42 - ŞÛRA SÛRESİ - Index Web - 42. Sayfa
42 - ŞÛRA SÛRESİ
Mekke'de nazil olmuştur, 53 âyettir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]
1, 2 ( Hâ, Mînı, Ayn, Sın, Kaaf. (Murâdını Allah bilir.) Bu sûre-i celîleye «Hâ Mim, Ayn Sin Kaaf», yâhûd, sâdece «Ayn Sîn Kaaf» sûresi de denilir.)[2]
3 (Allah, o Azîz ve Hakim! İşte sana da, senden Öncekilere de böyle vahyeder.)
îbn-i Abbâs (R.A.) sahibi hiç bir Peygamber yoktur ki, O'na Hâ Mim, Ayn Sîn Kaaf vahyedilmiş olmasın.» demiştir.[3]
4 (Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur (O'nun halk ve mülküdür.) O, öyle yüce, öyle büyüktür.)[4]
5 (Gökler hemen hemen üstlerinden (Allah Teâlâ'nm azametinden veya O'na evlâd isnadından) yarılacak. Melekler, Rable-ri celle şânuhuya hamd ile teşbih ediyorlar ve yeryüzünde olan mü'minler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki, Allah Teâlâ (mümin kullarının günâhlarını) mağfiret ve (Âhirette ecir ve Cennetle) rahmet edicidir.)[5]
6 (Allah Teâlâ, ondan gayriyi dost edinenleri, dâima gözet-leyicidir (hâl ve hareketlerine vâkıftır). Sen, üzerlerine vekîl değilsin.)[6]
7 (İşte böyle (her Peygambere kavminin diliyle vahyettiği-miz gibi) sana da (kavminin lisânı olan) Arapça bir Kur'ân vah-yettik. Tâ ki onunla anaşehir (Mekke halkını) ve etrafında bulunanları (çevresindeki Arapları veya diğer memleketler ahâlîsini) inzâr eyleyesin. Ve hakkında hiç şekk ve şübhe olmayan o toplanma (Kıyamet) gününün dehşetiyle korkutasın. Onlardan bir kısmı (muvahhid ve muti olanlar) Cennette ve bir kısmı (kâfirler) Cehennem'dedirler. )[7]
8 (Şâyed Allah Teâlâ dileseydi, onları tek bir ümmet yapar (tek dînde kılar) di. Fakat O, dilediğini (hidâyetle ve tâate şevkle) rahmetine (Cennetine) koyar. O gün kâfirlere ne bir veliyy ve ne bir yardımcı yoktur. )[8]
9 (Yoksa onlar, Allah Teâlâ'dan gayriyi veliyler mi edindiler? Fakat bihakkın veliyy ancak Allah Teâlâ'dır. (Kıyamet Günü) ölüleri O, diriltir. O, her şeye kaadirdir.)[9]
10 (Küffârla, din ve dünyâ işlerinde) ihtilâf ettiğiniz her hangi bir şeyin hükmü Allah Teâlâ'ya âiddir. İşte O, (hâkim olan) Allah, benim Rabbimdir. Ben, ancak, O'na tevekkül ettim. Ve (başımın sıkıldığı her müşkil işde) yalnız O'na rücû' ederim.)[10]
11 (Gökleri ve yeri yaratan O'dur. Size, cinsinizden zevceler yarattı. Davarlardan da (cinslerinden) eşler halk etti. Bu suretle (insan ve davar) her birinizi teksir ediyor. O'nun hiçbir misli yoktur (ve olamaz) ve O, her şeyi işitici ve görücüdür.)[11]
12 (Göklerin ve yerin (yağmur ve nebat haznelerinin) anahtarları O'nundur. Rızkı dilediğine çok ve dilediğine az verir. O, her şeyi hakkıyle bilendir. )[12]
13 (Allah Teâlâ, size dînden Nuh'a tavsiye ettiğini ve sana vahyeylediğimizi, İbrahim, Müsâ ve îsâ'ya tavsiye kıldığnnızı teşri buyurdu.) Şöyle ki: Dîni ikâme edin! Ve dîn hususunda tefrikaya düşmeyin. Müşrikleri dîne (tevhide) da'vet etmen, onlara pek ağır geldi. Allah Teâlâ tevhidine dilediğini ihtiyar, ve kendisine dönenleri, irşâd ve tevfîkiyle ona hidâyet eder. [13]
14 (Onlar, tefrikaya ancak, kendilerine ilim geldikten (tefrikanın muzır ve akıbetinin fena olduğu Peygamberlerinin tebliği ile kendilerince bilindikten) sonra, mücerred aralarındaki ha-sed ve ihtiras yüzünden düştüler.)
