Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

39 - ZÜMER SÛRESİ - Index Web - 39. Sayfa

39 - ZÜMER   SÛRESİ

 

Mekke'de nazil olmuştur, 75 âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1 (Bu Kitab'nı  (Kur'ân'm)  indirilmesi, emrinde galib, ted­bîrinde hakîm olan Allah Teâlâ tarafmdandır.)

Bu sûre-i celîleye «Guref Sûresi» de denilir. 53, 54 ve 55 inci âyetleri Medenî'dir.[2]

 

2 (Biz, o Kitabı sana hak olarak indirdik. O hâlde, Allah Te­âlâ'ya dînde ihlâs ile  (şirk ye riyadan âri olarak)  ibâdet et!)[3]

 

3 (îyi bilin ki, Allah için olan dîn, (şek ve şirkten pâk ve) hâlis olan dîndir. Allah Teâlâ'dan gayriyi ilâh ittihâz edenler: «Biz, onlara ancak, (şefâatleriyle) bizi Allah Teâlâ'ya yaklaştırsınlar di­ye ibâdet ediyoruz.» dediler. Hiç şübhesiz, Allah Teâlâ, onların ihti­lâf ettikleri şeyi, aralarında    hüküm ve fasledecektir. Muhakkak ki, Allah-ü azîmüşşân, yalancı ve nankörleri hidâyete erdirmez.)[4]

 

4 (Şâyed Allah Teâlâ   (o küfredenlerin    zu'mettikleri gibi) jevlâd  edinmek  isteseydi,   mahlûklardan  dilediğini  ihtiyar  ederdi. Allah-ü azîmüşşân bundan tamâmiyle münezzehtir. O, birdir   (şe-jrîki yoktur. Evlâd ve şerik isnâd edenleri)   azametiyle kahredici­dir.)[5]

 

5 (O, gökleri ve yeri hak ile halk etti. O, geceyi gündüzün, gündüzü gecenin üstüne sarar,   (Geceden eksiltir, gündüzü artırır ve gündüzden eksiltir,   geceyi artırır)  ve Güneş'i,   Ay'ı mtisehhar kılmıştır. Her biri muayyen bir  zamana kadar seyir ve cereyan eder. İyi bilin ki, O, her şeye Kaadir ve gaalibdir ve     (ikâabmda acele etmez) Gaffâr'dır.)[6]

 

6 (O, sizi tek nefisten  (Âdem    Aleyhisselâm'dan)  halk etti. Sonra, O'ndan da zevcesini yarattı. )

(Ve sizin için davarlardan (dişili erkekli olmak üzere deve, sığır, koyun ve keçiden) sekiz çift indirdi. )

(Sizleri analarınızın karınlarında üç karanlık içinde hilkat­ten hilkate yaratıp duruyor. )

(İşte, Rabbiniz olan Allah Teâlâ! Mülk O'nun. (îbâdete müstehak) O'ndan gayri ma'bûd yoktur. Böyle iken, nasıl oluyor da (O'nun ibâdetinden)   döndürülüyorsunuz. )[7]

 

7 (Şâyed kâfir olursanız şübhe yok ki, O, sizden  (îmân ve ibâdetinizden)   müstağnidir.)

O, (mücerred merhametinden) kullarının küfürlerine razı olmaz.

Zîrâ o, onları azâb ve helake götürür.

Ve şâyed O'na (îmân ve ibâdet edip de) şükrederseniz, siz­den razı olur.

Çünkü bu, fevz ve felahınıza sebebtir.

