. Bir adam: Ya Rasülallah: Adam ister ki, giysisi güzel, ayakkabısı güzel olsun. Bunda bîr sakınca var mıdır? diye sordu. Rasûlullah buyurdu: Allah güzeldir; güzeli sever, kibir hakkı çiğnemek ve insanları hor görmektir buyurdu. Bkz. Beyhekî, el-Esmâ' ve 's-Sıfât, s. 60.

[781] 16/Nahl 6

[782] 12/Yûsuf 83

[783] 70/Meâric 5

[784] 25/Furkân 32

[785] 7/A'râf 40

[786] 77/Mürselat 33

[787] Müellifin verdiği âyette geçen cimâlât kavramı Nâfı', Ebû Ca'fer, İbnu Kesîr, Ebû Amr; nu Amir ve Ya'kûb ve Şu'be'nin Âsım'dan aldığı kıraattir. Hafs, Hamza ve Kisâî ise, vmaletun şeklinde okumuşlardır.

[788] Bu Rüveys'in Yakûb'tan aldığı, sahih-mü tevâtir kıraatlerdendir.

[789] Kalus: Bacakları uzun olup genç ve güçlü yeni binilmeye başlanmış dişi devedir.

[790] 16/Nahl 6

[791] 6/En'âm 76

[792] 58/Mücâdele 16

[793] Hadîs, es-sıyâmu cünnetun şeklinde rivayet edilir. Bu sahih, muttetakun aleyh bir hadis­tir. Malik de el-Muvatta', Câmiu's-Sıyâm'da tahriç etmiştir. Bkz. Tenvîru'l-Havâlik, I, 287; Fethu'l-Bârî, IV, 87; Müslim (1151); Beğâvî, Şerhu's-Sünne, VI, 225.

[794] 34/Sebe' 15

[795] 34/Sebe' 16

[796] 18/Kehf 39

[797] Şair, Züheyr b. Ebî Sülmâ. Bkz. Dîvâni, s. 40; el-Mücemmel, I, 175.

[798] 32/Secde 17

[799] 18/Kehf 107

[800] 53/Necm 32

[801] 72/Cin 1

[802] 72/Cin 14

[803] 114/Nâs 6

[804] 37/Saffât 158

[805] 34/Sebe' 46

[806] 44/Duhân 14

[807] 37/Saffât 36

[808] Şair, A'şâ. Bkz. Dîvâni, s. 129.

[809] 15/Hicr 27

[810] 27/Neml 10

[811] 9/Tevbe 35

[812] 32/Secde 16

[813] 3/Âl-i İmrân 191

[814] Şair, Kutrî b. Fecâe. Bkz. Muğni'l-Lebîb, s. 199; Şerhu İbni Akü, I, 243; Hazânetu'l-Edeb,X, 163.

[815] 4/Nisâ 36

[816] 39/Zümer 56

[817] 4/Nisâ 36

[818] Şair, Alkame b. Abde. Bkz. Dîvân'ı, s. 48; el-Mufaddaliyyât, s. 394; el-Mücemmel, I, .65.

[819] 4/Nisâ 31

[820] 22/Hac 30

[821] 39/Zümer 17

[822] 5/Mâide 90

[823] 92/Leyl 17-18

[824] 14/İbrâhîm 35

[825] 5/Mâide 6

[826] 6/En'âm 38

[827] 20/Tâhâ 22

[828] 28/Kasas 32

[829] 17/İsrâ 24

[830] 28/Kasas 32

[831] 8/Enfâl 61

[832] 2/Bakara 236

[833] Hadis, sahihtir. Buhari, 60/Enbiya 2; Müslim, el-Birr ve's-Sıla (2638); bkz. Fethu'l-Bari, VI, 263; Şerhu's-Sunne, XIII, 57.

[834] 37/Saffât 173

[835] 44/Duhân 24

[836] 26/Şuarâ 95

[837] 74/Müddessir 31

[838] 33/Ahzâb 9

[839] 2/Bakara 182

[840] 5/Mâide 3

[841] 19/Meryem 25

[842] 55/Rahmân 54

[843] 9/Tevbe 79

[844] 24/Nûr 53

[845] 22/Hac 78

[846] 9/Tevbe 41

[847] 8/Enfâl 72

[848] Hadisi, Müellif, ez-Zerîa adındaki kitabında kaydetmiştir. Hadis kitaplarında bu sözü ^ kelimelerle bulamadım. Ahmed ise, Miisned'mdt (VI, 22) Fudâle b. Ubeyd'den Rasûlullah'ın şöyle dediğini kaydetmiştir: Mücâhid, Yüce Allah'ın emrine bağlılıkta kendi nef-style mücahede edendir. Tirmizi de Zühd de (IV, 165); Cihâd (1621) tahriç edip hasen-sahihtir, der.^EbÛDâvÛd da Cihâd'ta (2500) tahriç etmiştir.

