40 - MÜ'MİN SÛRESİ - Index Web - 40. Sayfa
40 - MÜ'MİN SÛRESİ
Mekke'de nazil olmuştur, 85 âyettir.
Rahman ve RaMm olan Allah'ın adiyle[1]
1 (Hâ Mîm. (Murâdını Allah bilir.)
Hurûf-ı mukattaadandır. Ibn-i Abbâs (R.A.)'a göre, Allah Teâ,-lâ'nm ism-i âzamidir. Atâ-i Horasanı; Hâ: Allah Teâlâ'nın Halim, Hamid, Hay, Hakim, Hannân İsimlerinin ve Mîm: Melik, Mecîd, Mennân isimlerinin iftitâhıdır, der.
Sûre-i celîleye «Gaâfir» sûresi de denir.[2]
2,3 (Bu Kitab'm (Kur'ân'ın) indirilmesi o Aziz, o Alîm Allah Teâlâ'nındır. O Ailah Teâlâ ki, lâ ilahe illallah Muhammedün re-sûlüllah. diyen mü'minlerin günâhlarını mağfiret ve tevbede ihlâs edenlerin tevbelerini kabul ederek şirk ve küfür eyleyenlere ıka-abı şedîddir. Muvahhidlere fazl ve in'âmı boldur. O'ndan gayri ilâh yoktur. Dönüş ancak O'nadır. )[3]
4 (Allah Teâlâ'nm âyetleri hakkında (hakkı ketmeden) kâfirlerden başkası mücâdele etmez. )
Ancak Kur'ân'ın müşküllerini halletmek, hakikatlerini meydana çıkarmak, münkirlerin ta'n ve isnâdlarını kırmak maksâdiy-ie yapılan münâkaşa ve mücâdele müstesnadır, ki bu mücâdele tâatin en büyüğüdür.
O hâlde (Yâ Muhammed!) onların (ticâret ve kazanç mak-sâdiyle) şehirlerde dönüp dolaşmaları (elde ettikleri refah ve buna karşılık imhâl olunmaları) seni aldatmasın (sonları hüsrandır.) [4]
5 (Onlardan önce Nûh kavmi ve onu müteâkib (Âd ve Se-mûd kavimleri gibi) gelen fırkalar da Peygamberlerini tekzîb etmişlerdi. Her ümmet, Peygamberlerini (esaret, kati ve tâzîble) yakalamak kasdindeydi. Hakkı izâle etmek için hakikati olmayan şeylerle mücâdele ettüer. Ben de, onları tuttum ahverdim. (Helak oldular.) Ukubetim nasıl oldu? (Bak görsünler, onların harâb olan memleketlerine uğruyorlar, azabımdan kurtulabildiler mi?) [5]
6 (O küfredenlere (Rabbinin azâb) kelimesi işte böylece hak olmuştur. Onlar, ateşliktirler. )[6]
7 (Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler (arşı tavaf eden Meleklerin) sâdâti (kerûbiyyûn) Rableri celle şânuhuye hamd ile tesbîh ve O'na îmân ederler.)
