36 -YÂSÎN SÛRESİ - Index Web - 36. Sayfa
36 -YÂSÎN SÛRESİ
Mekke'de nazil olmuştur, 83 âyettir.
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adiyle[1]
1 (Ey insan!)
Yasin lâfz-ı kerîmi de hurûf-u mukattaadandır. Maamâfîh, bu hususta birçok rivayetler mevcûddur. Ba'zılarma göre, Kasem'dir. Esmâ-i ilâhiyedendir, Bâ'zılarmca, sûrenin ismidir. Bir kısım müfessirlere nazaran, Kur'ân-ı Kerîm'in isimlerindendir. Miftah-ı kelâmdır. Sûre bununla iftitah olunmuştur, diyenler de vardır.
îbn-i Abbas göre ise; «Yasin, Tay kabilesi dilinde ey insan! demektir. Ve bu kelime ile Resûl-ü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem Efendimize hitâb buyurulmuştur.» Bu ma'nâ, birçok müfessirlerce kabul edilmiştir. Üzerinde hemen hemen icmâ. vardır.
Ba'zılarma göre de lâfz-ı kerîm, doğrudan doğruya Resûl-ü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellemin mübarek isimlerindendir. «Sen muhakkak (risâletle) gönderilen Peygamberlerdensin.» (Yâsin sûresi, âyet: 3) âyet-i kerîmesinin bunu te'yîd ettiği ileri sürülmüştür. Ba'zı müfessirler de: «Seyyidülbeşer» ma'nâsmı vermişlerdir ki, maksûd, yine Aleyhissalâtu vesselam Efendimizdir.
Şifâ-i Şerif de, şu hadîs rivayet edilmektedir: «Aleyhisselâtü vesselam: Benim Kur'ân'da yedi ismim vardır. Muhammed, Ahmed, Yâsîn, Tâhâ, Müddessir, Müzzemmil ve Abdullah» buyurmuşlardır.[2]
2 (Hikmet dolu Kur'ân hakkı için.)[3]
3 (Sen muhakkak (risâletle) gönderilen Peygamberlerdensin.)[4]
4 (Doğru bir yol üzerindesin.)
Ki bu yol, senden önceki Peygamberlerin sâlik oldukları tevhîd ve hidâyet yoludur.[5]
5 (Kur'ân, (onu tasdik etmemiş olanlar hakkında) yegâne gaalib ve (tasdik edenler için ) Rahim olan Allah Teâlâ'nm tenzilidir.)[6]
6 (Tâ ki babaları inzâr olunmamış, gaflet içinde kalmış bir kavmi inzâr edesin.)[7]
7 (Celâlim hakkı için onların pek çoğuna o söz (azâb hakkındaki vaid) hak oldu. Onlar îmân etmezler.)[8]
8 (Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanan, lâleler vurduk. Ki başlarını kaldırmış, gözlerini yummuşlardır.)
Hakka iltifat etmez, boyunlarını eğmezler. Âyet-i celile, müşriklerin kibir ve gururlarını tasvir etmektedir.[9]
9 (Biz, onların önlerine bir sed arkalarına bir sed koyduk.)
Ve gözlerini bağladık. Artık onlar (doğru yolu) göremezler.
Bu iki âyeti kerîme, Benî Mahzûm hakkında nazil olmuştur.
Rivayete göre; Ebû Cehil: «O'nu (aleyhissalâtu vesselam Efendimizi) namaz kılarken görürsem, kafasını kıracağım,» diye yemîn etmiş. Vaktâ ki, O'nu namazda bulunca, eline aldığı büyük bir taşı vurmak üzere kaldırdığı sırada, taş eline yapışmış, eli boynunda bükülü kalmıştır. Bu vaziyette arkadaşlarının yanına gitmiş, ancak hâdiseyi onlara naklettikten sonradır ki, taş elinden düşmüştür.