Ve eğer Rabbinden muayyen bir zamana kadar (azâbları te'hîrine dâir) bir kelime geçmemiş olsaydı, aralarında hükm-i kaza mutlak icra edilirdi (helak olurlardı.
Onlardan sonra Kitab'a (Kur'ân'a) vâris kılınanlar da, Ki-tablarından, kuvvetli bir şübhe içindedirler.
Bunlardan murâd, ya Peygamber (S.A.V.) zamanına yetişen ehl-i Kitâb yâhûd müşriklerdir. Onlar, Kur'ân'dan veya kendi Kitablarından şübhe ederler. Yâhûd ona hakkı ile îmân etmezler.[14]
15 (İşte bunun için( bu tefrikadan dolayı halkı tevhide) da'vet et! Ve emrolunduğun gibi istikâmet et de onların havalarına (arzularına) ittibâ etme!)
Ve de ki «Ben, Allah Teâlâ'nın inzal ettiği Kitabların hepsine îmân ettim. Ve aranızda adaleti icra üe emrolundum. Allah Teâlâ, bizim ve sizin Rabbimizdir.
«Bizim amellerimiz bize ve sizin amelleriniz size âiddir. (Herkes kendi ameliyle cezalanır). Bizimle, sizin aranızda (hak zahir olduğu için) hiçbir husûmet ve ihticâca mahal kalmamıştır. Allah Teâlâ, Kıyamet Günü hepimizi bir araya toplayacak (ve hükmünü verecek). Hepimizin dönüşü O'nadır.[15]
16 (Ona (Allah Teâlâ'nm da'vetine) icabet olunduktan sonra, O'nun (vahdâniyyeti) hakkında mücâdele edenlerin, Rableri indinde hüccetleri, bâtıldır. Onların üzerlerine hem gazâb ve hem şiddetli bir azâb vardır.)[16]
17 (O Allah Teâlâ'dır ki, hakla Kur'ân-ı Kerîm'i ve adalet terazisini indirmiştir. Ve ne bilirsin? Belki saat (Kıyâmet'in kopması) yakındır. )[17]
18 (Buna (Kıyâmet'in kopacağına) îmân etmiyenler, (istihza yojiyle) onun acele olmasını isterler. îmân edenler ise, hak olduğunu' bildikleri için hevl ve şiddetinden korkarlar. İyi bilin kî, (Kıyamet) hakkında mücâdele edenler, haktan uzak bir dalâl içindedirler.)[18]
19 (Allah Teâlâ, kullarına lütuf ve ihsan edicidir. (Ayıbia-rını setr ve gİLİnâhlannı afveder). Ve (lûtfiyle) dilediğinin rızkını verir. O (lûtıif ve rahmetinde) Kaviyy, (hüküm ve irâdesinde) Gaalibtir.)[19]
20 ( Kim (ameliyle) Âhiret sevabını isterse, Biz, onun sevabını (bire karşı ona, yedi yüze ve daha fazlasına kadar) arttırırız. Ve kim (ameliyle) dünyâ sevabını dilerse, Biz ona da ondan (dünyâdan ezelde kısmet ettiğimiz şeyi) veririz. Fakat onun, Âhirette hiçbir nasibi yoktur.)[20]
21 (Yoksa müşriklerin, Allah Teâlâ'mn İzin vermediği bir zâlim müşrikler için elim bir azab vardır. )
Fasıl kelimesi: Azâbm bir eceli müsemmâya te'hirine dâir ezelde sebkeden kelimedir. [21]
22 (O gün (Kıyamet Günü) müşrikleri (dünyâda) kazandıkları fenalıklardan korkar göreceksin. Halbuki, kazandıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir. )
îmân edip de sâlih ameller işlîyenler ise, Cennet bahçelerin-dedir. Onlara, Rablerinin indinde, ne dilerlerse vardır. İşte, en büyük fazl budur. [22]
23 (îşte bu (Cennet ni'metleri) o şeydir ki, Allah Teâlâ, mii'-min ve sâlih amelli kullarını onunla müjdeler. )
De ki: «Bu tebliğ ve beşaretim için, akrabalık sevgisinden başka, sizden hiç bir ecir istemiyorum.
