Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

36 -YÂSÎN SÛRESİ - Index Web - 36. Sayfa

36 -YÂSÎN SÛRESİ

 

Mekke'de nazil olmuştur,  83 âyettir.

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adiyle[1]

 

1 (Ey insan!)

Yasin lâfz-ı kerîmi de hurûf-u mukattaadandır. Maamâfîh, bu hususta birçok rivayetler mevcûddur. Ba'zılarma göre, Kasem'dir. Esmâ-i ilâhiyedendir, Bâ'zılarmca, sûrenin ismidir. Bir kısım müfessirlere nazaran, Kur'ân-ı Kerîm'in isimlerindendir. Miftah-ı kelâmdır. Sûre bununla iftitah olunmuştur, diyenler de vardır.

îbn-i Abbas göre ise; «Yasin, Tay kabilesi dilinde ey insan! demektir. Ve bu kelime ile Resûl-ü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem Efendimize hitâb buyurulmuştur.» Bu ma'nâ, birçok müfessirlerce kabul edilmiştir. Üzerinde hemen hemen icmâ. var­dır.

Ba'zılarma göre de lâfz-ı kerîm, doğrudan doğruya Resûl-ü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellemin mübarek isimlerindendir. «Sen muhakkak  (risâletle)  gönderilen Peygamberlerdensin.»   (Yâsin sûresi, âyet: 3) âyet-i kerîmesinin bunu te'yîd ettiği ileri sürül­müştür. Ba'zı müfessirler de: «Seyyidülbeşer» ma'nâsmı vermişler­dir ki, maksûd, yine Aleyhissalâtu vesselam Efendimizdir.

Şifâ-i Şerif de, şu hadîs rivayet edilmektedir: «Aleyhisselâtü vesselam: Benim Kur'ân'da yedi ismim vardır. Muhammed, Ahmed, Yâsîn, Tâhâ, Müddessir, Müzzemmil ve Abdullah» buyurmuşlardır.[2]

 

2 (Hikmet dolu Kur'ân hakkı için.)[3]

 

3 (Sen   muhakkak   (risâletle)   gönderilen   Peygamberlerden­sin.)[4]

 

4 (Doğru bir yol üzerindesin.)

Ki bu yol, senden önceki Peygamberlerin sâlik oldukları tevhîd ve hidâyet yoludur.[5]

 

5 (Kur'ân,   (onu  tasdik etmemiş  olanlar hakkında)   yegâne gaalib ve  (tasdik edenler için ) Rahim olan Allah Teâlâ'nm tenzi­lidir.)[6]

 

6 (Tâ ki babaları inzâr olunmamış, gaflet içinde kalmış bir kavmi inzâr edesin.)[7]

 

7  (Celâlim hakkı için onların pek çoğuna o söz  (azâb hak­kındaki vaid)  hak oldu. Onlar îmân etmezler.)[8]

 

8 (Biz,  onların boyunlarına,  çenelerine  kadar  dayanan,  lâ­leler vurduk. Ki başlarını kaldırmış,  gözlerini yummuşlardır.)

Hakka iltifat etmez, boyunlarını eğmezler. Âyet-i celile, müş­riklerin kibir ve gururlarını tasvir etmektedir.[9]

 

9 (Biz, onların önlerine bir sed arkalarına bir sed koyduk.)

Ve gözlerini bağladık. Artık onlar (doğru yolu) göremez­ler.

Bu iki âyeti kerîme, Benî Mahzûm hakkında nazil olmuştur.

Rivayete göre; Ebû Cehil: «O'nu (aleyhissalâtu vesselam Efendimizi) namaz kılarken görürsem, kafasını kıracağım,» diye yemîn etmiş. Vaktâ ki, O'nu namazda bulunca, eline aldığı büyük bir taşı vurmak üzere kaldırdığı sırada, taş eline yapışmış, eli boy­nunda bükülü kalmıştır. Bu vaziyette arkadaşlarının yanına git­miş, ancak hâdiseyi onlara naklettikten sonradır ki, taş elinden düşmüştür.

