Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

37 - SÂFFÂT SÛRESİ - Index Web - 37. Sayfa

37 - SÂFFÂT  SÛRESİ

 

Mekke'de nazil olmuştur. 182 âyettir.

RâHmân ve  Rahîm  olan Allah'an  adiyle[1]

 

1 (Yemin ederim: O saff saff duranlara.)

Kulluk makamında mertebelerince saff tutup üzerlerine ilâhî nurlar feyezan eden, dâima Allah Teâlâ'mn emirlerine muntazır bulunan Meleklere;

Yâhûd perçinlenmiş saflar gibi tertibe mazhâr olmuş ecrâ-ma, onları tedbir eden ruhlara, ilâhî ve kudsî deryalara müstağ-râk olarak, gece gündüz, fütur getirmeksizin tesbîh eden kudsî cevherlere,

Yâhûd ibâdetlerde saff bağlıyan âlimlere,

Yâhûd cihâdda saff tutan gazilere.[2]

 

2 (O sevk ve zecredenlere.)

Ulvî ve süflî ecrâmı, emrolundukları tedbîrlerle sevk ve idare eden, veya insanları hayır ilhâmiyle ma'siyetlerden, yâhûd Şey­tanları, insanlara taarruzdan meneyliyen Meleklere,

Yâhûd insanları hüccetlerle, öğütlerle küfür ve fısktan meneden âlimlere, .       

Yâhûd düşmana karşı at süren çarpışarak, tasallut ve istilâla­rını meneyleyen gâ,zîlere,[3]

 

3 (Sonra, zikir ve tilâvet eyleyenlere.)

Allah  Teâlâ'nın   âyetlerini  vazıh  emirlerini   Peygamberlerine, Evliyasına tilâvet eden Meleklere,

Yâhûd Allah Teâlâ'mn âyetlerini, şerâyiini tilâvet eden âlim­lere,

Yâhûd  düşmanla   mübârezeleri   kendilerini   zikrullahtan  alı­koymayan gazilere, ki.[4]

 

4 (Hiç şübhe yok, ilâhınız birdir.)[5]

 

5  (O,  göklerin,  yerin ve  aralarında bulunanların Rabbidir. Doğuların da Rabbi O'dur.)[6]

 

6  (Biz, size yakın olan göğü bir zînetle, yıldızlarla donattık.)[7]

 

7  (Ve  o semâyı   Ctâatten çıkan)   inâdçı,     Şeytan'dan koru­duk.)[8]

 

8, 9 (Ki onlar, Mele'-i A'lâ'yı dinleyemezler. Her taraftan tardolunur, atılırlar. Onlar için daimî bir azâb vardır.)

Mele-i A'lâdan muradı Meleklerin yazıcıları veya eşrafıdır. Gökyüzünde  bulundukları  için  kendilerine  bu  sıfat  verilmiştir.[9]

 

10 (Meğer ki, içlerinden biri hırsızlama bir söz kapmış olsun. Onun da derakab peşine bir şihâb-ı sâkıb (delip geçen bir alev) düşer, yakar.)

Rivayet olunmuştur ki; Allah Teâlâ bir şeyi emir ve kaza bu-yurunca, Arş Melekleri ile yedinci gök Melekleri tesbîli ve taklîsle onu alır; altıncı gök Meleklerine, onlar da daha aşağıdakile iletirler. Bu minval üzere alt semâya erişir. Şeytanlar, bu haberi :alarak yeryüzüne indirirler. Lâkin, ona bir nice yalanlar katarlar.[10]

 

11 (Yâ Muhammedi) Müşriklerden sorı «Hilkatçe onlar mıoksa bu yarattıklarımız mı  (Melekler, gökler, yer ve aralarında Dulunanlar  mı,  şihâb-ı  sâkib  mı)   daha  kuvvetlidir?  Biz,  onların kslı olan Âdem'i yapışkan bir çamurdan yarattık.

Böyle iken nasıl olur da Peygamberleriyle mücâdele eder. Al­lah Teâlâ'ya karşı büyüklenirler?[11]

 

12 (Belki sen  (onların Kur'ân ve Beni inkârlarına)  taaccüb ettin.  Onlarsa,  bu taaccübüne  istihza  ederler.)[12]

 

13  (Kendilerine nasihat  edilince  de   (düşüncesizliklerinden) nasihat kabul etmezler.)[13]

 

14 (înşikâk-ı kamer gibi sıdka delâlet eder) bir mu'cize gör­dükleri vakit de istihzada mübalâğa ederler.[14]

 

15 (Ve:   «Bu  apaçık bir sihirden     başka bir  şey  değildir.» derler.)[15]

 

16, 17 (Bir de): «Biz ölüp de toprak ve bir yığın kemik ol­duktan sonra tekrar dirilir miyiz? Bizden önce ölen babalarımız da ba'solunur mu?»   (derler.) [16]

