43 - ZUHRUF SÛRESİ - Index Web - 43. Sayfa
43 - ZUHRUF SÛRESİ
Mekke'de nazil olmuştur, 89 âyettir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]
1 (Hâ, Mîm. (Murâdını Allah bilir.) [2]
2 (Her şeyi (delâil ve burhan ile) apâşikâr Kitab hakkı için!)[3]
3 (Hakikat (ma'nâlarım anlryasınız diye) Biz, onu Arap diliyle bir Kuran kıldık. )[4]
4 (Şübhesiz o, ana Kitabta (Levh-i Mahfûz'da) yazılı, nez-dimizde sabittir (tağyirden mahfuzdur). Şâm, âli ve muhkemdir.)[5]
5 (Ey Mekkeliler!) Siz müsrif [haddi aşan, müşrik) bir kavimsiniz diye, şimdi sizden o zikri (Kur'ân'ı) uzaklaştırıp bir yana mı atacağız? [6]
6 (Halbuki (seni kavmine gönderdiğimiz gibi) evvelki ümmetlere de nice Peygamberler gönderdik. (Küfürleri, Peygamber göndermemize mâni' olmadı.) [7]
7 (Onlara, hiçbir Nebî gelmemiştir ki, G'mınla, istihza etmemiş olsunlar. )[8]
8 (Bu sebeble) Biz de, bunlardan kuvvetçe daha güçlü olanları helak ettik. O evvelki ümmetlerin kıssaları (Kur'ân'm nice yerlerinde) geçti. [9]
9 (Celâlim hakkı için, onlara: «Bu gökleri ve yeri kim yarattı?» diye sorsan, elbette: «Onları, hüküm ve fermanında gaalib ve her şeyi hakkıyle bilen Allah Teâlâ yarattı» derler. )
Böyle iken yine O'nu bırakıp gayre ibâdet ve cehaletlerinden diriltmeye kudretini inkâr ederler.[10]
10 (O Allah Teâlâ ki, sizin için yeryüzünü bir beşik yaptı. Ve doğru gidesiniz diye orada, size yollar açtı.)[11]
11 (Ve o Allah Teâlâ ki (ihtiyâç ve zirâatlnize) kifayet edecek kadar gökten yağmur indirir. Bununla ölü bir beldeyi ihya ederiz. Siz de. böylece (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız. )[12]
12 (Ve o Allah Teâlâ ki, her sınıf mahlûkâtı yarattı. Ve sizin için gemi ve davarlardan binek yaptı. )[13]
13, 14 ( Tâ ki onların üzerlerine oturup yerleştiğinizde (kalb-lerinizle) Rabbiniz celle şânuh'un ni'metini zikredesiniz. )
Ve: «Bunu, bize müsahhar kılan Allah Teâlâ, bütün noksanlıklardan münezzehtir. Halbuki bir veçhile biz bunu zapta muktedir değildik. Ve biz herhalde Rabbimiz celle şânuhuya rücû1 edeceğiz.» diyesiniz.