Bunun üzerine Mahzûm oğullarından biri, hemen o taşı almış; «Bununla O'nu ben öldürürüm» demiş, fakat Aleyhissalâtu vesselam Efendimize yaklaştığı zaman, min tarafillâh, gözleri kör olmuştur.[10]
10 (Sen, onları inzâr etsen de etmesen de müsavidir, îmân etmezler.)[11]
11 (Sen ancak, Kur'ân'a ittibâ (ederek mucebiyle amel) eden ve Allah Teâlâ'yı görmeksizin, ıkabmdan korkan, kimseyi inzâr edersin. Böylesini mağfiret ve kerîm bir ecirle tebşîr et!)[12]
12 (Ölüleri (ba'sle, yâhûd câhilleri hidâyetle) Biz ihya ederiz. Biz! Onların (hayır ve şer) amellerini ve (öğrettikleri ilim, yazdıkları Kitablar, yaptıkları vakıflar, mektebler, mescidler, hasta-Jıâneler gibi haseneler ve zulüm, fesâd, ısyân veya bâtılı yaymak gibi seyyielerden) bıraktıkları eserleri Biz yazarız. (Esasen) Biz, her şeyi açık Kitabta (Levh-i Mahfûz'da) sayıp yazmışızdır.)
Bir hadis-i şerif de:
«Kim İslâm'da güzel bir sünnet (bir âdetr bir gelenek) ihdas eder, bırakırsa, onun ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin ecir ve sevabı, onların sevabından hiçbir şey eksilmeksizin, kendisinin olur.» buyurulmuştur.
Başka bir hadîs-i şerîfde de:
«İnsan öldüğü vakit ameli kesilir. Ancak şu üçü müstesna. Sa-daka-i câriye, intifa olunur ilim ve O'na duâ eden hayırlı evlâd.»
buyurulmuştur.
Ba'züarma göre bıraktıkları eserlerden murâd: Mescidlere gitmek için attıkları adımlardır. Hz. Enes (R.A.)'in rivayet ettiği bir hadîsde bildirilmiştir ki, Beni Seleme Kabilesi mescide yakın yerleşmek istediklerinde, Peygamber (S.A.V.):
«Ey Benî Seleme! Adımlarınızı hesaba katmıyor musunuz?» buyurmuş; bunlarla ecir kazanırsınız, demek istemiştir. Nitekim bir hadîsde:
«Namaz hususunda insanların en sevâblısı, mescide en uzak olanıdır.» buyurmuştur.[13]
13 (Yâ Muhammed) Onlara, kasaba halkının kıssasını misâl getir. Hani o kasabaya Resuller gelmişlerdi.[14]
14 (O zaman kendilerine iki Resul göndermiştik. Fakat tek-zîb etmişlerdi. Biz de, bir üçüncüsü ile onları takviye etmiştik. Üçü de: «Biz (Allah Teâlâ tarafından) sizleri (îmâna da'vet etmek için) gönderilmiş Resulleriz (Ona îmân edin)» demişlerdi.)
Adı geçen kasaba Antakya'dır. Antakya'ya îsâ Aleyhisselâm' in gönderdiği iki elçi ki bir rivayette bunlar Yahya ile Yûnus' dur-geldikde Antakyahlar kendilerini tekzîb etmişler. Bunun üzerine Şem'ûn nâmında üçüncü bir elçi gönderilerek takviye edilmişler. Hâdisenin tafsilâtı şöyledir:
îsâ Aleyhisselâm, Antakyalılara havarilerden iki elçi göndermiş. Bunlar şehre yakın bir yerde Habîb-i Neccârı bulmuşlar. Habib, koyun güdüyormuş. Onlara buralarda ne maksadla dolaştıklarını sormuş. îsâ Aleyhisselâm'm elçileri olduklarını, bu şehrin ahâlîsini hak dine da'vet için geldiklerini söylemişler. Ve aralarında şöyle bir muhavere geçmiş:
Da'vânızm doğruluğuna bir alâmetiniz var mı?
Evet! Allah'ın izni ile hastayı iyileştirir; körleri gördürür, ölüleri diriltiriz!
Benim bir oğlum var. Uzun zamandan beri hastadır. Bir türlü iyileşmiyor. Onu iyileştirebilir misiniz?
Hay hay!
Bunun üzerine çocuğu getirmişler. Elçiler elleri ile dokunur dokunmaz çocuk iyileşmiş. Bunu görünce Habîb, imâna gelmiş. Ve haber şehre yayılarak bir çok hastalar bu suretle tedâvî edilmişler. Nihayet haber şehrin putperest hükümdarının kulağına ermiş. Ve elçileri celb ederek soruşturma yapmış. Kendisini îmâna da'vete geldiklerini öğrenince ikisini de habs etmiş. Bundan sonra Hz. îsâ, bunların ardından Havarilerin reisi Şem'ûn'u göndermiş. Şem'ûn, kıyafet değiştirerek hükümdarın adamları ile tanışmış ve onlar vâsıtası ile saraya nüfuz etmiş.