Bunun üzerine Mahzûm oğullarından biri, hemen o taşı almış; «Bununla O'nu ben öldürürüm» demiş, fakat Aleyhissalâtu vesse­lam Efendimize yaklaştığı zaman, min tarafillâh, gözleri kör ol­muştur.[10]

 

10 (Sen, onları inzâr etsen de etmesen de müsavidir, îmân etmezler.)[11]

 

11 (Sen  ancak,   Kur'ân'a   ittibâ      (ederek  mucebiyle   amel) eden ve Allah Teâlâ'yı görmeksizin,     ıkabmdan korkan, kimseyi inzâr edersin. Böylesini mağfiret ve kerîm bir ecirle tebşîr et!)[12]

 

12 (Ölüleri  (ba'sle, yâhûd câhilleri hidâyetle)  Biz ihya ede­riz. Biz! Onların (hayır ve şer) amellerini ve (öğrettikleri ilim, yaz­dıkları Kitablar,  yaptıkları vakıflar,  mektebler,  mescidler,  hasta-Jıâneler gibi haseneler ve zulüm, fesâd, ısyân veya bâtılı yaymak gibi seyyielerden)   bıraktıkları eserleri Biz yazarız.   (Esasen)   Biz, her şeyi açık Kitabta   (Levh-i Mahfûz'da)   sayıp yazmışızdır.)

Bir hadis-i şerif de:

«Kim İslâm'da güzel bir sünnet (bir âdetr bir gelenek) ihdas eder, bırakırsa, onun ve kendisinden sonra onunla amel edenle­rin ecir ve sevabı, onların sevabından hiçbir şey eksilmeksizin, kendisinin olur.» buyurulmuştur.

Başka bir hadîs-i şerîfde de:

«İnsan öldüğü vakit ameli kesilir. Ancak şu üçü müstesna. Sa-daka-i câriye, intifa olunur ilim ve O'na duâ eden hayırlı evlâd.»

buyurulmuştur.

Ba'züarma göre bıraktıkları eserlerden murâd: Mescidlere git­mek için attıkları adımlardır. Hz. Enes (R.A.)'in rivayet ettiği bir hadîsde bildirilmiştir ki, Beni Seleme Kabilesi mescide yakın yer­leşmek istediklerinde,  Peygamber   (S.A.V.):

«Ey Benî Seleme! Adımlarınızı hesaba katmıyor musunuz?» buyurmuş;  bunlarla ecir kazanırsınız,  demek  istemiştir.  Nitekim bir hadîsde:

«Namaz hususunda insanların en sevâblısı, mescide en uzak olanıdır.»  buyurmuştur.[13]

 

13  (Yâ Muhammed)   Onlara, kasaba halkının kıssasını mi­sâl getir. Hani o kasabaya Resuller gelmişlerdi.[14]

 

14 (O zaman kendilerine iki Resul göndermiştik. Fakat tek-zîb etmişlerdi. Biz de, bir üçüncüsü ile onları takviye etmiştik. Üçü de: «Biz (Allah Teâlâ tarafından) sizleri (îmâna da'vet etmek için) gönderilmiş  Resulleriz   (Ona  îmân  edin)»   demişlerdi.)

Adı geçen kasaba Antakya'dır. Antakya'ya îsâ Aleyhisselâm' in gönderdiği iki elçi ki bir rivayette bunlar Yahya ile Yûnus' dur-geldikde Antakyahlar kendilerini tekzîb etmişler. Bunun üzerine Şem'ûn nâmında üçüncü bir elçi gönderilerek takviye edil­mişler. Hâdisenin tafsilâtı şöyledir:

îsâ Aleyhisselâm, Antakyalılara havarilerden iki elçi gönder­miş. Bunlar şehre yakın bir yerde Habîb-i Neccârı bulmuşlar. Habib, koyun güdüyormuş. Onlara buralarda ne maksadla dolaştık­larını sormuş. îsâ Aleyhisselâm'm elçileri olduklarını, bu şehrin ahâlîsini hak dine da'vet için geldiklerini söylemişler. Ve arala­rında şöyle bir muhavere geçmiş:

Da'vânızm  doğruluğuna bir  alâmetiniz var mı?