Ve mü'minler için (şöyle) mağfiret dilerler: «Ey Rabbimizt Rahmet ve ilmin her şeye vâsidir, O hâlde tevbe edip, yoluna tâbi olanları mağfiret ve Cehennem azabından hıfzet![7]
8 (Ey Rabbimiz! Onları va'd buyurduğun Adn Cennetlerine idhâl eyle. Babalarından, zevçlerinden, zürriyetlerinden Seni tevhîd edenleri de onlarla beraber kıl. Zîrâ Sen, mülkünde Azîz, emrinde Hakimsin.)[8]
9 (Ve onları fenalıklardan koru! (Dünyâda) Sen fenalıklardan kimi korursan, muhakkak ki Âhirette ona rahmet edersin, işte en büyük fevz (necat) budur. )[9]
10 (O küfredenlere (Cehennem'e girdikleri zaman nefislerine buğz ve adavetle niçin îmân etmedin, diye itâb ederlerken) şöyle nida olunacak: «Elbette Allah Teâlâ'nm size buğz ve adaveti, sizin nefsinize olan buğz ve adavetinizden büyüktür. Zîrâ siz (dünyâda) îmâna da'vet olunduğunuz zaman küfürde ısrar ediyordunuz.)[10]
11 (Ey rabbimiz! Bizi iki kere öldürdün, iki kere dirilttin. Biz de günâhlarımızı i'tirâf ettik. Şimdi (tekrar dünyâya dönüp de, Rabbimize tâat etmemiz için) buradan (bu ateşten) çıkmaya bir yol (bir çâre) var mıdır?» diyecekler. )[11]
12 (Bu azâb size şu sebebledir ki: Size Allah Teâlâ birdir, denilse inkâr ye şâyed O'na işrâk olunsa îmân ederdiniz. Şimdi hüküm, o yüce, o büyük Allah Teâlâ'nmdır.) Halkında hükmünü infaz eder.[12]
13 (O Allah Teâlâ'dır ki, size Cvahdâniyyetine delâlet eder) âyetlerini gösterir, ve sizin için semâdan rızık indirir. (Yağmur ve. sâîre gibi geçiminize medar olacak sebebleri ihsan buyurur). Fakat (bu âyetleri) ancak (ma'siyetten tâate) rücû' edenler düşünür (ibret alır.) [13]
14 (İmdi, kâfir olanlar hoşlanmazlarsa da, dîninizi şirkten ihlâs eder olduğunuz hâlde, Allah Teâlâ'ya ibâdet edin!)[14]
15 (O, dereceleri yükseltir; Arşın sahibidir. Kullarından dilediğine Kıyamet Güniyle inzâr etmek için, kendi sözünden tvahiy) İndirir.)[15]
16 ( O gün ki, onlar kabirlerinden çıkarlar (amelleri zahir, sırları münkeşif olur). Onlardan hiçbir şey Allah Teâlâ'ya gizli kalmaz. «Bugün mülk kimindir?» (buyurulur. Mukabele eden olmaz. Yine Allah Teâlâ, cevâb verir): «Tek ve kahhâr olan Allah'ın)[16]
17 (Bugün, her nefis (dünyâda hayır ve şer) kazandığı ile cezalanır. Bugün (mükâfat ve mücâzâtta) asla haksizlik yoktur. Şübhesiz ki, Allah Teâlâ tez hesâb görücüdür.)[17]
18 (Yâ Muhammed!) Müşrikleri yaklaşan Kıyamet Günüyle korkut, ki o gün kalbler (korkudan) gırtlaklara dayanmıştır, gam ve hüzünle doludur. Zâlimler için ne şefik bir dost, ve ne şefaati makbul bir şef'î bulunmaz.[18]
19 (Allah Teâlâ (nehyettiği şeylere bakan) hâin gözleri ve kalblerde gizienen her şeyi bilir.)[19]
20 (Allah Teâlâ, adille hükmeder. Allah Teâlâ'yı bırakıp da ibâdet ettiklerinin ise. hiç bir şeye hükme kudretleri yoktur. Şübhe yok ki,. Allah u, zülcelâl kullarının bütün sözlerini işitir, amellerini görür.)[20]
21 (Onlar, yeryüzünde gezip (Peygamberlerini tekzib eden) kendilerinden' önceki ümmetlerin nasıl bir akıbete uğradıklarını görmüyorlar mı? (Ki düşünüp ibret alsınlar.)
Onlar, kendilerinden daha kuvvetli, yeryüzündeki" eserleri (kaleleri, şehirleri, sarayları) bakımından daha üstündüler. Böyle iken Allah Teâlâ onları, günâhları yüzünden ahz ve ikaab etti. Onları Allah Teâlâ'nuı azabından bir koruyan da olmadı. [21]
22 ( Şu sebeble ki: Peygamberleri onlara apaçık mu'cizelerle emişlerken kâfir oldular. Allah Teâlâ da kendilerini yakalayıver-di. Muhakkak ki, O çok kuvvetli (kâfir olanlara) ıkaabı şedidtir. )[22]
23, 24 (Celâlim hakkı için, Biz Musa'yı, mucizelerimizle ve apaçık bir hüccetle Fir'avn'a, Hâmân'a ve Kaarûn'a göndermiştik (fakat O'nu tasdik etmediler). «Sihirbaz ve yalancıdır.» dediler.)[23]
25 (O, tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: «(Evvelce olduğu gibi) onunla birlikte îmâna gelenlerin oğullarını katledin. Kızlarını hayâtta bırakın.» dediler. Kâfirlerin bütün mekr ve hileleri beyhudedir. )[24]
26 (Fir'avn: «Bırakın beni, dedi, Musa'yı öldüreyim. Varsın Rabbine dua etsin (bunu yapmaktan bakalım beni menedebilir mi?)