Rivayet olunduğuna göre, Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellenı efendimiz, mübarek ayağını üzengiye koydukları zaman: «Bismillah» ve bineklerine oturduklarında: «Elhamdülil-lâhi alâ külli hâl, sübhânelleziy sehhare lenâ hazâ ve mâ kün-nâ lehü mukrmiyne ve- innâ ilâ rabbinâ lemünkalibûn» derlerdi.[14]
15 (Müşrikler (Allah Teâlâ'nm göklerin ve yerin Hâlik'ı olduğunu i'tirâf ve ikrar etmelerine rağmen) O'na ba'zı kullarım işrâk ederler. Gerçekten nisan apaçık bir nankördür. )[15]
16 (Yoksa, Allah Teâlâ yarattığı mahlûklarından (buğzetti-ğiniz) kızları kendisine edindi de (makbulünüz olan) oğulları size mi ayırıp seçti? )[16]
17 ( İçlerinden biri, Rahmân'â isnâd ettikleri meselle (kız çocuğu dünyâya geldiği haberiyle) müjdelendiği vakit, kederinden yüzü simsiyah olur. )[17]
18 ( Onlar, zînet içinde yetişip de, mücâdele esnasında hüccetini izhâr edemiyen kızları mı Allah Teâlâ'ya nisbet ediyorlar? )[18]
19 ( Müşrikler Rahmân'm (ekrem ve ekmel) kulları Melekleri de dişi yaptılar. Yaratılışlarında hazır mıydılar? (ki dişi olduğunu müşâhade ettiler). Onların bu şehâdet ve iddiaları yazılacak ve (Kıyamet Günü) kendilerinden sorulacak.)[19]
21 (Yoksa Biz, onlara Kur'ân'dan önce (sözlerini tasdik eder) bir Kitab mı verdik, ki onunla ihticâc ediyorlar.)[20]
22 (Hayır! Belki onlar: «Biz, babalanma bir din ve mülat üzere buldTBlz de onların izince, o yola gitmekteyiz.» dedüer. )[21]
23 (Bunun gibi, senden önce, ne zaman bir memlekete inzâr edici bir Peygamber gönderdiysek, onların cebâbiresi: «Biz, babalarımızı bu yolda (bu dînde) bulduk. Biz de, onların izine uymuşlarız.» demişlerdir. )[22]
24 ( Peygamberleri, onlara: «Eğer ben, size babalarınızın dîninden daha doğru ve reşidini getirsem de (yine babalarınıza ittibâ eder misiniz?)» dedi. Onlar (nıahzâ inâdlarmdan) «Biz, senin ve senden evvel risâlet daVâsiyle geçenlerin getirdiğine (doğru da olsa) kâfirleriz.» dediler.)[23]
25 ( Bunun üzerine Biz de, onlardan (azabımızla) intikam aldık. Baki (Peygamberlerini) tekzîb edenlerin akıbeti nice oldu? )[24]
26 (Hani İbrahim (Aleyhisselânı) babasına ve kavminei «Ben, sizin taptıklarınızdan kat'iyyen beriyim.» demişti.)[25]
27 ( «Ancak, beni halk edene ibâdet ederim. Zîrâ O, beni hi-Ijette sabit kılacaktır.)[26]
28 ( Ve (İbrahim Aleyhisselâm) bunu (kelime-ı tevhidiI zür-riyetfnde bâkV kıldı. Tâ ki (onlardan isrâk edenler, tevhıd edenlerin davetiyle şirkten) rücû' etsinler.)[27]
29 (Fakat (rücû' etmediler). Bunlar, (yâni Resûlüllah'a mubabalarım da, tâ kendilerine hak (Kuran-ı Ke-yetlerle tevhidi) açıklayan bir Peygamber efendimiz) gelinceye kadar (ömür ve ni'motle) geçindirdim.)[28]
30 (Vaktâ ki, kendilerine hak (olan Kur'ân) geldi, (bu büyük ni'mete şükredecekleri yerde): «Bu, sihirdir. Blz, ona kafirleriz.» dediler. )[29]
31 (Vet «Ne olurdu, bu Kur'ân, iki memleketin birinden büyük bir adama indirilseydi?» dediler. )
Bu iki memleket: Mekke ile Tâif'ti. Kasdettikleri de: Mekke'den Velîd bin Muğîyre ve Tâif ten Urve bin Mes'ûdüssakafî idi.
Kur'ân-ı Kerîm'in güzelliğini hissediyorlar, fakat onu Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem efendimize yakıştıranuyorlardı. Büyüklüğü servet ve mevki' ile ölçüyorlardı.[30]
32 (Rabbin celle şânuhun rahmetini (nübüvvet ve risâleti) onlar mı taksim ediyorlar? (Yâhûd rahmet hazînesinin anahtarları onların elinde midir ki, dilediklerine nübüvvet veriyorlar? Her şey, Bizim elimizdedir, Eyâletimize kullarımızdan dilediğimizi seçeriz.)