[849] Had'si' İbnu Hibbân (1618) tahriç edip sahih saymıştır. Hâkim de (II, 82) sahih saymış; Zehebî onun bu hükmünü yerinde bulmuştur. Nevevî de Riyâdu's-Sâlihîn'de (s. 515) sahih saymıştır. EbÛ DâvÛd da Cihâd'ta (2504); Nesâî (VI, 7) ve Ahmed de (III, 124) tahriç etmiştir. Bkz Şerhu's-Sunne, XII, 378; Fethul-Kebîr, II, 62.

[850] 2/Bakara 55

[851] 4/Nisâ 153

[852] 13/Ra'd 10

[853] 20/Tâhâ 7

[854] 21/Enbiyâ 110

[855] 67/Mülk 13

[856] 17/İsrâ 110

[857] 49/Hucurât 2

[858] 12/Yûsuf 70

[859] 2/Bakara 67

[860] 49/Hucurât 6

[861] 2/Bakara 273

[862] Es-Semim der ki: Bu söylediği nakil yönünden meşhur değildir. Aksine onlara göre meş-uı olan onun Arapça olduğudur. Gayri munsanf olması, özel isim ve müennes sayılmasından-öır. Bkz. Umdetu-l-Hujfaz, cehennem maddesi.

[863] 24/Nûr 31

[864] 89/Fecr 9

[865] 27/Neml 56

[866] 46/Ahkâf 31

[867] 46/Ahkâf 32

[868] 10/Yûnus 89

[869] 8/Enfâl 24

[870] 40/Mü'min 60

[871] 2/Bakara 186

[872] 3/Â1-İ İmrân 195

[873] 42/Şûrâ 26

[874] 42/Şûrâ 38

[875] 2/Bakara 186

[876] 3/Âl-i İmrân 172

[877] Il/Hûd44

[878] 38/Sad 31

[879] 20/Tâhâ 50

[880] 16/Nahl 53

[881] 23/Mü'minûn 64

[882] 23/Mü'minûn  65

[883] 4/Nisâ 36

[884] 8/Enfâl 48

[885] 23/Mü'minûn 88

[886] 33/Ahzâb 60

[887] 13/Ra'd 4

[888] 16/Nahl 9

[889] 2/Bakara 249

[890] 7/A'râf 138

[891] 17/İsrâ 5

[892] 36/Yâsîn 20

[893] 40/Mü'min 34

[894] 11/Hûd 77

[895] 33/Ahzâb 19

[896] 10/Yûnus 49

[897] 39/Zümer 59

[898] 25/Furkân 4

[899] 33/Ahzâb 10

[900] 89/Fecr 22

[901] 10/Yûnus 76

[902] 19/Meryem 23

[903] Şair, Züheyr b. Ebî Sülmâ. Bkz. Dîvân'i, s. 13.

[904] 24/Nûr 13

[905] 27/NemI 22

[906] 2/Bakara 251

[907] 16/Nahl79.

[908] 2/Bakara 261

[909] 6/En'âm59

[910] 6/En'âm 95

[911] 50/Kâf 9

[912] Ebû Saîd Hudrî hadisi: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: Ehl-i Cennet Cennet'e, Cehen­nem ehli Cehenneme girdikten sonra Yüce Allah: Kimin kalbinde bir hardal tanesi ağırlığınca îmân varsa (ateşten) çıkarınız diye ferman buyuracaktır. Bunun üzerine (bu gibiler) simsiyah kesilmiş oldukları halde çıkarılıp hayât ırmağına atılacaklar ve (orada) sel uğrağında kalan ya­banî reyhan tohumlan nasıl (sür'atle) biterse öylece biteceklerdir. Görmez misin, bunlar (ne güzel) sapsarı olarak (ve iki tarafına) salınarak çıkarlar? Buhari, İman/Tefadulu EhlVl-îmân fi'l-A'mâl, I, 72; Müslim, îmân (299).