Fir'avn'u Musa'yı öldürmekten alıkoyuyorlardı. «Mûsâ, korkulacak bir adam değildir. Belki O, bir sihirbazdır. Şây«d kendisini katledersen, halkı şübheye düşürmüş olursun. Seni hüccetle muârazadan âciz zannederler.» diyorlardı.
«Zira. Ö'nun, dininizi değiştireceğinden veya yeryüzünde fe-sâd çıkaracağından korkuyorum.» [25]
27 (Mûsâ (vaktâ ki Fir'avn'un tehdidini işitti):. «Ben, Hesâb Gününe îmân etmiyen her mütekebbirden benim ve sizin Rabbmiz olan Allah Teâlâ'ya sığınırım.» dedi. )[26]
28 ( Fir'avn ailesinden îmânım gizliyen bir mü'min; «Bir adamı, Rabbim Allah Teâlâ'cur diyor, diye öldürecek misiniz? Halbuki O, size Rabbinizden apaçık mu'cizelerle geldi. (Bilfarz) O yalancı ise, yalanının vebali kendinedir. Fakat sözünde doğru ise, va'det-tiği azâbm hiç olmazsa bir kısmı size isabet eder. Hiç şübhesiz Allah Teâlâ, fiilînde haddini tecâvüz eden ve yalanı âdet edinen kimselere hidâyet etmez.)
îmânını gizleyen bu zâan ismi Harbîl olduğu söylenir. Fir'avn1 m amcası oğlu imiş. îmânını, Fir'avn ile kavminden gizlermiş.[27]
29 (Ey kavmim! Bugün mülk sizindir. Mısır toprağında îs-râîloğullarma gaalibsiniz. âyed (O'nu katlederseniz) Allah Teâlâ'nın bize azabı gelirse, ondan bizi kim kurtarabilir?» )
Fir'avn: «Ben, dedi, size ancak re'yinıi söylüyorum. Ve her hâlde, size doğru yolu gösteriyorum.» [28]
30, 31 ( Mü'min olan zât da: «Ey kavmim! dedi, gerçekten ben size (Peygamberlerini tekzib etmeyi âdet edinen) Nûh, Âd ye Semûd kavimleri ve onlardan sonrakiler gibi sürü sürü milletlerin günlerine benzer bir günden (onların uğradıkları gibi bir azaba uğramanızdan) korkuyorum. Allah Teâlâ (günahsız) kullarına asla zulmetmek istemez.)[29]
32, 33 (Ve ey Kavmim! Hakîkaten ben, sizin için, o çağırış-a gününden (Kıyamet Gününün azabından) korkmaktayım. O gün (hesap yerinden) arkanıza dönüp (ateşe) gideceğiniz gündür. O gün, sizi Allah Teâlâ'mn azabından kurtarır yoktur. Ve Allah Teâlâ kimi şaşırtırsa, artık ona hidâyet edecek de yoktur. )[30]
34 (Yemin ederim, (Musa'dan önce) Yûsuf da size açık burhanlar getirmişti. O zaman, O'nun size getirdiği dînde dâima şekk etmiş durmuştunuz. Hattâ O, vefat edince: «Allah Teâlâ, ondan sonra Peygamber göndermez, dediniz. Allah Teâlâ, haddi tecavüz eden (hakka) şekk edici olanları işte böyle şaşırtır.)[31]
35 (Onlar ki, kendilerine gelmiş hiçbir bürhân olmaksızın, Allah'ın âyetlerinde mücâdele ederler. Bu veçhile mücâdeleleri gerek Allah Teâîâ.ve gerek îmân edenler indinde pek büyük buğz ve adavete bâis olmuştur. Allah-ü azîmüşşân, her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler.)[32]