Dünyâ hayatındaki maişetlerini aralarında Biz taksim ettik ve bir kısmı, bir kısmına hizmet etsin diye, ba'zıîarının derecelerini ba'zilarımr üstüne çıkardık. (Tâ ki âlem nizam bulsun.) Rab-binin rahmeti, onların topvaeldiklerinden daha hayırlıdır. [31]
33, 34 (Şâyed bütün nisanların bir tek ümmet olması gibi bir mahzur olmasaydı (halk kâfirleri refah içinde görüp de küfre rağbet etmemiş olsalardı) Biz, o Rahmân'a küfredenlerin herhalde evlerinin tavanlarım, üzerinden çıkacakları merdivenleri, odalarının kapılarını, üstlerinde oturup uyudukları sedirleri hep gümüşten yapardık. )[32]
35 ( Onları altına, zînete boğardık. (Fakat) bunların hepsi dünyâ hayâtının geçici motamdan başka bir şey değildir. Âhiret (Cennet ni'metleri) ise, Rabbin celle şânuh indinde, (şirk ve ma-siyetlerden) sakınanlar içindir.)[33]
36 ( Kim (havasına tebâiyetle) Rahmân'm zikrinden yüz çevirir (ıkaabmdan korkmaz, sevabını rica etmez) se, Biz, ona Şeytan'ı musallat kılarız. O, artık onun ayrılmaz bir arkadaşıdır. (Yâhûd Cehennem'de ikisi bir zincire vurulur.) [34]
37 ( Herhalde Şeytanlar, onları doğru yoldan çıkarırlar. Halbuki onlar, kendilerini hidâyetteyiz sanırlar.)[35]
38 (Nihayet (Kıyamet Günü o, arkadaşiyle birlikte) bize geldiği vakit (arkadaşı, Şeytan'a): «Ne olurdu, ikimizin arası, gün doğusu ile batısı kadar uzak olsaydı. Sen, bana ne kötü arkadaşmışsın.» der.)[36]
39 (Bugün temenni, nedamet ve i'tizânnız size asla fayda vermez. Zîrâ kendinize zulmetmiştiniz. Binâenaleyh, Şeytanınızla müştereksiniz. (Nasıl ki azabınızın sebebinde iştirak hâlindeydiniz, denilir.)
40 (Yâ Muhammed) Sen kalbi sağır olanlara hakkı işittirmeye veya haktan kör olanları hidâyete, yâlıûd apaçık bir dalâl İçinde bulunanları irşada kaadir misin? [37]
41 (Şâyed (kâfirlere azabımızı göstermeden önce) seni nez-dünize götürecek olsak da (dünyâda veya Âhirette) onlardan elbette intikam alacağız. )[38]
42 (Yâhûd onlara va'dettiğimiz azabı sana (hayâtında) göstermek istersek, şübhe yok ki; Biz, onları helake kaadiriz. (Bizi, ondan meneden olmaz.) [39]
43 (İmdi (âyat ve şerâyiden) sana vahyolunanı temessük eyle, tut! Muhakkak ki sen, doğru bir yol üzerindesin.)[40]
44 ( Muhakkak ki o (Kur'ân) senin için de, kavmin için dş bir şereftir. Hepiniz (o şerefin şükründen veya onun hakkını edadan Kıyamette) sorulacaksınız. )[41]
45 (Yâ Muhammedi) senden önce gönderdiğimiz Peygamberlerden (ümmetlerinden ve ulemâsından) sor. Biz Rahmân'dan başka ibâdet olunacak ilâhlar yapmış mıyız? (Ümmetini Allah Te-âlâ'dan gayriye da'vet eden bir Peygamber gelmiş mi? Tedkik et, bak!).
