BÜYÜK TEFSİR TARİHİ - 2. Sayfa
Tefsir Ve Sair İlimlerdeki Mevkii:
21- Saîd b. Cübeyr
Tefsirde Ve Sair İlimlerdeki Mevkii:
Hâdise-i Şehâdeti:
İkinci Tabakayı Teşkîl Eden Müfessirler
22- Mücâhid B. Cebr;
Tefsirde Ve Sair İlimlerdeki Mevkii:
23- Şa'bi:
Tefsirde Ve Sâir İlimlerdeki Mevkii:
24- Dahhâk
Tefsirde Ve Sâir İlimlerdeki Mevkii:
25- Tâvûs B. Keysân:
Mevki-i İlmisi:
26- İkrime:
Tabiîn Arasındaki Mevkii:
27- İbn-i Sîrîn:
Tabiîn Arasındaki Mevkii :
28- Hasan-ı Basrî:
Tabiîn Arasındaki Mevkii:
29 - Atıyyetü'l-Avfî :
Mevki-i İlmîsi:
30- Ata B. Ebî Rebâh:
Tabiîn Arasındaki Mevkii:
31- Katâde :
Tabiin Arasındaki Mevkii:
34- Süddî-i Kebîr:
Tefsirde Ve Sâir İlimlerdeki Mevkii :
35 - İbn-i Ebî Nüceyh Es-Sakafî:
Mevki-İ İlmîsi :
36- Zeyd B. Eşlem :
Mevki-i İlmîsi:
37- Rebî' B. Enes:
Mevki-i İlmîsi:
38- Alî B. Ebî Talha
Mevki-i İlmisi:
39- Amr B. Ubeyd:
Mevki-i İlmîsi
40 — İbnü's-Sâib El-Kelbî
Mevki-i İlmîsi:
41- İmâm-ı A'zam:
İmâm-ı A'zam'ın Meşâyihi:
İmâm-ı A'zam'ın Tefsirdeki Mevkii:
İmam-ı A'zam'ın İlm-i Hadisdeki Mevkii
42- Mukatil İbn-i Süleyman :
Mevki-i İlmîsi:
Tefsirdeki Mesleği:
43- Şu'be B. El-Haccâc:
Mevki-i İlmîsi:
44- Sufyan-ı Sevr ı :
Mevki-i İlmîsi:
45- İmâm-1 Mâlik:
İmâm-ı Mâlik'in Meşâyihi:
İmâm-ı Mâlik'in Tefsir Ve Hadisdeki Mevkii:
46- Abdü'r-Rahmân:
Mevki-i İlmîsi:
47- Hüşeym B. Beşîr:
Mevki-i İlmîsi:
48- Yûnus B. Habîb.
Mevki-i İlmîsi
49- Ebü'l-Hasen El Kisâî:
Mevki-i İlmîsi:
50- Muhammed Ruvâsi:
Mevki-i İlmîsi:
51- Süfyân B. Uyeyne :
Mevki-i İlmîsi:
52- Vekî' B. El-Cerrâh:
Mevki-i İlmîsi:
Müfessirlerin Üçüncü Tabakası
53- İmâm-1 Şafiî :
İmâm-1 Şafiî'nin Meşâyihi:
İmâm-ı Şafiî'nin Tefsir, Hadîs Ve Fıkıh İümlerindeki Mevkii :
54- Ravh B. Ubâde:
Mevki-i İlmîsi:
55- Yezîd B. Hârûn :
Mevki-i İlmîsi;
56- Muhammed B. El-Müstenîr:
Mevki-i İlmîsi:
57 - Vâkidi:
Vâkidî'nin Mevki-i İlmîsi:
58- Ferrâ':
Mevki-i İlmîsi:
59- Ebu Ubeyde, Ma'mer B. El-Musenna:
Kudret-i İlmiyyesi:
60- Abdü'r-Rezzâk B. Hemmâm:
Mevki-i İlmîsi:
61- Ahfeş-i Evsat :
Mevki-i İlmîsi:
62- Âdem B. Ebi İyâs:
Meşâyihi:
Tefsir İlmindeki Mevkii:
Muhaddisler Arasındaki Mevkii:
Bir Muhaveresi:
63- Kasım B. Sellâm :
Kudret-i İlmiyyesi:
64- Muhammed B. Hatim :
Kudret-i İlmiyyesi:
65- Ebü Bekr İbn-i Ebî Şeybe:
Kudret-i İlmiyyesi:
66- İshâk B. Râheveyh
Mevki-i İlmîsi :
67- Osman B. Ebî Şeybe:
Mevki-i İlmisi:
68- İmâm-ı Ahmed B. Hanbel:
İmâm-ı Ahmed'in Meşâyihi:
İmâm-ı Ahmed'in Tefsir, Hadîs Ve Fıkıhdaki Mevkii
İmâm-i Ahmed'in İbtilâsı Ve Metânet-i Ahlakıyyesi:
69- Ebü'l-Hasen Alî El-Mervezî:
Kıymet-i İlmiyyesi :
70 - Abd B. Humeyd:
Mevki-i İlmîsi:
71- Dârimî:
Kudret-i İlmiyyesi:
72- İmâm-ı Buhârî:
Meşâyihi:
Tefsir İlmindeki Mevkii:
Muhaddisler Arasındaki Mevkii:
Hafızasındaki Kuvvet:
Seyâhatları Ve İbtilâsı:
Şiir İle Alâkası:
73- Îmam-i Müslim:
Meşâyihi:
Tefsir İlmindeki Mevkii:
Muhaddisler Arasındaki Mevkii:
74- İbn-i Abdi'l-Hakem :
Mevki-i İlmîsi:
75 - İbn-i Mâce:
Meşâyihi :
Tefsir Ve Hadis İlmindeki Mevkii:
76- Ebû Dâvüd Es-Sicistani :
Meşâyihi
Tefsir Ve Hadîs İlimlerindeki Mevkii :
Basra'da İkametinin Sebebi:
77 - İbn-i Nakîb:
Meşâyihi:
Tefsir Ve Hadîs İlmindeki Mevkii:
78- Bak1yy B. Mahled:
Kudret-i İlmiyyesi ;
79- İbn-i Kuteybe:
Mevki-i İlmîsi:
80 - Ebu Hatim Er-Râzî:
Meşâyihi:
Mevki-i İlmîsi:
81- Tirmizî:
Meşâyihi:
Tefsir Ve Hadîs İlmindeki Mevkii:
82- Ebû Hanîfe Ed-Dineveri:
Kudret-i İlmiyyesi:
83- İsmail b. İshak:
Kudret-i İlmiyyesi:
84- Sehl Et-Tüsterî:
Tefsir Ve Tasavvurdaki Mevkii:
85- Müberrid:
Kudret-i İlmiyyesi:
86- El-Haffâf:
Mevki-i İlmîsi:
87- Sa'leb:
Mevki-i İlmîsi:
88- Ebû Yahya Er-Râzî:
Mevki-i İlmîsi :
89- İsmail b. İshâk:
Mevki-i İlmîsi:
Dördüncü Tabakayı Teşkil Eden Müfessirler
90- Neseî:
Meşâyihi
Tefsir Ve Hadîs İlimlerindeki Mevkii:
91- Alî El-Kummî:
Mevki-i İlmîsi :
92-Velld b. Ebân :
Mevki-i İlmîsi :
93- İbn-i Cerîr:
Seyâhatları Ve Üstadları :
İbn-i Cerîr'in Tefsîr'deki Mesleği :
İbn-i Cerîr'in Hadîs Ve Fıkıhdaki Mevkii:
İbn-i Cerîr'in Edebiyattaki, Târihdeki Mevkii:
94- Ebû İshâk Ez-Zeccâc:
Kudreti İlmiyyesi:
95- İbn-i Ebî Dâvûd :
Mevki-i İlmisi:
96- İbnü'l-Münzir :
Mevki-i İlmîsi:
97- İbnü'l-Hayyât:
Kudret-i İlmiyyesi :
98 - İbn-i Keysân:
Kudret-i İlmiyyesi:
99- Ebû Ca'fer Et-Tahâvî:
Kudret-i İlmiyyesi :
100 - Ebû Zeyd El-Belhî:
Mevki-i İlmîsi:
101- Ebu Müslim, Muhammed:
Kudret-i İlmiyyesi:
102 - İmâm Ebü'l-Hasen El-Eş'arı:
Mevki-i İlmîsi:
103 - İbn-i Ebî Hatim:
Mevki-i İlmisi
104- İmâm Ebü Mansür-i Mâtürîdî :
Mevki-i İlmîsi:
Tefsirdeki Mesleği:
105- El-Hasen Alî B. Îsâ:
Mevki-i İlmîsi:
106 - Ebû Ca'fer En-Nahhâs:
Mevki-i İlmîsi :
107- İbn-i Cemşâd :
Mevki-i İlmîsi:
108- Kasım B. Asbağ :
Mevki-i İlmîsi :
109- İbn-i Deresteveyh :
Mevki-i İlmisi :
110- Ebü'l-Hakem, Münzir:
Mevki-i İlmîsi:
111- İbn-i Ebî Osman:
Mevki-i İlmisi:
112- İbn-i Miksem :
Kudret-i İlmiyyesi :
113- Ebü Bekr En-Nakkaş :
Mevki-i İlmîsi:
114- El-Kaaliyy :
Mevki-i İlmîsi:
115- Ebü't-Kaasim Et-Taberânî:
Mevki-i İlmîsi:
116- Kafkal-i Kebîr:
Kudret-i İlmiyyesi:
Mezhebi:
117 - Ebü'l-Hasen El-Cürcânî:
Kudret-i İlmiyyesi:
118- Ebü’ş-Şeyh :
Mevki-i İlmîsi
119- Ebû Kansûr El-Ezherî:
Kudret-i İlmiyyesi:
120- Ebû Bekr El-Cessâs
Mevki-i İlmîsi:
Tefsirdeki Mesleği:
121 - Muhammed B. Muhammed El-Herevî:
Kudret-i İlmiyyesi :
122 - Ebü'l-Leys:
Mevki-i İlmisi :
Tefsirdeki Mesleği:
123- Ebû Alî El-Fârisî:
Kudret-i İlmiyyesi:
124- İbn-i Atıyye El-Kadîm :
Kudret-i İlmiyyesi :
125- Ebü'l-Hasen Er-Rummânî:
Mevki-i İlmîsi:
126- İbn-i Şahin:
Mevki-i İlmîsi :
127- Ubeydullah El-Esedî:
Mevki-i İlmîsi :
128 - Muhammed El-Üdfuvî:
Mevki-i İlmîsi
129- Ebû Muhammed El-Mâhânî El-İsfehânî:
Mevki-i İlmisi :
130- El-Muâfâ En-Nehrevânî :
Mevki-i İlmîsi:
131- Ahmed B. Fâris:
Mevki-i İlmisi:
132 - Ebü Hilâl El-Askerî:
Mevki-i İlmisi :
Beşinci Tabakayı Teşkil Eden Müfessirler.
133- El - Hâkim :
Meşâyihi
Tefsir Ve Hadis İlimlerindeki Mevkii:
134- İbn-i Fûrek:
Mevki-i İlmîsi:
135- Ebü'l-Kaasım En-Nîsâbûrî:
Kudret-i İlmiyyesi:
136- Şerif Radıyy:
137- Ebu'l-Kaasım Hibetullah:
Mevki-i İlmîsi:
138- Ebû Bekr Muhammed En-Nîsâbûrî:
Mevki-i İlmisi:
139- Ebü Abdi'r-Rahmân Es-Sülemî:
Meşâyihi:
Mevki-i İlmîsi
Tefsirdeki Mesleği:
140- İbn-i Merdevey H:
Tefsir Ve Hadis İlmindeki Mevkii:
141- Abdü'l-Kaadir El-Bağdâdî:
Kıymet-i İlmiyyesi:
142- Ebû İshak Sa'lebî:
Mevki-i İlmîsi:
143- İbn-i Sînâ:
İbn-i Sînâ'nın Seyahatları Ve Me'mûriyetleri:
İbn-i Sînâ'nın Mevki-i İlmîsi:
144- Ebü Ömer, Meâfirî:
Kudret-i İlmiyesi
145 - Alî El-Havfî:
Kıymet-i İlmiyyesi:
146 - İsmail B. Ahmet El-Hîrî:
Mevki-i İlmîsi:
147- Şerîf Murtazâ.
Kudret-i İlmiyyesi Ve Tefsirdeki Mesleği:
148- Mekkî B. Hammûş:
Mevki-i İlmîsi:
149- Ebû Muhammed El-Cüveynî:
Üstadları:
Kudret-i İlmiyyesi Ve Zühd Ü Takvası:
150- Ahmed B. Ammâr :
Kudret-I İlmiyyesi :
151 - Ebû Osman Es-Sâbûnî:
Üstazları:
Mevki-i İlmisi:
152 - Mâverdi:
Üstazları:
Kudret-i İlmiyyesi Ve Tefsirdeki Mesleği:
Mâverdî'nin Seciyyesi, Tevazuu:
153- Ebû Müslim, Muallim-i İsfehânî :
Mevki-i İlmisi
154- Ebû Ca'fer Et-Tüsî:
Mevki-i İlmisi
155- Ebü'l-Kaasım El-Kuşeyrî:
Üstazları:
Kudret- İlmiyyesi Ve Tefsirdeki Mesleği:
Seyahatleri:
156- Vâhîdî
Üstazları
Mevki-i İlmîsi
Tefsirdeki Mesleği:
157-Ebü'l-Muzaffer Şahfûr:
Mevki-i İlmîsi:
158- İmâmü'l-Haremeyn:
Üstazları:
Kudret-i İlmiyesi:
Seyahatleri:
159 - Ebü Ma'şer Et-Taberî:
Mevki-i İlmîsi:
20- İbrahim En-Nehaî:
Ebû Imrân, İbrahim b. Yezîd b. Kays el-Küfı, Tâbiin'in büyüklerindendir. Kendisi Kûfe'lidir. Fakat aslen Yemen'deki Neha' kabilesinden olduğundan "Nehaî" nisbetiyle meşhur olmuştur. Daha ihtiyar olmadan H. 95 târihinde vefat etmiştir.
İbrâhîm-i Nehaî büyük bir âlim, büyük bir fakîhdi. Hadîs'de de ihtisas sahibi bulunuyordu. Şöhretden kaçınır, sorulmadıkça ilme dâir söz söylemezdi.
Abdü'l-Melik b. Ebî Süleyman demiştir ki: "Ben Saîd b. Cubeyr'den, şöyle dediğini işittim: Siz benden fetva istiyorsunuz. Halbuki aranızda İbrâhim en-Nehaî mevcud bulunuyor."
İbrâhîm en-Nehaî, akrabası olan Alkame'den ve Mesrûk ile Esved'den rivayet eder. Kendisinden de Hammâd b. Ebî Süleyman ve Simâk gibi zâtlar rivayette bulunurlar.
İmâm-ı A'zam, üstâzı Hammâd'dan hikâye ediyor: Hammâd demiş ki: "Ben İbrâhîm en-Nehaî'ye Haccâc-ı Zâlim'in öldüğünü müjdeledim. Hemen secdeye kapandı ve sevincinden ağladı."
Bu mübarek zattan tefsîr'e dâir de bâzı şey'ler nakledilmiştir.
İbn-i Ebi Hâtem şöyle naklediyor: "İbrâhîm en-Nehaî dedi ki:
"Ey örtünmüş olan! Gece kalk"[1] âyeti celîlesi nazil olduğu zaman Rasûlullâh bir havluya bürünmüş bulunuyordu."
Resûl-i Ekrem Hazretleri bu âyeti kerîme ile geceleri kalkıp bir müddet namaz kılmak ve Kur'ân tilâveti ile meşgul olmakla mükellef kılınmıştı. Bu cihetle, Teheccüd namazı Resûl-i Ekrem'e hâs bir vecîbe idi.
İbrâhîm en-Nehaî Fıkıh Târîhi'nde büyük bir mevki' sahibidir. İmâm-ı A'zam'ın bil-vâsıta üstadlarından sayılır.[2]
21- Saîd b. Cübeyr
İbn-i Hişâm el-Kûfî el-Esedî, Tâbiîn'in en meşhurlarındandır. Künyesi, "Ebû Muhammed" veya "Ebû Abdillâh"dır. Aslen Habeşîdir. Takriben H. 46 târihinde doğmuş, H. 95 senesinde şehîd olarak vefat etmiştir. Kabri Vâsit şehri hâricinde bir ziyâretgâhdır.
Saîd b. Cübeyr büyük bir imam; yüksek bir âlimdir. Yüce kadrini, celâlet-i şânını, zühd ü takvasını herkes tasdik etmektedir. Hazık, nâkıd, mütebassir bir zât idi. Bu cihetle kendisine Cehbezü'l-ülemâ denilmiştir.
Süfyân-ı Sevrî demiştir ki: "Tefsîr ilmini dört kişiden alınız. Saîd İbn-i Cübeyr, Mücâhid, İkrime ve Dahhâk."
Katâde de diyor ki : "Tâbiîn'in en âlimi dört zâttır: Menâsik'de, Atâ' İbn-i Ebî Rebâh; Tefsîr'de, Saîd b. Cübeyr; Siyer'de, İkrime; Mevıze, Helâl ve Haram'da da, Hasan-ı Basrî."
Saîd b. Cübeyr, Kur'ân-ı Kerîm'i İbn-i Abbâs'dan teallüm etmiş, Tefsîr'e, Hadîs'e müteallik ma'lûmâtı yine İbn-i Abbâs ile, İbn-i Ömer, Abdu'llâh b. Câbir, Abdu'llâh b. ez-Zübeyr'den ve sair birçok Sahâbe-i Güzin'den ahzeylemiştir. Kendisinden de birçok kimseler müstefîd olmuş, Zührı ile şâir bir hayli Tabiîn rivâyetde bulunmuşlardır.
Abdü'l-Melik İbn-i Mervân'ın talebi üzerine Saîd b. Cübeyr'in yazdığı Tefsîr'i Atâ' b. Dînâr nakletmiştir. Bu tarîk ile vârid olan tefsîr'in yazılabileceği ve ihticâca sâlih bulunduğu Itkan'da beyân olunuyor.
Dahhâk'in İbn-i Abbâs'dan olan rivayeti, Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla olduğunu Şu'be hikâye etmiştir.
Abd b. Humeyd ile İbn-i Cerîr dahi Tefsîr'e dâir İbn-i Cübeyr'den bir hayli şey nakletmişlerdir. Ez-cümle diyorlar ki: Saîd b. Cübeyr,[3]
Ayet-i celilesini tefsir etmiştir. Yâni, mağfirete mazhariyyet için Hak Teâlâ'ya itaatte bulunmak lâzımdır.
Velhâsıl, İbn-i Cübeyr her veçhile mükemmel bir şahsiyyettir. Hayfâki bu ilm ü irfan timsâli, bu fazilet ve kemâl âbidesi, Haccâc'ın zulmüne kurban gitmiş, beşeriyyet târihinin hûnîn sahîfelerinde ebedî bir leke bırakmıştır. İmâm-ı Ahmed b. Hanbel, bu hâdiseyi teessüfle yâd ederek demişdir ki: "Haccâc, Şaîd b. Cübeyr'i şehîd etti. Öyle bir zâtı ki, yeryüzündekilerîn hepsi de ona, onun ilmine muhtâc idi."[4]
Hâdise-i Şehâdeti:
Haccâc, Abdu'r-Rahmân b. Muhammed b. el-Eş'âs'ı kırk bin kişi ile Türkistan taraflarına gönderdiği zaman, Saîd b. Cübeyr'i de maiyyetine vermiş, ordunun iaşesine me'mûr etmişti.
Îbnü'l-Eş'as, gördüğü lüzum üzerine Haccâc'dan emir almaksızın Türkistan'dan avdet etmeye başladığı için i'dâm ile tehdîd edilmiş, o da hayâtını müdâfaa için Haccâc'a karşı cephe almıştı. Bidâyeten İbn-i Eş'as, Haccâc'a galebe çalarak Basra taraflarını elde etmiş ise de muahharen (Deyrü'1-Cemâcîm) de cereyan eden bir çarpışma neticesinde İbn-i Eş'as, mağlûb olub Türkistan taraflarına kaçmış, kendisine tarafdar görülenlerin bir kısmı i'dâm edilmiş, bir kısmı da öteye beriye dağılmıştı.
İşte Saîd b. Cübeyr de bu esnada İsfahan'a çıkıp gitmişti. Derdest edilmesi için Isfahan valisine Haccâc tarafından bir emir verilince vali, İsfahan'dan ayrılmasını Saîd'e mahremâne bir surette ihtar etti. Saîd de Azerbaycan'a çıkıb gitti. Fakat orada da rahat edemediğinden Mekke-i Mükerreme'ye gidib orada mütenekkirâne bir halde yaşadı. Mekke'de kendisi gibi birtakım mülteciler daha var idi. Ömer b.'Abdi'1-Azîz vali bulunduğundan bu bî-günâh zâtları himaye ediyor ve Haccâc'ın zulmünden Halîfe Velîd'e şikâyette bulunuyordu. Haccâc keyfiyetten haberdâr olunca Velid'i bir takrîb ile idlâl ederek Ömer b. el-Azîz'i Mekke'den uzaklaştırdı. Yerine Hâlid b. Abdi'llâh el-Kasrî vali olmuştu.
Bu yeni valinin fena bir adam olduğundan bahisle Mekke-i Mükerreme'den uzaklaşmasını Saîd b. Cübeyr'e tavsiye edenler bulundu. Fakat Saîd bu tavsiyeyi kabul etmedi. "Vallahi ben şimdiye kadar firar edib durdum. Artık Allahu Teâlâ'dan haya ediyorum. Mukadder ne ise yerini bulacak." diyordu.
Filhakika, Irak mültecilerinin Haccâc'a gönderilmesi için Velîd'den emir almış olan yeni vali, Sâid b. Cübeyr'i, Mucâhid'i, Talha b. Hubeyb'i tutup Haccâc'a gönderdi. Talha yolda ölmüş, Mücâhid de Haccâc'ın vefatına kadar mahbus kalmıştı. Saîd'e gelince : Kûfe'ye götürülerek evvelâ hanesinde bırakılmış olduğundan, Küfe âlimleri ziyaretine koşmuşlardı. Ayaklarına demir zincir vurulmuş olan Saîd, zâirlerine mütebessimâne bir halde hadîs rivayet ediyordu. Fakat kucağına sokulan kızcağızı, bu zincirleri görünce ağlamaya başlamıştı. Nihayet Saîd'i götürüp Haccâc'ın huzuruna çıkardılar. -Haccâc'ın bu esnada, Vâsıt'da bulunduğu ve hâdisenin orada cereyan ettiği anlaşılıyor.-
Saîd b. Cübeyr, Haccâc'm huzuruna çıkarken,[5] âyet-i kerîmesini okumuştu.
Haccâc, bu muhterem zâtı görünce Hâlid'i kasd ederek : "Allah şu nasrânîyye dölüne lâ'net etsin. Bu zâtı tutup bana göndermiş ise de ben bunun ulûvv-i kadrini bilmez miyim?" diye kendi kendine söylendi. Sonra Saîd'e
tevcîh-i hıtâb etmekle aralarında şöyle bir muhavere başladı, Haccâc :
-Yâ Saîd! Ben seni kendi imametime ortak kılmadım mı? Ben sana şöyle yapmadım mı? Ben seni istihdam etmedim mi? Saîd :
-Evet., ettin. Haccâc :
-O halde sen neden bana karşı isyan ettin? Saîd :
-Ben Müslümanlardan kâh hatâ ve kâh isabet eder bir ferdim; başka birşey değilim.
Bu sırada Haccâc'ın hiddeti biraz sükûnet bulmuş, hatırı hoş olmaya başlamış gibi idi. Tekrar isticvaba başlayarak :
-Neden İbn-i Eş'as'a tarafdarlık ettin? dedi. Saîd de :
-Ben ona verdiğim bir ahidden dolayı böyle hareket ettim, diye cevap verdi.
Artık Haccâc pek hiddetlenmişti. Şu veçhile istintaka devam etti :
-Yâ Saîd! Ben Mekke'ye gelib de İbnü'l-Zübeyr'i öldürdüğüm zaman, Emîrü'l-Mü'minîn Abdü'l-Melik nâmına senden ve Mekkelilerden ahid almış değil mi idim? Saîd :
-Evet., almıştın. Haccâc :
-Sonra ben Kûfe'ye Vali oldum. Mubayaayı yeniledim. Sen de o zaman
Emîrü'1-Mü'minin nâmına tekrar bîat etmiş değil mi idin? Sâîd :
— Evet, etmiştim. Haccâc :
— O halde neden Emîrü'l-Mü'minîn nâmına yaptığın iki ahdi unuttun da bir çulhacı oğlu çulhacıya verdiğin bir ahdi yerine getirmek istedin. Senin adın nedir? Saîd :
— Benim adım Saîd b. Cübeyr'dir. Haccâc :
— Hayır.. Öyle değil; Şaki b. Küseyr'dir. Saıd :
— Babam benim adımı senden daha iyi bilir. Haccâc :
— Sen de, baban da şakidir. Saîd :
— Gaybı ancak senden başkası bilir. Haccâc :
— Ben senin dünyânı cehennem ateşine döndüreceğim. Saîd :
— Ben senin elinde böyle bir kudret olduğunu bilse idim, senden başkasını îlâh ittihâz etmezdim. Haccâc :
— Halîfeler hakkında fikrin nedir? Saîd :
— Ben onların vekili değilim. Haccâc :
— Ben seni öldüreceğim; ne suretle öldürülmeni sen ihtiyar et. Saîd :
— Yok, şakî herif! Sen kendin için istediğin ölümü ihtiyar et. Allah hakkı için bugün sen beni nasıl öldürür isen yarın ben de âhiretde seni o veçhile öldüreceğim.
Saîd b. Cübeyr, Haccâc'ın işaretiyle öldürülmek üzere hârice çıkarılırken gülümsedi. Bunu gören Haccâc, Saîd'i tekrar döndürerek, gülümsemesinin sebebini sordu. Saîd de:
"Ben senin Cenâb-ı Hakk'a karşı olan cür'etinden, Hak Teâlâ'nın da hilm ü sabrından dolayı teaccüb ederek gülümsedim." dedi ve aralarında yine şöyle bir muhavere cereyan etti. Haccâc :
— Hayır, ben seni öldüreceğim. Saîd :
— O halde validem ismimde isabet etmiş. Şehîd olursam saîd olurum.
Haccâc :
Alî ile Osman hakkında ne dersin? Bunlar Cennette midirler, yoksa Cehennemde mi? Saîd ;
—Ben Cennet ile Cehennem'i gidib görmedim. Eğer onları gezib dolaşmış olsa idim hallerine vâkıf olarak sana cevap verebilirdim. Haccâc :
— Abdü'l-Melik hakkında ne dersin? Saîd :
— Ona dâir bana nasıl suâl îrâd edebilirsin ki, onun seyyiâtı cümlesinden biri de sen değil misin?
Artık cellâda emir verilmişti. Saîd b. Cübeyr, yüzünü Kıble'ye tevcih ederek,[6] âyet-i celîlesini okudu. Yüzünü Kıble'den çevirdiler.[7]Nazm-ı Münîfini okumaya başladı. Haccâc : "Bire vurun." diye haykırınca Saîd[8] âyet-i kerîmesini tilâvet etti ve Yâ Rabbî! Kanımı Haccâc'a halâl kılma ve anı benden sonra yaşatma." diye inkisarda bulundu. Ve Haccâc'a hitaben: "Artık sen de felah bulamayacaksın." dedi. Haccâc :
"Sen mi? Ben senden daha nice faziletli kimseleri öldürdüm." diye söylendi. Saîd de şöyle mukaabelede bulundu:
"Evet., öldürdün. Onlar âhirete daha ziyâde râğıb bulunuyorlardı. Ben ise henüz yaşamak arzusundayım."
Nihayet o nezîh vücûd, cellâdın bîrahîmâne darbesiyle ruhunu Hakk'a teslim etmiş, mübarek başı göğdesinden ayrılırken üç defa Kelime-i Tevhîd'i okumuştu.
Mazlum şehidin duası müstecâb olmuş, Haccâc da artık huzurdan mahrum kalmıştı. Geceleri gözüne uyku girmiyordu. Uyur uyumaz Saîd zuhur eder, yakasına sarılır : "Ey Allah'ın düşmanı!. Ne için beni öldürdün?.." diye sorar, Haccâc da heyecanlar içerisinde uyanarak, "Benim Saîd'le hâlim ne olacak?" derdi. Aradan çok bir müddet geçmeden Haccâc da lâyık olduğu cezaya kavuşmak için âhiret âlemine gitmiş, Saîd b. Cübeyr'den sonra, başka birini öldürmeye vakit bulamamıştı.
Saîd'in şehâdetiyle İslâm âlemi büyük bir müfessirini, yüksek bir muhaddisini, fakîhini, pek seciyeli, faziletli bir bahadırını kayb etmiş oldu. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Umdetü'l-Kaarî, Dürrü'l-Mensûr, Takrîbü't-Takrîb, Takri-bü't-Tehzîb, Târîh-i İbni Esîr, Târihi İbn-i Şıhne, Mes'ûdî.[9]
İkinci Tabakayı Teşkîl Eden Müfessirler
22- Mücâhid B. Cebr;
Ebü'l-Haccâc el-Mekkî, Tâbiîn'in büyüklerindendir. Abdu'llâh b. es-Sâib el-Mahzûmî'nin mevlâsı, yâni âzadlısı idi. Bu münâsebetle Mahzûm kabilesine mensup bulunmaktadır. Kendisine "İbn-i Cübeyr" de denir. (21) târihinde doğmuş, (103) senesi secde hâlinde vefat etmiştir.[10]
Tefsirde Ve Sair İlimlerdeki Mevkii:
Mücâhid, Tabiîn arasında pek yüksek bir âlimdir. Tefsîr'de, hadîs'de, fıkıh'da imâm idi. Sika olduğunda, celâlet-i kadrinde ittifak vardır. Kendisi demiştir ki : "Ben Kur'ân-ı Kerîm'i otuz defa İbn-i Abbâs Hazretlerinin huzurunda okudum. Her âyeti okudukça tevakkuf eder, kimin hakkında nüzul ettiğini ve nasıl olduğundan kendisinden sorar idim."
Katâde de demiştir ki: "Selefden baki kalanlar arasında tefsîr'e en âlim olan, Mücâhid'dir."
Mücâhid; İbn-i Abbâs'dan tefsîr'i ahzetmiş, yine İbn-i Abbâs'dan ve Abdu'llâh b. Ömer, Ebû Hüreyre, Câbir gibi şâir Sahâbe-i Kirâm'dan hadîs telâkki eylemiş, kendisinden de Katâde, İbn-i Kesîr, Ebû Amr b. el-Alâ', İbn-i Muhaysin gibi zevat tefsir ve hadis tahsil eylemişlerdir.
İmâm-ı Şafiî ile İmâm-ı Buhârî'nin Mücâhid hakkında büyük îtimadları vardır. Sahîhü'l-Buhârî'de Mücâhid'den birçok Tefsîr'ler, hadîsler rivayet olunmaktadır.
Ez-cümle Âdem İbn-i İyâs :[11]
— Yemin olsun ki biz gökleri ve yeri ve bunların aralarındaki mevcudatı altı gün içinde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da ânz olmadı." âyet-i kerîmesinin sebeb-i nüzulünü Mücâhid'den şöyle nakletmiştir : Mücâhid dedi ki : meşakkat, yorgunluk manasınadır. Yahudiler : Cenâb-ı Hak yerleri ve gökleri altı gün içinde yarattığından yoruldu da Cumartesi günü istirahat etti ve o oturuş oturdu, derler. İşte bu i'tikadı red için, âyet-i kerîmesi nazil oldu."
Rivayete nazaran "ilk Tefsir kitabı" Mücâhid'e âiddir. Bu tefsîr'i Kaasım İbn-i Ebi'1-Bez imlâ suretiyle vücûda getirmiştir, İbn-i Nüceyh, İbn-i Cerîr gibi Mücâhid'den tefsir rivayet edenler de bu rivayetlerini Kaasım İbn-i Ebi'l-Bezz'in yazdığı bu kitabdan almışlardır.
Mücâhid, tefsîr'ini İbn-i Abbâs'dan nakil suretiyle imlâ ettirmiştir. "Bu tefsir, esasen İbn-i Abbâs'a âid olmak lâzımgelirken niçin Mücâhid'e nîsbet ediliyor? diye A'meş'e sormuşlar, o da :
Mücâhid'in Ehl-i kitabdan bâzı şeyler sorduğuna zâhib olanlar var idi." diye cevap vermişti.
Mücâhid'in tefsîr'e âid kavillerinden ikisi merdûd görülmüştür. Birisi Makaam-ı Mahmud)[12] şefâat-ı kübrâya hamletmemesidir. Diğeri de[13] Nazm-ı Kerîm'indeki rü'yete değil, muntazıra ma'nâsına hamletmiş olmasıdır.
Mücâhid der ki : "Bir kinişe yoktur ki, sözü kabul de terk de edilmesin. Yalnız Resûl-i Ekrem müstesna ki, Onun her sözü mutlakaa kabul edilir."
Velhâsıl, Mücâhid, İslâm ulemâsı arasında mümtaz bir simadır. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar: Umdetü'l-Kaarî,' Tezkiretü'l-Huffâz, Levâkı-ı Şa'rânî, Mevzûâtü'i-Ulûm.[14]
23- Şa'bi:
Ebû-Amr Âmir b. Şurahbil el-kûfî, Tâbiîn'in ekâbirindendir. Ecdadı Yemenli ve Himyerî olup kendisi Hemdân kabilesinden bir batın olan (Şa'b) a nisbet edilmiştir. Babasının isminde ihtilâf edilmiştir. Abdu'llâh olduğuna kaail olanlar da vardır. Validesi Fas nahiyesi kurbunda (Celûlâ) denilen mevzi'den seby edilmiş bulunuyordu. Takriben (26) târihinde Kûfe'de doğmuş, (103) târihinde Kûfe'de füc'eten vefat etmiştir.[15]
Tefsirde Ve Sâir İlimlerdeki Mevkii:
Şa'bî pek büyük bir âlim, kudretli bir fakîhdir. Hattâ İmâm-ı A'zam gi bi bir müctehidin hadîs ilminde en yüksek bir şeyhidir. Harikulade bir hâfızaya mâlik idi. Eline kalem alıp hiçbir şey yazmamıştı. Bununla beraber kendisine rivayet edilen binlerce ahâdîs-i şerîfe'yi derhal hıfzeder, hiçbirinin tekrar edilmesine lüzum hissetmezdi. Kendisi derdi ki: "Benim en az rivayet ettiğim şey şiirdir. Maahâzâ eğer istesem size iade etmeksizin bir ay muttasıl şiir inşâd edebilirim."
Âsim el-Ahvel demiştir ki: "Ben Küfe, Basra, Hicaz ehlinin rivayet ettiği hadîslere Şa'bî'den daha âlim bir kimse görmedim."
Şa'bî, Ashâb-ı Kirâm'dan beş yüz zâta yetişmiş, Hazret-i Âişe ile Hazret-i Ali'den, İmran b. Husayn, Cerîr b. Abdi'llâh, Ebû Hüreyre, İbn-i Abbâs, Abdu'llâh İbn-i Ömer gibi zevatdan hadîs rivayet eder, kendisinden de İsmail b. Ebî Hâlid, Eş'as b. Misvâr, Ebû İshak, A'meş, İmâm-ı A'zam gibi zâtlar rivayette bulunurlar.
Şa'bî, kırâet İlmini Abdu'r-Rahmân es-Selemî ile Alkame'den rivayet eder. Kendisinden de Muhammed b. Ebî Leylâ rivayette bulunur. El-Hâri-sü'1-A'ver'den de hesab öğrenmiştir.
Şa'bî zamanının İbn-i Abbâs'ı sayılırdı. Bununla beraber Tefsir hususunda gayet mümsik davranır, ihtiyatkâr bulunurdu. Tefsîr'e âid beyanâtı bütün rivayet tarîkına müsteniddir.
Şa'bî birçok hadîs rivayet etmiştir. Şu hadîs-i Şerifi de Abdu'llâh İbn-i Ömer'den rivayet etmektedir :
Müslim-i kâmil o mü'.mindir ki, lisânından, elinden Müslümanlar selâmette bulunur. Bihakkın muhacir de odur ki, Allâhu Teâlâ'nın nehyettiği şeyleri terk eder."
Şa'bî der ki : "İlim, cehil; cehil de ilim olmadıkça kıyamet kopmaz” Şa'bî, bir aralık Muhtâr-ı Sakafî'den kaçarak Medîne-i Münevvere'de ikaamet etmiştir. (83) târihinde İbn-i Eş'as ile beraber Cemâcim vak'asında da hazır bulunmuştu. Maamâfih Haccâc'ın katlinden kurtulmuş, bu hareketi afvedilerek kendisi Küfe kadılığına tâyin edilmiştir.
Rivayete nazaran Şa'bî, Abdü'l-Melik b. Mervân tarafından sefaretle Kayser-i Rûm nezdine gönderilmişti. Vazifesini îfâ ettikten sonra bir mektubu hâmil olarak vatanına avdet etmiştir. Abdü'l-Melik mektubu okuyunca aralarında şöyle bir muhavere cereyan etmiş :
— Şa'bî! Biliyor musun Kayser mektubunda ne yazmış?
— Hayır, bilmiyorum.
— Yazmış ki, "Senin dindaşlarının hâline şaşılır, nasıl olmuş da sefirini Halîfe yapmamışlar?."
— Yâ Emîre'l-Mü'minîn! O yalnız beni gördü. Seni görmüş olsa idi böyle yazmazdı.
— Hayır, o, bu yazısı ile seni öldürmek için beni tahrik etmek istemiş.
Filhakıyka Kayser'in, o sözleri bu maksatla yazmış olduğu muahhar en Kayser'in kendi ifâdesinden anlaşılmıştır.
Velhâsıl : Şa'bî, gayet âlim, fâzıl, şâir, mütefekkir bir zât idi. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar:Umdetü'l-Kaarî,Dürrü'l-Mensûr,Tezkiretü'l-Huffâz,Takrî-bü't-Tehzîb,Mevzûâtü'l-Ulûm, Kaamûsu'l-A'lâm,[16]
24- Dahhâk
El-Mezâhimü'1-Hilâlî el-Horasânî, Tâbiîn'in kudemâsındandır. Künyesi (Ebü'l-Kaasım) veya (Ebû Muhammed) dir. Rivayete nazaran anasının rahminde iki sene kalmış, sonra gülerek doğmuştur. Bu münâsebetle "Dahhâk" nâmını almış bulunuyor. (105) târihinde vefat etmiştir.[17]
Tefsirde Ve Sâir İlimlerdeki Mevkii:
Dahhâk, meşhur bir âlimdir. Ahmed b. Hanbel'e, İbn-i Maîn ile Ebû Züra'a'ya göre sikadır, Me'mûndur, sadûktur. Yahya el-Kattân'a göre ise zaîfdir.
Dahhâk, İbn-i Ömer'den, İbn-i Abbâs ile Ebû Hüreyre'den, Enes b. Mâlik'den rivayet eder. Kendisinden de İbn-i Cerîr, İbn-i Hatim rivayette bu lunur.
Cüveybir Ebû Ravk, Mukatil b. Habbân da kendisinden ilim ahz ve rivayet etmişlerdir.
Dahhâk'in İbn-i Abbâs'dan, Ebû Hüreyre'den rivayetlerinde nazar vardır. Çünkü bunlara mülâki olmamıştır. Arada bir vâsıta olacak, bu zikredilmiyor. Bu cihetle Dahhâk'in rivayeti ibn-i Abbâs'dan munkatı'dır deniliyor. Maamâfih munkatıın za'fına hükmolunamaz. Aradaki vâsıta, sahîh bir maksada mebnî terk edilmiş olabilir. Bu cihetle kendisine "Kesîrü'l-İrsâl" denilmiştir.
Dahhâk, tefsiri doğrudan doğruya İbn-i Abbâs'dan nakleder. Bu zâtın tarîki, İbn-i Abbâs'a müntehî olan tarîklerin altıncısı sayılmaktadır. Evvelce de beyân edildiği üzere bu tarîk inkıtaa uğramıştır. Çünkü kendisi, Abdü'1-Melik b. Meysere'nin ve Şâşî'nin ifâdlelerine nazaran İbn-i Abbâs'a mülâkî olmamıştır.
îmâm-ı Buharı, Sûre-i Rahman tefsirinde Dahhâk'in tefsîr'e âid bâzı akvâlini mevkufen zikretmiştir.
İbn-i Cerîr'in tahrîcine nazaran Dahhâk, İbn-i Abbâs'dan şöyle rivayet etmiştir1 : "İbn-i Abbâs Radiya'llâhu anh dedi ki : Allâhu Teâlâ, Hazret-i Muhammed'i Resul gönderince, Arablar veya bunların bir kısmı bunu inkâr ettiler. Allâhu Teâlâ, beşerden elçi göndermekten müteâlîdir, dediler. Bunun üzerine Allâhu Teâlâ :[18]
Nâsı korkutsun ve mü'minlere Rablarının huzurunda yüksek makamlar olduğunu müjdelesin diye içlerinden bir kişiye vahy etmekliğimiz nâs için teaccüb edilecek bir şey midir? Kâfirler, bu, şüphesiz apâşikâr bir sihirdir,
dediler." âyet-i kerîmesiyle[19] Senden evvel de ancak şehirler ahâlîsinden olup kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerden başkasını Resul göndermedik, ya yeryüzünde gezmediler mi? Baksalara, kendilerinden evvelki kavimlerin akıbetleri ne oldu? Elbette âhîret evi müttakîler için daha hayırlıdır. Artık akıl etmez misiniz?" âyet-i celîlesini indirdi. Vaktaki Hak Teâlâ o münkirlere karşı bu hüccetlerini böyle tekrar etti; dediler ki : Allâhu Teâlâ'nın elçisi beşer olduğu takdirde bu risâlete başkaları Muhammed'den daha müstehak idi. Kur'an, o iki belde ahâlîsinden, daha büyük, yâni Muhammed'den daha şerefli bir şahsa indirilmeli değil mi idi? Bu şahıs ile, Mekke'den Velîd b. el-Muğîre'yi, Tâif’den Mes'ûd b. Amr es-Sakafî'yi kasd ediyorlardı. Bunun üzerine de Allâhu Teâlâ onları red için [20]
Rabbinin rahmetini, dilediğine risâlet vermesini- onlar mı taksim ederler?.. Hayât-ı dünyâda onların maişetlerini aralarında biz taksim ittik; bâzıları bâzılarını istihdam edebilmek İçin bâzılarının derecelerini diğerininkinden yüksek kıldık. Rabbinin rahmeti ise, onların topladıkları servetlerden daha hayırlıdır." âyet-i celîlesini inzal buyurdu."
Filhakika, câhiliyyet halkı, bir insanın Risâlet-i İlâhiyyeye nâiliyyetini istiğrâb ediyor ve bu risâlete olsa olsa Velîd gibi, Mes'ûd-ı Sakafî gibi şöhret ve servet sahihlerinin lâyık olacağına zâhib bulunuyorlardı. Cenâb-ı Hak ise bu fikrin butlanını beyân için bu âyât-ı celîleyi inzal buyurmuştur.
Velhasıl Dahhâk, âbid, zâhid, hayırhah bir zât idi. Bin kadar kız çocuğuna kâfî bir mekteb yaptırmış, bu mektebin muallimliğini fahrî olarak defuhde etmiştir. Birtakım muavinleri var idi. Bunları, gider teftiş ederdi. Muahharen Haccâc'ın korkusundan Belh'a kaçmıştı. Orada yakalanarak zindana atılmış ve zindanda vefat etmiştir. İnsan, eslâfın da başına gelen bu felâketleri düşündükçe :
"Fazilet ehline dâim tahakküm-i cühela Cihanda kaidedir tâ cihan cihan olalı"
demekten kendisini alamıyor. Rahmetu'Mâhi aleyh.
Me'hazlar : Lübâbü'n-Nükul fî Esbâbi'n-Nüzûl, Takrîbü't-Tehzîb, Takrî-bü't-Takrîb.[21]
25- Tâvûs b. Keysân:
Ebû Abdi'r-Rahmân el-Yemânî, meşhur muhaddislerdendir. Aslen Fârisî’dir. Himyer kabilesi âzadlılarından bulunduğu cihetle kendisine, "Tâvûs-i Himyerî" de denir. Bir kavle göre adı "Zekvân" dır. Tâvûs ise lâkabıdır. Vefatı (106) târihine müsadiftir.[22]
Mevki-i İlmisi:
Tâvûs büyük bir muhaddis, kuvvetli bir fakîh, kadîm müfessirlerden ma'dûd pek muhterem bir zâttır. Sika olduğunda muhaddicler müttefiktir. Kırâet İlmi'ni İbn-i Abbâs'dan teallâm etmiş, Hazret-i Âişeden, Ebû Hüreyre, Abdu'llâh İbn-i Ömer, Abdu'llâh İbn-i Amr, Zeyd b. Erkanı gibi Sahâbe-i Kirâm'dan hadîs ve ilim ahzeylemiştir. Kendisinden de oğlu Abdu'llâh ile, Zührî, İbrahim b. Meysere, Mücâhid, Amr b. Dînâr gibi zâtlar rivayette bulunmuşlardır.
İbn-i Ebî Hâtem ve İbn-i Ebi'd-Dünyâ, Tâvûs'dan şöyle naklederler: "Tâvûs dedi ki : Bir şahıs, yâ Resûlâ'llâh, ben vakf ediyor, Vech-i İlâhî'yi diliyor, ikaametgâhımın, -uhrevî makaamımın- görülmesini arz eyliyorum, demiş, Resûl-i Ekrem de kendisine redd-i cevâb etmemiş idi. Bunun üzerine,[23]
imdi herkim Rabbının likaasını, -rızâsını- ümid ediyorsa hâlis amel işlesin ve Rabbının ibâdetine hiçbir kimseyi şerik ittihâz etmesin." âyet-i kerîmesi nazil oldu.
Velhâsıl, Tâvûs, büyük bir zât idi. Zehebî diyor ki : "Tâvûs, ehl-i Yemen'in şeyhi, bereketi ve müftîsi idi. Büyük bir celâlet sahibi bulunuyordu. Pek çok Hac yapmış, nihayet Mekke'de kable't-terviye vefat etmiş, namazım Hal'fe Hisâm b. Abdi’l-Melik kıldırmıştır. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazta : Lübâbü'n-Nükul,. Tezkiretü’l-..Hufaz, Takrîbü't-Tehzib, Mevzûâtü'l-Ulûm.[24]
26- İkrime:
Ebû Abdi'llâh.el-Medenî el-Hâşimî, Tâbiîn'in büyüklerindendir. İbn-i Ab-bâs'ın kölesi idi. Bu, İbn-i Abbâs'a Basra vâlîsi bulunduğu zaman hibe edilmişti. Bilâhare (107) târihinde Medîne-i Münevvere'de vefat etmiştir.[25]
Tabiîn Arasındaki Mevkii:
İkrime büyük bir âlimdir. Daha İbn-i Abbâs hayâtta iken fetva vermeğe başlamıştı. Hattâ İbn-i Abbâs'ın kendisine şöylece ta'lîmât verdiği mervîdir
— Hadi git, onlara fetva ver-. Sana bir kimse gelir de kendisine mühim bir şeyden suâl ederse fetva ver ve bir kimse gelir de kendisine alâkası olmayan bir şeyden suâl ederse ana fetva verme. Sen bu veçhile kendinden, nâsın üçte iki nisbetinde maûnet'ınî, meşakkatini bertaraf etmiş olursun." İbn-i Abbâs'ın bu tavsiyesi, iftâ hususunda tâkib edilecek mesleki gösterir.
İkrime, İbn-i Abbâs Hazretlerinden Kur'ân, hadîs ve sair İslâm ilimlerini öğrenmiştir. Hazret-i Âişe'den ve Hazret-i Alî ile Ebû Hüreyre'den, İbn-i Abbâs'dan tefsir, hadîs rivayet eder. Kendisinden de Eyyûb, Ebû Bişr, Âsim el-Ahvel ve daha birçok zevat rivayette bulunurlar.
Şa'bî demiştir ki : "Kitâbu'llâh'a İkrime'den daha âlim bir zât kalmamıştır."
Kurre b. Hâlid de diyor ki:"İkrime Basra'ya gidip orada bulundukça Hasan-ıBasrî va'z etmekten, fetva vermekten çekinirdi."
Takrîbü't-Tehzîb'deki beyanâta nazaran İkrime, Berberiyyü'l-asıldır. Kendisi sikadır. Tefsîr'e âlimdir. Kizbi ve bid'ati sabit değildir.
Maahâzâ bâzı zevata göre İkrime, hâricilerin efkârını terviç ve bunu Afrika'da neşre çalışmış olmakla müttehemdir. Bundan dolayı İmâm-ıMâlik, îmâm-ı Müslim kendisinden i'râz etmişlerdir. îkrime'nin bâzı rivayetlerini naklettiğinden dolayı İmâm-ı Buhârî'yi muâhaze edenler bile bulunmuştur, İmâm-ı Buhârî ise demiştir ki : "Bizim ashabımızdan kimse yoktur ki, İkrime ile ihticâcda bulunmasın."
Ahmed İbn-i Abdi'îlâh el-İclî de demiştir ki :
İkrime sikadır; o kendisine nâsın isnâd ettiği şeylerden bendir."
Tâvûs diyor ki: "Eğer İbn-i Abbâs'ın kölesi, yâni İkrime Allah'dan ittika edüb de bâzı sözlerini söylememiş olsa idi ilim tahsili için kendisine her taraftan, koşub gelirlerdi."
İkrime, tefsir'de İbn-i Abbâs'a istinâd eder. Kendisinin tefsir'de büyük bir ihata sahibi olduğuna kaail idi. Bu iddiasına işaret için birgün Saîd b. el-Müseyyeb, bir âyetten suâl eden bir zâta hitaben :
Kur'ân'dan bana sorma. Kendisine Kur'ân'dan hiçbir şey gizli kalmadığına zâhib olan kimseden sor." demiştir.
A'meş'in rivayetine göre.[26] Murad nedir?" diye îkrime'ye ibrahim en-Nehaî sormuş, o da: "Yevm-i kıyamettir." diye cevap vermiş. İbrâhim en-Nehaî, bundan murâd, İbn-i Mes'ûd'un beyânına nazaran "Yevm-i Bedir"dir, demiş, îkrime de bundan sonra böyle demeğe başlamıştır.
İbn-i Ömer Hazretleri mevlâsı Nâfi'a hitaben : Yâni, İkrime İbn-i Abbâs'a söylemediği şeyleri isnâd ettiği gibî, sen de bana isnâd etme." demişti.
İkrime'den birçok zevat tefsir ve, saire naklederler. Ez-cümle İbn-i Ebî Hâtem,Ve gördüğün zaman, orada büyük bir naîm - lezzet ve saadet- ve pek büyük bir mülk -ve saltanat- görürsün." âyet-i kerîmesinin sebeb-i nüzulünü İkrime'den şöyle rivayet etmiştir : İkrime dedi ki : Birgün Ömer b. el-Hattâb aleyhi's-salâtü ve'sselâm'ın huzuruna girmiş. Hazret-i Peygamber'in hurma çubuğundan yapılmış bir hasır üzerinde uyukladığını ve mübarek yanına hasırın te'sîr etmiş olduğunu görünce ağlamış, Resûl-i Ekrem uyanıp :
"Niçin ağlıyorsun?" diye sorunca,
"Yâ Resula’llah, ben Kisra’yı, Hürmüz'ü,Habeşe Hükümdarını ve onların mülklerini hatırladım. Sen ise Allahu Teala’nın bir Resûlü olduğun halde ceridden bir hasır üzerinde bulunuyorsun." demiş.Nebiyy-i zi-Şan Hazretleri de,
— Razı olmaz mısın ki, dünyâ onların, âhiret de bizim olsun." diye buyurmuştu. Bunun üzerine[27] âyet-i kerîmesi nazil olmuştur.
Velhâsıl İkrime, Tabiîn arasında mümtaz bir zâttır. İbn-i Abbâs'ın kölesi olduğundan, vefatında, oğlu Alî'ye intikal etmiş, Alî de bu büyük âlimi dört bin dînâr mukaabilinde Hâlid b. Zeyd'e satmıştı. Bunun üzerine İkrime Alî'ye hitaben : "Yazık ettin; pederinin bütün ulûmunu âdî bir menfaat mukabilinde sattın." demiş, bu sözden müteessir olan Alî b. Abdi'llâh satış muamelesini bozmuş, İkrime'yi geri alıb âzâd etmişti.
İşte İslâmiyyet'in feyyaz devreleri, köleler arasından bile böyle bînazîr âlimler, fâzıllar yetiştirmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Lübâbü'n-Nükul, Tezkiretü'l-Huffâz, Kaamûsü'l-A'lâm, Tehzîbü'l-Esmâ'.[28]
27- İbn-i Sîrîn:
Muhammed b. Şîrîn Ebû Bekr el-Ensârî el-Basrî, Tâbün'in büyüklerin-dendir. Babası Şîrîn, Hazret-i Enes'in kölesi idi. Mükâtebe suretiyle âzâd olmuştur. Validesi Safiyye de Hazret-i Ebû Bekr'in âzadlısıdır. Kendisi (110) târihinde Basra'da vefat etmiştir.[29]
Tabiîn Arasındaki Mevkii:
İbn-i Sîrîn, Tabiîn arasında sikadır. Âbid, zâhid bir zâttır. Ashâb-ı Kirâm'dan otuz kadar zâta yetişmiş, Hazret-i Âişe'den, Ebû Hüreyre'den, İmrân İbn-i Husayn ile İbn-i Abbâs'dan ve İbn-i Ömer'den ve birçok Tabiîn'den rivayet eder. Kendisinden de Şa'bî, Katâde, Ebû Eyyûb, İbn-i Avn, Mâlik b. Dînâr, Ebû Hilâl ve saire rivayette bulunur. Tefsir, hadîs, Fıkıh, ilimlerinde büyük bir iktidar sahibi idi'. Rü'yâ ta'bîrinde de pek meşhurdur.
Hatîb-i Bağdadî târihinde diyor ki; "İbn-i Sîrîn kendi zamanında vera ve takva ile mezkûr, fukahâdan biri idi."
Muhammed İbn-i Sa'd da demiştir ki : "İbn-i Sîrîn, sikadır, me'mûndur, âlîdir, refî'dir, fakîhdir, imamdır, kesîrü'l-ilimdir, vera' sahibidir."Firyabi:[30]
Hacılara su içirmeyi ve Mescid-i Harâm'ı ma'mûr etmeyi Allah'a ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda çalışan kimse gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah indinde müsâvî olamazlar. Ve Allah zâlim olan kavme hidâyet etmez." âyet-i kerîmesinin sebeb-i nüzulünü İbn-i Sîrîn'den şöyle rivayet ediyor:
İbn-i Şîrîn dedi ki : Hazret-i Alî Mekke-i Mükerreme'ye gitmiş, Abbâs'a hitaben : "Amca, Resûlu'llâh'a daha lâhık olmayacak mısın?" demiş, Abbâs da : "Ben Mescid-i Harâm'ı imâr, Beytu'llâh'ı iksâ ediyorum”. diye mukaabelede bulunmuştu. Bunun üzerine." âyet-i kerîmesi nâzîl olmuştur.
Bu âyet-i kerîmesi, îmâna mukaarin olmayan herhangi bir amelin ind-i ilâhîde hâiz-i kıymet olmadığını göstermektedir.
İbn-i Sîrîn'in mezâyâsı hakkında birçok rivayetler vardır. Ez-cümle Ebû Avâne der ki: "Ben İbn-i Sîrîn'i gördüm; onu bir kimse gördü mü mutlaka Cenâb-ı Hakk'ı zikreder."