Hiçbir günahkâr, başkasının günâhını yüklenmez. Sonra dö­nüşünüz Rabbiniz celle şânuhuyedir. O vakit, O, size bütün yap­tıklarınızı haber verecek. Zîrâ Allah-ü azîmüşşân, sinelerde ne var­sa hepsini hakkıyle bilir. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz. [8]

 

8 (Ne zaman insana (kâfirlere) bir zarar isabet etse, bütün varlığı ile Rabbine dönerek niyaz eder. Sonra (Allah Teâlâ, o zara­ra karşılık) kendisine tarafından bir ni'met ihsan etti mi, ettiği ni­yazı unutur da, yolundan saptırmak için, Allah Teâlâ'ya eşler bul­maya başlar. De ki: (Yâ Muhammedi) «Küfrünle biraz zevk ede-dur! Muhakkak sen, ateşliklerdensin.)[9]

 

9 (O hâlde olan kâfirler mi hayırlıdır), yoksa gece saatle­rinde, secdeye kapanarak, kıyamda durarak dâima tâat ve ibâdet eden,  Âhiret  azabından korkan,  Rabbinin rahmet ve mağfiretini uman mı   (daha hayırlıdır?) 

De ki: «Hiç bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sâhibleri öğüt kabul eder, ibret alırlar.» [10]

 

10 (Yâ Muhammed!)  Mü'min kullarıma de ki:  «Rabbinizin azabından 'sakının. Dünyâda tâatle ihsan edenlere   (Âhirette) gü­zel bir ecir vardır. Allah Teâlâ'nm toprağı geniştir. Ancak   (vata­nından hicrete, mihnete,   meşakkat-i tâate), sabredenlerin ecirleri hesâbsizdır.» [11]

 

11,12 (De ki: «Ben, Allah Teâlâ için dînde muhlis ve muvah-hid olarak ibâdet etmeye ve Müslümanların ilki olmaya emrolundum.)[12]

 

13 (De ki: «Şâyed ben (şirk veya riya ile) Rabbime ısyân edersem, büyük bir günün azabından korkarım.)[13]

 

14, 15 (De ki: «Ben, dinimi O'na hâlis kılarak, ancak Allah Teâlâ'ya ibâdet ederim. (İhlâsta bana iktidâ edin. Şâyed etmezse­niz) siz de O'ndan gayri dilediğinize ibâdet edin!» De ki: «Hüsran­da olanlar Kıyamet Günü (Cennet'ten mahrum kalmak ve ateşe girmekle) nefislerine ve ehillerine zulüm ve ziyan edenlerdir. İyi bilin ki, bu işte apâşikâr bir hüsrandır.)[14]

 

16 (O hüsranda olanların üzerlerinde ateşten gölgelikler, altlarında da yine ateşten gölgelikler (döşekler) vardır. İşte (bu o azâb ki) Allah Teâlâ, bununla kullarını korkutuyor. Kullarım! Benden korkun!)[15]

 

17, 18 (Tâgût'a tapmaktan içtinâb edip de Allah Teâlâ'nuı ibâdetine rücû' edenlere Cennet müjdesi vardır. Sözleri dinleyip de en güzeline tâbi' olan kullarıma müjdele (Yâ Muhammedi). Onlar Allah Teâlâ'nm kendilerine hidâyet ettiği kimselerdir. Kâmil akıl sâhibleri de bunlardır.)

Sözleri dinleyip de en güzeline tâbi' olmakdan murâd: Kur'-ân'm azimet ve ruhsatlarını dinleyip en güzeli ile amel etmeleri­dir. Meselâ, vâcib ile mendûb karşısında kalsalar vacibi yaparlar. Kısasla afv karşısında kalırlarsa afvı tercih ederler. Hâsılı emro-umdukları şeyin hangisi efdalse onu yaparlar.[16]

 

19 (Üzerlerine azâb kelimesi hak olmuş kimseyi, sen o ateş­te olanı kurtarmaya kaadir olur musun? )[17]

 

20 (Fakat, onlar ki Rablerinden korkarlar (İmân ve tâatte-dirler) onlar için (Cennette) birbiri üzerine bina olunmuş, şehni-şüıler vardır. Altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah Teâlâ'nm (ke­rîm)  ya'didir. Allah-ü azîmüşşân, va'dinde hulfetmez, )[18]

 

21 (Allah Teâlâ'nm semâdan yağmur yağdırıp da onu yer­yüzünde pınarlara getirdiğini, sonra onunla renk renk nebatlar bitirdiğini, sonra da kuruttuğunu görmedin mi? Nihayet, onları sapsarı görürsün. Daha sonra onları ufalar (tane yapar). Elbette bunda kâmil akıl sâhibleri için bir ibret vardır.)[19]

