Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

42 - ŞÛRA SÛRESİ - Index Web - 42. Sayfa

42 - ŞÛRA SÛRESİ

 

Mekke'de  nazil  olmuştur,  53  âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1, 2 ( Hâ, Mînı, Ayn, Sın, Kaaf.   (Murâdını Allah bilir.) Bu sûre-i celîleye  «Hâ Mim, Ayn Sin Kaaf»,  yâhûd,  sâdece «Ayn Sîn Kaaf» sûresi de denilir.)[2]

 

3  (Allah, o Azîz ve Hakim! İşte sana da, senden Öncekilere de böyle vahyeder.)

îbn-i Abbâs (R.A.) sahibi hiç bir Peygamber yoktur ki, O'na Hâ Mim, Ayn Sîn Kaaf vahyedilmiş olmasın.» demiştir.[3]

 

4 (Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur (O'nun halk ve mülküdür.) O, öyle yüce, öyle büyüktür.)[4]

 

5 (Gökler  hemen hemen  üstlerinden   (Allah  Teâlâ'nm  aza­metinden veya O'na evlâd isnadından)  yarılacak. Melekler, Rable-ri celle şânuhuya hamd ile teşbih    ediyorlar ve yeryüzünde olan mü'minler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki, Allah Teâlâ  (mümin kullarının günâhlarını)  mağfiret ve  (Âhirette ecir ve Cennet­le) rahmet edicidir.)[5]

 

6 (Allah Teâlâ, ondan gayriyi dost edinenleri, dâima gözet-leyicidir (hâl ve hareketlerine vâkıftır). Sen, üzerlerine vekîl de­ğilsin.)[6]

 

7 (İşte böyle (her Peygambere kavminin diliyle vahyettiği-miz gibi) sana da (kavminin lisânı olan) Arapça bir Kur'ân vah-yettik. Tâ ki onunla anaşehir (Mekke halkını) ve etrafında bulu­nanları (çevresindeki Arapları veya diğer memleketler ahâlîsini) inzâr eyleyesin. Ve hakkında hiç şekk ve şübhe olmayan o toplan­ma (Kıyamet) gününün dehşetiyle korkutasın. Onlardan bir kısmı (muvahhid ve muti olanlar) Cennette ve bir kısmı (kâfirler) Cehennem'dedirler. )[7]

 

8 (Şâyed Allah Teâlâ dileseydi, onları tek bir ümmet yapar (tek dînde kılar) di. Fakat O, dilediğini (hidâyetle ve tâate şevkle) rahmetine (Cennetine) koyar. O gün kâfirlere ne bir veliyy ve ne bir yardımcı yoktur. )[8]

 

9 (Yoksa onlar, Allah Teâlâ'dan gayriyi veliyler mi edindi­ler? Fakat bihakkın veliyy ancak Allah Teâlâ'dır. (Kıyamet Günü) ölüleri O, diriltir. O, her şeye kaadirdir.)[9]

 

10 (Küffârla,  din ve  dünyâ işlerinde)   ihtilâf ettiğiniz her hangi bir şeyin hükmü Allah Teâlâ'ya âiddir. İşte O,  (hâkim olan) Allah, benim Rabbimdir. Ben, ancak, O'na tevekkül ettim. Ve  (ba­şımın sıkıldığı her müşkil işde)  yalnız O'na rücû' ederim.)[10]

 

11 (Gökleri ve yeri yaratan O'dur. Size, cinsinizden zevceler yarattı. Davarlardan da  (cinslerinden)  eşler halk etti. Bu suretle (insan ve davar) her birinizi teksir ediyor. O'nun hiçbir misli yok­tur (ve olamaz) ve O, her şeyi işitici ve görücüdür.)[11]

 

12 (Göklerin ve yerin (yağmur ve nebat haznelerinin) anah­tarları O'nundur. Rızkı dilediğine  çok ve  dilediğine  az verir. O, her şeyi hakkıyle bilendir. )[12]

 