[913] 76/İnsân 8

[914] 61/Saf 13

[915] 9/Tevbe 108

[916] 9/Tevbe 23

[917] 41/Fussilet 17

[918] 5/Mâide 54

[919] 38/Sâd 32

[920] 2/Bakara 222

[921] 2/Bakara 276

[922] 57/Hadîd 23

[923] 49/Hucurât 7

[924] Hadisi, Ebû Ubeyd, Garîb'inde (I, 85); el-Fâik (I, 229) ve en-Nihâye (I, 237) müellifleri tahriç etmiştir.

[925] 9/Tevbe 31

[926] 30/Rûm 15

[927] 5/Mâide 106

[928] 5/Mâide 53

[929] 6/En'âm 88

[930] 47/Muhammed 32

[931] 39/Zümer 65

[932] 33/Ahzâb 19

[933] 25/Furkân 23

[934] Ebû Hüreyre hadisi. Müslim, İmâra, Men Katele Riyâen (1905); Tirmizi, tahriç edip hasen saymıştır. Nesâî, VI, 26; İbnu Hibbân, Sahîtimfe; Ahmed, Musned'inde (II, 321) tahriç etmiştir. Bkz. Âridatu'l-Ahvezî, IX, 226; Şerhu's-Sünne, XIV, 334; et-Tergîb ve't-Terhîb, I, 29.

[935] 7/A'râf 9

[936] 23/Mü'minûn 103

[937] 101/Kâria 8

[938] Hadis, Buhari ve Müslim'de tahriç edilmiştir. Bkz. Fethıı'l-Bâri, XI, 244 (Bâbu Mâ Yahzuru mine'd-Dünya); Müslim, (1053).

[939] Bu kişi, Haris b. Mazin b. Mâlik b. Amr b. Temîm'dir. Bir yolcuğunda, evcil hayvanla­rın yakalandığı hastalığa yakalanmıştır. Bundan böyle bununla anılmıştır.

[940] 51/Zâriyât 7

[941] 3/Al-i İmrân 191

[942] 111/Mesed 5

[943] 3/Al-j İmrân 103

[944] 3/Al-i İmrân 112

[945] 20/Tâhâ 66

[946] 26/Şuarâ 44

[947] Ebû Nu'aym, Abdullah b. Mes'ûd'tan, Ed-Deylemî de, Abdullah b. Âmir ve Ukbe b. Amır'den tahriç etmiştir. İbnu'l-Feres der ki: Hadîs, hasendir. Bkz. Keşfu'l-Hafâ, II, 4; fethu'l-Kebîr, II, 181

[948] 12/Yûsuf 35

[949] 97/Kadir 5

[950] 2/Bakara 214

[951] 4/Nisâ 43

[952] Hadisi, bu ifadeyle Bezzâr, Ebû Hüreyre'den tahriç etmiştir. Buharı ve Müslim de ise, Hz. Aişe annemizden alınmıştır. Bkz. Fethu'l-Bârî, III, 31; Müslim (785); Riyâdu's-Sâlihîn, s. 104.

[953] Nevevî der ki: Sizden sevabını ve yaptıklarınızın mükafatını vermekten usanıp size u-sanmış gibi muamele etmez ki, siz de usanıp yapmanız gerekeni terk edesiniz.

[954] 7/A'râf54

[955] Şair, Muhabbelu's-Sa'dî.  Bkz.  El-Mücemmel,  \,  221;  Esâsu'l-Belâğa,  s.  74;  el-MÜşavvefu'l-Muallim, 1,231.

[956] Bu rivayet, Abdullah b. Abbas'tan gelmiştir. İbnu Ebî Şeybe ve Tbnu Ebî Hatim O'ndan: V*nra, küçük haçtır şeklinde tahriç etmişlerdir. Eş-Şâfiî de, el-Um'de Abdullah b. Ebû Bekir'den tahriç etmiştir ki: Rasûlullah'ın Amr b. Hazm için yazdığı mektupta: Umre, küçük 'acdır ifadesi de yer almıştır. Bkz. Ed-Durru'l-Mensûr, I, 504-505; İbnu Ebî Şeybe, III, 158.

[957] 6/En'âm 149

[958] 2/Bakara.l50

[959] 2/Bakara. 150

[960] Şair, en-Nâbiğatu'z-Zubyânî. Amr b. Haris Asğar'ı methettiği bir kasidesinden. Bkz. Divân'h s. 11; el-Besâir, II, 432.