36, 37 ( Fir'avn: «Ey Hâman! Benim için yüksek bir kule bina etî Olur ki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın ilâhına muttali olurum. Zira ben Musa'nın (da'vâsında) yalancı olduğunuzu zannediyorum.» dedi. İşte Fir'avn'a kötü ameli böyle tezyin olundu. Ve doğru yoldan çevrildi. Fir'avn'un mekri, başka değil, ancak hasardaydı. )[33]
38 (Yine mü'min olan o zât: «Ey kavmim! Bana ittibâ edin, ki size doğru yolu göstereyim.» dedi. )[34]
39 (Ey kavmim! Bu dünyâ hayâtı ancak geçici bir metâ-dan ibarettir. Jüret ise, asıl karar kılınacak yurdtur)[35]
40 (Kim bir seyyie işlerse, ancak onun misliyle ceza olunur. Kim de erkek veya kadın, mü'min olarak sâlih bir amel işlerse, işte onlar Cennet'e girer ve orada hesâbsız rızıklarla mükâfatlanırlar.)[36]
41 (Ve, ey kavmim! Haber verin bana bu ne hâl? Ben, sizi (Allah Teâlâ'ya imânla ateşten) necata da'vet ediyorum. Siz ise, beni ateşe da'vet ediyorsunuz.)[37]
42 (Siz, beni Allah Teâlâ'ya küfür etmeye, rubûbiyyetini bilmediğim şeyleri O'na işrâk eylemeye da'vet ediyorsunuz. Ben ise sizi, o Aziz, o Gaffar Allah Teâlâ'ya da'vet ediyorum.)[38]
43 (Şu muhakkak ki, beni ibâdetine da'vet ettiğiniz ilâhlarınızın, ne dünyâda ve ne Âhirette kimseyi ibâdetlerine da'vete hakkı yoktur. Rücûumuz ancak Allah Teâlâ'yadır. (Dalâlet ve tuğyanda ısrâf edenler) haddi tecâvüz eyliyenler ateşlik olanlardır.)[39]
44 (Yakında (azabı gördüğünüz vakit) söylediklerimi hatırhyacaksınız. Ben, işimi Allah Teâlâ'ya tefviz ediyorum. Her hâlde Allah-ü azîmüşşân, kullarının her hâlini görür.)[40]
45 (Nihayet Allah Teâlâ, onu onların mekirlerinin fenalıklarından korudu ve Âl-i Fir'avn'u ise, o kötü azâb (dünyâda gark, Âhirette ateş) kuşatıverdi.)[41]
46 (Bu, ateştir. Onlar sabah, akşam ateşe arzolunurlar. Ve Kıyamet Günü de Meleklere: «Âli Fir'avn'u azabın en şiddetlisine koyun! (denir.)
Yâhûd «Ey Âl-i Fir'avn! En şiddetli azaba girin!» denilir. İbn-i Mes'ûd (R.A.) der ki:
Âl-i Fir'avn'ın ruhları siyah kuşların kursaklarındadır. Her gün, sabah akşam iki defa Cehennem'e arz olunacaklar. Ve kendilerine: Ey ÂI-i Fir'avn! İşte, sizin yeriniz budur, denilir, bu hâl Kıyamet Günü'ne kadar devam eder.»
Dünyâ durdukça, her kâfirin ruhu sabah akşam Cehennem'e arzolunur; diyenler de vardır. îbn-i Ömer (R.A.)'den rivayet olunan bir hadisde:
«Sizden biriniz vefat edince, Cennetlik ise, Cennetteki yeri, Cehennemlik ise, Cehennemdeki yeri sabah akşam kendisine arzolunur. Ve Kıyamet Gününde, Allah Teâlâ onu, o yere gönderir.»