13 (Allah Teâlâ, size dînden Nuh'a tavsiye ettiğini ve sana vahyeylediğimizi, İbrahim, Müsâ ve îsâ'ya tavsiye kıldığnnızı teş­ri buyurdu.) Şöyle ki: Dîni ikâme edin! Ve dîn hususunda tefrikaya düş­meyin. Müşrikleri dîne (tevhide) da'vet etmen, onlara pek ağır gel­di. Allah Teâlâ tevhidine dilediğini ihtiyar, ve kendisine dönenleri, irşâd ve tevfîkiyle ona hidâyet eder. [13]

14 (Onlar, tefrikaya ancak, kendilerine  ilim geldikten   (tef­rikanın muzır ve akıbetinin fena olduğu Peygamberlerinin tebli­ği ile kendilerince bilindikten)   sonra, mücerred aralarındaki ha-sed ve ihtiras yüzünden düştüler.)

Ve eğer Rabbinden muayyen bir zamana kadar (azâbları te'hîrine dâir) bir kelime geçmemiş olsaydı, aralarında hükm-i kaza mutlak icra edilirdi  (helak olurlardı.

Onlardan sonra Kitab'a (Kur'ân'a) vâris kılınanlar da, Ki-tablarından, kuvvetli bir şübhe içindedirler.

Bunlardan murâd, ya Peygamber (S.A.V.) zamanına yetişen ehl-i Kitâb yâhûd müşriklerdir. Onlar, Kur'ân'dan veya kendi Kitablarından şübhe ederler. Yâhûd ona hakkı ile îmân etmezler.[14]

 

15 (İşte bunun için( bu tefrikadan dolayı halkı tevhide) da'­vet et! Ve emrolunduğun gibi istikâmet et de onların havalarına (arzularına)   ittibâ etme!)

Ve de ki «Ben, Allah Teâlâ'nın inzal ettiği Kitabların hep­sine îmân ettim. Ve aranızda adaleti icra üe emrolundum. Allah Teâlâ, bizim ve sizin Rabbimizdir.

«Bizim amellerimiz bize ve sizin amelleriniz size âiddir. (Her­kes kendi ameliyle cezalanır). Bizimle, sizin aranızda (hak zahir olduğu için) hiçbir husûmet ve ihticâca mahal kalmamıştır. Allah Teâlâ, Kıyamet Günü hepimizi bir araya toplayacak (ve hükmünü verecek). Hepimizin dönüşü O'nadır.[15]

 

16 (Ona  (Allah Teâlâ'nm da'vetine)   icabet olunduktan son­ra, O'nun   (vahdâniyyeti)   hakkında mücâdele     edenlerin, Rableri indinde hüccetleri, bâtıldır. Onların üzerlerine hem gazâb ve hem şiddetli bir azâb vardır.)[16]

 

17 (O Allah Teâlâ'dır ki, hakla Kur'ân-ı Kerîm'i ve adalet terazisini indirmiştir. Ve ne bilirsin? Belki saat   (Kıyâmet'in kop­ması)  yakındır. )[17]

 

18 (Buna   (Kıyâmet'in kopacağına)   îmân  etmiyenler,   (istih­za yojiyle)  onun acele olmasını isterler. îmân edenler ise, hak ol­duğunu' bildikleri için hevl ve şiddetinden korkarlar. İyi bilin kî, (Kıyamet) hakkında mücâdele edenler, haktan uzak bir dalâl için­dedirler.)[18]

 

19 (Allah Teâlâ, kullarına lütuf ve ihsan edicidir. (Ayıbia-rını setr ve gİLİnâhlannı afveder). Ve (lûtfiyle) dilediğinin rızkını verir. O (lûtıif ve rahmetinde) Kaviyy, (hüküm ve irâdesinde) Gaalibtir.)[19]

 

20 ( Kim (ameliyle) Âhiret sevabını isterse, Biz, onun sevabını (bire karşı ona, yedi yüze ve daha fazlasına kadar) arttırırız. Ve kim (ameliyle) dünyâ sevabını dilerse, Biz ona da ondan (dünyâ­dan ezelde kısmet ettiğimiz şeyi) veririz. Fakat onun, Âhirette hiç­bir nasibi yoktur.)[20]

 

21  (Yoksa  müşriklerin,  Allah  Teâlâ'mn  İzin  vermediği  bir zâlim müşrikler için elim bir azab vardır. )

Fasıl kelimesi: Azâbm bir eceli müsemmâya te'hirine dâir ezel­de sebkeden kelimedir.        [21]                                                          