 

22 (Allah'a, kalbini İslâm için açıp da, Rabbİnden gelen bir nûr üzerinde olan kimse, (O'nun zikrinden yüz çeviren katı kalbli kimselere benzer mi?)   Allah Teâlâ'yı zikretmekten  kalbleri kas­katı kasılmış olan kimselerin vay hâline!  Onlar,  açık bir dalâlet içindedirler. )[20]

 

23 (Allah Teâlâ. size sözün en güzelini indirdi, )

(Âyetleri)  birbirine benzer ve ikişer ikişer bir Kitab.

Bir Kitab ki, i'câzda, nazımda, sıhhat ve hükümde birbirine benzer. Onda asla bir tenakuz ve ihtilâf yoktur. Ve va'ad va'îd, emir neni, rahmet azâb, Cennet Cehennem, gök, karanlık ay­dınlık gibi ikişer ikişerdir. Yâhûd kasası, ihbarı, hükümleri, öğüt­leri mükerrerdir. Nazm-i celüin muhteviyatım şöyle ifâde ederler;

Helâl, haram, muhkem,  müteşâbih.

Beşîr, nezir, kıssa, ıza, mesel.

(Va'rdleri karşısında) Rablerinden korkanların ondan kalb­leri titrer. Sonra Allah Teâlâ'nm (rahmet ve mağfireti) zikrine de­rileri de, kalbleri de yumuşar, sükûn bulur.

İşte bu, Allah'ın hidâyetidir, ki O, dilediğini bununla doğru yola çıkarır. Allah Teâlâ, her kimi şaşırtırsa, artık ona hidâyet edecek yoktur. [21]

 

24 (Kıyamet Günü, o kötü azâbtan yüzü ile korunacak olan kimse, azâbtan enim olan kimse gibi midir? (Küfür ve" isyanla) nefislerine zulmedenlere: «Kazandıklarınızın cezasını çekin!» de­nir.)[22]

 

25 (Onlardan   evvelkiler   de   Peygamberlerini   tekzîb   ettiler de, farkında olmadıkları, ummadıkları bir cihetten azâb geliverdi. )[23]

 

26 (Allah Teâiâ, onlara  (dünyâda raesh, kati, esaret, sürgün gibi)   zillet ve rüsvâyhğı tattırdı.   (Onlar için hazırlanan)   Âhiret azabı ise, elbette daha büyüktür. Bilselerdi  (ibret alırlardı.)  [24]

 

27 (Yemin ederim ki, bu Kur'ân'da insanlar için,  öğüt ka­bul etsinler diye her şeyden misâl getirdik.)[25]

 

28 (Tâ ki (şirkten) sakınsınlar diye Kur'ân'ı, ihtilâf ve tena­kuzdan âzâde olarak, Arap diliyle indirdik.)[26]

 

29 (Allah Teâlâ bir misâl îrâd buyurdu:  Sert ve birbiriyle geçinemiyen birkaç müşterek efendisi olan bir köle ile, bir kişiye teslim olmuş, yalnız onun hizmetinde bulunan bir köle, bir olur mu? )

Müşrikle muvahhide misâldir. Birbirleriyle çekişip duran bir­kaç müşterek efendisi olan bir köleye her biri bir hizmet emre­der. Köle şaşırır kalır. Emredilen hizmetleri tam yapamıyacağı için hiçbirinin hoşnûdluğunu kazanamaz. Hele birinin emrettiği şeyi, diğeri nehyederse vaziyeti büsbütün müşkilleşir. Halbuki, tek ki­şinin malı olan ve yalnız ona hizmet eden bir kölenin durumu böyle değildir. O, işini kolaylıkla görür. Hele efendisinin hoşnûdluğunu celbetmeye de muvaffak olursa, bittabi' ikisinin vaziyeti birbiri­nin aynı olmaz.