Duyurulmuştur."[42]
47 (Yâdet o vakti ki, Cehennem ehli ateş içinde birbirleriyle çekişirlerken, (îmândan) tekebbür eden reislerine: «Biz (dünyâda) size tâbilerdik (emirlerinize itaat ederdik). Şimdi, bu azabın bir cüz'ünü olsun bizden kaldırabilir misiniz?» derler. )[43]
48 (O münkir olanlar da derler: «Biz, hepimiz ateşteyiz (sizden nasıl azabı kaldırabiliriz? Şâyed gücümüz yetse, onu kendimizden refederdik). Allah Teâlâ, kulları arasında hükmünü verdi.
(Herkesi lâyık olduğu yere gönderdi. Cennetlikleri Cennete, Cehennemlikleri Cehennem'e koydu. O'nun hükmünü reddeder yoktur)[44]
50 (Bekçiler, şöyle söylerler: «Size, Peygamberleriniz açık deliller getirmediler mi? (Cehennem azabının bulunduğunu haber vermediler mi?) Kâfirler: «Evetî» (Getirdi, haber verdi, fakat biz tekzib ettik.) derler. Bekçiler: «Öyle ise, siz kendiniz niyazda bulunun.» derler. Halbuki, kâfirlerin duası dalâldedir (icabet olunmaz.) [45]
51 (Biz, Peygamberlerimize ve mü'minlere dünyâ hayâtında da, şâhidlerin şahadete duruşacakları günde de elbette yardım edeceğiz. )
Şâhidlerden murâd: Kıyamet Gününde insanlara şâhidlik yapacak, Melekler, Peygamberler ve mü'minlerdir. Bu âyetteki va'd, ba'zı hâllerde düşmanların mü'minlere gaalib gelmesi ile bozulmaz. Zira bu, bir imtihandır. İ'tibâr sanadır. Kimi mü'minler kâfirlere gaalib gelirler. Kimi de öldükten sonra Allah Teâlâ, onlar nâmına düşmanlarından intikam alır. Netekim Yahya Aleyhisse-lâm'ı öldürdükleri vakit Cenâb-ı Hak, kâfirlerden yetmiş bin kişiyi telef etmekle onun intikamını almıştır.[46]
52 (O gün, kâfirlere Ctevbe ve) i'tizârları asla fayda vermiyecektir. Onlar için Allah Teâlâ'nm rahmetinden uzaklaştırılmak ve kötü bir yurd (Cehennem) vardır. )[47]
53, 54 (Celâlim hakkı için biz Musa'ya hidâyeti verdik. Ve (Musa'dan sonra) temiz akıl sahihlerine bir irşâd ve tezkîr olmak için, İsrâîloğullarmı Kitab'ın vârisi kıldık. )[48]
55 (Yâ Muhammedi Müşriklerin ezârına) sabret! Allah Teâlâ'nm va'di haktır. (Nusreti muhakkaktır. O, va'dine hulfet-mez). Günâhın için (evlâ olanı terkbttiğLıden dolayı) mağfiret dile ve sabah, akşam Rabbin celle şânuhu hamd ile teşbih et! [49]
56 (Kendilerine gelmiş hiçbir bürhân olmaksızın, Allah Te-âlâ'nın âyetlerinde mücâdele edenlerin muhakkak ki kaîblerinde büyüklük (hevesin) den başka bir şey yoktur. Ki onlar ona (reislik, nübüvvet ve mülk gibi isteklerine) asla eremiyeceklerdir. Şimdi Allah Teâlâ'ya istiâze et! Ki O, (onların sözlerini) işitici (kalblerin-deki kibiri) görücüdür. )[50]
57 (Elbette göklerin ve yerin yaratılışı, nişanlan yaratmaktan daha büyüktür. Fakat çoğu insanlar, bunu bilmezler.)[51]
58 ( Görenle görmiyen, îmân edip de sâlih ameller işleyenlerle kötülük edenler, bir olmaz. Fakat bunu, pek azınız tezekkür eder. ) [52]
59 ( Elbette Kıyamet gelecektir. Buna, hiç şübhe yoktur. Fakat çoğu insanlar inanmazlar. )[53]
60 ( Rabbiniz celle şânuh buyurdu ki: «Bana ibâdet edin de sizi sevâblandırayım! (Yâhûd, Bana dua edin de size icabet edeyim.)