İbn-i Sîrîn bir aralık bir borcundan dolayı habsedilmiş, hapishane me'mûru: "Geceleyin git, evinde yat; gündüzleri gelir, burada bulunursun," demiş, İbn-i Sîrîn ise : "Emânetine hıyanet hususunda ben sana yardım edemem." demiştir.
İbn-i Sîrîn'e denilmiş ki : "Bâzı kimseler semâ' yerlerine gidiyor, semâın te'sîriyle düşüb bayılıyorlar; sen buna ne dersin?" Demiş ki :
"Aramızda bir gün tâyin edelim. Onlar gelsinler, bir duvar üzerinde otursunlar Kendilerine Kur'ân-i Azîm, tamâmiyle okunsun. Eğer Kur'ân'ın te'sîriyle yere düşerlerse onlar dediğiniz gibidirler."
Me'hazlar : Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Huffâz, Lübâbü'n-Nükul, El-Kevâkibü'd-Dürriyye, Mevzûâtü'l-Ulûm, Tehzîbü'l-Esmâi ve'l-Lügat.[31]
28- Hasan-ı Basrî:
Ebû Saîd Hasan b. Ebi'l-Hasan Yesâr el-Ensârî, Tâbiîn'in büyüklerindendir. Kendisi Yezî b. Sâbit'in âzadlısıdır. Validesi "Hayre" de Ümmühâtü'l-Mü'minîn'den Ürams Seleme Radiyallâhu anhâ'nın âzadlısı idi. (21) târihinde doğmuş, Medîne-i Münevvere'de neşv ü nema bulmuş (110) târihinde Basra'da vefat etmiştir.[32]
Tabiîn Arasındaki Mevkii:
Hasan-ı Basrî, âlim, fakiri, emîn, mevsuku'1-kelim, melîhü'l-vecih bir zât idi. Hayâtım ilim ile cihâda hasretmişti. Meşhur şüc'ândan sayılırdı. Hânedân-ı Nübüvvet'den aldığı bir feyz ile kendisinde birçok kemâlât tecellî etmişti. Pekçok Ashâb-ı Kirâm'a yetişmiştir. Hattâ kendisi derdi ki : "Biz gaza için Horasan'a gittiğimiz zaman ordumuzda Ashâb-ı Kirâm'dan üç yüz zât bulunuyordu."
Ebû Mûse'l-Eş'arî'den Kur'an teallüm etmiş, İbn-i Ömer, Enes, Semüre, Kays b. Âsim gibi Sahâbe-i Güzin'den rivayette bulunmuştur. Ebü'l-Âliye, Fadl b. Iyâz gibi Tabiînden de istifâde etmiş, rivayette bulunmuştur.
Hasan-ı Basrî, İmâm-ı Zehebî'nin dediği gibi bir allâmedir; bir mütebahhirdir. Fakîhü'n-nefs, belîğu'l-mev'izedir. Bâzı rivayetleri arasında tedlîs âsârı görülür. Meselâ: Hazret-i Alî'den menkul bir hadîs-i rivayet ederken müşârün-ileyhin ismini zikretmezdi. Bunun sebebini sormuşlar, "Haccâc gibi bir- zâlim halkın başına musallat iken ben Hazret-i Alî'den nasıl hadîs, rivayet edebilirim." tarzında cevap vermiştir. Haccâc ile aralarında bir hayli korkunç mâcerâ vuku' bulmuş, Haccâc'ın ezasından kurtulabilmiştir.
Hasan-ı Basrî tefsirini rivâye ttârikıyle takrir etmiştir. Bâzı zevatın beyânına nazaran Basra Ulemâsının ekserisi gibi Hasan-ı Basrî de bidâyeten Kaderiyye mezhebine mütemayil gibi görünmüş ise de bilâhare bir münazara neticesinde bu temayülüne nihayet vermiş,
Allahu Taâlâ şeytanları da yarattı, hayrı da şerri de yarattı." demiş ve tefsirlerini, kaderi isbat eder veçhile takrir etmiştir.[33]
Nâsdan öyleleri de vardır ki, bilmeyerek halk, Allah yolundan sapmak ve o yol ile istihzada bulunmak için eğlenceli sözler satın alırlar. Onlar yok mu, onlar için tezlîl edici bir azâb vardır." âyet-i kerîmesindeki den murâd, Hasan-ı Basrî'ye göre gınadır. Yâni hanendelerin terennüm ettikleri şarkılar, manzumelerdir. İbn-i Mes'ûd ile İbrahim en-Nehaî'nin kavli de böyledir.
Hasan-ı Basrî, gayet belîğâne, hakimane, bir tarzda va'z u nasihatte bulunurdu. Medîne-i Münevvere'de yetişmiş olduğundan Hazret-i Osman'ın hutbelerini defeatle dinlemişdi. Hazret-i Alî'ye bîat edildiği zaman henüz onbeş yaşında bulunuyordu. Hazret-i Alî'yi yalnız Medîne-i Münevvere'de görmüş, bilâhare Kûfe'ye, Basra'ya gitmiş olan Aliyyü'l-Murtazâ'ya mülâkî olamamıştır.
Hasan-ı Basrî bir aralık Mekke-i Mükerreme'ye gitmişti. Ahâlî başına toplanmış, rivayet ettiği ahâdîs-i şerîfe'yi dinliyorlardı. Bu cemâat arasında Tâvûs, Atâ', Mücâhid gibi eâzım da vardı. Herkes bu kudretli âlimin liyâkat ve talâkatine hayret etmiş, "Bunun bir misli görülmemiştir." demeğe mecbur; olmuştu.
Hasan-ı Basrî, Hazret-i Muâviye devrinde Horasan valisi bulunan "Rebf b. Ziyâd"ın kitabet vazifesini de ifâ etmiştir.
Ömer b. Abdi'1-Azîz Hilâfet makaamını ihraz ettiği zaman Hasan-ı Basrî'ye mektup yazarak kendisine yardım edecek kimseleri tavsiye etmesini rica etmiş. Hasan-ı Basrî de şu mealde cevap vermişti: "Zamane insanlarını sen istemezsin; âhiret erleri de seni istemezler, O halde Allâhu Teâlâ'dan istiânede bulun."
Velhâsıl Hasan-ı Basrî, emsali pek nâdir görülmüş eâzım-ı ümmetden bir zât idi. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Huffâz, İhyâü'l-Ulûm, Mevzûâtü'l-Ulûm, El-A'lâm.[34]
29 - Atıyyetü'l-Avfî :
Atıyye b. Saîd, Tâbiîn'den Kûfe'li meşhur bir zâttır. Küfe ahâlîsi arasında Hazret-i Alî'nin şîasından sayılır. İbn-i Eş'as ile beraber hurûc etmiş, bilâhare ele geçirilerek Haccâc tarafından, Hazret-i Alî'ye sebbetmesi istenilmiş, bundan imtina etmesi üzerine kendisine dört yüz değnek vurulmuşr sakalı tıraş edilmiş, bir takrîb oradan Horasan'a çekilib gitmiş, İbn-i Hubeyre'nin valiliğine değin Irak'a avdet etmemiştir. Vefatı (111) târihine müsadif dir.[35]
Mevki-i İlmîsi:
Atıyeytü'1-Avfî, meşhur bir müfessirdir. Kendisinin tarîki İbn-i Abbâs'a müntehi olan tarîkların yedincisidir. Bu bir zaîf tarîkdır. Fakat vâhî değildir. Kendisinden İbn-i Cerîr ile İbn-i Hatim tefsir rivayet etmişlerdir. Kelbî'den telâkki ettiği tefsire âid ma'lûmâtı, diye nakleder, Bunun Kelbî'ye âid bir künye olduğunu bilmeyenler "Ebû Saîdi'l-Hudrî"den nakledildiğine zâhib olurlar. Binâenaleyh bu ta'bîr, telbisden hâlî değildir.
Atıyye, Ebû Hüreyre, İîbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, Zeyd b. Erkam gibi Sahâbe-i Güzin'den ve Kelbî'den hadîs rivayet etmiştir. Kendisinden de hem oğulları Hasan, ile Ömer, hem de A'meş ile İbn-i Leylâ gibi bâzı zevat tefsîr ahz etmişlerdir.
İmâm-ı Ahmed Atıyye'yi zaîf saymıştır. Maahâzâ Zeyd b.Erkam'ın Müsned'inde Atıyye'nin rivayet ettiği hadîsleri de tahrîc etmiş bulunuyor. Atıyye,[36] âyet-i kerîmesi'nin sebeb-i nüzulünü İbn-i Abbâs'dan şöyle rivayet etmiştir :
Necrân'dan bir hey'et gelip Resûlu'llâh'ın huzuruna kabul olunmuş, aralarında Seyyid ile Âkıb adında iki şahıs da var idi. "Neden bizim sahibimizi anıb duruyorsun?" dediler. Resûl-i Ekrem de : "Sahibiniz kim?" diye sordu. "Sahibimiz İsa'dır. Sen zu'm ediyorsun ki O, Allah'ın kuludur." dediler. Resûlullâh : "Evet" deyince, "Sen hiç İsâ'nın mislini gördün mü veya işittin mi?" demeğe başladılar. Sonra da Huzûr-ı Nebevî'den çıktılar. Bunun üzerine Cibrîl-i Emîn nazil olub dedi ki: "Onlar gelince kendilerine şu âyeti oku:
Yâni, "Şüphe yok ki İsa'nın Allah yanında meseli, Âdem'in meseli gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ana: Ol! dedi. O da hemen oluverdi."
Görülüyor ki, Hazret-i Âdem'in hilkati daha garibdir. Hazret-i Âdem'in babasız, anasız olarak topraktan yaratılması, elbette yalnız babasız olarak bir valideden yaratılan Hazret-i İsâ'nın mümkinü'l-hilka bir insan olduğuna en kuvvetli bir burhandır. Artık, Hazret-i Âdem'in bu bedı' hilkati, kendisinin ubûdiyyetine mâni' olmayınca Hazret-i İsâ'nın hilkati hiç mâni' olamaz.
Velhâsıl, Atıyyetü'1-Kûfî tefsir târîhi'nde meşhur zâttır. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar: Kitâbü'l-Menkul fî Esbâbi'n-Nüzûl, .İman, Keşfü'z-Zünûn,[37]
30- Ata B. Ebî Rebâh:
Atâ' b. Müslim Ebû Muhammedi'l-Mekkî, Tâbiîn'in kibârındandır. Babası Ebû Rebâh'ın ismi "Müslim"dir. Hazret-i Ömer'in Mekke'de âmili bulunan "İbn-i Haysem el-Fehrî"nin âzadlısı idi. Bu cihetle kendisine "Müslim el-Mekkî el-Kureşî" denir.
Atâ' Habeşiyyü'1-asl olduğundan siyah renkli idi. (35) târihinde doğmuş, (115) senesi Mekke'de vefat etmiştir.[38]
Tabiîn Arasındaki Mevkii:
Atâ' büyük bir âlimdir. İlminin çokluğuyla, lisânının fasâhatıyle temayüz etmişti. Herkes, sika olduğunu, diyanet ve celâlet sahibi bulunduğunu i'tirâf etmektedir. Ekseri sükût eder, söze başlayınca da min indi'llâh müeyyed gibi sanılırdı.
Atâ', iki yüz kadar Sahâbe'ye yetişmiştir. Hazret-i Âişe'den, Abdu'llâh b. Abbâs, Abdu'llâh b. Ömer, Abdu'llâh b. Câbir gibi zevattan hadîs rivayet eder. Kendisinden de Ebû İshak, Mücâhid, Zührî, Amr b. Dînâr ilim ahzetmislerdir. İmâm-ı A'zam, Eyyûb, Hüseyin el-Muallim, İbn-i Cüreyc, Evzâî gibi zâtlar da rivayette bulunurlar.
Mekke-i Mükerreme'de iftâ vazifesi Atâ'ya müntehi olmuştu. İbn-i Abbâs veya İbn-i Ömer Hazretleri: "Ey Mekkeliler! Sizin yanınızda Atâ' bulunduğu halde neye benim başıma toplanıyorsunuz?" demişti.
İmâm-ı A'zam derdi kî: "Ben Atâ'dan daha faziletli bir zât görmedim."
İbn-i Abbâs'dan sonra kürsî-i tedris Atâ'ya intikaal etmişti. Tefsirleri, emsali gibi, rivayet tarîkına müstenid, bizzat Ashâb-ı Güzînden müstefâddır. En ziyâde İbn-i Abbâs'dan rivayette bulunur.
İbn-i Hacer'in ifâdesine nazaran rivayet ettiği hadîslerin bâzılarında İrsal vardır. Yani Resûl-i Ekrem'den ilk rivayet eden zâtın ismi zikredilmemektedir.
[39]Sizden adalet sahibi olanları îşhâd ediniz." âyet-i kerîmesi'nin tefsiri sırasında, Abd b. Humeyd ile Abdü'r-Rezzâk, Atâ'-dan şöyle nakletmektedirler: "Ata' dedi kî: Nikâh şuhûd iledir, talâk şuhûd iledir, müracaat da şuhûd iledir."
Velhâsıl, Atâ b. Ebî Rebâh, mümtaz, mübarek bir âlimdir. Rahmetu'Ilâhi aleyh.
Me'hazlar:Umdetü'l-Kaarî, Ed - Dürrü'I- Mensûr Takrîbü't-Tehzîb, Hâ-şiye-i Takrîb,Mevzûâtü'1-Ulû Tehzîbül Esmâ' ve'l-Lûğat.[40]
31- Katâde :
Ebü'l-Hattâb İbn-i Diâme es-Sedûsî el-Bısrî, Tabiîn'in ekâbiriridendir. A'mâ olarak (60) târihinde doğmuş, Basra'da yaşamış, (118) târihinde Vâsıt'da taundan vefat etmiştir. Yetmiş beş sene yaşadığına kaail olanlar da vardır.[41]
Tabiin Arasındaki Mevkii:
Katâde, bir allâmedir. Fevkalâde bir kuvve-i hafızaya mâlik idi. Kendisi derdi ki: "Ben hiçbir muhaddise, bana bir daha iade et, demedim ve kulaklarımın her işittiğini kalbim mutlaka hıfzetti."
İImâm-ı Ahmed b. Hanbel, Katâde'yi hıfz ile, fakaahetle sena eder, "Katâde tefsîr'e, ulemânın ihtilâfâtına pek vâkıftır." derdi.
Saîd b. el-Müseyyeb de: "Bize Katâde'den daha mahfûzâtı çok bir Iraklı gelmemiştir." der idi.
İbn-i Şîrîn de derdi ki : "Katâde nâsın ahfazıdır."
Filhakika Katâde bir hârika idi. Tefsir'de. hadis'de, ilm'i ensâb'da, lisân-ı Arab'da, vekayi-i Arab'a vukufda asrının en ferîdi idi. Tefsir sahibidir.
Katâde, Enes b. Mâlik'den, Abdu'llâh b. Sercis'den, Saîd b. el-Müseyyeb ile İbn-i Sîrın'den, İkrime ile Hasan-ı Basrî'den rivayet eder. Kendisinden de Mis'ar, Ma'mer, Şeybân, Şu'be, Hammâd b. Seleme, İbn-i Amreveyh gibi zâtlar rivayette bulunurlar.
Zehebî'nin nakline nazaran Katâde, tedlîs ile ma'rûfdur. Yâni bâzan şeyhini bırakır da onun fevkindeki şeyhinden (= üstâzından) rivayette bulunur.[42]
Mesela: Said b. Cübeyr’den, Mücahid’den bizzat hadis işitmediği halde bunlardan hadis rivayet eder; aradaki vasıtayı zikretmez. Bu hal,sahih bir garaza müstenid olmadıkça kerih görülür.
Kütüb-i Sitte’de bu zattan başka Tabiin’den ve onların tabi’lerinden Katade: “Her şey Allah’ın kudretiyledir, maasi mütesna.” derdi. Bu i’tikadiyle beraber rivayet ettiği hadislerle ihticacdan kimse geri durmazdı. Maahaza bu akidesinden rücu ettiği de rivayet olunuyor.
İbn-i Ebi Hatim, Katade’den şöyle rivayet ediyor.:
“Bize beyan olundu ki, Rasul-i Ekrem Salla’llahu aleyhi ve selem, Rum ve Faris mülkünün ümmetine verilmesiniRabbından istemiş, bunun üzerine Allahu Teala: De ki: Mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin; Sen mülkü dilediğinden çekip alırsın ve dilediğini de zelil edersin. Hayır Sen’in yedindendir.Şüphe yokki Sen her şeye kadirsin.” Ayet-i kerimesini inzal etmiştir.”(1)[43]
Katade demiştir ki: “Hazret-i Peygamber’in zamanında Kur’an-ı Kerim’i kimler cem’ etmişti? Diye Enes b. Malik’den sual ettim, dedi ki:
Dört zat cem’ etmişti ki hepsi de Ensar’dan idi. Bunlar Übey b. Ka’b Muaz b. Cebel, Zeyd b. Sabit ve Ebu Zeyd idi.”
Velhasıl: Katade nevadir-i hilkatten alim bir zattır. Rahmetu’llahi aleyh.
Me’hazlar: Ed-Dürrü’l- Mensür. Kitabü’l- Menkul, Umdetü’l- Karia, Tezkiretü’l- Huffaz, Kaamüsü’l-A’lam,El-A’lam.[44]
32- Kays B. Müslim:
Ebü Amr el-Cedeli el-Kufi, Tabiin’in büyüklerindendir. (120) tarihinde vefat etmiştir.[45]
Mevki-i İlmisi:
Kays b. Müslim, büyük bir alim, yüksek bir müfessirdir; sikadır. Celalet-i kadri kabil-i inkar değildir. Maahaza irca’ ile müttehem bulunmuştur. Tarık b. Şihab, Mücahid gibi zatlar hadis ahzetmiş, Ata’ b. Sabit’den ve saireden rivayette bulunurlar.
Kays, tefsir’e aid ma’lumatını Ata b. Sabit’den, o da Said b. Cübeyrden, o da İbn-i Abbas’dan rivayet eder. Bu rivayetler İbn-i Abbas’a müntehi tariklerin ikincisini vücuda getirmektedir. Bu tarik, pek sağlamdır. İmam-ı Buhari ile İmam-ı Müslim’in şeraitine da tevafuk etmektedir.
Kays, Tarık b. Şihab vasıtasıyla Ömer b. el-Hattab’dan şöyle bir rivayette bulunuyor: Yahudilerden biri –Ka’bü’l-Ahbar- Hazreti Faruk’a: Ya Emire’l- Mü’minin: Sizin kitabınızda okuduğunuz bir ayet vardır ki, eğer biz Yahud cemaatine nazil olmuş olsa idi, o günü bayram ittihaz ederdik.” demiş. Hazret-i Ömer: “O hangi ayettedir?” diye sorunca , (1) [46]
Bu gün size dininizi ikmal ve size ni’metimi itmam ve sizin için din olarak İslam’ı ihtiyar ettim.” ayetidir, diye cevap vermiş. Bunun üzerine Hazret-i Ömer de: “Biz o ayetin Resul-i Ekrem’e nazil olduğu günü de, mekanı da biliriz. Resulu’llah Cum’a günü Arefe’de kaaim bulunurken bu ayet-i kerime nazil olmuştur.” demiştir.
Yani onu ihmal, ta’zimini terk etmiş değiliz. Cum’a günü ise zaten Müslümanlarca bayram ittihaz edilmiştir. Nüzulünün ertesi günü de Kurban Bayramı’na müsadif olmakla bir Iyd-i Ekber vukua gelmiş demektir.
Velhasıl, Kays b. Müslim alim, abid, şayan-ı vüsuk bir zattır. Rahmetu’l-lahi aleyh.
Me’hazlar: Umdetü’l-Kaari, Takribü’t- Tehzib, İtkaan.[47]
33- Ataü’l- Hüzeli:
Ata’ b. Dinar, Mısırlıdır. (126) tarihinde Mısır’ da vefat etmiştir. Künyesi, Ebü’r- Reyyan veya Ebü Talha’dır.[48]
Mevki-i İlmisi:
Ata’ b. Dinar rical-i hadis’den, saduk, müfessir bir zattır. Tefsir’e dair bir kitabından bahsolunmaktadır. Bunu Said b. Cübeyr’den nakil ve rivayet etmiştir.
Me’hazlar: Tehzibü’t- Tehzib, El-A’lam, Takribü’t- Tehzib.[49]
34- Süddî-i Kebîr:
Ebû-Muhammed İsmail b. Abdi'r-Rahmân, Tâbiîn'den meşhur bir zâttır. Babası Isfahan ahâlîsinden imiş; kendisi Hicaz'lıdır. Kûfe'de sakin olmuştur. Küfe câmi-i şerifi süddesinde, yâni gölgesinde oturmak âdeti olduğundan "Süddî" diye yâd olunmuştur. Bir rivayete göre de Medîne-i Münevvere'de "Südd" denilen bir mahalde oturduğu için (Süddî) nisbetini almıştır. Vefatı (127) târihine müsadiftir.[50]
Tefsirde Ve Sâir İlimlerdeki Mevkii :
Süddî-i Kebîr yüksek bir âlimdir. Tefsirde, Hadîs'de büyük bir kudret sahibidir. İmâm-ı Müslim, hadîslerini tahrîc etmiş, İbn-i Hayyân da kendisini sikaat meyânında zikr eylemiştir. Cüzcânî, Süddî-i Kebîr'i kizbe nisbet ediyorsa da bu zât, Küfe ehli hakkında tecâvüzkârlıkla ma'rûfdur.
Maahâzâ Taberî de : Süddî'nin hadîsiyle ihticâc olunamaz." demiştir.
Süddî-i Kebîr, Knes b. Mâlik, İbn-i Abbâs, Ebû Abdi'r-Rahmân es-Selemî, Atâ', İkrime gibi zavatdan ilim ahzetmiş, kendisinden de Şu'le, Sevrî, Ebü'l-Avâne, Ebû Bekr b. Ayyaş gibi zâtlar müstefîd olmuşlardır.
Süddî'nin İbn-i Mes'ûd ile İbn-i Abbâs'dan rivayet tarikiyle bir Tefsîr'i vardır. Bu Tefsîr'i tilmizi Esbât b. Nasrân el-Hemedânî rivayet etmektedir. Fakat Ebû Zür'a, Esbât'ı taz'îf ediyor.
Süddî'nin Ebû Salih ve Ebû Mâlik vasıtalarıyla İbn-i Abbâs'a ve Mürr vasıtasıyla da İbn-i Mes'ûd'a nisbet edilen tefsirini, İbn-i Cerîr, kendi tefsirinde mezkûr Esbât vasıtasıyla nakletmektedir.
Süddî'nin yalnız Mürr tarikiyle vâki' olan rivayetlerini de Hâkim Müstedrek'inde tahrîc etmişdir.
İbn-i Ebî Hatim de Süddî'den şöyle bir rivayette bulunuyor :
Süddî dedi ki : "Kureyş kabilesi, erkek evlâdı kalmayan kimse hakkında, Falan zürriyetden mahrum kaldı" derlerdi. Vaktaki Nebiyy-i Ekrem Efendimiz'in mahdumları da vefat etti, Âs b. Vâil: dedi. Bunun üzerine Kevser Sûresi nazil oldu ki, meâl-i şerifi şöyledir: "Yâ Muhammed! Biz sana muhakkak Kevser verdik. İmdi sen de Rabbın için namaz kıl; kurban kes. Sana buğz eden yokmu? İşte, şüphesiz ebter olan zürriyetden ve her hayırdan mahrum bulunan- ancak odur."
Kevser, ma'lûm olduğu üzere lügat i'tibâriyle, (pekçok şey) demekdir, Müfessirlerin bu hususda birçok tevcihleri vardır. Ez-cümle Resûl-i Ekrem'e verilen Kevser'den murâd, ya Cennet'de bir nehirdir veya Nübüvvet şerefidir veya ümmetin âlimleridir veya etba' ve ashabıdır yâhud Hazret-i Pey-gamber'in zürriyet-i mübârekesinin kesretidir. Maahâzâ Kevser ta'bîri, bunların hepsine birden Şâmil olabilir; buna bir mâni' yoktur.
Velhâsıl, Süddî-i Kebîr, müfessirler arasında ma'rûf bir simadır [51]. Rahmetu’llâhi aleyh.
Me'hazlar: Kitâbü'l-Menkul, İtkaan, Mu'cemü'l-Üdebâ'.[52]
35 - İbn-i Ebî Nüceyh Es-Sakafî:
Ebû Yesâr, Abdu'Uâh İbn-i Ebî Nüceyh el-Mekkî, büyük bir âlimdir. (131) târihinde vefat etmiştir.[53]
Mevki-İ İlmîsi :
Ebû Yesâr muhaddislerdendir, İbn-i Hayyân vesaire tarafından tevsik olunmuştur. Hattâ kendisini İcli de tevsik etmekle beraber :
Kaderiyye mezhebine kail îdi; kendisini Ömer İbn-i Ubeyd ifsâd etmiştir." diyor.
Ebû. Yesâr babasından ve Ata’, Mücâhid, İkrime, Tâvûs gibi ekâbirden tefsir, hadis ahzetmiştir. Kendisinden de Şu'be, îbn-i Uyeyne, Şibl b. Abbâd gibi zâtlar rivayette bulunmuşlardır.
Ebû Yesâr, tefsirini Mücâhid'den rivayet eder. Vekî'in beyânına göre Sevrî, Ebû Yesâr'ın tefsirini sahih addederdi. Maahâzâ bu tefsiri Mücâhid' den bizzat istimâ' etmeksizin andan rivayet ettiği de söylenmektedir. Bu cihetle Neseî, Ibn-i Ebî Nüceyh'i müdellisler arasında zikretmiştir.
Bu zâtın Sahîhül-Buhârî'de bâzı rivayetleri vardır. Ez-cümle Huzeyfe'-den, Mücâhid ve İbn-i Ebî Leylâ vasıtalarıyla şu hadîs-i şerifi rivayet:etmiştir :
Ebû Huzeyfe diyor ki:
Yâni : "Resûl-i Ekrem Hazretleri bizi altın ve gümüş kab ile su içmekten, böyle bir kabda yemek yemekten nehyettiler. Bizi ipek elbise ve atlas giymekten ve onun üzerinde oturmaktan da nehiy buyurdular."
Velhâsıl İbn-i Ebî Nüceyh, müfessir, muhaddis, fakîh bir zâttır. Amr b. Dinar'ın vefatından sonra yerine iftâ ile meşgul olmuştur. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar: Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Huffâz.[54]
36- Zeyd B. Eşlem :
Ebû Abdi'llâh (veya Ebû Üsâme) el-Umrî el-Medenî, Tâbiîn'in büyüklerindendir. Hazret-i Ömer'in oğlu Abdu'llâh'ın âzadlısı idi. (136) târihinde Medîne-i Münevvere'de vefat etmiştir.[55]
Mevki-i İlmîsi:
Zeyd b. Eşlem âlim, fakîh bir zâttır. Medine-i Münevvere'de yetişen müfessirlerin en meşhurudur. Mescid-i Nebevî'de ders okutur, birçok zâtlar kendisinden istifâdeye koşarlardı. Hattâ Alî b. el-Hüseyn Radiya'llâhu anhümâ da bu meclisin müdavimlerinden idi. Birgün kendisine :
Kendi kavmin meclislerini basıb geçiyor da Ömer" b. el-Hattâb'ın kölesine gidiyorsun." denilmiş, o da :
İnsan kendisine dîni hususunda fâide verecek kimsenin yanına gider oturur." diye cevap vermiştir.
Zeyd b. Eşlem, Abdu'llâh b. Ömer, Enes b. Mâlik, Seleme b. el-Ekva’ gibi zevattan rivayet eder. Kendisinden de Şeybetü'n-Naddâh kırâet ahzetmiş, İmâm-ı Mâlik, Hişâm b. Sa'd, Zühr4, Sevrî ve kendi oğulları Hassan, Abdu'llâh, Abdü'r-Rahmân ve şâire rivayette bulunmuşlardır.
Zeyd b. Eslem'in tefsîri, ahâdîs-i şerife ile Tâbiîn'in akvâlinden mütesekkildir. Bu tefsîri kendisinden oğlu Abdü'r-Rahmân rivayet eder. Bu zât hakkında Ubeydu'llâh İbn-i Ömer'in :
- Anda bir kusur bilmiyorum; şukadar var ki, Kur'ân', re'yi ile tefsir ediyor ve bunu çok yapıyor." dediğini Hammâd b. Zeyd nakletmiştir..
Zeyd b. Eslem : âyet-i kerîmesi'nin sebeb-i nüzulünü şöyle anlatmıştır :
Yahudilerden Şâs, b. Kays, birgün Evs ve Hazrec kabilelerinden bir cemâatin oturup ülfet ve sohbette bulunduklarını görünce hasedinden ölecek bir hâle gelmiş, yanında bulunan bir gence gidip yanlarında oturarak kendilerine "Yevmü Buâs"ı hatırlatmasını tenbîh etmişti. Genç de gitmiş, Evs ile Hazrec arasında vaktiyle zuhur etmiş olub Yevmü Buâs diye yâd olunan kanlı bir muharebe macerasını kendilerine hatırlatmış, bunun üzerine aralarında münazaa çıkmış, biribirine karşı tefâhura başlamış, Evs kabilesinden Evs b. Kurazî, Hazrec kabilesinden de Cebbar b. Sahr sıçrayıb kalkmış, gürültüyü artırmışlar;, nihayet her iki taife biribiri üzerine atılarak hemen hemen mukaateleye başlamak üzere bulunmuştu. Keyfiyetten haberdâr olan Resûl-i Ekrem, vak'a mahallini teşrif ederek kendilerine va'z etmiş, aralarını ıslah buyurmuş, onlar da mr-i Nebeviyi dinleyerek itaat eylemişlerdi.Bunun üzerine Evs ile Cebbar’ın ve anlar ile beraber bulunanların haklarında :[56] Ayet-i kerîmesi nazil oldu. Velhâsıl : Zeyd b. Eşlem, mübarek bir zâttır. Pek müttekî, pek mehîb idi. İmâm-ı Mâlik, İbn-i Aclân'dan naklediyor; İbn-i Aclân demiş ki : "Ben Zeyd b. Eslem'den duyduğum mehabeti hiçbir kimseden duymadım."
Muhammed b. Sa'd da demiştir ki : Resûl-i Ekrem Salla'llâhu aleyhi ve sellem'in Mescid-i Saâdet'inde Zeyd b. Eslem'in bir halka-i tedrisi var idi; sika idi, kesîrü'l-hadîs idi. Eimme-i Sitte Zeyd'in hadîslerini tahrîc etmişlerdir. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar:Umdetü'l-Kaarî,Tezkiretü'l-Huffâz,Kitâbü'l-Menkul fî Es-bâbi'n-Nüzûl, Mevzûâtü'i-Ulûm, Tehzîbü'l-Esmâ.[57]
37- Rebî' B. Enes:
Bu zât Benî Bekr veya Benî Hanîfe kabilesine mensubdur. Bu cihetle (Bekrî) ve (Hanefî) denilir. Basralıdir. (140) târihinde vefat etmiştir.[58]
Mevki-i İlmîsi:
Rebî' b. Enes, Basra'da yetişen yüksek âlimlerdendir. İbn-i Ömer, Câbir, Enes b. Mâlik gibi Sahâbe-i Kirâm'dan, Ebü'l-Âliye, Hasan-ı Basrî gibi Tâbün'den istifâde etmiştir. Kendisinden de Ebû Ca'fer-i Râzî, Mukatil b. Hayyân, İbn-i Mübarek, A'meş gibi meşâhir rivayette bulunmuşlardır. Rivayet ettiği hadîsleri Sünen-i Erbaa ashabı tahrîc etmişlerdir.
Rebî', Ubey b. Kâ'b Hazretlerinin tefsire âid akvâlini Ebü'l-Âliye vasıtasıyla rivayet etmiştir. Binâenaleyh Rivayet mesleğine sâlik, müfessirlerin kudemâsından ma'dûddur. Ebü'ş-Şeyh, Rebî b. Enes'den şöyle nakleder:[59]
Ayet-i Celîlesindeki den murâd Arşü'r-Rahmân'dır. Dan murâd da Arş'ın altında bulunan yüksek şudur.
İbn-i Cerîr de Rebî b. Enes'den şöyle naklediyor :[60] Ayet-i kerîmesi şu mealdedir :
Ey ümmet! Sizin kâfirleriniz, geçmiş ilk asırlarda helak etmiş olduğum mezkûr! kavimlerden daha hayırlı mıdır? -ki anları helak etmeyeyim-!.."
Rebî' b. Enes sika, sadûk sayılmaktadır. Maahâzâ evham ile, teşeyyü' ile de ittihâm edilmiştir. Bir aralık Haccâc'ın şerrinden ihtifâ etmiş, Horasan'a gitmiş, Ebû Ca'fer el-Mansûr devrine yetişmiştir. Her halde pek faziletli bir âlim olduğunda şüphe yoktur. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar:Ed-Dürrü'l-Mensûr, Kitâbü'l-Menkul, Takrîbü't-Tehzib[61]
38- Alî B. Ebî Talha
Ebü'l-Hasen Alî b. Ebî Talha Salim el-Hâşimî, meşhur bir zâttır. Cezîre'de doğmuş, Hıms'a intikâl etmiştir. Bu cihetle nisbetinde (Hımsî) de denir. Vefatı (143) târihine müsadiftir.[62]
Mevki-i İlmisi:
Alî b. Ebî Talha kudretli bir âlimdir, muhaddistir. Râşid İbn-i Sa'd el-Mukrî, Kaasım b. Muhammed'den Kur'an teallüm etmiş, birçok zevattan hadîs ahzeylemistir. Kendisinden de Dâvûd b. Ebî Hind, Muâviye b. Salih, Sevrî gibi zâtlar hadîs ahzeylemişlerdir.
Tefsirine gelince : Buna doğrudan doğruya İbn-i Abbâs Radiya'llâhu anhümâ'dan rivayet eder. Halbuki İbn-i Abbâs'dan tefsir istimâ1 etmiş olduğu sabit değildir. Bunu ya Mücâhidden veya Saîd b. Cübeyr'den dinlemiştir. Şu kadar var ki, aradaki bu vâsıtalar sika olduğundan bunların isimlerini tasrîh etmemesi rivayetinin ciyâdetine mâni değildir.
İmâm-ı Buharı, bu zâtın İbn-i Abbâs'dan Muâviye b. Salih tarikiyle vârid olan tefsirini çok kerre ismini zikretmeksizin yalnız yahud diye tahrîc etmektedir. Alî b. Ebî Talha.[63]
Ayet-i celîlesinin sebeb-i nüzulünü İbn-i Abbâs'dan şöyle nakletmlştir: Müslümanlar, Resûlu'llâh'a zahmet verecek derecede suallerini artırmışlardı -yâni, Resûl-i Ekrem'i sık sık ziyaret ederek gizli, husûsî ma'rûzatta bulunub duruyorlardı. Cenâb-ı Allah ise Peygamberi hakkında tahfif murâd etti de,
Ayet-i kerîmesini indirdi. Bu âyet nazil olunca bâzı kimseler sabredib suâlden nefislerini men' ettiler. Bundan sonra da Allâhu Teâlâ :[64] âyet-i kerîmesini inzal buyurdu.
Maâl-i Şerifi : "Ey Mü'minler! Peygamberle gizlice, husûsî konuşmak istediğiniz zaman bu konuşmanızdan evvel -fukaraya- bir sadaka takdim ediniz. Bu, sizin için hem bir hayırdır, hem de büyük bir nezâhettir. Fakat verecek sadaka bulamazsanız, şüphe yok ki Allah Gafûr'dur, Fahîm'dir. -Bundan dolayı sizi muâhaze etmez.-
Ya bu konuşmanızdan önce sadaka takdiminden korktunuz mu?. Madem ki yapmadınız, -sadaka vermediniz- Allah da size tevbe lütfetti. Artık namaza devam ediniz, zekâtı veriniz ve Allah'a ve Resulüne itaat ediniz ki, Allah yaptıklarınıza habîrdir."
Alî b. Ebî Talha, Âl-i Abbâs'ın Emevîler hakkında tatbik ettikleri imha siyâsetini terviç edercesine bâzı beyanâtta bulunmuş olduğundan dolayı ehl-i arasında muâhaze edilmiştir. Bu cihetle Ebû Dâvûd : demiştir. Yâni, fena fikirli idi. Kılıcı, siyâsette imha hareketini muvafık görüyordu.
Velhâsıl ; Alî b. Ebî Talha değerli, kudretli bir âlimdir. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Kitâbü'l-Menkul, Tezkiretü'l-Huffâz, EI-A'lâm.[65]
39- Amr B. Ubeyd:
Ebû Osman Amr b. Ubeyd el-Basrî, meşhur bir âlimdir. Ceddi Fâris esirlerinden idi. (80) târihinde doğmuş, '144) târihinde Mekke-i Mükerrerce kurbunda (Mürrân) mevkiinde vefat etmiştir. Babası nessâc iken bilâhare Basra'da Haccâc'ın şurta me'murluğunda bulunmuştu.[66]
Mevki-i İlmîsi
Amr âlim, müfessir bir zâttır. Asrında Mu'tezile'nin şeyhi idi. Meşhur zâhidlerden biridir. Halîfe Mansûr ile münâsebette bulunurdu. Mansûr bunun hakkında: demiştir.
il Mansûr bunun hakkında mersiye söylemişti. Mansûr'dan başka mâdûnu hakkında mersiye-hân olmuş bir Halîfe işitilmemiştir, deniliyor.
Amr'ın, (Et-Tefsîr), (Er-Reddü ale'l-Kaderiyye) nâmiyle iki eseri vardır. Me'hazlar: Vefeyâtü'l-A'yân, EI-A’lâm.[67]
40 — İbnü's-Sâib El-Kelbî
Muhammed b. es-Sâib el-Kelbî el-Kûfî, meşhur bir zâttır. Künyesi Ebü'n-Nasr'dır. Dedesi ile babası Cemel Vak'ası'nda Hazret-i Alî tarafında bulundukları gibi kendisi de (Cemâcim) vakıasında İbn-i Eş'as ile beraber bulunmuştur. Şîa-i Alîdendir. Kûfe'de doğmuş, yine orada (146) târihinde vefat etmiştir.[68]
Mevki-i İlmîsi:
Kelbî, muktedir bir âlimdir. Ensâba vâkıf, kuvvetli bir muhaddistir, müfesstrdir. Ümmü Hânî Hazretlerinin âzadlısı Ebû Sâlih-i Bâzân ile Şa'bîden ve biraderleri Süfyân ile Seleme'den rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Sevrî, İbn-i Uyeyne, Hammâd b. Seleme, İbnü'l-Mübârek, İbn-i Cüreyc, İbn-i İshâk, Süddî-i Sağîr, Ebû Avâne, Ebû Bekr b. Ayyaş rivayette bulunmuşlardır.
Kelbî'ye bilâhare nisyân târî olduğu mervîdir. İbn-i Adiyy diyor ki: "Kelbî'nin sâlih hadîsleri vardır. Bilhassa Ebû Sâlih'den rivayet ettiği hadîsler.. Hiçbir kimsenin ondan mufassal tefsiri yoktur. Kendisinden birçok sikat rivayette bulunmuş, tefsirini memnuniyetle karşılamışlardır. Fakat hadîsleri arasında münkerleri de vardır. Zuafâ arasındaki şöhretine rağmen hadîsleri yazılabilir."
Kelbî,- tefsirini, Ebû Salih vasıtasıyla İbn-i Âbbâs'dan nakletmektedir. Halbuki Ebû Salih'in İbn-i Âbbâs'dan tefsir dinlediği, telâkki ettiği sabit değildir. Bunu İbn-i Hibbân tasrîh ediyor. Bu cihetle "Kelbî tarîki, İbn-i Abbâs'a varan tarîklerin en zaîfidir." deniliyor. Maahâzâ Sa'lebî, Vahidî bu tarikden birçok şeyler tahrîc etmişlerdir.
İbn-i Merdeveyh, Kelbî tarikiyle İbn-i Âbbâs'dan şöyle naklediyor :
"Birgün Avf b. Mâlik el-Eşcaî Huzûr-ı Nebevî'ye gelerek :
Yâ Resûlâ' llâh! Oğlumu düşman esîr etti, validesi pek müteessir, bana ne emredersiniz? dedi.
Resûl-i Ekrem de:
Sana ve ona kavlini çokça okumayı emrederim, diye buyurdu.
Kadın bunu haber alınca : Sana ne güzel şey emretmiş!., deyip bu kavl-i şerifi çokça tekrar etmeye başladılar. Az sonra oğulları düşmanın gafletinden bilistifade koyunlarını sürerek yanlarına çıkıp geldi. Müteakiben de :Ayet-i kerîmesi nazil oldu.
Velhâsıl : Kelbî, tefs're dâir bir hayli ma'lûmat vermiştir. Fakat hadîs hususunda, ahkâm-ı fer'iyye hususunda sözlerine i'timâd edilmemesini birçok zevat söylemektedirler. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Ed-Dürrü'l-Mensûr, Tezkiretü'l-Huffâz, El-A'lâm.[69]
41- İmâm-ı A'zam:
Ebû Hanîfe Nu'mân b. Sabit b. Mirzebân el-Kûfî, bütün İslâm âleminin en büyük müctehidi olan bir zâttır. Velâ' i'tibâriyle nisbeti "Teymî"dir. Silsile-i nesebinde müteaddid akvâl vardır. Ecdadının Irak ahâlîsinden veya Ensâr-ı Kirâm'dan veya ebnâ-yı Fârisden veya Horasan'ın Neşe' beldesinden olduğuna kail olanlar vardır. Pederi Sabit, sahavetinde Hazret-i Alî'ye hizmet ederek duasını almıştır.
Meâî-i şerif : Her kim Allah'dan korkarsa, Allah ona bir mahreç -bir çâre-i halâs- yaratır ve anı ummadığı yerden rızıklandırır ve her kim Allah'a i'timâd ederse Allah ona yetişir, Allah emrini yerine getirir. Allah her şey için muhakkak bir mikdâr tâ'yin etmiştir.,[70]
İmâm-ı A'zam (80) târihinde Kûfe'de dünyâya gelmiş, orada neşv ü nema bulmuş, zamanının en parlak ilm ü irfan merkezlerinden biri bulunan Basra'ya da rivayete nazaran yirmi defa giderek oradaki ulemâya mülâkî olmuş, bâzı hevâ ve bid'at ehliyle münazaralarda bulunmuştur.
Emeviyyeden mervân b. Muhamnıed zamanında Irâkayn vâlîsi bulunan Yezîd b. Ömer İbn-i Hübeyre İmâm-ı A'zam'ı Küfe kadısı ta'yîn etmek istemiş, kabul etmediğinden dolayı o mübarek zâtı döğdürrnüştür. Bu mezâlimden nefsini kurtarmak için kaçıp Haremeyn'de mücavir kalmaya başlamış, nihayet Abbâsiyye hükümeti vücûde gelince vatanına avdet etmiş, daha sonra Ebû Ca'fer, Mansûr Halîfe tarafından Bağdad'a da'vet edilmiş, kendisine tevcîh edilen (Kaadi'l-Kudât) mansıbını kabul etmediği için darb ve habs edilmiştir. Elli beş defa haccettiği ve nihayet hapishanede mesmûmen vefat eylediği mervîdir. İrtihalleri (150) senesinde müsadiftir.
.Sultan Melik-Şâh Selçûkî'nin veziri Şerefü'l-Milk Ebû Sa'd. Muhammed, İmâm-ı A'zam'ın Bağdad'da bulunan kabri üzerine güzel bir türbe yaptırmış, sonra bu türbe, Osmanlı hükümdarları tarafından defeâtla ta'rnîr ve tezyîn edilmiştir. Elyevm bir ziyâretgâhtır.[71]
İmâm-ı A'zam'ın Meşâyihi:
İmâm-ı A'zam'ın meşâyihi, yâni kendilerinden hadîs, fıkıh ahzetmiş olduğu zevat, dört bin kadardır. Bu hal, başka zevata nasib olmamış gibidir, İmâm-ı Şafiî'nin yalnız seksen şeyhi var imiş. Vâkıâ İmâm-ı Buhârî gibi bâzı eâzımın binlerce şeyhi vardır. Fakat bunlar meşâyih-i hadîsdir. Bunların herhalde birer büyük âlim olması lâzım gelmez. Meşâyih-i Fıkıh ise herhalde pek âlim zâtlardan ibarettir. Bu cihetledir ki, bunların mikdârı daha azdır.
Maahâzâ İmâm-ı A'zam'ın Ashâb-ı Kirâm'dan Enes b. Mâlik, Ebû İbrahim Abdi'llâh b. Ebî Evfâ, Sehl b. Sâid el-Ensârî, Âişe bintü Acer Hazara tını da görmek şerefine nail olduğu mervîdir, ki bu mazhariyyet de dört büyük müctehid arasında kendisine hâs bir meziyyet demektir.
Sonra : Hammâd b. Ebî Süleyman gibi ekâbirden fıkıh okumuş, Atâ, Nâfi', Abdu'r-Rahmân b. Hürmüz, Adiyy b. Sabit, Seleme b. Küheyl, Ebû Ca'fer Muhammed b. Alî, Katâde, Amr b. Dînâr, Ebû İshak gibi eâzımdan da hadîs ahzetmiştir. Kendisinden de Vekî' b. Yezîd, Sa'd b. es-Salt, Ebû Asım Abdi'r-Rezzâk, Abdu'llâh b. Mûsâ, Ebû Nuaym, âbû Abdi'r-Rahmân el-Mukrî gibi birçok mesâhir hadîs rivayet etmişlerdir.
İmâm-ı A'zam'dan fıkıh ahzeden zevat ise pek çoktur. Bahusus, İmâm-ı Ebû Yûsuf, İmâm-ı Muhammed b. el-Hasen, Züfer b el-Hüzeyi, Hasan b. Ziyâd, Vekî', Abdu'llâh el-Mübârek, Bişr b. Gıyâs el-Merîsî, Afiye b. Yezîd,
Dâvûd et-Tâî, Yûsuf b. Hâlid eş-Şemenî, Nûh b. Ebî Meryem gibi her biri başlı başına bir müstehid olmak kudretini hâiz bulunan eâzım, bütün o büyük İmâm'ın birer çırağı, birer muakkibi olmakla müftehir bulunmuşlardır. İmâm-ı A'zam'ın silsile-i ilmiyyesi İmâm-ı Alî ile İbn-i Mes'ûd Hazretlerine müntehi olmaktadır. Şöyle ki, ilmi, Ebû Hanîfe Hammâd'dan, o da İbrahim Nehaî'den, o da Alkame ile Esved'den, bu ikisi de Hazret-i Alî ile İbn-i Mes'ûd'dan, bunlar da bizzat Nebiyy-i zî-Şân Hazretlerinden ahzetmişlerdir.[72]
İmâm-ı A'zam'ın Tefsirdeki Mevkii:
İmâm-ı A'zam, müfessirlerin ikinci tabakası ricâlindendir. Âyât-ı Kur'âniyyenin ihtiva ettiği dînî mesâil ve hakaayıkı anlamak ve anlatmak kudreti en ziyâde müctehidlerde tebarüz etmektedir. Bu cihetle Hazret-i İmâm, Üstâzü'l-Müfessirîn unvanına bi-hakkın lâyıktır.
Hangi bir âyet-i celîle'nin nassından, delâletinden, işaret ve iktizâsından yüzlerce meş'ele istinbâtına kadir olan bir büyük müctehidin en yüksek bir müfessir olduğunda kim tereddüd edebilir?
Vâkıâ İmâm-ı A'zam, tefsir nâmiyle bir kitâb vücûde getirmemiştir. Fakat onun bütün ictihâdâtı en evvel Kitâbu'llâh'a istinâd ettiğinden kendisinin en ziyâde ahkâma müteallik âyât-ı Furkaniyyeyi tefsir ve tavzih ile iştigal etmiş olması zarurîdir. Bu cihetle tefsirlerde münderic i'tikaada, ibâdâtâ, muamelâta müteallik binlerce mesâilin en büyük kâşif ve tercemanlarından biri de (İmâm-ı A'zam) olduğunda şüphe edilemez. Hele kendi mezhebine tâbi' fukahânın vücûde getirmiş oldukları tefsirlerde Hazret-i İmâm'ın da şüphe yok ki büyük bir hıssası vardır. Nitekim meşhur fakîh Cessâs'ın te'lîf etmiş olduğu (Ahkâmü'l-Kur'ân) unvanlı tefsiri bu cümledendir.[73]
İmam-ı A'zam'ın İlm-i Hadisdeki Mevkii
İmâm-ı A'zara, büyük bir muhaddistir. Resûl-i Ekrem'in ahâdîs-i şerîfesi tulu' eder etmez ziyaları bütün yeryüzüne yayılan güneş gibi az bir müddet içinde islâm âleminin her tarafını kaplamış, Hazret-i İmâm da bu feyyaz menba'dan bihakkın istifâde etmişti.
Dört bin kadar meşâyihi olan, zekâ ve hafıza i'tibâriyle de hârikalardan sayılan İmâm-ı A'zam'ın hadis ilmindeki ihâta-i külliyyesini takdir etmemek lâyık mıdır?
Hazret-i İmâm, büyük bir müctehid, yüksek bir münekkid ve mütefekkir ve pek ziyâde müttekî idi. Binâenaleyh merviyyâtı, mühim bir intikaada tâbi' tutar, kendince sabit olmayan hadislere hadîs-i sahîh hükmünü vermekten tevakki eder, Kıyâmet'e kadar payidar olmak üzere vücûde getirdiği mezhebini, bütün sahîh hadisler üzerine te'sîs etmek isterdi. Bu cihetle hadîs'e dâir merviyyâtını bi'n-nîsbe az görenler bulunabilir. Hayfâkî bu hâli düşünmeyenler, Hazret-i İmam'ın hadis ilmindeki ihatasını takdir edememiş, o büyük İmâm ile ona tâbi' olanları "Ehl-i Re'y" diye tavsif etmişlerdir.
"İmâm-ı A'zam zamanında ilm-i hadis Haremeyn'de ziyâde intişâr etmiş ise de Küfe gibi yerlerde o kadar intişâr etmemişti. Binâenaleyh İmâm-ı A'zam pek o kadar ahâdîs-i şerîfeye destres olamamıştır," diyenler de vardır. Fakat bu iddia da her veçhile doğru değildir. Bahusus İmâm-ı A'zam, senelerce Mekke-i Mükerreme'de, Medîne-i Münevvere'de mücavir bulunmuş, bir nice muhaddislere musâhib ve mülâkî olmuştur.
İbn-i Haldun, Mukaddime'sinde "İmâm-ı A'zam, hadislerin şurût-ı sıhhatında teşeddüd göstermiş olduğu için anın yanında sahîh olduğu sabit olan hadîsler on yedidir." demiştir ki, bu büyük bir hafvedir, bu söze aklanılmaması îcâb etmektedir. Nitekim (El-Kavlü'1-Fasl) da deniliyor ki ; "İmâm-ı A'zam'ın rivayet ettiği ahâdîs-i şerife on yedi değil, on yedi kitab teşkil etmiştir ki, bunlardan herbirine (Müsned-i Ebî Hanîfe) nâmı verilir. Bunları huffâz-ı Hadîs'den, ilm-i hadîs'e vâkıf zevattan birer cemâat esânîdiyle beraber tahrîc etmişlerdir. Bunların arasında İmâm-ı Şafiî'nin Sünen'inden, Müsned'inden küçüğü pek az bulunur.
İmâm-ı Ebû Yûsuf derdi ki: "Ben hadîs-i tefsir ve îzah hususunda Ebû Hanîfe'den daha âlim bir zât görmedim."
Yahya b. Muîn de demiştir ki : "Ebû Hanîfe sika idi. Yalnız hıfzetmiş olduğu hadîsleri rivayet eder, hıfzetmediklerini rivayet etmezdi."
Velhâsıl bu büyük müctehidin Müsned unvanlı muazzam eserleri, ilm-i hadîs'deki kudret ve dirayetini göstermeye kâfidir. Bu mübarek eserler, ilk yazılan hadîs kitablarından ma'dûddur.
İmâm-ı A'zam'ın müctehidler arasındaki yüksek mevkiine, İlm-i fıkıh'daki kudretine, İslâm hukukundaki meslekine ve metânet-i ahlâkıyyesine dâir (Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılahât-ı Fıkhiyye) ünvanlı eserimizde kâfî derecede ma'lûmat vardır.
Velhâsıl : Bu muazzam İmam'ın vücûdu, bütün İslâm âlemi için bir rahmet bulunmuştur. Rahmetu'Ilâhî Teâlâ aleyh.
Me'hazİar : Tezkiretü'l-Huffâz, EI-cevâhirü'l-Mudîe, El-Kevkebü'd-Dürriyye, El-Vasît fi'l-Edebî'l-Arabî ve Târîhihî, El-Bahrü'l-Muhît, Keşfü'z-Zünûn, Mevzûâtü'l-Ulûm, El-Kavlü'1-Fasl, Akvemü'l-Mesâlik, El-A'lâm.[74]
42- Mukatil İbn-i Süleyman :
Ebü'l-Hasen Mukatil İbn-i Süleyman el-Horasânî el-Belhî, meşhur bir müfessirdir. (150) de vefat etmiştir. Rahmetu'liâhi aleyh.[75]
Mevki-i İlmîsi:
Mukatil, kudretli bir âlimdir. Nâfi', Ebû İshâk, Zührî, Dahhâk, Mücâhid, İbn-i Sîrîn, Zeyd b. Eşlem, Atâ, İbn-i Ebî-Müleyke, Atiyye b. Sa'd gibi zevâtten ilim ahzetmiştir. Kendisinden de Buğye b. Velîd, Sa'd İbnü's-Salt, Abdü's-Samed İbnü'1-Iyd gibi zâtlar tahsilde bulunmuşlardır.
Mukatil, tefsir, hadîs ilimlerinde büyük bir iktidar sahibi idi. Kendisini tezkiye edenler bulunduğu gibi cerh edenler de vardır.
Şu'be'nin, Mukatil'i hayr ile yâd ettiği mervîdir. İmâm-ı Şâfiî de: Nâs tefsir hususunda Mukatil'in nevâle-cînidir" demiştir.
Halîlî de demiştir ki : "Mukatil'in mevkii ehl-i tefsir nezdinde büyüktür. Lâkin huffâz, kendisini rivayet hususunda taz'îf etmişlerdir." Zehebî de diyor ki : "Müsfessir Mukafil b. Süleyman, metrûkü'l-hadîsdir, tecsîm ile şâibedârdır. Maahaza ilim ev’iyesindendir; tefsirde mütebahhirdir.”
'Mukatil ile Cehm b. Safvân, Horasan'da beraber bulunurlar imiş. Aralarında mezheb i'tibâriyle şiddetli bir münâferet var imiş; biribiri aleyhine eserler yazmışlardır.[76]
Tefsirdeki Mesleği:
Mukatil tefsirini İbn-i Abbâs Hazretlerinden ahzetmiştir. Bu tefsiri Dahkâk'in hayâtında tedvin eylemiş olduğu mervîdir. Bağavî, Mukatil'in tefsirini Abdu'llâh b. Sabit tarikiyle tahrîc etmektedir.
Mukatil'in, tefsirini Kelbî'den aldığını Hammâd- b. Ebî Hanîfe'ye söylemişler, Hammâd da : "Mukatil, Kelbî'den daha âlim iken nasıl olur da tefşîrîni ondan almış olur?." demiştir. İbn-i Uyeyne bir kerre Mukatil'e sormuş ki : "Sen Dahhâk'den rivayet ediyorsun. Halbuki senin Dahhâk'den semâın sabit değildir." Mukatil de cevaben demiştir ki : "Ben babam ile beraber Dahhâk'e giderdim; üzerimize bir kapı kapanırdı. Bu böyle iken benim ondan semaım nasıl istib'âd olunabilir?"