Müşrikle nıuvahhid de böyledir. Müşrikin kendisine tesâhüb eden ortakları vardır. Aralarında niza eder dururlar. Birinin em­rettiğini diğeri nehyeder. Hangisini hoşnûd etsin? Mütehayyir ka­lır. .Fakat muvahhid böyle değildir. O, tek ma'bûdun tâatindedir. Yalnız, O'nun rızâsını isticlâb edecektir.

Bütün hamd Allah Teâlâ'nmdır. Fakat pek çoğu (Rabb-i va­hide ibâdetin, putlara ibâdetten hayırlı olduğunu)  bilmezler. [27]

 

30 (Muhakkak ki sen öleceksin. Ve muhakkak onlar da öle­cekler. )

Âyet-i kerîme, Resûl-ü Ekrem sallallahü aleyh ve sellem efen­dimizin irtihâllerini temenni ve tauna intizâr eden müşrikler hak­kında nâzü olmuştur.[28]

 

31 (Sonra, elbette hepiniz Kıyamet Günü Rabbinizin yanın­da muhakemeye duruşacaksmız.)

Bir hadîs-i şerifde Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: «Bir kimsede, bir Müslümanm ırzına veya malına âid hakkı bulunursa, dirhem ve dinar geçmeyen gün gelmeden bu dünyâda onu edâ veya helâl ettirmek sureti ile zimmetini temize çıkarsın! Belki, o hak sahibi hakkı mukabilinde onun hayırlı amellerinden alır. Hayırlı ameli yoksa, arkadaşının günâhları ona yüklenir. Ve Cehennem'e gönderilir.»[29]

 

32 (Allah Teâlâ'ya   (şgrik  ve  evlâd  isnâd  etmek  suretiyle) yalan söyleyen ve kendisine sıdk  (ı müştemil Kur'ân)   geldiğinde tekzîb eyliyenden daha zâlim kim olabilir? Kâfir olanlar için Ce-hennem'de menzil yok mudur?  CBu mücâzât onlara yeter). [30]

 

33 (Sıdk'ı   (Kur'ân'ı)   getiren   (Muhammed  sallallahü  aleyhi sellein) le onu tasdik edenler yok mu! İşte    (şirk ve isyandan) |ittikâ eyliyenler onlardır.)[31]

 

34 ( Onlar için Rableri nezdinde her diledikleri vardır.   (Tâ-itlerinde)   ihsan edenlerin mükâfatı budur.)[32]

 

35 (Tâ ki Allah Teâlâ, bununla onların evvelce işledikleri en [kötü amellerini bile örtsün ve tâ ki işlemekte bulundukları güzıi [amellerin en güzeline göre ecirlerini versin.)[33]

 

36 (Allah Teâlâ, kuluna kâfi' değil midir? )

Mekke müşrikleri aleyhissalâtü vesselam Efendimize: «İlâhla-jnmıza ta'netme, ki onlardan sana bir zarar erişmesin.» demişler­di. Bunun üzerine, bu âyet-i kerime nâzü olmuş, her şeririn şerrini def'de, Allah Teâlâ, kuluna kifayet eder, denilmiştir.

(Yâ Muhammedi Müşrikleri seni Allah Teâlâ'dan başkalariyle (ilâhlariyle) korkutuyorlar. Allah Teâlâ, her kimi şaşırtırsa, artık ona hidâyet edecek yoktur, [34]

 

37 (Allah Teâlâ, her kime de hidâyet verirse, onu da şaşır­tacak yoktur. Allah Teâlâ, mülkünde gaalib ve düşmanlarına in­tikam eder değil midir? )[35]

 

38 (Celâlim hakkı için, müşriklere: «Bu gökleri ve yeri kim halk etti?»  diye sorsan, elbette  «Allah Teâlâ» diyeceklerdir.)

De ki: O hâlde Allah Teâlâ'yı bırakıp da ibâdet ettikleriniz, şâyed Allah Teâlâ bana bir zarar dilerse, benden onun bu zararı­nı giderebilirler mi? Haber verin bana!»