[961] 42/Şûrâ 16

[962] 42/Şûrâ 15

[963] 6/En'âm 80

[964] 3/Al-i İmrân 61

[965] 3/Al-i îmrân 65

[966] 3/Âl-i İmrân 66

[967] 40/Mü'min 47

[968] Şair, Azzâr b. Durra et-Tâî. El-Mücemmel, I, 221; el-Meâni'l-Kebîr, II, 977.

[969] 7/A'râf 46

[970] 57/Hadîd 13

[971] 42/Şûrâ 51

[972] 38/Sâd 32

[973] 83/Mutaffifin 15

[974] 57/Hadîd 13

[975] 2/Bakara 24

[976] 2/Bakara 74

[977] 15/Hİcr 80

[978] 89/Fecr5

[979] 6/En'âm 138

[980] 25/Furkân 22

[981] 25/Furkân 53

[982] 4/Nisâ 23

[983] 27/Neml 61

[984] 69/Hâkka 47

[985] 65/Talâk 1

[986] 2/Bakara 129

[987] 9/Tevbe 97

[988] 58/Mücâdele 5

[989] 57/Hadîd 25

[990] 50/Kâf 22

[991] 33/Ahzâb 19

[992] 21/Enbiyâ 96

[993] 21/Enbiyâ 2

[994] 18/Kehf 70

[995] 65/Talâk 1

[996] 66/Tahrîm 3

[997] 88/Gaşİye 1

[998] 12/Yüsuf 101

[999] 52/Tur 34

[1000] 53/Necm 59

[1001] 4/Nisâ 78

[1002] 6/En'âm 68

[1003] 45/Câsiye 6

[1004] 4/Nisâ 87

[1005] Hadis sahihtir. Muttefakutı aleyhtir. Buharı, VII, 40; Müslim, 2398; Ahmed, Musned, II, 139; Riyâdu's-Sâlihîn, s. 564.

[1006] 34/Sebe' 19

[1007] 27/Neml 60

[1008] 39/Zümer 9

[1009] 26/Şuarâ 56

[1010] 3/Al-i İmrân 28

[1011] 4/Nisâ 71

[1012] 63/Münâfikûn 4

[1013] 64/Teğâbun 14

[1014] 9/Tevbe 81

[1015] 35/Fâtır 21

[1016] 2/Bakara 178

[1017] Hadis, sahihtir. Bkz. Buhari, Cihad, Harase fi'1-Gazv (VI, 60); Rikak, Ma Yuttaka min Fitneti'1-Mâl, XI, 253; îbnu Mâce, Ziihd (II, 1386); Şerhu's-Sünne, XIV, 262; Fethu'l-Kebîr, H

[1018] Bkz. Râgıb, ez-Zerîa, s. 206.

[1019] 4/Nisâ 92

[1020] 3/Al-i İmrân 35

[1021] 16/Nahl 72

[1022] Şair, Antera. Muallaka'smda. Bkz. Şerhu'l-Muallakât, II, 16; el-Mücemmel, I, 211.

[1023] 35/Fâtır 33

[1024] Şair, Ebû Temmâm. Divâriı, s. 20.

[1025] 34/Sebe' 13

[1026] 68/Kalem 22

[1027] 42/Şûrâ 20

[1028] Bkz. Ez-Zerta ilâ Mekârimi'ş-Şerîa, s. 210-211.

[1029] Abdullah b. Mes'ûd'un Peygamberden aldığı hadistir; şöyle buyurdu: Allah'ın en sevdi­ği isimler, ona kulluğu dile getirenlerdir. En doğru isimler ise, »ılV hemmâm ve ^jii- I ha­ris'dr. Eş-Şîrâzî, el-Elkâb ve et-Taberânî tahriç etmiştir. Fethu'l-Bâtf de: İsnadı zayıftır, den­mektedir. Bkz. El-Fethu'l-Kebîr, I, 46; Keşfu'l-Hafâ, I, 51. Ebû Vehb Cuşemî hadisinde ise, Peygamber şöyle buyurur: Peygamberlerin isimlerini alınız. Allah'ın en sevdiği isimler, Abdul­lah ve Abdurrahman'dır. En doğrusu ise, Haris ve Hemmâm'dır. Ebû Dâvûd tahriç etmiştir. Bkz. Meâlimu's-Siinen, IV, 126; et-Tergîb ve't-Terhîb, III, 85.