Âyet-i kerîmede «Elkurbâ Yakınlık» tan murâd; ba'züarına göre, sâlih amellerle Allah Teâlâ'ya tekarrübtür. İbn- Abbâs (R, A.)'a göre iss, .Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemin yakın akrabası: Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin Radiyallahü Anhüm'dür.
Kim (tâat veya Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem ve âline muhabbetle) bir iyilik kazanırsa; Biz, onun bu husustaki iyiliğini Csevâbmı) kat kat artırırız. Allah-ü azîmüşşân, Gafûr'dur (günâhları örter). Şekûr'dur (güzel amellere, güzel sevâb ve mükâfatla mukabele eder.[23]
24 (Yoksa (müşrikler Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem nübüvvet da'vâsiyle veya Kur'ân, Allah Teâlâ'dandır diye) Allah Teâlâ'ya karşı kizb ve iftira mı etti diyorlar? Eğer Allah Teâlâ dilese, senin de kalbini mühürler. Allah Teâlâ, bâtılı mahv ve sözleriyle hakkı ihkâk eder. Hiç şübhesiz, O, kalblerde olan her geyi bilir.) [24]
25 ( Allah Teâlâ, kullarının tövbelerini kabul ve dilediğinin seyyielerini afveder, O, (hayır ve şer) onların bütün işlediklerini bilir. )
Cenâb-ı Aliyyül
Murtazâ Radiyallahü
1) Geçmiş günâhlara nedamet etmek,
2) Eda edilmeyen farzları iade,
3) Kul hakkını sahibine red,
4-5) Nefsine tâati ilzam ve ona tâatin güçlüğünü tattırmak,
6) Her gülmeye bedel, ağlamak.[25]
26 (Allah Teâlâ, îmân edip de sâlih ameller işleyenlerin dualarına icabet eder. Ve istediklerini fazlından artırır. Kâfirler için ise, şiddetli bir azâb vardır, )[26]
27 (Şâyed Allah Teâlâ kullarına rızkı genişletseydi, muhakkak yeryüzünü ifsâd ederlerdi. Fakat O, rızkı onlara ezelde takdir ve murâd ettiği kadar inzal eder. Şübhe yok ki, Allah Teâlâ, kullarının her hâline Habîr ve Basîr'dir.
Bu âyet-i kerîmenin, Ashâb-ı Suffa hakkında nazil olduğu rivayet edilir. Zengin olmak istemişlerdi.[27]
28 (Allah Teâlâ, kulları ye'se düştükten sonra, yağmuru indirir ve (ovalara, dağlara, nebatlara, hayvanlara) rahmetini dağıtır. O, öyle Veliyy, öyle Hamid'dir.)[28]
29 (Göklerin, yerin ve bunların içinde yayıp ürettiği bütün canlı mahlûkların yaratılışı, O'nun (vahdâniyyeti) âyetlerindendir. Ve O, dilediği zaman onları (öldürmeye ve sonra ihya ve Kıyamet Gününde) toplamaya Kaadirdir.)[29]
30 (Nefislerinize ve mallarınıza isabet eden her musibet ellerinizle kazandığınız ma'siyetler yüzündendir. Fakat Allah Teâlâ, onların çoğunu afveder.)