Bu istişhâddan murâd; bütün Peygamberlerin tevhldde icmâ, ve ittifak ettiklerini beyândır.[42]
46 (Celâlim hakkı için, Biz Musa'yı âyetlerimizle Fir'avn'a ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik. Onlarai «Ben, Rabbü'ale-mîn'in Resulüyüm.» dedi. )[43]
47 (Vaktâ ki onlara mucizelerimizle vardı, (hakikat ve encamını teemmül etmeksizin) hemen ona gülüştüler.)[44]
48 (Onlara gösterdiğimiz mu'cizelerden her biri, mutlak diğerinden tjüyüktü. (Fakat hiçbirini tasdik etmediler. Bu sebeble) Biz de, onları olur ki küfürden rücû' ederler diye, azâbla muâhaze ettik.)[45]
49 (Dediler ki: «Ey sâhir! Sence da'vetine icabete ahdi olan Rabbine dua et (de üzerimizden bu azabı defetsin). Şâyed (bizi bundan kurtarırsan) biz de seni tasdik ve Rabbini tevhîd ederiz.» ) Zamanlarında sihirbazlık büyük bir ilimdi. Bu i'tibârla Musa Aleyhisselâm'a ta'zîmen sanır diyorlardı. Bu kelimeyi «Hazık, âlim, kâmil» yerinde kullanıyorlardı.[46]
50 (Vaktâ ki (Musa'nın duâsiyle) onlardan azabı kaldırdık. Hemen, ahidlerini bozdular. )[47]
51 (Fir'avn (üzerlerinden azâb kalkınca, îmâna gelmelerinden korkarak) kavmi içinde nida etti: «Ey kavmim! dedi, Mısır mülkü benim değil mi? Bu nehirler, saraylarımın altından akmıyor mu? (Devlet ve haşmetimi Musa'ya olan üstünlüğümü) görmüyor musunuz?» )[48]
52 (Yoksa ben, ondan daha hayırlı değil iniyim? Ki o hakir» sözünü bile vuzuhla söylemekten âcizdir. )
Bilindiği gibi Mûsâ Aleyhisselam, dilinde rekâket bulunduğu sâdık olmuş olsaydı Rabbi tarafından)
O tarihte riyasete seçilen kimsenin, kollarına altın boynuna altın gerdanlıklar takılırdı.[49]
54 (Bu suretle (Fir'avn) kavmini istihfaf etti. Onlar da (ahidlerini bozarak) ona itaat eylediler. Gerçekten fâsik bir kavimdiler.)[50]
55 ( Nililyet vaktâ ki (inad ve isyanda ısrarlariyle) bizi ga-zablandırdılajr Biz de kendilerinden intikam aldık. Cümlesini gark ettik. )[51]
56 ( Böylece, bunları sonraki ümmetlere bir ibret, bir misâl kıldık. )[52]
57 (Vaktâ ki Meryem'in oğlu bir misâl olarak ortaya atıldı, hemen kavmin (bu misâlden} ferahlanıp çağırıştılar.)
«Şübhesiz ki, siz ve Allah'dan gayri ma'bûd edindikleriniz Ce-hennem'in yakıtısınız.» (Enbiyâ Sûresi; âyet: 98) buyurulduğu zaman, 'müşrikler hiddetlenmişler, Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimize:
«îsâ'yı Peygamber olarak tanıyor ve anasını hayırla yâdedi-yorsun. Halbuki Hıristiyanlar onlara tapıyor. Bu hâle göre îsâ da bir ma'bûd olmuş olur. Üzeyr de, Melekler de ma'bûddurlar. Eğer, bütün bunlar Cehennem'de ise, biz de, ma'bûdlarımızla birlikte olmaya razıyız.» demişler ve gülüşmüşlerdi. Bununla Resûlüllah sallallahü aleyhi ve selisinin mülzem olduğunu zannetmişlerdi. Âyet-i celüe, bunun üzerine nazil oldu.[53]
58 (Dediler ki: «Acaba, bizim ilâhlarımız mı (Melekler mi) hayırlıdır, yoksa O mu (îsâ mı?)
Müşrikler, Meleklere (hâşâ) Allah'ın kızları diyorlar ve onları ma'bûd ittihâz edip namlarına putlar dikerek ibâdet ediyorlardı. Hıristiyanların îsâ'ya ilâh dedikleri bahse konu olunca, sevinmişler, bir velvele ile : «Bizim ilâh edinip ibâdet ettiğimiz Melekler, Meryem'in oğlundan daha hayırlı değil mi? O ilâh oluyor da, bizimki neye olmasın?» demişlerdi.