[1030] Manası Enes kanalıyla Peygamberden alınmıştır: Dünyanızı düzeltiniz ve yarın ölecek­miş gibi ahretiniz için çalışınız. Firdevs'te tahriç edilmiştir. İbnu Kuteybe, Peygambere nispet etmeden, Amr b. Âs'ın sözü olarak tahriç etmiştir. Bkz. Uyûnu'l-Ahbâr, III, 244; Suyuti, el-Fethu'l-Kebîr, I, 190; Keşfu'l-Hafâ, I, 412.

[1031] 2/Bakara 223

[1032] 2/Bakara 205

[1033] 4/Nİsâ 65

[1034] 22/Hac 78

[1035] 6/En'âm 125

[1036] Bu Nâfi', Ebû Bekir ve Ebû Ca'fer'in kıraatidir. Bkz. El-İthâf s. 216.

[1037] 2/Bakara 7

[1038] 7/A'râf 2.

[1039] 94/İnşirâh 1

[1040] 68/Kalem 25

[1041] 72/Cin 8

[1042] Şair, Lebid. Bkz. Dîvân' ı, s. 46

[1043] 16/Nahl 37

[1044] 2/Bakara 96

[1045] 12/Yûsuf 103

[1046] 12/Yûsuf 85

[1047] Şair, Aracî.

[1048] 22/Hac 11

[1049] 22/Hac 11

[1050] 4/Nisâ 143

[1051] 4/Nisâ 46

[1052] 5/Mâide 41

[1053] 2/Bakara 75

[1054] Hadis sahih olup muttefakun aleyhtir. Bkz. Buhari'nin rivayeti şöyledir: Şüphesiz bu Kur'ân yedi harf üzere gönderilmiştir. Onu hangisiyle daha iyi okuyabilir seniz onunla okuyu­nuz. Bkz. Fedailu'l-Kur'ân: Fethu'l-Bâri, IX, 23; Müslim, II, 202; İbnu Abdi'i-Berr, et-Temhîd, VIII, 272

[1055] 22/Hac 22

[1056] 2/Bakara 266

[1057] 2İ/Enbiyâ 68

[1058] 20/Tâhâ 97

[1059] 75/Kıyame 16

[1060] 28/Kasas 12

[1061] 2 l/Enbiyâ 95

[1062] 5/Mâide 26

[1063] 5/Mâide 72

[1064] 7/A'râf 50

[1065] 2/Bakara 85

[1066] 6/En'âm 145

[1067] 6/En'âm 146

[1068] Hadisi ed-Dârakutni, Sunen'inde, İbnu Ömer'den tahriç etmiş ve isnadı Hasarıdır de­miştir. Ayrıca Nesûi, VII, 173; İbnu Mace (3609) ve Ahmet, Musned, I, 219 de tahric etmiştir.

[1069] 66/Tahrîm 1

[1070] 6/En'âm 138

[1071] 56/Vâkıa 67

[1072] 51/Zâriyât 19

[1073] 72/Cinl4

[1074] Şair, Sulma bin Uveyye ed-Dabbi'dir. Bkz. Sa'Ieb, eî-Mecâlis, I, 246; el-Fâik, I, 275: Hattabi, el-Garîb, II, 50.

[1075] 18/Kehf 12

[1076] 58/Mücâdele 19

[1077] 33/Ahzâb 22

[1078] 5/Mâide 56

[1079] 33/Ahzâb 20

[1080] 33/Ahzâb 22

[1081] 3/Âl-i İmrânl53

[1082] 35/Fâtır 34

[1083] 9/Tevbe 92

[1084] 12/Yûsuf 86

[1085] 3/Âl-i İmrân 139

[1086] 15/Hicr 88

[1087] Şair, ibnu'r-Rumî. Bkz. Divân'ı, II, 806; ayrıca Müellifin, Muhadaratu'l-Udebâ', II, 325; Besâiru Zevi't-Temyiz, II, 458; ez-Zerîa, s. 172.