 

18 (De ki:  «Evet, siz ve onlar, hor ve zeül olarak diriltile­ceksiniz.)[17]

 

19 (Bu ancak, tek bir sayhadan ibarettir, ki hemen kabirle­rinden kalkacak, haklarında yapılacak muameleye muntazır ola­caklardır.)[18]

 

20 (Eyvanlar olsun bize, işte Ceza Günü!» diyecekler.)[19]

 

21 (Onlara) Bu sizin tekzîb ettiğiniz (hak ile bâtıl, iyi ile kötünün)   ayrılma günüdür denilecek. [20]

 

22, 23, 24 (Sonra Meleklere): «O nefislerine zulmedenleri, eşleri ile ve Allah Teâlâ'yı bırakıp ibâdet ettikleri şeylerle bir­likte, hasredin de onlara Cehennem yolunu gösterini Hapsedin! Zîrâ onlar (akîde ve amellerinden) mes'ûldürler.» (diye emredi­lecek.)

Peygamber  (S.A.V.)  bir hadîs-i şerîfde şöyle buyurmuşlardır: «Kıyamet Gününde dört şeyden sorulmadıkça, bir kulun ayak­ları kaymaz. Bu dört şeyin birincisi:    Gençliğini nerede geçirdiği, ikincisi: Ömrünü nerede tükettiği; üçüncüsü: Malını nereden kaza­nıp, nereye harcadığa dördüncüsü: İlmi ile ne amel ettiğidir.»[21]

 

25 (Onlara da: «Size ne oldu ki (azabından tahlis için) bir­birinize  yardım  etmiyorsunuz?»   (denilecek.) [22]

 

26 (Hayır!  Onlar, bugün teslim olmuş, zelil ve yardımdan acizdirler.)[23]

 

27 (Ve  (tâbi' ve metbûlar)  birbirlerine yönelip   (çekişecek­ler)  yekdiğerini mes'ûl tutacaklardır.)[24]

 

28 (Tâbüer,  metbûlaraî;  «Siz,  bize  sağdan     geliyordunuz

 (hak üzerinde olduğunuzu yeminlerle te'kîd ederek, bizi aldattı­nız da onun için, yâhûd kuvvet ve şiddet gösterdiniz de korku­muzdan size mütâbaat ettik),»  diyecekler.)[25]

 

29 (Metbûlar da cevâb verecek: «Siz, esasen îmân etmemiş­tiniz (ki biz, sizi ıdlâl edelim.)[26]

 

30 (Üzerinizde   (ihtiyar  ve  kuvvetinizi  selbedecek,   cebirle sizi dalâlete sürükleyecek)   bir tasallutumuz da yoktu.  Belki siz (ihtiyarlarınızla Rabbinizin emrine isyan etmiş)  haddi tecâvüz et­miş bir kavmdiniz.)[27]

 

31 (Artık, Rabbimizin hakkımızdaki   (azâb)  sözü hak oldu. Her hâlde azabı)  tadacağız.)[28]

 

32 (Evet; Biz, sizi ıdlâl ettik. Çünkü dalâletteydik.   (Fakat cebretmedik.   İhtiyarınızla  Bize  tâbi'   oldunuz).[29]

 

33 (O gün   (tâbi'  ve metbûO   hepsi azâbta müşterektirler.)[30]

 

34 (İşte Biz, mücrimlere böyle yaparız.)[31]

 

35 (Zîrâ,  ne  zaman kendilerine:   «Lâ ilahe illallah»  deyiniz denilse,   (ondan yüzçevirir, teklif edene)   büyüklenirlerdi.)[32]

 

36  (Biz, bir mecnûn şâir için ilâhlarımıza ibâdeti terk eder miyiz?» derlerdi.)[33]

 

37 (Hayır! O, Hakk'ı (Kur'ân'ı)  getirdi. Ve  (kendisinden ön­ce geçen)  bütün Peygamberleri tasdik etti.)[34]

 

38 (Ey kâfirler!)   Elbette  siz,  o  elîm azabı tadacaksınız! )[35]

 

39 (Maamâfîh,   ancak   işlediğiniz   amellerinizle   cezalanacak­sınız. )[36]

 

40 (Fakat Allah Teâlâ'nm muhlis kulları müstesna  (onların sevâbları kat kattır.) [37]

 

41 (Onlar için ma'lûm bir rızık vardır.!)[38]

 

42 (Türlü meyvalarla ve  (çeşid çeşid ni'metlerle)  ikram olu­nurlar. )[39]

 

43 (Na'im Cennetlerinde.)[40]

 

44 (Karşılıklı  şerirler üzerin dedirler.)[41]

 

45, 46 (Onların her biri  (Cennet sakileri elinde)  bembeyaz, içenlere gayet lezîz,  içi şarab dolu kadehlerle tavaf olunur.)[42]

 

47 (Bu şarabta (tiksinti, baş ağrısı, sersemlik gibi) bir gai­le yoktur. Sarhoş da olmazlar. (Akıl ve idrâklerine halel gelmez.) [43]

 

48, 49 (Yanlarında da, gözlerini (zevcelerinden) gayriden sakhyan, iri (ceylân) gözlü kadınlar vardır. (Vücûdlannm rengi de, renklerin en güzeli), sanki örtülü (hafif sarıya kayan) deve­kuşu yumurtası gibidir.)