Onların bu misâli sana getirmeleri ancak cedel ve husûmet içindir (yoksa hakkı bâtıldan temyiz etmek için değil). Doğrusu, onlar çok düşman (ve düşmanlıklarında inâdçı) bir kavimdirler. [54]
59 (Meryem'in oğlu îsâ, ancak kendisine (nübüvvet ve risâlet) in'âm ettiğimiz ve îsrâîloğullarma (ibret verici) bîr misâl kıldığımız bir kulumuzdur. )[55]
60 (Şâyed dileseydik, sizlerden de Melekler getirirdik, ki yeryüzünde size halef olurlardı. )[56]
61 (Ve muhakkak ki o, (îsâ Aleyhisselâm) saatin (Kıyâ-met'in) alâmetidir. ) Saatin geleceğini, ölülerin dirilip kıyam edeceğini bildiren bir delü ve alâmettir. Zira îsâ, gerek zuhuru, gerek ölüleri ihya ımı'-cizesi ve gerek ölülerin kıyamını haber vermesi i'tibâriyle, Kıyamet'in vâki' olacağına bir deîîl olduğu gibi hadîsle vârid olduğuna göre, zuhuru eşrât-ı saattendir.
İmdi, sakın saatte şekk etmeyin de Bana (hidâyetime, şerî-atime) ittibâ edin! Yegâne doğru yol budur. (Onu tutan kat'iyyen dalâlete düşmez.[57]
62 (Sakın, Şeytan sizi (doğru yoldan) menetmesin. Zîrâ o, size apaçık bir düşmandır. )[58]
63 (Vaktâ ki îsâ, o apaçık delillerle (mu'cizeler, veya İncîl âyetleri, yâhûd şeriatla) gelince: «Ben, size hikmetle, (nübüvvet ve Kitabla) bir de (dîn emrinde) ihtilâf edip durduğunuz şeylerin ba'zısmı beyân edeyim, diye geldim. İmdi, Allah Teâlâ'dan korkun ve bana itaat edin.» dedi. )[59]
64 (Şübhe yok ki, Allah Teâlâ, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O hâlde, hepiniz O'na ibâdet edin! İşte, yegâne doğru yol budur.)[60]
65 ( Fakat sonra (o hizibler) aralarında ihtilâfa düştüler. Elîm bir günün (Kıyamet Gününün) azabından veyl o zâlimlere! )[61]
66 ( Onlar farkında olmaksızın, ansızın başlarına Kıyametin gelmesini beklemekten başka bir şey yapmıyorlar. )[62]
67 ( O gün, müttekîlerden başka, dostlar (dostlukları azâb sebebi olduğu için) birbirlerine düşmandırlar. )[63]
68, 69 (Ey (âyetlerimize îmân edip emrimize muti ve münkâd olan) kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur. (Dünyâda işlediğiniz günâhlarınız mağfurdur). Mahzun da olmayacaksınız. )
Ö kullarını ki âyetlerimize îmân etmiş; Müslüman olmuşlardı.[64]
70 (îmdi siz de, (mü'min) zevceleriniz de, sürûrla (veya pek ziyâde ağırlanmak üzere) Cennet'e girin! )[65]
71 (Onlar (içinde türlü türlü yiyecek ve içecek bulunan) altından tabaklar ve testilerle tavaf olunacak. Canın istediği, gözün hoşlandığı ne varsa orada bulunacak. Ve siz içinde ebedî kalacaksınız. )[66]
72 ( Bu Cennet, size dünyadaki iyi amelleriniz sebebiyle mîrâs kılınmıştır. )[67]
73 (Sizin için orada, dilediğiniz anda yiyeceğiniz, birçok meyvalar vardır. )[68]
74 (Şübhe yok ki kâfirler, Cehennem azabında dâimlerdir. )[69]
75 (Onlardan bu azâb bir an hafifletilmez. Ve onlar, orada necattan ümîdsizdirler. )[70]
76 (Biz, onlara (günahsız, azâbla) zulmetmedik. Fakat onlar (şirk ve ma'siy etlerle) nefislerine zulmettiler.)[71]
77 ( Ve (kurtuluş ümidleri kalmayınca) şöyle nida edecekler: «Ey Mâlik! Rabbin (celle şânuhuye niyaz et de) bize ölümle hükmetsin.» O da onlara: «Siz burada (azâbta) dâimlersiniz.» diye cevâb verecek.)