Duadan (veya ibâdetimden) büyüklenenîer, yakında hor ve zelîl olarak Cehennem'e gireceklerdir.[54]
61 (O Allah Teâlâ ki, sizin sükûn ve istirâhatiniz için geceyi, görmeniz için gündüzü halk etti. Şübhe yok ki, Allah-ü azî-müşşân, insanlara fazledicidir. (O'na hiçbir fazl müezzi olmaz). Fakat, çoğu insanlar şükretmezler. )[55]
62 (İşte Rabbiniz Allah Teâlâ bu! Ki O, her şeyin Hâlikı'dır. O'ndan gayri ilâh yoktur. Böyle iken (O'nun ibâdetinden gayrin ibâdetine) nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz? )[56]
63 (İşte Allah Teâlâ'nm âyetlerini (mahzâ inâdlarından) inkâr edenler böyle döndürülürler.)[57]
64 (Allah Teâlâ, yeryüzünü size karargâh ve semâyı bina kıldı. Ve size suret verdi. Sonra da, suretlerinizi güzelleştirdi. Helâl, pâk (ve leziz) olan şeylerle sizi rızıklandîrdı. İşte Rabbiniz Allah Teâlâ, ne Yüce o Allah, o Rabbîl'âlemîn. )[58]
65 ( Hayy ancak O. O'ndan gayri tibâdrte lâyık ve müste-hak) ma'faûd yoktur. O'na, dînde ihlâs ile ibâdet ve duâ edin. El-hamdülillâhi rabbil'âlemîn, deyin! )[59]
66 (De ki: Ben «(Aklî delillerden maada) Rabbim celle şânuhden bana âyetler ve mu'cizeler gelince: Allah Teâlâ'yı bırakıp da sizin ibâdet ettiklerinize ibâdet etmekten nehyolundum. Rab-bil'âlemîn'e inkıyâd etmeye emrolundum.)[60]
67 (O Allah Teâlâ ki, aslınızı topraktan, sonra sizi bir nut-feden, sonra bir kan pıhtısından halk etti. Sonra sizi, bir bebek olarak çıkarıyor. Müteakiben kuvvet ve akılda kemâle eresiniz, sonra ihtiyârlıyasmız diye yaşatıyor. İçinizden daha Önce (gençlik veya ihtiyarlık çağına ermeden) ölenler de vardır. Allah Teâlâ, bunu muayyen ve mukadder bir zamana erişmeniz ve vahdaniyetine akü erdirmeniz için yapar. )[61]
68 (Dirilten de, öldüren de O'dur. O, bir şeyin olmasını diledi mi» ona «Ol» der» o da oluverir. )[62]
69 (Allah! Teâlâ'nın âyetlerinde mücâdele edenlerin, onu tasdîkden nasıl döndürüldüklerini görüyor musun? )[63]
70, 71, 72 ( Kitab'ı, (Kur'ân'ı, Semavi Kitabları) ve Peygamberlerimizle gönderdiğimiz şeyleri (vahyi ve şer'î hükümleri) tekzîb edenler, yakında cezalarını göreceklerdir. Elleri boyunlarına demirlendiği, ayaklarına zincirler vurulduğu zaman, kaynar suya sürüklenecekler ve sonra ateşte yakılacaklar (türlü türlü azaba uğrayacaklar) dır. )[64]
73, 74 (Sonra onlara Allah Teâlâ'yı bırakıp da o şerik koştuklarınız nerede?» denilecek. Onlar da: «Bizden kayboldular. (Biz anlardan beklediğimizi bulmadık. Dünyâda kendilerini bir şey zannederdik. Fakat) şimdi anlıyoruz ki, biz bir şeye ibâdet eder, değilmişiz» diyecekler. İşte Allah Teâlâ, kâfirleri böyle şaşırtır.)[65]
75 (Size bu azâb, şu sebebledir ki: Çünkü yeryüzünde (şirk ve tuğyanla) haksız yere şımarıklık ediyor, taşkınlık gösteriyordunuz.) Sonra onlara:[66]
76 (Orada ebediyyen kalmak üzere Cehennem kapılarından girin. Haktan tekebbür edenlere Cehennem ne çirkin karargâhtır.denilecek. )[67]
77 (Yâ Muhammedi Kâfirlerin ezalarına) sabret! Allah Te-âlâ'nın va'di haktır. Muhakkak olacaktır. Artık onlara)[68]
78 (Celâlim hakkı için; Biz, senden önce, birçok Peygamberler gönderdik. Onlardan ba'zısram kıssalarım sana anlattık. Bildirmediklerimiz de var. ) Allah Teâlâ'nın izni olmaksızın, hiçbir Peygamberin her hangi bir âyet (bir nıu'cize) getirmeye gücü yetmez. Allah Teâlâ'nın (azâb) emri geldiği zaman, (Peygamberlerle tekzib edenler arasında) adille hükmolunur. Bâtıl söyleyenler burada hüsrana düşeceklerdir. [69]
79 (Allah Teâlâ O'dur ki, sizin için en'âmı (deve, sığır ve koyunu) haîk etti. Ba'zısma biner, ba'zısmm etinden yersiniz. )[70]
80 (Sizin için onlarda daha birçok menfaatler vardır. Kalblerinizdeki bir hacete ermeniz için üzerlerine binersiniz. Karada onların üzerinde, denizde gemiler üzerinde taşınırsınız. )[71]
81 (Allah Teâlâ size (kudretinin kemâline ve fart-ı rahmetine delâlet eden) âyetlerini gösteriyor. O'nun âyetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? )[72]
82 (Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden Öncekilerin nasil bir akıbete uğradıklarını görsünler. Hem onlar, bunlardan daha çok ve daha kuvvetliydiler. Yeryüzünde üstün eserleri (metin şehirleri, köşk ve kaleleri) vardı (Fakat Allah Teâlâ'mn azabı gelince) kazandıklarından hiçbiri kendilerine fayda vermedi. )[73]
83 (Peygamberleri kendilerine apaçık mu'cizelerle gelinceı (zu'umlarınca) ilim (addettikleri kazanç ve ticâret hususundaki bilgileri ile ve bâtıl akide) leriyle güvenip iftihar ederek Peygamberlerini istihza eylediler. Bu yüzden ettikleri istihzanın cezası onları ihâtâ ediverdi. )[74]
84 (Onlar . (dünyâda) azabımızın şiddetini gördükleri zaman: «Yalnız Allah Teâlâ'ya İmân ettik ve O'na işrâk ettiğimiz putlara kâfir olduk.» derler.)[75]