Devekuşu yumurtasının rengi, Araplar indinde, renklerin en makbulü sayılır.[44]

 

50 (Cennetlikler, o şarabı içtikleri sırada) birbirleriyle soh­bete başlarlar. )[45]

 

51 (İçlerinden biri der ki: «Benim  (dünyâda dirilmeyi inkâr eden) bir dostum vardı,)[46]

 

52 (Sen, cidden  (ba'se)  îmân edenlerden misin?, diye beni tevbîh ederdi. )[47]

 

53 (Biz, ölüp de toprak ve bir yığın kemik olduktan sonra (diriltilir), muhasebe ve mücâzat olunur muyuz?»  derdi. )[48]

 

54 (Sonra):  «Acaba ne  oldu  o, bakmaz mısınız?»  der. [49]

 

55 (Bakar ve arkadaşını Cehennem'in tâ ortasında görür.)[50]

 

56  (Ona:)   «Tallahi, der, az daha  (iğvanla)  beni helak ede­cektin.»[51]

 

57 (Şâyed Rabbim celle şânuhu'nun ni'meti olmasaydı, ben de seninle birlikte ateşe ihzar edilenlerden olacaktım.» )[52]

 

58,59 (Cennetlikler,  Meleklere):   «(Dünyâdaki)   ilk  Ölümü­müzden sonra, artık ölmeyeceğiz, azâb olunmayacağız değil mi? (diyecekler). [53]

 

60 (Cevâb verilecek): «(Evet, sizin için ne ölüm ve ne azâb yoktur). Muhakkak ki, en büyük fevz  (ve necat)  budur.»[54]

 

61 (Çalışanlar ancak böyle bir ni'mete nâü olmak için çalış­sınlar!   (Dünyevî huzur için çalışanlar buna nâü olmazlar.) [55]

 

62 (Böyle bir ni'mete nail olmak mı daha hayırlıdır, yoksa Zakkum Ağacı mı? )[56]

 

63 (Biz, onu (Zakkum Ağacını) kâfirler için bir azâb ve mih­net kıldık.)

Müşrikler: «Ateş, ağacı yakar, ateşte hiç ağaç yetişir mi?» de­mişlerdi. Fakat Allah Teâlâ'nın, kudretiyle, onu yanmaktan koru­yacağını düşünmediler.[57]

 

64 ( O, bir ağaçtır ki, Cehennem'in dibinde biter. )[58]

 

65  (Tomurcukları   (gayet  çirkin)   sanki  Şeytanların  başları gibidir. )

Bu  Şeytanlardan murâd; pek korkunç  bir  takım yılanlardır,denilmiştir.[59]

 

66  (Cehennem ehli  (cebren veya açlıkla)  bu ağaçtan yiyip karınlarını doyuracaklar. )[60]

 

67 (Sonra da üzerine hamimle aşlanmış bir içki; gassak İçe­ceklerdir. )

Âyet-i celilede şevb: îçkiye karıştırılan katkı, aşlama demek­tir. Sıcak su ma'nâsına gelen hamim ise; Cehennem'in bağırsakları parçalıyan suyudur. Bununla aşlanan içki; gassak da; akan cera­hat, irindir. İşte, Cehennem ehli bu sudan içecekler.

Zakkum ile Hamim; Cehennemliklere ilk geldiklerinde sunu­lacak iki ikramdır.

Hamîm'in,  Cehennem'in  dışında  olduğu  söylenir.  Cehennemlikler, devenin jsitya götürüldüğü gibi evvelâ Hamîm'e götürülür­ler. Sonra, Ceheiinem'e atılırlar.[61]

 

68  (Bundan sonra, onların merci' ve mekânları Cehennem'dir. )[62]

 

69, 70  (Şu sebeble ki: Dalâlet içinde buldukları babalarının izince koşup gittiler.   (Ve  azaba hak kazandılar). [63]

 

71  (Yemin. ederim ki, onlardan Önce geçen ümmetlerin çoğu dalâlette  idi. )

72  (Celâlim hakkı için, Biz onlara  (seni kavmine gönderdi­ğimiz gibi)  inzâr eder Peygamberler göndermiştik.)