Mukatil Tefsîri'nin bir nüshası, Birinci Sultan Hamîd Kütüphanesinde (58) numarada ve Kütüphâne-i Umûmî'de (561), (281) numaralarda mevcuddur.
Me'hazlar': Tezkiretü'l-Huffâz, El-A'lâm.[77]
43- Şu'be B. El-Haccâc:
Şu'be b. el-Verd Ebû Bistâm el-Ezdî el-Vâsitî, meşhur, kesîrü'l-menâkıb bir zâttır. (82) târihinde doğmuş, Vâsıt'da yetişmiş, sonra Basra'ya rıhlet ederek orada (160) târihinde vefat etmiştir. Ezd kabilesinin mevâlîsinden idi.[78]
Mevki-i İlmîsi:
Şu'be'nin imamet ve celâleti. hakkında ittifak vardır. Sika, âbid, zâhid bir zât idi. Enes b. Mâlik ile Ömer b. Seleme'yi -radiya'llâhu anhümâ- gördüğü mervîdir. Muâviye b. Kurre, Enes b. Sîrîn, Sâbit-i Bennânî, Hamdûd b. Süleyman, A'meş gibi Tâbiîn'den hadis rivayet eder, kendisinden de Eyyûb-ı Sahtiyânî, Süfyân-ı Sevrî, Abdu'llâh b. Mübarek gibi zâtlar rivayette bulunur. Rivayet ettiği hadîsler iki bin kadardır. Sabit vâsıtasiyle Enes b. Mâlik'den rivayet ettiği şu hadîs-i şerif de bu cümledendir :
Asıl sabır, ilk çarpışı ânında olandır."
Yânî : Bir mekrûhui, bir musibetin ilk zuhuru ânında te'sirîri ziyâde olacağından bu anda gösterilecek sabrın mükâfatı da ziyâde olur.
Kütüb-i Sitte'deki râvîler arasında bundan başka (Şu'be b. el-Haccâc) nâmında bir zât yoktur.
Süfyânü's-Sevrî demiştir ki : "Şu'be hadîs ilminde Emîrü'l-Mü'minîndir."
İmâm-ı Şafiî de der ki : "Şu'be olmasaydı lrak'da hadîs ilmi bilinmezdi."
İmâm-ı Ahmed de der ki : "Şu'be hadîs hususunda ümmet-i vahidedir."
Irak'da ricâl-i hadîsi teftiş ve intikada ilk tâbi' tutan, Sünnet-i Nebeviy-ye'yi müdâfaaya çalışan Şu'be'dir
Şu'be aynı zamanda kadîm müfessirlerdendir. Tefsiri ve (El-Garâib) nâmında hadîse dâir bir kitabı vardır. Edebiyata, şiire de âşinâ idi. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Sahîhü'l-Müslim, Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Huffâz, Takrîbü't-Tehzîb, El-A'lâm.[79]
44- Sufyan-ı Sevr ı :
Ebû Abdi'llâh Süfyân b. Saîd, Mudar kabilesine mensub meşhur bir zâttır. (97) târihinde Küfe'de doğmuş, (161) senesi Basra'da vefat etmiştir.[80]
Mevki-i İlmîsi:
Sevrî büyük bir âlimdir; büyük bir müctehiddir. Cüneyd-i Bağdadî gibi bir kısım zevat, Sevrî'nin mezhebine tâbi' bulunmakta idi. Bu mezheb ta'kîb edilmemiştir.
Aynî'nin beyânına göre Süfyân-ı Sevrî, mezâhib-i sitte-i metbûa sâhiblerinden biridir.
Sevrî'nin celâlet-i kadri, kesret-i ilmi, salâbet-i dîni, tevsiki, emaneti hakkında ittifak vardır. Filhakıyka Sevrî, tefsirde, hadîsde, fıkıhda büyük bir iktidar sahibi idi. Diyanetle, zühd ü takva ile ma'rûf idi. Hattâ : "Sevrî olmasaydı iffet ve itfika mahvolur giderdi." denilmiştir,
Süfyân b, Uyeyne demiştir ki : "Ben halâl ve haramı tefrik hususunda Sevrî'den daha âlim kimse görmedim."
Îbnü'l-Mübârek de der ki : "Ben bin yüz kimseden yazdım; Süfyân'dan efdal bir kimseden yazmadım."
Sevrî'nin hafızası fevkalâde kuvvetli imiş. "Hiçbir şey hıfzetmedim ki, anı unutmuş olayım." dermiş.
Mansûr Halîfe, Sevrî'yi Kadı tâyin etmek istemişti. Bunu kabulden imtina’ ederek (144) târihinde Kûfe'den çıkmış, Mekke-i Mükerreme'ye, Medîne-i Münevvere'ye giderek oralarda sakin olmuş, Mekke-i Mükerreme'de iken İbrahim Edhem ile görüşmüş, bilâhare Halîfe Mehdî kendisini taleb etmekle Basra'ya intikal ederek vefatına kadar orada kalmıştır.
Sevrî'nin menâkıbı hakkında İbn-i Cevzî'nin bir kitabı vardır.
Süfyân-ı Sevrî, birçok ahâdîs-i şerife rivayet etmiştir. Şu hadîs-i şerîf de bu cümledendir :
Nebiyy-i Ekrem Salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki :
Meali : Dört huy vardır ki, bunlar her kimde tamamen bulunursa hâlis bir münafık olur. Ve her kimde bunlardan biri bulunursa kendisinde, bunu terk edinceye değin nifaktan bir haslet bulunmuş olur; şöyle kî: Emniyet edildiği zaman hiyânet eder, söz söylediği zaman yalan söyler, ahd ü peymanda bulunduğu zaman gadreder, münâkaşa ettiği zaman söğüb sayar.
Sevrî'nin tefsîr'e dâir bir eseri vardır. Hadîs'e dâir de (El-Câmiu'1-Ke-bîr), (El-Cem'u'1-Kebîr) unvanlı iki eseri, bir de (Kitâbü'l-Ferâiz) nâmında başka bir eseri vardır.
Velhâsıl : Süfyân-ı Sevrî vücûdiyle teberrük olunan eâzım-ı İslâmiyyeden bir zâttır. Rahmetu’llâhî aleyh.
Me'hazlar: Sahîhü'l-Müslİm, Umdetü'l-Kaarî, El-A'lâm, İbn-i Nedîm, Lûğaat-ı Târihiyye, Kaamûsü'l-A'lâm.[81]
45- İmâm-1 Mâlik:
Ebû Abdi'llâh Mâlik b. Enes b. Mâlik b. Âmir, ehl-i İslâmın mâ-bihi'l-iftihârı olan dört muazzam müctehidin ikincisidir. Yemen kabilelerinden (Benî Asbah) kabilesine ve Himyerîlerden bir hükümdar hanedanına mensubdur. (93) veya (95) târihinde Medîne-i Tâhire'de doğmuş, orada nevş ü nema bulmuş, o belde-i münevvere ufuklarında senelerce bütün İslâm âlemine ilim ve hikmet nurlarını neşretmiş, nihayet (179) târihinde yine o mübarek beldede vefat etmekle Cennetü'1-Baki denilen makbereye defnedilmiştir. Rahimehu'llâhi aleyh.[82]
İmâm-ı Mâlik'in Meşâyihi:
Tabiîn hazerâtının birçok fukahâ ve fudalâsına yetişmiş olan İmâm-ı Mâlik, gençliğinden i'tibâren ilim sahasına atılmış, üçyüzü tâbün'den, altıyüzü de onların tâbi'lerinden olmak üzere dokuzyüz şeyhden hadîs ahzetmiştir. Yahya b. Saîd, Nâfi', Zührî, Makburî, Muaym el-Muhaccir, Abdu'l-Iah b. Dînâr, Muhammed b. el-Münkedir, Hişâm b. Amr, Zeyd b. Eşlem, Rebîa b. Ebî Abdi'r-Rahman gibi bir nice ekâbir bu cümledendir.
Ebû Bekr Hatîb-i Bağdâdî'nin te'lîf ettiği bir kitabdaki beyânına göre, İmâm-ı Mâlik'den rivayet eden zevatın adedi'de (993) kadardır. Kadı Iyâz' in beyânına göre ise, bin üçyüz kadardır. Ez-cümle Hulefâdan Mansûr, Mehdî, Hâdî, Hârûn-ı Reşîd, Emin, Me'mûn meşâhîr-i ulemâdan İmâm-ı Muhammed b. Hasan eş- Şeybânî, İmâm-ı Şafiî, Ebû Hâşim, Abdü'1-Azîz b. Ebî Hazım, Muin b. İsâ, Yahya b. Yahya, İbnü'l-Mübârek, El-Kattân, İbn-i Vehb gibi zâtlar İmâm-ı Mâlik'den rivayette bulunmuşlardır. İmâm-ı Mâlik'in sil-sile-i ümiyyesi şöyledir : Mâlik b. Enes Rebîa'dan, Rebîa da Enes b. Mâlik'den, o da bizzat Resulü'llâh'dan ilim ahzetmiştir.
Kezâlik Mâlik b. Enes, Nâfi'den, o da İbn-i Ömer'den, o da Nebiyy-i zî Şân Efendimizden ilim ahzetmiştir.[83]
İmâm-ı Mâlik'in Tefsir Ve Hadisdeki Mevkii:
İmâm-ı Mâlik Hazretleri şüphe yok ki pek büyük bir müfessirdir. Kur'ân-ı Mübîn'in âyetlerinden binlerce şer'î hükümler istinbâtına muktedir olan büyük bir müctehid, elbette tefsir hususunda pek derin bir nüfûz-ı nazara mâlikdir. Hattâ kendisinin (Tefsîr-i Garibi'1-Kur'ân) unvanlı bir eseri de vardır ki, bunu kendisinden Hâlid b. Abdir-Rahmân el-Mahzûmî rivayet eder.
Hadîs hususuna gelince, İmâm-ı Mâlik pek yüksek bir muhaddistir. Kendisinin sahîhü'r-rivâye bir hüccet olduğunda ümmetin ittifakı vardır. Te'lîf etmiş olduğu (El-Muvatta') kitabı Hadîs âleminde pek muteber, pek feyizli bir eserdir. İmâm-ı Şafiî der ki : "Yer yüzünde Kitâbu'llâh'dan sonra İmâm-ı Mâlik'in (Muvatîa')ından ziyâde (savab =) doğru olan bir kitab yoktur."
İmâm-ı Mâlik, (Muvatta')ı kırk sene içinde vücûde getirmiştir. Bidâyeten dört bin kadar ahâdîs-i şerîfe'yî ihtiva ediyormuş. Bilâhare Hazret-i İmam seneden seneye bunu telhis ederek Müslümanların ahvâline aslah olan mikdârını ibka etmiştir ki, bin kadar hadîs-i şerîfden ibarettir.
Başka zevat da (El-Muvatta’) ünvâniyle hadîs kitabları yazmışlardır. Hattâ İmâm-ı Mâlik'e : "Sen (Muvatta') için bu .kadar emek sarf ettin. Halbuki şimdi başkaları da böyle (Muvatta') lar vücûde getirdiler." denilmiş, o da cevaben demiş ki : "Bu kitablardan hangilerinin li-vechi'llâh te'lîf edilmiş olduğunu elbette göreceksinizdir." Filhakika diğer (Muvatta') lar sanki kuyulara atılmış gibi görünmez bir hâle gelmiş, yalnız Hazret-i İmâm'ın (Muvatta') ı her tarafa intişâr etmiştir.
Hârûnü'r-Reşîd, (Muvatta') a bir resmiyyet vermek, bunu her tarafa neşrederek herkesçe ma'mûlün-bih bir hâle getirmek istemişti. Fakat pek munsıf, mütefekkir olan o büyük İmâm, buna razı olmamış, Ahâdîs-i Şerîfe her tarafa intişâr etmiş, islâm diyarının her kısmında âlimler, muhaddisler, müctehidler yetişerek kitablar tedvinine başlamış ve bu suretle vücûde gelen ictihâdlar, eserler İslâm milleti için birer rahmet mâhiyetinde tecellî etmekte bulunmuş olduğundan yalnız kendi kitabının ma'mûlün-bih tutulmasını muvafık görmemiştir.
imâm-ı Mâlik, Hadîs-i Şerîf rivayet edeceği zaman abdest alır, yıkanır, temiz elbîse giyinir, güzel kokular sürünür, saçma sakalına intizam verir, vakar ve heybetle yerine oturur, hiçbirşey ile meşgul olmaksızın kemâl-i ta'zîm ile ahâdîs-i gerîfe'yi rivayete başlardı. Pekçok olan tilmizleri etrafını sarar, rivayet ettiği hadîsleri zabta çalışırlardı. İslâm âleminin her tarafından yüzlerce zevat Medîne-i Tâhire'ye sefer ederek bu büyük muhaddisin meclisinde hazır bulunurlardı.
İmâm-ı Mâlik, hadîs takrir ederken bir mes'ele zımnında yüksek sesle birşey söylenecek olsa men' eder,[84]
âyet-i celîlesini okur, Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimizin huzurunda ref-i savt memnu' olduğu gibi, Onun ahâdîs-i şerîfesi, okunurken de ref'-i savtın muvafık olmayacağına işaret ederdi.
Hattâ birgün Halîfe el-Mansûr ile berâber- Ravza-ı Mutahhara'yı ziyaret ederken Mansûr yüksek bir sesle konuşmak istemişti. Hazret-i İmâm derhâl bu âyet-i celileyi okuyarak Mansûr-ı irşâd etmiştir.
İmâm-ı Mâlik'in müctehidler arasındaki mevkiine, ilm-i Fıkıh'daki mesleğine, metânet-i ahlâkıyyesine dâir (Hukuk-ı İslâmiyye Kamusu)muzda tafsilât vardır.
İmâm-ı Mâlik Hazretlerinden pek hakimane sözler menkuldür. "İlim, kesret-i rivayetle değildir; belki o bir nurdur ki, Allahu Teâlâ onu kalbe vaz' eder de onunla hak ile bâtılın arası tefrik olunur." diye buyurmuştur.
Hazret-i İmam fetva vermekte acele etmeyi kerih görür, çok kerre Bilmiyorum" der ve ilmin siperi, kalkanı
bilmiyorum demektir." diye buyururdu.
Mutarrif der ki : İmâm-ı Mâlik, "Halk benim hakkımda ne söylüyor?" diye benden sordu. "Dost olanlar sena ediyor, düşman olanlar da aleyhinize düşüyorlar, dedim. "Zâten nâs ötedenberi böyledir.
Fakat bütün lisanların biribirine uymasından, yânî bütün halkın aleyhde söz söylemesinden Allah'a sığınırım."
diye mukabelede bulundu.
İmâm-ı Mâlik'den şu mealde bâzı tavsiyeler de mervîdir :
"Ehl-i ilm için lâyık olan, kendilerini ferahdan hâli bulundurmaktır. Bâhusûs ilim zikrolunduğu zaman ve âlim için münâsib olan havâicini çarşı -pazardan bizzat satın almamaktadır. Velevki buyüzden malı eksilsin. Çünkü âmme onun kadrini bilemez."
Velhâsıl, İmâm-ı Mâlik Hazretleri zî-vakar, ulûvv-i tab'a mazhar, kemâlât ile mücehhez pek büyük, pek muhterem bir müctehid, bir âlim-i dîn idi. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Huffâz, El-Kevâkibü'd-Dürriyye, Kitâb-ı Tezyînü'l-Memâlik, Kitâb-ı Menâkıbü'l-İmâm-ı Mâlik, El-Vasît Fi'l-Edebi'l-Arabî ve Târîhihî, Mevzûâtü'l-Ulûm, El-A'lâm.[85]
46- Abdü'r-Rahmân:
Abdü'r-Rahmân b. Zeyd b. Eşlem el-Adevî, ma'rûf bir zâttır. (182) târihinde vefat etmiştir.[86]
Mevki-i İlmîsi:
Abdü'r-Rahmân kudretli bir âlimdir; müfessirlerden ma'dûddur. Hadîs'de bir üstâz idi. Îbnü'l-Münkedir, Saffâ b. Süleym, Seleme b. Dînar ile kendi pederinden tefsir, hadîs ahzetmiş, kendisinden de Abdullah b. Vehb, Abdü'r-Rezzâk, Vekî', İbn-i Uyeyne gibi meşâhîr rivayette bulunmuşlardır. Rivayet ettiği hadîs'lerden bâzılarını Tirmizî ile İbn-i Mâce tahrîc etmişlerdir. Maahâzâ bu zâtı bâzı muhaddisler tevsik ettikleri halde bâzıları zaîf görmektedirler.[87]
47- Hüşeym B. Beşîr:
Ebû Muâviye, Hüşeym bin Beşîr es-Sülemî, Benî - Süleym'in mevâlîsinden meşhur bir zâttır. (183) târihinde Bağdat'da vefat etmiştir.[88]
Mevki-i İlmîsi:
Hüşeym âlim, müfessir, nıuhaddîs, müteverri' bir zâttır. Hadîs kitablarında kendisinden bir hayli hadîsler rivayet edilmiştir. Ez-cümle Sahîh-i Buhârî'de Minhâl vâsıtasiyle Hüşeym'den şu mealdeki hadîs-i şerif tahrîc edilmiştir:
Adiy b. Hatim radiya'llâhu anh demiştir ki :[89] âyet-i kerîmesinin nüzulüne muttali' olunca, baş yastığımın altına biri siyah diğeri beyaz iki ip koydum. Geceleyin kalkıp baktım, birşey anlayamadım. -Yâni renklerini tefrîk ederek imsak vakti olup olmadığını kesdiremedim-. Sabahleyin huzûr-ı Nebevî'ye gittim, bunu arzettim. Resûl-i Ekrem, "Bundan murad gecenin karanlığiyle, gündüzün beyazından ibarettir." diye buyurdular.
Hüşeym, şu mealdeki Hadîs-i Şerifin de râvîlerindendir :
Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki : "Bana beş -haslet- i'tâ olundu ki, bunlar benden mukaddem hiçbir kimseye i'tâ olunmamıştır. Ben, mücerred (düşmanlarımın kalbine ilkaa edilen) korku ile bir aylık mesafeye kadar nusrata nail oldum. Bana yer - yüzü mescid ve temiz kılınmıştır; artık ümmetimden herhangi kişi namaz vaktine kavuştu mu hemen namazını kılsın, (yâni su bulamazsa teyemmüm ederek namazını bulunduğu yerde edâ eylesin). Bana ganimet malları halâl kılınmıştır, halbuki benden evvel kimseye halâl kılınmış değildi. Bana şefaat (salâhiyyeti) verilmiştir. Ve her nebî yalnız kendi kavmine meb'ûs olmuştu; ben ise bütün nâsa (Peygamber) ba's olundum."
Velhâsıl : Hüşeym, mübarek bir zâttır. İbn-i Avn der ki : "Hüşeym vefatına kadar on sene yatsı namazının abdestiyle sabah namazını kılmıştır."
Bu âbid, zâhid zâtın (Kitâbü't-Tefsîr), (Kitâbü's-Sünen fi'1-Fıkıh), (Kitâ-bü'1-Kırâât) ünvânıyle bâzı müellefâtı da vardır. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Umdetü'l-Kaarî, Fihrist-i İbn-i Nedîm,[90]
48- Yûnus B. Habîb
Ebû Abdi'r-Rahmân (veya Ebû Muhamrned) Yûnus, Fudalâdan bir zâttır. A'cemiyyü'1-asl olduğu mervîdir.-.Benî Leys'in ve Dabbe'nin mevâlîsinden imiş. Yüz yaşını mütecaviz olduğu halde (183) târihinde vefat etmiştir.[91]
Mevki-i İlmîsi
Yûnus b. Habîb, yüksek bir âlimdir. Nahiv ilmine herkesten ziyâde vâkıf idi. Ebû Amr b. el-Alâ'nın ashabından bulunuyordu. Basra'da tedris ile iştigal ederdi. (Kitâbu Maâni'l-Kur'ân), (Kitâbü'l-Lûgat), (Kitâbü'n-Nevâdi-ri'1-Kebîr), (Kitâbü'l-Emsâl) vesaire ünvanlariyle bâzı müellefâtı vardır.[92]
Me'hazlar : Fihrist-i İbn-i Nedîm.
49- Ebü'l-Hasen El Kisâî:
Alî b. Hamza b. Abdi'llâh meşhur bir âlimdir. Bir Kisâ ile ihrâmlandığı için Kisâî nisbetini almıştır. Esed'in mevlâsıdır. Kûfelidir. Bağdad'da tavattun etmiş, Hârûn er-Reşîd ile beraber sefere çıkarak (189) târihinde Rey şehrinde vefat eylemiştir. O gün İmâm-ı Muhammed de Rey şehrinde vefat etmekle Hârûn er-Reşîd pek müteessir olmuş : Fıkıh ile nahvi bir günde defn ettim diye hüznünü izhâr etmiştir.[93]
Mevki-i İlmîsi:
Kisâî, Kûfelilerin Nahiv'de, Lûgat'da imamıdır ve yedi meşhur kurrânın biridir. Bağdad'da evvelâ Hamza'dan kırâet ahzetmiş, sonra kendisi içün başka bir tarz-ı kırâet ihtiyar eylemiştir. Süleyman b. Erkam ile Ebû Bekr b. Ayyâş'dan hadis dinlemiş, Muâzü'l-Herrâ'dan nahiv okumuş, sonra Basra'ya giderek İmam-ı Halil'e mülâki olmuş, halka-i tedrisinde hazır bulunmuştur. Daha sonra hicaz ve şâir havâlî bâdiyelerinde dolaşarak Arab lisânını tedkîyk ve zabtederek ba'dehû Basra'ya avdet eylemiştir.
Kisâî sadûk, arabiyyâta vâkıf, tefsire âşinâ şâir bir zât idi. Hârûnü'r-Reşîd'in oğlunu te'dîb ve terbiyeye me'mûr olmuştu. Kendisiyle îmâm-ı Ebû Yûsuf arasında bâzı musahabe ve mübâhaseler cereyan etmiştir.
Müellefâtı şunlardır : (Maâni'l-Kur'ân), (El-Kırââtü'n-Nevâdir), (Eş'ârü'1-Muâyât), (El-Masâdır), (El-Hurûf), (Muhtasar) ve sâire.
Me'hazlar : Buğyetü'1-Vuât, Mevzûâtü'l-Ulûm, El-A'lâm.[94]
50- Muhammed Ruvâsi:
Ebû Ca'fer Muhammed b. Ebî Sâre el-Kûfî, büyük bir âlimdir. (190) târihine doğru vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[95]
Mevki-i İlmîsi:
Muhammed Ruvâsî, kadîm bir üstâzdır. Kisâî ile Kurrâ'nın üstâzıdır. Küfe ulemâsından Nahv'e dâir ilk kitab te'lîf eden, bu zâtdır. (Maâni'l-Kur'ân) unvanıyla Tefsîr'e dâir bir eseri vardır. (El-Fasîl), (El-Vakf ve'1-Ibtidâ') da âsârındandır.
Me'haz : El-A'lâm.[96]
51- Süfyân B. Uyeyne :
Ebû Muhammed el-Hilâlî el-Kûfî, pek meşhur bir zâttır. (107) târihinde Kûfe'de doğmuş, (198) târihinde Mekke'de vefat etmiştir.[97]
Mevki-i İlmîsi:
Süfyân b. Üyeyne pek yüksek bir müfessir, bir muhaddis, bir fakıyhdir. Muhaddisü'l-Harem unvanını hâiz bir allâme idi. Amr b. Dînar, Zührî, Zi-yâd b. Alâka gibi zevattan hadîs istima' etmiştir. Kendisinden de A'meş, İbn-i Cüneyc, Şu'be, Îbnü'l-Mübârek, İmâm-ı Şafiî, Ahmed b. Hanbel, Ishâk b. Raheveyh gibi meşâhîr hadîs rivayet etmişlerdir.
Süfyân'ın rivayet ettiği hadîsler ile ihticâc hususunda bütün ümmet müttefikdir. Çünkü hıfz ile, fakahet ve emânet ile mevsûf idi. Şu kadar var ki, bâzı rivayetlerinde tedlîs vardır, yâni râvîlerden bâzılarının ismi zikredilmemiştir. Fakat isimleri terk edilen râvîler sikattan oldukları cihetle bu tedlîs mahzurlu görülmemiştir.
Takrîb'de deniliyor ki : "İbn-î Uyeyne sikadır, hafızdır, fakıyhdir, imamdır, hucceîdir. Şu kadar var kî, son günlerinde hafızası tağayyür etmişti."
İmâmı Şafiî diyor ki : "Ben ahkâma müteallik hadislerin otuzu müstesna olmak üzere mütebakisini İmâm-ı Mâlik'in yanında bulmuştum. Süfyân b. Uyeyne'nin yanında ise altıdan başka hepsini buldum ve hadîsi tefsir ve îzâh hususunda ondan daha güzelini görmedim."
İbn-i Vehb de demiştir ki : "Ben tefsire Süfyân b. Uyeyne'den daha âlim bîr kimse bilmiyorum."
Süfyân b. Uyeyne : [98] âyet-i kerîmesinin tefsirinde Hazret-i Huzeyfe'den şöyle nakletmiştir : "Bu, Allah yolunda fakirlikten korkarak nafakayı terk etmekten ibarettir."
Yâni, cihad yolunda nafaka ile, levâzım-ı harbiye ile mücehhez bulunmalıdır. Fakirlik endişesiyle bu yolda emvali bezi etmekten kaçınmamalıdır. Çünkü aksi takdirde insan kendisini tehlikeye atmış olur.
Süfyân b. Uyeyne, Sahîhü'l-Buhârî'nin ilk sahîfesini tezyîn eden şu Hadîs-i Şerifin de râvîlerindendir :
Meâl-i şerifi : "Ameller ancak niyetlere göredir ve her kimse için ancak niyyet ettiği şey vardır. İmdi, her kimin hicreti, bulacağı bir dünyâya veya evleneceği bir kadına ise, hicreti Allah'a ve Resulüne değil, muhaceret ettiği şeye âiddir, müteveccihtir. Yâni her amelin hükmü, kıymeti sahibinin niyyetine göre olur."
Velhâsıl, Süfyân b. Uyeyne pek fâzıl, muhterem bir zattır. Latif bir ahenk ile hadîs rivayet ederdi. Yetmiş kerre haccetmişti. (Et-Tefsir), hadise dair( El-Câmi) ünvanlı eserleri vardır. Rahmetu’ llahi, aleyh.
Me 'hazlar: Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Huffâz, Tezkiretü’l-Huffâz Hâşiyesi, Mevzûâtü'l-Ulûm, Lübâbü'n-Nükul fî Esbabi'n-Nuzul.[99]
52- Vekî' B. El-Cerrâh:
EM Süfyân ibn-i Melîh b. Adiyy el-Kûfî meşâhirdendir. Aslen Nisâbur'lu veya Sind'lidir. (127) târihinde Kûfe'de doğmuş, (197) senesi Hac'dan avdet ederken (Feyd) denilen mahalde vefat etmiştir. Nisbetinde (Er-Ruvâsî) de denir ki Kays-i Aylân'dan bir batın olan Ruâs kabilesine nisbettir.[100]
Mevki-i İlmîsi:
Etbâ-ı Tâbiîn'in kibarından ve İmâm-ı A'zam'ın kudretli talebesinden olan Vekî', büyük bir âlim idi. Asrında Irak'ın en büyük muhaddisi bulunuyordu; pek yüksek bir fakîh idi. Birçok zevattan ilm ü irfan tahsil etmişti. Ez-cümle Hişâm İbn-i Urve, Süfyân b. Uyeyne, Süfyân-ı Sevrî, Evzâî, Şu'be b. el-Hâlid gibi zevattan hadîs ahzetmiş, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'den fıkıh öğrenmiş, İmâm-ı Ebû Yûsuf ile İmâm-ı Züfer'den de müstefîd olmuştur. Kendisinden de İbnü'l-Mübârek, Yahya b. Eksem, Yahya b. Maîn, İmâm-ı Ahmed b. Hanbel, Raheveyh, İbn-i Saîd, Ebû Hayseme, Alî b. el-Medenî gibi meşhur zâtlar ilim ahzetmiş, hadîs ve fıkıh rivayet etmişlerdir.
Vekî'in rivayet ettiği hadîslerden biri de şudur: Her kim rıfkdan mahrum olursa hayırdan mahrum olur."
Vekî', aynı zamanda bir müfessirdir. Tefsire, hadîse, fıkha dâir müellefâtı vardır.
Vekî', bir diyanet ve fazilet numunesi idi. Hem ilme çalışır, hem de ilin" neşreder, hem de gece gündüz ibâdet ve tâatle meşgul olurdu.
Vekî'in babası Kûfe'de Beytü'1-Mâl nâzırı idi. Hârûnü'r-Reşîd, kendisin Kadı tâyin etmek istedi, fakat Vekî' bunu kabul etmedi. İmâm-ı A'zam'ın kavliyle fetva verirdi.
Ahmed b. Hanbel derdi ki : "Gözlerim Vekî'in mislini görmemiştir. Hadîs ezberler, fıkıh müzâkere eder, ibâdet ve tâatle uğraşır, güzelce muvaffak da olurdu. Kimsenin aleyhinde söz söylemezdi. Vekî'in musannefâtına i'tinâ ediniz, ben ondan daha ziyâde ilmi ihata etmiş bir kimse görmedim."
İbn-i Eksem de demiştir ki : "Ben Vekî'e seferde de, hazerde de musâhib oldum; onu dâima oruç tutar, her gece Kur'ân-ı Kerîm’in sülüsünü okumadıkça yatmaz, sonra gece sonlarına doğru da uyanır kalkar bir halde buldum."
Vekî' gayet etli-canlı bir zât imiş, bir sene Hicaz'a gitmişdi, Fudayl b. lyâz bir lâtife olarak : "Yâ Vekî' ne bu semizlik? Sen Irak'ın bir âbid ve zahidi olacaksın." demiş. Vekî'de : "Evet., bu semizlik İslâmiyetle ferahyâb olmamın bir semeresidîr." diyerek Ibn-i Iyâz-ı susturmuştur.
Vekî'e dostlarından bir zât gelmiş, hâfızasızlığından şikâyette bulunmuştu. Vekî'de ona günahlardan kaçınılması lüzumunu tavsiye etmişti. O zât bu tavsiyeyi şu kıt'asiyle hikâye etmiştir :
Meali : Ben hafızamın fenalığından Vekî'e şikâyet ettim. Bana günahları terk etmek yolunu gösterdi ve şöyle ta'lîl etti ki : İlim bir fazl-ı ilâhîdir, Allah'ın fazlını ise günahkâr ihata edemez.
Velhâsıl : Vekî' her veçhile hürmete lâyık, mübarek bir İslâm âlimi idi. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Sahîhü'l-Müslim, Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Huffâz, El-Fevâidü'l-Behîyye, Mevzûâtü'1-Ulûm, El-A'lâm.[101]
Müfessirlerin Üçüncü Tabakası
53- İmâm-1 Şafiî :
Bu zâtın künyesi (Ebû Abdi'llâh) dır. ismi (Muhammed b. İdrîs b. el-Abbâs) dır. Bu büyük müctehid, eimme-i kiram arasında Kureşiyyü'n-neseb olmakla mümtazdır. Büyük dedesi Şâfi', gençliğinde Resûl-i Ekrem'e mülâki olmuştur. Onun babası Sâib de Bedir gazvesinde İslâmiyyeti kabul etmiş, muhterem bir sahâbîdir.
İmâm-ı Şafiî (150) senesi Şam beldelerinden "Gazze"de doğmuştur. Diğer rivayetlere göre (Askalân) da veya Yemende doğmuştur. (199) senesi Mısır'a rıhlet ve fustât beldesinde tavattun etmiş, (204) târihinde Mısır'da vefat eylemiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[102]
İmâm-1 Şafiî'nin Meşâyihi:
Şafiî Hazretleri daha pek genç iken lügat, şiir, eyyâm-ı Arab, tıb hususlarında ihtisas sahibi olmuş, sonra Mekke-i Mükerreme müftîsi Müslim b, el-Hâlid'den, İmâm-ı Mâlik'den, İmâm-ı Muhammed b. el-Hasan'dan ilm-i fıkıh ahzetmiş, İmâm-ı Muhammed'in kitablarını istinsah ederek onlardan müstefîd olmuş, İmâm-ı Mâlik, Süfyân İbn-i Uyeyne, Abdü'1-Azîz b. el-Mâcişûn gibi büyüklerden hadîs-i şerîf telâkki eylemiştir.[103]
İmâm-ı Şafiî'nin Tefsir, Hadîs Ve Fıkıh İümlerindeki Mevkii :
İmâm-ı Şafiî, Kur'ân-ı Mübîn'in lisânına hakkıyle vâkıf, mukaddes ahkâmına lâyıkıyle muttali', yüksek bir müctehid olduğu cihetle İlm-i tefsîr'e pek ziyâde âşinâ olduğu şüphesizdir. Bu muhterem İmâm'ın kur'ân-ı Kerîm âyetlerinden ne kadar bir i'tinâ ve i'tidâl ile ahkâm-ı şer'iyyeyi istinbatta bulunmuş olduğu (Kitâbü'1-Üm) ünvanlı eserinin mütâleâsından pek güzel anlaşılır.
İlm'i hadisdeki ihtisası ise pek meşhurdur. Daha yirmi yaşında iken İmâm-ı Mâlik'in (Muvatta’) ünvanlı hadis kitabını kamilen ezberlemişti.
İmâm-ı Şafiî'nin müctehidler arasındaki mevkii ise pek yüksektir. Ehl-i Sünnet'in bilittifak kabul etmiş oldukları dört büyük mezheb-i fıkhîden üçüncüsünün müessisi bulunmuştur. .İctihâdları Kitâbu'l-lah'a, Sünnet'e, İcmâ-ı Ümmet'e, Ashâb-ı Kirâm'm müttefekun-aleyh olan kavillerine ve mdelîcâb Kıyâs'a istinâd eder.
Velhâsıl, Şafiî merkumun tefsir hadîs, fıkıh ilimlerindeki mevkii pek yüksektir. Bu hususa dâir (Hukuk-ı İslâmiye) kamusumuzda tafsîlât vardır, (Ahkâmü'l-Kur'ân), (Es-Sünen), (Kitâbü'1-Üm), (Müsned-i Şafiî) gibi pek kıymetli eserleri vardır.
Me'hazlar : Et-Tabakaatü'1-Kübrâ, Et-Tabakaatü'l-Hanâbile, El-Vasît fi'l-Edebi'l-Arabî ve Târîhihî, Mevzûâtü'I-Ulûm, El-A'lâm.[104]
54- Ravh B. Ubâde:
Ebû Muhammed, Îbnü'1-Alâ' b. Hassan el-Kaysî el-Basrî muktedir ulemâdandır. Takriben (125) târihinde doğmuş. (205) târihinde âhirete irtihâl etmiştir.[105]
Mevki-i İlmîsi:
Ravh hâfızü'l-hadîs'dir; müfessirdir, mevsuk bir zattır. Avn, Hüseyn el-Muallim gibi zâtlardan hadîs ahzetmiş, kendisinden de Ahmed b. Hanbel, İshak, Bindâr ve şâire rivayette bulunmuşlardır.
Alî b. el-Medînî diyor ki : "Ravh b. Ubâde'nin yüz bin hadisden ziyâde mervîyyâti olduğunu gördüm, bunlardan on binini yazdım."
Yahya b. Maîn de diyor ki : "Ravh, lâ beisdir, sadûkdur,"
Yalnız Kavârîrî, Ravh b. Ubâde'nin İmâm-ı Mâlik'den rivayet ettiği hadîslerin çokluğuna bakarak hakkında bâzı şeyler söylemiş, neseî de "Ravh b. Ubâde kavî değildir." demiştir.
Ravh'ın İmâm-ı Mâlik'den rivayet ettiği ahâdîs-i şerife dokuz yüzdür. Ravh, Buhârî'de münderic olan şu hadis-i şerifin râvîlerindendir :
Meâl-i şerifi : Her kim bir müslümanın cenazesini îmân ile, ecrini Hak'-dan ümid ile ta'kib edib de namazını kılıncaya ve defnedilinceye kadar beraber bulunursa, iki kırat ecr ile dönmüş olur. Her kırat ise Uhud dağı mikdârıdır. Yalnız üzerine namaz kılub da daha defnedilmeden dönen kimse ise bir kırat ile dönmüş olur."
Ravh b. Ubâde, bir tefsir cem' etmiştir. Sünen'e, ahkâma dâir de bir hayli müellifâtı vardır. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Huffâz, Takrîbü't-tehzîb, El-A'lâm.[106]
55- Yezîd B. Hârûn :
Ebû Hâlid İbn-i Zâdân el-Vâsıtî, Benî - Selem kabilesi âzâdlılarından meşhur bir zâttır. Bu cihetle kendisine (Ebû Hâlid es-Selemî) denir. Takriben (116) târihinde doğmuş, (206) senesinde Vâsıt'da vefat etmiştir.[107]
Mevki-i İlmîsi;
Yezîd b. Hârûn yüksek bir âlimdir, sikadır, âbiddir, itkan sahibidir. Bu tün imamlar senasında bulunmuşlardır. Meclis-i ilminde yetmiş bin kişinin toplanmış olduğu rivayet ediliyor. Bu zât berhayat bulundukça Me'mûn, ha.lk-ı Kur'ân mes'elesini ortaya atamamıştı.
"Ebû Hâlid kimdir ki, ondan sakınıyorsunuz?" diyenlere karşı Memûn : "Korkuyorum ki, bunu izhar etsem, Ebû Hâlid reddeder de nâs ihtilâfa düşerek bir fitne tehaddüs eder."
Tefsîr'e dâir bir eseri vardır.
Me'hazlar : Tezkiretü'l-Huffâz, Keşfü'z-Zünûn, El-A'lâm. ( Kaamûs-i Terâcim).[108]
56- Muhammed B. El-Müstenîr:
Ebû Alî Kutrub en-Nahvî Basra'da yetişmiş meşhur bir zâttır. (206) târihinde vefat etmiştir.[109]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû Alî Kutrub, tefsirde, nahiv ve lûgatda pek mahir bir üstâz idi. Edebiyyattaki iktidarı herkesçe müsellemdir. Fakat hadis, lügat rivayetinde sika sayılmıyor. Basra'da Sîbeveyh'den ve şâir âlimlerden teallüm etmiştir.
Derse pek düşkün olduğu cihetle daha sabah olmadan Sîbeveyh'in kapısına gider, ders saatine muntazır olurdu. Bir gün Sîbeveyh kendisine : Sen ancak bir gece kuşusun." diye iltifatta bulunmuştu. Bu yüzden Kutrub lâkabını almıştır. Ebû Dülef el-İclî'nin çocuklarını ta'lîme me'mûr olmuştu. Nazzâm'dan mezhebini ahzetmîş, bu cihetle Mu'tezile-i Nazzâmiyye mezhebinde bulunmuş idi.
Lûgatta (Müselles) usûlünü ilk vaz' eden Kutrub'dur. Şu kıt'ası da pek güzeldir :
Meâlı : Sen ey nedîme-i ruhum! Benimle beraber bulunmasan da yâdın benimle beraberdir. Gözümden gaib olduğun zaman seni kalbim görmeğe başlar. Göz sevdiğini görür, araştırır; kalb gözü, dîde-i basiret de nazardan hâlî olmaz.
Müellefâtı :
Me'hazlar:Vefeyâtü'l-A'yân, Buğyetü'l-Vuât, Kaamus Tercemesi,Keşfü'z-Zunûn, Mevzûâtü'l-Ulûm,Kaamûsül-A'lâm, El-A'lâm.[110]
57 - Vâkidi:
Ebû Abdi'llâh, Muhammed b. Ömer b. Vâkıdî el-Eslemî el-Medenî, meşhur bir zâttır. Velâ' i'tibârîyle Eşlem ve Kureyş kabilelerine mensubdur. (129) târihinde Medîne-i Münevvere'de doğmuş, gençliğinde bir müddet buğday ticaretiyle meşgul olmuş, fakat şahsan âlîcenâb olan ve ilim adamı olmak üzere yaratılmış bulunan bu zât, ticâret sahasında muvaffakıyyet te'mîn edememiş, hattâ sermâyesini de elinden çıkararak bir aralık ihtiyâç içinde kalmıştır. Fakat ilim yolundaki pek parlak muvaffakiyyeti imdadına yetişmiş, kendisini meşhur Yahyâ-yı Bermekî'nin teveccühlerine, atiyyelerine nail etmiş, bu vâsıta ile Halîfe Me'mûn'a takarrüb ederek evvelâ Bağdad'ın garb mahalleleri kadılığına, sonra da Bağdad'ın (Rusâfe) ve (Asker-i Mehdi) denilen şark kısmı kadılığına ta'yîn edilmiş, Me'mûn'un yanında yüksek bir kadir ve i'tibâra mâlik bulunmuş, debdebeli, riyaset ve celâletle mümtaz, herkesin hürmetine mazhar bir halde yaşamış, nihayet (207) târihinde Bağdad'da vefat etmiştir. Bağdad'ın garb canibinde Makabir-i Hayzerân'da medfundur.[111]
Vâkidî'nin Mevki-i İlmîsi:
Vâkıdî, meşhur bir âlimdir. Tefsire, hadîse, fıkha büyük bir vukuf sahibidir. Nâmına izafe edilen bir tefsir vardır. Asrının birçok âlimlerinden müstefîd olmuş, bilhassa Sevrî, Mâlik b. Enes gibi ekâbirden teallüm etmiş, Muhammed b. İshâk, Muhammed b. Sa'd gibi meşâhir de kendisinden rivayette bulunmuşlardır. Maahâzâ Vâkıdî'nin asıl ihtisası târih sâhasmdadır. Kendisi ilk İslâm müverrihlerindendir. Bu cihetle cihanda yüksek bir nam bırakan eâzımdan biridir. Fakat muhaddisler arasında ilm-i hadîs i'tibâriyle zaîf görülmektedir. Hadîslerinin metrûkiyyeti hakkında ittifak var gibidir.
Ma'lûmdur ki : Sahâbe-i Kiram zamanında kitab tasnifi âdet değildi. Ashâb-ı Kiram bildikleri hadisleri, fıkıh mes'elelerini, siyere ve sâireye âid ma'lûmatı tabiîne lisânen rivayet ederlerdi. Tabiîn de telâkki ettikleri şeyleri kendi tâbi'lerine yine şifahen naklederlerdi, bu suretle râvîlerin ahvâli kendi aralarında temâmen ma'lûm idi. Zaman uzadı, birinci asr-ı hicrînin mürurunu müteâkıb tedvîn-i ulûm devresi başladı.
İşte Vâkıdî böyle bir devrede yetişti. Hadîs, fıkıh, tefsir ilimlerinin ilk tedvin zamanını idrâk etti. Fakat bu devre ulemâsı arasında da Sahâbe-i Kiram ile Tâbiîn'in ahvâlini, şâhid oldukları vakayii, târîh-i tevellüd ve irtihallerini zabt ve tedvîn ile iştigâle nefislerini hasretmiş zevat bulunmamakta idi. Bu mühim işi Vâkıdî deruhte etti. Ashâb-ı Kiram ile Tâbiîn'in ahvâlini, en-sâbını, iştirak etmiş oldukları gazveleri, yapmış oldukları siyâsî hareketleri, nail oldukları fütuhatı tedkıyka başladı. Her tarafa can attı. Birçok zevat ile gidib görüştü. Elde ettiği ma'lûmatı günü gününe kayd etti.
Vâkıdî'nin kayd ve naklettiği malûmat arasında pek kuvvetlileri bulunduğu gibi, zaîfleri, munkatı'ları, garibleri de bulunuyordu. Bir müverrih, bunları kayd ve zabt etmekten bittabi' kendisini alamazdı. İşte bu yüzden Vâkıdî'ye hücum edenler oldu. Onun rivayetlerinin vâhî olduğuna kail olanlar bulundu.
Maahâzâ kudemâ arasında Vâkıdî'nin kadrini takdir edenler de vardır. Ez-cümle İbrahim el-Harbî demiştir ki : "Vâkıdî, ehl-i İslâm hakkında nâsın en eminidir. Emr-i İslama da nâsın en âlimidir."
Muhammed b. İshâk da demiştir ki: ‘Vakidi indimde sika olmasaydı,ondan va’llahi hadis rivayet etmezdim."
Doğrusu budur ki çok şeyler yazan, nakleden zevatın bâzı sözleri garîb, zaîf bulunur, bahusus evvelce tesbit edilmemiş olan vakayı' ile fütuhatın târihlerinde birtakım ihtilâflar görülebilir. Bu cihetle Vâkıdî ma'zûr görülmek lâzımgelir. Yoksa şüphe yok ki Vâkıdî, magâzîde, siyerde büyük bir üstâzdır. İslâm târihine büyük hizmetlerde bulunmuştur. İslâm müverrihlerinin en kadîm, en mümtaz bir simasıdır. Müslümanların cihâna medeniyyet ve fazilet neşreden feyyaz fütuhatını olanca şa'şaasîyle tasvire çalışmış, İslâm mücâhidlerinin fütuhat sahalarındaki nezîh, necîb etvâr ve harekâtını pek canlı ve heyecanlı bir tarzda tecellî ettirmiştir.
Vâkıdî'nin her sahîfesi bir şehâmet ve celâdet menkıbesini ihtiva eden târihî eserleri, ahlâf üzerinde pek müessir olacak birer kahramanlık, fedâkârlık kasîdesidir. Bu eserlerin bir kısmı evvelâ Avrupa'da -İngilizce, Lâtince mukaddimeler, ta'lîkalar, şerhlerle beraber- tab' edilmiş, sonra da Mısır'da ve şâir yerlerde tab' olunmuştur.
Vâkıdî'nin iki kölesi var idi ki, bunlar onun yazılarını gece gündüz tebyize çalışırlardı. Vefatında bin iki yüz insanın yüklenebileceği kadar kitab terk etmiştir. Bu kitablardan her insanın taşıyabileceği mikdârı on kitab farz edersek, mecmuu on iki bin kitab eder. Demek ki, bir ömür içinde ne kadar kitab tasnif edilmiş ki, bunlardan yalnız Vâkıdî'nin kütübhânesinde on iki bin kitab bulunuyormuş. Artık mebâdî-i İslâm'da ilim hareketinin ne kadar fevkalâde olduğunu düşünmelidir.
Velhâsıl Vâkıdî, İslâm Târihi'ne büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bu mesaîsi bir takım tenkidler yüzünden heder olub gitmeğe mahkûm iken kıymetli kâtibi ve tilmîzi Muhammed b. Saîd yetişmiş, üstâzının ulûmunu neşre başlamış, kitablarını me'haz ittihâz ederek (Et-Tabakaatü'1-Kübrâ) yi vücûde getirmiş, hâiz olduğu teveccüh ve i'timâd sayesinde hem kendi nâmını, hem de üstâzının nâmını yaşatmıştır. Rahmetu'llâhi aleyhimâ.
Vâkıdî'nin nâmına tab' edilen müellefât :
Me'hazlar : Takrîbü't-Tehzib, Keşfü'z-Zünûn, El-A'lâm, İbn-i Sa'd Tabakatının mukaddemesi, Mürûcü'z-Zeheb, Kaamûsü’l-A'lâm, İslâmda Târih ve Müverrihler.[112]
58- Ferrâ':
Yahya b. Ziyâd b. Abdi'llâh b. Mervân ed-Deylemî, meşhur bir âlimdir. Künyesi (Ebû Zekeriyyâ) dır; (Ferrâ') demekle şöhret bulmuştur. (140) târihinde Kûfe'de doğmuş, birçok zaman Bağdad'da oturmuş, (207) târihinde Mekke-i Mükerreme yolunda vefat etmiştir.[113]
Mevki-i İlmîsi:
Ferrâ', Arabiyyât'da imamdır. Nahivde Kisâî'den sonra Küfe âlimlerinin en büyüğü idi. Maahâzâ fakıyh, mütekellim, müfessir, eyyâm-ı Arab'a vâkıf, nücûma, tıbba âşinâ bir zât bulunuyordu. İlm-i Kelâm'ı sever, eserlerinde felsefî ta'bîrlerden hoşlanır, Mu'tezile i'tikadına mütemayil görünürdü.
Ferrâ' mütedeyyin, müteverri' idi. Mutaazzım, mütekebbir sanılırdı. Halîfe Mem'mûn'un oğullarının terbiyelerini deruhte etmişti. Fevkalâde bir kuvve-i hafızaya mâlikdi. Eserlerini bütün ezber yazmıştır.
Dört cildden müteşekkil bir Tefsîr'i vardır. Kendisi Arabcaya hâkim olduğundan, Tefsır'inde en ziyâde bu babdaki ihtisasını tecellî ettirmiştir. Bu Tefsîr'in bir nüshası İstanbul'da Süleymâniye Kütüphanesinde mevcuddur.
Müellefâtı:
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz li'z-Zehebî, Buğyetü'l-Vuât, El-A'lâm, Mevzuaü'l-Ulûm.[114]
59- Ebu Ubeyde, Ma'mer B. El-Musenna:
Ma'mer b. el-Müsennâ el-Basrî, meşhur bir âlimdir. Kureyş'in Teym kabilesine mensub, onların mevâlîsindendir. Hasan-ı Basrî'nin vefat ettiği geceye müsadif (111) târihinde Basra'da doğmuştur. (188) senesinde Hârûnü'r-Reşîd'in da'veti üzerine Basra'dan Bağdad'a gitmiş, (209) târihinde Basra'da vefat etmiştir, İbâziyye mezhebine sâlik ve Şuûbiyye'den ma'dûd idi. Lisânından kimse kurtulamamıştı. Vefatında yalnız kalmış, cenazesinde kimse bulunmamıştır.[115]
Kudret-i İlmiyyesi:
Ebû Ubeyde, zamanındaki ulûm ve fünûna herkesden daha ziyâde vâkıf bulunuyordu. Lügat, nahiv, edeb, hadis, ensâb-ı Arab, ahbâr-ı Arab hususlarında mütehassıs idi. (118) târihinde Bağdad'a gelince orada bir çok zevattan ezcümle Osman el-Mâzinî, Ebû Hatim es-Sicistânî gibi meşâhirden ilim ahzetmiş, kendisinden de Kasım b. Sellâm ve bir çok zevat teallümde bulunmuşlardır.
Ebû Ubeyde, Fazl b. Rebî'in da'veti üzerine Bağdad'a gidib Ismaî ile beraber Hârûnü'r-Reşîd'e takdim edilmişlerdi. Ebû Ubeyde bunu şöylece anlatmıştır :
"Vâki' olan da'vet üzerine Bağdad'a gittim; Fazl b. er-Rebî'in huzuruna girdim. Yanında yer gösterdi, oturdum. Huzuruna dâhil olan bir zâta beni takdîm ederek : Bu, ehl-i Basra'nın allâmesi olan Ebû Ubeyde'dir, dedi. O zât da memnûniyyet arz ederek "Zâten ben bu zâta nüştâk idim." dedi ve müsâademi istihsâl ederek :[116] Onun tomurcukları sanki şeytanların basları gibidir." âyet-i celîlesinde Cehennemdeki ağacın tal'ı, tomurcuğu, şeytanların başlarına teşbih edilmiş.. Hâlbuki va'd ve vaîd, ma'rûf olan şey ile yapılır. Bu teşbihin sebebi nedir? diye bana sordu. Ben de dedim ki : Allahu Teâlâ Arab'a kendilerinin usûl-i mükâlemeleri veçhile hitab buyurmuştur. İmriü'l-Kays'ın şu beytini işitmedin mi? :
Şâir, bu beytinde kendisinin güllerin azı dişlerine teşbih etmiştir. Halbuki güller görülmüş şeyler değildir. Fakat onlar gülü korkunç bir mahlûk tasavvur ettikleri için anınla tahvîf vâki' olmuştur.
Bu cevâbım hoşlarına gitti. Cevâbımı tahsîn ettiler. O günden i'tibâren Kur'ân-ı Kerîm hakkında bir kitab yazmak, bu misilli mes'eleler hakkında ve bilinmesi için ihtiyaç görülen hususlara dâir bir eser vücûde getirmek fikrinde bulundum. Basra'ya avdet edince (Mecâzü'l-Kur'ân) unvanlı kitabımı tasnîf ettim. Bana sual soran zâtın da, Vezîr'in kâtiblerinden İbrahim b. Ismâiî olduğunu bilâhare öğrendim."
Ismaî, bu kitabı te'lif ettiğinden dolayı Ebû Ubeyde'yi ta'yîb eder, Kur'ân'ı kendi re'yiyle tefsir ettiğini söylermiş. Ebû Ubeyde bunu işidince birgün Ismaî'nin meclisine gitmiş, "Yâ Ebâ Seyyid! Hubz nedir?" diye sormuş, o da : "Yuğurup yediğin şeydir." demekle Ebû Ubeyde, "Sen Kitâbu'llah'ı kendi re'yinle tefsîr ettin. Kur'ân'da :[117]
buyurulmustur." demiş, Ismaî "Hayır, ben kendi re'yimle tefsîr etmedim; bu bana zahir olan birşeydir ki, bunu söylemiş oldum." demekle Ebû Ubeyde : "İşte bu birşeydir ki, sen beni bundan dolayı ta'ylb etmiş bulunuyorsun. Benim yaptığım şeyler de bana zahir olan ma'nâlardır. Yoksa kendi re'yimie bir tefsîr değildir." diyerek Ismaî'nin meclisini terk etmiştir.
Ebû Ubeyde demiş oluyor ki : Ben Kur'ân-ı Kerîm'i, lisân-ı Arab nokta-i nazarından tefsîr etmiş, ehl-i lisan arasında ma'rûf ve mütedâvil olan ma'nâlara göre îzâh eylemiş bulunuyorum. Yoksa kendimden bir ma'nâ çıkarmış değilim. Bu ise re'y ile tefsir sayılmaz.
Deniliyor ki : Ebû Ubeyde'nin ma'lûmatı vâsi', mütenevvi' idi. Ismaî'nin malûmatı ise Nahiv hususunda daha mükemmel, hüsn-i ibare i'tibâriyle de daha edîbâne idi.
Ebû Ubeyde, vefatına kadar te'lîfat ile uğraşmıştır. İki yüz kadar müellefâtı vardır. Bir kısmı şunlardır :
Bu son eser, bir dîvân-ı şiirdir. Cerîr ve Firezdak'ın şiirlerinde vuku' bulan mütenâkız sözleri mutazammındır. İngilizce bir mukaddime ile Londra'da tab' edilmiştir.
Me'hazlar: Nüzhetü'l-Elîbbâ', Buğyetu'l-Vuât, Vefeyâtü'l-A'yân,El- A'lâm, Mu'cemü'l-Kütübil-Arabiyye ve'l-Mütearribe.[118]
60- Abdü'r-Rezzâk B. Hemmâm:
Ebû Bekr, İbn-i Hemmâm İbn-i Nâfi’ es-San'ânî, meşhur bir âlimdir. Benî Himyer kabilesi âzâdlılarından idi. Bu cihetle kendisine, Ebû Bekr el-Himyerî de denir. (126) târihinde San'a'da doğmuş, (211) senesinde Yemen'de vefat etmiştir.[119]
Mevki-i İlmîsi:
Abdü'-Rezzâk el-Himyerî, bir ilm ü irfan mahfazası sayılmaktadır. Müfessir, muhaddis bir zâttır. Abdu'llâh el-Ma'merî'den, İbn-i Cüreyc ile Evzâî, Sevrî, Mâlik gibi zevattan rivayet eder. Kendisinden de Buhârî, İmâm-ı Ahmed, İshâk, İbn-i Muin ve saire rivayette bulunurlar. Kendisini birçok muhaddisler tevsik, bâzıları da taz'îf ve tekzîb etmektedirler. On yedi bin hadîs-i şerif hafızasında var imiş. Rivayet ettiği hadislerin bir kısmı Kütüb-i Sıhâh'da münderic bulunmaktadır. Kendisine teşeyyu' isnâd edilmiştir. Fakat bu hususta gulüv göstermezdi. Belki Hazret-i Alî'yi çok sever, anınla mukatelede bulunanlara buğs ederdi. Ehli Beyt'in fezâiîi, bâzı kimselerin de maâyibi hakkında bir hayli hadisler rivayet etmiştir.