Bir gün, hükümdara iki mahbûsdan söz açmış: «Şunları getirsen de bir dinlesek! Bakalım ne söyleyecekler!» demiş. Mahbûsları getirmişler. Şem'ûn, onlara:
Sizi buraya kim gönderdi? diye sormuş.
Allah Teâlâ gönderdi ki, O, herşeyi yaratmıştır. O'nun şerik ve nazîri yoktur. Dilediğini yapar, dilediği gibi hükmeder, demişler. Buna bir alâmetiniz var mı? deyince: Hükümdar ne isterse, onu yaparız, demişler.
Bunun üzerine hükümdar, kör bir çocuk getirtmiş. Elçilerin duası ile derhâl gözleri görmüş. Bu sefer Şem'ûn, hükümdara: Ne olurdu, sen de putuna duâ etsen de, o da böyle bir şey yapsa! demiş. Aldığı cevâb, bittabi menfi olmuş. Bundan sonra hükümdar, elçilere dönerek:
Eğer Allah'ınız ölüleri dirütebilirse, biz de O'na îmân edelim! demiş. Bir hafta evvel ölen bir çocuk getirmişler. Elçilerin duası .ile çocuk hemen dirilmiş. Ve oradakilere, bu elçilere îmân etmelerini tavsiyede bulunmuş. Artık, hükümdar da îmân etmiş. Onunla birlikte bir cemâat da îmâna gelmişler. îmân etmeyenleri, Cebrail Aleyhisselâm'm bir sayhası (yâni na'rası) helak etmiş.[15]
15 (Onları «Siz de, bizim gibi beşersiniz. (Üzerimizde ne meziyetiniz .olabilir ki, böyle bir iddiada bulunuyorsunuz). Allah Teâlâ, beşere (vahiy ve risâletten) hiçbir şey inzal etmemiştir. Siz ancak yalancılarsınız.)[16]
16 (Resuller: «Rabbimiz celle şânuh bilir ki, gerçekten biz, size gönderilmiş Resulleriz» dediler. )[17]
17 (Bize vâcib olan, ancak açık bir tebliğdir.)[18]
18 (Onlar: «Biz, sizinle teşe'üm ettik. (Geldiğiniz günden-beri kasabamıza yağmur yağmadı). Şâyed iddianızdan vazgeçmezseniz, sizi recmederiz. Ve bizden size elim bir azâb dokunur.» dediler.)[19]
19 ( Resuller: «Sizin şeametiniz (bozuk akide ve fena amelleriniz) sizin yanınızdadır. Nasihat olunmanızla mı teşe'üm (ve recm ile tehdîd) ediyorsunuz. Hayır! Siz (isyanda) haddi aşan bir kavimsiniz.» dediler.)[20]
20 (Şehrin Öte ucundan bir adam koşarak geldi: «Ey kavmim! Bu elçilere ittibâ edin.» dedi.)[21]
21 (Onlara tebâiyet eyleyin. Ki (inzâr ve risâletlerini teblig için) sizden bir ücret istemiyorlar. Kendileri de hidâyete ermiş kimselerdir.)
Sizleri sırf dünyâ ve Âhiret hayrına da'vet ve hidâyet ediyorlar.