Mâlik: Cehennem muhafızının ismidir.[72]
78 (Onlara): Celâlim hakkı için; biz, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz hakkı çirkin görenlerdiniz.» (denilecek.) [73]
79 (Müşrikler, işlerini muhkem mi tutmuşlar? Biz de, elbette işlerimizi muhkem tutanlarız. (Hilelerini ibtâl ederiz.) [74]
80 (Yoksa Biz, onların kaiblerinde gizlediklerini ve fısıltılarını işitmeyiz mi sanıyorlar? Hayır! Hepsini işitiriz. Yanlarında Resullerimiz (gizli, açık yaptıklarını tesbite me'mûr ettiğimiz Ha-faza Meleklerimiz) de var, yazıyorlar.)[75]
81 (De ki: (Zu'mettiğiniz gibi bilfarz) Rahmân'ın bir evlâdı olsa, O'na ibâdet edenlerin ilki ben olurdum.)[76]
82 (Göklerin, yerin ve arşın Rabbi olan Allah Teâlâ, müşriklerin vasıflarından tamâmiyle münezzehtir.)[77]
83 (Artık onları va'dolundukları Kıyamet Gününe kavuşuncaya kadar bırak da bâtıl işlere dalsınlar, (dûnyâlariyle) [78]
84 (Gökte de ilâh, yerde de ilâh O'dur. Ve O, emrinde Hakîm, ve Alîm'dir. )[79]
85 (Ve ne yücedir O ki, göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkü O'nundur. Kıyametin ilmi, O'nun nezdindedir. Ve hepiniz O'na rücû' edeceksiniz. )[80]
86 (Allah Teâlâ'yı bırakıp da (O'ndan başkasına ibâdet edenlerin) ibâdet ettikleri şeyler, şefaate kaadir olmazlar. Ancak bilerek Hakk'a şehâdet eden kimseler müstesna. )[81]
87 (Celâlim hakkı için, kendilerini kim yarattığını onlara sorsan: Elbette «Allah Teâlâ'dır» derler. O hâlde, (O'nun ibâdetinden gayrin ibâdetine) nasıl çevriliyorlar? )[82]
88 (O'nun (Aleyhissalâtü vesselam Efendimizin) Yâ Rabl demesi hakkı için, onlar muhakkak ki, îmâna gelmez bir kavimdir. )[83]
89 (Artık, onlardan yüz çevir de: «Selâm» de! Yakında (âkıbetlerini) büeceklerdir.)
Bu emir, cihâd farz olmazdan önce idi.[84]
[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/126.
[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/126.
[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/126.
[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/127.
[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/127.
[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/127.
[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/127.
[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/127.
[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/127.
[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/127.
[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/127.
[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/128.
[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/128.
[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/128.
[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/128.
[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/128.
[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/129.
[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/129.
[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/129.
[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/129.
[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/129.
[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/129.
[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/130.
[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/130.
[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/130.
[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/130.
[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/130.
[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/131.
[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/131.
[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/131.
[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/132.
[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/132.
[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/132.
[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/133.
[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/133.
[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/133.
[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/133.
[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/133.
[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/134.
[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/134.
[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/134.
[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/134.
[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/134.
[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/134.
[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/135.
[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/135.
[47] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/135.
[48] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/135.
[49] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/135.
[50] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/135.
[51] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/136.
[52] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/136.
[53] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/136.
[54] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/136.
[55] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/137.
[56] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/137.
[57] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/137-138.
[58] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/138.
[59] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/138.
[60] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/138.
[61] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/138.
[62] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/138.
[63] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/138.
[64] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/138.
[65] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/139.
[66] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/139.
[67] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/139.
[68] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/139.
[69] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[70] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[71] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[72] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[73] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[74] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[75] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[76] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[77] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[78] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/140.
[79] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/141.
[80] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/141.
[81] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/141.
[82] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/141.
[83] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/141.
[84] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/141.
İslami Okul Okulların En Önemlisi