Seleme b. Şeyb diyor ki : Ben Abdü'r-Rezzâk'ın şöyle dediğini işittim : "Vallahi sînem, Hazret-i Alî'yi Hazret-i Ebû Bekr ile Hazret-i Ömer üzerine tafdîl için asla münşerih olmamıştır."
İmâm-ı Buhârî de Târîh-i Kebîr'inde diyor ki : "Abdü'r-Rezzâk'ın kendi kitabından rivayet ettiği şeyler’ yok mu, onlar daha şahindir."
İmâm-ı Ahmed b. Hanbel de demiştir ki : "Ben Abdü'r-Rezzâk'dan daha güzel görmedim."
Abdü'r-Rezzâk'ın Katâde'den tahrîcine nazaran :[120] âyet-i celîlesindeki Leyle-i Mübâreke'den murâd, Leyle-i Kadir'dir.
Abdü'r-Rezzâk, Sahîhü'l-Buhârî'de münderic olan şu hadîs-i şerifin râvîlerindendir :
Meâl-i şerifi : Sizden biri İslâmını güzel edince, yâni Hakk'a inkıyâd ederek ihlâsda, ibâdet ve tâatde bulununca, yapacağı her haseneden dolayı kendisi için ondan, yedi yüz misline kadar sevâb yazılır. Yapacağı her seyyieden dolayı da kendisine yalnız bir misli günah yazılır. Yâni hasene takdirinde fazl-ı İlâhî tecellî ederek ez'âf-ı muzâafını ihsan buyurur.
Müellefâtı: Hadîse dâirdir.
Me'hazlar: Dürrü'l-Mensûr, Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Haffâz, Keşîü'z-Zünûn, El-A'lâm, Kaamûsü'l-A'lâm.[121]
61- Ahfeş-i Evsat :
Ebü'l-Hasen, Saîd b. Mes'ade, meşhur bir âlimdir. Ehl-i Belh'den Benî -Mecâşi'in mevlâsıdır. Basra'da sakin olmuş, (215) târihinde vefat etmiştir.[122]
Mevki-i İlmîsi:
Ahfeş-i Evsat, nahiv ulemâsındandır. Kendisinden sinnen küçük olan Sîbeveyh'den Arabiyyat okumuş, fıkıh tahsîl etmiş, Kelbî'den, Nehaî ile Hişâm b. Urve'den hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Ebû Hatim es-Sicistânî rivayette bulunmuştur. Bağdad'a giderek Kisâî ile mubâhaselerde bulunarak Kisâî'nin takdirlerine mazhar olmuş ve onun talebiyle (Meâni'1-Kur-ân) unvanlı tefsiri te'lîf etmiştir.
Ahfeş, tefsire vâkıf, nâsın kelâma en âlimi, cedele en hazıkı idi. Arûz'a bir bahir ilâve etmiş, bununla bahirler on altıya baliğ olmuştur.
Müellefâtı :
Me'hazlar : Vefeyâtü'l-A'yân, Buğyetü'l-Vuât, El-A'lâm.[123]
62- Âdem B. Ebi İyâs:
Künyesi Ebü'l-Hasen olan bu zâtın bir ismi de (Abdu'r-Rahmân) veya (Nahiye) dir. Horasan'ın merkezi olan (Merv) şehrine mensubdur. (132) târihinde doğmuş, Bağdad'da neşv ü nema bulmuş, orada birçok zevattan ilim tahsil etmiş, sonra seyâhata çıkarak Kûfe'ye, Basra'ya, Hicaz'a, Mısır'a, Şam'a gitmiş; birer ilm ü irfan merkezi olan bu yerlerdeki âlimler ile, muhaddisler ile görüşmüş, kendilerinden birçok ahâdîs-i şerife telâkki etmiş, nihayet Askalân'a gidib orada tavattun eylemiştir.. Bu cihetle kendisine (Âdem-i Askalânî) de denir. (221) senesi Askalân'da vefat etmiştir.[124]
Meşâyihi:
Âdem-i Askalânî, birçok eâzımdan hadis ahz ü rivayet etmiştir. Ezcümle en büyük muhaddislerden olan Şu'beden, İbn-i Yûnus'dan, İbn-i Ebî Zi'b'den ve bunların .tabakasındaki daha birçok ekâbirden hadis rivayet eder. Kendisinden de, İslâm âleminin en meşhur âlimlerinden, muhaddislerinden bulunan Ebû Zür'a, Ebû Hatim, İmâm-ı Buhârî, Neseî, Ebû Dâvud, İbn-i Mâce, Taberânî, Dârimî gibi zevat hadis rivayet ederler. Hadis kitablarındaki râvîler arasında kendisinden başka (Âdem b. Ebî îyâs) nâmında bir zât mevcut değildir.[125]
Tefsir İlmindeki Mevkii:
Âdem-i Askalânî, tefsir âlimlerinin kudemâsındandır. Bu muhterem müfessir, bâzı âyetlerin ma'nâsını, eshâb-ı nüzulünü, mensûh olub olmadığını iki üç vâsıta ile Ashâb-ı Güzin'den veya Tâbiîn'den rivayet eder.
Üç nümûne :
1- Ümmü'l-Kur'ân ta'bîrinin Fatiha sûre-i celîlesinden ibaret olduğunu iki vâsıta ile Ebû Hüreyre radiya'llahu anhden şöyle rivayet etmiştir :
Ümmü'l-Kur'ân, Seb'ul-Mesâni denilen Fatiha sûresi'dir. Kur'ân-ı Azîm de -bu ümmete ihsan buyurulan- Kitab-ı İlâhî'nin hey'et-i mecmuasıdır."
2- [126]Ayet-i kerîmesi'nin mensûh olmadığını iki vâsıta ile Saîd b. Cübeyr'den şöyle nakletmiştir :
Saîd b. Cübeyr diyor ki : Küfe fukahâsı bu âyet-i celîlede ihtilâf etmişlerdi. Ben gidip bunu İbn-i Abbâs'dan sordum; dedi ki : Bu, kati hakkında en son nazil olan bir âyettir. Bunu birşey nesh etmiş değildir. Bu âyet-i Kerîme'nin meali şudur : "Bir mü'mini bi-gayri hakkın kasden öldüren kimsenin müstehak olduğu ceza, ebedî bir halde Cehennem azabıdır. Binâenaleyh bu cinayeti halâl addetmiş ise, bir daha o azabdan kurtulamaz. Fakat halâl addetmemîş, başka bir manî de bulunmamış olursa, bir müddet ceza gördükten sonra hakkında afv-i İlâhî tecellî eder,"
3- [127]Ayetlerinin sebeb-i nüzulünü iki vâsıta ile (Zeyd b. Erkam) dan şöyle rivayet etmiştir :
Hazret-i Zeyd diyor ki : Ben münafıklardan Abdu'llâh b. Übeyy'in şöyle dediğini işitmiştim : "Resûlu'llah'ın yanında bulunanlara nafaka vermeyiniz; tâki dağılsınlar. Vallahi eğer bir kerre Medine'ye dönersek elbette azîz olanlar oradan zelîl olanları çıkaracaktır."
Bu sözleri amcama duyurdum, o da Resûl-i Ekrem'e arz etmiş. Bunun üzerine (İbn-i Übeyy) Huzûr-ı Nebevî'ye giderek böyle birşey söylemediğine hem kendisi, hem de arkadaşları yemin etmekle Nebiyy-i zî-Şân onu tasdik, beni tekzîb etti. Artık büyük bir hüzün içinde evde kapanmış kalmış idim ki, Hak Teâlâ Hazretleri bu âyetleri inzal buyurmuş, Resûl-i Ekrem salla'llahu aleyhi ve sellem beni huzuruna celb ederek bunları bana okudu ve "Allahu Teâlâ seni tasdik buyurdu." diye tebşirde bulundu.
Bu hâdise, Benî-Mustalık Veya Tebûk gazvesi esnasında vuku' bulmuştur.[128]
Muhaddisler Arasındaki Mevkii:
Âdem-i Askalânî'nin hadis ulemâsı arasında da büyük bir mevkii vardır. Tâbiîn'in etbâından bulunmaktadır.. Âbid, zâhid, mevsuk bir zât olduğuna şehâdet edilmektedir.
Ebû Hatim diyor ki : "Âdem b. Ebî İyâs, sikadır, emindir, mu'teberdir; Cenâb-ı Allah'ın hayırlı kullarından biridir."
Ahmed b. Hanbel de demiştir ki : "Şu'be'nin huzurunda altı zât dâima hadis zabtiyle meşgul olurdu ki, bunlardan biri de Âdem b. Ebî İyâs'dır."
Âdem-i Askalânî işittiği hadisleri yazmak suretiyle cem' ve tesbîte i'tinâ ettiği için kendisine (Verrâk) denilmektedir. İmâm-ı Buhârî, hadîs-i şerifini bu zâttan rivayet etmiştir. Yânî : "Müslümanlar odur ki, dilinden, elinden Müslümanlar selâmette bulunmuş olurlar. Muhacir de Allahu Teâlâ'nın men' ettiği şeyleri terk eden kimsedir."[129]
Bir Muhaveresi:
Muhammed b. Attâb diyor ki : Ben Âdem-i Askalânî'yi ziyarete gitmiştim, aramızda şöyle bir muhavere cereyan etti :
M — Abdu'llah b. Salih sana selâm gönderdi.
A — Sen benden ona selâm götürme,
M — Niçin?
A — Çünkü o, Kur'ân-ı Kerîm'in mahlûkiyyetine kaail olmuş.
M — O bu hususta ma'zûr idi. Bu sözünden nedametini izhâr etmiş, rücûunu halka bildirmiştir.
A — Öyle ise kendisine selâmımı götürebilirsin.
M — Ben Bağdad'a gitmek istiyorum, bir hacetin var mı?
A — Evet... Bağdad'a gittiğinde Ahmed b. Hanbel'i ziyarete gider, kendisine selâmımı tebliğ eder ve dersin ki : "Allahu Teâlâ'dan dâima iftîka üzere ol, içinde bulunduğun hal ile Cenâb-ı Hakk'a tekarrüb et. Hiç bir kimse senin metanetini ihlâl etmesin." Leys b. Sa'd'in : "Sizi Allah'a isyana sevk eden kimseye itaat etmeyiniz." hadîs-i şerifini bana rivayet etmiş olduğunu da kendisine haber ver.
Vaktaki ben Bağdad'a gittim, hapishanede bulunan Ahmed b. Hanbel'i ziyarete koştum. Kendisine Âdem-i Askalânî'nin selâmını ve şu sözleriyle hadîs-i şerifi tebliğ ettim. İmâm-ı Ahmed bir müddet gözlerini yere tevcih edib durdu. Sonra başını kaldırarak dedi ki : "Allahu Teâlâ ona hayatında da, memâtinda da rahmet etsin., ne güzel nasihatte bulunmuş!"
Âdem-i Askalânî'nin bir Tefsîri vardır.
Me'hazlar: Sahîh-i Buhârî, Umdetü'l-Kaarî, Tezkiretü'l-Huffâz, Tehzîbü't-Tehzîb, Takrîbü't-Tehzîb, Tabakaatü'l-Hanâbile, Mevzûâtü'l-Ulûm, Keşfü'z-Zümûn.[130]
63- Kasım B. Sellâm :
Ebû Ubeyd Kasım muhterem bir âlimdir. (156) târihinde doğmuş, (223) târihinde Mekke-i Mükerreme'de vefat etmiştir.[131]
Kudret-i İlmiyyesi:
Ebû Ubeyd, asrının her fende bir üstâzı idi. Nahiv ulemâsından, fâzıl, mütedeyyin, hüsn-i te'lîfe mâlik, sahîhü'n-nakil bir zât bulunuyordu. Ebû Ubeyde, Ismaî, Ebû Muhammed el-Yezîdî, Îbnü'l-A'râbî, Kisâî, Ferrâ' gibi meşâhirden teallüm etmiş, kendisinden de Yahya b. Muîn ve sâire müstefîd olmuşlardır..
Müellefâtı :
Me'haz : Buğyetü'l-Vuât.[132]
64- Muhammed B. Hatim :
Ebû Abdi'llâh, İbn-i Meymûn el-Semîn el-Mervezî, meşhur bir muhaddistir. (235) târihinde vefat etmiştir.[133]
Kudret-i İlmiyyesi:
Muhammed b. Hatim müfessir, hâfızü'l-hadis bir zâttır.
İbn-i Adiy, Dârekutni gibi muhaddisler kendisini tevsik etmektedirler. Yalnız Ebû Hafsi'l-Gallâs : "Muhammed b. Hatim, Birşey değildir." demiştir. Fakat Zehebî diyor ki : "Bu söz merdûd bir cerhdir."
Binâenaleyh bu söz ile o muhterem zâtın kadri tenzil edilmiş olamaz.
Muhammed b. Hatim, Abdu'llah İbn-i İdrîs, Süfyân b. Uyeyne, İbn-i Uley-ye, Vekî', Kattan gibi zevattan hadîs ahzetmiş, kendisinden de İmâm-i Müslim, Ebû Dâvud, Hüseyin b. Süfyân, Ahmed b. el-Hasen es-Sûfî ve saire rivayette bulunmuşlardır.
Muhammed b. Hatim, Sahîh-i Müslim'de münderic olan şu iki Hadîs-i şerifin de râvîlerindendir :
İbn-i Ömer'den mervîdir, demiştir ki : Her sekir verici şey şarabdır; her şarab ise haramdır."
Resûl-i Ekrem buyurdu ki : Sizden hiçbirini, ameli, cennete idhâl edemez.
Yâ Resûlâ'llah, seni de mi? dediler.
Buyurdu ki : Beni de.. Meğer ki Allahu Teâlâ beni kendi fazl-ı rahmetiyle mağfiret buyursun."
Yâni Cennet'de yüksek derecelere nâiliyyet için güzel amellerin medhali var ise de, asıl Cennete girmek hususunda medhali yoktur; bu mahzâ bir fazl-ı ilâhîdir. Çünkü insanların amelleri, haddi zâtında böyle ebedî bir ni'-mete nâiliyyet için kifayet edemez.
Muhammed b. Hatim, rivayete nazaran Tefsîr'e dâir bir kitab cem' etmiş, bunu birçok kimseler Bağdad'da kendisinden yazmışlardır.
Me'hazlar : Sahîhü'I-Müslim, Tezkiretü'l-Huffâz, EI-A'Iâm.[134]
65- Ebü Bekr İbn-i Ebî Şeybe:
Abdu'llah b. Muhammed b, Ebî Şeybe el-Kûfî, büyük muhaddislerdendir. (235) târihinde vefat etmiştir.[135]
Kudret-i İlmiyyesi:
Ebû Bekr İbn-i Ebî Şeybe, müfessirdir; nazîrsiz bir muhaddis, bir nih-rîr sayılmaktadır.
Hatîb-i Bağdadî diyor ki : "Ebû Bekr hafızdır; hadisde itkan sahibidir."
İmâm-ı Ahmed b. Hanbel de diyor ki : "Ebû Bekr, sadûktur; kendisi bana kardeşi Osman'dan daha sevimlidir."
Ebû Zür'a gibi muhaddisler de demişlerdir ki : "Biz Ebû Bekr b. Ebî Şeybe'den mahfûzâtı daha çok bir kimse görmedik."
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, Kadî Şüreyk, Ebü'l-Ahvas, İbnü'l-Mübârek, İbn-i Uyeyne, Cerîr b. Abdi'l-Hamîd gibi meşâhîrden teallüm ve hadîs istimâ' etmiş, kendisinden de Ebû Zür'a, İmâm-ı Buhârî, İmâm-ı Müslim, Ebû Dâvûd, İbn-i Mâce, Ebû Bekr b. Ebî Âsim gibi büyük zâtlar hadîs rivayet etmişlerdir.
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe'den (Sidretü'l-Müntehâ) hakkında şöyle bir rivayet vardır :
İbn-i Abbâs demiş ki : Ben Sidretü'l-Müntehâ'nın ne olduğunu Kâ'b'dan sordum, o da şöyle cevab verdi : Sidretü'l-Müntehâ ki, bütün meleklerin ilimleri orada nihayet bulur. Onu bir ilim tecâvüz edemez. Allahu Teâlâ'nın emirlerini orada bulur, -telâkki ederler. Kâ'b'dan Cennetti'1-Me'vâ'yi da sordum. Dedi ki : O bir Cennettir ki orada yeşil kuşlar vardır. Şehidlerin ruhları bunların içinde olarak yükselirler.
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, şu hadîs-i şerifin de râvîlerindendir :Kavi, -yâni azîm et-i nefse, kuvvet-i karihaya mâlik- olan mü'min, zaîf olan mü'minden hayırlıdır ve Allahu Teâlâ'ya daha sevimlidir."
Müellefâtı :
Me'hazlar: Sahîhü'I-Müslim, Lübâhü'n-Nükul, Tezkiretü'l-Huffâz, Keşfü’z-Zunun.[136]
66- İshâk B. Râheveyh
Ebû Ya'kub İbn-i İbrahim b. Mahled el-Hanzalî el-Mervezî, büyük, âlimlerdendir. (168) veya (161) târihinde doğmuş, bilâhare Irak'a, Hicaz'a Şam ile Yemen'e rıhlet etmiş, nihayet (238) târihinde Nisâbur'da vefat etmiştir. Babası Mekke-i Mükerreme yolunda doğmuş olduğu için (Râheveyh) adım almıştır.[137]
Mevki-i İlmîsi :
Merv ahâlîsinden olup Horasan'ın yegâne âlimi olan İbn-i Râheveyh, gerek muhaddisler ve gerek fakîhler arasında pek muhterem bir imam sayılmaktadır. Kendisi hem pek kudretli bir âlim, hem de pek ziyâde ibâdet ve tâatle muttasıl bir zâhid idi. Kendisine (Şehinşâh-ı Hadîs) ünvanı verilmiştir. Hafızası bir hârika idi. Mahfûzâtı insana hayret verir; kitablarının bütün münderecâtı ezberinde idi. Hattâ kendisi derdi ki : "Ben her işittiğimi hıfzettim. Kİtablarımdaki yetmiş bin hadîse sanki gözümün önünde imiş gibi bakıyorum."
İbn-i Râheveyh, hadîs cem'i için birçok beldeleri dolaşmış, birçok zevata mülâkî olmuş, birçok eâzımdan ilim tahsil etmiştir. Ez-cümle Abdu'llah b. el-Mübârek, El-Fazlü'ş-Şeybânî, Cerîr b. el-Hamîd, Süfyân b, Uyeyne, Abdü'1-Azîz Ed-Derâverdı gibi Tâbiîn'den ve sâireden hadîs rivayet eder, kendisinden de İmâm-ı Buhârî, İmâm-ı Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Neseî, İmâm-ı Ahmed b. Hanbel gibi yüksek muhaddisler, müctehidler hadîs rivayet etmişlerdir.
Ebû Dâvûd el-Haffâf diyor ki : "İshâk bize on bir bin hadîs, hıfzından rivayet ederek, yazdırdı sonra bunları bize ne bir harf ziyâde, ne de noksan olmaksızın tekrar okudu."
Ahmed b. Seleme de demiştir ki : "Ben Ebû Hatim er-Râzî'ye dedim ki, İshak bize hafızasından tefsir okuyub yazdırdı. Ebû Hatim de dedi ki : Bu daha garîb. Çünkü ahâdîs-i müsnede'yi hıfzetmek, tefsîr'in esânîd ve elfâzını zabt ve hıfzetmekten daha kolay, daha hafiftir."
İmâm-ı Ahmed b. Hanbel de demiş ki : "Horasan köprüsünden İshâk b. Râheveyh gibi bîr zât daha geçmemiştir."
Sulehâdan bir zât olan Alî b. Seleme El-Kerâbîsî demiştir ki : "İshâk b. Râheveyh'in vefat ettiği gece, İshâk'ın mahallesinden bir kamerin semâya yükseldiğini, sonra aşağıya inerek onun defnedildiği yere düştüğünü, rü'yâda gördüm. Vefatından haberim yoktu. Sabahleyin kalktım, bîr de baktım ki, rü'yâda kamerin düştüğünü gördüğüm yerde İshâk için bir kabir kazılıyor."
İshâk b. Râheveyh'in tefsiri ve bâzı müellefâtı vardır. El-Hâkim Ebû Abdi'llâh diyor ki: "İshâk b. Râheveyh ile İbnü'l-Mübârek ve Muhammed b. Yâhyâ kitablarını defnetmişlerdir."
İshâk b. Râheveyh,[138] nazm-ı celîli münâsebetiyle İmâm-ı Alî'den şöyle naklediyor : Bir kimse Hazret-i Alî'ye "Beytü'l-Ma'mûr nedir " diye sormuş, O da : "Semâda bir beyttir; adına (Durâh) denilir. Mekke'nin hizâsındadır. Onun semâda hürmeti, Kâ'be-i Muazzama'nın yerdeki hürmeti gibidir. Onda hergün yetmiş bin melek, bir daha avdet etmemek üzere namaz kılar." demiştir,
İbn-i Râheveyh, Zührî'den de şöyle bir rivayette bulunmuştur :
Uhud günü, "Muhammed katlolundu." diye şeytan sayha etmişti. Kâ'b b. Mâlik demiştir ki : O gün Resûlu'llâh'ı ilk gorüb tanıyan ben olmuş idim. Miğferinin altından mübarek gözlerini gördüm, yüksek sesle : "İşte Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem!" diye nida ettim. Bunun üzerine Allahu Teâlâ : [139] âyet-i kerîmesini inzal buyurdu.
Velhâsıl İbn-i Râheveyh, müfessir, muhaddis, fakîh, zâhid bir zâttır. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar: Umdetü'l-Kaarî, Lübâbü'l-Menkul, Tabakaatü's-Şâfüyye li's-Sübkî, EI-A'lâm, Dürrü'l-Mensûr,[140]
67- Osman B. Ebî Şeybe:
Ebü'l-Hasen Osman b. Muhammed b. Ebî Şeybe İbrahim el-Kûfî, mütefennin bir âlimdir. (156) târihinde doğmuş, (239) târihinde vefat etmiştir. Kardeşi Ebû Bekr İbn-i Ebî-Şeybe'den üç yaş büyük imiş.[141]
Mevki-i İlmisi:
Osman b. Ebî Şeybe, müfessir, muhaddis, edebiyatta, coğrafyada mahir bir zâttır. Irak, Şam taraflarında bir müddet dolaşmıştır. Şureyk, Hüşeym, İsmâil b. Ayyaş, Îbnü'l-Mübârek gibi meşâhirden hadîs istîmâ1 etmiş, kendisinden de Tirmizî'den başka diğer büyük muhaddisler ve Ebû Ya'lâ, Ahmed b. el-Hasen es-Sûfî, Bağavî ve daha birçok zevat rivayette bulunmuşlardır.
Osman b. Ebî Şeybe, muhaddisler arasında sika, me'mûn, büyük bir muhaddis olarak tanınmıştır. İmâm-ı Ahmed b. Hanbel, bu zât hakkındaki bir suâle cevab olarak: "Ben onu hayırlı bir kimse biliyorum, başka türlü bilmiyorum." demiştir. Kendisinden İmâm-ı Buhârî ve Müslim bir hayli hadîsler tahrîc etmişlerdir. Bunlardan Sahîh-i Müslim'de münderic iki hadîs-i şerîfi kayd ediyoruz :
1- Bir kişinin taamı iki kişiye kifayet eder. İki kişinin taamı dörde kifayet eder. Dördün taamı da sekize kifayet eder."
Bu hadîs-i şerîf muvâsâta, âlî-cenâblığa teşvik etmekte ve içtimâ' hâlinde feyz ü bereket hâsıl olacağına işaret buyurmaktadır.
2- Bir zât, Resûlu'llah salla'llahu aleyhi ve sellem'e gelerek : Yâ Re-sûlâ'llah! Bir kavmi sevdiği halde anlara lâyık olmayan bir şahıs hakkında re'yiniz nasıldır? diye sormuş. Resûl-i Ekrem de : diye buyurmuştur.
Yâni bir zümreyi kalben seven o zümreye dâhil olur; velevki onlar, onlar kadar amelde bulunmuş olmasın. Çünkü bu sayede kalblerinde bir tekaarun sabit olmuş olur. Bu muhabbet, o şahsı, bu zümrenin ef âl ve harekâtına muvafakat etmeye saik bulunur. Velhâsıl bu hadîs-i şerîf de erbâb-ı salâha muhabbet için bir terğîbi mutazammındır.
Osman İbn-i Ebi Şeybe'nin (Et-Tefsîr), (El-Müsned) ve saire nâmiyle bâzi müellefâtı vardır. Rahmetu'llâhi aleyh.
Me'hazlar : Umdetü'l-Kaarî,Tezkiretü'l-Huffâz, Sahîhü'l-Müslim, El-A'lâm.[142]
68- İmâm-ı Ahmed B. Hanbel:
Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. Hilâl eş-Şeybânî el-Mervezî, meşhur büyük bir müctehiddir. Künyesi (Ebû Abdi'llâh) olub. nesebi Adnan'a müntehi olmaktadır. (164) târihinde Bağdad'da -veya Merv'de- doğmuş, Bağdad'da neşv ü nema bulmuş, bir aralık Kûfe'ye,. Basra'ya, Mekke-i Mükerreme'-ye, Medîne-i Münevvere'ye, Yemen'e, Şam'a, El-Cezîre'ye, Fâris'e, Horasan'a, El-Cibâl'e rıhlet etmiş, birçok ilim merkezlerini gezib dolaşmış, sonra yine Bağdad'a dönmüştür. (241.) târihinde vefat etmiştir. Bağdad'da (Bâb-ı Harb) denilen makberede medfundur.[143]
İmâm-ı Ahmed'in Meşâyihi:
İmâm-ı Ahmed Hazretleri birçok büyük âlimlere mülâki olmuştur. Ez Cümle İmâm-ı Şafiî'den, Süfyân İbn-i Uyeyne'den, İbrahim İbn-i Sa'dden, İmâm-ı Yûsuf’dan ve daha birçok büyüklerden fıkıh ve hadis ahzetmiştir.[144]
İmâm-ı Ahmed'in Tefsir, Hadîs Ve Fıkıhdaki Mevkii
Ahmed b. Hanbel Hazretleri, büyük bir müfessirdir. Kur'ân-ı Kerîm'e dâir bir tefsir tasnif etmiştir ki, yüz yirmi bin hadîs-i şerîfden müteşekkildir.
İlm-i hadis'deki ıttılâı da harikulade idi. (Kitâb-ı Müsned) denilen eseri birçok ahâdîs-i Şerîfe'yi câmi'dir.
İmâm-ı Ahmed'in fıkıh'daki mevkii de pek yüksektir. Dört büyük mezheb sahibi müctehidin dördüncüsü bulunmaktadır.
Bu zât, fıkıh'da azîmet tarîkim iltizâm ederdi. İctihadları Kitabu'llâh'a, Ahâdîs-i Sahîha'ya, Ashâb-ı Kirâm'ın akvâline istinâd etmektedir. Bâzı hususlarda re'y ve kıyas tarîkına da müracaat ederdi.[145]
İmâm-i Ahmed'in İbtilâsı Ve Metânet-i Ahlakıyyesi:
Ahmed b. Hanbel Hazretleri, zühd ü takva ile bihakkın mücehhez, yüksek bir seciyyeye mâlik bir zât idi. Fakirane yaşamayı bir ni'met sayardı. "İnsana az bir mal yetişir, çok mal yetişmez." derdi. Kendisine teveccüh eden serveti, riyaseti kabulden istinkâf ederdi. Halîfe Mütevekkil tarafından kendisine her gün pek mükellef bir sofra yemek gönderilirdi. Fakat o bunu kabul etmez, bu yemeklerden yemezdi. Vakit vakit yüz gösteren sıkıntılara, ibtilâlara karşı büyük bir metanetle mukavemet' gösterir, ta'kîb ettiği zühd ü takva yolundan asla ayrılmazdı.
Ma'lûm olduğu üzere Halîfe Me'mûn, Kaadil-Kuzât'ı bulunan Ahmed b. Davud'un yanlış bir içtihadına tâbi' olarak Kur'ân-ı Kerîm'in hâşâ mahlûkıyyetine kail olmuş (218) senesinden i'tibâren halkı bu i'tikadına davete başlamış, bu i'tikadda bulunmayanları döğmeye, öldürmeye kıyam etmişti. Kendisinden sonra halefi Mu'tasım ile Vâsık da bu i'tikadda bulunmuş, nihayet bu yanlış iddia (234) senesi Mütevekkil zamanında terk edilmiş, Mu'tezile fırkası sönmüştür.
İşte bu yüzden İmâm-ı Ahmed de büyük bir ibtilâ devresi geçirmişti. Şöyle ki: Halîfe Me'mûn cihâd için Rûm diyarına sefere çıkmış idi. Kaadi'l-Kuzât'ı da beraber bulunuyordu. Bağdad'da Nâib bulunan Kadı İshâk b. İbrâhim el-Huzâî, aldığı bir emre mebnî Bağdad ulemâ ve fudalâsını huzuruna celb ederek imtihan ediyor, Kur'ân'ın mahlûkıyyetine kaail olmayanları Me'mûn'a bildiriyordu. Sonra bir kısım ekâbir-i ulemâ da Me'mûn’un bulunduğu (Rakka) beldesine celb edilmiş, onlar da gördükleri tehdidlere binâen bu i'tikada temayül göstermiş, fakat bilâhare bu i'tikaddan berî olduklarını i'lân etmişlerdi.
İşte bu sırada Ahmed b. Hanbel de Kadî îshâk'ın huzuruna celb edilmiş, "Kur'ân mahlûk mudur, değil midir?" suâline cevaben : "Kur'ân Kelâmu'llah'dır. Ben böyle derim; bundan fazla birşey söylemem." demişti. Keyfiyet Me'mûn'a arz edilince canı sıkılmış, İmâm-ı Ahmed'in ne demek istediğini anlamış, onun bu sözleriyle cehaletine istidlalde bulunmuş, o büyük İmâm'ın Rakka'ya gönderilmesine emir vermişti.
Ayakları zincirli bir halde yola çıkarılmış olan Hazret-i İmam, ellerini Bârigâh-ı Ülûhiyyet'e kaldırmış, "Yâ Rabbî! Benimle Me'mûnu bir arada cem' etme." diye duâ etmişti. Kendisi daha Rakka'ya vâsıl olur olmaz Me'mûn (Bendûn) denilen mevkı'de vefat etti. Cenazesi Tarsus'a götürülerek defnedildi. Hazret-i İmâm da Rakka'da mahbûs kaldı. Mu'tasım, Halîfe olunca imâmı Bağdad'a celb ettirdi. Mevkuf bir halde isticvaba bağlayarak o fâ-sid i'tikadı kabul ettirmeye çalıştı. Fakat metaneti, şehâmet-i rûhiyyesi dağlardan daha metîn olan o koca imam, dâima hakkı müdâfaa ediyor, olanca işkencelere karşı asla telâ'süm göstermiyordu. Kendisine kırbaçlar vuruldukça : Daha hızlı vur; Allah elini koparsın." deyib duruyordu.
Nihayet yine birgün huzura celb edilmişti. Bütün iddialara, îrâd edilen delillere cevab veriyor, bunların ihticâca sâlih şey'ler olmadığını gösteriyor, vâki' olan ilhâha karşı da: "Bana Kur'ân-i Mübîn'den,.Sünen-i Peygamberîden bir delil irâd ediniz de ana tâbi' olayım." diyordu.
Kendisini ber-mu'tâd kamçı ile döğmeye başlamışlardı, ilk kamçı vurulunca : dedi. İkinci kamçıda :dedi. Üçüncü kamçı vurulunca Kur'ân Kelâmu' llahdır, gayr-î mahlûktur." dedi. Dördüncü kamçıda ise :[146] âyet-i celilesini
okudu. Kamçıların adedi yirmi dokuzu bulmuş, o mücessem-i diyanet ve fazilet olan nezîh vücud da kanlar içinde kalarak lâ ya'kıl bir halde yerlere serilmişti. Artık taşlara kadar te'sîr edecek olan şu hazîn manzara, Mu'ta'sım'ın da kalbini sızlatmış olacak ki, bu büyük İmâm'ın sebilini tahliye ettirdi. Bu muhterem imam da bütün hak ve hakikat tarafdarlarının kıyamete kadar tebciline lâyık bir diyanet ve şehâmet misâli vücûde getirmiş oldu, İmâm-ı Ahmed, Mu'tasım tarafından habsedilmiş, hapis müddeti yirmi sekiz ay devam edib (220) senesinde hapisten çıkarılmıştır. Vâsık zamanında kendisine bir fenalık yapılmamış, Vâsık'dan sonra Hilâfete nail olan kardeşi Mütevekkil b. el-Mu'tasım, Hazret-i İmâm'a ikram etmiş, onunla meşveret etmedikçe kimseye bir vazîfe tevcih etmemekte bulunmuştu. Bu ikram ve hürmet, İmâm-ı Ahmed'in vefatına kadar devam etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.
Müellefâtı:
Me'hazlar: Tabakaatü'l-Hanâbile, Tabakaatü'l-Kübrâ, Keşfü'z-Zunûn, El-A'lâm, El-Vasît fî'l-Edebi'l-Arabî ve Târîhihî, Mevzûâtü'l-Ulûm.[147]
69- Ebü'l-Hasen Alî El-Mervezî:
Alî b. Hacer b. lyâs es-Sa'dî, muhaddislerden bir zâttır. (154) târihinde doğmuş, (244) de vefat etmiştir.[148]
Kıymet-i İlmiyyesi :
Alî el-Mervezî tefsire vâkıf, huîfâz-ı hadîs'den ma'dûd, şiir ve edebe âşinâ bir zât idi. Sikadır. Birçok seyâhatlarda bulunmuştur.
Müellefâtı : (Ahkâmü'l-Kur'ân) ve sairedir,
Me'hazlar : Tezkiretü'l-Huffâz, El-A'lâm.[149]
70 - Abd B. Humeyd:
Ebû Muhammed Abdi'llâh İbn-i Humeyd en-Nasr el-Kissî, meşhur bir âlimdir. Semerkand'e yakın bir belde olan (Kiss)'e mensubdur. (249) da vefât etmiştir. İsminin Abdü'l-Hamîd olduğu da mervîdir.[150]
Mevki-i İlmîsi:
Abd b. Hamîd, müfessir, kadîm, bir muhaddistir; sikattan ma'dûddur. Ca'fer b. Avn, Yezîd b. Hârûn, Ravh b. Ubâde, Abdü'r-Rezzâk gibi meşâhîrden tefsir, hadis ahzetmiş, kendisinden de Müslim, Tirmizî, Sehi b. Şâzeveyh, Süleyman b. İsrâîl gibi zevatlar rivayette bulunmuşlardır.
İbn-i Hibbân ile İmâm-ı Buhârî bu zâtı Abdü'l-Humeyd nâmiyla yâd ediyorlar. Tefsiri vardır ve hadisden büyük bir kitab olan (Müsned) i meşhurdur. Dürrü'l-Mensûr gibi rivayet tarikiyle yazılmış olan Tefsir kitabında, bu zâtın Tefsirinden birçok şeyler nakledilmektedir.
İki Numune :
1- Abd b. Humeyd,[151] âyet-i kerîmesinin tefsiri sırasında, İbn-i Mes'ûd'dan şöyle rivayet ediyor : Kamer, Resûlu'l-lah'ın zamanında, bir parçası dağın üstünde, bir parçası da ötesinde olmak üzere iki parçaya ayrıldı. Resûl-i Ekrem sallâ'llahu aleyhi ve sellem de "Şâhid olunuz." diye buyurdular.
2- Abd. b. Humeyd[152] âyet-i kerîmesinin tefsirini Katâde'den şöyle tahrîc etmiştir : "Sizin için yer yüzünde yaradılmış olan muhtelif behâim, ağaçlar, meyvalar, Allah tarafından mütezâhir ni'metlerdir. Bunlardan dolayı Allâhu Teâlâ Hazretlerine şükr ediniz."
Me'hazlar : Tezkiretü'l-Huffâz, El-A'lâm, Ed-Dürrü'l-Mensûr.[153]
71- Dârimî:
Ebû Muhammed, Abdu'llah b. Abdi'r-Rahmân et-Temîmî ed-Dârimî, Semerkand'li büyük bir âlimdir. (181) târihinde doğmuş, (255) de vefat etmiştir.[154]
Kudret-i İlmiyyesi:
Dârimî âkil, fâzıl, müfessir, muhaddis, fakıyh bir zâttır. Huffâz-ı hadîs'den sayılmaktadır. Semerkand kadılığında bulunmuş, hadis ilmi'ni Semerkand'de neşre muvaffak olmuştur. Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî kendisinden hadis rivayet etmişlerdir.
Müetlefâtı:
Me'hazlar: EI-A'lâm, Mu'cemü'l-Matbûâtü'l-Arabiyye.[155]
72- İmâm-ı Buhârî:
Muhammed, Ebû Abdi'llâh b. İsmâil b. İbrahim b. el-Muğîre el-Cu'fî, Müslümanların büyük bir imâmı, muhaddislerin en yüksek bir üstâzıdır. (194) târihinde Buhârâ'da doğmuş, ulemâdan pederi Ebü'l-Hasen İsmail'in vefatı üzerine yetim kalmış, bir ilim ve fazîlet hârikası olarak yetişmiş, birçok yerlere seyahatte bulunmuş, İslâm âlemine pek ulvî, pek muhalled olan eserlerini bırakarak (256) senesinde Semerkand'in (Hartenk) karyesinde ebediyyt âlemine intikal etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[156]
Meşâyihi:
İmâm-ı Buhârî, evvelâ kendi vatanında pek genç iken tahsile başlayıb Kur'ân-ı Kerîm'i ve İbnü'l-Mübârek'in tasnîfâtını ezberlemiş, Buhârâ'da Muhammed b. Sellâm el-Beykendî, Muhammed b. Yûsuf el-Beykendî, Abdu'llah b. Muhammed el-Müsnediyy, İbrahim b. El-Eş'as'dan hadis dinlemiş, sonra Belh'de Mekkî b. İbrahim'den, Merv'de Alî b. el-Hasen İbn-i Şefîk'den, Nîsâbur'da Yahya b. Yahya'dan, Rey'de İbrahim b. Musa'dan, Bağdâd'da Süreye b. el-Nu'raân'dan, Ahmed İbn-i Hanbel'den ve akranlarından, Basra'da Ebî Âsim en-Nebil'den, Kûfe'de Ebû Nuaym'dan, Mekke-i Mükerreme'de Humeydî'den, Medîne-i Münevvere'de Abdü'1-Azîz el-Evsî'den, Vâsıt'da, Mısır'da, Dımışk ile Kaysâriyye ve Askalân'da dahi birçok eâzımdan hadîs ahzetmiştir. Bunların adedi bini mütecavizdir.
Kendisinden de Ebû Zür'a, Neseî, Ebû Hâtim-i Râzî, Tirmizî, Müslim b. el-Haccâc, Muhammed b. Nasr el-Mervezî, Salih b. Muhammed, Ebü Bekr İbn-i Huzeyme, Ebü'l-Abbâs es-Serrâc gibi pek çok meşâhîr hadis rivayet etmişlerdir.
İmâm-ı Buhârî, evvelce Humeydî'den Şâfiî Fıkhı'nı teallâm ederek Şafiî mezhebine sâlik bulunmuştu. Bilâhare kendine has bir ictihad yolu ihtiyar etmiştir.[157]
Tefsir İlmindeki Mevkii:
İmâm-ı Buhârî, büyük bir müfessirdir. Tefsire dâir büyük bir eser yazmış ise de, nüshası görülememiştir. Yalnız (El-Câmiu's-Sahîh) ünvanlı kitabının bir kısmını tefsire tahsis etmiş olduğundan bu kısım, dâima ehl-i ilmin ellerini tezyin edib durmaktadır,
İmâm-ı Buhârî, tefsire âid rivayetleri en ziyâde Mücâhid b. Cübeyr'den rivayet eder. Bunlar bâzı âyât-ı celîlenin tefsirine veya sebeb-i nüzulüne müteallik olan ahâdîs-i şerîfe'den veya Ashâb-ı Kiram ile Tâbiîn'in beyanâtından ibaret bulunmaktadır.
İlki numune :
1- İmâm-ı Buhârî, Muhammed b. Sellâm'dan, o da iki vâsıta ile İbn-i Abbâs'dan şöyle rivayet eder : İbn-i Abbâs demiştir ki, Ukâz, Mecenne, Zü'l-Mecâz câhiliyye devrinde birer panayır idi. Müslümanlar Hac mevsimlerinde ticâret ile iştigali günah saymaya başlamışlardı. Bunun üzerine:[158] Sizin üzerinize, Rabbınızdan bir fazi ve menfaat istemeniz bir günah değildir." âyet-i kerîmesi nazil oldu, - o mevsimlerde de ticâretin memnu' olmadığı bildirildi-.
2- İmâm-ı Buhârî,[159] âyet-i celîlesindeki ta'bîrini ile tefsir etmiş, diye tefsir edildiğini de nakleylemistir.
Yâni : Herşey hâlikdir, mahva mahkûmdur, Allâhu Teâlâ'nın mükü, azamet ve hâkimiyyeti müstesna. Yâhud herşey hâlikdir, kendisiyle rızâ-yı İlâhî kasdedilmiş, riyadan hâlî bulunmuş olan şey müstesna, bu helake ma'rûz değildir; belki sahibi için ebedî bir karîndir.[160]
Muhaddisler Arasındaki Mevkii:
İmâm-ı Buhârî, zühd ve takvası, tilâvet-i Kur'ân'a, ibâdet ve tâate muvâzabeti i'tibâriyle müteferrid bulunduğu gibi, ihn-i hadis i'tibâriyle de pek ziyâde temayüz etmiş bir zâttır. İbn-i Huzeyme demiştir ki: "Semâ kubbesi altında Buhârî'den daha ziyâde hadîse âlim bir zât yoktur."
Filhakika İmâm-ı Buhârî, muhaddislerin en büyük üstazlarından biridir. Daha genç iken hafızasını binlerce ahâdîs-i şerife ile tezyin etmişti. Halk, o mücessem hârika-i kemâlâtın rah-güzârinde bekler, onun rivayet edeceği hadisleri yazmaya koşarlardı. Rivayet edilen hadislerin illetlerine, vecihlerine, dereceli sıhhatlanna, râvîlerin ahvâline, kendisinden evvel, kendisi kadar vâkıf bir zât görülmemiştir. Bu cihetledir ki, (El-Câmiu's-Sahîh) ünvanlı mübarek kitabı, Kitâbu'llah'dan sonra en sahih bir kitab olmak üzere kabul edilmiştir. Bu muazzam kitab, İslâm âleminde bu tertîb üzere yazılan kitabların birincisidir.
İmâm-ı Buhârî, yüz bin sahîh, iki yüz bin de gayr-i sahîh hadis hıfzetmiş, bulunuyordu. (El-Câmiu's-Sahîh) i altı yüz bin hadis arasından intihâb ettiği 7275 hadîs-i şerîfden "müteşekkil olmak üzere, on altı senede vücûde getirmiştir. Bunların bir kısmı, vecihlerinin, senedlerinin tekerrürüne mebnî mükerrer bulunmaktadır. Bu mükerrerler sayılmayınca geriye dört bin hadîs-i şerîf kalmış oluyor.
Zeynü'd-Dîn Ahmed Zehîdî, bu dört bin hadîs-i şerifi alarak Sahîh-i Buhârî Muhtasarı olan (Tecrîd-i Sarîh) adındaki eseri te'lîf etmiştir.[161]
Hafızasındaki Kuvvet:
İmâm-ı Buhârî, hafıza i'tibâriyle de bir hârika-i fıtrat idi. Verrâk Muhammed b. Ebî Hâtim'den mervîdir ki : Buhârî daha pek genç iken, yaşlı zevat ile beraber hadis dinlemeye gider. Fakat dinlediği, işittiği hadîsleri yazmadan dönerdi. Aradan böylece günler geçmiş, arkadaşları : "Ne için yazmıyorsun?" diye tekrar tekrar söylenmeye başlamışlardı. Buhârî'nin sabrı tükenir : "Artık çok oldu. Zanneder misiniz ki, ben boş yere gidip gelir, günlerimi zayi' ederim? Çıkarınız bakalım ne yazdınız?" der. Onlar da yazdıklarını meydana çıkarırlar. On beş bin hadîs'den ziyâde olduğu görülür. Buhârî bu hadisleri tamamen ve onların yazılarındaki bâzı noksanlardan âzâde bir halde ezber olarak okumaya başlayınca hepsi hayrette kalır. Kitaplarını tashihe koyulur, bu genç muhaddise kimsenin tefevvuk edemiyeceğine hükmederler.
İmâm-ı Buhârî, daha hayatta iken cihân-şümûl bir şöhret kazanmıştı. Nîsâbûr'a girdiği gün kendisini istikbâl edenler arasında piyadelerden ve sâireden başka yalnız dört bin atlı mevcûd bulunuyordu. Bağdad'a gittiğinde şehrin âlimleri toplanmış, yüz hadîs-i Şerifin metinlerini, senedlerini tebdil ederek içlerinden on zâta bu hadîslerden onar aded tevzî' eylemişlerdi. Şehrin büyük misâfiriyle bir meclisde toplandılar. Hadîs ilmindeki ihatasını anlamak istiyorlardı. O zâtlardan herbiri kendisine verilen on hadîsi Buhârî'ye karşı okuyor, Buhârî de her defasında : "Ben böyle bir hadîs bilmiyorum." diyordu, işin farkına varamayanlar Buhârî'nin aczine zâhib oluyor, âlimler ise biribirine bakarak : "Koca muhaddis anladı." demek istiyorlardı. Yüz hadis bu veçhile tamâm olunca Buhârî sır asiyle kendilerine teveccüh ederek: "Birinci hadîs'in metni şöyle, senedleri şöyledir; ikincinin, üçüncünün de şöyledir." diye yüzünü de aslı veçhile okuyunca, artık onun şöhreti fevkinda bir iktidara, fevkalâde bir hafızaya mâlik olduğunu anlamışlardı.[162]
Seyâhatları Ve İbtilâsı:
İmâm-ı Buhârî, evvelâ vâlidesiyle, kardeşiyle beraber Hac harîzasını îfâ için Hicaz'a gitmiş, (210) senesinden i'tibâren hadisdeki ıttılaını tevsi' için onlardan ayrılarak Horasan, Cebel, Irak, Şam, Mısır gibi şarkın ilim ve irfan merkezlerini gezmiş dolaşmış, binden ziyâde meşâyıha mülâkî olarak kendilerinden hadis telâkki eylemiş, böyle senelerce tevâlî eden bir seyahat neticesinde vatanına derin bir iştiyak hissetmekl Buhârâ'ya dönmüş, fakat orada bâzı hâsidlerin gayzına hedef olmuş, "Lâfz-ı Kur'ân'ın mahlûkiyyetine kaaildir." diye hakkında ta'n ü teşnîa başlamışlardı. Buhârâ Emîri Hâlid b. Ahmed ed-Dehlî, İmâm-ı Buhârî'den husûsî bir surette hadis okumak istemişti. Buhârî ise, "Umûma hitaben takrîr etmekte bulunduğum derslerde hâzır bulunabilir." diye Emîr'in arzusunu is'âf etmemişti. Bu cihetle Emîr de ahâlîyi Buhârî aleyhine teşvik etmişti. Nihayet vücûdiyle ebedî bir şeref verdiği vatanından kendisini çıkardıkları için gidib vefatına kadar (Hartenk) karyesinde ikamette bulunmuştur.
İmâm-ı Buhârî sekiz defa Bağdad'a gidip gelmişti. Her defasında İmâm-ı Ahmed b. Hanbel ile görüşüb konuşmuştu. Son defa vedâa gittiği zaman kendisine hitaben İmâm-ı Ahmed ; "Ey Ebû Abdi'llâh! Sen ilmi, nâsı bırakarak Horasan'a mı gideceksin? Nâs şuyuhdan -esâtizeden- ibarettir. Şüyûh gittikten sonra kim ile yaşanabilecektir?" demişti.
Îhâta-i ilmîyyesi cihan kadar vâsi' olan bu büyük âlim, şimdi Hartenk karyesinde kapanıp kaldığı cihetle kadîm dostu Ahmed b. Hanbel'in o sözlerini hazin hazin hatırlayıb duruyordu. Hattâ bu hâlinden pek sıkılmış, "Yâ Rabbî! Yeryüzü şu kadar geniş iken benim başıma bu kadar oldu. Artık ruhumu kabzet de beni kurb-i Ulûhiyyetine kavuştur," diye niyazda bulunmuş, aradan bir ay geçmeden ebediyyet âlemine rıhlet etmiştir.[163]
Şiir İle Alâkası:
İmâm-ı Buhârî dâima hakayık-ı ilmiyye ile meşgul olduğu için şiir ile uğraşmış olması müsteb'addır. Hattâ deniliyor ki, hadisler sırasında nadiren vârid olan şiirden mâadasını inşâd etmezdi. Yalnız muhaddîs-i şehîr Ebû Muhammed Abdi'llâh ed-Dârimî'nin vefatını haber alınca pek müteessir olmuş, ağlamış, ağlatmış, şu şiir parçasını inşâd etmiştir :[164]
Maahâzâ şu kit'a da İmâm-ı Buhârî'ye nisbet edilmektedir:[165]
Müellefâtı: Bu üç kitab matbu'dur. Muhaddislere âid,. Kebîr, Evsat, Sağir nâmiyle üç kitabdır ve kısmen matbu'dur.
Me'hazlar: Tabakaatü'l-Huffaz, Tabakaatü'l-Hanâbile, Tabakaatü'l-Kübrâ, Mevzûâtü'l-Ulûm, El-Vasît, fi'l-Edebi'l-Arabî ve Târîhihî, El-A'Iâm, Mu'cemü'l-Matbûâtü'l-Arabiyye, Tehzîbü’l-Esmâ'.[166]
73- Îmam-i Müslim:
Ebü'l-Hüseyn, Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî en-Nisâbûrî, pek meşhur bir muhaddisdir. (204) târihinde Nîsâbûr'da doğmuş, neşv ü nema bulmuş hadîs ilmindeki ihatasını pek mükemmel bir hâle getirmek için bir müddet vatanım terk ederek Hicaz'a, Mısır'a, Şam'a, defeât ile Irak'a gitmiş, en yüksek âlimlere, muhaddislere mülâki olmuş, nihayet (261) târihinde Nîsâbûr şehri hâricinde bulunan (Nasr-Âbâd) da vefat etmiştir. Kabri bir ziyâretgâhdır. Rahmetu'llâhi aleyh.[167]
Meşâyihi:
İslâm âleminin pek ulvî bir siması olan İmâm-ı Müslim, birçok zevattan ilm ü irfan tahsil etmiş, bahusus Yahya b. Yahya en-Nîsâbûrî, Kuteybe İbn-i Saîd, İshâk b. Râheveyh, Ahmed b. Hanbel, Abdu'llah b. Mesleme, Ahmed b. Yûnus gibi bir nice ekâbirden hadis ahzetmiş, bahusus İmâm-ı Buhâri'ye, Nîsâbûr'a son geldiği zaman mülâki olarak o büyük muhaddis hakkında pek-çok hürmetler göstermiştir. Şâfiiyyü'l-mezheb bulunuyordu.
Kendisinden de Tirmizî, İbrahim b. Ebî Tâlib, İbn-i Huzeyme, es-Serrâc, İbn-i Sâid, Abdü'r-Rahmân b. Ebî Hatim gibi meşâhîr rivayette bulunmuşlardır.[168]
Tefsir İlmindeki Mevkii:
İmâm-ı Müslim, Ilm-i tefsire bihakkın vâkıf, müfessirlerden ma'dûddur. Vâkıâ tefsire dâir müstakil bir eser vücûde getirmiş olduğunu bilmiyoruz. Fakat hadîs'e âid yazdığı muhalled kitabları, rivayet tarikiyle yazılan tefsirlerin pek kıymetli menba'larından bulunmaktadır. Bu kitablarda tefsiri tenvir edecek birçok âhâdîs-i şerife mündericdir. Maahâzâ (El-Cârniu's-Sahîh) unvanlı eserinde (Kitâbü't-Tefsîr) nâmiyle bir kısm-ı mahsûs da vardır.
Tefsîr'e âid bir rivayetini teberrüken kaydediyoruz :
İmâm-ı Müslim, Alî b. Hucr es-Sa'diyy'den, o da iki vâsıta ile Enes b. Mâlik'den şöyle rivayet ediyor :
Hazret-i Enes dedi ki ; Bir gün Resûlû'llah salla'llahu aleyhi ve sellem Mescid'de aramızda bulunurken hafif bir uykuya dalar gibi oldu, müteakiben mütebessim olarak mübarek başını kaldırdı,
"Yâ Resûlâ'llah! Gülümsemene sebeb ne oldu?" diye sorduk.
"Az evvel bana bir sûre nazil oldu." diyerek (Sûre-i Kevser) i tilâvet etti, sonra da :
"Bilir misiniz (Kevser) nedir?" diye sordu.
"Allanır Teâlâ ile Resulü a'lemdir" dedik.
Buyurdu ki :
"O, bir ırmakdır; Rabbim Teâlâ onu bana va'd etti. Onda çok hayır vardır. O, bir havuzdur; Kıyamet günü ümmetim anın üzerine gelir -toplanırlar. Bardakları yıldızlar sayısıncadır. Derken onlardan birer takımları -gelmekten- men' edilir. Yâ Rabbî! Onlar benim ümmetîmdendir, derim. Hemen Hıtâb-i İzzet vârıd olur ki : Sen bilmezsin, onlar senden sonra neler ihdas ettiler neler!.."[169]
Muhaddisler Arasındaki Mevkii:
İmâm-ı Müslim, hadîs ilminde müteferrid bir üstâzdır. Hafızasını binlerce ahâdîs-i şerîfe ile tezyin etmişti. (Câmiu's-Sahîh), (Sahîhü'l-Müslim) veya (El-Müsnedü's-Sahîh) denilen meşhur kitabını üç yüz bin hadis arasından intihâb ettiği sahîh, müsned hadislerle vücûde getirmiştir. Bu kitabda mükerrerler hesaba katılmazsa, geriye dört bin hadîs-i şerif kalmaktadır.
(Es-Sahîhayn) denildi mi, bununla Sahîh-i Buhârî ile Sahîh-i Müslim kasdedilir. Bâzı zevat, Sahîh-i Müslim'i, Sahîh-i Buhârî üzerine tercih etmektedir, İbn-i Ukayde'den : İmâm-ı Buhârî mi, yoksa İmâm-ı Müslim mi daha hafızdır? diye sorulmuş, o da : Muhammed Buhârî de âlimdir, Müslim de âlimdir, diye cevab vermiş, fakat tekrar tekrar sorulunca demiş ki : "İmâm-ı Buhârî ehl-i Şâm hakkında bâzan galata ma'rûz kalır. Çünkü onların kitablarını alıp mütâlâa etmiş, çok kerre bir râvînin bir yerde ismi, diğer bir yerde de künyesi yazılmış olduğundan İmâm-ı Buhârî bunları başka başka zât zanneylemiştir. İmâm-ı Müslim ise, onun ilel hususunda galata ma'rûz kalması pek azdır. Zîrâ o, yalnız müsned olan hadisleri yazmış, makatı' ve merâsil denilen hadîsleri yazmamıştır."