Bu zât, Habîb'ün-Neccâr'dır. Hazret-i Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin bi'setinden altı yüz yıl evvel îmân etmişti. Âlim bir zâttı. Şehrin kenarındaki bir mağarada ibâdetle meşgul olurdu. Kavminin gönderilen elçileri tekzib ettiğini, üstelik hayâtlarına da kasdetmek kararında bulunduklarını işitince, koşarak gelmiş ve hemşehrilerine bu sözleri söylemişti. Böylelikle de sâlik olduğu dîni izhâr etmek zorunda kalmıştı. Dediler ki:
«Vay! Sen de mi dinimize muhalefet ve onların dînine mütabaat ediyorsun. İlâhlarımızı bırakarak onların ilâhına mı ibâdet edeceksin?»[22]
22 (Dedi ki: «Niçin beni yaratan Allah Teâlâ'ya ibâdet et-miyeyim? Hepiniz, O'na rücû' edeceksiniz.)[23]
23 (Ben, Allah Teâlâ'yı bırakıp da putları ilâh edinir miyim? Şâyed esirgeyen Allah Teâlâ, bana bir zarar vermek isterse (zu'mettiğiniz gibi) putların şefaati bana hiçbir fayda vermez. (Benden o zararı defedemez.) Beni kurtaramazlar.)[24]
24 (Allah Teâlâ'yı bırakıp da başka ma'bûdlar edinir, onlara ibâdet edersem) bu takdirde, apaçık bir dalâlette bulunmuş olurum.» [25]
25 (Ben, Rabbiniz celle şânuhu'ya îmân ettim. Bunu, benden işitin)
Bunun üzerine Habîb'ün-Neccâr'ı taşla katlettikleri, O'nun da bu sırada: «Yâ Rab! Kavmimi hidâyet et!» diye duâ eylediği rivayet olunur.[26]
26, 27 (Katlolunduğu zaman, diğer şehîd olanların ruhları gibi) O'na «Cennet'e gir!» denildi.
O; «N'olurdu, kavmim, Rabbim celle şânuhu'nun beni mağıret buyurduğunu ve ikram olunmuşlardan kıldığını bilseydi küfürden tevbe ederek îmân ederlerdi.)» dedi. [27]
28 (Ondan (Hâbib'in katlinden) sonra kavminin üzerine gökten (Bedir ve Hendek'te sana inzal ettiğimiz gibi, helakleri için Meleklerden) bir ordu inzal etmedik. İnzal edecek de değildik, )[28]
29 (Tek sayha onlara kifayet etti. Sönmüş kor gibi oldular.)
Bu na'ra, Cebrail Aleyhisselâm'm sayhasıydı.[29]
30 (Kıyamet Günü): «Hasret ve nedamet onlara ki, kendilerine Peygamber geldikçe, dâima, istihza ederlerdi.» (denilecek.) [30]
31 (Onlar görmediler mi ki, kendilerinden önce, (hiçbiri dünyâya) rücû' etmiyecek, nice nesilleri helak ettik. îbret almazlar mı?[31]
32 (Yaratılanların) hepsi muhakkak (Kıyamet Günü) dergâhımıza ihzar olunurlar.
33 (Onlar için (vahdâniyyet ve kudretimize) kurumuş yer bir delildir ki, onu (yağmurla) ihya eder, (çeşid çeşid) hububat çıkarırız da bundan yerler.)[32]
34, 35 (Ve orada hurmalıklardan, bağlardan bahçeler yarattık. Ve içlerinden pınarlar akıttık. Tâ ki meyvalarmdan yesinler. Halbuki onları elleriyle yapmamışlardı (Yâhûd: Meyvalarmdan ve (ekme, sulama, aşılama neticesi olarak) ellerinin emeklerinden yesinler.) Hâlâ (Allah Teâlâ'mn ni'metlerine) şükür (ve O'nu tev-hid) etnıiyecekler mi? )[33]
36 ( Her şeyden münezzeh o Allah Teâlâ ki, bütün o çiftleri» Yerin bitirdiklerini (her çeşid ağaçlan ve nebatları), kendilerini ve daha bilemedikleri ve muttali olamıyacakları nice şeyleri O, halk etmiştir. )[34]
37 (Vahdâniyyet ve kudretimize) bir delil de gecedir. Biz, ondan gündüzü çıkardığımız zaman, hemen karanlığa girerler, [35]
38 (Güneş de, karar kılacağı yere kadar cereyan etmektedir. Bu, yegâne gaalib ve her şeye Alîm Allah Teâlâ'nın takdiridir.)
Güneş'in karar kılacağı yer, duracağı yer demektir. Bundan murâd, ne olduğu ihtilaflıdır. Ba'zılari:
«Her sene menzillerinin birincisinden başlayarak sonuncusuna kadar gider; orada durur. Sonra yine ilk menziline döner.» demiş; bir takımları güneşin 360 doğma ve batma yeri olduğunu; her gün ayrı ayrı yerlerden doğup, battığım ve gelecek seneye kadar o yere dönmediğini söylemişlerdir.