Fakat Peygamberlerini tekzîb etmişlerdi.[64]

 

73 (Bak, o inzâr olunanların akıbeti nice oldu?   (Bu yüzden helak olup gittiler). [65]

 

74  (Ancak,   (inzârla münebbih olan)  Allah Teâlâ'nm muhlis kulları   (azâb ve helakten)  kurtuldular.)[66]

 

75 (Celâlim  hakkı  için,  Nûh   (Aleyhisselâm  kavminin  imâ­nından yes'e düşünce). Bize duâ etti.   (Yardım diledi). Gerçekten Biz, ne gökçek icabet ediciyiz (duasına icabet ettik).[67]

 

76  (Nuh'u ve ehlini büyük bir kederden  (gark ve kavminin ezasından)  halâs ettik.)[68]

 

77 (Ve zürriyetini  (yeryüzünde Kıyâmet'e değin)  [69]

 

78 (Sonra gelen  (Peygamberler ve ümmet) ler arasında ona iyi bir nâm bıraktık. )[70]

 

79  (Bütün âlemler içinde Nuh'a selâm olsun!   (Bütün mah> lûkat O'na selâm ederler). [71]

 

80  (İşte Biz,  ihsan edenleri böyle mükâfatlandırırız. )[72]

 

81  (Gerçekten   O,   bizim  mü'min  kullarımızdandı. )[73]

 

82  (Sonra Biz, diğerlerini   (kavminin kâfir olanlarını)   gark ettik. )[74]

 

83  (Muhakkak ki, İbrahim de   (usûl-i şeriat ve tarîk-i tev-hidde)  onun peyrevlerindendir. )

Nûh Aleyhisselâm'la İbrahim Aleyhisselâm arasında iki bin altı yüz kırk yıl geçtiği ve bu sırada Hûd ve Salih Aleyhisselâm-lardan gayri Resul gelmediği rivayet edilir.)[75]

 

84  (Hani o, Rabbi celle şânuhuya  (şirk ve sekten)  hâlis bir kalble gelmişti. )[76]

 

85  (Babasına ve  kavmine:   «Siz nelere     tapıyorsunuz?»  de­mişti. )[77]

 

86  ( «Allah Teâlâ'yı bırakarak, kizb ve iftira etmek için ini, uydurma ilâhlar istiyorsunuz?» )[78]

 

87  («Rabbilâlemîn'e  zannınız ne?» )

îbrâhîm Aleyhisselâm'm kavmi, yıldızlarla kehânette bulunur­lardı. Ve ona göre hareket ederlerdi. îbrâhîm Aleyhisselâm, ma'-bûd edindikleri şeylerin ulûhiyete istihkakları olmadığını isbât et­mek istedi. Evvelce de îzâh ettiğimiz gibi, kavmi, bayramlarından bir gün evvel, ma'bûdlarına kurbanlar keser, yemek pişirir ve bun­ları teberrüken onların önlerine koyup bayram seyrine çıkarlardı. Sonra, dönünce bıraktıkları yemekleri alır, yine kendileri yerlerdi. Bir bayram günü, İbrahim Aleyhisselâm'a: «Sen de, bizimle bayram seyrine çıkmaz mısın?» dediler.[79]

 

88, 89 (îbrâhîm (Aleyhisselâm) yıldızların mevkilerine, itti­sallerine baktı da: «Ben, gerçekten hastayım» dedi.)

Hakikatte, hasta değildi. Bunu, bir mazeret olsun diye söyle­mişti. Kavminin tâûnun sirayetinden çok korktuklarını bilmek­teydi:  «Kendimde, tâûn gibi bir şey hissetmekteyim.» demişti.[80]

 

90 ( Bunun üzerine   (hastalık sirayet eder kprkusiyle)  arka­larını dönüp gittiler. )[81]

 

91 (O da, gizlice onların ma'bûdlarına gitti: Onlara:  «Yese-nize, yemek yemez misiniz?»  dedi. )[82]

 

92 (Size ne oldu ki konuşmuyorsunuz?» )[83]

 

93 (Nihayet,   gizlice   var  kuvvetiyle     onlara  vurdu.   (Kırıp parçaladı). [84]

 

94 (Kavmi îbrâhîm Aleyhisselâm'm ma'bûdlarma yaptığını haber alınca)  koşarak O'na geldiler. )

«Ma'bûdlarımızı niçin kırdın? Biz, onlara ibadet ediyoruz.» de­diler.[85]

 

95 (ibrahim):  «Siz,  elinizle yonttuğunuz şeylere  mi ibâdet ediyorsunuz?» dedi. )[86]

 

96 (Halbuki sizi de, elinizle yonttuklarınızı da Allah Teâlâ halk etmiştir.» )[87]

 

97 (Onun için bir bina inşâ edin.   (içini odunla doldurun, ateşleyin)  de onu kızgın ateşe atın.» dediler.)[88]