Fakat ekseriyyetin kanâatine göre Sahîh-i Müslim, tertîb ve hadislerin tarîklerini ziyâde ve noksansız olarak telhis ve râvîlerin lâfızlarındaki ihtilâflara tenbîh i'tibâriyle pek muntazam, bî-nazîr ise de Sahîh-i Buhârî kıdem, esânîdin yüksekliği ve şâir muhaddislere bir rehberlik vazifesi görmüş bulunması i'tibâriyle bütün hadis kitablarına râcihdir.
Hattâ İmâm-ı Nevevî, Sahîh-i Müslim Şerhi mukaddimesinde diyor ki: "Ulemâ ittifak etmiştir ki, Kur'ân-ı Kerîm'den sonra kitabların en sahihi, Sahîhü'l-Buhârî ile Sahîh-i Müslimdir." Ümmet bunları telâkki bi'1-kabûlde bulunmuştur. Bu iki kitabın en sahihi, zahir ve ğâmız maârif ve kavâid i'tibâriyle en kesîri ise Sahîh-i Buhârî'dir. Müslim'in Buhârî'den müstefîd olduğu ve hadîs ilminde onun nazîri bulunmadığını i'tirâf eylediği sabittir. Bunlar, Buhârî'nin müreccah olduğunu gösterir; mezheb-i muhtar da budur. Her ne kadar Ebû Alî el-Hüseyn en-Nîsâbûrî ile Mağrib şüyûhundan bâzıları kitâb-ı Müslim'in esahhiyyetine kail olmuşlar ise de, Îmâmü'l-Eimme Muhammed b. İshâk İbn-i Huzeyme derdi ki : "Ben gök kubbesi altında Resûl-i Ekrem salla'lahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hadislerine Muhammed b. Ismâîl-i Buhârî'den daha âlim bir zât görmedim." İmâm-ı Buhârî'nin bu ulüvv-i kadrini kendisinin üstâzları bile böyle bir lisân-ı tebcil ile i'tirâf ederlerdi.
Müellefâtı: Matbû'dur. Ahmed b. Hanbel'den sorulan şeyleri muhtevidir. Ve sâire.
Me'hazlar: Tabakaatü'l-Huffâz, Müslim Şerhi (Nevevî), Tabakaatü'l-Hanâbile, Es-Sirâcü'l-Vehhâc, Şerh-i Muhtasar-i Müslim, Mevzûâtü'l-Ulûm, Keşfü'z-Zünûn, El-A'lâm.[170]
74- İbn-i Abdi'l-Hakem :
Ebû Abdi'llâh Muhammed b. Abdi'llâh İbn-i Abdi'l-Hakem el-Mısrî, ma'rûf bir zâttır. (182) de doğmuş, (268) de vefat etmiştir. Rahmetu'Ilâhî aleyh.[171]
Mevki-i İlmîsi:
İbn-i Abdi'l-Hakem, asrının en kudretli fukahâsındandır. Mısır'da riyâset-î ilmiyye kendisine müntehi olmuştu. Birçok âsârı vardır. Adındaki eserleri bu cümledendir.
Me'haz : El-A'lâm.[172]
75 - İbn-i Mâce:
Ebû Abdi'llâh Muhammed b. Yezîd el-Kazvînî, pek muhterem bir muhaddisdir. (209) târihinde doğmuş, ilm ü irfan ve bilhassa ilm-i hadis tahsili için birçok zaman seyâhatlarda bulunmuş, Basra'ya, Bağdad'a, Kûfe'ye, Mekke-i Mükerreme'ye, Şam ile Mısır'a, Horasan'a, Rey beldesine rıhlet etmiş, nihayet (273) târihinde vefat eylemiştir.[173]
Meşâyihi :
İbn-i Mâce birçok muhaddislere mülâki olmuş, ez-cümle Leys, İbrahim b. el-Münzir, Muhammed b. Abdi'llâh b. Nümeyr gibi zevattan hadis ahzetmistir. Kendisinden de Ebü'l-Hasen el-Kattân, Ahmed b. Ravh el-Bağdâdî, Muhammed b. İsâ el-Ebherî vesaire rivayette bulunmuşlardır.[174]
Tefsir Ve Hadis İlmindeki Mevkii:
İbn-i Mâce bir müfessirdir, büyük bir muhaddisdir, sikadır, celâlet-i kadri hususunda ittifak vardır. (Kütüb-i Sitte) denilen en mu'teber altı hadis kitabının biri de bu zâtın (Sünen-i İbn-i Mâce) unvanlı muhalled eseridir. Bu muazzam eser, dört bin hadîs-i şerifi ihtiva etmekte ve Kütüb-i Sitte'nin altıncısı sayılmaktadır.
Meşhur muhaddis Ebû Ya'lâ el-Halîl demiştir ki : "İbn-î Mâce sikadır, büyüktür, müttefekun-aleyhdir, muhteccün-bihdir, ma'rifet ve hıfz sahibidir."
Hafız Zehebî de diyor ki : "Sünen-i İbn-î Mâce bir güzel kitabdır. Eğer hadd-i zâtında çok bulunmayan bazı vâhî hadisler safâsını ihlâl etmemiş olsaydı.."
Bu kitabda isnadı zaîf ahâdîsin nihayet otuz kadar olduğu mervîdir. Kabûl-i âmmeye mazhar olan bu mübarek kitabdaki ahâdîs-i şerîfe'den beşini teberrüken kaydediyoruz:
1- Sizin hayırlılarınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğreten kimselerdir.
2- Hayırlılarınız kadınları için hayırlı olanlarınızdır."
3- Hayır bir âdetdir; şer ise hasmâne bir inadcılıktır. Allahu Teâlâ da her kime hayır dilerse, onu dîn hususunda fakahet ve ilm ü irfan sahibi kılar."
4- Malda zekatdan başka bir hak yoktur. Yâni zekâtı verilen bir maldan müstehak olamaz."
5- Şüphe yok ki, Allahu Teâlâ sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; fakat sizin ancak kalblerinîze ve amellerinize bakar."
Müellefâtı :
Me'hazlar : Tezkiretü'I-Huffâz, Tehzîbü't-Tehzîb, Câmiu's-Sağîr, A'lâm.[175]
76- Ebû Dâvüd Es-Sicistani :
Süleyman b. Eş'as b. İshâk el-Ezdiyyi's-Sicistânî, pek büyük bir muhaddisdir. Hindistan'a mücavir olan Sicistan iklîmine mensubdur.
(202) târihinde dünyaya gelmiş, bilâhare Hicaz'a, Şam'a, Mısır'a, Irak'a, Horasan'a, Basra'ya gitmiş; defeâtla Bağdad'da bulunmuş; gittiği yerlerde hadis rivayet ve tedrisiyle iştigal etmiş, nihayet Basra'da ikamet edib (275) târihinde Basra'da vefat eylemiştir. Rahmetu'llâhî aleyh.[176]
Ebû Dâvûd, birçok zevata mülâki olmuş, ez-cümle Müslim b. İbrahim, Süleymen b. Harb, Abdu'llâh b. Mesleme, Yahya b. Maîn, Ahmed b. Hanbel gibi cazımdan hadîs ahzetmiştir. Kendisinden de oğlu Abdu'llâh ile Abdü'r Rahmân en-Neseî, Ahmed b. Muhammed el-Hallâî, Tirmizî gibi meşâhîr rivayette bulunmuşlardır.
Ebü'l-Hasen eş-Şîrâzî'nin Tabakaatü'l-Fukahâ'daki beyânına nazaran Ebû Dâvud, İmâm-ı Ahmed'in ashabından bulunuyordu.[177]
Tefsir Ve Hadîs İlimlerindeki Mevkii :
Ebû Dâvûd, Kur'ân'ın hakayıkına bihakkın muttali' bir zât olduğu cihetle şüphe yok ki, İlm-i Tefsîr'e büyük bir vukuf sahibi idi. Tefsîr'e dâir (Kitâbü's-Sünen) ünvanlı meşhur eserinde bir hayli ma'lûmat vardır. Ez-cümle cedelden, Kur'ân-ı Mübîn'deki müteşâbihâta ittibâ'dan nehy için tahsis ettiği bâbda Ka'nebî'den, o da üç vâsıta ile Hazret-i Âişe'den şöyle rivayet ediyor:
Âişe-i Şıddîkâ demiştir ki : Resûlu'llah salla'llahu aleyhi ve sellem[178] âyet-i kerîmesini okudu ve buyurdu ki: "Ondan -Kitâb-ı İlâhî'den- müteşâbih olanlara ittibâ' edenleri gördüğünüz zaman -biliniz ki- Allahu Teâlâ'nın Kalblerinde eğrilik bulunanlar) diye tesmiye ettiği kimseler işte onlardır; artık onlardan kaçınınız."
Yâni : Kur'ân-ı Kerîm'deki muhkemâtı bırakıb da müteşâbih âyetlere tâbi' olanlar, onları kendi düşüncelerine göre te'vîle çalışanlar, yanlış bir harekette bulunmuş olacakları cihetle onlara uymaktan hazer etmelidir.
Hadîs'e gelince : Şüphe yok ki, Ebû Dâvûd, pek yüksek bir muhaddisdir. Zehebî merhum, bu büyük zât hakkında, "Seyyidü'l-Huffâz" demektedir.
Muhaddislerden Mûsâ b. İbrahim demiştir ki : "Ebû Dâvûd, dünyâda hadîs için, âhiretde de Cennet için yaradılmiştır. Ben ondan efdal bir zât görmedim."
Ebû Dâvûd, beş yüz bin hadîs-i şerîf ile hafızasını tezyin etmiş bulunuyordu. Bunlardan intihâb ettiği dört bin sekiz yüz hadîs-i sahih iîe (Sünen-ı Ebî Dâvûd) denilen meşhur kitabını vücûde getirmiştir. Bu kitab bilhassa ahkâm-ı fıkhiyye için pek mu'teber bir merci'dir. Ebû Dâvûd, bu kitabını İmâm-ı Ahmed b. Hanbel'e arz etmiş, o büyük müctehidin istihsânını celb eylemiştir.
Bu mübarek muhaddis demiştir ki : "Bu kadar ahâdîs-î şerife arasında dört hadîs-i şerîf vardır ki, insana dîni için kifayet eder." Bunları teberrüken kaydediyoruz :
1- Amellerin hükmü, kıymeti niyyetlere göredir."
2- İnsanın kendisine fâidesi olmayan şeyleri terk etmesi, İslâmiyyetinin güzelliğindendir."
3- Bir mü'min,kendi nefsi için isteyib hoşlandığı şeyi kardeşi için de istemedikçe bihakkın mü'min olamaz."
4- Helâl de zâhîr, haram da zahirdir. Bunların arasında ise birtakım iştibahlı şeyler vardır." (Binâenaleyh harama düşmemek için bu şüpheli şeylerden de sakınmak lâzımdır.)[179]
Basra'da İkametinin Sebebi:
Ebû Dâvûd vefatına kadar Basra'da ikamet etmişti. Bunun sebebini kendi hadimi Ebû Bekr b. Câbir şöyle nakletmiştir :
"Ben Ebû Dâvûd ile beraber Bağdad'da bulunuyordum. Bir gün Akşam namazım henüz kılmıştık ki, kapı çalındı, açtım. Gelen zât, Emîrü'l-Mü'minîn Ebû Ahmed el-Muvaffak idi. istizan ederek içeriye girdi. Ebû Davud'un yaınnda oturunca aralarında şöyle bir muhavere cereyan etti :
— Emîrü'l-Mü'minîn'in böyle bir vakitte gelmelerinin sebebini öğrenebilir miyim?
— Üç şeyi rica için geldim.
— Buyurunuz.
— Birincisi, sen Basra'ya rıhlet ederek orada tevattun etmelisin, tâ ki senden istifâde için her taraftan talebe-i ulûm Basra'ya akın edib gelsin de, sayende o şehir ma'mûriyyete yüz tutsun. Bilirsin ki, Zenc isyanı dolayısiyle o şehir harâb olmuş, halk oradan kesilmiştir.
— Evet, bu biri. Ya ikincisi?
— İkincisi de, evlâdıma senin Kitâbü's-Sünen'ini rivayet edersin.
— Evet., üçüncüsünü îrâd buyurunuz.
— Üçüncüsü de onlar için husûsî bir meclisde rivayette bulunursun. Çünkü hulefâ evlâdı âmme ile beraber oturmazlar.
— Hâ, buna yok yoktur. Çünkü, nâsın şerifi de, gayr-i şerifi de ilim hususunda müsavidir.
İbn-i Câbir diyor ki : "Halîfenin çocukları da âmme ile beraber hadis meclisinde hazır bulunmaya başladılar. Şu kadar var ki, kendileriyle nâs arasına bir perde konuluyordu."
İşte bu taleb üzerine Ebû Dâvûd, Basra'ya gitmiş, o fazilet ve irfan timsâli olan mübarek vücûdiyle Basra'ya ebedî bir feyz ve şeref bahsetmişti.
Müellefâtı: Matbu' iki cilddir; Kütüb-i Sitte'nin, ta'bîr-i aharla Sıhâh-ı Sitte'nin üçüncüsü sayılmaktadır. hadîs'e dâir olub bu da matbu' bulunmuştur.
Ma'lûm olduğu üzere Kütüb-i Sitte'nin birincisi Sahîh-i Buhârî, ikincisi Sahîh-i Müslim, üçüncüsü işbu Sünen-i Ebî Dâvûd, dördüncüsü Sünen-i Tirmizî, beşincisi Sünen-i Nesei, atana’ da Sünen-i İbn-i Mâce'dir. Bunların altısına birden Sıhâh-ı Sitte nâmı da verilmektedir.
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz, Tabakaatü'l-Hanâbile,Mevzûâtü'l-Ulûm, Kesfü'z-Zünûn, El-A'lfim, Mu'cemü'l-Matbûâti'l-Arabiyye.[180]
77 - İbn-i Nakîb:
İbn-i Nakîb İbn-i Muhammed el-Endülîsî, pek fâzıl bir âlimdir. (201) târihinde doğmuş, bilâhare birçok seyâhatlar yaparak asrının büyük âlimlerine, muhaddislerine mülâkî olmuş, nihayet (276) senesinde vefat etmiştir. Rahmetullâhi aleyh.[181]
Meşâyihi:
İbn-i Nakîb, ilm ü irfan tahsili için seyahat etmiş olduğu Şark ve Garb memleketlerinde (280) kadar meşâhîrden istifâde etmiş, ez-cümle İmâm-ı Ahmed b. Hanbel'e husûsiyyeti olduğu gibi Yahya b. Yahya el-Leysi, Ebû Mus'ab ez-Zührî, Yahya b. el-Bükeyr, Ebû Bekr İbn-i Şeybe gibi zevattan da hadîs ahzetmiştir. Kendisinden de oğlu Ahmed ile Eşlem b. Abdi'1-Azîz, Ab-du'llah Yûnus el-Kîrî, Muhammed bin Lübâbe ilim ahzetmişlerdir.[182]
Tefsir Ve Hadîs İlmindeki Mevkii:
İbn-i Nakîb, büyük bir müfessirdir. Rivayet tar'kında büyük bir kudret göstermiş, mufassal bir tefsir kitabı vücûda getirmiştir, İbn-i Hazm diyor ki : "Ben kat'iyyen derim kî, İslâm'da İbn-i Nakib'in Tefsîr'inin misli te'lîf edilmemiştir. Ne İbn-i Cerîr Tefsiri, ne de başkası buna muâdil değildir."
İbn-i Nakîb aynı zamanda yüksek bir muhaddisdir, bir fakîhdir. Kendi himmetiyle Endülüs'de hadis rivayeti pek vüs'at bulmuştu. Bin iki yüz Sahâbî'nin hadislerini cami' bir (Müsned-i Kebîr) i vardır ki, bî-nazîr bir eserdir.
Zehebî diyor ki: "İbn-i Nakîb bir müctehid idi, bir kimseyi taklîd etmezdi. Âbid, zâhid bir zât idi. Yetmiş gazveye iştirak etmiş olduğu mervîdir. Sûfiyye mesleğine muhib, müstecâbü'd-da've bulunuyordu.
Maa't-teessüf eserleri intişâr etmemiştir.
Me'hazlar : Tezkiretü'l-Huffâz, El-A'lâm.[183]
78- Bak1yy B. Mahled:
Ebû Abdi'r-Rahmân Bakıyy b. ahled el-Endüllsî el-Kurtubî, yüksek bir ilim sahibidir. (231) târihinde doğmuş, (276) da vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[184]
Kudret-i İlmiyyesi ;
Bakıyy müfessir, muhakkik, hâfızü'l-hadîs, müctehid bir zâtdır. Daha hayatta iken müellefâtı her tarafa intişâr etmişti. Yazmış olduğu tefsir kitabı hakkında İbn-i Beşküvâl demiştir ki : "Bu fefsîr'în misli İslâmda te'lîf edilmemiştir."
Müellefâtı: Sahâbe-i Kirâm'ın isimlerine göre tertîb edilmiştir.
Me'haz: El-A'lâm.[185]
79- İbn-i Kuteybe:
Ebû Muhammed, Abdu'llah b. Müslim b. Kuteybe ed-Dîneverî, meşhur bir âlim ve müverrihtir. Babası Mervlidir. Bu cihetle nisbetinde (Mervezî) de denir. Fakat kendisi (213) târihinde Bağdad'da doğmuş, veya Kûfe'de doğup Bağdad'a yetişmiş, bir müddet (Dînever) de kadılık etmiş olduğu cihetle (Dîneverî) nisbetini almış ve nihayet (276) târihinde Bağdad'da vefat eylemiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[186]
Mevki-i İlmîsi:
Hayâtını ilm ü irfana hasretmiş olan bu kıymetli âlim, İshâk b. Râheveyh, Ebû İshâk İbrahim b. Süfyân, Ebû Katim es-Sicistânî gibi büyük fakîh ve muhaddislerden ilim ahzetmiş, kendisinden de oğlu Ebû Ca'fer Ahmed ile Ebû Muhammed, Abdu'llâh İbn-i Deresteveyh gibi zâtlar müstefîd olmuşlardır.
Bu mümtaz sîmâ, Bağdad'da uzun bir müddet tedris le, fâideli eserler te'lîf etmekle iştigal etmiş, bir aralık kadılığa ta'yîn edilmiş ise de, az sonra isti'fâ ederek yine rûhan meclûb olduğu tedris ve tasnif sahasına can atmıştır.
İlm ü faziletle temayüz etmiş olan bu zât hakkındaki beyhakî diyor ki: "İbn-i Kuteybe Kerrâmiyyeden idi." Dârekutnî de demiştir ki: "İbn-i Kuteybe teşbihe mütemayil idi." Halbuki bu iddia, müsteb'addır. Zîrâ onun Müşebbihe aleyhine bir eseri vardır.
Hâkim'in iddiasına nazaran da İbn-i Kuteybe, bütün ümmet nazarında kezzâbdır.
Zehebî ise herkesi tenkid ve taz'îf ettiği halde bu iddiayı Mîzân'ında pek tecâvüzkârâne buluyor ve diyor ki : "Hatîb, İbn-i Kuteybe'yi tevsik etmiştir1. Deccâl ile Müseylime'den başkasının kizbi üzerine bütün ümmetin icmâ'da bulunduğu da bence ma'lûm değildir."
Filhakika Hatîb-i Bağdadî diyor ki : "İbn-i Kuteybe, sika, fâzıl, diyanetli bir kimse idi."
İbn-i Hazm da demiştir ki : "İbn-i Kuteybe dîninde ve ilminde sika idi."
Deniliyor ki : İbn-i Kuteybe, Nasibi bulunuyordu. Hâkim ise bunun zıddı olarak Ehl-i Beyt'e pek merbut bulunuyordu. Bu cihetle İbn-i Kuteybe hakkında böyle bir ta'nda bulunmuştur."
İbn-i Kuteybe, bir müverrih sıfatiyle bâzı zaîfü's-sübût şeyleri de nakletmiş olabilir. Bu cihetle de kendisi kizbe nisbet edilmiş olabilir.
İbn-i Kuteybe'nin fürû' i'tibâriyle İbn-i Râheveyh veya İmâm-ı Mâlik mezhebine sâlik olduğu söylenmektedir. Velhâsıl âlim, fâzıl, müfessir. mütefennin bir zât idi.
Müellefâtı: matbû'dur. Risalelerden müteşekkil olub müsteşrıklar tarafından tab' edilmiştir. matbû'dur, câhiliyye devrine âid bir hayli malûmatı hâvidir, iki yüz elli senelik kadar da İslâm vakayiini ihtiva etmektedir. Asr-ı Saâdet'e, Tabiîn Hazarâtına, birçok müctehidlere, munaddişlere ve sâir İslâm âlimlerine dâir pek faydalı ma'lûmâtı câmi'dir. Bu da matbûdur.ve saire nâmlariyle on kitabdan müteşekkildir. Bir kısmı Mısır'da, Berlin'de, Strasburg'da tab' edilmiştir. Bu son iki kitab İbn-i Kuteybe'ye cihân-şümûl bir şöhret te'mîn etmiştir. Bu da matbû'dur. Uzun bir mukaddimeyi hâvi, kitabetin âdâb ve şeraitini mübeyyindir. Bir çok edebî parçalar ile, beyitler ile müzeyyendir. Müteaddid şerhleri vardır. İbn-i Haldun, târihinin mukaddimesinde diyor ki: “Üstâzlarımızdan işittiğimize göre fenn-i edebin usûl ve erkânı dört dîvandan ibarettir.Bunlar İbn-i Kuteybe'nin İbn-i Kuteybe'nin, Müberrid'in , Câhiz'in, Ebû Alî el-Kaalî'nin dedir."Matbu'iki cüz'dür.Mısır'da el- Muktebes mecmuasında neşredilmiştir. Matbû'dur.
Me'hazlar: Buğyetü'l-Vuât, Keşfü'z-Zünûn, El-A'lâm, Kaamûsû'l-A'lâm, İslâm'da Târih ve Müverrihler, Mu'cemü'l-Matbûâti'l-Arabiyye.[187]
80 - Ebu Hatim Er-Râzî:
Muhammed b. İdrîs b. el-Münzîr el-Hanzalî, meşhur bir muhaddistir. (195) târihinde Rey'de doğmuş, daha pek genç iken vatanını bırakarak seyâhata çıkmış, günlerce piyade olarak yol yürümüş, birçok ihtiyaçlara katlanmış, Bahreyn'e, Mısır'a, Remle'ye, Tarsus'a, Bağdad'a, Basra'ya, bilâd-ı Rûm'a gitmiş, buralarda senelerce kalarak birçok âlimlere mülâkî olmuş, nihayet (277) târihinde Bağdad'da vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[188]
Meşâyihi:
Ebû Hatim, Abdu'llah b. Mûsâ, Muhammed b. Abdi'llah el-Ensârî, Ismaî, Ebû Muaym, Ahmed b. Hanbel gibi eâzımdan hadîs ahzetmiş, kendisinden de Yûnus b. Abdi'l-A'lâ, Muhammed b. Avf et-Tâî, Ebû Dâvûd, Neseî, İbn-i Ebi'd-Dünyâ, Ebû Avâne el-Esferâyînî, Ahmed b. Mansûr er-Remâdî gibi zâtlar hadis rivayet eylemişlerdir.[189]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû Hatim, a'lâm-ı ümmetden biridir, müfessir, fakîh bir zâttır. Bâhusûs hadîs'de itkan ve ihtisas sahibi idi. Bağdad'da, Dimeşk'da, Mısır'da hadis okutmuştur. Mûsâ b. İshâk el-Ensârî demiştir ki: "Ben Ebû Hâfim'den mahfûzâti daha çok bir zât görmedim."
Bizzat Ebû Hatim de derdi ki : "Ben işittiğim şeylerin en güzelini yazdım. Yazdığım şeylerin en güzelini hıfzettim. Hıfzettiğim şeylerin de en güzelini söyledim." İsimli bir eseri vardır.
Me'hazlar : Tezkiretü'I-Huffâz, Tabakaatü'l-Hanâbile, El-A'lâm.[190]
81- Tirmizî:
Ebû İsâ, Muhammed b. İsâ b. Sevre es-Sülemî et-Tirmizi, Mâverâü'n-Nehir'de (Iirmiz) denilen beldede (209) târihinde doğmuş pek meşhur bîr muhaddistir. Bu zât da sair büyük muhaddisler gibi seyâhatlarda bulunmuş, bilhassa Hicaz'a gitmiş, Irak, Horasan havalisini gezib olaşmış, muhalled eserlerini İslâm âlemine bergüzâr bıraktıktan sonra (279) târihinde Tirmiz'de vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[191]
Meşâyihi:
Tirmizî, asrının yüksek muhaddislerine, âlimlerine mülâkî olmuş, bahusus Kuteybe b. Saîd, Ebû Mus'ab, Mahmûd b. Gaylân, Muhammed b. Beşşâr, Süfyân İbn-i Vekî', Muhammed b. İsmâil el-Buhârî gibi ekâbirden hadîs ahzetmiştir.
Kendisinden de Muhammed b. Ahmed el-Mahbûbî, Mekbûl b. el-Fazl, Hammâd b. Şâkîr gibi zevat rivayette bulunmuşlardır.[192]
Tefsir Ve Hadîs İlmindeki Mevkii:
İmâm-ı Tirmizî kudretli ve emîn muhaddislerden olduğu cihetle rivayet ettiği ahâdîs-i şerife ile Kelâmu'llah'ın tefsirine pek büyük hizmetlerde bulunmuştur. En sahîh esbâb-ı nüzulü bildirmek, garîbü'l-Kur'ân denilen bâzı elfâz-ı Kur'âniyyeyi en güzel bir veçhile şerh etmek, Kur'ân-ı Mübin'deki bâzı kıssalar hakkında en doğru ma'lûmâtı muhtevi bulunmak i'tibâriyle İmâm-ı Buhârî'nin ve Tirmizî ile Hâkim'in Tefsirleri birinciliği ihraz etmekte ve muhaddisler arasında "Esahhü't-Tefâsîr" sayılmaktadır. Hiç bir müfessir, bu üç zâtın Tefsirlerinden müstağni olamaz. .
Muhammed b. İshâk, Vâkıdî, Kelbî gibi müfessir ve müverrihlerin bu kıssalara dâir kendi kitablarında vermiş oldukları tafsilâtın ekserisi, muhaddisler arasında gayr-i sahîh görülmekte, isnâdlarında nazar bulunmaktadır. Bu tafsilât güzelce ta'mîk edilirse bunların kütüb-i sâlifeden, ehl-i kitâbdan menkul olduğu anlaşılır. Binâenaleyh mütefekkir, münekkid müfessirler, bu gibi menkulâta büyük bir kıymet vermemektedirler. Bu husûsâtı, malûmatı şurût-ı tefsirden saymak doğru değildir.
Hadîs ilmine gelince : Tirmizî bu hususta da yüksek bir mertebeyi hâizdir. Hıfzı hususunda kendisiyle mesel darb olunurdu.
Hâkim diyor ki : Ben Ömer b. Alekk'in şöyle dediğini işittim:"Buhârî Âhiret'e gitti; Horasan'da ilim, hıfz, zühd ü takva cihetiyle Ebû İsâ gibi başka bir halef bırakmadı."
Tirmizî, hadis'de olduğu gibi fıkıh ilminde de büyük bir kudret sahibi idi. Haşyetu'llah ile ağlaya, ağlaya son günlerinde iki sene kadar a'mâ kalmıştır.
Rivayet etmiş olduğu ahâdîs-i şerife'den üçünü teberrüken kaydediyoruz:
1- Bizim gencimize merhamet, ihtiyarımıza hürmet etmiyen bizden değildir."
2- Taamın bereketi taamdan evvel ve sonra elleri yıkamakladır''
3- Kardeşine, zâlim olsa da, mazlum olsa da yardım et. Ona, zâlim olduğu halde nasıl yardım edebilirim? denildi. Buyurdu ki : Anı zulümden men'edersin, işte bu, ona yardımdır."
Müellefâtı : Matbû'dur. Kütüb-i Sitte'nin dördüncüsüdür. Bu kitabda mezahib ve istidlal vecihleri gösterilmiş, hadislerin sahîh, hasen, garîbine işaret olunmuş, râvîlerin cerh ve ta'dîli cihetine gidilmiş, âhirine birçok faideli mebâhisi muhtevi olan ilâve edilmiştir. Esasen bu mübarek kitab şu dört kısma ayrılmıştır :
1- Sıhhatine kat'iyyen hükmedilen hadisleri hâvidir.
2- Ebû Dâvûd ile Nesei’nin şartlarına uygun hadislerden ibarettir.
3- Kendilerinden men' ve tahzîr için ihrâc edilmiş olan gayr-i sabit hadislerdir.
4- Kendisince kat'iyyetle sabit değilse de bâzı fukahâca ma'mûlünbih olduğu için yazılmış olan hadislerdir,
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz, Tefsîrü'l-Kur'ân bi-Kelâmi'l-Kur'ân Mukaddimesi, Câmiü's-Sağîr, Mevzûâtü’l-Ulûm, El-A'lâm.[193]
82- Ebû Hanîfe Ed-Dineveri:
Ahmed b. Dâvûd b. Venend, meşhur, mütefennin bir âlimdir. Irâk-ı Acem'de Hemedân'a yakın bir mesafede vaktiyle pek ma'mûr ve elyevm harab bulunan (Dînever) şehrinde doğmuş, bilâhare Basra'lı, Kûfe'li birçok zevattan ilm ü irfan tahsil etmiş, bilhassa lisâniyyâtı, edebiyyâtı İbn-i Sikkit'den teallüm eylemiş, nihayet (282) tarihinde vefatı vuku' bulmuştur.[194]
Kudret-i İlmiyyesi:
Bu zât yüksek bir âlimdir, müfessirdir. Hanefiyyü'l-mezheb idi. Fıkıh'dâ, edebiyyatta mütebahhir olduğu gibi, riyâziyyât, tabîiyyât, târih, hey'et ilimlerinde de mütehassıs bulunuyordu. Bu ilimlere dâir yazmış olduğu müteaddid eserler, iktidarının birer parlak delilidir. Sika, zâhid, müttekî idi. Süyûtî'nin ifâdesi veçhile Arab'ın âdâbiyle felâsifenin hikmetini cem' etmişti.
Müellefâtı : Bu meşhur bir târih kitabıdır; eski İran, Yemen, Rûm, Türk hükümdarlarına, Asr-ı Saâdet'e, Emevî ve Abbasî halîfelerinden bir kısmına, Kerbelâ, İbnü'z-Zübeyr ve Haccâc vak'alarına, Haricîlerin teşkilâtına dâir faydalı ma'lûmâtı câmi'dir. Mes'ûdî'nin ifâdesine nazaran İbn-i Kuteybe, bu târihden pek çok şeyler iktibas etmiştir. Bu târih, Garb'da büyük bir ehemmiyetle karşılanmış, (1888) târihinde Leyden'de basılmıştır. Bilâhare bir müsteşrik tarafından bu târihe mahsus yapılmış olan mükemmel bir fihris de (1912) senesinde yine Leyden'de tab' edilmiştir. O bu eser- Arablarca ma'lûm olan ecrâm-ı semâviyyeye, cevv-i hevâya, rüzgârlara ve sâireye müteallıkdır. Bu eser, Âl-i Büveyh'den Rüknü'd-Devle'nin nâmına yazılmıştır. Rüknü'd-Devle'nin Ebû Hanîfe için (235) târihinde İsfahan'da bir rasadhâne yaptırmış olduğu mervîdir. Bu eser, Ebû Hanîfe'nin pek mütehassıs nebâtiyyûndan olduğunu göstermektedir. Meşhur nebâtiyyûndan olan İbn-i Baytar, bu kitabdan istifâde -etmiştir. Ve sâire...
Me'hazlar :Buğyetü'l-Vuât, El-A'lâm, Kaamûsü'l-A'lâm, İslâm'da Târih ve Müverrihler, el-Mu'cemü'l-Matbûâti'l-Arabiyve.[195]
83- İsmail b. İshak:
Ebû İshak, İsmail el-Basrî, muktedir bir âlimdir. (200) târihinde doğmuş, (282) de füc'eten vefat etmiştir.[196]
Kudret-i İlmiyyesi:
Ebû Îshak, fâdıl, Arabiyye'de, Fıkh-ı Mâlikî'de imâm idi. Zamanında nahiv ve lügat ilmi kendisine müntehi olmuştu. Tefsire, sair ulûm-ı İslâmiyyeye bihakkın âşinâ idi. Halîfe Mütevekkilin zamanında Bağdat kadılığına ta'yîn ve bir aralık azledilmiş ise de, bilâhare Mu'temed devrinde tekrar Bağdat kadılığına nasbedilerek vefatına kadar o makamı muhafaza etmiş, kendisinden sonra Bağdat üç ay kadisız kalarak halk söylenmeğe başlamıştı. Velhâsıl muhterem bir âlim, bir müfessir idi.
Müellefâtı:
Me'hazlar: Buğyetü'l-Vuât, Tahakatü'n-Nühât.[197]
84- Sehl Et-Tüsterî:
Ebû Muhammed, Sehl b. Abdi'llâh b. Yûnus et-Tüsterî, sûfiyyeden büyük bir zâttır. (200) târihinde Tüster'de doğmuş, uzun bir müddet Basra'da yaşamış, Şeyh Zü'n-Nûn-ı Mısrî'ye mülâki olmuş, (283) târihinde Basra'da vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[198]
Tefsir Ve Tasavvurdaki Mevkii:
Sehl et-Tüsterî, Sûfiyyenin ulemâsından, ekâbirinden bir zâttır. Ihlâsa, riyâzet-i nefse, uyûb-i ef'âle dâir derin mütâlealarda bulunmuştur. (204) sahîfeden müteşekkil bir tefsiri vardır; Mısır'da tab' edilmiştir. Bâzı âyât-ı celîle hakkında güzel hadisler,mutasavvifâne sözler, mütâlealar yazmış bulunmaktadır. Ez-cümle:[199] âyet-i kerîmesinin tefsirinde diyor ki : "Taharet şu dört şeydir : Safâ-yı mat'am, sıtku'l-lisân, mübâyenetü'1-âsâm, huşûi's-sır. Bu dörtten herbiri a'zâ-yı zahireden herbirinin tathîrine tekabül eder. Bu eser, tefsîr-i işârî kabîlindendir.
Me'hazlar : Tabakaatü's-Sûfiyye, Vefeyâtü'l-A'yân, Mu'cemü'l-Matbûâti'l-Afabiyye.[200]
85- Müberrid:
Muhammed b. Yezîd b. Abdi'l-Ekber el-Basrî, meşhur bir âlimdir. Künyesi, (Ebü'l-Abbâs) dır. (210) târihinde Bağdad'da doğmuş, (286) târihinde yine Bağdad'da vefat etmiştir, Rahmetu'llâhi aleyh.[201]
Kudret-i İlmiyyesi:
Müberrid, kudretli bir âlim, bir müfessirdir. Tefsîrinde lisan i'tibâriyle büyük bir kudret göstermiştir. Arabca'nın dekayıkına vâkıf, fasîh, belîğ, zarîf, doğru sözlü, lâtif üslûblu bir zât idi. Mâzenî, Kisâî, Ezdî, Ebû Hatim es-Sicistânî gibi meşhur zâtlardan ilim tahsil etmiş, kendisinden de Nıftaveyh, İsmâil Saffâr, Sûlî gibi âlimler rivayette bulunmuşlardır.
Üstâzı Ebû Osman el-Mâzînî, te'lîf etmiş olduğu ünvanlı kitabındaki bâzı dakik mes'eleleri Ebü'l-Abbâs'a sormuş, pek muvafık cevâblar alınca kendisine :Kalk; artık sen hakkı isbâta muktedirsin." diye iltifatta bulunmuştu. Bu münâsebetle adı (Müberrid) kalmış, bilâhare bu isim yanlış olarak (Müberred) diye okunmuştur.
Müberrid, Basrahlar, Sa'leb de Kûfeliler arasında asırlarının imâmı bulunuyordu. Bu iki zât arasında bir münâferet ve bürûdet mevcûd idi. Hattâ bu münâferet, bir darb-ı mesel sırasına geçmiş olduğundan bir şâir şöyle demiştir :[202]
Maahâzâ bu iki âlim arasındaki münâferetin bir münâkaşa dâiresini tecâvüz etmediği anlaşılmaktadır. Çünkü Müberrid'in vefatından Sa'leb pek müteessir olarak şu beyitleri söylemiştir :[203]
Müellefatı: Bu kitab Arab lisânına, edebiyyâtına dâir yazılmış nazîrsiz bir eserdir; matbû'dur.
Me'hazlar: Buğyetü'l-Vuât,Vefeyâtü'l-A'yân, Mevzûâtü'l-Ulûm, El-A'lâm, Mu'cemü'l-Matbuâti'l-Arabiyye.[204]
86- El-Haffâf:
Ebû Yahya, Zekeriyyâ b. Dâvûd b. Bekr en-Nîsâbûrî, âlim bir zattır. (286) târihinde vefat etmiştir.[205]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû Yahya, müfessirdir, hâfız-ı hadîs'dir. Bâzı âsârı vardır. Ünvanlı eseri bu cümledendir.
Me'hazlar: Tezkiretül-Huffâz, El-A'Iâm.[206]
87- Sa'leb:
Ahmed b. Yahya b. Yezid eş-Şeybânî el-Bağdâdî, meşhur lisan âlimIerindendir. Künyesi (Ebü'l-Abbâs) dır. (200) târihinde Bağdad'da dünyâya gelmiştir. Son günlerinde kendisine sağırlık arız olmuştu. Bir Cum'a günü îkindi namazından sonra camiden gelirken arkasından koşan bir hayvanın çarpmasiyle bir çukura düşerek (291) târihinde Bağdad'da vefat etmiştir.[207]
Mevki-i İlmîsi:
Sa’leb, yüksek bir âlimdir. İbn-i A'râbî, Muhammed h. Sellâm El-Cümahî, Alî b. el-Muğîre el-Eşrem, Seleme b. Âsim gibi büyük âlimlerden ders okumuş, Ferrâ'nın bütün kitaplarını ezberlemiştir. Lûgatta birinci üstâzı İbn-i A'râbî idi. Nahivde de en ziyâde İbn-i Âsım'a i'timad gösterirdi.
Sa'leb nahivde, lûgatta, şiir ve edebde zamanının en değerli imamı bulunuyordu. Hele nahivde Kûfelilerin imamıdır. Hafızasını birçok ma'lûmât ile tezyin etmişti. Mütefennin, i'timâda şâyân bir zât idi. Tevazu'dan ayrılmaz, bâzı suallere karşı : Bilmiyorum' demekten çekinmezdi.
Müellefâtı:
Me'hazlar: El-A'lam, Mevzûâtü'l-Ulum, Lügat-ı Târihiyye ve Coğrafya.[208]
88- Ebû Yahya Er-Râzî:
Abdü'r-Rahman b. Muhammed b. Müslim, fudalâdan bir zâttır. (281) târihinde vefat etmiştir.[209]
Mevki-i İlmîsi :
Bu zât müfessîr, hâfızü'l-hadîs'dir. Isfahan câmi-i şerifinin imamı bulunuyordu. (Tefsir) ile (Müsned) nâmında iki eseri vardır.
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz,El-A'lâm.[210]
89- İsmail b. İshâk:
İsmail b. İshâk b. İsmail b. Hammâd el-Ezdî, muhterem bir âlimdir. "El-Cehzamî" denmekle ma'rûftur. (200) senesinde Basra'da doğmuştur. (282) de füc'eten vefat etmiştir.[211]
Mevki-i İlmîsi:
İsmâil el-Ezdî, kudretli bir müfessirdir, muhaddistir. Bağdad'da tevattun etmişti. Bağdad'da, Medâyin'de, Nehrevan'da kadılık etmiş, vefatında Kadi'l-Rudât bulunmuştu. Mâliki mezhebini Irak'da neşreden, bu zâtın mensûb olduğu hanedandır. Bunlara (Hammâd Ailesi) denir ki, Irak'da bir beytü'1-ilimdir. Bu aileden üç yüz sene kadar bir müddet içinde birçok âlimler yetişmiştir.
Halîfe Mütevekkil zamanında Bağdad kadılığına ta'yîn ve bir aralık azledilmiş ise de, bilâhare Mu'temid devrinde tekrar kadılığa nasbedilerek vefatına kadar o makamı muhafaza etmiş, kendisinden sonra Bağdad üç ay kadısız kalarak halk söylenmeye başlamıştı. Velhâsıl muhterem bir müfessir idi.
Müellefâtı: Fıkıhdandar.on cilddir. İki cilddir. Bu iki eser bâzı fetvalar hakkındadır.
Me'hazlar: Buğyetü'l-Vuât, Ed-Dîbâcü'l-Müzehheb, Tabakaatü'n-Nuhât, El-A'lâm.[212]
Dördüncü Tabakayı Teşkil Eden Müfessirler
90- Neseî:
Ebû Abdi'r-Rahmân, Ahmed b. Alî b. Şuayb b. Alî; Horasan'ın "Nesâ" beldesine mensûb olan bu meşhur muhaddis 225 senesinde dünyaya gelmiş, bilâhara İslâm ilim merkezlerini gezib dolaşmış, bilhassa Horasan'a, Hicaz'a, Irak'a, Kahire'ye, Şam'a, El-Cezîre'ye, Tarsus'a gitmiş; bir müddet Mısır'da tavattun etmiş, Mısır Emîri ile gazaya çıkarak büyük şehâmetler göstermiş, 302 târihinde Mısır'ı terk ile Filistin'e rıhlette bulunmuş; Dımeşk câmi-i şerifinde Hazret-i Alî'yi medh, Hz. Muâviye'nin fazâiline dâir bir şey söylemekten imtina etmekle mescidden çıkarılmış, Remle'ye nefy edilmiş, orada 303 târihinde vefat eylemiştir.
Diğer bir rivayete göre Hz. Muâviye'nin fazâiline dâir vâki' olan suâle cevab vermediğinden câmi-i şerif içinde döğülmüş, hasta olduğu halde talebine mebnî Mekke-i Mükerreme'ye gönderilmiş olmakla orada vefat edib Safa ile Merve arasında defn olunmuştur. Rahmetu'llâhi aleyh.[213]
Meşâyihi
İmâm-ı Neseî, pek çok âlimlere, muhadclislere mülâkî olmuş, ez-cümle Yûnus b. Abdi'1-A'lâ, Kuteybe b. Saîd, Muhammed b. Beşşâr. Mahmûd b. Gaylân, Ishak b. Râheveyh, Hişâm b. Ammâr, Ebû - Dâvûd Süleyman b. el-Eş'as gibi ekâbirden hadîs ahzetmiştir. Kendisinden de Ebû Bişr ed-Dûlâbî, Ebû'l-Kasım et-Taberî, Ebû Ca'fer et-Tahâvî, Ebû Alî el-Hüseyn en-Nîsâbûrî, Îbnü'l-Haddâd Ebû Bekr gibi meşâhir rivayette bulunmuşlardır.[214]
Tefsir Ve Hadîs İlimlerindeki Mevkii:
Ahmed en-Neseî, büyük bir müfessirdir. Rivayet ettiği ahâdîs-i şerîfe ile rivayet tarîkında yazılan tefsirlere hizmet etmiş, bu cihetle müfessirlerin eâzımından ma'dûd bulunmuştur. İslâm âleminin bu büyük imamı, hele muhaddislerin pek mübeccel bir üstâzıdır. Hadîs ilmindeki vukufu ile, ıtkanı ile ve ulûvv-i isnadı ile temayüz etmiştir. Hattâ allâme Zehebî'nin, Alî b. Abdi'l-Kâfî Sübkî'nin ifâdelerine nazaran Neseî, İmâm-ı Müslim'den bile ahfazdır. Sa'd b. Alî ez-Zencânî'nin beyânına göre de Neseî'nin ricâl-i hadîs hakkındaki şeraiti, İmâm-ı Buhârî ile Müslim'in şeraitinden daha ağırdır. Binâenaleyh Sünen-i Neseî'deki râvîlerin sıkatdan olduğunda hiç şüphe edilemez.
Şâfüyyü'l-mezheb olan Neseî, zühd ü takvâsiyle; ibâdet hususundaki mü câhedeleriyle de pek meşhurdur. Rivayet etmiş olduğu hadislerden beşini teberrüken kayd ediyoruz :
Allâhu Teâlâ'ca amellerin en sevimlisi vaktinde kılınan namazlardır, sonra anaya, babaya riâyettir, sonra da Hak yolunda mücâhededir."
Kocasız kadının, yoksul kimsenin işine koşan bir Müslüman, Allah yolunda cihâd eden, veya geceleri kaaim, gündüzleri sâim bulunan kimse gibidir.''
Allâhu Teââl'ya ma'sıyyefi müstelzim olacak herhangi hususda bir kimseye itaat edilemez. İtaat ancak meşru', müstahsen olan hususdadır."
Eğer ümmetime meşakkat vermeyecek olsaydım, onlara her namaz için -yeni bir- abdest ile ve her abdest ile beraber de misvak ile emrederdim."
Biliniz ki, sizden bir kimse yoktur kî, ona vârisinin malı, kendisinin malından daha sevimli olmasın. Senin malın, takdim ettiğin, yâni hayatta iken meşrû' surette sarf eylediğindir. Vârisinin malıda sonraya bıraktığındır."
Müellefâtı: Bu, Kütüb-i Sitte'nin Hazret-i Alî'nin fazâiline beşincisidir, matbû'dur.
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz, Tabakaatü'l-Kübrâ, Keşfü'z-Zunûn, Mevzûâtü'l-Ulûm, El-A'lâm.[215]
91- Alî El-Kummî:
Ebü'l-Hasen, Alî b. İbrahim b. Hâşim el-Hanbelî, muhterem bir âlimdir. (305) târihinde vefat etmiştir.[216]
Mevki-i İlmîsi :
Alî el-Kummî, müfessirlerden faziletli bir zâttır. Tefsîrül-Kummî nâmında Ahkâmü'l-Kur'ân'a dâir bir eseri vardır. (1313) târihinde İran'da tab' edilmiştir.
Me'hazlar : Keşfü'z-Zünûn, Mu'cemü'l-Matbûati'l-Arabiyye.
92-Velld b. Ebân :
Ebü'l-Abbâs, Velîd b, Ebân b. Tevbe, muktedir bir âlimdir. Isfahan ahâlisindendir. 310) târihinde vefat etmiştir.
Mevki-i İlmîsi :
Ebü'l-Abbâs, müfessir, hâfızü'l-hadîs, fakîh bir zâttır. Sıkatdandır. Et-Tefsîr, el-Müsnedü'1-Kebîr nâmında iki eseri vardır.
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz, El-A'lâm.[217]
93- İbn-i Cerîr:
Ebû Ca'fer, Muhammed b. Cerîr b. Yezîd et-Taberî el-Âmilî, cihân-şümûl bir şöhret sahibi olan büyük bir âlimdir. (224) târihinde Taberistan'ın Âmil şehrinde doğmuş, (310) senesi Bağdad'da vefat etmiştir. Rahbet-i Yâkub denilen mahallede kâin kendi hanesi içinde husûsî bir kahire defn edilmistir. Kabri el-yevm bir ziyâretgâhdır. Rahmetu'llâhi aleyh.
Bu yüksek âlimin irtihâli, islâm âleminde büyük bir teessür uyandırmış, bu ilim ve kemal güneşinin ufûlü, hassas ruhlara heyecan vermiş, birçok edîblerin, şâirlerin mersiyeler yazmalarına saik olmuştur. Ez-cümle, meşhur şâir İbn-i Düreyd, bu hazîn ufûlü şöylece tasvîr etmiştir :[218]
Seyâhatları Ve Üstadları :[219]
Muhammed bin Cerîr, yirmi yaşına kadar kendi vatanında ikamet edib birçok şeyler okumuş, öğrenmiş, sonra da şâir bir kısım İslâm mütefekkirleri gibi ma'lûmâtına küşâyiş vermek, İslâm ülkesinin yüksek âlimlerine mülâki olmak için seyâhata çıkmış, Müslümanların ilim ve irfan merkezlerini ziyaret etmiş, bahusus Küfe, Basra, Rey, Suriye, Mısır topraklarını gezib dolaşmış, nihayet Hilâfet merkezi olan, İslâm alemindeki muhtelif şuûnun tecellîsine birinci derecede bir saha teşkil eden Bağdad'a giderek orada tavattun eylemiş, tedris ile, kıymetli eserlerini tahrîr ile meşgul olmuştur.
Bu pek çalışkan âlim, birçok eâzımdan istifâde etmiş, ez-cümle Muhammed b. Abdi'l-Melik, İshak b. Ebî-İsrâîl, Velîd b. Şücâ' gibi meşâhirden hadîs okumuş, Dâvûd'dan Fıkıh taallüm etmiş, Fıkh:ı Şafiî'yi Mısır'da Rebî' b. Süleyman'dan, Bağdad'da Muhammed Zağferânî'den ahzeylemiş, Fıkh-ı Mâlikî'yi Yûnus b. Abdi'l-A'lâ'dan ve sâireden, ehl-i Irak'ın fıkhını da Rey'de Ebû Mukaatil'den tahsilde bulunmuştur. Kendisinden de Ebû Şuayb el-Harrânî, Abdü'l-Gaffâr el-Husaybî gibi zevat rivayette bulunmuşlardır.[220]
İbn-i Cerîr'in Tefsîr'deki Mesleği :
İbn-i Cerîr, ilim ve irfan târihinde emsaline pek az tesadüf olunabilecek nevâdirden biridir. Ez-cümle tefsirde, hadîsde, fıkihda, edebiyyatda, târihde teferrüd etmiş bulunuyordu.
Hele İbn-i Cerîr pek büyük bir müfessirdir. Pek derin bir ilim ve fazilet semeresi olan tefsiri, emsaline tesadüf olunamayacak kadar kıymetlidir. Bütün İslâm âlimleri bunu i'tirâf edib durmaktadırlar.
Ez-cümle Tezkiretü'l-Huffâz'da deniliyor ki: "Tefsîr-i Taberî'nin bir misli daha tasnîf edilmemiştir." İmâm-ı Nevevî de diyor ki: "Tefsîr-i Taberi bir misli daha tasnîf edilmemiştir; bu hususta ümmet ittifak etmiştir."
İmâm-ı Süyûtî de İtkan'da diyor ki :"Tefsîr-i Taberî, tefsirlerin en ,celîli, en azîmidir; kendi vadisinde şâir tefsirlere fâikdir."
Şâfiîlerin en büyük âlimlerinden olan Ebû Hâmid el-Esferâyînî de demiştir : "Bîr kimse İbn-i Cerîr tefsirini elde edebilmek için Çin'e kadar gidecek olsa bu çok bir şey olmaz."
Filhakika Tefsîr-i Tabarî, bir ilmî hârikadır; kendisinden sonra bu tarzda yazılan tefsirler için pek zengin, pek feyizli bir me'haz teşkil etmiştir.
Bu tefsirde ittihâz edilen meslek, şöylece hulâsa edilebilir : Bu tefsirde âyât-ı celîleden herbiri hakkında Resûl-i Ekrem'den, Ashâb-ı Kiram'dan, Tâbiîn'den her ne rivayet olunmuş ise bunlar sırasiyle nakl edilmiş, bunların arasında muhakemeler yürütülmüş, muhtelif tevcihlerden hangisinin daha râcih olduğu gösterilmiş, âyât-ı Kur'âniyye'den istinbât olunan ahkâm bildirilmiş, i'râba, lisan kavâidine dâir de iktizâ eden bâzı ma'lûmât verilmiştir, işte Cerîr Tefsiri bu muhakeme ve şâire i'tibâriyledir ki, kendisinden evvelki rivayet tarîkıyla yazılmış olan bütün tefsirlerden temayüz itmektedir. Ünvanını hâiz bulunan bu büyük tefsîrin mukaddimesinde şu mebâhis mevcûddur :
1- Kelâmu'llah'ın belagat ve fasâhati; kelâm-ı beşerden mâ-bihfi-im tiyâzı olan vech-i i'cazı hakkında mütâlâa.
2- Tefsir ve te'vîle, Kur'ân'ın yedi harf üzerine nüzulüne dâir ma'lûmât.
3- Sahâbe-i Güzin'in, Tâbiîn'in, Tebe-i Tabiîn'in akvâli; bunlardan hangisinin diğerine müreccah olduğu.
4- Kelimât-i Kur'âniyye'den bâzılarının gayr-i Arabî olub olmadığına, terkiblerin i'râb i'tîbâriyle tevcihine dâir ma'lûmât.
5- Nâsih ve mensûh olan âyetleri irâe.
6- Bid'at erbabının temessükâtına, selef mezhebine göre cevâb i'tâsı.
7- Kur'ân'daki mukattaâtın te'vîli hakkında mütâlâa ve kendi nokta-i nazarını beyan.
İbn-i Cerîr bu tefsirinde lügat i'tibâriyle Ahfeş, Kisâî, Ferrâ', Kutrub gibi nahiv âlimlerinin eserlerini, rivayet i'tibâriyle de İbn-i Cüreyc, Abdü'r-Rahmân b. Zeyd b. Eşlem, Mukaatil b. Hibbân'ın tefsirlerini me'haz ittihâz etmiştir. Târihde Kelbî, Hişâm, Vâkıdî'den istifâde ettiği halde tefsirinde bunlardan ve Mukaatil b. Süleyman'dan bir şey nakletmemektedir. Bunları müttehem gördüğü için tefsirini zaîf kavillerden sıyânet etmek istemiştir.
Maahâzâ Esbat vâsıtasiyle Süddî-i Kebîr'den, Bişr b. Ammâr vâsıtasiyle de Dahhâk'den rivayette bulunmuş olduğu cihetle tefsiri bu yüzden biraz intikaada uğramıştır.[221]
İbn-i Cerîr'in Hadîs Ve Fıkıhdaki Mevkii:
İbn-i Cerîr, büyük bir muhaddistir. Binlerce ahâdîs-i şerife ile hafızasını tezyin etmişti. Binlerce ahâdîs-i Nebeviyyeyi kitablarında rivayet etmiştir. Fakat bu ahâdîs-i mübârekeyi yalnız böyle bilip yazmakla kalmamış, bunların ahkâmına da bihakkın vâkıf bulunmuştur. Bunların mertebelerini lâyıkıyle idrâk etmiş, bunların ilel ve esbabına tamâmiyle muttali' olup, hangisinin râcih, hangisinin daha kuvvetli olduğunu ta'yîne de muktedir bulunmuş-
Bu cihetledir ki İbn-i Cerîr, aynı zamanda büyük bir fakîhdir. Bütün mezâhib-i fıkhiyyeye vâkıftır. Bununla beraber kendisi de fıkıhda, İslâm hukukunda bir mezheb sahibidir. Yalnız taklîd ile, başkalarının istinbât etmiş olduğu mesaili hıfz etmekle iktifa etmemiş, kanâatine, ilmî tetebbuâtına isti-nâd ederek bir kısım mes'elelerde şâir müctehidlerden ayrılmış, teferrüd etmiş, kendisi de İslâm dünyâsının başhbaşına ilmen, dînen mübeccel bir imâmı olmuştur.
Şöyle ki: İbn-i Cerîr, i'tikadca Ehl-i Sünnet ve Cemâat mezhebine sâliktir. îbâdât ve muamelât hususunda ise evvelce Şafiî Mezhebi'ne tâbi' idi. Bu mezhebin intişârına büyük hizmetlerde bulunmuş, on sene kadar Bağdad'da bu mezheb dâiresinde fetva vermiştir. Fakat bilâhare kendisi de bir müctehid için lâzım gelen dînî ilimler ile bihakkın mücehhez bir hâle gelmiş olduğundan kendi nâmına içtihada kıyam etmiş, öyle bir mezhebi taklîd ile iktifa edecek zevâtdan olmadığını âsâr-ı ilmiyesi ile isbâta muvaffak olmuştur.