«Yâhûd Allah Teâlâ, bana bir rahmet dilese, ilâhlarınız, onun bu rahmetini tutabilirler mi?»                                           

De ki: «Allah Teâlâ, bana kafidir. Tevekkül edenler, ancak O'na tevekkül ederler.»     [36]                                                          

 

39, 40 (De kiı «Ey kavmim! Takatiniz yettiği kadar (aleyhink-de) çalışın! Her hâlde ben de çalışıyorum. Yakında Allah Teâlâ'nöı azbınm kime gelip onu zelîl ve rüsvây edeceğini, dâimi azâbıİn kime  ineceğini bileceksiniz. ) [37]                                           

 

41 (Şübhe  yok ki Biz, sana Kur'ân'ı,  insanlar için hak ile indirdik. Kim Kur'ân'la ihtida ederse, bu, kendi menfaatinedir. Kim de hidâyetten yüz çevirirse vebali ancak nefsine olur. Sen, onlara (hidâyete cebretmeye)   vekil değilsin.)[38]

 

42 (Allah Teâlâ, ölüm zamanında, ölmeyenin de uykusunda ruhunu alır. Üzerine Ölüm kaza olunan ruhu tutar. Diğerini eceli gelinceye kadar salıverir.  Şübhesiz, bunda  düşünecek  bir kavim için ibretler vardır.)[39]

 

43 (Yoksa  onlar,   Allah  Teâlâ'dan     başkalarını  şefi'ler  mi edindiler? De ki: «Hiçbir şeye muktedir değillerse ve bir şeye akıl­ları ermese de mi?  (Şefaatçi edineceksiniz?) [40]

 

44 (De ki   «Bütün şefaat  Allah     Teâlâ'nm iznine  bağlıdır. Göklerin ve yerin mülkü O'mmdur. Sonra ancak O'na rücû' ede­ceksiniz.)[41]

 

45 (Ne zaman Allah Teâla'ıun vahdâniyyeti zikrolunsa, Âhi-ret'e îmânı olmayanların, kalbleri daralır, tiksinirler. Fakat Allah Teâlâ'dan gayri ilâhları zikrolunsa» kalbleri sevinçle dolar, yüzleri güler.)[42]

 

46 (De ki. «Allah'ım! Ey Gökleri ve yeri halk eden, gizli aşi­kâr her şeyi bilen Rabbim! Kullarının ihtilâf ettikleri şeyler hak­kında ancak Sen hüküm verirsin.)[43]

 

47 (Kıyamet Günü o kötü azâbtan kurtulmak için, yeryüzün­de ne varsa hepsi, bir misli ile birlikte kâfirlerin olsa mutlaka onu feda ederlerdi. Dünyâda zan ve hesâblarmda olmayan azâb onla­ra zahir olacaktır. )   [44]                                                                  

 

48 (Onlara (amel defterleri gösterildiği zaman) kazandık­ları kötü amelleri görünecek, istihza ettikleri şeyin

cezası kendile­rini ihâtâ edecektir. )    [45]                                                           

 

49 ( Ne zaman insana bir zarar    dokunsa, Bize niyaz eder. Sonra fazlımızdan ona ni'met versek: «Bu, bana ancak (ticâret ve kazanç hakkındaki)  bilgimden verildi.»  der. Hayır. Bu     (ni'met) bir imtihandır. Fakat çoğu bunu bilmez.)[46]

 

50 (Onlardan evvelkiler de bu sözü söylemişlerdi. Fakat ka­zandıklarının kendilerine hiç faydası     dokunmadı.   (Onları azâb­tan kurtaramadı.)  [47]

 

51 (Nihayet kazandıkları seyyielerin  cezasına  uğramışlardı. Bunlardan  da nefislerine  zulmedenler,  yakında kazandıkları seyyielerin cezasına uğrayacaklardır. Hiçbiri, azabımızdan kurtulacak değildir.)[48]

 

52 (Onlar," hâlâ bilmiyorlarmı ki, Allah Teâlâ rızkı diledi­ğine  açar ve dilediğinden kısar. Hiç şübhesiz,     bunda mü'minler için ibretler vardır.)[49]

 