Evet!  Allah'ın izni ile  hastayı iyileştirir;  körleri gördürür, ölüleri diriltiriz!

Benim bir oğlum  var.  Uzun  zamandan beri  hastadır.  Bir türlü iyileşmiyor. Onu iyileştirebilir misiniz?

Hay hay!

Bunun üzerine çocuğu getirmişler. Elçiler elleri ile dokunur dokunmaz çocuk iyileşmiş. Bunu görünce Habîb, imâna gelmiş. Ve haber şehre yayılarak bir çok hastalar bu suretle tedâvî edil­mişler. Nihayet haber şehrin putperest hükümdarının kulağına ermiş. Ve elçileri celb ederek soruşturma yapmış. Kendisini îmâna da'vete geldiklerini öğrenince ikisini de habs etmiş. Bundan son­ra Hz. îsâ, bunların ardından Havarilerin reisi Şem'ûn'u gönder­miş. Şem'ûn, kıyafet değiştirerek hükümdarın adamları ile tanış­mış ve onlar vâsıtası ile saraya nüfuz etmiş.

Bir gün, hükümdara iki mahbûsdan söz açmış: «Şunları ge­tirsen de bir dinlesek! Bakalım ne söyleyecekler!» demiş. Mahbûsları getirmişler.  Şem'ûn,  onlara:

Sizi buraya kim gönderdi? diye sormuş.

Allah Teâlâ gönderdi ki, O, herşeyi yaratmıştır. O'nun şe­rik ve nazîri yoktur. Dilediğini yapar, dilediği gibi hükmeder, de­mişler. Buna bir alâmetiniz var mı? deyince: Hükümdar ne isterse, onu yaparız, demişler.

Bunun üzerine hükümdar, kör bir çocuk getirtmiş. Elçilerin duası ile derhâl gözleri görmüş.  Bu  sefer Şem'ûn, hükümdara: Ne olurdu, sen de putuna duâ etsen de, o da böyle bir şey yapsa!   demiş.   Aldığı  cevâb,  bittabi  menfi  olmuş.   Bundan  sonra hükümdar,  elçilere  dönerek:

Eğer Allah'ınız ölüleri dirütebilirse, biz de O'na îmân ede­lim!  demiş.  Bir hafta  evvel  ölen  bir  çocuk  getirmişler.  Elçilerin duası .ile çocuk hemen dirilmiş. Ve oradakilere, bu elçilere îmân etmelerini tavsiyede bulunmuş.  Artık,  hükümdar da îmân  etmiş. Onunla birlikte bir cemâat da îmâna gelmişler. îmân etmeyenleri, Cebrail  Aleyhisselâm'm  bir  sayhası   (yâni  na'rası)   helak  etmiş.[15]

 

15 (Onları «Siz de, bizim gibi beşersiniz. (Üzerimizde ne meziyetiniz .olabilir ki, böyle bir iddiada bulunuyorsunuz). Allah Teâlâ, beşere  (vahiy ve risâletten)  hiçbir şey inzal etmemiştir. Siz ancak yalancılarsınız.)[16]

 

16  (Resuller:  «Rabbimiz celle  şânuh bilir ki,  gerçekten biz, size gönderilmiş Resulleriz» dediler. )[17]

 

17  (Bize vâcib olan, ancak açık bir tebliğdir.)[18]

 

18 (Onlar:   «Biz,   sizinle   teşe'üm   ettik.   (Geldiğiniz   günden-beri  kasabamıza yağmur  yağmadı).   Şâyed     iddianızdan  vazgeç­mezseniz, sizi recmederiz. Ve bizden size elim bir azâb dokunur.» dediler.)[19]