 

22 (O gün (Kıyamet Günü) müşrikleri (dünyâda) kazan­dıkları fenalıklardan korkar göreceksin. Halbuki, kazandıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir. )

îmân edip de sâlih ameller işlîyenler ise, Cennet bahçelerin-dedir. Onlara, Rablerinin indinde, ne dilerlerse vardır. İşte, en büyük fazl budur. [22]

 

23 (îşte bu (Cennet ni'metleri) o şeydir ki, Allah Teâlâ, mii'-min ve sâlih amelli kullarını onunla müjdeler. )

De ki: «Bu tebliğ ve beşaretim için, akrabalık sevgisinden başka, sizden hiç bir ecir istemiyorum.

Âyet-i kerîmede «Elkurbâ  Yakınlık» tan murâd; ba'züarına göre, sâlih amellerle Allah Teâlâ'ya tekarrübtür. İbn- Abbâs (R, A.)'a göre iss, .Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemin yakın ak­rabası: Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin Radiyallahü Anhüm'dür.

Kim (tâat veya Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem ve âline muhabbetle) bir iyilik kazanırsa; Biz, onun bu husustaki iyiliğini Csevâbmı) kat kat artırırız. Allah-ü azîmüşşân, Gafûr'dur (günâh­ları örter). Şekûr'dur (güzel amellere, güzel sevâb ve mükâfatla mukabele eder.[23]

 

24 (Yoksa   (müşrikler Muhammed  sallallahü aleyhi ve  sel­lem nübüvvet da'vâsiyle veya Kur'ân,  Allah     Teâlâ'dandır diye) Allah Teâlâ'ya karşı kizb ve iftira mı etti diyorlar? Eğer Allah Te­âlâ dilese, senin de kalbini mühürler. Allah Teâlâ, bâtılı mahv ve sözleriyle hakkı ihkâk eder. Hiç şübhesiz, O, kalblerde olan her geyi bilir.) [24]

 

25 ( Allah Teâlâ, kullarının tövbelerini kabul ve dilediğinin seyyielerini afveder, O, (hayır ve şer) onların bütün işlediklerini bilir. )

Cenâb-ı Aliyyül Murtazâ    Radiyallahü Anh ve Kerremallahü Vechehi tevbe su altı ma'nâyı müştemildir buyurmuşlardır-,

1) Geçmiş günâhlara nedamet etmek,

2) Eda edilmeyen farzları iade,

3) Kul  hakkını  sahibine  red,

4-5) Nefsine tâati ilzam ve ona tâatin güçlüğünü tattırmak,

6) Her gülmeye bedel, ağlamak.[25]

 

26 (Allah Teâlâ, îmân edip de sâlih ameller işleyenlerin du­alarına icabet eder. Ve istediklerini fazlından artırır. Kâfirler için ise, şiddetli bir azâb vardır, )[26]

 

27 (Şâyed Allah Teâlâ kullarına rızkı genişletseydi, muhak­kak yeryüzünü ifsâd ederlerdi. Fakat O, rızkı onlara ezelde takdir ve murâd ettiği kadar inzal eder. Şübhe yok ki, Allah Teâlâ, kul­larının her hâline Habîr ve Basîr'dir.

Bu âyet-i kerîmenin, Ashâb-ı Suffa hakkında nazil olduğu ri­vayet edilir. Zengin olmak istemişlerdi.[27]

 

28 (Allah Teâlâ, kulları ye'se düştükten sonra, yağmuru in­dirir ve (ovalara, dağlara, nebatlara, hayvanlara) rahmetini da­ğıtır. O, öyle Veliyy, öyle Hamid'dir.)[28]

 

29 (Göklerin, yerin ve bunların içinde yayıp ürettiği bütün canlı mahlûkların yaratılışı, O'nun (vahdâniyyeti) âyetlerindendir. Ve O, dilediği zaman onları (öldürmeye ve sonra ihya ve Kı­yamet Gününde)   toplamaya Kaadirdir.)[29]

 

30 (Nefislerinize ve mallarınıza isabet eden her musibet el­lerinizle kazandığınız ma'siyetler yüzündendir. Fakat Allah Teâlâ, onların çoğunu afveder.)