 

98 (Onlar İbrahim'e tuzak kurmak istediler. Fakat   (tuzak­larına meydan vermedik), kendilerini zelil ve sefil ettik.)[89]

 

99 (îbrâhîm, ateşten selâmet bulduktan sonra):  «Ben, Rabbime gideceğim   (Rabbim celle şânuhun bana emrettiği yere hic­ret edeceğim)   Rabbim bana (dünyâ ve Âhiretime sâlih olan şeye) hidâyet eder.»  dedi.)[90]

 

100 (Yâ Rabb!  Bana sâlihlerden   (bir oğul)   bağışla!   (Davet ve tâatte muinim ve gurbette enîsim olsun diye niyaz etti).[91]

 

101  (Biz de,  O'nu   (küçüklüğünde  alîm,  büyüklüğünde)   ha­lim bir oğulla müjdeledik. )[92]

 

102 (Vaktâ ki o oğul, beraberinde çalışabilecek çağa   (yâni 7 veya 13 yaşma) erdi, İbrahim, «Yavrum! dedi, rü'yâmda seni boğazlıyor gördüm. Bir bak, düşün (ne dersin, bu hususta re'yin ne?)

Oğlu: «Babacığım! Emroiunduğun şeyi yap! Beni inşâallah sabredicilerden bulacaksın», dedi.[93]

 

103 (Vaktâ ki, baba-oğul emr-i ilâhiye inkıyâdettiler, (peder fedâyi püsere, püser fedâyi sere rızâ gösterdi) babası, oğlunu al­nı yere gelmek üzere yatırdı.) Fakat bıçak kesmedi.[94]

 

104, 105 (İbrahim'e şöyle nida ettik: «Yâ İbrahim! Rü'yâna sadâkat gösterdin. İşte Biz, ihsan edenleri böyle mükâfatlandırı­rız. )[95]

 

106  (Hiç şübhesız bu, açık ve kat'î bir imtihandı.)[96]

 

107 (Ona, oğlunun yerine büyük bir koç verdik.)

Rivayet edildiğine göre, Hazret-i İbrahim, Zilhicce'nin sekiz, do­kuz ve onuncu günleri, yâni terviye, Arefe ve Nahr geceleri ru'yâ-sında, «Allah Teâlâ, oğlunu Cîsmâü Aleyhisselâm'ı) boğazlamanı emrediyor.» diye bir ses işitmişti. Peygamberlerin rü'yâları vah-yolunduğu için bu, icrası vâcib bir emr-i hakti. Fakat ilk gün, bu­nun Şeytan'dan olması ihtimâlini düşünerek tereddüt etmişti. Bu sebebledir ki, bu güne Terviye denilmiştir. Terviye, tereddüt de­mektir. Fakat rü'yâlar tekerrür edince, tereddüdü zail oldu. Artık emr-i hakkı yerine getirmek gerekiyordu. Ancak bunu ne cebren ve ne gizlice yapmaya kalkışmadı. Emr-i üâhî'yi oğlunun re'ymi so­rarak tebliğ etti. Maksadı da, O'nun itaat ve inkıyadiyle ecir ve sevaba nâiliyetini te'mîn etmekti.

İsmail Aleyhisselâm, boğazlanacağı sırada babasına şu vasıy-yette bulundu: «Babacığım elimi, ayağımı iyice bağla, ki boğazlar­ken ızdırabla sana ezâ etmiş olmayayım. Sonra yüz üstü yatır da yüzüme bakıp merhamet hissetmiyesin. Emr-i ilâhiyi ifâda bir tak­sirin olmasın. Gömleğimi de anneme götür ve kendisine benden selâm söyle. Bununla müteselli olsun. Ve Allah Teâlâ'mn emrine sabretsin.»

Fakat Hazret-i İbrahim oğlunu boğazlamaya muvaffak olama­dı. Elindeki bıçak İsmail Aleyhisselâm'm boğazını kesmedi. Zira Cenâb-ı Hak, emrine inkıyâd ve teslimiyeti sebebiyle, oğlunu bo­ğazlamaktan kendisini afvetmişti. O'na bedel bir koç ihsan ve onun boğazlanmasını emir buyurdu. Bu koçun Hâbü'in kurbanı olduğu söylenir.