[1088] 3/Âl-i İmrân 152

[1089] 3/Â1-i İmrân 52

[1090] 21/Enbiyâ 12

[1091] 19/Meryem 98

[1092] 21/Enbiyâ 102

[1093] 10/Yûnus 5

[1094] 6/En'âm 96

[1095] 18/Kehf 40

[1096] Hadis, en-Nihâye'de Yahya b. Ya'mur'un sözü olarak verilmiştir: Rüzgar estiğinde şöy­le derdi: Onu husbân, yani: Azap yapma. Et-Taberânî de el-Kebir'de merfu olarak: Allahım, onu rahmet kıl; azap kılma. Bkz. Nuzulu'l-Ebrâr, s. 298; en-Nihâye ,1, 383.

[1097] 65/Talâk 8

[1098] Hadis sahihtir. Buhari, Müslim, Tirmizi, Ahmed ve Abd b. Humeyd tahriç etmiştir. Hz. Aişe der ki: Peygamber şöyle buyurdu:

[1099] 21/Enbiyâ 1

[1100] 54/Kamer 1

[1101] 54/Kamer 1

[1102] 2l/Enbiyâ 47

[1103] 69/Hâkka 26

[1104] 69/Hâkka 20

[1105] 3/Âl-i İmrân 199

[1106] 78/Nebe' 36

[1107] 52/Tûr 39

[1108] 2/Bakara 212

[1109] Müellif, el-Muhâdarâtu'l-Udebâ'da (I, 298) bu şiiri Da'bel Huzâî'ye nispet etmiştir.

[1110] 43/Zuhruf 33

[1111] Ömer b. Hattâb'tan, dedi ki: Kıyamet gününde hesabı hafif tutulacak olanlar ancak dün­yada kendisini hesaba çekenlerdir. Tirmizi, tahriç etmiştir. Bkz. Âridatu'l-Ahvezî, IX, 282; Ahmed, Zuhd, s. 149.

[1112] 2/Bakara 245

[1113] 40/Mü'min 40

[1114] 38/Sâd 39

[1115] 3/Al-i İmrân 173

[1116] 58/Mücâdele 8

[1117] 4/Nisâ 6

[1118] 6/En'âm 52

[1119] 5/Mâide 105

[1120] 26/Şuarâ 112-113

[1121] 78/Nebe' 36

[1122] 29/Ankebût 1-2

[1123] 29/Ankebût 4

[1124] 14/İbrâhîm 42

[1125] 14/İbrâhîm 47

[1126] 2/Bakara 214

[1127] Hadisi, Gazali, %â'da (III, 186) kaydetmiştir. Irakî: Bunun Peygambere dayanan bir a?lmı bulamadım; ancak bu el-Fudayl'ın sözüdür demektedir. Aynı şekilde İbnu Ebı d-Uunya z-emfnu 'I-HaseeTtt rivayet etmiştir.

[1128] 2/Bakara 109

[1129] 113/Felak 5

[1130] 67/Mülk 4

[1131] 17/İsrâ 29

[1132] 3/Âl-i İmrân 156

[1133] 69/Hâkka 50

[1134] 39/Zümer 56

[1135] 2/Bakara 167

[1136] 36/Yâsîn 30

[1137] 21/Enbiyâ 19

[1138] 69/Hâkka 7

[1139] 4/Nisâ 78

[1140] 4/Nisâ 78

[1141] 4/Nisâ 78

[1142] 7/A'râf 131

[1143] 4/Nisâ 79

[1144] 4/Nisâ 79

[1145] 39/Zümer 18

[1146] Bu anlamda Ebû Umâme'den gelen bir rivayeti Ahmed, Musned'te (V, 252) tahriç etmiştir

[1147] 2/Bakara 83

[1148] 29/Ankebût 8

[1149] 9/Tevbe 52

[1150] 5/Mâide 50

[1151] Bkz. Nehcu'l-Belâğa, s. 674; el-Besâir, II, 465; ez-Zerîa, s. 24.

[1152] 32/Secde 7

[1153] 17/İsrâ 7

[1154] 16/Nahl 90

[1155] Bkz. Nehcu'l-Belâğa, s. 708.