Bir hadîsde, Güneş'in karar kıldığı yerin Arş'ı A'lâ'nm altı olduğu bildirilmiştir. Yâhûd Güneş'in karar kılmasından murâd, hareketinin durmasıdır, ki o da Kıyamet Günü'nde olacaktır.[36]
39 (Ay'ın devir ve seyri için de menziller takdir ve ta'yîn ettik. Her devrinin sonunda hurma ağacının, incelmiş, sarı, bükülmüş, eskimiş salkımı gibi olur.)
Ayın, 28 menzili vardır; ve her gece bu menzillerden birine iner. Son menzile varınca, tekrar geri döner; ilk menzile gelir. Ay otuz çekerse, hilâl iki gece; yirmidokuz çekerse, bir gece görünmez.[37]
40 (Ne Güneş Ay'a yetişebilir, ne gece, gündüzü geçebilir. Her biri feleğinde seyreder.)
Âyet-i kerime; Ay'la Güneş'in mihverleri etrafında döndüklerini ve semâda yüzüp gittiklerini haber veriyor. Halbuki, (Tefsirin yazıldığı tarihden) yarım asır öncesine kadar fen, Güneş'in hareket etmeden yerinde durduğunu iddia ediyordu. Bugün, nihayet bu hakikat kabul edilmiştir.[38]
41 (Kudretimizin bir nişanesi de, zürriyetlerinl dolu gemide taşımamızdır. )[39]
42 (Ve onlara bunun gibi, daha bir çok binekler de halk ettik. ) [40]
43 (Şâyed dilersek, onları gark ederiz. O anda onlar; için ne bir imdâdcı vardır ve ne kurtarılırlar.) [41] .
44 (Meğer ki tarafımızdan bir rahmet ve ecelleri gelinceye dek, yaşayıp geçinmeleri takdir edilmiş olsun.) [42]
45 (Ne zaman onlara: «Önünüzdeki (dünyâ) ve arkanızdaki (Âhiret) azabından sakının (sizden önce Peygamberlerini tek-zib eden ümmetlerin başlarına gelenlerden ibret alın da îmân, edin. Dünyâ hayâtına ve zinetine mağrur olmayın.) Olur ki rahmet olunursunuz.» denilse, yüz çevirirler.)[43]
46 (Onlara Rableri celle şânuh'dan hiçbir âyet gelmez ki, (mahzâ inâdlarmdan) ondan yüz çevirmiş olmasınlar.)[44]
47 (Ve onlara Allah Teâlâ'nın size rızk olarak verdiklerinden infak edin, denildiği zaman da o küfür edenler, îmân edenlere: «Biz, hiç yedirir miyiz? Şâyed Allah Teâlâ dileseydi, ona yiyeceğini verirdi. Siz (meşiyyet-i ilâhiyyeye aykırı hareket ettiğiniz için) açık bir dalâlet içindesiniz.» derler.)[45]
48 ( Ve: «Eğer sözünüzde sâdıklardansanız, bu va'd (ettiğiniz diriltme) ne zaman?» derler.)[46]
49 (Onlar ancak, tek bir sayha (na'ra)ya muntazırdırlar. Bir na'ra ki, birbirleriyle çekişip dururlarken kendilerini yakalaverir.)[47]
50 (O anda, bir vasiyyette bulunmaya güçleri yetmez. Ailelerine de dönecek değildirler.)[48]
51 (Sûr, üfürülecek. Hepsi kabirlerinden kalkarak, sür'atle Rableri celle şânuhu'ya gidecekler.)