Koç kurban edilirken Cebrail Aleyhisselâm: «Allahü ekber, Al-lahü ekber», İsmail Aleyhisselâm: «Lâ ilahe illallâhü vallâhü ek­ber», Hazret-i İbrahim de «Allâhü ekber ve îillâhühamd» demişler­di. Bu tekbîrler, bilâhare bu ümmete sünnet olmuştur.[97]

 

108, 109 (Sonra gelen  (Peygamberler ve ümmet) ler arasın­da O'na iyi bir nâm bıraktık. İbrahim'e selâm olsun.) [98]

 

110  (İşte  Biz,   ihsan  edenleri böyle  mükâfatlandırırız. )[99]

 

111 (Gerçekten o, Bizim mü'min kullarımıza andı.)[100]

 

112  (Sâlihlerden bir Peygamber     olmak üzere de O'na İs-hâk'ı müjdeledik. )[101]

 

113 (Biz,   İbrahim  ile  İshâk'a  bereket  verdik.  Her  ikisinin zürriyetinden (îmân ve tâatle)  ihsan edenler de,  (küfür ve ma'si-yetle)  nefislerine apaçık zulüm edenler de vardır. )[102]

 

114 (Celâlim hakkı için Mûsâ ve Harun'a da  (nübüvvet, dî­ni ve  dünyevî  menfaatleri)   in'âm   ettik. )[103]

 

115 (İkisini de ve kavimlerini de büyük bir mihnetten kur­tardık. )[104]

 

116 (Ve kendilerine yardım ettik de   (düşmanlarına)   galebe edenler onlar oldular.)[105]

 

117, 118  (İkisine de (her şeyi) apaçık gösteren Kitabı verdik. Ve kendilerini doğru yola hidâyet eyledik.)[106]

 

119, 120 (Sonra gelen  (Peygamberler ve ümmet)  ler arasın­da onlara iyi bir nâm bıraktık. Mûsâ ve Harun'a selâm olsun! )[107]

 

121  (İşte  Biz, ihsan edenleri böyle mükâfatlandırırız. )[108]

 

122  (Gerçekten onlar,  Bizim mü'min kullarımızdandı. )[109]

 

123  (İlyâs da gönderilen Peygamberlerdendir. )[110]

 

124, 125, 126 (Hani kavmine: «Siz, Allah Teâlâ'dan korkmaz mısınız? O ahsenelhâlıkıynı bırakıp da Ba'le mi ibâdet ediyorsu­nuz? Allah Teâlâ, sizin de, geçen babalarınızın da Rabbidir.» de­mişti. )

îlyâs Aleyhisselâm'ın Benî îsrâîl Peygamberlerinden îdrîs yâ-hûd Hızır Aleyhisselâm'ın arkadaşı îlyâs olduğu söylenir. Hızır (A. S.) adalarda, îlyâs karalarda bulunurmuş; ve her yıl Arafe Gü­nünde Arafât'da buluşurlarmış. Rivayete göre; Balebek kiralı al­tından bir puta taparmış. Bu puta «Bal» denirmiş. Kiralın karısı bir komşusunu öldürerek zulmen bağçesini almış. Allah Teâlâ ki­rala gazâb ederek îlyâs Aleyhisselâm'ı ona Peygamber göndermiş; ve bağçeyi ölenin mirasçılarına iade etmesini emir buyurmuş.[111]

 

127,  128  (Fakat, O'nu tekzîb ettiler. Bu sebebîe Cehenneme ihzar olunacaklar.  Ancak Allah'ın muhlis  kulları müstesna. )[112]

 

129, 130 (Sonra gelen  (Peygamberler ve ümmet)  ler arasın­da O'na iyi bir nâm bıraktık. İlyâsîn'e selâm olsun!)[113]

 

131 (İşte  Biz,  ihsan edenleri böyle mükâfatlandırırız. )[114]

 

132 (Gerçekten O,  bizim  mü'min  kullarımızdandı.)

îlyâs Aleyhisselâm, Ba'lbek ve havalisine gönderilmişti. Kav­mi, ba'l adlı altından dört yüzlü bir puta tapıyorlardı." Kendilerine «Ba'lden vazgeçiniz. Ve her şeyin hâlıki olan Allah Teâlâ Hazret­lerine ibâdet ediniz» diye nasihat etti. Dinlemediler. Allah, azâbiy-le korkuttu. Dikkate almadılar. Üstelik kendisini memleketlerin­den kovdular.

Fakat Cenâb-ı Hak, yurtlarından bereketi kaldırdı. Yağmur yağmaz oldu. Müthiş bir kıtlık hüküm sürmeye başladı.

Bunun üzerine, tekrar îlyâs Aleyhisselâm'ı buldular. Ve onun öğütleri ile hareket eder oldular. Allah Teâlâ da üzerlerindeki mu­sibeti kaldırdı.

Fakat, bir müddet sonra yine yoldan çıktılar. Bu hâlden pek üzülen İlyâs Aleyhisselâm, nihayet me'yûs olarak Allah Teâlâ'ya niyaz etti ve izin aldı. İçlerinden aynlıp bir tarafa gitti. Uzlete çekildi. îl yâsîn, İlyâs demektir.[115]

 

133 (Lût da gönderilen Peygamberlerdendir. )[116]

 

134 (Hani Biz,  O'nu ve bütün ailesini kurtarmıştık. )[117]

 

135 (Yalnız ihtiyar bir kadın (olan karısı, helak için) kalan­lar arasındaydı. )[118]

 

136 (Sonrai ' diğerlerini  helak  etmiştik. )[119]

 

141 (Kura çekmişlerdi  de   mağlûblardan   olmuştu.   (Denize atılmıştı.) 