Yazık ki, bu yüzden bâzı muasırlarının ta'n ve teşnîine uğramış, hattâ hılâfiyyât'a dâir adındaki kitabında İmâm-ı
Ahmed'in hilâfiyyât'a âid mesailinden bahsetmemiş, ve onun bir fakih değil, bir muhaddis olduğunu söylemiş olduğu için Hanbelîlerin hücumlarına ma'ruz kalmış, hükümet kuvvetlerinin müdâhalesine meydan verilmiştir.
Hattâ Zehebî merhum, bu zât hakkında Onda biraz Şiîlik vardır." demiştir ki, bu da Zehebî'nin Hanbelî Mezhebi'ne fart-ı meclûbiyyetinden mütehassıl bir duygu.eseri olsa gerektir.
İbn-i Cerîr, haksız yere uğradığı i'tir âzlar dan, hücumlardan kalbi münkesir olmuş, kıymetli eserlerini yazabilmek için müsait zamana ihtiyaç görülmüş olduğundan dolayı olmalıdır ki, son zamanlarında inzivaya çekilmiş, husûsî dostlarından başkasiyle görüşmemeğe başlamıştı.
Filhakika, bu inziva sayesindedir ki, o kadar muazzam eserlerini yazmak imkânını elde edebilmiştir. Yazmış olduğu kitapların varakaları, kendisinin baliğ olduğu günden vefatı târihine kadar olan günlere taksim edilmiş, her güne ondört varaka isabet etmiştir.
Bu azimkar âlimin ilmindeki vüs'ate, zâtındaki gayret ve himmete bakmalı ki, kendisinden ilim ve irfan tahsil eden tilmizlerine hitaben, "Size bir tefsir, bir târih yazacak olsam hoşunuza gider mi? Bundan mahzûz, münbasit olur musunuz?" diye sorar. Onlar da bu eserlerin ne kadar varakadan müteşekkil olacağını sorarlar. Otuz biner varakadan ibaret olabileceğini haber alınca, böyle mufassal eserleri okumaya ömürlerin kifayet edemiyeceğini söylerler. Bunun üzerine o koca âlim, yalnız üçer bin varakalık bir tefsîr ile bir târih yazar, Himmetler ölmüş." diye teessüfünü izhârdan kendisini alamaz.[222]
İbn-i Cerîr'in Edebiyattaki, Târihdeki Mevkii:
İbn-i Cerîr, pek kudretli bir edibdir. Pek kıymetli manzumeleri vardır. O büyük bir müverrihidir. Kâinatın umûmî bir târihini yazmış, hilkatten i'tibâren Hicret-i Nebeviyye'nin (302) senesine kadar olan vak'aları muntazam bir surette zabt etmiştir. Hilkatten Hicret'e kadar olan vakayii işittiği, eski târih kitablarında, gördüğü, Kütüb-i Mukaddese'de münderic bulunduğu veçhile hikâye etmiş, Hicret'den sonraki vakayii de vesaik ve rivâyâta istinâd ile pek mükemmel, vâsi, bir tarzda tesbît eylemiştir.
İbn-i Esîr diyor ki: "Ebû Ca'fer, târihî vak'aları nakledenlerin en sikasıdır."
İbn-i Cerîr, Bağdad'da İslâm şuûnunu yakından ta'kîb etmiş, İslâm varlığının uğradığı mühlik sadmelere şâhid olmuş, İslâm ruhunu sızlatan, ağlatan, heyecanlar içinde bırakan bir kısım acı acı sukutları, ufûlleri, ihtirasları, hâileleri derin bir teessür ile temâşâ 'ederek bunları tedkîk ve tasvire çalışmıştır. İşte bu tedkîk ve tasvirin kıymetli bir mahsûlüdür. Târih-i Taberî, Târîh-i Ca'ferî unvanlarıyla da yâd olunan bu kitab, târihî eserler arasında müstesna bir mevkii hâizdir. Kıdemi, mevsûkıyyeti, münakkahıyyeti ve münderecâtının vüs'ati i'übâriyle pek kıymetli bulunmakta, müverrihler için mühim bir me'haz teşkil etmektedir.
Müellefâtı: Onüç cilt olarak tab edilmiştir.Bu tefsir Nûh Sâmânî'nin oğlu Mansûr nâmına Fârisî'ye tercüme edilmiştir. Fıkha dâir muhtasar bir eserdir. Nâzîr bir eserdir, Aşere-i Mübeşşerenin, Ehl-i Beyt-i Nebevî'nin mevâlînin v'e kısmen İbn-i Abbâs'ın müsnedlerini, rivayet ettikleri bir kısım ahâdîs-i şerîfeyi cami' bunların hakkında ilm-i hadîs, fıkıh, lügat i'tibâriyle lâzım gelen mütâleâtı hâvidir. îkmâl edilememiştir.Ashâb-ı Kiram ile Tâbiîn'in ahvâline dâir olup Târîh-i Taberî'nin on üçüncü cildi oîmak üzere Mısır'da tab' ve neşr edilmiştir.
Me'hazlar: Tezkihetü'l-Huffâz, Tabüakaatü's-Sübkî, Târîh-i Kâmil, Vefeyâtü'l-A'yân, Keşfü'z-Zünûn, El-A'lâm, İslâmda Târih ve Müverrihler.
Zeyl : Tefsîr-i Taberî'yi 326 târihinde vefat eden İbnü'l-Ihşîd Ebû Bekr Ahmed b. Alî ihtisar etmiştir. Fakîh, fasîhü'l-lisârı, mu'tezile mezhebine sâlik, zühd ile ma'rûf olan İbn-i Ahşîd'in Fazlü'l-Kur'ân, El-İcmâ' ve sâire nâmiyle başka eserleri de vardır.
Me'haz : El-A'lâm.[223]
94- Ebû İshâk Ez-Zeccâc:
İbrahim b. es-Seriyy b. Sehl, meşhur bir nahiv âlimidir. (241) târihinde Bağdad'da doğmuş (311) târihinde yine Bağdad'da vefat etmiştir.[224]
Kudreti İlmiyyesi:
Fazilet ve diyanetle muttasif olan Zeccâc, müfessir, edîb, fâzıl bir zâttır. Hele nahiv ilminde imâm sayılmaktadır. Müberrid'den, Sa'leb'den ve şâir meşâhîrden ilm ü edeb tahsil etmiştir. Gençliğinde bir taraftan ilme çalışır, bir taraftan da hakkâklık san'atiyle maişetini te'mîn ederdi. Bu münâsebetle kendisine Zeccâc denilmiştir. Kazancından bir mikdârını üstadı Müberrid'e verirdi, bilâhare Vezir Ubeydu'llah b. Süleymânîın oğlu Kaasım'a muallim ta'yîn edilmişti. Sonra Kaasım da Vezîr olunca Zeccâc'ın tâlii parlamış, mevkii yükselmiş, varidatı pek ziyâde artmış, Kasım'ın kâtipleri arasına girmiştir.
Zeccâc, tefsirde de ihtisas sahibidir. Tefsirinde en ziyâde lisaniyat belâğat i'tibâriyle büyük bir kudret göstermiştir, Zemahşerî gibi bî-nazîr bir müfessir, nahv'e âid tedkîkat ve tahkikatını Zeccâc'ın tefsirinden mülhem olmuş gibidir.
Zeccâc, Hanbeli Mezhebi'ne büyük bir merbûtiyyet gösterirdi. Hâttâ vefatı esnasında "Yâ Rabbî! Beni Ahmed b. Hanbel (radiya'llahu anh) in mezhebi üzerine haşr eyle." diye dua etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.
Müellefâtı: Bu kitabın bir kısmı Süleymâniye Kütüphânesi'nde 1089 numarada mevcûddur. Tasrif-i elfâz'a dâir olup matbû'dur.
Me'hazlar: Buğyetü'I-Vuât, Mu'cemü'l-Üdebâ, Mevzûâtü'l-Ulûm.[225]
95- İbn-i Ebî Dâvûd :
Abdu'llah b. Süleyman b. el-Eş'as el-Ezdî es-Sicistânî, meşhur bir muhaddistir. (230) târihinde Sicistan'da doğmuş, babasiyle beraber birçok seyâhatlarda bulunmuş, Bağdad'da tavattun edip (316) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[226]
Mevki-i İlmisi:
İbn-i Ebî Dâvûd, Ehl-i Irak'ın imâmı idi. Müfessir, muhaddis bir zât idi.
Müllefatı: Matbu'dur.
Me'hazlar : Tezkiretü'l-Huffâz, El-A'lâm.[227]
96- İbnü'l-Münzir :
Muhammedb.İbrahim Ebû Bekr en-Nîsâbûrî, kudretli bir âlimdir. Mek-ke-i Mükerreme'de mücavir bulunmuştur. (309) veya (310) târihinde vefat ettiği kaydolunuyorsa da bunu Zehebî kabul etmiyor. Çünkü Muhammed b. Yahya bu zâta (316) senesinde mülâki olmuştur.[228]
Mevki-i İlmîsi:
İbnü'l-Münzir, tefsirde, hadîsde, fıkıhda bir imamdır. îctihad mertebesini ihraz etmiş olduğundan Zehebî'nin beyânına göre başkalarını taklîd etmezdi. Fakat, İbn-i Sübkî'nin ifâdesine nazaran İmâm-ı Şafiî'nin ashabına dâhildir. Kendisi her ne kadar içtihâd-ı mutlak derecesini hâiz ise de bu hâl Şafiî mezhebinde bulunmasına mâni' değildir. Çünkü, ictihadları İmâm-ı Şafiî'nin içtihadına tevâfuk eden ve bu cihetle ale'l-ekser İmâm-ı Şafiî'nin usûlü dâiresinde mesaili istihraca çalışan zevat, İmâm-ı Şafiî'nin ahzâbından sayılır. İşte İbn-i Münzir de bunlardan biridir.
Müellefâtı: Ve sâire.
Me'hazlar: Tezkîretü'l-Huffâz, Tabakaatü's-Sübkî.[229]
97- İbnü'l-Hayyât:
Ebû Bekr, Muhammed b. Ahmed b. Mansûr, muktedir bir nahiv âlimidir. Semerkand ahâlîsinden olub Bağdad'a gitmiş, orada İbrâhim ez-Zeccâc ile görüşmüş, aralarında münazaralar cereyan etmiştir. Vefatı (320) târihine müsadiftir.[230]
Kudret-i İlmiyyesi :
Îbnü'l-Hayyât müfessir, lisân-ı Arabîye bi-hakkın vâkıf, hüsn-i ahlâka mâlik, hoş sohbet bir zâttır. Nahivde iki mezhebi biribirine karıştırırdı.
Müellefâtı:
Me'hazlar: Fihrist-i İbn-i Nedîm, Buğyetü'l-Vuât.[231]
98 - İbn-i Keysân:
Ebü'l-Hasen,Muhammed b. Ahmed b. İbrâhim b. Keysân, nahiv âlimlerindendir. (320) târihinde vefat etmiştir.[232]
Kudret-i İlmiyyesi:
İbn-i Keysân, fâdıl, âlim, müfessir bir zâttır. Müberrid'den, Sa'leb'den teallüm etmiştir. Nahiv hususunda Basralılar ile Kûfelilerin mezheblerini karıştırmıştır.
Ebû Hayyân et-Tevhîdî demiştir ki : "Ben İbn-i Keysân'ın meclisinden daha fâideli, daha mütenevvi' ulûm ve fünûnu cami' bir meclis görmedim."
Müellefatı: 400 vara.Mikdarıdır. Ve saire[233]
Me’hazlar : Fihrist-i İbn-i Nedim, Buğyetü’l- Vuat.
99- Ebû Ca'fer Et-Tahâvî:
Ebû Ca'fer, Ahmed b. Muhammed b. Seleme el-Ezdî et-Tahâvî, meşhur bir âlimdir. Saîd-i Mısır'dan Tahâ'da (239) senesinde doğmuş, orada büyümüş, (268) târihinde Şam'a rıhlet ederek Ahmed b. Tulun'a intisâb etmiş, (321) târihinde vefat eylemiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[234]
Kudret-i İlmiyyesi :
Ebû Ca'fer et-Tahâvî, pek fâdıl bir zâttır. Bi-hakkın müfessir, muhaddis, fakîh bulunuyordu. Ehl-i Irak'ın mezhebi üzere tefakkuh etmiş, Mezheb-i Hanefî'yi müdâfaaya çalışmış, Mısır'da Hanefiyye Riyaseti kendisine müntehi olmuştu. Bir müddet Müzenî'nin derslerine devam etmiş ise de bilâhare onu terk etmiştir. Şam'da Kadı Ebû Hâzım'dan fıkıh ahzetmiş olduğu mervîdir.
Müellefâh: Matbû'dur. Hadîs'e dâir, matbu', dört cüz'dür, hadîs.'e dâir, matbu', iki cüz'dür, bir risaledir, bu büyük eser nâ-tamamdır.
Me'hazlar: Fihrist-i İbn-İ Nedîm, Tabakaat-ı Süyûtî, El-Fevâidü'1-Behiyye.[235]
100 - Ebû Zeyd El-Belhî:
Ebû Zeyd Ahmed b. Sehl, değerli bir âlimdir. (322) de vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[236]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû Zeyd, fâdıl, eski ve yeni ilimlere muttali' bir zâttır. Müellefâtında felâsife tarîkına münselik idi. Maahâzâ üdebâya daha yakın idi. Terceme-i hâline dâir Ebû Sehl Ahmed b, Ubeydu'llah tarafından bir eser te'lif edilmiştir.
Müellefâhtı: Ve saire.
Me'haz: Buğyetü'l-Vuât.[237]
101- Ebu Müslim, Muhammed:
Muhammed b. Bahr el-Isfahânî, ulemâdan bir zâttır. Isfahan ve Fâris âmilliğinde bulunmuştur. (254) târihinde doğmuş, (323) senesinde vefat etmiştir.[238]
Kudret-i İlmiyyesi:
Ebû Müslim, nahiv ulemâsından müfessir, edîb, beliğ, bahhâs bir zât idi. Mu'tezile mezhebine sâlik bulunmuştu. Zarîfâne şiirleri de vardır. Eş'ârindan bir nümûne :
Müellefâtı: Mu'tezile Mezhebi üzere yazılmış on dört cildlik bir tefsirdir, ve sâire.
Me'haz: Buğyetü'l-Vuât.[239]
102 - İmâm Ebü'l-Hasen El-Eş'arı:
Alî b. İsmâil b. İshak Ebî Bişr el-Basrî, Ehl-i Sünnet ve Cemâat’in pek büyük bir imamıdır. Büyük dedesi Ashâb-ı Kirâm'dan Ebû Mûsâ el-Eş'arî'dir. (260) senesinde Basra'da doğmuş, takriben (324) târihinde Bağdad'da vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[240]
Mevki-i İlmîsi:
Ebü'l-Hasen el-Eş'arî, ilim ve irfan i'tibâriyle bir hârika idi. Yalnız ilm-i kelâmda değil, tefsir, hadîs, fıkıh, tasavvuf ilimlerinde de büyüg bir mütebahhir idi. Ebû İshak el-Mervezî'den Fıkh-ı Şafiî'yi teallüm etmiş, üvey babası Ebû Alî el-Cübbâî'den i'tizâl mezhebine müteallik ma'lûmâtı almıştır. Asrının birçok fudalâ' ve meşâhiriyle görüşerek aralarında fıkha, kelâma dâir mühim mesaili müzâkere ve mütâlâada bulunmuşlardır.
-Pek büyük bir üstâz olan Ebû İshak. el-Esferâyînî diyor ki: "Ben şeyh Ebü'l-Hasen el-Bâhilî'nin yanında denizden bir katre mesâbesindeyim. Öyle iken Ebü'l-Hasen el-Bâhilî'den işittim ki, şöyle diyordu : "Ben Eş'arî'nin yanında denize nazaran bir kafre gibi kalmıştım."
Milhakîka, Ebü'l-Hasen el-Eş'arı ilminin vüs'ati, fikrinin azameti, i'tikadının safveti, ifâdesinin vudû' ve münakkahiyyeti i'tibâriyle nazirsiz bir allâme idi. İlmî kanâatine gösterdiği sadâkat, hak yolunda ıktihâm ettiği mücâhede, İslâm akaaidinin mükemmeliyyet ve nezâhetini tecellî ettirmek hususunda ibraz eylediği azîm ve metanet her türlü tasavvurların fevkindedir.
İbn-i Asâkir İmâm-ı Eş'arî'nin fazâiline dâir isminde bir kitap yazmıştır.
Ebü'l-Hasen el-Eş'arî, tefsir sahasında da büyük bir kudret göstermiş, büyük bir tefsir kitabı vücûda getirmiştir. Bu tefsirin 60 cüzden müteşekkil olduğu söylenmektedir.
Eş'arî, bu tefsiri i'tizâl mezhebini terk ettikten sonra yazmış, ilk cüz'ün-den i'tibâren Mu'tezile'yi redde; onların te'vîlâtındaki fesadı, tahriflerindeki kesreti göstermeğe çalışmıştır. Binâenaleyh bu tefsir, İlm-i Kelâm bakımından pek kıymetlidir.
Hafız Zehebî merhum, ruhen Eş'arî mezhebine muhalif gibi olduğundan imâm-ı Eş'arî'nin bu tefsirini i'tizâli zamanında yazdığını söylüyorsa da, Tâcü'd-dîn-i Sübkî bu iddiayı reddetmektedir.
Müellefâtı : Yüzden ziyâdedir. Bir kısmı şunlardır : Bu son iki eser matbû'dur.
Me'hazlar: Tabakaatü's-Sübkî, El-A'lâm, Mevzûâtü'l-UIûm.[241]
103 - İbn-i Ebî Hatim:
Abdü'r-Rahmân b. Muhammed b. İdrîs b. el-Münzir et-Temîmî el-Han-zalî er-Râzî, meşhur bir âlimdir. Künyesi Ebû Muhammed'dir. Hanesi Rey şehrinde Hanzala derbendinde bulunduğu cihetle oraya nisbet edilmiştir. (247) târihinde doğmuş, çocukluğunda babasiyle, bilâhare kendi başına se-yâhatlarda bulunmuş, Hicaz, Şam, Mısır, Irak, Cibâl, Cezîre taraflarını ziyafet etmiş, birçok âlimlere mülâki olmuş, nihayet (327) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[242]
Mevki-i İlmisi
İbn-i Ebî Hatim, mütebahhir bir âlim, kadîm bir müfessir, bir muhaddis sayılmaktadır. Dürrü'l-Mansûr gibi rivayet tarikiyle yazılmış olan tefsirlerde bu zâtın birçok rivayetleri münderictir. Kendisi Hâfızü'r-re'y ünvanını hâizdir. Hele ricali ma'rifet hususunda, hilâfiyyât ilminde pek mütehassıs idi. Aynı zamanda zühd ü takva ile de pek muttasıf bulunuyordu.
Ebü'l-Hasen diyor ki : "Cenâb-i Allah Abdü'r-Rahmân'a bir bahâ ve nûrâniyyet geydirmiş idi ki, kendisine bakan mesrur olurdu."
Hikâye olunuyor ki : Birgün talebesine kendi müellefâtından olan "Kita-bü'1-Cerh ve't-Ta'dil"i okutuyorken orada bulunan Ebû Bekr Muhammed b. Mihreveyh er-Râzî şöyle bir rivayette bulunur : "Yahya b. Maîn demiş ki : "Biz bir takım kimseler hakkında ta'n ediyoruz, belki de onlar ikiyüz senedenberi yüklerini Cennet'e atmış bulunuyorlar."
İbn-i Ebî Hatim bunu işidince elleri titremeğe, gözlerinden yaşlar akmaya başlamış, kitabı elinden düşmüş, bu rivayeti tekrar tekrar söyleterek ağlamıştır.
İbn-i Ebî Hatim, seksen senelik ömrünü hep bir tarzda geçirmiş, hiçbir zaman yolundan inhiraf etmemiştir.
Müellefâtı: Dört cilddir, âsâr-ı müsnededen müteşekkildir, bir cüd mahfuz kalmıştır. Altı cildden müteşekkildir. Haydarâbâd'da basılmıştır.
Me'hazlar: Tabakaatü's-Sübkî, Fevâtü'l-Vefeyât, El-A'lâm.[243]
104- İmâm Ebü Mansür-i Mâtürîdî :
Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd, Ehl-i Sünnet'in pek büyük bir imamıdır. Semerkand'de Mâtürîd denilen mahallede dünyâya gelmiş, (333) tarihinde yine Semerkand'de irtihâl etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[244]
Mevki-i İlmîsi:
İmâm Ebû Mansûr, fıkhen Hanefiyyü'l-Mezheb'dir. î'tikad hususunda Ehl-i Sünnet ve Cemâat'ın iki büyük imamından biridir. Ebû Bekr Ahmed el-Cürcânî, Ebû Nasr el-Iyâz'dan hadîs, fıkıh tahsil etmiş, daha birçok ekâbirden müstefîd olmuş, kendisinden de nice zâtlar istifâde eylemişlerdir. İlmindeki vüs'at ve kudretle, İlm-i Tevhid'deki dirayet ve faziletiyle teferrüd etmiş, bütün Ehl-i Sünnet'in teveccüh ve i'timâdını kazanmış, İmâmü'1-Mütekellimîn ünvanını bihakkın ihraza muvaffak olmuştur.
Ma'lûm olduğu üzere Ehl-i S,ünnet'in i'tikadca ikinci imâmı da Ebü'l-Hasen el-Eş'arî'dir. Bu iki büyük imam arasında esas i'tibâriyle bir ihtilâf mevcud değildir. Ancak, tâli derecedeki bâzı mes'elelerde bir ihtilâf görülmektedir. Fakat, bunların da ekserisi nizâ-ı lâfzı kabilinden bulunmaktadır.[245]
Tefsirdeki Mesleği:
Ebû Mansûr-ı Mâtürîdî büyük bir müfessirdir, Te'vilât-ı Mâtürîdiyye unvanlı tefsiri bî-nazîr bir eserdir. Deniliyor ki, tefsirler sayılacak olsa Te'vîlât birinciliği hâiz bulunur; bunun ikincisi yoktur. Bu ilimde buna muvâzî ve belki karîb bir kitab te'lîf edilmemiştir.
Filhakika bu, mükemmel bir tefsir kitabıdır. Bu tefsirde İlm-i Kelâm'a âid mes'eleler Ehl-i Sünnet Mezhebine göre tevcih, Mu'tezile'nin kavilleri cerh edilmiş bulunmaktadır.
İbaresi açık, metin, mütâlâası pek müfid bir eserdir. Bunun pek mükemmel, müzehheb, yazma bir nüshası Lâleli Kütüphanesi'nde (100) üncü numarada mevcûddur. 1916 sahîfe teşkil etmektedir.
Bu kitapda bütün Âyât-ı Kur'âniyye tefsir edilmiş değildir, belki her sûreden bir kısım Âyât-ı Celîle'nin îzâhiyle iktifa edilmiştir.
Meselâ :[246] Nazm-ı şerifinin tefsirinde deniliyor ki:
"Hikmet, bâzılarının beyânına göre kavilde, fiilde isabetten, bâzılarına göre fehim ve akıldan, bâzılarına göre dîn hususunda fehim ve fıkıhdan ibâretir. Gûyâ Cenâb-ı Hak buyurmuş oluyor ki : "Biz Lokmân'a ilim ve kütüb-i mukaddimeye fehim i'tâ ettik. Fıkıh, bir şeyi, başkasına delâlet eden nazîriyle bilmektir, veya gâib olanı müşahede edilen bir şey ile bilip anlamaktır, veya hafî, bâtını olan bir şeyi zahir ile, emsali ile bilip tanımaktır."
Felâsifeye göre hikmet : Amele mukarin olan ilimdir; bu halde hakim de kendisinde ilm ile ameli cem' eden zât demektir.
Maahâzâ deniliyor ki : (Te'vilâtül-Mâtürîdiyye fî beyânı usûli Ehli's-Sünne ve Usûli't-Tevhîd) 80 cüz'den müteşekkil bir kitaptır. Kendisi tarafından takrir edilen tefsir dersleri, yüksek tilmizleri tarafından zabt edilmiş, Tuhfetü'l-Fukahâ' sahibi Alâü'd-Dîn Muhammed Semerkandî ma'rifetiyle tedvin olunmuştur.
Bu halde elyevm mevcûd olan Te'vîlâtü'l-Mâtürîdiyye nâmındaki tefsir, bu mufassal tefsirin bir hulâsası olmak lâzım gelir.
Müellefâtı : Akâide dâirdir.Usûl-i Fıkh'a dâirdir.
Me'hazlar : El-Fevâidü'1-Behiyye, El-Cevâhirü'l-Mudîe, Mevzûâtü'l-Ulûm, Keşfü'z-Zünûn, EI-A'lâm.[247]
105- El-Hasen Alî B. Îsâ:
Alî b. İsâ b. Dâvûd, Bağdad ulemâsından, rüesâsından bir zâttır. (244) târihinde doğmuş, (334) de Bağdad'da vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[248]
Mevki-i İlmîsi:
Bu zât, hem yüksek bir ilim sahibidir, hem de ricâl-i siyâsiyyeden biridir. Bir müddet Mekke-i Mükerreme valisi olmuş, (300) târihinde Vezâret makamını ihraz etmiş, (304) târihinde Halîfe Muktedir tarafından azl ve habs edilerek (311) târihinde Mekke-i Mükerreme'ye, oradan da San'a'ya nefyedilmiş, bilâhare yine Muktedir tarafından Vezârete iade, bir müddet sonra da tekrar azl olunmuştur. Hüsn-i idareye mâlik bir zât idi.
Müellefâtı :
Me'haz : EI-A'lâm,[249]
106 - Ebû Ca'fer En-Nahhâs:
Ahmed b. Muhammed b. İsmail, Mısırlı bir âlimdir. Mısır'da doğmuş, (338) târihinde Mısır'da mağrûkan vefat etmiştir. Şöyle ki : Bir gün Nil kenarında Durcu Mikyas'da oturarak bir şi'ri taktı' ederken câhil bir fellâh bunu işitip "Bu adam Nil'e büyü yapıyor ki, artmasın" diye ayağıyla teperek bîçâre zâtı Nil'e bırakmış, gark-ı nâbedîd olmasına sebebiyyet vermiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[250]
Mevki-i İlmîsi :
Ebû Ca'fer, fazl u kemâl sahibi bir müfessirdir. Bağdad'a giderek Ahfeş-i Aşgar'dan, Müberrid'den, Nıftaveyh ile Zeccâc'dan ilim ahzetmiş, Mısır'a avdet ederek Neseî'yi ve sâireyi dinlemiştir.
Müellefâtı: Hadîse âid, matbûdur, Ve sâire.
Me'hazlar: Vafeyâtü'l-A'yân, El-A'lâm, Mu'cemü'l-Matbûâti'l-Arabiyye, Buğyetü'l-Vuât.[251]
107- İbn-i Cemşâd :
Ebü'l-Hasen, Alî b. Cemşâd en-Nîsâbûrî, muktedir bir âlimdir. (338) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[252]
Mevki-i İlmîsi:
İbn-i Cemşâd, fâdıl bir müfessirdir, muhaddislerin büyüklerindendir. Pek çalışkan, bir ilim sahibidir.
Müellefâtı: 10 cilddir, 104 cüz'dür, 260 cüz'dür.
Me'haz: El-A'lâm.[253]
108- Kasım B. Asbağ :
Ebû Muhammed, Kasım b. Asbağ b. Muhammed el-Kurtubî, muktedir bir âlimdir. (247) de doğmuş, (340) târihinde Kurtuba'da vefat etmiştir. Velîd b. Abdi'l-Melik'in âzâdlısı idi. Rahmetu'llâhi aleyh.[254]
Mevki-i İlmîsi :
Kasım b. Asbağ, müfessirdir. Hadîs'de, ricâl-i hadîse vukufda, nahiv ile şiir'de bir üstâz idi. Bâzı seyâhatlarda bulunmuş, Bakıy b. Mahled'den, İbn-i Vaddâh'dan, Bağdad'da Sa'leb'den, Müberrid'den, İbn-i Kuteybe'den ilim tahsil etmiştir. Endülüs'e avdet ederek orada ehl-i ilm için bir mürâcaatgâh olmuştu.
Müelle'fâtı: Sahih-i Müslim Ahirindedir.
Me'hazlar: Buğyetü'l-Vuât, El-A'lâm. [255]
109- İbn-i Deresteveyh :
Abdu'llah b. Ca'fer b. Deresteveyh, nahiv ulemâsındandır. Künyesi Muhammed'dir. (258) de doğmuş, (347) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'I-lâhî aleyh.[256]
Mevki-i İlmisi :
İbn-i Deresteveyh, ulûvv-i kadr ile, kesret-i te'lîfât ile müştehir, müfessir bir zâttır. Müberrid'e, Sa'leb'e musâhib, İbn-i Kuteybe'ye mülâki olmuş, kendisinden de Dârekutnî, ve şâire hadîs ahzetmiştir. Nahiv ve lûgatde Basralılara yardım ederdi. Kendisini İbn-i Mende tevsik, Hibetu'llah el-Lâlekâî taz'îf etmiştir. Vefatına kadar Bağdad'da ikamet etmiştir.
Müellefâtı: Nahivdendir, matbû'dur.
Me'hazlar: Buğyetü'l-Vuât, Mu'cemü'l-Matbûât.[257]
110- Ebü'l-Hakem, Münzir:
Ebü'l-Hakem, Münzir b. Saîd, fudalâdan bir zâttır. (302) de doğmuş, (349) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[258]
Mevki-i
İlmîsi:
Ebü'l-Hakem Münzir, ulemâdan, Endülüs üdebâsından, tefsire vâkıf bir zâttır. Gırnata'da El-Cemâa kadılığına ta'yîn edilmişti. Dâvûd-i Isfahânî' nin mezheb-i fıkhîsine sâlik idi. Fakat, meclis-i hüküm'de İmâm-ı Mâlik ile ashabının mezhebine göre hükmederdi.
Müellefâtı : Eş'ân da vardır.
Me'haz : El-A'lâm.[259]
111- İbn-i Ebî Osman:
Ebû Saîd Ahmed b. Ebî Bekr Muhammed en-Nîsâbûrî, faziletli bir zâttır. (228) de doğmuş, (353) senesi Tarsus'da şehîden vefat etmiştir, Rahmetu'llâhi aleyh.[260]
Mevki-i İlmisi:
İbn-i Ebî Osman, zamanının kudretli bir âlimidir. Bir müfessirdir. Natûk, haşmet ve kemâl ile muttasıf, nıücâhid bir zât idi. Horasan'da, Irak'da, Cibuti'de birçok meşâhire mülâki olmuş, ezcümle Ebû Amr el-Haffâf, Abdu'llah b. Sîreveyh, Hasen b. Süfyân, El-Heytem b. Halef ed-Dûrî, Hâmid b. Şuayb gibi ekâbirden Hadîs dinlemiş, kendisinden de Hâkim birçok rivayetlerde bulunmuştur.
Müellefâtı: Ve saire.
Me'haz: Tezkiretü'l-Huffâz.[261]
112- İbn-i Miksem :
Muhammed b. el-Hasen b. Ya'kub İbn-i Miksem, Ebû Bekr el-Attâr, nahiv ve ilm-i kırâet mütehassıslarından bir zâttır. (265) de doğmuş, (355) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[262]
Kudret-i İlmiyyesi :
İbn-i Miksem, müfessir, zabt ve itkan ile ma'rûf, ulûm-i Arabiyye'ye vâkıf, meşâhîr-i kurrâdan ma'dûddur. Eimme-i kırâete bâzı muhalefetlerinden dolayı tenkîde uğramıştır. Ebû Müslim el-Keccî'den, Sa'leb ile Yahya b. Muhammed İbn-i Sâid'den ilim ahzetmiş idi. Kûfelilerin nahvinde bihakkın mütehassıs bulunuyordu. Mütefennin, çalışkan bir zât olduğu asarından anlaşılmaktadır.
Müellefâtı :
Me'haz : Buğyetü'l-Vuât.[263]
113- Ebü Bekr En-Nakkaş :
Muhammed b. el-Hasen b. Ziyâd el-Mevsılî, Şafiî âlimlerinden muktedir bir zattır. (266) târihinde Bağdad'da doğmuş, Bağdad'da neş'et ederek tedris ile meşgul olmuş uzun bir müddet de seyahatte bulunmuştur. Gençliğinde tavanları, duvarları boyadığı için Nakkaş denmekle ma'rûf olmuştur. Vefatı (355) târihine müsadiftir.[264]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû Bekr en-Nakkaş'ın ilmindeki celâlete herkes şahadet etmektedir. Bu hususda ittifak vardır. Ancak rivayet ettiği hadîslerin bir kısmı mevzu' veya münkerdir. Bu cihetle kendisini tevsik ve tezkiye edenler bulunduğu gibi, taz'îf edenler de bulunmuş, hakkında "Metrûkü'l-hadîs" denilmiştir.
Bu zât, bir müfessirdir. Hattâ "Şifâü's-Sudûr" nâmıyla yazmış olduğu tefsirde başka müfessirlerin sözlerini iktibas etmemek cihetini İltizâm etmiştir. Tefsirinde rivayet tarîkına büyük bir mevki' vermiştir. Fakat bunların arasında br kısım münker, mevzu' hadisler de bulunmuştur. Bu cihetle El-Lâlekâî diyor ki: "Bu, Şifâü's-Sudûr değil, İşfâü's-Sudûr'dur".
Müellefâtı: Ve Sâire,
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz,Tabakaatü's-Sübkî,Keşfü'z-Zünûn,El-A'lâm. [265]
114- El-Kaaliyy :
Ebû Alî îsmâîl b. Kaasım b. Abdûn b. Hârûn el-Bağdâdî, muktedir bir âlimdir. Diyarbakır'da Malazgird kasabasında (280) târihinde doğmuş, (303) târihinde Bağdad'a gitmiş, 25 sene Bağdad'da oturmuş, (328) târihinde Mağrib tarafına azimet edip (330) senesinde Endelüs'e varmıştır, Abdü'r-Rahmân en-Nâsır zamanı idi, pek çok hürmete nail olarak orada neşr-i ulûma devam, etmiş, nihayet (356) târihinde Kurtuba'da vefat eylemiştir, Rahmetu'llâhi aleyh.
Bu zât Ermîniyye müzâfâtından Kaalîkalâ'ya mensûbdur. Kaalîkalâ'nın Diyarbakır olduğu mervîdir. Bunun Erzen-i Rûm olduğu da İmâdü'd-Dîn Kâtib-i Isfehânî'nin Târîh-i Selçûkıyye'sinde mezkûrdur.[266]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû-Alî el-Kaaliyy, müfessir, âlim bir zâttır. Hele ulûm-i Arabiyye'de bir imâm idi. Ebü'l-Kaasım Muhammed el-Bağavî, Ebû Saîd el-Hüseyn el-Adevî, Ebû Bekr Abdullah b. Ebî Dâvûd es-Sicistânî'den hadîs dinlemiş, Ebû Bekr b. Düreyd, Ebû Bekr b. es-Serrâc, Ebû Abdi'llâh Nîftaveyh, Ebû İshak es-Seccâc, Ahfeş gibi meşâhirden ilim ahzetmiştir. Birçok nâfi' eserleri vardır. Bunlar fevkalâde bir zabt ve itkan üzere yazılmıştır.
Müellefâtı: Lûgata dâirdir. Bunda lügat kitaplarını cem' etmiştir. 3000 varakayı müştemildir. Zübeydî diyor ki : Mütekaddimînden kimseyi bilmeyiz ki, onun bir mislini te'lîf etmiş olsun. Lûgat kitabında eş'âr-ı Arabdan birçok şevâhid îrâd ederdi. Ve sâire,
Me'hazlar: Vefeyâtü'l-A'yân, Mu'cemü'l-Üdebâ.[267]
115- Ebü't-Kaasim Et-Taberânî:
Süleyman b. Ahmed b. Eyyüb b. Mutyar eş-Şami el-Lahmi et-Tareani, meşhur bir muhaddisdir.260 tarihinde Şam Taberiyyesi’nde doğmuş,sabavetindenberi tahsile, bahusus hadis istimaına son derce düşkün olduğundan birçok zaman vatanından ayrılarak Şam,Harameyn,Yemen ,Mısır, Bağdad,Küfe, Basra, El-Cezîre taraflarını gezmiş, (290) senesinde de İsfahan'a gitmiş, nihayet (360) târihinde İsfahan'da vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[268]
Mevki-i İlmîsi:
Taberânî, büyük bir âlimdir, müfessirdir, muhaddistir. Hattâ muhaddisler arasında "El-Hucce" unvanını hâiz, sadûk, sikadır. Çok rivayetle ma’rûftur. Rivayet ettiği ahâdîs-i şerife, bütün İslâm âlemine intişâr etmiştir. "Bu kadar ahâdîs-i şerife rivayetine nasıl muktedir oldun?" diyenlere, "Ben otuz sene kuru hasırlar üzerinde uyudum." demiştir, ilim uğrunda bütün huzur ve rahatını feda ederek sâde bir hayâta kanâat ettiğini bu sözüyle anlatmış oluyor. Bu uğurdaki seyahatleri 33 sene kadar devam etmişti. Eslâftaki muvaffakıyyetin sırrı bütün bu fedâkârlıkta, bu mütemâdi sa'y ü gayrette mündemicdir.
Rivayet etmiş olduğu hadîslerden üçünü teberrüken kayd ediyoruz:
Şübhe yok ki, Allahu Teâlâ sâlih bir müslim sebebiyle komşularından olan yüz aileden belâyı def eder."
Bir kişinin kendi hanesi, ailesi, çocukları, hizmetçileri hususunda sarf ettiği şey kendisi için bir sadakadır." Yâni: sadaka vermiş gibi sevaba nail olur.
Üç halet vardır ki, müslim olan kimsenin dünyâda saadeti cümlesindendir. Bunlar da : Sâlih komşu, geniş ev, kolayca binilir hayvandır."
Müellefâtı: Bu matbu’dur.
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz, Tabakaatü's-Sübki,Câmiu's-Sağîr, El- A'lâm.[269]
116- Kafkal-i Kebîr:
Ebû Bekr, Muhammed b. Alî b. İsmâîl eş-Şâşî, meşhur bir âlimdir. Vaktiyle pek ma'mûr bir ilim ve irfan merkezi olan Semerkand'e tâbi' (Şaş) ülkesine mensûbdur. (291) târihinde doğmuş, bilâhare defeâtla Nîsâbûr'a gitmiş, Irak'a azimet etmiş, bir müddet Buhârâ'da kalmış, Halîfe Mutî' li'l-lâh zamanında Müslümanlar ile Romalılar arasında vuku' bulan muharebelerde hazır bulunmuş, Hicaz'a, Şam'a da rıhlet eylemiştir. Mâverâü'n-nehir'deki Şafiî âlimleri arasında hadîs tahsili için en ziyâde seyahatta bulunan zât, işbu Kaffâl-i Kebîr'dir. Nihayet (365) senesinde Şâş'da vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[270]
Kudret-i İlmiyyesi:
Kaffâl-i Kebîr, İslâm âleminin büyük âlimlerinden biri sayılmaktadır. Tefsire, hadise, fıkha, usûl ve fürûa müteallik ilimlerde, edebiyyâtda bir mü-tebahhir bulunuyordu.
İbn-i Hüzeyme'den, İbn-i Cerîr'den, Abdu'llah el-Medînî'den ve sair meşhur âlimlerden tefsir, hadîs, fıkıh gibi ilimleri ahzetmiştir. Kendisinden de Ebû Abdi'llah el-Hâkim, Ebû Abdi'r-Rahmân es-Sülemî, Ebû Abdi'llah el-Halîmî ve sâire hadîs rivayet etmişlerdir.
Halîmî diyor ki: "Üstadımız Kaffâl, kendilerine mülâkî olduğum ulemâyı asrının en âlimi idi." Hâkim de diyor ki : "Kaffâl, asrının imâmı olan bir fakîh-i edîbdîr."
Şeyh Ebû İshak eş-Şîrâzî de demiştir ki Kaffâl, bir imâm idi, hiçbir kimsede nazîri bulunmayan birçok te'lifâtı var idi. Fukahâdan Cedel ilmine dâir ilk kitab tasnif eden zât Kaffâl-i Kebîr'dir.
Bu zât, İslâmiyyet'e hem kalemiyle, hem de kılıcı ile hizmet etmiştir. Pek bedî' yazıları, muhteşem kasideleri vardır. Hattâ deniliyor ki : Müslümanlar ile Bizanslılar arasında vuku' bulan bir muharebeye Horasan ve Mâverâü'n-Nehr Müslümanları da iştirak etmişlerdi. Bunların arasında Kaffâl de bir mücâhid olarak hazır bulunuyordu.
Bu esnada Kayser, Arabca yazdırmış olduğu bir kasideyi İslâm diyarına göndermişti. Bu kasidede Müslümanların aleyhinde birçok cür'etkârâne tehdidler, tahkirler mevcûd idi. Müslümanların bir müddettenberi bir rehavet içinde yaşadıklarından ve bu cihetle birçok yerleri ellerinden çıkarmış bulunduklarından ve sâireden bahsolunuyordu.
Kaside İslâm ordugâhına gelmişti. Şiir i'tibâriyle mühim idi, Buna mükemmel bir cevap vermek îcâb ediyordu. Orduda Horasan'dan, Irak'dan, Şam'dan gelmiş birçok üdeba ve şuârâ bulunuyordu, fakat, bu kasideye mükemmel bir tarzda nazmen cevap veren zât Kaffâl olmuştu.
Bu harb esnasında Bizanslıların ellerine esir düşmüş olan bir Müslüman âlimi diyor ki : "Kasîde-i Cevâbiyye Kostantıniyye'ye gelince şehrin ilim adamları toplanmış, bu kasidenin belagat ve metanetine hayrette kalmış, kasidenin şâirini ve bunun hangi beldeden olduğunu sormaya başlamışlardı. Müslümanların arasında bu kadar muktedir bir şâirin mevcûd bulunduğunu zannetmemiş olduklarını söylüyorlardı.” Bu iki kaside ile sonradan İbn-i Hazm-ı Zahirî tarafından yazılan üçüncü bir kaside tamamen Tabakaatü's Sübkî'de mündericdir.[271]
Mezhebi:
Kaffâl-i Kebîr, fıkhen Şâfiiyyü'l-mezhebdir. Mâverâü'n-nehir'de bulunan Şâfiîlerin ilimce, irfanca reisi bulunmuştur. Hattâ Türkistan'ın her tarafında Hanefî Mezhebi şayi' iken Şaş havalisine Şafiî Mezhebi'ni neşreden bu zât olmuştur.
İ'tikad i'tibâriyle Mu'tezile mezhebi'ne mütemayil iken bilâhare Eş'arî mezhebi'ne rücû' etmiş olduğu rivayet olunmaktadır. Zâhid, müttekî bir zât idi.
Şeyh Ebû Muhammed el-Cüveynî'nin ifâdesine nazaran Kaffâl-i Kebîr, kelâm ilmini İmam Eş'arî'den ahzetmiş, Eş'arî de Kaffâl'in fıkhından müs-tefid olmuştur.[272]
Me'hazlar : Tabakaatü's-Sübkî, EI-A'lâm, Kaamûsü'l-A'Iâm.[273]
117 - Ebü'l-Hasen El-Cürcânî:
Alî b. Abdi'1-Azîz b. el-Hüseyn, meşhur bir Şafiî âlimidir. (290) da Cürcan'da doğmuş bilâhare Irak, Şam taraflarında birçok seyahatlerde bulunmuş, Cürcan'da, Rey'de kadılık etmiş, nihayet (366) târihinde Nîsâbûr'da,;vefat etmekle na'şı Cürcan'a nakledilmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[274]
Kudret-i İlmiyyesi:
Ebü'l-Hasen, müfessir, fakîh, şâir, edîb bir'zât bulunuyordu. Seâlibî, Yetîmetü'd-Dehr adlı eserinde bu zâtı pek ziyâde sena ederek hakkında "Ferl-dü'z-zaman, Nâdiretü'l-Felek, İnsânü Hadekati'1-ilm, Kubbetü tâci'1-edeb" demiştir.
Müellefâtı: Mufassal bir tefsirdir. Dörtbin mes'eleyi hâvidir. Taberî Târîhi'nin muhtasarıdır. Bu eserde kudret-i edebiyyesini göstermiş, Mütenebbî'nin eş'ârını tenkîd etmiştir, matbû'dur.
Me'hazlar: Vefeyâtü'l-A'yân, El-A'lâm, Mu'cemü'l-Matbûâti'l-Arabiyye.[275]
118- Ebü’ş-Şeyh :
Ebû Muhammed, Abdu'llah b. Muhammed b. Ca'fer b. Hibbân el-Büstı el-Ensârî, meşhur bir âlimdir. (274) de doğmuş, İsfahan'da yetişmiş, (369) târihinde vefat etmiştir. Keşfü'z-Zunûn'a göre ismi Muhammed, künyesi Ebû Abdi'llâh, târih-i vefatı (354) dür. Rahmetu'llâhi aleyh.[276]
Mevki-i İlmîsi
Ebü'ş-Şeyh müfessir, yüksek bir muhaddistir. İsfahan'ın en yüksek hafızı, zamaânının pek muhterem bir istinadgâhı sayılırdı. İbn-i Merdeveyh, Ebû Nuaym, Ebû Bekr el-Hatîb gibi muhaddisler kendisini tevsik ediyor, "A'lâm-i ümmetden bîri idi" diye kendisini tavsîfde bulunuyorlar.
Ebü'ş-Şeyh birçok ekâbire mülâki olmuş, bir nice eâzımdan müstefîd olmuştur. Ezcümle validesi tarafından ceddi : Zâhid Mahmûd b. el-Ferec'den ve İbrahim b. Sa'dân, Muhammed b. Abdi'llâh el-Hemedânî, Ebû Ya'Iâ el-
Mevsıli, Ebu Arube, el-Harrani gibi meşahirden hadîs ahzetmiş, kendisinden de Ebû Bekr Ahmeti b. Abdi'r-Rahmân cş-Şîrâzî, Ebû Bekr İbn-i Merdeveyh Ebu Nuaym, Süfyân b. Miskeveyh, Fadl b. Muhammed el-Kasânî gibi zâtlar rivayette bulunmuşlardır.
Dürrü'l-Mensûr gibi tefsirlerde Ebü'ş-Şeyh'den birçok rivayetler nakledilmektedir. Bunlardan üçünü kayd ediyoruz :
1- Ebü'ş-Şeyh[277] âyet-i celîlesinin tefsirinde Süfyân-ı Sevrî'den diye rivayet etmiştir. Yânî: Zât-ı Ulûhiyyeti düşünmek caiz değildir, bütün düşünceler bunda nihayet bulur.
2- Ebü'ş-Şeyh. İbn-i Abbâs'dan şu hadîs-i şerifi naklediyor : Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Zâtu'llâhı tefekküre dalmış bir cemâate müsadif olmakla : Diye buyurmuştur. Yâni : Mahlûkaatı tefekkür ediniz, Hâlik'ın hüviyyet-i ezeliyyesini tefekkür etmeyiniz. Çünkü siz buna kaadir olamazsınız.
3- Ebü'ş-Şeyh[278] âyet-i kerîmesi hakkında Ebû Meysere'den şöyle rivayet ediyor : Allâhu Teâlâ dilediğini azîz eder, dflediğini zelîl eder, esiri esaretten kurtarır. Yânî : bunlar şuûn-ı İlâhîden birer şe'ndir.
Müellefâtı: Ve saire.
Me'hazlar : Dürrü'l-Mensûr, Tezkiretü'l-Huffâz, Keşfü'z-Zünûn.[279]
119- Ebû Kansûr El-Ezherî:
Muhammed b. Ahmed b. el-Ezher b. Taîha el-Herevî, meşhur bir âlimdir. (282) senesinde Herat'da doğmuş, (370) târihinde yine Herat'da vefat etmiştir.[280]
Kudret-i İlmiyyesi:
Ebû Miansur-ı Ezherî, muktedir bir müfessirdir, fakihdir, lisân-i Arab'a bihakkın vâkıftır. Herat'da Hüscyn b. İdrîs ile Muhammed b.Abdi'r-Rahmân es-Sâmî'den, Bağdad'da El-Kaasım el-Bağavî ile Ebû Be İbn-i Ebû Dâv.ûd'dan ve sâireden ilim ahzetmiş, kendisinden de Ebû Ya'kı el-Gurâb, Ebû Zer Abd b. Humeyd, Ebû Ubeyd el-Herevî'gibi zatlar müstefid olmuş; rivayette bulunmuşlardır.
Ezherî evvelâ fıkıh ile iştigâl etmiş, bu hususta, şöhret bulmuş, sonra Arabiyye'de tebahhur etmek arzusuna düşmüş, lûgatde, edebiyyatda hir üstâd olmuştur. Bir aralık Karâmita eline esir düşerek bâdiyelerde garîbâne bir halde dolaşıp durmuş, pek fasih olan bedeviler ile düşüp kalkaralf kendilerinden birçok şeyler zaht etmiştir.
Ezherî, Şafii mezhebinde bulunmakta idi. Zünd ve salâh ile muttasıf idi. İmâm Şafiî'ye büyük bir merbûtiyyet gösterir, onu dâima müdâfaaye çalışırdı.
Tehzîb nâmındaki kitabının kendi el yazısiyle olan nüshasında şu manzume görülmüştür :[281]
Müellefâtı: Tefsirdir. Bullûgata âid, cilddir.Bunun bir kısmı "Le Mopde mecmuasında kısmen neşredilmiştir.
Me'hazlar; Tabakaatü's-Sübki, El-A'lâm.[282]
120- Ebû Bekr El-Cessâs
Rey şehrine mensûb olan bu büyük âlimin ismi, Ahmet b. Ali, lâkabı. Cessâs; künyesi, Ebû Bekr'dir. (305) târihinde tevellüd etmiştir.
Hatîb-i Bağdâdî'nin ifâdesine nazaran bu zât, (325) senesinde Bağdad'a gelmiş, bir aralık Ehvâz'a gitmiş, sonra Bağdad'a dönmüştür. Daha sonra Hâkim en-Nîsâbûrî ile beraber Nisâbûr'a rıhlet etmiş, (344) târihinde tekrar Bağdad'a avdet edip (370) senesi Bağdad'da vefat eylemiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[283]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû Bekr er-Râzî, asrında Hanefîlerin en büyük imamı, zamanının en yüksek âlimi bulunuyordu. "Müctehid fi'1-mezheb" mertebesini ihraz etmiş olduğuna ilmî eserleri şehâdet etmektedir. Binâenaleyh bu zâtı yalnız "Ashâb-ı Tahrîc" den addedenler bu yüksek üstâzin kadrini tenzil etmiş olurlar. Semsü'l-Eimme ve sâire gibi bir kısım zevat, müctehidler sırasında görülmektedirler. Halbuki bunlar, Ebû Bekr el- Cessâs'ın ilim ve fazlından müstefîd olmuş, onun ıyâline dâhil sayılmışlardır. Artık onlar müctehid mertebesinde görüldükleri halde Ahmed er-Râzî neden îctihad mertebesini hâiz görülmesin? Ebü'l-Hasen el-Kerhî, Ebû Sehl ez-Zeccâc, Ebû Saîd el-Berdaî, Mûsâ b. Nusayr er-Râzî gibi eâzımdan fıkıh ve sâire okumuş, Abdü'1-Bâkî b. Kaani'den hadîs ahzetmiştir. Kendisinden de Ebü'l-Hasen Muhammed ez-Zağferânî, Kudûrî'nin üstâzı Ebû Abdi'llâh Muhammed el-Cürcânî gibi meşâhir ders okumuşlardır.
İlmen pek âlî olan Ebû Bekr er-Râzî, zühd ve takva i'tibâriyle de pek yüksek bulunuyordu. Defeatla kadı ta'yîn edilmek istenilmişse de asla kabul etmemiştir.[284]
Tefsirdeki Mesleği:
Ebû Bekr er-Râzî, kudretli bir müfessirdir. Ahkâmü'l-Kur'ân ünvanlı, iki cildden müteşekkil, matbu' tefsiri yalnız ahkâma müteallik âyât-ı celîle'nin îzâhını ihtiva etmektedir. Hanefî fukahâsı arasında temayüz eden şâir müctehidlerin akvâline de muttali' bulunan bu kıdemli âlim,, bu tefsirinde fıkhı mes'eleler hakkında uzun uzadıya tetkiklerde bulunuyor, müctehidlerin o babdaki akvâlini yazıyor, bunların istinâd ettikleri nasları, delilleri senedâtiyle beraber îrâd ediyor.
Hanefî fıkhı'nı iltizâm ve müdâfaa eden bu kudretli âlimin tefsiri, ilm-i fıkh, usûl-i fıkh, hilâfiyyât bakımından büyük bir kıymeti hâizdir.
Maahâzâ bu tefsirde Mu'tezile Mezhebi'ne biraz temayülü gösterir bâzı beyanât da göze çarpmaktadır.
Müellefâtı:
Me'hazlar: El-Fevâidü'l-Behiyye, Miftâhü's-Saâde, Mevzüâtü'l-Ulûm.[285]
121 - Muhammed B. Muhammed El-Herevî:
Ebû Mansûr, Muhammed b. Muhammed b. el-Ezher, muktedir bir âlimdir. (282) de doğmuş, (370) de vefat etmiştir.[286]
Kudret-i İlmiyyesi :
Muhammed el-Herevî, müfessir, edîb bir zâttır. Şâfiiyyü'l-mezheb idi. Rebî' b. Süleyman, Nıftaveyh, Îbnü's-Serrâc'dan ilim ahzetmiştir. Lügatte, nahiv'de üstâz idi. Uzun bir müddet Karâmıta elinde esîr kalmıştır.
Müellefâtı:
Me'haz : Buğyetü'l-Vuât. ve saire.[287]
122 - Ebü'l-Leys:
Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. İbrahim es-Semerkandî, "Îmâmü'1-Hüdâ" unvâniyle meşhur bir âlimdir. (373) târihinde ve bâzılarına göre (375) veya (393) senesinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[288]
Mevki-i İlmisi :
Ebü'1-Leys, faziletli, âbid bir âlimdir. Hanefî Mezhebi eimmesinden fakîh, nezîhü'l-ahlâk, mutasavvifeden ma'dûd müfessir bir zâttır. Ebû Ca’fer el-Hinduvânî'den ve sâireden ilim ve irfan iktisâb etmiştir.[289]
Tefsirdeki Mesleği:
Ebü'1-Leys tefsirini mutavassıt bir hacimde vazıh, nâfi', bâzı nasâyihi hâvî bir tarzda yazmıştır. Bu lâtif tefsirdeki hadîsleri (879) târihinde vefat etmiş olan Şeyh Zeynü'd-dîn Kaasım b. Kutlubuğa tahrîc etmiştir. Bu meşhur tefsiri (854) târihinde vefat eden Şihâb Ahmed b. Muhammed Türkçe'ye tercüme etmiştir. Hanefî Mezhebi'nde bulunan bu mütercim zât, (İbn-i Arabşâh) demekle ma'rufdur.
Müellefâtı: Matbu'dur. Ahlâka, âdâb-ı şer'iyyeye dâir olup matbu'dur mevâiz ve hikemi cami', Zehebî'nin ifâdesine nazaran birçok mevzuatı hâvî matbu' bir kitaptır. Ve sâire.