Bu, ikinci Sûr'dur. îki sûr arasında 40 yıl geçecektir.[49]
52 (Eyvah! Kim uykumuzdan bizi uyandırıp kaldırdı.» diyecekler. )
(Onlara): «Bu, esirgeyen Allah Teâlâ'nm va'dettiği, gönderilen Peygamberlerin sıdk ile tebliğ ettikleri Kıyamet.» (denilecek,) [50]
53 (Bu, ancak tek bir sayhadan ibarettir. Bir de bakarsın hepsi (hesâb için) huzurumuzda hazır olurlar.)[51]
54 ( O gün kimseye, hiçbir veçhile, zulmedilmez. Ancak, yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz. )[52]
55 ( O gün Cennet ehli, mes'ûd in'âmı ilâhi ile ferah ve sürür içindedirler.)[53]
56 ( Kendileri de, zevceleri de gölgeler altında, tahtlarına otururlar.)[54]
57 ( Onlar için Cennet'te her çeşid meyva ve her arzu ettikleri şey hazırdır. )[55]
58 ( Onlara, Rahîm Rab ceîle şânuh'den selâm gelir. )
Onların en yüksek istekleri Allah Teâlâ'nm selâmıdır. Câbir (R.A.)'den rivayet edilmiştir. Bir hadîs-i şerîfde: «Cennet ehli, Cennet ni'metlerine mustağrak zevk ve seâdet içindeyken, üzerlerinde bir nûr parıldar. Başlarını kaldırırlar. Allah Teâlâ, kendilerine: «Esselâmü aleyküm yâ ehlülcenneh» diye hitâbda bulunur. İşte «Onlara, Rahîm Rab celle şânuh'den selâm gelir.» kavl-i ilâhisi budur. Ve onlara bakar. Onlar da, O'na bakarlar. Ve nazar ettikleri müddetçe, diğer ni'metlerden hiçbir şeye iltifat etmezler. Tâ perde çekilinceye kadar, ki ondan sonra da, üzerlerinde ve diyarlarında nûr ve bereket baki' kalır.» buyurmuştur.[56]
59 (Mahşer'de o gün nida olunur): «Ey mücrimler! Bugün, ayrılın!»
Müşrikler, muvahhidlerden; münafıklar, muhlislerden ayrılır, Muvahhid ve muhlisler Cennet'e müşrik ve münafıklar Cehen-nem'e sürülür.[57]
60, 61 (Kâfirler ve münafıklar Cehennem'e sürülürken): «Ey Âdemoğulları! Ben, size Şeytan'a ibâdet etmeyin! (Ondan sakının), zîrâ o, sizin apaçık düşmanmızdır. (Beni tevhid ve) Bana ibâdet edin! İşte doğru yol budur diye emretmedim mi?» denilir. [58]
62 (Böyle iken): Yemîn ederini ki o, içinizden çoğunuzu dalâlete düşürdü. Aklınız yok muydu? (ki tuzağına düştünüz). [59]
63 (îşte bu, size vad'olunan Cehennem!)[60]
64 (Küfrünüze karşılık bugün oraya girin )[61]
65 (O gün, onların ağızlarını mühürleriz. (Söz söylemekten menederiz.) Kazançları ne ise, bize elleri söyler, ayakları şe-hâdet eder.)[62]
66 ( Şâyed Biz dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de (Mu'tâdlan vecihle) yola dökülürlerdi. Fakat, nereden görecekler? )[63]
67 (Yine Biz dileseydik, bulundukları yerde, onları bir şeye mesh ve tebdil ederdik. Ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güçleri yetmezdi.)[64]
68 (Biz, kime uzun ömür verirsek, hilkatini baş aşağı eder, kuvvetini za'fa çeviririz. Düşünmüyorlar mı?) [65]
69 (Biz, O'na (aleyhissalâtü, vesselam Efendimize) şiir ö:ğ-retmedik. Bu, O'na lâyık da değildir. O'na vahyolunan söz, ancak öğüt ve (ferâiz, hudûd ve ahkâmı bildiren) Kur'ân-ı Mübîn'dir.)[66]
70 (Tâ ki O, (kalbi) diri (akıl ve idrâk sahibi) olan kimseleri inzâr etsin. Ve tâ ki, küfürlerinde ısrar edenlere o söz (ilâhi azâb) hak olsun.)[67]
71 (Görmediler mi ki, Biz kendileri için, bizzat ellerimizle dayarlar yarattık da onlara mâlik bulunuyorlar. )[68]
72 (Biz, onları, kendilerine müsehhar kıldık. Kimine binerler ve kinlinin etinden yerler. )[69]
73 (Ve onlarda kendilerinin daha birçok menfaatleri ve içecekleri vardır- Hâlâ şükretmiye çekler mi? )[70]
74 (Böyle iken) Allah Teâlâ'yı bırakıp da kendilerine yardım eder ümidiyle, bir takım ilâhlar edindiler. )[71]
75 (Halbuki) o ma'bûdlarm, onlara yardıma güçleri yetmez. Belki kendileri, onlar için hazırlanmış askerlerdir.)[72]
76 ( İmdi, onlarm sözleri (Allah Teâlâ hakkında ilhâd ve şirkleri, veya seni tekzib ve takbihleri) sana hüzün vermesini Biz, onların gizlediklerini de, aşikâr kıldıklarını da biliriz. )[73]
77 (İnsan görmedi mi ki, Biz onü bir nutfeden yarattık. Şimdi, Bize aşikâr bir düşman kesiliverdi.)[74]
78 (Yaradılışını unuttu da Bize misâl İradına kalkıştı: «Bu çürümüş kemikleri, kim diriltebilir?» dedi. )[75]
79 (De ki: «Bu kemikleri, ilk defa halk eden CAUah-ü Zül-celâl) diriltecektir. Ve O, her halkı bilir. ],)
Rivayet edildiğine göre, bu âyet-i kerîmeler, Übeyy ibn Haîf hakkında nazil olmuştur. Bir gün, Aleyhissalâtü vesselam Efendimizin huzurlarına bir çürümüş kemikle gelmiş, onu elleriyle ufahyarak. «Allah, bunu böyle çürüdükten sonra diriltir der misin?» demişti.