Bu hitâb mücrimlere mahsûsdur. Zira sabır ile ecire, veya ter-fi-i dereceye mazhâr edilmek gibi diğer birtakım sebeblerle müc­rim olmayanlara isabet eden musibetler de yok değildir.[30]

 

31 (Siz yeryüzünde Allah Teâlâ'yi âciz bırakacak (üzerinize kaza olunan musibetlerden asla kurtulacak) değilsiniz. Ve sizi Al­lah Teâlâ'dan gayri (bu musibetlerden) kurtaracak ne Veliyy ve ne yardımcınız yoktur. )[31]

 

32  (Denizde seyreden dağlar gibi, gemiler de yine Allah Te-âlâ'nın âyetlerindendir. )[32]

 

33 (Şâyed Allah Teâlâ dilese, rüzgârı teskin eder.  Gemiler derya yüzünde seyretmekten durakalırlardı.  Bunda,  hiç  şüphesiz, sabredenler ve şükredenler için nice âyetler vardır.)[33]

 

34 (Yâhûd   (kazandıkları şirk ve ma'siyetler yüzünden)   bi­nenleri  (gemilerini batırır)  helak ederdi. Fakat Allah Teâlâ, onla­rın   (günâhlarının)   çoğunu afveder.)[34]

 

35 (Tâ ki âyetlerimiz hakkında     (tekzîb  ederek)   mücâdele edenler, azabımızdan kaçıp kurtulacak hiçbir yer olmadığını bil­sinler.)[35]

 

36 (Size verilen şeyler dünyâ hayâtının geçici metaldir. Al­lah indindeki   (Âhiret sevabı)   ise daha hayırlı,     daha süreklidir. Fakat o kimseler için ki, Allah Teâlâ'ya îmân etmişlerdir. O'na te­vekkül  (her işlerini O'na tefviz)  ederler.)[36]

 

37 (Ve o kimseler için ki,  (şirk, nifak, riya gibi)  büyük gü­nâhlardan ve fahiş kötülüklerden  (hayâsızlıktan) kaçınırlar.. Öfkelendikleri zaman   (öfkelerini yener)   afvederler.)[37]

 

38 (Ve onlar için ki, Rablerinin    da'vetine icabet   (emir ve nehyine itâal)   ederler. Namazlarım dosdoğru kılarlar. İşleri ara­larında dâima meşveretledir. Ve rızık olarak kendilerine verdiği­miz şeylerden hayra harceylerler.)[38]

 

39 (Ve  onlar için ki,  zulüm ve te'addiye  uğradıkları vakit yardımlaşır,   (emrolundukları haddi tecâvüz etmeksizin kendileri­ne zulmedenlerden)  öçlerini alırlar. )[39]

 

40 (Kötülüğün   (zulmün)   cezası,   o kötülüğün     misli kadar ukubettir. Fakat kim afveder (barışır, hasmı ile arasını) ıslâh eylerse, ecri Allah Teâlâ'ya âiddir. Muhakkak ki Allah Teâlâ, zâlim­leri asla sevmez. )[40]

 

41 (O kimse   ki,   zulmolunduktan   sonra,   (kendisine   zulme­denden)  öcünü alırsa, ontin için itâb ve ikaaba yol yoktur.)[41]

 

42 (îtâb ve ikaaba yol, ancak o kimseler üzerinedir ki, halka zulm eder, yeryüzünde tecebbürle istihkakları olmayan şeyleri is­terler. Onlar için elim bir azâb vardır.)[42]

 

43 (Maamâfîh, kim sabreder, afveylerse, işte bu, muhakkak ki azmolunacak işlerdendir. )[43]

 

44 (Allah Teâlâ, her kimi şaşırtırsa, artık ondan sonra, ona hiçbir Veliyy yoktur. Ve göreceksin o zâlimleri, azabı gördükleri zaman:  «Acaba dünyâya geri dönmeye bir çâre, bir yol var mı­dır? diyecekler. )[44]

 

45 (Ve   (o gün)   göreceksin onları, ateşe  arzolundukları zaman,  (kendilerine lâyık olan)  zilletten boyunlarını bükerek, yan gözle ateşe nasıl bakacaklar. )