Bu hitâb mücrimlere mahsûsdur. Zira sabır ile ecire, veya ter-fi-i dereceye mazhâr edilmek gibi diğer birtakım sebeblerle mücrim olmayanlara isabet eden musibetler de yok değildir.[30]
31 (Siz yeryüzünde Allah Teâlâ'yi âciz bırakacak (üzerinize kaza olunan musibetlerden asla kurtulacak) değilsiniz. Ve sizi Allah Teâlâ'dan gayri (bu musibetlerden) kurtaracak ne Veliyy ve ne yardımcınız yoktur. )[31]
32 (Denizde seyreden dağlar gibi, gemiler de yine Allah Te-âlâ'nın âyetlerindendir. )[32]
33 (Şâyed Allah Teâlâ dilese, rüzgârı teskin eder. Gemiler derya yüzünde seyretmekten durakalırlardı. Bunda, hiç şüphesiz, sabredenler ve şükredenler için nice âyetler vardır.)[33]
34 (Yâhûd (kazandıkları şirk ve ma'siyetler yüzünden) binenleri (gemilerini batırır) helak ederdi. Fakat Allah Teâlâ, onların (günâhlarının) çoğunu afveder.)[34]
35 (Tâ ki âyetlerimiz hakkında (tekzîb ederek) mücâdele edenler, azabımızdan kaçıp kurtulacak hiçbir yer olmadığını bilsinler.)[35]
36 (Size verilen şeyler dünyâ hayâtının geçici metaldir. Allah indindeki (Âhiret sevabı) ise daha hayırlı, daha süreklidir. Fakat o kimseler için ki, Allah Teâlâ'ya îmân etmişlerdir. O'na tevekkül (her işlerini O'na tefviz) ederler.)[36]
37 (Ve o kimseler için ki, (şirk, nifak, riya gibi) büyük günâhlardan ve fahiş kötülüklerden (hayâsızlıktan) kaçınırlar.. Öfkelendikleri zaman (öfkelerini yener) afvederler.)[37]
38 (Ve onlar için ki, Rablerinin da'vetine icabet (emir ve nehyine itâal) ederler. Namazlarım dosdoğru kılarlar. İşleri aralarında dâima meşveretledir. Ve rızık olarak kendilerine verdiğimiz şeylerden hayra harceylerler.)[38]
39 (Ve onlar için ki, zulüm ve te'addiye uğradıkları vakit yardımlaşır, (emrolundukları haddi tecâvüz etmeksizin kendilerine zulmedenlerden) öçlerini alırlar. )[39]
40 (Kötülüğün (zulmün) cezası, o kötülüğün misli kadar ukubettir. Fakat kim afveder (barışır, hasmı ile arasını) ıslâh eylerse, ecri Allah Teâlâ'ya âiddir. Muhakkak ki Allah Teâlâ, zâlimleri asla sevmez. )[40]
41 (O kimse ki, zulmolunduktan sonra, (kendisine zulmedenden) öcünü alırsa, ontin için itâb ve ikaaba yol yoktur.)[41]
42 (îtâb ve ikaaba yol, ancak o kimseler üzerinedir ki, halka zulm eder, yeryüzünde tecebbürle istihkakları olmayan şeyleri isterler. Onlar için elim bir azâb vardır.)[42]
43 (Maamâfîh, kim sabreder, afveylerse, işte bu, muhakkak ki azmolunacak işlerdendir. )[43]
44 (Allah Teâlâ, her kimi şaşırtırsa, artık ondan sonra, ona hiçbir Veliyy yoktur. Ve göreceksin o zâlimleri, azabı gördükleri zaman: «Acaba dünyâya geri dönmeye bir çâre, bir yol var mıdır? diyecekler. )[44]
45 (Ve (o gün) göreceksin onları, ateşe arzolundukları zaman, (kendilerine lâyık olan) zilletten boyunlarını bükerek, yan gözle ateşe nasıl bakacaklar. )
îmân etmiş olanlar da: «Gerçek hüsrana düşenler, (dünyâda başkalarına zulmetmeleri sebebiyle) Kıyamet Günü kendilerini de ehillerini de hüsrana uğratanlardır.» diyecekler. İyi bilin ki, zâlimler muhakkak sürekli bir azâb içindedirler. [45]
46 ( O zâlimleri, («et Günü) Allah'ın azabından kurtaracak hiçbir Veliyy bulunma, Kim. Allah Teala sapıklıkta bırakır sartık onun için yol yoktur. )[46]
47 ( Rabbiniz celle şânuhuya (îmân ve itaatle) icabet edin! Allah Teâlâ'dan kaçırmaya asla imkân olmayan o gün gelmezden önce ki, o gün, sizin için, ne kaçıp iltica edeceğiniz bir melce, ne de kötü amellerinizi İnkâra mecal vardır. )[47]
48 ( Şâyed onlar yine (îmân ve tâatten) yüzçevirirlerse; Biz, seni onların üzerine murâkıb göndermedik. Sana vâcib olan, ancak teblîğ-i risalettir, gayri değil. )
Ne zaman Biz, insana (zenginlik ve sıhhat gibi) tarafımızdan bir rahmet tattırırsak onunla sevinir.