 

19 ( Resuller:  «Sizin şeametiniz   (bozuk akide ve fena amel­leriniz)   sizin  yanınızdadır.  Nasihat  olunmanızla  mı  teşe'üm   (ve recm ile tehdîd) ediyorsunuz. Hayır! Siz  (isyanda)  haddi aşan bir kavimsiniz.»  dediler.)[20]

 

20  (Şehrin Öte ucundan bir  adam koşarak geldi:  «Ey kav­mim! Bu elçilere ittibâ edin.» dedi.)[21]

 

21 (Onlara tebâiyet eyleyin. Ki  (inzâr ve risâletlerini teblig için)  sizden bir ücret istemiyorlar. Kendileri de hidâyete ermiş kimselerdir.)

Sizleri sırf dünyâ ve Âhiret hayrına da'vet ve hidâyet ediyorlar.

Bu zât, Habîb'ün-Neccâr'dır. Hazret-i Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin bi'setinden altı yüz yıl evvel îmân et­mişti. Âlim bir zâttı. Şehrin kenarındaki bir mağarada ibâdetle meşgul olurdu. Kavminin gönderilen elçileri tekzib ettiğini, üste­lik hayâtlarına da kasdetmek kararında bulunduklarını işitince, koşarak gelmiş ve hemşehrilerine bu sözleri söylemişti. Böylelikle de sâlik olduğu dîni izhâr etmek zorunda kalmıştı.  Dediler ki:

«Vay! Sen de mi dinimize muhalefet ve onların dînine mütabaat ediyorsun. İlâhlarımızı bırakarak onların ilâhına mı ibâdet edeceksin?»[22]

 

22 (Dedi ki:  «Niçin beni yaratan Allah Teâlâ'ya ibâdet et-miyeyim? Hepiniz, O'na rücû' edeceksiniz.)[23]

 

23 (Ben, Allah Teâlâ'yı bırakıp da putları ilâh edinir mi­yim? Şâyed esirgeyen Allah Teâlâ, bana bir zarar vermek isterse (zu'mettiğiniz  gibi)   putların  şefaati     bana  hiçbir fayda vermez. (Benden o zararı defedemez.)  Beni kurtaramazlar.)[24]

 

24 (Allah Teâlâ'yı bırakıp da başka ma'bûdlar edinir, on­lara ibâdet edersem)  bu takdirde, apaçık bir dalâlette bulunmuş olurum.» [25]

 

25  (Ben, Rabbiniz celle şânuhu'ya îmân ettim. Bunu, benden işitin)

Bunun üzerine Habîb'ün-Neccâr'ı taşla katlettikleri, O'nun da bu sırada: «Yâ Rab! Kavmimi hidâyet et!» diye duâ eylediği riva­yet olunur.[26]

 

26, 27  (Katlolunduğu zaman, diğer şehîd olanların ruhları gibi)  O'na «Cennet'e gir!» denildi.

O; «N'olurdu, kavmim, Rabbim celle şânuhu'nun beni mağıret  buyurduğunu  ve   ikram     olunmuşlardan  kıldığını     bilseydi küfürden tevbe ederek îmân ederlerdi.)» dedi. [27]

 

28 (Ondan  (Hâbib'in katlinden)  sonra kavminin üzerine gök­ten   (Bedir ve Hendek'te  sana inzal ettiğimiz  gibi,  helakleri için Meleklerden)  bir ordu inzal etmedik. İnzal edecek de değildik, )[28]

 

29 (Tek sayha onlara kifayet etti. Sönmüş kor gibi oldular.)