Me'hazlar: EI-Fevâidü'l-Behiyye, Keşfü'z-Zünûn, El-A'lâm, Mu'cemü'l-Matbûât.[290]
123- Ebû Alî El-Fârisî:
Hasan b. Ahmed b. Abdü'l-Gaffâr, muktedir bir âlimdir. (288) târihinde Fâris ülkesinde "Nesâ" denilen beldede doğmuş, bilâhare seyahatlarda bulunarak (307) senesinde Bağdat'a gitmiş, sonra Şam diyarını dolaşmış, (341) de Haleb'e giderek Seyfü'd-Devle'nin yanında bir müddet ikamet etmiş, daha sonra Fâris bilâdına avdet edip Adudü'd-Devle'ye muhasip olmuş, nihayet Bağad'a avdet ederek orada (377) târihinde vefat etmiştir. Rahmefu'llâhi aleyh.[291]
Kudret-i İlmiyyesi:
Bu zât, âlim, fâdıl, müfessir, bilhassa nahiv ilminde mütebahhir idi. Bağdad'da bir çok zevattan ilim ve irfan tahsil etmiş, ezcümle, Zeccâc, İbnü's-Serrâc, Mebremân gibi meşâhirden müstefid olmuş, kendisinden de İbn-i Cinnî, Alî b. İsâ er-Rebaî gibi zatlar ders almışlardır.
Ebû Alî el-Fârisî, edîb, beliğ olduğu halde şiir ile pek o kadar meşgul olmamıştı. Eş'ârı bir kaç beyte münhasırdır.
"Yüz lügavî mes'elede hatâ ederim de bir kıyâsi mes'elede hatâ etmem." dediğini İbn-i Cinnî rivayet ediyor. Mütenebbî ile aralarında bir çok musahabeler, mübâhaseler cereyan etmiştir.
Müellefâtı: Nahivdendir nahve dâirdir birkaç ciltlik bir eserdir. Bunu Ebü'1-Feth Osman Cinnî en-Nahvî telhîs etmiştir.
Me'hazlar: Vefeyâtü'l-A'yân, Buğyetü'l-Vuât, Nüzhetü'l-Elibbâ, El-A’lâm.[292]
124- İbn-i Atıyye El-Kadîm :
Ebû Muhammed, Abdullah b. Atıyye b. Abdi'llâh b. Hubeyb ed-Dımışkî, kadîm bir müfessirdir. (383) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[293]
Kudret-i İlmiyyesi :
İbn-i Atıyye, muktedir, mukrî, fâdıl, zâhid bir zâttır. Mahfûzâtı harikulade bir derecede bulunuyordu, hattâ Kur'ân-ı Kerîm'deki kelimâtın ma'nâlarını îzah ve bu hususta istişhâd için eş'âr-ı Araptan elli bin beyt hıfzetmiş olduğu rivayet olunuyor. "Tefsîrü İbn-i Atıyye" nâmiyle bir tefsir sahibidir. Muhaddisler arasında da sika, me'mûn bir zât olarak tanınmıştır. Bâb-ı Câbiye denilen mevki'deki bir mescid-i şerifin imamı bulunuyordu. Bu mescid, "Mescid-i Atıyye" demekle ma'ruftur.
Me'hazlar : "Tefsır-i Şevkânî Mukaddimesi, Mevzûâtü'l-Ulûm.[294]
125- Ebü'l-Hasen Er-Rummânî:
Alî b. İsâ b. AH er-Rummânî, nahviyyûnun kibarından bir âlimdir. Aslı Sâmerrâ'dandır. (296) da Bağdad'da doğmuş, (384) târihinde yine Bağdad'da vefat etmiştir.[295]
Mevki-i İlmîsi:
Bu zât, müfessirdir, nahiv, lügat, fıkıh, mezheb-i Mu'tezile veçhile kelâm ilimlerinde mütehassıs bulunuyordu. Ebû Bekr b. es-Serrâc'tan ve Ebû Bekr b. Düreyt'den ilim ahzetmiş, kendisinden de Ebü'l-Kasım Alî ed-Dakîkî teallümde bulunmuştur. Rahmetu'llâhi aleyh.
Müellefâtı : Ve sâire.
Me'hazlar: Buğyetü'l-Vuât. Nüzhetü'l-Elibbâ', El-A'lâm.[296]
126- İbn-i Şahin:
Ebû Hafs, Ömer b. Ahmed el-Bağdâdî, meşhur bir âlimdir. (297) de doğmuş, (385) te vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[297]
Mevki-i İlmîsi :
İbn-i Şahin, kuvvetli bir ilim sahibidir. Muhammed b. Muhammed b.. el-Bâğandî'den, Muhammed b. Hârûn el-Mücedder'den, Ebü'l-Kasım el-Bagavî'den, Ebû Alî Muhammed b. Süleyman el-Mâlikî'den ve Dımışk'da Ebû Ishak ibn-i Ebî Sabit'ten hadîs dinlemiştir. Kendisinden de Ebû Saîd el-Mâlînî ve Ebû Bekr el-Berkaanî gibi zâtlar rivayette bulunmuşlardır.
Meşhur bir vaiz olan İbn-i Şahin, muhaddisü'1-Irak sayılmaktadır. İbn-i Ebi'l-Fevâris diyor ki : "İbn-i Şahin sikadır, me'mûndur, kimsenin tasnif edemeyeceği kadar kitap tasnîf etmiştir."
Muhammed b. Ömer ed-Dâvûdî de demiştir ki; "İbn-i Şâhîn, bakıyyetü'ş-şüyûhtur. Şu kadar var ki, lâhhândır, bir de fakih değildir, onun yanında bir kimsenin mezhebinden bahsedilse, ben "Muhammediyyü'l-Mezhebim", der."
Dârekufnî de İbn-i Şâhin'in lâhhân olduğuna kaail olmakla beraber sika bulunduğunu tasdik ediyor.
Müellefâtı : Uç yüz otuz kitap tasnîf ettiği mervî olan İbn-i Şâhin'in bir kısım eserleri şunlardır: Otuz cilt kadardır. Cüzdür. 150 cüzdür 100 cüzdür.
Me'haz : Tezkiretü'l-Huffâz.[298]
127- Ubeydullah El-Esedî:
Ebü'l-Kaasım, Ubeydullah b. Muhammed el-Mevsılî, ulemâdan bir zâttır. (387) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[299]
Mevki-i İlmîsi :
Ubeydullah, Arabiyyâta muttali', müfessir, Mu'tezile mezhebine sâlik bulunuyordu. Çalışkan bir ilim sahibi olduğu asarından anlaşılmaktadır.
Müellefâtı : Kur'ân'a dâirdir. Aruza dâirdir kafiyeler hakkındadır. Eş'ârı da vardır.[300]
128 - Muhammed El-Üdfuvî:
Ebû Bekr, Muhammed b. Alî b. Muhammed El-Udfuvî, kudretli bir âlimdir. (304) târihinde doğmuş, (388) senesinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[301]
Ebû Bekr el-Üdfuvî, müfessir, ilim ve edeble mümtaz, salâh-ı hâl ile ma'ruf bir zâttır. Ebû Ca'fer en-Nahhâs'tan nahiv, Ebû Ganim el-Muzaffer b. Ahmed'den ilm-i kıraat ahzetmiştir. Ünvanlı tefsirinin yüz ciltten müteşekkil olduğu beyân olunmaktadır.
Me'haz: Buğyetü'l-Vuât.[302]
129- Ebû Muhammed El-Mâhânî El-İsfehânî:
Abdullah b. Hâmid b. Muhammed el-Vâiz, Şâfü ulemâsındandır. Nîsâbur'da dünyâya gelmiş, (389) târihinde 83 yaşında olarak vefat etmiştir. Babası Isfahan tacirlerinin a'yânından idi. Rahmetu'llâhi aleyh.[303]
Mevki-i İlmisi :
Bu zât, birçok meşâhirden istifâde etmiş, ezcümle Ebü'l-Hasen el-Bey-hakî'den fıkh, Ebû Alî es-Sakafî'den kelâm teallâm eylemiştir. Kendisinden de el-Hâkim ve saire rivayette bulunmuşlardır. Fakîh, müfessir bir zât idi. (Tefsîr-i Abdullah b. Hâmid) bu zâta âit olacaktır ki, bunu kendisinden Sa'lebî kırâet etmiştir.
Me'hazlar : Tabakaaf-ı Şâfüyye, Keşfü'z-Zünûn.[304]
130- El-Muâfâ En-Nehrevânî :
İbn-i Zekeriyyâ b. Yahya b. Humeyd, büyük bir âlimdir. Künyesi Ebü'l-Ferec'tir. (305) senesinde doğmuş, (390) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[305]
Mevki-i İlmîsi:
Muâfâ Nehrevânî, meşhur bir allâmedir. Muktedir bir müfessirdir. Hatîb-i Bağdadî diyor ki : Bu zât, kendi zamanında fıkıh, nahiv, lügat, edebiyat i'tibâriyle nâsm en âlimi idi. Berkanî de Muâfâ'nın sika olduğuna ve nâsın en âlimi bulunduğuna şehâdet etmiştir. Muhammed b. Cerîr et-Taberî'nin mezhebine sâlik idi, bir müddet kadılıkta bulunmuştur.
Muâfâ; Begavî, İbn-i Eb-i Dâvûd, İbn-i Sâid, Ebû Hâmid el-Hadramî, Ebû Saîd el-Adevî, İbn-i Şenbûz gibi yüksek âlimlerden, muhaddislerden ilm-i hadîs ve şâire ahzetmiş; kendisinden de Ahmed b. Mesrur, Ebû Sâleb el-Mülcem; Ebü'1-Alâ el-Vâsıtî, Ebü'l-Kasım el-Ezherî, Ebü't-Tayyib et-Taberî, Ebû Alî Muhammed el-Cârûdî gibi zatlar hadis ve sâire ahz ve rivayet etmişlerdir. Altı ciltten müteşekkil bir vardır. Zehebî diyor ki, bu tefsirde muhabbeât da, nefîs fevâit de vardır.
Ünvanlı diğer bir eseri' de mevcuttur.
Me'haz : Tezkiretü'l-Huffâz.[306]
131- Ahmed B. Fâris:
Ebü'l-Hüseyn, Ahmed b. Fâris b. Zekeriyyâ el-Kazvînî er-Eâzî, muktedir bir âlimdir. Aslı Kazvin'dendir. (329) târihinde doğmuş, bir müddet Hemedan'da ikamet etmiş, sonra Rey şehrine intikal edip orada (395) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhî aleyh.[307]
Mevki-i İlmisi:
Ahmed b. Fâris, müfessirînden bir zâttır. Lügat, edep eimmesindendir, kendisinden Bedî-i Hemedânî, Sâhib b. Abbâd gibi meşahir teallümde bulunmuşlardır.
Vüellefâtı : Dört cilt tefsirdir.Sâhib b. Abbâd'ın hazinesi için te'lîf etmiştir güzelce eş'ân da vardır.
Me'hazlar : Mu'cemü'I-Üdebâ, Vefeyâtü'l-A'yân.[308]
132 - Ebü Hilâl El-Askerî:
Hasen b. Abdi'llâh b. Sehl el-Askerî, muktedir bir âlimdir. (395) târihlerinde berhayat bulunmuştur.[309]
Mevki-i İlmisi :
Ebu Hilâl, Müfessir, fakîh, şiir ve edeble müştehir, âlicenap bir zattır. Ebû Ahmed el-Askerî'nin tilmizlerindendir. Kendisinden Ebû Sa'd es-Semmân ve sâire rivayette bulunmuşlardır.
Müellefâtı :
Me'haz: Buğyetü'l-Vuât.[310]
Beşinci Tabakayı Teşkil Eden Müfessirler.
133- El - Hâkim :
Ebû Muhammed Abdullah b. Abdillâh b. Hamdeveyh b. Nuaym en-Nîsâbûrî, Îbnyü'1-Bey' demekle ma'rûf, meşhur bir muhaddistir. (321) târihinde doğmuş, (405) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu'llâhî aleyh.[311]
Meşâyihi
El-Hâkim, Ebû Muhammed, gençliğinden i'tibâren ilim ve irfan tahsiline başlamış, iki bin kadar zevattan hadis dinlemiş, ezcümle Ebû Hatim b. Hibbân, Muhammed b. Alî el-Müddekir, Muhammed b. Ya'kub el-Asam, Ebû Alî en-Nişâbûrî gibi büyüklerden hadîs okumuş, icazet almış Ebû Alî b. Ebî Hüreyre, Ebû Sehl es-Su'lûkî gibi zatlardan fıkıh teallüm etmiş, Ebû Ömer b. Muhammed el-Huldî, Ebû Osman el-Mağribî gibi sûfiyyeden de tasavvuf ahz eylemiştir.
Kendisinden de Ebü'I-Hasen ed-Dârekutnî, Ebü'l-Kaasım el-Kuşeyrî, Ebû Zer el-Herevî, Ebû Bekr el-Beyhakî gibi meşâhir hadis rivayet etmişlerdir.[312]
Tefsir Ve Hadis İlimlerindeki Mevkii:
El-Hâkim, ulûm-ı İslâmiyyeye vâkıf müfessir, fakîh, muktedir bir zattır. Hele İlm-i hadîste büyük bir imamdır, kadrinin celâlet ve haşmeti, İslâm ahkâmının muhafazası hususundaki güzel hizmeti ulemâ arasında bilittifak i'tirâf edilmektedir. Sikadır. îlmi vâsi'dir, musannafâtı mahâsinperver olmakla müştehir olup beş yüz cüz'e karıp bulunmaktadır. Rivayet olunan âsârın illetlerini, sahîh ve sakîmini tefrik ve ta'dil hususunda asrındaki âlimlerin bir mercii bulunuyordu. Zamanında teferrüd etmişti, İslâm âleminin her tarafında bulunan muhaddislerin en mümtazı sayılıyordu, bütün âfaktan ilim ve irfan müştakları hadis ahzetmek için Nîsâbur'a gelerek etrafında toplanıyorlardı.
Sâmâniyye zamanında (359) senesi Nesâ beldesi kadılığına ta'yîn edilmişti. Bilâhare Cürcan kadılığına da ta'yîn edilmek istenilmiş ise de, bunu kabulden imtina etmiştir.
El-Hâkim, mîr-i kelâm, hoş sohbet bir zât idi. Lâtif muhavereleri bulunduğu meclislerde huzzârın kalblerini tenşît, ruhlarını kendisine cezbederdi.
El-Hâkirn'e teşeyyu' isnâd edenler bulunmuştur. Filvaki' Tâcü'd-Dîn-i Sübkî'nin dediği veçhile Hazret-i Alî kerrema'llâhu veçheye karşı şer'an matlûb olan mertebeden daha ziyâde bir meyil beslerdi. Fakat Şeyhayn ile Hazret-i Osman'ın hakk-ı tekaddümünü de i'tirâf eder, Ehl-i Sünnet ulemâsını pek ihtiramkârâne bir tarzda yâd eylerdi. Bütün âsârı ve bahusus Terâcim-i ahvâle dâir olan kitapları buna şahittir.
Bu husus, Tabakatü'l-kübrâ'da pek mükemmel bir halde muhakeme edilerek bu büyük muhaddisin fıkhen Şafiî mezhebine tâbi', akîde i'tibâriyle Eş'ariyyeden ma'dûd olduğu pek güzel isbât edilmiştir.
İmam Zehebî'nin beyanâtına nazaran bu zâtın El-Müstedrek nâmındaki meşhur eseri münderecâtı i'tibâriyle üç kısma ayrılır: Bunun dörtte ikisini İmam Buhârî ile İmam Müslim'in hadisteki şartları dairesindeki ahâdîs-i şerîfeden ibarettir. Dörtte biri de bâzı illetlerle beraber seneden sahîh olan hadislerden mürekkeptir. Mütebaki dörtte biri de menâkir ve vâhiyyattan müteşekkildir ki, bunların içinde bâzı mevzuat da vardır.
El-Hâkim'in rivayet ettiği ahâdîs-i mübârekeden beşini teberrüken kaydediyoruz.
1- Şüphe yok- ki; Allahu- Teâlâ- her bir hazin kalbi sever."
2- Teenni her bir şeyde hayırlıdır, âhiret ameli ise, müstesna
3- Nâsın hayırlısı ömrü, uzun, ameli güzel olandir, Nâsın şerlisi ise ömrü uzayan, ameli fena olan kimsedir.” - 4- Şerlerinden, zahmetlerinden komşusu emin bulunmayan kimse bî-hakkın bir mü'min değildir.
5- Allâhu Teâlâ kendisince talâktan daha mebguz bîr şeyi helâl kılmamıştır."
Müellefât,: Ve Sâire.
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz, Et-Tabakaatü'l-Kübrâ, El-A'lâm.[313]
134- İbn-i Fûrek:
Muhammed b. "el-Hasen b. Fûrek el-Ensârî el-Isfehânî, meşhur bir âlimdir. Künyesi "Ebû Bekr" dir. (406) târihinde vefat etmiştir. Nîsâbur'da "Hîre" denilen mahalde medfûndur. Kabri bir ziyâretgâh bulunmaktadır.[314]
Mevki-i İlmîsi:
İbn-i Fûrek, Şafiî fukahâsından müfessir, fâzıl bir zâttır. Ebü'l-Hasen el-Bâhilî, Abdullah b. Ca'fer el-Isfehânî, İbn-i Hurrezât el-Ehvâzî gibi meşâhirden ilim ahzetmiş, kendisinden de El-Hâkim, Ebû Bekr el-Beyhakî, Ebü'l-Kasım el-Kuşeyrî gibi zatlar rivayette bulunmuşlardır.
İbn-i Fûrek, Irak'ta Şafiî mezhebini tahsil etmiş, Rey şehrine gidip orada bir müddet kalmış, sonra Nîsâbur'a giderek orada had's okutmuş; bir medrese yaptırmış,uhdesine tevcih edilen bir medrese müderrisliğini de kemâl-i muvaffakiyetle îfâda bulunmuştur.
İbn-i Fûrek, Kerrâmiyye taifesi aleyhinde bulunduğundan onların siyâseti üzerine Sultan Mahmud Gaznevî tarafından isticvâb için Gazne'ye celb edilmiştir, kendisine isnâd edilen i'tikadî bir töhmetten beri olduğu tezahür etmiş, vuku' bulan münazaralarda yüksek kudreti anlaşılmıştır. Nîsâbur'a avdet ederken yolda Kerrâmiyye taifesine mensup bir şahıs tarafından tes-mîm edilmekle şehîden vefat etmiş, naşı Nîsâbur'a nakledilmiştir.
Ebü'l-Kasım el-Kuşeyrî diyor ki : Ebû Bekr b. Fûrek'ten işittim, diyordu ki : Ben bir fitne yüzünden mukayyet olarak Şîrâz'a götürülmüştüm, sabah vakti idi ki, şehrin kapısına yaklaşmış bulunuyordum, kalben çok mahzun idim, aydınlık başlayınca gözlerim şehrin kapısı üzerindeki bir mescidin mihrabı üzerine dokundu, bu mihrap üzerinde[315] nazm-ı Kur'anîsi yazılmış bulunuyordu. Bunu görünce derhal bana kalben bir kanâat geldi ki, ben bu fitneden Hakk'ın yardımiyle yakın bir zamanda kurtulacağım, filvaki' öyle de oldu.
İbn-i Fûrek bir allâmedir. Tefsir, fıkıh, usûl-i fıkh, kelâm ilimlerinde mütebahhir idi, mehîb, müteverri' olan bu zâtm mev'ızaları da pek beliğ idi. Tefsîre, kelâma, usûl-i fıkh'a dâir yüze karip eseri vardır.
Sa'lebî diyor ki : İbn-i Fûrek, tefsirini evvelce bize ezber olarak basît bir tarzda yazdırmaya başlamıştı, sonra yeniden yazmaya başlayıp bitirinceye kadar yalnız sualler ile cevaplara hasretti.
Me'hazlar : Tamakaatü's-Sübkî, Keşfü'z-Zünûn, El-A'lâm.[316]
135- Ebü'l-Kaasım En-Nîsâbûrî:
El-Hasen b. Muhammed b. el-Hasen el-Vâiz, nahvıyyûndan âlim zattır. Vefatı (406) târihine müsadiftir. Rahmetullâhi aleyh.[317]
Kudret-i İlmiyyesi:
Ebü'l-Kasım el-Vâiz, müfessir, edip, siyer'e, kasas'a vâkıf neşr-i ulûma muvaffak bir zâttır. Halka va'z eder, ehl-i tahkîka ders verir, beldesi ahâlisine fahrî olarak fâide-bahş olmaya çalışırdı.
Asam'dan ve sâireden hadîs rivayet etmiştir. Ebü'l-Hasen es-Sa'lebî tilmizlerinin havâssından ma'dûttur. Vaktiyle Kerrâmiyyü'l-mezhep iken bilâhere Şafiî mezhebini kabul ettiği mervîdir. Deniliyor ki: Tefsîr-i meşhurdur, eserleri bütün âfâka intişâr etmiştir.
Me'haz : Buğyetü'l-Vuâd.[318]
136- Şerif Radıyy:
Ebü'l-Hasen, Muhammed b. Tâhir el-Alevî, meşhur bir Şia âlimidir. (359) târihinde Bağdat'da doğmuş, (406) senesi Bağdat'da vefat etmiştir.
Şerif Radî, yüksek bir âlimdir, tefsirde, ve şâir ilimlerde büyük bir iktidar sahibi idi. Sîrâfî'den ve daha birçok fudalâdan ilim ve edeb tahsil etmiştir. Irak'da neşv ü nema bulmuş olan bu pekbeliğ, edîb zât hakkında deniliyor ki: "Ebnâ-i zamanının en bedii, Irak sâdâtının en necibi idi, hakkında eş'ar-ı Kureyş denilse hakikate muhalif olmaz." Büyük bir külliyyât teşkil eden edebî yazıları bu iddiayı, te'yîd edecek mâhiyettedir.
Şerif Radî, daha babası hayatta iken Bağdat'ta Nakîbü'l-eşrâf makaamını ihraz etmişti. Tefsirinde nahiv, lügat, belagat bakımından büyük bir kudret göstermiştir. Fakat rivayet i'tibâriyle i'timâda lâyık görülmüyor. Mezhebini tervîc için ilmi hadîs i'tibâriyle sabit olmayan rivayetlerle tefsirini doldurmuştur.
Müellefâtı : İbn-i Ishak-ı Sâbiî ile aralarında teâtî edilen mektuplardan müteşekkil bir mecmuadır. Matbû'dur.
Me'hazlar : Vefeyâtü'l-A'yân, Yetîmetü'd-Dehr, Keşfü'z-Zünûn, El-A'lâm.[319]
137- Ebu'l-Kaasım Hibetullah:
Hibetu'llah b. Selâme, Bağdat'lı, a'mâ bir âlimdir. (410) târihinde vefat etmiştir. Rahmetu' llâhi aleyh.[320]
Mevki-i İlmîsi:
Hibetu'llah, müfessir, İlm-i kırâata muttali' bir zât idi. Ebû Bekr el-Katîî'den hadis dinlemiş idi, Câmiü'l-Mansûr'da tedris ile meşgul olurdu, tefsiri ve "En- Nâsih ve'1-Mensûh" adlı küçük bir eseri vardır. Nahv'e dâir "El-Mesâilü'l-Mensûre" adiyle bir eser de te'lîf etmiştir.
Me’hazlar: Buğyetü'l-Vuât, El-A'lâm.[321]
138- Ebû Bekr Muhammed En-Nîsâbûrî:
Muhâmmed b. İbrâhim b. Abdullah el-Edîb, ulemâdan bir zâttır. (310) da vefat etmiştir. Rahmetu'ilâhi aleyh.[322]
Mevki-i İlmisi:
Muhâmmed en-Nîsâbûrî, eski müfessirlerden ve nühâtdan ma'duttur. İshak b. İbrâhîm ile Yezîd b. Salih el-Ferrâ'dan ilim telâkki etmiş, kendisinden de Ebü'l-Abbâs b. Hârûn rivayette bulunmuştur. Tefsiri vardır.
Me'hazlar: Keşfü'z-Zünûn, Buğyetü'l-Vuât.[323]
139- Ebü Abdi'r-Rahmân Es-Sülemî:
Muhâmmed b. El-Hüseyn b. Mûsâ el-Ezdî, mutasavvifeden bir âlimdir. Babası tarafından Ezdî, anası tarafından Sülemî'dir. Validesi cihetinden ceddi bulunan El-Kudve Amr, Nîsâburlu olup aslen Benî Sülem kabilesine mensuptur.
Ebû Abdi'r-Rahmân (330) târihinde Horasan'da doğmuş, (412) senesi Nîsâbur'da vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[324]
Meşâyihi:
Ebû Abdi'r-Rahmân, ilim ve irfan tahsili için bir çok seyahatları göze aldırmış, Nîsâbur, Merv, Irak, Hicaz havalisindeki birçok âlimlere mülâkî olmuş, ezcümle Ebü'l-Abbâs el-Asamm, Ahmed b. Alî el-Mağribî, Muhâmmed b. Ahmed er-Râzî, Hafız Ebû Alî el-Huseyn en-Nîsâbûrî, Saîd b. el-Kaasım el-Berdaî gibi meşâhirden hadis ahz ve rivayet etmiştir. Kendisinden de el-Hâkim Ebû Abdi'llâh, Ebü'l-Kaasım el-Kuşeyrî, Ebü Bekr el-Beyhakî gibi yüksek âlimler rivayette bulunmuşlardır.[325]
Mevki-i İlmîsi
Ebû Abdi'r-Rahmân, Horasan'ın en büyük bir âlimidir. Sûfiyyenin de en muhterem bir şeyhidir. Kırk sene kadar hadis okutmuş, yazdırmıştır. Tasavvuf tarikına, hakayık ilimlerine, selefin siyer ve menâkıbine bihakkın vâkıf olduğu cihetle tasavvufa ve sâireye dâir yüzlerce kitap yazdığı rivayet olunuyor.
Maahâzâ kitaplarında hadis ilmi usulünce sabit olmayan bir kısım hadisler mevcut bulunmaktadır. Bu cihetle hakkında sika değildir, zayıftır denilmiştir, fakat kendisini tezkiye edenler de vardır. Ezcümle Hatîb-i Bağdadî diyor ki: "Ebû Abdi'r-Rahmân'ın kadri hemşehrileri arasında pek yüksektir, kendisi mahmûdü'l-hâldir, ehl-i hadîstir."
Tâcü'd-Dîn-i Sübkî de diyor ki: "Doğru olan Hafîb'İn sözüdür. Ebü Ab-di'r-Rahmân sikadır, aleyhindeki lâkırdılar mu'teber değildir."[326]
Tefsirdeki Mesleği:
Ebû Abdi'r-Rahmân es-Sülemî Hakayiku't-Tefsir ünvanlı kitabını mutasavvıfların mesleği üzere yazmıştır. Bu kitapta âyât-ı Kur'âniyyenin mutazammın olduğu işaretlerden, latifelerden bir kısmını kendi sünûhâtı dâiresinde yazmağa çalışmıştır.
Bu kitap, bâzı zevatın tenkidine hedef olmuştur. Ezcümle Zehebî merhum diyor ki: "Ebû Abdi'r-Rahmân, celâleî-i kadre mâliktir, musannefâtının bin cüz' olduğu söyleniyor, onun (Hakaayiku't-Tefsîr) unvanlı bir kitabı var, keski onu yazmamış olsaydı, bu, bir tahriften bîr karmatadan ibarettir."
Tezkiretü'l-Huffâz'ında da diyor ki: "Ebû Abdi'r-Rahmân, Hakaayiku't-Tefsîr'i te'lîf etmiş, bunda birtakım musibetleri, Bâtmiyye te’vilâtını ityâh etmiştir.
Filhakika Sûfiyyenin bu kabil kitapları hadd-i zâtında Kur'ân-ı Kerîm'in bir tefsiri olmak mâhiyetinden uzaktır. Bunlar, Kur'ân-ı Mübîn'in asıl bütüh beşeriyyete hitap eden âyât-ı celîlesini lisan kavâidine mutabık, Şâri-i Hakîm'in asıl muradına muvafık surette tefsir etmek vazifesini deruhte etmiş değildirler, bu gibi zevat bu âyât-ı İlâhiyyenin asıl zahirî olan ma'nâlarının murâd-ı ilâhî olduğunu ve buna münâfi olacak te'vîlât ve tevcîhâtın bâtıl bulunduğunu kitaplarının müteaddit yerlerinde bi'1-münâsebe dermeyân etmişlerdir. Bu zâtlar, yalnız bu âyât-ı Sübhâniyyenin tazammun ettiği hakayık ve ledünniyyâttan bir kısmını kendi mazhariyetleri nisbetinde izhâra çalışmışlardır. Bu cuhetle tahrîrine muvaffak oldukları kitaplar da birer tefsir değil, Kur'ân-ı Mübîn'den mülhem oldukları bir kısım işârât ve letâif mecmuası mâhiyetinde bulunmaktadır.
Şu kadar var ki, işârât ve letâif denilen yazıların bir kısmı, rûh-ı Kur'-ân'a münâfî görüldüğünden bu cihetle din âlimlerinin nazar-ı tenkidini celbetmiş, bu yazıların sahipleri hakkında bi'z-zarûre bâzı sözler söylenmiştir.
Ebû Abdi'r-Rahmân es-Sülemî gibi hakîkaten Sûfiyyeden bulunan bir zâtın bu baptaki yazıları ise, hüsn-i niyyete mukarin, te'vil ve tavzîha müstaid olduğundan hakkında ta'n ü teşnîa lüzum yoktur, hatâsı olsa da hüsn-i niyyete bağışlanacağı lûtf-i îlâhî'den me'muldür.
Müellefâtı : Muhtasar, mutasavvifâne bir eserdir: Ve sâire.
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz, Tabakaatü's-Sübkî, Keşfü'z-Zünûn, El-A'lâm.[327]
140- İbn-i Merdevey H:
Ahmed b. Mûsâ b. Merdeveyh el-Isfehânî, meşhur bir muhaddistir. Künyesi Ebû Bekr'dir. (323) târihinde doğmuş, (416) senesinde vefat etmiştir.[328]
Tefsir Ve Hadis İlmindeki Mevkii:
İbn-i Merdeveyh, müfessirdir, müverrihtir, bahusus büyük bir muhaddistir. Hafız, i'timâde şâyân, hadis ricalinin ahvâline muttali' bir zâttır. İsfahan'ın en yüksek ulemâsından, üdebâsından sayılırdı, Ebû Sehl b. Ziyâd el-Kattân, Meymûn İîbn-i Ishak el-Horasânî, Muhammed b.Abdil’llâh es-Saf-fâr gibi meşâhirden hadis azhetmiş, kendisinden de Ebü'l-Kaasım Abdü'r-Rahmân b. Mende, Abdü'l-Vehâb, Ebû Muti' Muhammed el-Mısrî gibi zatlar rivayette bulunmuşlardır. "Melîhü't-tesânîf" olmakla ma'ruftur.
Rivayet etmiş olduğu ahâdîs-i şerîfeden dördünü teberrüken kaydediyoruz :
1- Şüphe yok ki. Kur'ân-ı Mübin hüzn ile nazil olmuştur. Binâenaleyh, Kur'ân'ı okuduğunuz zaman hüzün göstermeğe çalışınız."
2-“ Tebâreke Sûresi yok mu, o kabir azabını men’ edicidir”.
3- Hızır, llyas'tan başka değildir.
4- Deniz tamâmiyle pâktir, suyu da temizdir."
Müellefâtı:
Me'hazlar: Tezkiretü'l-Huffâz, KünûzÜ'l-Hakaayık fi Hadis-i Hayri' Halayık, Kaamûsu'l-A'lâm.[329]
141- Abdü'l-Kaadir El-Bağdâdî:
Abdü'l-Kaadir b. Tâhir b. Muhammed, bir kâmil üstâzdır. Künyesi: "Ebû Mansûr"dur.Bağdat'ta doğmuş, yetişmiş, (427) târihinde Esferâyîn'de vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[330]
Kıymet-i İlmiyyesi:
Bu zât, tabakaat-ı nühâta dâhil, edîb, şâir, hesapta mahir idi. Aynı zamanda müfessirînden ma'dûd olup Nîsâbur'a giderek fukahâdan, muhaddisînden de müstefîd bulunmuştu.
Büyük bir servet sahibi iken hepsini ilim yolunda infak etmiştir. Akranına tefevvuk edip birçok ilimler tedris etmekle temayüz eylemişti. Tefsiri vardır.
Müellefâtı :ve saire..
Me'hazlar : Buğyetü'l-Vuât, EI-A'Iâm, Tabakaatü's-Sübkî.[331]
142- Ebû İshak Sa'lebî:
Ahmed b. Muhammed b. İbrahim en-Nîsâbûrî, meşhur bir âlimdir. Sa'lebî, Seâlibî lâkabiyle yâd olunur. Bu, tilki derilerini döğmekle meşgul olanlara mahsus bir nisbettir. îhtimal ki, Ebû İshak da vaktiyle böyle bir san'atla meşgul olmuştur. Vefatı (427) târihine müsadiftir.[332]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû İshak, Kur'an ilminde zamanının birincisi sayılmakta idi. Hele lügatte, edebiyatta, târihte bir imam bulunuyordu. Birçok zevattan istifâde etmiş, ezcümle Ebû Tâhir Muhammed b. el-Fadl'dan, Ebû Muhammed el-Huldî'den, Ebû Bekr b. Hânı ile Ebû Bekr Ibn-i Mihrân el-Mukrî'den hadis ahz ve rivayet eylemiştir, kendisinden de Ebü'l-Hasen el-Vâhidî ve saire rivayette bulunmuşlardır.
Sa'lebî, tefsir sahasında da büyük bir şöhret kazanmıştır. Maamâfîih tefsirinde birtakım zayıf kaviller, esassız kıssalar da yer bulmuştur. Tefsirinde Süddî-i Sağîr vâsıtasiyle İbn-i Abbâs Hazretlerinden rivayette bulunur, Süddî-i Sağîr ise vâhî sayılmaktadır.
Fatih Kütüphanesinde (398) numarada "Nihayetti'1-Beyân fi Tefsîri’l Kur'ân" ünvâniyle bir tefsirin beşinci cildi mevcuttur. Bu cilt, Sûre-i Enbi-yâ'dan Sûre-i Nahl'e kadardır.[333] Bu tefsir Sa'lebî'ye izafe edilmektedir. Sahibinin mütefekkir bir müfessir olduğu anlaşılıyor, mühim noktalar oldukça tenvir edilmiş, vücûh-i kıraat gösterilmiş, âyetlerin fazâili, esbâb-ı nüzulü yazılmıştır.Dahhâk'ten Nakkaş'tan, İbn-i Kuteybe'den rivayetler vardır. Mugayyebât-ı hamse hakkında da güzel tevcihler var, ezcümle deniliyor ki, umûr-ı gaybiyyeden olan bâzı şeylerin, meselâ hamlin zükûret ve ünûset i'tibâriyle mâhiyyetinin bilinmesi uzun bir tecrübe neticesi olarak insanlar için hâsıl olabilir, bu bir ta'lîm-i İlâhîdir. Bu, gayba ittıla' sayılmaz. Allâhu Teâlâ ise, bunları bir muallimden -bir tecribeden- istifâde etmeksizin bilir.
Peygamberlerin bâzı mugayyebâta muttali' olmaları da bir ta'lîm-i İlâhî sayesindedir. Mugayyebât hakkındaki âyet-i kerîme kâhinlerin, müneccimlerin, envâ' ile istiskaada bulunanların iddialarını iptal için nazil olmuştur.
Müellefâtı: Kısas-ı Enbiyâyı câmi'dir. Matbu bulunmaktadır. matbû'dur. Ve saire.
Gibi mu'teber matbû'birtakım kitaplar bu zâta âit değildir. Bunların müellifi (350) senesinde doğmuş (429) târihinde vefat etmiş olan Ebû Mansûr Abdül-Melik b. Muhammed Seâlibî en-Nîsâbûrî'dir.
Me'hazlar : Tabakaatü's-Sübkî, Mevzüâtii'i-Ulûm, Lûgaat-i Târihîyva ve Coğrâfiyye, Mu'cemü’l-Matbuâti’l-Arabiyye, Buğyetü'l-Vuât.[334]
143- İbn-i Sînâ:
Ebû Alî, Hüseyn b. Abdi'llâh, cihanşümul bir şöhrete mâlik olan ve "Eş-Şeyhü'r-Reîs" ünvâniyle de yâd olunan büyük bir islâm - Türk feylesofudur. Babası Belh'lidir. Sâmânîlerden Nûh b. Mansûr zamanında Buhârâ'ya giderek orada Harmeysen karyesine me'mûr olmuş ve o civarda Efşene karyesinden Sitâre isminde bir kızla evlenmekle Ebû Alî Hüseyn orada (370) târihinde tevellüd etmiş, bilâhare (438) târihinde Hemedan'da vefat eylemiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[335]
İbn-i Sînâ'nın Seyahatları Ve Me'mûriyetleri:
İbn-i Sînâ, Buhârâ'ya giderek az bir müddet içinde bir çok ilimler tahsîl etmiş, ba'dehû tıb ve felsefe ile iştigal ederek bu sahada da büyük bir muvaffakiyet göstermiş, icrâ-yı tababete başlayarak Horasan Sahibi Nuh b. Nasr-ı Sâmânî'yi tedavi etmekle kendisine intisâb eylemiş ve o sayede Sâmânî Hükümdarlarına mahsus, nâdir, nefis kitapları muhtevi bir kütüphaneye destres olarak ondan pek çok müstefîd olmuştur.
İbn-i Sînâ, mülkiye me'murlarından olan babasiyle beraber bir müddet bâzı beldeleri devredip durmuş, kendisi otuz iki yaşında iken babası vefat etmiş, müteakiben Sâmânîlerin ikbâli de zevale yüz tutmuş olmakla Buhârâ'yı bırakıp Hârezm'in Kürkânç şehrine gitmiş, Harzemşah Alî b. Me'mûn'a intisâb ederek muhassasâta nail olmuş, ba'dehû Nesâ'ya, Ebiyverd'e, Tûs'a ve şâir beldelere giderek Emîr-i Şemsü'l-Maâlî Kapus'a intisâb eylemiş ise de, emîr'in ahz ve haps edilmesi üzerine İbn-i Sînâ, Dihistan'a intikal etmiş, orada bir hastalığa tutulmakla Cürcan'a avdet eylemiştir. Daha sonra Rey, Kazvîn, Hemedan beldelerine gidip Şemsü'd-Devle'nin veziri olmuş, bir aralık aleyhine askerler kıyam ederek hanesini yağma ve katlini talep etmeleri üzerine azliyle iktifa olunmuş, müteakiben kulunca tutulan Şem-sü'd-Devle'yi tedâvî ettiğinden tekrar vezârete getirilmiştir.
Şemsü'd-Devle'nin vefatında halefi olan Tâcü'd-Devle, İbn-i Sînâ'yı ve-zârette ipka etmediğinden ibn-i Sînâ, İsfahan'a çıkıp gitmiş, orada Alâü'd-Devle'ye intisâb etmiş, müptelâ olduğu kulunçtan dolayı perhize i'tinâ ile kendisini iyice tedâvî edemediğinden nihayet Hemedan'da âhirete irtihâl etmiştir.[336]
İbn-i Sînâ'nın Mevki-i İlmîsi:
İbn-i Sînâ, bir hârika-i zekâ idi, daha on yaşına baliğ olur olmaz, Kur'ân-ı Kerîm'e, edebe, usûl-i dîne, riyâzıyyâta dâir birçok şeyler öğrenmişti. Ba'dehû tabîî ve îlâhî ilimler ile iştigal etmiş, Hakîm Ebû Abdi'llâh el-Belhî'den mantık ve felsefe okumuş, ilm-i tıbba da çalışarak bu hususta da mütehassıs olmuştu.
İbn-i Sînâ, gerek îslâm ilimlerine ve gerek Yunan felsefesine pek mükemmel vâkıf bulunuyordu. Şöhreti bütün medeniyet âlemine şâmildir. Felsefî eserleri orta asırlarda garp dârü'l-fünunlarında okunuyordu. Asarının tenevvüü, iktidâr-ı ilmîsinin vüs'ati takdirlere şayandır. Yalnız tıb, riyâziyyât, felsefe sahalarında değil, dînî ilimler sahasında iktidarını birtakım eserleriyle isbât etmiştir. Ezcümle bâzı sûreler hakkında tefsirler yazarak kıymetli, hakimane mütâlâalar serdetmiş, bâzı eserlerinde birtakım ahkâm-ı şer'iyyenin hikmetini îzâha çalışmıştır.
İbn-i Sînâ, edebiyyâta da hizmet etmiş, Arapça ve Fârisîce güzel manzum parçalar vücûda getirmiştir. Kasîde-i Rûhiyyesi meşhurdur. Şu iki kıt'a da kendisine isnâd edilmektedir :[337]
[338]Velhasıl : İbn-i Sînâ, ilim ve felsefe bakımından bî-nazîrdir. Şu kadar var ki, felsefiyyâtın te'sîri altında kalarak, veya eski feylesofların efkârına tercüman olarak dermeyân ettiği bâzı mütâlâât ve tetkîkatı, hakayık-ı İslâmiyye nokta-i nazarında tenkîd ve tashîha muhtaç bulunduğundan bu cihet, kendi aleyhinde bâzı i'tirazları, tenkitleri celbetmiştir.
Müellefatı: Matbû'durlar. Bu dört kitap, felsefeye, tıbba dâir olup Avrupa lisanlarına terceme edilmiş ve bunlar birçok hükemâ ve etıbba tarafından şerh ve tahşiye olunmuştur. Aristo'nun kitaplarının şerhini cami’ yirmi cilttir. ahlâka dâir iki cilttir. Bu iki kitabın nüshaları nâdirdir.Matbû'dur. Fârisîce yazılmış bir lûgat,matbudur.matbudur. matbû'dur. Mantığa dâirdir. Matbû'dur.Emir Nuh'a ihdâ edilmiştir, matbû'dur. Matbû'dur.matbû'dur. Ve sâire.
Me'hazlar : Vefeyâtü'l-A'yân, Hizânefü'l-Edeb, Kaamûsü'l-A'lâm, Mu'ce-mü'l-Matbûât.[339]
144- Ebü Ömer, Meâfirî:
Ebû Ömer, Ahmed b. Muhammed b. Ebî Abdi'llâh el-Meâfirî el-Ende-Lüsî, büyük bir âlimdir. Aslı Endelüs-i şarkî hududundan Talemenke'dendir. Kurtuba'da ikaamet etmiş, şark tarafına rıhlet edip bilâhare (429) târihinde Talemenke'de vefat eylemiştir. Rahmetu'llâhî aleyh.[340]
Kudret-i İlmiyesi
Ebû Ömer, yüksek bir âlimdir. Kur'ân-ı Mübîn ile, hadîs-i şerîf ile tevaggul etmiş, bir müfessir ve bir muhaddistir. Pek çalışkan bir âlim olduğunu, yazmış bulunduğu kitapların müteaddit ciltleri göstermektedir. Endelûs'ün vaktiyle ne feyizli bir toprak olduğuna, üstünde yetişmiş olan bu gibi kıymetli zevatın hazin hâtıraları birer şahittir.
Müellefâtı: Yüz cilt kadardır. Yüz cilttir. Bir risaledir.
Me'haz : El-A'lâm.[341]
145 - Alî El-Havfî:
Ahmed b. İbrahim b. Saîd b. Yûsuf, nahiv ülemâsındandır. Vefatı (430) târihine müsadiftir.[342]
Kıymet-i İlmiyyesi:
Alî el-Hafvî, lisân-ı Arab'a vâkıf, müfessir bir zâttır. Ebû Bekr el-Udfuvî'den teallüm etmiştir.
Müellefâtı: Nahivdendir.
Me'hazlar: Buğyetü'l-Vuât, Keşfü'z-Zünûn.[343]
146 - İsmail B. Ahmet El-Hîrî:
İsmail b. Ahmet b. Abdi'llâh el-Hıyeriyy, muktedir bir âlimdir.. Mensûb olduğu (Hîre) Nîsâbûr'da bir mahallenin ismidir. (361) de doğmuş, (430) da Nîsâbûr'da vefat etmiştir. Künyesi Ebû Abdi'llâhtır. Rahmetu'llâhi aleyh.[344]
Mevki-i İlmîsi:
İsmâil el-Hîrî, müfessir, mukrî. fakîh, muhaddis, vaiz zâhid bir zât idi, kendisine amâ arız olmuştu. Zâhidü's-Serahsî'den hadîs, Ebü'l-Heysem'den Sahîh-i Buhârî'yi dinlemiş, kendisinden de Hatîp Ebû Bekr el-Bağdâdî gibi meşâhir rivayette bulunmuşlardır.
Ulûm-ı Kur'ân'a, kıraate, hadîse, mev'izaya dâir meşhur musannafâtı vardır. İsminde bir tefsir de te'lîf etmiştir. Bunun bir nüshası İstanbul'da Kütüphâne-i Umûdî'nin 283 umûmî ve 36 sıra numarasında mevcuttur.
Me'hazlar : Mu'cemü'I-Üdebâ, Buğyetü'l-Vuât.[345]
147- Şerîf Murtazâ
Ebü'l-Kaasım, Alî, b. et-Tâhir b. Ahmed, Irak'ta yetişmiş olan Şia ülemâsındandır. (355) senesi Bağdat'ta doğmuş, (436) târihinde Bağdat'ta vefat edip hânesindeki husûsî bir kabre defnedilmiştir.[346]
Kudret-i İlmiyyesi Ve Tefsirdeki Mesleği:
Şerîf Murtazâ, asrında Irak'ın muktedir bir âlimi sayılıyordu. Tefsirde, Um-i kelâmda, şiir ve edebde bir üstâz idi. Beliğ yazıları, lâtif manzumeleri vardır. İmâm Alî Hazretlerine nisbet edilen Nehcü'l-Belâğa'yı ya bu zât veya biraderi Şerif Radî cem' ve tertîb etmiştir. İbn-i Nubâte'den Müfîd Ebû Abdi'llâh Muhammed'den ilim ahzetmiştir.
Şerîf Murtazâ tefsîr'e dâir yazılarında lisan, belagat i'tibâriyle büyük bir iktidar göstermiş, bâzı kelimât-ı Kur'âniyyenin mânâlarını ta'yîn için müteaddit Arapça beyitler zikretmiştir. Dirayet sahasında görülen bu iktidarı, rivayet tarîkında görülmemektedir, kendi mezhebini te'yid ve tervîc için zikrettiği hadisler, yaptığı tevcihler tetkike muhtaçtır. Hattâ kendisinin gulât-ı Şia'dan olduğu da mervîdir. Maahâzâ kabule şâyân bir kısım derin tevcihleri, te'villeri de vardır.
Emâlî adb eserinin ikinci meclisinde[347] âyet-i celîlesine dâir güzel ma'lûmât vermekte ve suâle mutabık olan cevap verilmiş olduğunu isbât etmektedir.
Kırk altıncı meclisinde de[348] âyet-i kerîmesine, dâir âlimâne tevcihlerde bulunmuş, yapılan dualara ne veçhile câ-bet-i İlâhî vuku' bulduğunu tavzihe çalışmaktadır.
Müellefâtı: Tefsîre, hadîse, edebiyyâta dâirdir. Buna da denilir. Fıkha dâirdir. Bunlar matbû'dıırlar. on binden ziyâde ebyâti hâvidir.
Me'hazlar: Mu'cemü'l- Üdebâ, Vefeyâtü'l-A'yân, EI-AMâm, Mu'cemü'l-Matbûât, Keşfü'z-Zünûn.[349]
148- Mekkî B. Hammûş:
Ebû Muhammed, Mekkî b. Ebî Talip Hammûş el-Endelüsî el-Kaysî, nahiv ülemâsındandır. (355) târihinde Kayruvan'da doğmuş (377) senesinden sonra bir çok yerlerde seyahatte bulunup (393) târihinde Kurtuba'da tavattun etmiş ve (437) senesinde Kurtuba'da vefat eylemiştir, Rahmetu'llâhi aleyh.[350]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû Muhammed Mekkî, Kur'an ilimlerinde, Arabiyyede, mütebahhir, akıl ve fehmi ile, güzel ahlâkı ile, salâh-ı haliyle müştehir idi. Mekke-i Mü-kerreme'de, Mısır'da Ebü't-Tayyib, Abdü'l-Mün'im'den ilim ahzetmiş, Kurtuba Câmi-i Şerifinde hitabette, tedriste bulunmuştur.
Müellefâtı : Kur'ân-ı Mübîn'in tefsirine dâir yetmiş ciltlik bir eserdir.Bu da tefsire, kırâât-ı seb'aya âit beş ciltlik bir eserdir. Nâsih ve nıensûha dâirdir.Kıraate mütealliktir. Ahbâra dâir dört cilttir.
Me'hazlar: Vefeyâtü'l-A'yân, Buğyetü'l-Vuât, El-A'lâm, Nüzhetü'l-Elibbâ'.[351]
149- Ebû Muhammed El-Cüveynî:
Abdullah b. Yûsuf b. Abdi'llâh "Rüknü'l-İslâm" lâkabını hâiz, yüksek bir âlimdir. Horasan'da Nîsâbur ile Bistam arasındaki Cüveyn nahiyesine mensuptur. (438) târihinde Nîsâbur'da vefat etmiştir. Rahmetu'llâhi aleyh.[352]
Üstadları:
Ebû Muhammed, evvelâ kendi nahiyesinde Âlî Ebû Ya'kub el-Ebîverd' den bir miktar fıkıh okumuş, sonra Nîsâbur'a giderek ma'lûmâtını Ebü't Tayyib es-Su'lûkî'den ikmâle çalışmıştı. Daha sonra Merv şehrine gidip Kaffâlül-Mervezî'nin derslerinde hazır bulunmuş; onun fıkıhtaki mesleğini tetkik ve ta'kîb ederek kendisinden icazet almıştır. Hadis ilmini de Kaffâi'den, Adnan b. Muhammed ed-Dabbî'den, Ebû Nuaym Abdü'l-Melik b. el-Hasen'den ve Bağdat'ta Ebü'l-Hüseyn b. Bişrandan istimâ' etmiştir.
Kendisinden de oğlu Îmâmü'l-Haremeyn ile Sehl b. ibrahim el-Mescidî, Alî b. Ahmedi'l-Medînî gibi birçok zevat rivayette bulunmuşlardır.[353]
Kudret-i İlmiyyesi Ve Zühd Ü Takvası:
Şafiî mezhebindeki âlimlerin pek büyüklerinden olan Ebâ Muhammed el-Cüveynî, tefsirde, hadiste, fıkıhta, lügatte mühim bir iktidar sahibi idi. Nahiv'de, edebiyatta büyük bir melekesi vardı. Yazmış olduğu tefsir, rivayet ve dirayet tariklerini ihtiva eden cem'iyyetli, mufassal bir eserdir. Bu eserde her âyet-i celîle on veçhile tefsir ve tevcih edilmiştir. Maamâfih bu pek emekli eserde bir hayli munkatı' hadisler, rivayetler de yer bulmuştur.
Ebû Muhammed el-Cüveynî, bilhassa zühd ü takvâsiyle, güzel ahlâkiyle fevkalâde temayüz etmişti. Belki yerine sarf edilmemiş veya niyyete mukarin bulunmamıştır, diye her sene hemen hemen iki defa malının zekâtını verirdi. Pek mehabetti bir zât idi, huzurunda yalnız zühd ü takvaya, ilim ve irfana dâir sözler söylenebilirdi.
Bir aralık kendi ilmî kudretine güvenerek içtihada kıyam etmiş, hiç bir mezheb-i fıkhîye temâmen bağlanmayarak ahâdîs-i şerîfeden bâzı ahkâm istinbât etmek istemiş, bu maksatla Muhît adlı bir kitap yazmağa başlamıştı. Bu mühim eserinin üç cüz'ünü pek muktedir bir muhaddis, bir âlim olan dostu Hafız Ebû Bekr el-Beyhakî'ye gönderdi. Beyhakî, bu yazıları tenkîd etti, bundaki hadislerin ihticâca sâlih olup olmadığını tafsîlâtiyle bildirdi. Ve şu mealde bâzı ihtarlarda bulundu: "Kendisini dâima hayır ile yâd ettiğim Ebû Muhammed el-Cüveynî bilir ki, benim hadis-i şerif ile iştigalim çoktur, birçok kimseler görülüyor ki, hâdis-i merviyyenîn sahihini, gayr-i sahihinden temyiz edemiyorlar, hangi hadislerin ihticâca sâlih, hangilerinin gayr-i sâlih olduğunu kestiremiyorlar, Ebû Muhammed'in istinâd ettiği hadisleri bu hususta en selâhiyattar olan İmam Şafiî görmemiş midir? diyeceğiz! Hayır o, bunları görmüş, fakat bâzı illetlerden dolayı bunlardan ahkâm istinbâf etmeyip i'râz etmiştir". Bunu hadis ilminde iîkan sahibi olanlar iak-dîr ederler,.»
Beyhakî'nin büyük bir risale teşkil eden tenkitnâmesini Ebû Muhammed el-Cüveynî alınca: "işte bu, bereket-i ilimdir" diye Beyhakî'ye dua etmiş ve onun bu veçhile irşadına mebnî Muhît'ini itmam etmekten vaz geçmiştir.
Hakikati araştıran zevat, işte böyle hayırhah, böyle munsif olur!
Ebû Bekr Beyhakî'nin yazdığı bu mühim risale, Tabakaatü's-Sübkî'de münderictir.
Ebû Muhammed el-Cüveynî'nin muktedir bir şâir olduğu da dostlarından biri hakkında bir mersiye olarak söylediği şu kıt'adan anlaşılmaktadır:[354]
Müellefâtı : Büyük bir eserdir, ad fıkıhtandır.
Me'hazlar : İbn-i Hallekân, El-Fevâidü'l-Behiyye, Tabakaatü's-Sübkî, Mevzûâtii'l-Ulûm, El-A'lâm.[355]
150- Ahmed B. Ammâr :
Ahmed, Ebü'l-Abbâs el-Mehdevî, nahiv ülemâsındandır. Aslen Mehdiyye'den olup Endelüs'e rıhlet etmiştir. Vefatı (440) târihine müsadiftir.[356]
Kudret-I İlmiyyesi :
Ahmed b. Ammâr, müfessir, Arabiyatta mütehassıs bir zâttır. Fâideli kitaplar te'lîf etmiştir. Tefsîri de bu cümledendir.
Me'haz: Buğyetü'l-Vuat.[357]
151 - Ebû Osman Es-Sâbûnî:
İsmail b. Abdi'r-Rahmân b. Ahmed en-Nîsâbûrî, büyük bir üstazdır. (373) târihinde Nîsâbur'da doğmuş, (449) senesinde yine Nîsâbur'da vefat etmiştir.[358]
Üstazları:
Ebû Osman, Nîsâbur'da Ebü'l-Abbâs Tâbûtî ile Ebû Saîd es-Simsar'dan, Herat'ta Ebû Bekr el-Furât'tan ve Ebû Meâz Şâhit'ten, Şam'da, Hicaz'da bâzı zevattan hadis dinlemiş, Mearratü'n-Nu'mân'da Ebü'1-Alâ Ahmed ;b. Süleyman'a mülâki olmuştur. Kendisi de Nîsâbur'da, Horasan'da, Gazne'de, Hindistan'da, Cürcan'da, Âmil ile Taberistan'da, Şam'da, Beytü'l-Makdis'te, Hicaz'da hadîs rivayet etmiştir. Kendisinden de, Ebû Bekr el-Beyhakî, Ebû Abdi'llâh el-Kaari', Ebû Salih el-Müezzin gibi zatlar hadîs rivayet etmişlerdir.[359]
Mevki-i İlmisi:
Ebû Osman, asrının büyük bir âlimi idi. Müfessir, muhaddis, vaiz, hatîp. şâir bir zât idi. Yetmiş sene kadar va'z ve nasihatle halkı irşada çalışmıştır. Bâzan bir âyetin tefsirine aylarca devam ederdi. Horasan'da "Şeyhül-îlim" unvanını almıştı. "Seyfü's-Sünne" diye de yâd olunurdu. İlim ve zekâsiyle, zühd ü tâkvâsiyle mesel darbolunurdu. Tasnîfâtının kesretiyle de meşhurdur. Ezcümle "Akîdetü's-Selef" unvanlı bir eseri de vardır.