53 (Yâ Muhammedi Mü'minlere Benim dilimle)  de ki: «Ey nefislerine haddi aşan kullarını! Allah Teâlâ'nın rahmetinden ümi­dinizi kesmeyin!  Zira Allah Teâlâ, bütün günâhları mağfiret bu­yurur. Şûbhe yok ki, Allah-ü azîmüşşân, rahmet ve mağfirette be­liğdir. [50]

 

54 (Size azâb gelmeden Önce, Rabbinize Ctevbe ve) rücû' edin! O'na teslim olun.  Sonra, yardım olunmazsınız. )[51]

 

55 (Farkında   olmaksızın,   birdenbire   azâb   gelmeden   evvel Rabbiniz celle şânuh'dan size inzal olunanın en güzeline, Kur'ân'a tâbi'  olun!)[52]

 

56 (Şunun İçin ki bir nefiss «Hasret ve nedamet bana ki, Al­lah Teâlâ'ya tâatte taksir etmişim. Ben, gerçekten   (Allah Teâlâ'-mn dinini, Kitabını, Resulünü ve mü'minieri)  istihza edenlerden­dim.» demesin!.)[53]

 

57 (Veya: «Allah Teâîâ, bana hidâyet etseydi, her hâlde ben de (şirk ve ma'siyetlerden) ittikâ edenlerden olurdum.» demesin! )[54]

 

58 (Yâhûd  azabı  gördüğü zamanı «Keşke  bir kere  daha (dünyâya)  dönüş olsa  (akide ve amelde)  ihsan edenlerden olur­dum.» demesin! )[55]

 

59 (Ona):  «Hayır! Sana âyetlerim gelmişti. Sen ise, onlart tekzib ve tekebbürle  îmândan  imtina ederek kâfirlerden  olmuş­tun.» denilecek: [56]

 

60 (Kıyamet Günü,  Allah Teâlâ'ya kizb ve  iftira  edenlerin yüzlerim kararmış göreceksin.  (îmân ve tâattan)  tekebbür eden­lere Cehennem'de bir mekân mı yok?  (vardır.) [57]

 

61 (Allah Teâlâ   (şirk ve ma'siyetlerden)   sakınanlara fevz ve felaha sebeb olan îmânla necat verir. Onlara hiçbir zarar do­kunmaz ve hüzün çekmezler.)       [58]                                           

 

62 (Allah Teâlâ, her şeyin Halikı'dır. O, her şeye vekîl  (ve mutasarrıftır.) [59]

 

63 (Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah Teâla'nın âyetlerine küfredenler, işte hüsranda olanlar onlardır.)[60]

 

64 (De ki: «(Bu delillerden sonra) Ey câhiller! Bana, Allah Teâlâ'dan gayriye ibâdet etmemi mi emrediyorsunuz?» )[61]

 

65 (Celâlim hakkı için sana ve senden öncekilere şu vahyo-lundui «Yenim ederim ki eğer (bilfarz) şerik koşarsan bütün ame­lin boşa gider, haşirlerden olursun.» )[62]

 

66 (Hayır! Yalnız Allah Teâlâ'ya ibâdet et! Ve   (İn'âmına) şükredenlertfen  ol)[63]

 

67 (Onlar, Allah Teâlâ'yi hakkıyle takdir  (ve tâ'zîm)   etme­diler. CO'na lâyık olmayan şeyleri şerik kıldılar). Halbuki Kıyamet Günü, bütün arz,  O'nun kabzasıdır   (mülk ve     avucundadır). Gökler de sağ eliyle toplanıp dürülecektir. (O hâlde kudret ve aza­meti bir mertebede olan) Hazret-i Bari' celle şânuh müşriklerin iş-râkinden münezzeh ve âlidir)[64]

 

68 ( Sûr'a üfürülünce, Allah Teâlâ'nm dilediklerinden gayri, göklerde ve yerde ne varsa hepsi düşüp Ölür, sonra sûr'a ikinci defa üfürülür. Bu sefer de, hemen ayağa kalkıp bakışırlar (ne ola­cak diye intizâr ederler.) 