Bu na'ra,  Cebrail Aleyhisselâm'm  sayhasıydı.[29]

 

30 (Kıyamet Günü): «Hasret ve nedamet onlara ki, kendi­lerine Peygamber geldikçe, dâima, istihza ederlerdi.»   (denilecek.) [30]

 

31 (Onlar   görmediler   mi  ki,   kendilerinden   önce,   (hiçbiri dünyâya)  rücû' etmiyecek, nice nesilleri helak ettik. îbret  almazlar  mı?[31]

 

32  (Yaratılanların)   hepsi muhakkak   (Kıyamet Günü)  der­gâhımıza ihzar olunurlar.

33 (Onlar  için   (vahdâniyyet  ve   kudretimize)   kurumuş   yer bir delildir ki, onu   (yağmurla)   ihya eder,   (çeşid çeşid)   hububat çıkarırız da bundan yerler.)[32]

 

34, 35 (Ve orada hurmalıklardan, bağlardan bahçeler yarat­tık. Ve içlerinden pınarlar akıttık. Tâ ki meyvalarmdan yesinler. Halbuki onları elleriyle yapmamışlardı (Yâhûd: Meyvalarmdan ve (ekme, sulama, aşılama neticesi olarak) ellerinin emeklerinden yesinler.) Hâlâ (Allah Teâlâ'mn ni'metlerine) şükür (ve O'nu tev-hid)   etnıiyecekler mi? )[33]

 

36 ( Her şeyden münezzeh o Allah Teâlâ ki, bütün o çiftleri» Yerin bitirdiklerini (her çeşid ağaçlan ve nebatları), kendilerini ve daha bilemedikleri ve muttali olamıyacakları nice şeyleri O, halk etmiştir. )[34]

 

37 (Vahdâniyyet ve kudretimize)  bir delil de gecedir. Biz, ondan gündüzü çıkardığımız zaman, hemen karanlığa girerler, [35]

 

38 (Güneş de, karar kılacağı yere kadar cereyan etmekte­dir. Bu, yegâne gaalib ve her şeye Alîm Allah Teâlâ'nın takdiri­dir.)

Güneş'in karar kılacağı yer, duracağı yer demektir. Bundan murâd, ne olduğu ihtilaflıdır. Ba'zılari:

«Her sene menzillerinin birincisinden başlayarak sonuncusu­na kadar gider; orada durur. Sonra yine ilk menziline döner.» de­miş; bir takımları güneşin 360 doğma ve batma yeri olduğunu; her gün ayrı ayrı yerlerden doğup, battığım ve gelecek seneye ka­dar o yere dönmediğini söylemişlerdir.

Bir hadîsde, Güneş'in karar kıldığı yerin Arş'ı A'lâ'nm altı ol­duğu bildirilmiştir. Yâhûd Güneş'in karar kılmasından murâd, ha­reketinin durmasıdır,  ki o da Kıyamet Günü'nde olacaktır.[36]

 

39 (Ay'ın devir ve seyri için de menziller takdir ve ta'yîn ettik. Her devrinin sonunda hurma ağacının, incelmiş, sarı, bükül­müş, eskimiş salkımı gibi olur.)

Ayın, 28 menzili vardır; ve her gece bu menzillerden birine iner. Son menzile varınca, tekrar geri döner; ilk menzile gelir. Ay otuz çekerse, hilâl iki gece; yirmidokuz çekerse, bir gece görünmez.[37]

 

40  (Ne  Güneş  Ay'a yetişebilir,  ne  gece,  gündüzü geçebilir. Her biri feleğinde seyreder.)

Âyet-i kerime; Ay'la Güneş'in mihverleri etrafında döndükle­rini ve semâda yüzüp gittiklerini haber veriyor. Halbuki, (Tefsi­rin yazıldığı tarihden) yarım asır öncesine kadar fen, Güneş'in hareket etmeden yerinde durduğunu iddia ediyordu. Bugün, ni­hayet bu hakikat kabul edilmiştir.[38]

 

41 (Kudretimizin bir nişanesi  de,  zürriyetlerinl dolu  gemi­de taşımamızdır. )[39]

 

42  (Ve onlara bunun gibi, daha bir çok binekler de halk et­tik. )     [40]                                                                                  

 

43 (Şâyed  dilersek,  onları gark  ederiz.  O  anda  onlar; için ne bir imdâdcı vardır ve ne kurtarılırlar.)   [41]         .                