îmân etmiş olanlar da: «Gerçek hüsrana düşenler, (dünyâ­da başkalarına zulmetmeleri sebebiyle) Kıyamet Günü kendilerini de ehillerini de hüsrana uğratanlardır.» diyecekler. İyi bilin ki, zâ­limler muhakkak sürekli bir azâb içindedirler. [45]

 

46 ( O zâlimleri, («et Günü) Allah'ın azabından kurta­racak hiçbir Veliyy bulunma, Kim. Allah Teala sapıklıkta bırakır sartık onun için yol yoktur. )[46]

 

47 ( Rabbiniz celle şânuhuya   (îmân ve itaatle)   icabet edin! Allah Teâlâ'dan kaçırmaya asla imkân olmayan o gün gelmezden önce ki, o gün, sizin için, ne kaçıp iltica edeceğiniz bir melce, ne de kötü amellerinizi İnkâra mecal vardır. )[47]

 

48 ( Şâyed onlar yine  (îmân ve tâatten)  yüzçevirirlerse; Biz, seni onların üzerine murâkıb göndermedik. Sana vâcib olan, ancak teblîğ-i risalettir, gayri değil. )

Ne zaman Biz, insana (zenginlik ve sıhhat gibi) tarafımız­dan bir rahmet tattırırsak onunla sevinir.

Ve şâyed onlara ellerinin takdim ettiği şeyler (ma'siyetler) yüzünden bir musibet isabet ederse, ö vakit de (evvelce kendile­rine verilen ni'metieri unutur), onu külliyen inkâr ederler.[48]

 

49 (Göklerin ve yerin mülkü Allah Teâlâ'nmdır. Ne dilerse onu halk eder. Dilediğine kız ve dilediğine erkek evlâd verir. )[49]

 

50 (Yâhûd çift olarak hem kız, hem erkek evlâd verir. Di­lediğini de kısır bırakır. Şübhe yok ki, O'nun ilmi çok, kudretine nihayet yoktur.)[50]

 

51 (Vahyile  (rü'yâ veya kalbe ilham, edilmek suretiyle), yâ­hûd bir hicâb arkasından veyâhûd bir Resul gönderip de izniyle ona dilediğini vahyeylemesi müstesna, hiçbir suretle Allah Teâlâ'-nın bir insanla söyleşmesi kabil değildir. Şübhe yok ki, O, çok yük­sek, çok Hakîm'dir.)

îbrâhim Aleyhisselâm'a oğlunu kurban etmesi, rü'yâda emir buyurulmuş; Mûsâ Aleyhisselâmla dahi Cenâb-ı Hak hicâb arka­sından, yâni ağaçdan konuşmuş; Hz. Mûsâ, O'nu görememiştir.

Resul göndermekden murâd; Melektir.[51]

 

52 ( Ve işte,   (Yâ Muhammedi)   Biz, böyle sana da emrimiz­den bir ruh vahyettik. Halbuki (vahyolunmazdan evvel) Kitab nedir, îmân nedir bilmezdin. Fakat Biz, onu, kullarımızdan dilediği­mize hidâyet vermek için, bir nur kıldık. Her hâlde sen, bir doğru yola rehberlik ediyorsun. )

Rivayete göre; Peygamber (S.A.V.) vahiy gelmezden önce Al­lah'ın birliğine îmân eder; putlara asla tapmaz; Hacceder; Umre yapar; İbrahim Aleyhisselâm'ın şeriatına tâbi' olurmuş.[52]

 

53 (Öyle bir doğru yola ki, göklerin ve yerin Hâlik'ı ve Mâlik'i olan Allah Teâlâ'mn muhtarıdır. İyi bil ki, bütün işler ancak Allah Teâlâ'ya rücû' eder.)[53]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/111-112.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/112.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/112.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/113.114.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/114.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/115.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/116.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/117.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/117.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/118.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/118.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/118-119.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/119-120.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.

[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.

[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.

[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.

[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/120.

[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121.

[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121.

[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121.

[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121.

[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/121-122.

[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.

[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.

[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.

[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.

[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/122.

[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/123.

[47] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/123.

[48] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/123.

[49] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/123.

[50] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/124.

[51] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/124.

[52] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/124-125.

[53] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/125.