[1156] 4/Nisâ 125

[1157] 2/Bakara 178

[1158] 29/Ankebût 69

[1159] 2/Bakara 195

[1160] 9/Tevbe 91

[1161] 16/Nahl 30

[1162] 26/Şuarâ 36

[1163] 38/Sâd 19

[1164] 81/Tekvir 5

[1165] 59/Haşr 2

[1166] 27/Nemi 17

[1167] 46/Ahkâf 6

[1168] 4/Nisâ 172

[1169] 18/Kehf 47

[1170] 12/Yûsuf 51

[1171] Şair, Ebû Kays b. Eslet Ensârî. Bkz. El-Mufaddaliyyât, s. 274; el-Mücemmel I, 214,

[1172] 6/En'âm 141

[1173] 10/Yûnus 24

[1174] 11/Hûd 100

[1175] 6/En'âm 45

[1176] 50/Kâf 9

[1177] Tirmizi, tahriç edip: Hasen-sahîhtir der. Bkz. Âridatu'l-Ahvezî, X, 88; îbnu Mâce, II, ; Ahmed, Musned, V, 231; Şerku's-Sünne, I, 26.

[1178] 9/Tevbe 5

[1179] 17/İsrâ 8

[1180] 7/A'râf 41

[1181] Bkz. Divûn\ s. 161.

[1182] 3/Al-i   İmrân   39 

[1183] 2/Bakara 196

[1184] 2/Bakara 273

[1185] 4/Nisâ 90

[1186] 59/Haşr 2

[1187] 59/Haşr 14

[1188] Şair, Es'ar Cu'fî. Bkz. el-Asmeiyyât, s. 141; El-Besâir, II, 472; el-Hayevân, I, 346.

[1189] 12/Yûsuf 48

[1190] 66/Tahrîm 12

[1191] 4/Nisâ 25

[1192] 4/Nisâ 25

[1193] 4/Nisâ 25

[1194] 4/Nisâ 24

[1195] 4/Nisâ 23

[1196] 100/Âdiyât 10

[1197] 72/Cin28

[1198] Ebû Hureyre'den alman bu hadiste şöyle buyurmaktadır: Yüce Allah'ın doksan dokuz, yüzden bir eksik ismi vardır. Kim onları sayarsa cennete girer. O tektir, teki sever, Buharı, Şurut; Muslini (2677); Tırmizi, Nesai, ibnu Mâce, II, 1269; Ahmed, Musned, II, 258; ibnu Hıbban, Taberani ve Beyhaki, el-Esma ves-Sıfât, (s. 13) tahriç etmiştir. Bkz. ed-Duru'l-Mensûr, III, 613; Fethu'l-Bâıİ, V, 262.

[1199] Abdullah bin Ömer anlatır ki: Hamza bin Abdullmuttalib, Rasuluilah'a (sav) gelerek: Ey Allah'ın Rasulii, beni bir şeyin başına ver kî, onunla geçimimi sağlayayım, dedi. Rasululîah (sav): Ey Hamza! dedi: Diriltileceğin canını mı seversin, yoksa öldürüldüğün canım mı? diye sordu. Hamza: Diriltileceğim canı daha çok severim, dedi. Buyurdu ki: öyleyse, kendi canım kurtar. Ahmed, Musned, II, 175. isnadında İbnu Lehia vardır.

[1200] 73/Müzzemmil 20

[1201] Hadis, Sevbân'dan alınmıştır. Rasululîah (sav) buyurmuştur ki: Dosdoğru olunuz; her Şeyi elde edemezsiniz; en hayırlı amelinizin namaz olduğunu biliniz ve mu'ininden başkasının abdesti muhafaza edemeyeceğini biliniz. Hadis sahihtir. Malik muvattada taharet bölümünde (I, 34); Ahmed, Musned, V, 280; İbnu Mâce, I, 101; Hakim, Müstedrek, I, 130, Bkz. Şerhu's-Suıme, I, 327

[1202] ll/Hûd 112 Hadisi, Beyhâki, Şuabu'l-îman'dz Ebû Ali es-Sırrî'den tahric etmiştir. İbni Abbas'tan gelen rivayette ise, Ebû Bekir: Ya Rasulallah, ihtiyarladın, dediğinde: Beni, Hâd, Vakıa, Mürşelat, Amme yetesaelûne ve Îza'ş-Şemsu Küvviret ihtiyarlattı, buyurmuştur. Hadisi Tirmızı tahrin edip hasen saymıştır. Hakim de tahric edip sahih saymış, Zehebi de onaylamıştır. '■ II, 343. ed-Duru 'l-Mensur IV, 396. Şerhu 's-Sunne XIV, 372.

[1203] 69/Hâkka 34

[1204] 21/Enbiyâ 98

[1205] Bu, şaz bir kıraattir. İbnu Abbas ve Yamâni bu şekilde okumuştur. Bkz. Muhteseb, II, 66; Bahr, VI, 340.