Eş'ârından bir parça :[360]
Me'hazler: Tabakatü's-Sübkî, Mu'cemü'l-Üdebâ.[361]
152 - Mâverdi:
Alî b. Muhammed b. Hubeyb meşhur bir zâttır. Künyesi Ebü'l-Hasen'dir. (364) târihinde Basra'da doğmuştur. Bilâhare Bağdat'a rıhlet etmiş, birçok beldelerde Kadılık'ta bulunmuş, Kaaim bi-Emri'llâh zamanında "Akda'1-Ku-dât" payesini ihraz etmiş, hülefâ yanında büyük bir mevki' sahibi olmuş, çok kerre Halîfeler ile Melikler, ve büyük Emirler arasındaki gerginlikleri izâle için muslih sıfatiyle hareket eylemiştir. Kendisine gülsuyu satışına nisbetle Mâverdî denilmiştir.(450) târihinde Bağdat'ta vefat etmiştir. Bâb-ı Harp denilen makberede medfundur.[362]
Üstazları:
Mâverdî, Basra'da Ebü'l-Kaasım es-Saymerî'den fıkıh okumuş, sonra Bağdad'a giderek Ebû Hâmid el-Esferâyînî'nin derslerinde hazır bulunmuştur. Hadîs ilmini de Hasen Ibn-i Alî el-Hanbelî, Muhammed b. Adiyyi'l-Mukrî, Muhammed b. el-Muallâ el-Ezdî, Ca'fer b. Muhammed el-Bağdâdî'den rivayet eder. Kendisinden de Ebû Bekr el-Hatîb, Ebü'l-Iz b. Kâvûş gibi zatlar rivayette bulunurlar.[363]
Kudret-i İlmiyyesi Ve Tefsirdeki Mesleği:
Mâverdî, büyük bir Şafiî âlimidir. Şark ve garpta kendini eserleriyle tanıtmış, çok ma'lûmatlı, mütefekkir bir müelliftir. Gerek tefsirde, fıkıhta ve gerek sair ilimlerde mütefennin bir zattır. Basra'da, Bağdat'ta senelerce tefsir, fıkıh, usûl-i fıkıh, edebiyat okutmuş, neşr-i ulûma himmet etmiştir.
Tefsire dâir yazılarında hem Ehl-i, Sünnet'in, hem de tenkide tâbi' tutmaksızın Mu'tezile gibi bid'at erbabının sözlerini, tevcihlerini nakleder. Bu cihetle kendisinin Mu'tezile i'tikaadında bulunduğuna zâhib olanlar bulunmuştur.
Fakat Mâverdi, Mu'tezile mezhebine tamamen taraftar değildir. Onlara alenî bir surette müzâharet gösterdiği de yoktur. Daha ziyâde Sünnî olmakla beraber kanaatına uygun gelen yerlerde Mutezilenin fikrine iştirak etmiştir, İki nümûne :
1- [364]Ayet-i celîlesindeki ma'nâsına olan kelimesini Mu'tezilenin esaslarına ibtinâ ederek şu iki veçhile tefsir etmektedir:
a) "Biz onların a'dâ olduğuna hükmettik."
b) "Biz onları adavetleri üzere terk ettik, kendilerini o adavetten men'etmedik."
2- [365]Ayet-i kerîmesinde ise, Ehl-i Sünnet'e ittibâ' etmiş, Kur'ân-ı Kerîm'in kıdemine münâfı bir şey söylememiş, Mu'tezilenin i'tikaadına uygun bir tevcihte bulunmamıştır.
Maahâzâ kader mes'elesinde dâima Mu'tezileye muvafakat etmektedir. Bu cihetledir ki, "Tefsîr'i ehl-i bâtılın te'vîlâtiyle doludur, tefrik ve tahkîka muktedir olmayanların bu tefsîri okumalarında büyük zarar vardır." denilmiştir.[366]
Mâverdî'nin Seciyyesi, Tevazuu:
Mâverdî, güzel seciyyesiyle, tevazuu ile, metîn ahlâkiyle temayüz etmiştir. Bu pek değerli âlimin seciyyesini gösterir bir fetvasını hikâye edeceğiz, şöyle ki:
Abbasiye Halîfelerinden El-Kaaim bi-Emrillâh (439) târihinde Şehinşâh-ı Â'zam lâkabını hâiz bulunan Celâlü'd-Devle İbn-i Büveyh'e Melikü'l-Mülûk lâkabını da vermiş, hatipler de kendisini bu unvan ile yâd etmeğe başlamıştı, bâzı âlimler bu lâkabı münâsip görmemiş, kâinatın hakîkî mâliki olan Cenâb-ı Hakk'a âit bir vasfın herhangi bir hükümdara verilemeyeceği kanâatinde bulunmuşlardı. Hanefî fukahâsından Hımyerî, "Bu hususta kasıt ve niyyefe bakılır" diyordu. Kadı Ebü't-Tayyip et-Taberî de bunun cevazına kaail olmuş, "Bu, yeryüzündeki meliklerin meliki ma'nâsinadır. Kaadı'l-Kudât denildiği gibi Melikü'l-Mülûk de denilebilir" demişti,
Mâverdî ise, Sultan Celâlü'd-Devle'nin en ziyâde havâssmdan olduğu halde böyle bir unvanın fânî bir hükümdara verilemeyeceğine dâir fetva vermiş., bu bâbtaki kanâatini şiddetle müdâfaa etmiş, artık Celâlü'd-Devle'den kesilmişti.
Fakat bilâhare Celâlü'd-Devle'nin da'veti üzerine büyük bir korku içinde ziyaretine gitmiş, Celâlü'd-Devle bu seciyyeli âlimi huzuruna kabul edince şöyle demiştir :
"Bence tahakkuk etmiştir ki, eğer sen bir kimseye dostluk gösterecek olsa idin, aramızdaki hususiyyete mebnî mutlaka benim hakkımda göstermiş olacaktın, seni o fetvaya sevk eden, mücerred senin diyanetindir, binâenaelyh şimdi senin mevkiin benim yanımda eskisinden daha ziyâdedir."
Gariptir ki, Celâlü'd-Devle, bu ünvânı aldıktan sonra ancak bir kaç ay yaşayabilmiş, kendisinden sonra Benî Büveyh Devleti tamârmen münkariz olmuştur.
Mâverdî'nin tevâzuuna, diyanetine, nefsi ile olan rnücâhedesine delîl olmak üzere, kendisinden şöyle bir vak'a naklolunmaktadır:
Mâverdî, diyor ki: "Ben bey' mes'elelerine dâir bir kitap tasnif etmiş, fukahânın bu husustaki sözlerini kudretim dâhilinde toplamağa çalışmıştım. Kitabım, mühezzep, mükemmel bir hâle gelince ben bununla az kalsın böbürlenecek idim. Kendimin bu mes'elelere herkesten ziyâde muttali' olduğumu tasavvura başlamıştım ki, iki köylü Arap yanıma glip bana bey'a âit bir sual sormasınlar mı! Dört şartı mutazammın olmak üzere bâdiye'de yapmış oldukları bir alım satım muamelesi. Ben bunlardan hiçbirinin cevâbını bilemedim, yere bakarak fikre daldım, kendi hâlimle bunların hallerini ibretle düşünmeğe başladım. "Sen şu cemâatin reîisi olduğun halde bizim bu suâlimize verecek cevâbın yok mu?" dediler. "Hayır yok dedim", "Yazık sana!" diyerek yanımdan ayrıldılar, sonra benim şakirtlerimden birçoklarının kendisine ilimce faik bulunduğu bir zâta gidip sordular, derhal lâzım olan cevâbı aldılar, memnun ve müteşekkil kaldılar, ilmini sena ederek çıkıp gittiler. Bu hal bana nefsimin tezellülünü, ucbümün tevâzua tahavvülünü îcâb edecek bir nasihat, bir ders-i ibret oldu.
Müellefâtı : Bundan natamam üç cilt fâdıl Ahmed Paşa Kütüphanesinde 23, 24, 25 numaralarda mevcuttur. Şafiî fıkhına dâir yirmi cilttir. Bu .la fıkha aittir. Kelâma mütealliktir. Matbû'dur. Hükümetlerin siyâsetine dâirdir. Matbû'dur. Meşhur ve mu'teber bir ahlâk ve edeb kitabıdır, matbû'dur. İstanbul ulemâsından Erzincan'lı Üveys Vefa Efendi tarafından Arapça yazılmış, münakkah, mukayyed, matbu' bir şerhi vardır. Bu kitap, yine İstanbul Müderrislerinden Bergama'lı Cevdet Efendi t Türkçe'ye tercüme edilmiştir.
Me'hazlar: Vefeyâtü'l-A'yân, Tabakaatü's-Sübkî, Mu'cemü'l-Üdebâ, Keşfü'z-Zunûn,Mevzûâtü'l-Ulûm, El-A'lâm.[367]
153- Ebû Müslim, Muallim-i İsfehânî :
Muhammed b. Alî b. Muhammed b. el-Hüseyn b. Mihrâyzüd, nahiv âlimlerindendir. (459) da vefat etmiştir. Buna "Isfehânî-i Kadîm" de denir.[368]
Mevki-i İlmisi
Ebû Müslim İsfehânî, ulemâdan, müfessirlerden bir zattır. Tefsiri vardır, î'tizal mezhebine fazla merbut idi. Asrında İsfahan'ın muhaddisi idi, Edebiyyâta da vâkıf idi, yirmi cilt teşkil eden bir tefsiri vardır.
Me'hazler: Buğyelü'I-vuât, Keşfü'z-zunûn, El-A'lâm.[369]
154- Ebû Ca'fer Et-Tüsî:
Muhammed b. el-Hasen b. Alî, Şia fükahâsının büyüklerindendir. (385) târihinde dünyâya gelmiş, bilâhare Bağdat'ta ikâmet etmiş, Ehl-i Sünnet ile Şiîler arasında zuhur eden bir hâdise esnasında kitapları yanmış, kendisi de (440) târihinde Necef'e intikal edip orada veya Kûfe'de (460) senesinde vefat etmiştir.[370]
Mevki-i İlmisi
Ebû Ca'fer Tûsı, müfessir, fakîh bir âlim idi, mezheb-i Şafiî üzre tefek-kuhta bulunmuştu, bu mezhebe intisap iddiasında bulunurdu. Mütefennin, çalışkan bir zât olduğu eserlerinden anlaşılmaktadır.
Müellefâtı: Büyük bir tefsir kitabıdır hadîse dâirdir , matbû'dur. fıkh'a âit seksen bir ciltlik bir eserdir. usûle mütealliktir İbâdât-ı yevmiyyeye dâirdir. Ricalin tabacat ve terâcimiiıe aittir. Basılmıştır.Ve saire. ,
Me'hazlar : Tabakatü's-Sübki, El-A'lâm, Mu'cemü’l-matbûâtı'l-Arabiyye.[371]
155- Ebü'l-Kaasım El-Kuşeyrî:
Abdü'l-Kerîm b. Hevâzin b. Abdi'l-Melik en-Nîsâbûrî, Söfiyyeden büyük bir zâttır. Lâkabı Zeynü'l-İslâm'dır. Kuşeyr b. Kâ'b kabilesine mensuptur. Bu kabile, vaktiyle Horasan taraflarına gidip tavattun eden Araplardandır.
Ebü'l-Kaasım, (376) târihinde Üstüvâ nahiyesinde doğmuş, bilâhare bir çok seyahatlerde bulunmuş, Îmâmü'l-Haremeyn'in babası Ebû Muhammed el-Cüveyni ve Ahmed b. Hüseyn el-Beyhakî gibi bir kısım meşâhir ile refik olarak Beytu'llâhı ziyarette bulunmuş, nihayet (465) senesi Nîsâbur'da vefat etmiştir. Ustâzı Şehîd Ebû Alî ed-Dekkaak'ın yanında medfundur. Rahmetu'llâhi aleyh.[372]
Üstazları:
Ebü'l-Kaasım; evvelâ Arapçayı, edebiyyâtı, Ebü'l-Kaasım el-Yemânî' den öğrenmiş, sonra Fıkh'ı Ebû Bekr Muhammed b. Bekr et-Tûsî'den, İlm-i Kelâm ile Usûl’i Fıkh'ı üstâz Ebû Bekr b. Fûrek'ten ve üstaz Ebû İshâk Esferâyînî'den okumuş, hadîs ilmini Ebü'l-Huseyn el-Haffâf'tan, Ebû Nuaym Esferâyînî'den vesâireden tahsil etmiş, Tasavvuf ilmini de Ebû Alî el-Hasan ed-Dekkaak'tan ahzeylemiş, Ebû îshâk ile Kâdî Ebû Bekr b. et-Tayyîb el-Bâkıllâni'nin kitaplarından da müstefîd ve mülhem olmuştur.[373]
Kudret- İlmiyyesi Ve Tefsirdeki Mesleği:
Ebü'l-Kaasım Kuşeyrî, tefsirde, hadîste, fıkıh ve usûl-i fıkıhta, tasavvufta, şiir ve edebte nazîrsiz bir üstâz idi. Zahirî ve ma'nevî ilimlerde büyük bir kudret sahibi olduğundan bu ilimlerin âsârı tefsirinde de tecellî etmektedir. Tefsirinde mutasavvıfa mesleğini iltizâm etmiştir. Âyât-ı Celiledeki en lâtif işaretleri sezip bunları istinbât etmek hususunda adîmü'n-nazîr bir müfessir sayılmaktadır. Maahâzâ tefsirinde bir kısım münkatı' rivayetler de yer bulmuştur.
Kuşeyrî'nin lisânındaki talâkat, sözlerindeki kuvvet, yazılarındaki güzel üslûp, tabîatindeki nezâket fevkalâde idi. Eş'ârı lâtif, mektupları pek mukni'dir. Söfiyye Hazarâtının sözlerini nakil ve hikâye hususundaki iktidarı pek büyüktür. Hele mev'ızalarındaki kalpleri teshir eden beliğ te'sir, tasavvurların fevkindedir. Hatîb diyor ki : "Kuşeyrî Bağdat'ta hadis takrîr etti, biz kendisinden hadis yazdık, sika idi, güzel va'zlarda bulunurdu."
Alî b. el-Hasen de (Dirnyetü'1-kasr) unvanlı eserinde diyor ki : "Zeynü'l-İslâm Kuşeyrî, bütün mehâsini cami' idi, en çetin şeyler olanca müşkülâtına rağmen kendisine râm olurdu. Tehdid-âmiz hitabelerini taşlara tevcih etse idi onları eritir idî, meclis-i va'zına İblis'i; bağlasa idiler tevbekâr olurdu."
Söfiyye Hazerâtının i'tikadlanna, terâcim-i ahvâline, tasavvufun mâhiyyetine ve zühd ü takvanın neden ibaret olduğuna dâir yazmış olduğu meşhur Risâle-i Kuşeyriyye'si şark ve garbda intişâr etmiş, bütün ulemâ ve mutasavvıfın tarafından hürmetle kabul edilmiştir.
Güzel bir şâir, mükemmel bir muharrir, muktedir bir hattat olan Kuşeyrî, ayni zamanda at oynatmasını ,silâh kullanmasını bilir şeci' bir kahramandır.
Es'ârından bir kıt'a :[374]
Ebü'l-Kaasım, Hicaz'da bulunduğu zaman, Beytu'llâhı ziyaret için toplanmış olan hüccâc-ı kiram arasında îslâm âleminin her tarafından gelmiş binlerce ulemâ ve füdalâdan başka dört yüz kadar da kadı bulunuyordu. Bu cihetle bu yıla senetü'l-kudât denilmiştir. Harem-i Şerifte bir hitabe îrâd edilmesi istenilmişti, bu hitabeyi îrâd eden zât, bütün bu meşâhir ve eâzımın tensîbiyle Zeynü'l-Islâm Ebü'l-Kaasım olmuştu.[375]
Seyahatleri:
Ebü'l-Kaasım el-Kuşeyrî, on beş sene kadar vatanından ayrılmış, bir müddet Bağdat'ta ikâmet etmiştir. Şöyle ki: Bu yüksek âlim, Şâfü mezhebinin ve Eş'arî i'tikadımn pek ziyâde müdâfi'lerinden bulunuyordu, pek müessir mev'izaları esnasında Şafiî mezhebine olan meclûbiyyetini izhâr edip duruyordu, ilmen hâiz olduğu yüksek mevki, bâzı kimselerin hasedini tahrik etmişti.
Sonra Nîsâbur'da üstâz Ebû Sehl İbni'l-Muvaffak büyük bir ihtişam ve riyaset sahibi idi, Hanefî ve Şafiî fükahâsı evinde toplanarak mübâhaselerde bulunurlardı, pek çok talebesi vardı, kendisi vezâret makamına namzet gibi bulunuyordu. Bu cihetle Selçuk Hükümdarı Tuğrul Beyin veziri Ebû Nasr Mansûr Muhammed el-Kindî, Ebû Sehl'i rakip telâkki ederek aleyhinde bir cereyan vücûde getirmek istiyordu. Nihayet veziri Ebû Nasr, âdil, mütedeyyin, ulemâ ve fudalâya muhip, Hanefiyyü'l-mezhep bulunan Tuğrul Beyi iğfal ederek bid'at sahiplerine minberlerde lâ'net okunması için bir ferman istihsâl etti, bunun üzerine birtakım kimseler, Eş'arîleri de ehl-i bid'-atten sayarak haklarında lâ'net okumaya başladılar, derken bu yüzden büyük bir fitne zuhur etti, bunun zararı Horasan'a, Şam'a, Hicaz', Irak'a kadar sirayet eyledi.
Mu'tezile mezhebinde olan vesâir bâtıl mezheblerin her türlü mesâvîsini de cami' bulunduğu söylenilen vezîr Ebû Nasr, Nîsâbur'da ikâmet eden Ebû Sehl ile İmâmü'l-Haremeyn'in ve Ebü'l-Kaasım Kuşeyrî ile Reîsü'1-Fürâtî'nin nefy ve hapsi hakkında da bir irâde elde etmişti. Ebû Sehl ile İmâmü'I-Haremeyn elde edilememiş, Ebü'l-Kaasım ile Reîsü'l-Fürâtî nefy ve haps edilmişti.
Bu mahbûsiyyet, bir aydan fazla devam etti, sonra Ebü's-Sehl başına toplayabildiği bir kuvvet sayesinde bu iki zâtı hapisten kurtardı.
İşte bu vak'a üzerine Ebü'l-Kaasım Kuşeyrî, vatanından uzaklaşmış gurbet ellerine düşmüştür, Muharamed el-Cüveynî de Hicaz'a giderek bir müddet Mekke-i Mükerreme'de, bir müddet de Medîne-i Münevvere'de mücavir kalmış ve bu vesile ile îmâmü'l-Haremeyn unvanını almıştır. Ebû Sehl de bir aralık elde edilerek hapsolunmuş ise de bir müddet sonra hapisten kurtularak Hicaz'a gitmiştir. Hâin vezir Ebû Nasr ise, pek az sonra fena bir halde katledilmiştir.
Galiba bu fitne hâdisesinde İmâmü'l-Haremeyn ile bâzı Şafiî âlimlerinin kendi mezheplerini, içtihadlarını fazla müdâfaa ederek sair mezhepler eimmesini tenkide cür'et etmiş olmalarının da te'sîri bulunmuştur.
İmam Kuşeyrî, bilâhare Tuğrul Bey ile görüşerek derdini anlatmak istemiş, sonra Bağdat'a giderek Hilâfet makamında bulunan El-Kaaim bi-Em-ri'llâh'ı ziyaret etmiş, teveccühlerine mazhar olmuştur.
Velhâsıl bu fitnenin te'sîri (455) târihine kadar devam etmiş, saltanat nöbeti Alpaslan'a gelmişti. Artık Ebü'l-Kaasım Kuşeyrî vatanına dönmüş, Alpaslan'dan hürmet ve ikram görmüş, kendi yurdunda pek muhterem ve muazzez bir halde on sene kadar daha yaşamıştır.
Müellefâtı: Hadîse dâirdir. Tasavvufa âit, matû'dur, Fransızca, tercemesi de basılmıştır.Bu bir risaledir, Nîsâbur'da elîm vak'ayı musavvirdir, o zaman bütün İslâm âlemine neşredilmiştir. Kuşeyrî, bu risalesinde îmâm Eş'arî hakkındaki bî-edebâne tefevvühâtı yana yakıla anlatıyor, o büyük imamın mezhebini delilleriyle beraber yazarak hakkında şüphe edenlerin fikirlerini tashîha çalışıyor. Bu risale, Tabakaat-ı Sübkî'de münderiçtir.
Me'hazlar : Vefeyâtü'l-A'yân, Tabakât-ı Sübkî, Şerh-i Risâle-i Kuşeyrî, Mevzûâtü'1-Ulûm, Lûgat-ı târihiyye ve coğrâfiyye, Kaamûsü'l-A'lâm.[376]
156- Vâhîdî
Alî b. Ahmed b. Muhammed el-Vâhidî en-Nîsâbûrî, meşhur bir müfessirdir. Künyesi Ebü'l-Hasen'dir, aslı "Sâve" dendir. (468) senesi Nîsâbûr'da uzun bir hastalığı müteakip vefat etmiştir. Rahmetu'llâhı aleyh.[377]
Üstazları
Vahidî, Arabî ilimleri Ebü'l-Hasen el-Kuhündürî'den, lügat ilmini Ebû Mansûr Ezherî'nin arkadaşı olan Ebü'1-Fadl Ahmed el-Arûzî'den öğrenmiş, müfessir Ebû Ishâk Sa'lebî'nin ve daha bir nice zevatın derslerinde hazır bulunmuş, ma'lûmâtını tevsî' için seyahat suretiyle bâzı yerleri ziyaret de etmiştir.[378]
Mevki-i İlmîsi
Vahidî, tefsirde, nahivde; edebiyyatta, daha bir hayli ilimlerde asrının birincisidir. Büyük bir imam, muktedir bir müfessir, güzel düşünceli bir şâirdir. Hattâ hakkında: denilmiştir. Yâni: Bütün ilirn ve fazilet nişaneleri bir zâtta, bizim üstâzımız olan Vâhidî'de toplanmıştır.
Filhakika Vahidî ihtirama, ta'zîme her veçhile lâyıktır. Bu cihetledir ki, Nizâmü'l-Mülk'ün ikramlarına, ta'zimlerine mazhar olmuştu. Ancak eski âlimlerden bâzıları hakkında dil uzatmış olması hoş görülmemiştir. Ezcümle Ebû Abdi'r-Rahmân es-Süllemî hakkında : "Bu adam, (Hakaayiku't-tefsîr) dîye bir kitap yazmış, eğer bunun hakîkaten Kur'an tefsiri olduğuna mu'tekid ise şüphesiz kâfirdir." demiştir. Bu tefsir hakkında îbn-i Hazm de i'ti-razda bulunmuştur.[379]
Tefsirdeki Mesleği:
Vahidî, tefsir sahasında en ziyâde rivayet tarîkim iltizâm etmiştir. Hattâ bir tefsirinin mukaddimesinde şu hadîs-i şerifi rivayet ediyor.
Her kim Kur'anda kendi re'yile hükmedip de isabette bulunsa yine hatâ etmiş sayılır."
Vahidî evvelce Meâni't-tefsîr, Müsnedü't-tefsîr ve Muhtasaru't-tefsîr nâmiyle üç tefsir yazmış, ba'dehu iklâl ve imlâlden hâli, mutavassıt derecede bir tefsir yazmak istemiş, "Tefsîr-i vasît" nâmındaki eserini meydana getirmiştir.
Vahidî, tefsirinde Ferrâ'dan, Zeccâc'dan, Katâde ile Ebü'l-Âliye'den, Ebû Ubeyde'den, Dahhâk ile îbn-i Sikkît'den rivayette bulunmuştur. Ibn-i Abbâs Hazretlerine isnâd edilen bir kısım rivayetleri de Süddî-i Sağîr tarikiyle tahrîc etmiştir. Bu tarîk ise vahidir.
Vahidî, Vasît nâmındaki tefsirinde sûrelerin tefsirinden evvel fazâili hakkındaki hadîsleri yazıyor, sonra âyetleri parça parça tefsir ediyor, fakat tafsilât vermiyor, âyetleri lügat ve mefhum i'tibâriyle güzel tavzih ve tahlîl ediyorsa da en mühim mesâil-i kelâmiyyeyi mutazamının âyetleri lâyıkiyle izah etmiyor, hatıra gelen bâzı ukdeleri halledecek bir usul takîb eylemiyor.[380] Ayet-i celîlesi hakkında oldukça mu-
fassal ma'lûmât vermekte, mahv ve isbâtın ne gibi şeylerde câri olduğuna dâir olan akvâli kaydetmektedir. Hulâsası şudur :
Mahv ü isbât, rızikda, ecelde, şekavet ve seâdette câri olur. Bu Hazret-i Ömer ile îbn-i Mes'ûd, Ebû Vâil vesaire mezhebidir.
Mahv ü isbât, mevt ile hayattan, rızk ile ecelden mâada şeylerde carîdir. Bu da bâzı zevatın mezhebidir.
Saîd b. Cübeyr ile Katâde'ye göre de Allâhu Teâlâ şerâyi'den dilediğini mahv ü nesh eder, dilediğini isbât edip nesh buyurmaz. Bu kavil Ebû Alî Fârisî'nin ihtiyarıdır.
Ebû Alî diyor ki: Bu, Allâhu a'lem, alâ hasebi'l-evkât masâlih üzerine mevkuf olup nesh ve tebdile ihtimâli bulunan şerâyi' hakkındadır. Bundan mâadası ne mahv olur ne de tebdil edilir.
Bu tefsirin üç cilt olduğu anlaşılıyor. Birinci cildi Fâtih Kütüphanesinde (477) numarada mukayyettir.(680) târihinde yazılmıştır.
Vahidî merhum, tefsir hususunda bir çok faydalı şeyler yazmış, bir hayli tahkikatta bulunmuştur. Musannefâtının güzelliği herkesçe müsellemdir.
[381]Sûre-i Celîlesi tefsirinde şöyle bir vak'a hikâye etmektedir: İbn-i Utbe demiştir ki: "Bir gece bâdiye'de büyük br hüzün ve elem içinde kalmış fikrime şu beyit sânih olmuştu :[382]
Vakta ki gecenin karanlığı her tarafı kapladı, hava tarafından şu hâtifâne sözleri işittim :[383]
Müellefâtı: Bu üç kitap tefsire dairdir.Bunların üçüne birden denilmektedir matbû'dur. matbû'dur,matbû'dur ve şâire.
Me'hazlar: Tabakaatü's-Sübkî, Buğyetü'l-vuât, Mevzûâtü'l-ulûm, Keş-fü'z-zünûn.[384]
157-Ebü'l-Muzaffer Şahfûr:
Şahfûr b. Tâhir b. Muhammed el-Esferâyînî, yüksek bir Şafiî âlimidir. Vefatı (471) târihine müsadiftir. Şahfûr, Şahpûr'un muarrebidir ki, Şâh-oğlu demektir.[385]
Mevki-i İlmîsi:
Ebü'l-Muzaffer, kudretli bir âlimdir, müfessirdir. Kelâm ilminde mütehassıs bulunuyordu. İlim ve irfan tahsili için bir çok seyahatlerde bulunmuş, Ebü'l-Abbâs Asamm'dan ve Alî Hâmid b. Muhammed'in ashabından hadîs dinlemiş, tefsir ve fıkıh ilimlerinde büyük bir iktidar göstermiştir. Tûs'da senelerce ikâmet ederek neşri ulûma çalışmıştı. Güzel eş'ârı da vardır.
Bir Kıt'ası :
[386]Müellefâtı : Fârisîce yazılmış, müsteşriklerden bâzılarının teşebbüsü ile İran'da basılmıştır.Milel ve nihale âit bir eserdir. İslâm âleminde zuhur eden mezheplere, felsefî mesleklere âit bir eserdir. Mısır'da pek nefîs bir tarzda tab' edilmiştir. Müsteşriklerden bâzıları İslâm mezâhib-i kelâmiyyesine dâir yazdıkları eserlerde bu kitaptan istifâde etmişlerdir.
Me'hazler: Tabakaatü's-Sübkî; Et-Tabsîr mukaddimesi.[387]
158- İmâmü'l-Haremeyn:
Abdu'l-Melîk b. Abdi'llâh b. Yûsuf el-Cüveynî, pek meşhur bir âlimdir, Ziyâü'1-Hak lâkabını, Îmâmü'l-Haremeyn, Ebü'l-Meâlî unvanını hâizdir. (419) senesi Cüveyn'de doğmuş, kendisinde büyük bir zekâ ve isti'dât parlamağa başlamış az bir zaman içinde şöhreti şark ve garbı tutmuş nihayet (478) târihinde Nîsâbur'da ufûl ederek binlerce müstenîr dimağları neşretmekte olduğu feyz ve kemal ziyalarından mahrum bırakmıştır. Rahmetu'llâhi aleyh.[388]
Üstazları:
Îmâmü'l-Haremeyn'in ilk üstâzı, kendisinin pederi olan meşhur Ebû Muhammed Cüveynî'dir. Ebû Muhammed, ilim ve hüner cihanının yeni tülûa başlamış olan bu parlak sitâresine baktıkça gözleri nurlanıyor, gönlünde büyük bir sevinç parıldanıyor, hayâtının bu şa'şaalı semeresiyle bi-hakkın iftihar ediyordu.
Ebü'l-Meâlî, sabâvetinde fıkıh ve usûl-i fıkıh ilimlerini evvelâ pederinden, sonra Ebü'l-Kaasım el-Esferâyînı'den okumuş, hadîs ilmini de evvelâ pederinden, sonra Ebû Hassan Muhammed el-Müzekkî'den, Ebû Sa'd Abdü'r-Rahmân en-Nadravî'den, Ebû Abdi'llâh Muhammed el-Müzekkî'den ve sâire-den ahzetmiş, kırâet ilmini de Ebû Abdi'llâh el-Habbârî'den tahsil eylemiştir.[389]
Kudret-i İlmiyesi:
İmâmü'l-Haremeyn, Şafiî ulemâsı arasında pek yüksek bir mevki' sahibidir. Müfessir, müdekkik bir zâttır. Hele Fıkh-ı Şafiî'ye olan hizmeti fevkalâdedir. Pederinden çok şeyler öğrenmiş olmakla beraber ne pederini, ne de sair üstazlarını taklîd ile iktifa etmeyip kendi tetebbuâtına, tefekkürât ve içtihâdâtına büyük bir inkişaf vermiş, kanâatına tevâfuk etmeyen bâzı mes'elelerde pederine, hattâ esasen mezhebine sâlik olduğu îmam Eş'arî'ye bile muhalefetten çekinmemiştir. îlm-i İlâhî hakkındaki kanâati bu cümledendir. Bu cihetle bâzı zevatın itirazlarına hedef olmuştur,
Îmâmü'l-Haremeyn unvanını kolaylıkla kazanmış olmayan bu güzîde âlim, büyük bir müdekkik, muktedir bir ilm-i kelâm üstâzı, asrında ve müteakip asırlarda nazîri belki de pek az bulunabilen bir fıkıh mütehassısıdır, Fıkıhta, usulde, ilm-i kelâmda kendisine has bir tarik takip etmiştir.
Ebû İshâk-ı Şîrâzî derdi ki : Bu imamdan müstefîd olunuz, çünkü bu, bu zamanın nüzhetidir. Kendisine hitaben de: "Sen bu gün İmâmü'l-Eimmesin' der idi.
İmâmü'l-Haremeyn, bu mütefekkir âlim, gayet fasîh bir hatîb, pek hassas ruhlu bir edîb idi. Saatlerce ders takrir eder, ifâdelerindeki belagat ve insicam hiçbir sekteye uğramazdı. Sözlerindeki ahenk, cereyan etmekte bulunan şeffaf bir nehrin teranesini andırırdı. Mev'ızalarındaki te'sîr, dinleyenleri elektrik cereyanına tutulmuş gibi titretirdi. Müessir bir beyt okunduğu, veya mâneviyyâta âit bir söz söylendiği zaman hissiyatı galeyana gelir, gözlerinden berrak yaşlar saçılır, ruhunda ebediyyete müteveccih bir i'tilâ tecellî ederdi.
Ebü'l-Meâlî, tasavvuftan da büyük bir zevk almış, ahlâkını güzelce tehzîbe muvaffak olmuştu. Bu cihetle gayet mütevazı, munsif, kadirşinas idi. Huzurunda söylenilen bir sözü nezâketle dinler, hoşuna giderse takdir eder, Nâfi' görürse ondan müstefîd olduğunu söylemekten çekinmezdi. Ara sıra şiir söyler, fakat manzumelerini başkalarına okumazdı.
Gazâlî'leri yetiştiren bir üstâz-ı a'zamın, ilmen, irfânen ne yüksek bir mevki' sahibi olacağını îzâha hacet yoktur.
Şu kıt'a kendisine isnâd edilmektedir:[390]
Seyahatleri:
Ebü'l-Meâlî, henüz yirmi yaşına girmek üzere idi ki, pederi vefat etmiş, kendisi de onun yerine müderris olmuştu. Bir taraftan yüzlerce talebeye ders veriyor, bir taraftan da müktesebâtını tezyîd için Beyhakî Medresesine giderek üstâz Ebü'l-Kaasım'ın derslerinde hazır bulunuyordu. Bu esnada Nîsâbur'da Eş'arîler aleyhinde bir cereyan vuku' buldu, Ebü'l-Meâlî de bir kısım âlimler ile beraber vatanından uzaklaşmaya lüzum gördü. Evvelâ ordugâh olan "Sürre-men-reâ" ya, müteakiben Bağdad'a giderek oranın âlimleriyle görüştü, mübâhaselerde, münazaralarda bulundu, artık büyük bir şöhret kazanmaya başlamıştı. Sonra Hicaz'a rıhlet ederek Mekke-i Mükerreme'de, Medîne-i Münevvere'de dört sene kadar mücavir kaldı, tedris ile, iftâ ile, ibâdet ve tâat ile meşgul oldu, ve Îmâmü'l-Haremeyn unvanını aldı.
Nihayet Sultan Alparslan Hükümdarlık mevkiine gelmiş, Horasan havalisindeki ilmî ihtilâl sükûnet bulmuş olduğundan Ebü'l-Meâlî vatanına avdet eyledi. Nîsâbur'daki Nizamiye Medresesi Müderrisliği uhdesine tevcih edildi, zamanının hükümdarından, ricalinden pek büyük hürmetler, ta'zimler görmeğe başlamıştı. O muazzam ilim müessesesinde rakipsiz olarak otuz sene kadar ilim ve kemal neşrine muvaffak olmuştur. Bir aralık da İsfahan'a giderek Nizâmü'1-Mülk ile görüşmüş, ba'dehû muazzezen yine Nîsâbur'a. dönmüştür.
Rivayete nazaran İmâmü'l-Haremeyn'in Muğîsü1-Hakk nâmındaki eseri de kendisinin vatanından uzaklaşmasını intâc eden fitnenin zuhuruna sebebiyet vermiştir. Şöyle ki: Bu eserinde îmâm-i A'zam ile İmâm Şafiî arasında mukayeseler yaparak, îmam Şafiî'yi tercih etmeye yeltenmiş, îmâm-ı A'zam'ın ulüvv ü kadrine münâfî bâzı mütâlealarda bulunmuştu.
Bu eser, Îmâmü'l-Haremeyn'in mebâdî ahvâline müsadif olduğundan ilmen, mantıkan büyük bir kıymet ve kuvveti hâiz değildir. Bu eserin aleyhinde doğrudan doğruya veya bi'1-münâsebe yazılmış olan reddiyeler bu hakîkatı tebarüz ettirmektedir. Şemsü'l-Eimme el-Kürdî'nin adlı kitabı, Sirâcü'd-Din Ömer b. İshak el-Gaznevî'nin ünvanlı eseri, Muhammed Zâhid Kevoeri'nin de serlevhalı mütâleanamesi bu cümledendir.
Vakıa Îmâmü'l-Haremeyn bu hareketinden bilâhare peşîmân olmuş, sinni, müktesebâü derece-i kemâle erince eâzım-ı müçtehidînin ulüvv ü kadrini daha güzel anlamış, îmâm-ı A'zam gibi bînazîr bir müctehidin aleyhindeki sözlerinden dolayı bir nedamet hissetmiştir. Netekim bu hal, bilâhare te'lîf etmiş olduğu eserlerden anlaşılmaktadır.
Sunu da ilâve edelim ki, Îmâmü'l-Haremeyn, belki ibnen pederine fâiktir. Fakat onun kadar hakîkat-bîn olmasa gerektir. Çünkü pederleri Beyhakî'nin bir ihtarı üzerine içtihattan vaz' geçmiş, hakkı maa'l-memnûniyye kabul etmişti, Îmâmü'l-Haremeyn ise, îmâm-ı A'zam gibi bir zâta karşı mütecâvizâne mütâlealardan çekinmemiş, kendisinde büyük bir ictihad selâhiyetı görmüştü. Halbuki kendisinin tâbi' olduğu, tercihine çalıştığı îmâm Şâfıî Hazretleri bile kendisini fıkhan îmâm-ı A'zam'ın halkasına dâhil görüyordu.
Müellefatı: İlmi kelama dair beş cilttir. Bunu Mekke-i Mükerreme'de te'lıfe başlamış, Nîsâbûr'da ikma. etmiştir. İbn-i Hallikân diyor ki: İslâm âleminde böyle bir kitap dala tasnif edilmemiştir. Bunun bâzı eczası Dârü'I-Kütübi'l-Mısnyye'de mahfıd bulunmaktadır. Vezîs Gıyâsü'd-Dîn Nizâmü'1-Mülk nâmına te'lîf edilmiştir, El Ahkâmü's-Sut tâniyye tarzında bir eserdir. matbu'dur.
Me'hazlar: Vefeyâtü'l-a'yân, Tabakaatü's-Sübkî, Mevzûâtü'l-ulûm, El-A'lâm, İhkaaku'l-Hak.[391]
159 - Ebü Ma'şer Et-Taberî:
Abdü'l-Kerîm b. Abdi's-Samed b. Muhammed el-Kattân, meşhur kurrâdan bir zâttır. (478) târihinde Mekke-i Mükerreme'de vefat etmiştir. Rahme-fu'llâhi aleyh.[392]
Mevki-i İlmîsi:
Ebû Ma'şer, kırâât-i meşhûrede, Araabiyyede bir imâm idi. Asrında ehl-i Mekke'nin en büyük mukrîi bulunuyordu. Tefsîr-i Sa'lebî'yi musannifinden, Tefsîr-i Nakkaş ile Müsned-i îmâm Ahmed'i de üstâzı Zeyd'den rivayet etmiştir.
Müelfefâtı: Tefsirdir. Kırâete, Arabiyyeye dâirdir. Ve sâire.
Me'haz: Tabakaatü's-Sübkî.[393]
[1] Müzzemmil: 73/1
[2] Lübâbü'n-Nükul fî Esbâbi'n-Nüzûl, Tezkiretü'l-Huffâz, Kaamûsü'l-A'lâm. Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/265-266.
[3] Bakara: 2/152
[4] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/266-267.
[5] Sûre : 19 (Meryem), âyet : 18
[6] Sûre: 6 (En'âm), âyet : 79
[7] Sûre: 2 (Bakare), âyet : 115
[8] Sûre: 20 (Tâ-hâ), âyet :55
[9] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/267-270.
[10] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/271.
[11] Sûre :50 (Kaf), âyet : 38
[12] Sure:17 (İsra), ayet:79
[13] Sure:75 (Kıyame), ayet:23
[14] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/271-272.
[15] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/272.
[16] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/272-274.
[17] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/274.
[18] Sûre : 10 (Yûnus), âyet : 2
[19] Sûre : 12 (Yûsuf), âyet : 109 ve Sûre : 16 (Nahl), âyet : 43
[20] Sûre : 43 (Zuhruf), âyet : 32
[21] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/274-276.
[22] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/276.
[23] Sûre : 18 (Kehf), âyet : 110
[24] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/276-277.
[25] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/277.
[26] Sûre :44 (Duban), âyet : 16
[27] Sûre: 76 (însân), âyet : 20
[28] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/277-279.
[29] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/279.
[30] Sûre: 9 (Tevbe), âyet : 19
[31] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/279-280.
[32] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/280-281.
[33] Sûre : 31 (Lokman), âyet : 6.
[34] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/281-282.
[35] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/282.
[36] Sûre : 3 (Al-i îmrân), âyet : 59
[37] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/283-284.
[38] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/284.
[39] Sûre: 65 (Talâk), âyet : 2
[40] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/284-285.
[41] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/285.
[42] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/285.
[43] Sure: (Al-i İmran), ayet: 26
[44] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/285-286
[45] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/286
[46] Sure: 5 (Maide), ayet: 3
[47] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/286-287
[48] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/287
[49] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/287
[50] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/288.
[51] Bir Süddî daha vardır ki, Süddî-i Sağîr denmekle ma'rûfdur. O, Muhammed b. Merivân el-Kûfi'dir. Kelbî'den, Dâvûd b. Ebî Hind'den ve Hişâm b. Urve'den rivayet eder. Kendisinden de oğlu Alî ile Yûsuf b. Adiyy, Ala' b. Amr, Ebû İbrahim et-Türcümânî ve başkaları rivayette bulunurlar.
İbn-i Mende bu Süddî-i Sağîr tarikiyle İbn-i Abbâs'dan şöyle nakletmektedir: Bedir gazvesinde Temîm b. el-Hamâm şehîd olmuştu. Bunun ve sair şühedânın hakkında: Allah yolunda katledilenlere (ölüler) demeyiniz. Belki onlar diridirler; fakat siz idrâk etmezsiniz." âyet-i kerîmesi nazil oldu. Sûre : 2 (Bakare), âyet : 154.
Süddî-i Sağîr, sika sayılmıyor İm'âm-ı Buhârî diyor ki: "Sâhibü'l-Kelbî olan Muhammed b. Mervân el-Kûfl'nin rivayet ettiği hadîs elbette yazılmaz. Bu zât, herkes tarafından taz'îf edilmiş-, hadîs vaz' ettiği de rivayet olunmuştur.
El-ilmü inda'llâh. Me'hazlar :Kiltâbü'l-Menkul, İtkaan, Mu'cemü'I-Üdebâ'.
[52] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/288-289.
[53] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/289.
[54] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/289-290.
[55] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/290.
[56] Meâl-i şerifi : "Ey mü'minler! Eğer siz kendilerine evvelce kitab verilmiş olan kimselerden her hangi bir takıma uyacak olursanız, sizi şeref-i imâna nail olmuş iken, çevirip yeniden küfre sokarlar."
[57] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/290-292.
[58] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/292.
[59] Sûre: 52 (Tûr), âyet : 5, 6
[60] Sure: 54 (Kamer), ayet :43
[61] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/292-293.
[62] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/293.
[63] Sûre :58 (Mücâdile), âyet : 12.
[64] Sûre : 58 (Mücâdile), âyet : 13.
[65] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/293-294.
[66] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/295.
[67] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/295.
[68] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/295.
[69] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/295-296.
[70] Sûre 65 (Talâk) Ayet: .2.
[71] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/296-297.
[72] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/297-298.
[73] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/298.
[74] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/298-300.
[75] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/300.
[76] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/300.
[77] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/300-301.
[78] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/301.
[79] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/301-302.
[80] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/302.
[81] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/302-303.
[82] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/303-304.
[83] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/304.
[84] Sûre:49 (Hucurât), âyet : 2. F : 20
[85] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/304-306.
[86] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/306.
[87] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/306-307.
[88] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/307.
[89] Sûre : 2 (Bakare), âyet : 187.
[90] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/307-308.
[91] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/308.
[92] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/308.
[93] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/308.
[94] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/308-309.
[95] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/309.
[96] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/309.
[97] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/309.
[98] Sûre: 2 (Bakare),âyet ; 195.
[99] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/309-311.
[100] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/311.
[101] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/311-312.
[102] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/313.
[103] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/313.
[104] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/313-314.
[105] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/314.
[106] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/314-315.
[107] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/315.
[108] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/315.
[109] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/315.
[110] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/315-316.
[111] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/316-317.
[112] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/317-319.
[113] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/319.
[114] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/319-320.
[115] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/320.
[116] Sûre: 37 (Sâffât), âyet : 65.
[117] Sure : 12 (Yûsuf), âyet :36.
[118] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/320-322.
[119] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/322.
[120] Sûre : 44 (Duhân), âyet : 3.
[121] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/322-323.
[122] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/323.
[123] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/323-324.
[124] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/324.
[125] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/324.
[126] Sûre : 4 (Nisa), âyet : 93.
[127] Sûre : 63 (Münâfikun), âyet :1
[128] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/324-325.
[129] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/325-326.
[130] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/326-327.
[131] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/327.
[132] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/327.
[133] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/327.
[134] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/327-328.
[135] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/328.
[136] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/328-329.
[137] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/329.
[138] Sûre : 52 (Tûr), âyet : 4.
[139] Sûre : 3 (Ali İmrân), âyet . 144.
[140] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/330-331.
[141] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/331.
[142] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/331-332.
[143] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/332.
[144] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/332-333.
[145] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/333.
[146] Sûre . 9 (Tevbe), âyet : 51. 334
[147] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/333-335.
[148] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/335.
[149] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/335.
[150] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/335.
[151] Sûre : 54 (Kamer), âyet : 1
[152] Sûre : 16 (NahI), âyet : 13.
[153] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/335-336.
[154] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/336.
[155] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/336.
[156] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/337.
[157] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/337.
[158] Sûre: 2 (Bakare), âyet : 197
[159] Sûre : 28 (Kasas), âyet : 88.
[160] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/337-338.
[161] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/338-339.
[162] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/339.
[163] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/339-340.
[164] Meali : Eğer uzun bir müddet yaşar isen, bütün dostlarına, gaybubetlerinden dolayı acınır durursun. Ya kendi nefsinin zevali ise, bîçâre insan!. Daha ne kadar acınılacak bir haldir.
[165] Meali : Müsâid zaman elde iken rükû' ve sücûd fazlından istifâdeye çalış. îhtimal ki, füc'eten ölürsün de -telâfî-i mâfâte imkân bulamazsın-. Nice sıhhatli kimseler görmüşsündür ki, bir hastalık olmaksızın sapsağlam canı ansızın çıkıp gitmiştir.
[166] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/340-341.
[167] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/341.
[168] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/342.
[169] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/342.
[170] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/342-344.
[171] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/344.
[172] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/344.
[173] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/344.
[174] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/344-345.
[175] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/345-346.
[176] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/346.
[177] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/346.
[178] Sûre : 3 (Al-i İmrân), âyet : 7.
[179] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/346-347.
[180] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/347-349.
[181] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/349.
[182] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/349.
[183] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/349.
[184] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/350.
[185] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/350.
[186] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/350.
[187] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/350-352.
[188] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/352.
[189] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/352.
[190] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/353.
[191] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/353.
[192] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/353.
[193] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/353-355.
[194] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/355.
[195] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/355-356.
[196] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/356.
[197] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/356.
[198] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/357.
[199] Sûre : 5 (Mâide), âyet : 6.
[200] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/357.
[201] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/357.
[202] Meâli: Bedenlerimiz bir beldedir, mülakatımız ise müşkildir, Sanki ikimiz Sa'leb ile Müberrid'iz.
[203] Meali : Müberrid gitti; günleri tükenüb bitti. Müberrid ile beraber şüphe yok ki Sa'leb de gidecektir. İlm! ü edebten bir beytin yarısı harâb oluverdi; anın diğer yarısı da yakında harâb olacaktır.
[204] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/357-358.
[205] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/359.
[206] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/359.
[207] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/359.
[208] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/359.
[209] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/360.
[210] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/360.
[211] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/360.
[212] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/360.
[213] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/361.
[214] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/361.
[215] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/361-362.
[216] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/363.
[217] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/363.
[218] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/363.
[219] Meali : Ölüm, o büyük zâta kıymakla yalnız bir insan itlaf etmiş olmadı, belki din için dikilmiş, yüksek bir ilim ve irfan âbidesini mahvetmiş oldu. O nezîh zât ile zamanın ahlâk ve atvârı feyz ve safvet bulmakta idi; şimdi ise sâfiyyetini kaybederek bulanık bir hâle geldi.
Hayır, onun günleri ilim ve marifet için nûr, zühd ü takva için birer mihrâb-ı pür-huzûr teşkil eden parlak zamanlar idi.
[220] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/364.
[221] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/364-366.
[222] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/366-367.
[223] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/367-369.
[224] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/369.
[225] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/369.
[226] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/370.
[227] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/370.
[228] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/370.
[229] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/370.
[230] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/371.
[231] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/371.
[232] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/371.
[233] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/371.
[234] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/372.
[235] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/372.
[236] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/372.
[237] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/372-373.
[238] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/373.
[239] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/373.
[240] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/374.
[241] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/374-375.
[242] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/375.
[243] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/375-376.
[244] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/376.
[245] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/376.
[246] Sûre: 31 (Lokman), âyet : 12.
[247] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/377-378.
[248] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/378.
[249] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/378.
[250] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/378.
[251] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/378-379.
[252] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/379.
[253] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/379.
[254] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/379.
[255] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/379-380.
[256] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/380.
[257] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/380.
[258] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/380.
[259] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/380-381.
[260] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/381.
[261] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/381.
[262] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/381.
[263] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/381-382.
[264] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/382.
[265] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/382.
[266] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/383.
[267] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/383.
[268] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/383-384.
[269] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/384-385.
[270] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/385.
[271] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/385-386.
[272] Bir Kaffâl daha vardır ki, Şâfiîlerin meşhur fukahasındandır. Îmâmü'1-Haremeyn'in pederi Ebû Muhammed el-Cüveynt'nin üstâzıdır. (417) târihinde 90 yaşlarında olarak Sicistan'da vefat etmiştir. Adı : Ebû Bekr, Abdu'llah b. Âhmed el-Mervezî'dir. Buna Kaffâl-i Sağır denir.
[273] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/386.
[274] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/387.
[275] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/387.
[276] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/387.
[277] Sûre : 53 (Necnı), âyet : 42
[278] Sûre : 59 (Rahman), âyet : 29
[279] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/387-388.
[280] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/388.
[281] Kendisini senden daha âlim sanıp duran bir câhile ilim öğretmeğe çalışman doğrusu büyük bir yorgunluktur.
Bir müessese, ne zaman olur da bir gün nihayete erebilir ki, sen onu yapmaya uğraştıkça başkası yıkmaya çalışır durur. ,
Evet, bir bina nasıl tamamlanabilir ki. arkasında binlerce, binlerce, belki daha ziyâde yıkıcı bulunur.
[282] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/388-389.
[283] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/390.
[284] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/390.
[285] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/390-391.
[286] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/391.
[287] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/391.
[288] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/391.
[289] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/391.
[290] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/392.
[291] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/392.
[292] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/392-393.
[293] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/393.
[294] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/393.
[295] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/394.
[296] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/394.
[297] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/394.
[298] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/394-395.
[299] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/395.
[300] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/395.
[301] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/395.
[302] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/395.
[303] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/396.
[304] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/396.
[305] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/396.
[306] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/396.
[307] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/397.
[308] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/397.
[309] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/397.
[310] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/397.
[311] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/398.
[312] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/398.
[313] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/398-399.
[314] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/400.
[315] Sure: 39 (Zümer), ayet :36
[316] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/400.
[317] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/401.
[318] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/401.
[319] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/401-402.
[320] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/402.
[321] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/402.
[322] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/402.
[323] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/402.
[324] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/403.
[325] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/403.
[326] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/403.
[327] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/403-404.
[328] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/405.
[329] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/405.
[330] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/406.
[331] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/406.
[332] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/406.
[333] Bu unvan ile Ebû Muhammed, Cemâlüd-Dîn el-Muâfâ el-Mevsilînin bir tefsîri mevcuttur.
[334] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/406-407.
[335] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/408.
[336] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/408.
[337] Meali:Yâ Rabbî! Bütün halkın sığınışı, Sen'in' mağfiretinedir, bütün vasfediciler, Sen'in vasfında âciz kalmışlardır. Bizi affet, çünkü biz beşeriz, Seni bihakkın bilmekle bilmiş değiliz.
[338] Meali: Benim gibi bir kimseyi tekfir etmek kolay değildir. Çünkü benim îmânım gibi bir îman olamaz. Zamanede benim gibi bir şahsiyyet, o da kâfir ise, artık bütün asırlarda bir Müslüman bulunamaz.
[339] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/408-410.
[340] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/410.
[341] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/411.
[342] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/411.
[343] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/411.
[344] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/411.
[345] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/412.
[346] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/412.
[347] Sûre: 17 (îsrâ1), âyet : 85.
[348] Sûre 2 (Bakare), âyet : 186.
[349] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/412-413.
[350] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/413.
[351] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/413-414.
[352] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/414.
[353] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/414.
[354] Meali : İlmi, hazin hazin ağlamakta, fazl u kemâli de : “Ey hüzn ve elem” diye feryâd ü enin etmekte gördüm, bunlara bu hâlin sebebini sordum, denildi ki; Ebû Sehl, Muhammed b. Mûsâ vefat edip gitti!.
[355] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/414-416.
[356] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/416.
[357] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/416.
[358] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/416.
[359] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/416.
[360] Meali : Bana ne oldu ki, ben zamanın kerem sahibi yetiştirip civanmertlik yapmadığını görüyorum? Neden halka yardıma çalışır, lütuf ve ihsana koşar bir zâtın vücûdiyle cömertlik göstermiyor?
Nâs arasında bir kimse göremiyorum ki, in'âm ve ihsan ile güzel sena kazanmaya talip bulunsun!. Bütün halk, cimriliklerine dalmak hususunda mütesâvî bulunur olmuşlardır. Sanki hepsi de bir dokuma âleti ile dokunmuşlardır!..
[361] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/417.
[362] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/417.
[363] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/417-418.
[364] Sûre : 6 (En'âm), âyet :112.
[365] Sûre: 21 (Enbiyâ1) âyet: 2
[366] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/418.
[367] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/419-420.
[368] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/420.
[369] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/421.
[370] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/421.
[371] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/421.
[372] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/421-422.
[373] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/422.
[374] Meali : Büyüklerin hizmetlerini terk etme, ve bil ki küçükler ile düşüp kalkmakta zillet vardır. Sen yemininde senin için yümn ü bereket olan kimseyi ara, onun yesânnda da yesâr, vüs'at ve gına görürsün.
[375] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/422-423.
[376] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/423-425.
[377] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/425.
[378] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/425.
[379] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/425.
[380] Sûre : 13 (Ra'd), âyet : 39.
[381] Sûre: 94.
[382] Meali : “Gamlı bir halde yaşayıp duran kimse için ben ölümü daha görürüm'.”
[383] Meali: “Ey şiddetli hüzün ve kedere tutulan, ve inşâd ettiği bir beyt fikrinde dolaşıp duran kimse! Uyan, sıkıntın müşted olunca Elem Neşrah Nazm-ı Celîlini düşün, bir sıkıntı iki kolaylık arasındadır, bunu görüp anla da ferahlan.”
[384] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/426-427.
[385] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/428.
[386] “Cömert, mücerred, malını sarf ve bezi eden kimse değildir, belki cömert, yaptığı lütuf ve ihsanı ehemmiyetsiz gören, cûd ve keremi mukabilinde asla şükür istemeyen, ve bundan dolayı minnette, eziyette bulunmayan zâttır.”
[387] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/428.
[388] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/429.
[389] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/429.
[390] Meali : “Kardeşim! Sen ilme ancak altı şey ile nail olabilirsin. Anların tafsilini sana beyân edeceğim: Anlar zekâ, heves, çalışma, kâfî maişet ile üstâzın takriri, bir de zamanın uzamasıdır.”
Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/429-430.
[391] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/430-432.
[392] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/432.
[393] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi: 1/432.
İslami Okul Okulların En Önemlisi