 

44 (Meğer ki tarafımızdan bir rahmet ve ecelleri gelinceye dek, yaşayıp geçinmeleri takdir edilmiş olsun.)  [42]                   

 

45 (Ne zaman onlara:  «Önünüzdeki   (dünyâ)   ve  arkanızda­ki   (Âhiret)   azabından sakının   (sizden önce Peygamberlerini tek-zib eden ümmetlerin başlarına gelenlerden ibret alın da îmân, edin. Dünyâ hayâtına ve zinetine mağrur olmayın.) Olur ki rahmet olu­nursunuz.»  denilse, yüz çevirirler.)[43]

 

46 (Onlara Rableri  celle şânuh'dan  hiçbir  âyet  gelmez ki, (mahzâ inâdlarmdan)   ondan yüz çevirmiş olmasınlar.)[44]

 

47 (Ve onlara Allah Teâlâ'nın size rızk olarak verdiklerin­den infak edin, denildiği zaman da o küfür edenler, îmân edenle­re: «Biz, hiç yedirir miyiz? Şâyed Allah Teâlâ dileseydi, ona yiye­ceğini verirdi.  Siz   (meşiyyet-i  ilâhiyyeye  aykırı hareket  ettiğiniz için)  açık bir dalâlet içindesiniz.» derler.)[45]

 

48 ( Ve:  «Eğer  sözünüzde  sâdıklardansanız,  bu  va'd   (ettiği­niz diriltme)  ne zaman?»  derler.)[46]

 

49 (Onlar   ancak,   tek  bir   sayha   (na'ra)ya  muntazırdırlar. Bir na'ra ki, birbirleriyle çekişip dururlarken kendilerini yakalaverir.)[47]

 

50  (O anda, bir vasiyyette bulunmaya güçleri yetmez. Aile­lerine de dönecek değildirler.)[48]

 

51 (Sûr,  üfürülecek.  Hepsi kabirlerinden  kalkarak,  sür'atle Rableri celle şânuhu'ya gidecekler.)

Bu, ikinci Sûr'dur. îki sûr arasında 40 yıl geçecektir.[49]

 

52 (Eyvah! Kim uykumuzdan bizi uyandırıp kaldırdı.»  di­yecekler. )

 (Onlara): «Bu, esirgeyen Allah Teâlâ'nm va'dettiği, gönde­rilen Peygamberlerin sıdk ile tebliğ ettikleri Kıyamet.» (denile­cek,) [50]

 

53 (Bu,  ancak tek bir sayhadan ibarettir. Bir de bakarsın hepsi  (hesâb için)  huzurumuzda hazır olurlar.)[51]

 

54 ( O gün kimseye, hiçbir veçhile, zulmedilmez. Ancak, yap­tıklarınızın karşılığını göreceksiniz. )[52]

 

55 ( O gün Cennet ehli, mes'ûd in'âmı ilâhi ile ferah ve sü­rür içindedirler.)[53]

 

56 ( Kendileri de,  zevceleri de  gölgeler     altında,  tahtlarına otururlar.)[54]

 

57 ( Onlar için Cennet'te  her çeşid meyva ve  her arzu  et­tikleri şey hazırdır. )[55]

 

58 ( Onlara, Rahîm Rab ceîle şânuh'den selâm gelir. )

Onların en yüksek istekleri Allah Teâlâ'nm selâmıdır. Câbir (R.A.)'den rivayet edilmiştir. Bir hadîs-i şerîfde: «Cennet ehli, Cennet ni'metlerine mustağrak zevk ve seâdet içindeyken, üzerlerinde bir nûr parıldar. Başlarını kaldırırlar. Al­lah Teâlâ, kendilerine: «Esselâmü aleyküm yâ ehlülcenneh» diye hitâbda bulunur. İşte «Onlara, Rahîm Rab celle şânuh'den selâm gelir.» kavl-i ilâhisi budur. Ve onlara bakar. Onlar da, O'na ba­karlar. Ve nazar ettikleri müddetçe, diğer ni'metlerden hiçbir şe­ye iltifat etmezler. Tâ perde çekilinceye kadar, ki ondan sonra da, üzerlerinde ve diyarlarında nûr ve bereket baki' kalır.» buyurmuş­tur.[56]

 

59 (Mahşer'de o gün nida olunur): «Ey mücrimler! Bugün, ayrılın!»