85 (Artik azabımızı gördükleri vakit, ettikleri îmân onlara H fayda verecek değildi. İşte Allah Teâlâ'nın, kullarına geçe gelen sünneti bu. İşte kâfirler burada hüsrana düştüler. )[76]
[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/77.
[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/78.
[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/78.
[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/78.
[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/78.
[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/78.
[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/78.
[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/79.
[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/79.
[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/79.
[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/79.
[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/80.
[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/80.
[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/80.
[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/80.
[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/80.
[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/81.
[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/81.
[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/81.
[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/81-82.
[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/82.
[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/82.
[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/82.
[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/82.
[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/83.
[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/83.
[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/84.
[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/84.
[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/84.
[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/84-85.
[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/85.
[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/86.
[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/86.
[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/86.
[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/86.
[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/86.
[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/87.
[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/87.
[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/87.
[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/87.
[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/88.
[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/88.
[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/88.
[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/89.
[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/89.
[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/89.
[47] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/89-90.
[48] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/90.
[49] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/90.
[50] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/90.
[51] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/91.
[52] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/91.
[53] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/91.
[54] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/91-92.
[55] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/92.
[56] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/92.
[57] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/92.
[58] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/92.
[59] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/92.
[60] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/93.
[61] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/93.
[62] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/93.
[63] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/94.
[64] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/94.
[65] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/94.
[66] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/94.
[67] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/94.
[68] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/94-95.
[69] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/95.
[70] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/95.
[71] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/95.
[72] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/95.
[73] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/96.
[74] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/96.
[75] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/96.
[76] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/96.
İslami Okul Okulların En Önemlisi