Ve şâyed onlara ellerinin takdim ettiği şeyler (ma'siyetler) yüzünden bir musibet isabet ederse, ö vakit de (evvelce kendilerine verilen ni'metieri unutur), onu külliyen inkâr ederler.[48]
49 (Göklerin ve yerin mülkü Allah Teâlâ'nmdır. Ne dilerse onu halk eder. Dilediğine kız ve dilediğine erkek evlâd verir. )[49]
50 (Yâhûd çift olarak hem kız, hem erkek evlâd verir. Dilediğini de kısır bırakır. Şübhe yok ki, O'nun ilmi çok, kudretine nihayet yoktur.)[50]
51 (Vahyile (rü'yâ veya kalbe ilham, edilmek suretiyle), yâhûd bir hicâb arkasından veyâhûd bir Resul gönderip de izniyle ona dilediğini vahyeylemesi müstesna, hiçbir suretle Allah Teâlâ'-nın bir insanla söyleşmesi kabil değildir. Şübhe yok ki, O, çok yüksek, çok Hakîm'dir.)
îbrâhim Aleyhisselâm'a oğlunu kurban etmesi, rü'yâda emir buyurulmuş; Mûsâ Aleyhisselâmla dahi Cenâb-ı Hak hicâb arkasından, yâni ağaçdan konuşmuş; Hz. Mûsâ, O'nu görememiştir.
Resul göndermekden murâd; Melektir.[51]
52 ( Ve işte, (Yâ Muhammedi) Biz, böyle sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Halbuki (vahyolunmazdan evvel) Kitab nedir, îmân nedir bilmezdin. Fakat Biz, onu, kullarımızdan dilediğimize hidâyet vermek için, bir nur kıldık. Her hâlde sen, bir doğru yola rehberlik ediyorsun. )
Rivayete göre; Peygamber (S.A.V.) vahiy gelmezden önce Allah'ın birliğine îmân eder; putlara asla tapmaz; Hacceder; Umre yapar; İbrahim Aleyhisselâm'ın şeriatına tâbi' olurmuş.[52]
53 (Öyle bir doğru yola ki, göklerin ve yerin Hâlik'ı ve Mâlik'i olan Allah Teâlâ'mn muhtarıdır. İyi bil ki, bütün işler ancak Allah Teâlâ'ya rücû' eder.)[53]
[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111.
[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111.
[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111.
[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111.
[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111-112.
[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/112.
[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/112.
[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.
[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.
[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.
[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.
[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.114.
[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/
[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/114.
[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/115.
[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.
[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.
[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.
[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.
[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.
[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/117.
[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/117.
[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/118.
[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/118.
[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/118-119.
[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119.
[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119.
[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119.
[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119.
[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119-120.
[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.
[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.
[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.
[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.
[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.
[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121.
[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121.
[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121.
[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121.
[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121-122.
[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.
[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.
[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.
[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.
[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.
[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/123.
[47] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/123.
[48] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/123.
[49] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/123.
[50] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/124.
[51] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/124.
[52] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/124-125.
[53] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/125.
İslami Okul Okulların En Önemlisi