Müşrikler, muvahhidlerden; münafıklar, muhlislerden ayrılır, Muvahhid ve muhlisler Cennet'e müşrik ve münafıklar Cehen-nem'e sürülür.[57]

 

60, 61 (Kâfirler ve münafıklar Cehennem'e sürülürken): «Ey Âdemoğulları! Ben, size Şeytan'a ibâdet etmeyin! (Ondan sa­kının), zîrâ o, sizin apaçık düşmanmızdır. (Beni tevhid ve) Bana ibâdet edin! İşte doğru yol budur diye emretmedim mi?» denilir. [58]

 

62 (Böyle iken): Yemîn ederini ki o, içinizden çoğunuzu da­lâlete düşürdü. Aklınız yok muydu?   (ki tuzağına düştünüz). [59]

 

63 (îşte bu, size vad'olunan Cehennem!)[60]

 

64 (Küfrünüze karşılık bugün  oraya girin )[61]

 

65 (O gün,   onların   ağızlarını   mühürleriz.    (Söz   söylemek­ten menederiz.)  Kazançları ne ise, bize elleri söyler, ayakları şe-hâdet eder.)[62]

 

66 ( Şâyed  Biz  dileseydik,   onların  gözlerini   büsbütün   kör ederdik de   (Mu'tâdlan vecihle)  yola dökülürlerdi. Fakat, nereden görecekler? )[63]

 

67 (Yine Biz dileseydik, bulundukları yerde, onları bir şeye mesh ve tebdil ederdik. Ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güçleri yetmezdi.)[64]

 

68 (Biz, kime uzun ömür verirsek, hilkatini baş aşağı eder, kuvvetini  za'fa  çeviririz.  Düşünmüyorlar mı?)   [65]             

 

69 (Biz,  O'na   (aleyhissalâtü, vesselam  Efendimize)   şiir  ö:ğ-retmedik. Bu, O'na lâyık da değildir. O'na vahyolunan söz, ancak öğüt ve  (ferâiz, hudûd ve ahkâmı bildiren)  Kur'ân-ı Mübîn'dir.)[66]

 

70 (Tâ ki O,  (kalbi)  diri  (akıl ve idrâk sahibi)  olan kimse­leri inzâr etsin. Ve tâ ki, küfürlerinde ısrar edenlere o söz  (ilâhi azâb)  hak olsun.)[67]

 

71  (Görmediler mi ki,  Biz kendileri  için,  bizzat  ellerimizle dayarlar yarattık da onlara mâlik bulunuyorlar. )[68]

 

72  (Biz,  onları, kendilerine müsehhar kıldık. Kimine  biner­ler ve kinlinin etinden yerler. )[69]

 

73  (Ve onlarda kendilerinin daha birçok menfaatleri ve içe­cekleri vardır- Hâlâ şükretmiye çekler mi? )[70]

 

74  (Böyle iken) Allah Teâlâ'yı bırakıp da  kendilerine yar­dım eder ümidiyle, bir takım ilâhlar edindiler. )[71]

 

75 (Halbuki)   o  ma'bûdlarm,   onlara  yardıma  güçleri  yet­mez. Belki kendileri, onlar için hazırlanmış askerlerdir.)[72]

 

76 ( İmdi,  onlarm sözleri   (Allah Teâlâ     hakkında ilhâd ve şirkleri, veya seni tekzib ve takbihleri) sana hüzün vermesini Biz, onların gizlediklerini de, aşikâr kıldıklarını da biliriz. )[73]