Resûlüllah da: «Evet, seni de diriltecek ve ateşe koyacak.» buyurmuştu.[76]
80 (O Allah Teâlâ ki, size yeşil ağaçtan ateş çıkarır. Onunla ateşlerinizi yakarsınız. )
Bunlar Bedevîlerce bilinen Merh ve Af ar ağaçlarıdır, İkisi de yemyeşil, suları damlarken, Merh çakmak makamında Afar'a sürtülmek suretiyle ateş çıkarılır.[77]
81 (Gökleri ve yeri halk eden Allah-ü azîmüşşân, onların tıpkısını yaratmaya kadir değil midir? Elbette kaadirdir. Bütün varlıkları yaratan O'dur. Ve her şeyi hakkiyle O bilir.)[78]
82 (Bir şeyin olmasını istediği zaman, O'nun emri «Ol» demekten ibarettir. Derakap oluverir. )[79]
83 (O hâlde her şeyin mülk ve tasarrufu elinde bulunan Allah-ü azîmüşşân, pâk ve münezzehtir. Ancak O'na rücû' edeceksiniz.)
Yasin Sûre-i celîlesinin fazileti pek büyüktür: «Kim, geceleyin Yasin Sûresini okursa, mağfiret edilmiş olarak sabaha girer.» buyurulmuştur.
«Her şeyhi bir kalbi vardır. Kur'ân'm kalbi de Yâsîn'dir. Kim Allah Teâlâ'nın rızâsını umarak Yasin okursa, mağfiret olunur. Yirmi defa Kur'ân okumuş kadar, ecir ve sevaba nail olur. Bir kimseye, ölüm çattığı zaman Yasın okunursa, her harfine karşılık on Melek iner, saff olur, karşısında dururlar. Ve O'nun hakkında Allah Teâlâ'dan rahmet ve mağfiret niyaz ederler. Üzerine namaz kılar, defnine kadar yanında bulunurlar.» mealinde bir hadîs-i şerif de mervidir.[80]
[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/5.
[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/5-6.
[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.
[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.
[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.
[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.
[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.
[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.
[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6.
[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/6-7.
[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/7.
[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/7.
[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/7-8.
[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/8.
[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/8-9.
[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/9-10.
[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.
[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.
[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.
[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.
[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10.
[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/10-11.
[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11.
[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11.
[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11.
[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11.
[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/11-12.
[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.
[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.
[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.
[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.
[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.
[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/12.
[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/13.
[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/13.
[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/13.
[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/14.
[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/14.
[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/14.
[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/14.
[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.
[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.
[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.
[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.
[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.
[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/15.
[47] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.
[48] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.
[49] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.
[50] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.
[51] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.
[52] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/16.
[53] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.
[54] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.
[55] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.
[56] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.
[57] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17.
[58] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/17
[59] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.
[60] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.
[61] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.
[62] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.
[63] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.
[64] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/18.
[65] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.
[66] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.
[67] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.
[68] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.
[69] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.
[70] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.
[71] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.
[72] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19.
[73] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/19-20.
[74] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.
[75] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.
[76] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.
[77] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.
[78] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/20.
[79] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/21.
[80] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/21.
İslami Okul Okulların En Önemlisi