Allah'ın sağ kalmasını diledikleri ba'zılarına göre Cebrail, İs-râfîl,. Mikâil ve Azrail'dir. Ba'zılari: «Cennet'teki hurilerle, Cehen­nemdeki Zebaniler yâhûd Arş-ı A'lâ Melekleridir.» demişlerdir. Netekim Nemi sûresinde geçmişi,     istisnadan murad,  yalnlz Allan Teâlâ'dır, diyenler de olmuştur.[65]

 

69 (Ve  Mahşer  yeri  Kabbinin   (adalet)   nûriyle   aydınlanır. Herkesin eline amel defterleri verilir. Peygamberler ve   (Melekler ve mü'minlerden) şâhidler getirilir ve aralarında (ne sevâbları ek­siltme  ve ne azâbları  ziyâdeleştirilmek  suretiyle)   asla  zulmolun-maksızm hak ile hükmolunur.)[66]

 

70 (Her nefse   (hayır ve şer)   amelinin cezası tamamen ve­rilir. Esasen Allah Teâlâ, onların bütün yaptıklarını çok iyi bilir. )

O'nun şehâdete ihtiyâcı yoktur. Şâhidler, sırf günahkârları il­zam için getirilecektir. Yoksa, Allah-ü azîmüşşân'a hiçbir şey gizli değildir.[67]

 

71( Kâfirler, Cehennem'e bölük bölük sevk olunur. Nihayet oraya geldikleri zaman kapıları açılır. )

Ve Cehennem bekçileri, onlara: «Size, içinizden Kabbinizin âyetlerini okur ve sizi bugününüze kavuşmakla korkutur Peygam­berler gelmedi mi?»  derler.

Kâfirler: «Evet geldi, okudu, korkuttu. Fakat (ilm-i ilâhide) üzerimize azâb kelimesi hak olmuştu.» diyeceklerdir.[68]

 

72 (Onlara:   «Ebediyen  içinde     kalmak  üzere,  Cehennem'in kapılarından girinl  Bak   (îmândan)   tekebbür edenlerin karargâhı ne çirkindir.»  denilecek. )[69]

 

73 (Rablerinden  sakınanlar  da  Cennet'e  bölük  bölük  sevk olunur. Nihayet, oraya geldikleri zaman kapılarını açık bulurlar. )

Ve Cennet bekçileri, onlara: «Selâm sizlere! Siz ma'siyetler-den pak oldunuzdu. Artık içinde ebediyyen kalmak üzere buraya girin.»   derler. [70]

 

74 (Onlar da: «Allah Teâlâ'ya hamdolsun ki bize va'dini în-câz etti. Bizi arsa vâris kıldı. Cennetten dilediğimiz yerde mekân tutuyoruz. Bak, sâlih amel işliyenlerin mükâfatı ne güzel.» diyecek­lerdir.)[71]

 

75 (Melekleri de, Arşın etrafım kuşatarak, Rableri celle şânuhuye hamd ile teşbih ettiklerini görürsün. Haîk arasında hak ile hükmolunur. Ve (mü'minler ve Melekler tarafından) «Rabbü'âlemîn'e hamdolsun.» denir. )   [72]                                                      



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/59.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/59.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/59.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/59.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/60.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/60.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/61.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/61.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/61.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/62.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/62.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/63.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/63.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/63.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/63.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/63.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/63

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/64.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/64.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/65.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/65.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/65.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/65.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/65.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/66.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/66.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/66-67.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/67.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/67.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/67.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/67-68.

[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/68.

[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/68.

[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/68.

[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/68.

[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/69.

[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/69.

[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/69.

[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/69.

[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/69.

[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/70.

[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/70.

[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/70.

[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/70-71.

[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/71.

[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/71.

[47] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/71.

[48] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/72.

[49] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/72.

[50] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/72.

[51] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/72.

[52] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/72.

[53] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/72.

[54] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/72.

[55] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/72.

[56] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/73.

[57] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/73.

[58] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/73.

[59] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/73.

[60] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/73.

[61] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/73.

[62] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/74.

[63] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/74.

[64] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/74.

[65] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/74-75.

[66] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/75.

[67] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/75.

[68] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/75.

[69] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/76.

[70] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/76.

[71] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/76.

[72] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/76.