Yûnus Aleyhis selâm, kavmini azâbla inzâr etmişfakat azâb te'hir edilince Allah'dan emir almadan aralarından çıkıp bir de­niz kenarına inmiş; dolu bir gemiye binmiş. Gemi yürümemiş. Bu­nun üzerine gemiciler: «Aramızda sahibinden kaçmış bir köle var!» demişler. Ve kur'a neticesi O'nu denize atmışlar.[120]

 

142 (Kendisini levmetmekte iken, hemen bir balık O'nu yut­muştu. )[121]

 

143,144 (Şâyed çok tesbîh edenlerden olmasaydı, her hâlde basolunacaklan güne balığın karnında kalacaktı. )[122]

 

145 (Biz, O'nu, hasta (ve pek mecalsiz) bir hâlde, (gölgesiz bir)   sahile bıraktık. )[123]

 

146 (Ve üzerine, (gölgelik olarak) geniş yapraklı (kabak nev'inden)  bir ağaç bitirdik. )

Yûnus Aleyhisselâm'm balığın karnında ne kadar kaldığı ih­tilaflıdır. Bir günden az durduğunu söyleyenler olduğu gibi üç gün, yedi gün, yirmi gün hattâ kırk gün kaldığını söyleyenler de vardır. Rivayete göre; balık gemiye yakın yüzmüş; ve ara sıra başını su­dan çıkarmıştır. Hz. Yûnus ise karnında teşbih edermiş. Karaya erdiklerinde balık, O'nu kusmuş.                               

Yûnus Aleyhisselâm üzerindeki ağaçla gölgelenir; bir yaban keçisi her gün gelir O'na sütünü verirmiş. Bir kaç zaman sonra vücûdu kuvvetlenince uykuya dalmış. Uyandığında bakmış ki üze­rindeki ağaç kurumuş. Buna çok mahzun olmuş. Çünkü Güneş'de kalmış.  Derken  Allah  Teâlâ,  Cebrail  Aleyhis selâm11  göndererek:

«Bir ağacın kuruduğuna üzülüyorsun da, yüzbinden fazla üm­metinin helakini istediğine üzülmüyorsun! Halbuki onlar tevbe ettiler; îmâna geldiler.»  demiş.[124]

 

147 (Ve  O'nu yüz bin,  hattâ  daha     ziyâdesine Peygamber gönderdik. )[125]

 

148 (Bunun üzerine îmân ettiler de, kendilerini bir zamana kadar geçindirdik.)[126]

 

149 (Yâ Muhammedi) Müşriklerden sor: «Kız çocuklar, Rabbü celle şânuhun da, erkek çocuklar kendilerinin mi?» )[127]

 

150  (Yoksa,  Melekleri  kız     yarattığımıza  şâhid  mi  oldu­lar?)[128]

 

151, 152  (Agâh olun ki, onlar kizb ve iftiralarından «Allah, doğurdu»   derler.  Sözlerinde  elbette  yalancıdırlar.)[129]

 

153 (Yoksa Allah Teâlâ, kızları erkeklere tercih mi etti)[130]

 

154 (Size ne oldu? Nasıl böyle hükmediyorsunuz? )[131]

 

155 (Hiç düşünmüyor musunuz? (Ki Allah Teâlâ, bundan münezzehtir.) [132]

 

156, 157 (Yoksa (Meleklerin, Allah'ın kızları olduğuna dâir) elinizde açık bir hüccetiniz mi var? Şâyed (da'vânızda) sâdıklar-dansanız,  haydi Kitabınızı getirin! )[133]

 

158 (Bir de,  Allah Teâlâ ile  cinler arasında hısımlık iddia ettiler. )

Mekke müşrikleri: «Allah, cinle evlenip ondan Melekler doğ­du» demişler. Bir rivayete göre: «Allah Teâlâ, Şeytanla kardeşdir. iddiasında bulunmuşlardır.