 

77  (İnsan görmedi mi ki, Biz onü bir nutfeden yarattık. Şim­di, Bize aşikâr bir düşman kesiliverdi.)[74]

 

78 (Yaradılışını unuttu da Bize misâl İradına kalkıştı:  «Bu çürümüş kemikleri, kim diriltebilir?»  dedi. )[75]

 

79  (De ki: «Bu kemikleri, ilk defa halk eden  CAUah-ü Zül-celâl)   diriltecektir. Ve O, her halkı bilir. ],)

Rivayet edildiğine göre, bu âyet-i kerîmeler, Übeyy ibn Haîf hakkında nazil olmuştur. Bir gün, Aleyhissalâtü vesselam Efen­dimizin huzurlarına bir çürümüş kemikle gelmiş, onu elleriyle ufahyarak. «Allah, bunu böyle çürüdükten sonra diriltir der mi­sin?»  demişti.

Resûlüllah da: «Evet, seni de diriltecek ve ateşe koyacak.» bu­yurmuştu.[76]

 

80 (O Allah Teâlâ ki, size yeşil ağaçtan ateş çıkarır. Onunla ateşlerinizi yakarsınız. )

Bunlar Bedevîlerce bilinen Merh ve Af ar ağaçlarıdır, İkisi de yemyeşil, suları damlarken, Merh çakmak makamında Afar'a sür­tülmek suretiyle ateş çıkarılır.[77]

 

81 (Gökleri ve  yeri halk eden  Allah-ü  azîmüşşân,   onların tıpkısını yaratmaya kadir değil midir? Elbette kaadirdir. Bütün varlıkları yaratan O'dur. Ve her şeyi hakkiyle O bilir.)[78]

 

82  (Bir şeyin olmasını istediği zaman, O'nun emri «Ol»  de­mekten ibarettir. Derakap oluverir. )[79]

 

83 (O hâlde her şeyin mülk ve tasarrufu elinde bulunan Al­lah-ü azîmüşşân, pâk ve münezzehtir. Ancak O'na rücû' edecek­siniz.)

Yasin Sûre-i celîlesinin fazileti pek büyüktür: «Kim, geceleyin Yasin Sûresini okursa, mağfiret edilmiş olarak sabaha girer.» buyurulmuştur.

«Her şeyhi bir kalbi vardır. Kur'ân'm kalbi de Yâsîn'dir. Kim Allah Teâlâ'nın rızâsını umarak Yasin okursa, mağfiret olunur. Yirmi defa Kur'ân okumuş kadar, ecir ve sevaba nail olur. Bir kimseye, ölüm çattığı zaman Yasın okunursa, her harfine karşılık on Melek iner, saff olur, karşısında dururlar. Ve O'nun hakkında Allah Teâlâ'dan rahmet ve mağfiret niyaz ederler. Üzerine na­maz kılar, defnine kadar yanında bulunurlar.» mealinde bir hadîs-i şerif de mervidir.[80]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/5.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/5-6.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6-7.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/7.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/7.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/7-8.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/8.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/8-9.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/9-10.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10-11.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11-12.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.

[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.

[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.

[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/13.

[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/13.

[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/13.

[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/14.

[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/14.

[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/14.

[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/14.

[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.

[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.

[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.

[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.

[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.

[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.

[47] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.

[48] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.

[49] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.

[50] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.

[51] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.

[52] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.

[53] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.

[54] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.

[55] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.

[56] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.

[57] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.

[58] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17

[59] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.

[60] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.

[61] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.

[62] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.

[63] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.

[64] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.

[65] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.

[66] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.

[67] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.

[68] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.

[69] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.

[70] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.

[71] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.

[72] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.

[73] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19-20.

[74] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.

[75] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.

[76] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.

[77] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.

[78] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.

[79] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/21.

[80] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/21.