Halbuki celâlim. hakkı için, cinler onların (bu iddiaları yü­zünden)  azaba ihzar olunacaklarım bilirler. [134]

 

159  (Allah  Teâlâ,   onların  bütün  bu   isnâdlarından  münez-zehdir. )[135]

 

160  (Ancak, Allah Teâlâ'nm (bu sözlerden müctenib) muh­lis kulları müstesna!   (Onlar ateşten kurtulurlar). [136]

 

161, 162, 163 (Artık siz ve ma'bûdlarınız Allah Teâlâ'ya kar­şı kimseyi, iğvâ ve fitnenizle ifsâd edemezsiniz. Meğer ki (ilm-i ilâhide)  Cehennem'e girecek bir kimse olsun. )[137]

 

164, 165, 166 [(Melekler): «İçimizden kimse müstesna olma­mak üzere, her birimizin ma'Iûm bir makamı vardır. O saff saff dizilenler ve o tesbîh edenler biziz»  (derler). [138]

 

167, 168  (Gerçi   evvelce   (müşrikler):   «Yanımızda   evvelkilre nazil olan Kitablardan bir Kitab bulunsaydı,)[139]

 

169 (Biz de her hâlde Allah Teâlâ'nın    muhlis kullarından olurduk.»  demişlerdi.)[140]

 

170 (Fakat - (Kitablarm en şereflisi olan Kur'ân gelince)  ona inanmadılar.   (Küfür ve tekzîblerinin akıbetini)   yakında görecek­lerdir. )[141]

 

171, 172 (Celâlim hakkı için, risâletle gönderdiğimiz kul­larımız hakkında (ezelde) şu kelimemiz sebkat etmiştir: «Onlar muhakkak  mansûr  olacaklardır.)[142]

 

173 (Ve askerlerimiz (mü'minler) muhakkak gaalib gele­ceklerdir. )[143]

 

174, 175 (O hâlde (Yâ Muhammedi) Bir zamana kadar, (o sana va'dolunan ilâhi nusrete değin) onlardan yüz çevir. (O vakit onların hâlini) bak gör. Yakında onlar da (nusret ve muzafferi-yetini)  göreceklerdir, )[144]

 

176  (Onlar azabımızı mı acele istiyorlar? )[145]

 

177  (Fakat azabımız meydanlarına    indiği zaman, o inzâr olunanların sabahı, ne çirkin sabah olacak! )[146]

 

178, 179 (Bir zamana kadar onlardan yüz çevir! Ve bak gör! Onlar da göreceklerdir. )[147]

 

180, 181, 182 (Rabbin, Rabbü'izzeti celle şânuh, onların bü­tün isnâdlarından münezzehtir. Gönderilen bütün Peygamberlere selâm! Ve âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ'ya hamdolsun! )

Bir hadîs-i şerifde:

«Kim Âhiret'te kilelerle ölçüler dolusu sevâb isterse, her meclisde sözü olsun.» buyurulmuştur.[148]

 



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/22.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/22.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/22-23.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/23.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/23.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/23.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/23.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/23.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/23.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/23-24.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/24.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/24.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/24.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/24.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/24.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/24.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/24.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/24.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/24.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/25.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/25.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/25.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/25.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/25.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/25-26.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/26.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/26.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/26.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/26.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/26.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/26.

[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/26.

[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/26.

[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/26.

[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/27.

[47] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/28.

[48] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/28.

[49] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/28.

[50] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/28.

[51] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/28.

[52] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/28.

[53] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/28.

[54] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/29.

[55] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/29.

[56] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/29.

[57] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/29.

[58] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/29.

[59] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/29.

[60] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/29.

[61] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/29-30.

[62] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/30.

[63] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/30.

[64] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/30.

[65] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/30.

[66] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/30.

[67] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/30.

[68] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/30.

[69] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/30.

[70] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/31.

[71] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/31.

[72] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/31.

[73] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/31.

[74] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/31.

[75] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/31.

[76] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/31.

[77] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/31.

[78] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/31.

[79] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/32.

[80] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/32.

[81] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/32.

[82] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/32

[83] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/32.

[84] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/32.

[85] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/32.

[86] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/32.

[87] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/33.

[88] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/33.

[89] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/33.

[90] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/33.

[91] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/33.

[92] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/33.

[93] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/33-34.

[94] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/34.

[95] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/34.

[96] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/34.

[97] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/34-35.

[98] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/35.

[99] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/35.

[100] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/35.

[101] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/35.

[102] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/35.

[103] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/35.

[104] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/35.

[105] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/35.

[106] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/35.

[107] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/36.

[108] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/36.

[109] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/36.

[110] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/36.

[111] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/36.

[112] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/36.

[113] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/37.

[114] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/37.

[115] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/37.

[116] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/37.

[117] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/37.

[118] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/37.

[119] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/38.

[120] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/38.

[121] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/38.

[122] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/38.

[123] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/38.

[124] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/38-39.

[125] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/39.

[126] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/39.

[127] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/39.

[128] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/39.

[129] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/39.

[130] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/39.

[131] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/39.

[132] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/40.

[133] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/40.

[134] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/40.

[135] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/40.

[136] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/40.

[137] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/40.

[138] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/40.

[139] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/40.

[140] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/41.

[141] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/41.

[142] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/41.

[143] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/41.

[144] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/41.

[145] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/41.

[146] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/41.

[147] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/41.

[148] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/42.