Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

44 - DUHÂN SÛRESİ - Index Web - 44. Sayfa

44 - DUHÂN SÛRESİ

 

Mekke'de nazil olmuştur, 59 âyettir

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adiyle[1]

 

1 (Hâ Mîm.   (Murâdını Allah bilir.) [2]

 

2, 3 (Ve Kitâb-ı Mübîn hakkı için; Biz, onu mübarek bir ge­cede inzal ettik, ki elbette onunla  (kâfirleri)  inzâr ederiz.)

Çoğu müfessirlere göre, bu mübarek gece, Kadir ve ba'zılan-na göre ise, Şaban'm onbeşinci Berâet Gecesi'dir. O gece, Kur'ân-ı Kerîm küll hâlinde Leyh-i Mahfûz'dan dünyâ semâsına, sonra ora­dan parça parça Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Efen­dimize inzal edilmiştir. Bu gecenin mübarek oluşu da buna binâendir.' Zira: Kur'ân'm nüzulü dini ve dünyevî birçok faydalara sebebtir. Yâhûd bu mübâreklik, o gece Meleklerin inmesinden, ilâ­hi rahmetin feyezanından, duaların kabul olunmasından, ni'met-lerin taksim ve kazaların fasl ve tefrik olunmasmdandır.[3]

 

4,5,6 ( O gece, her hikmetli iş (gelecek senenin, o gecesine değin; hayır, şer, rızık, ecel ve sair bütün işler), nezdimizden sâ­dır olan bir emirle, ayrılır. Rabbin celle şânuhuden (mü'minlere) bir rahmet olmak üzere, Peygamberler göndeririz. Hakîkaten O, Öyle işitici, öyle Alîm'dir. )

O geceden, gelecek senenin Kadir Gecesine kadar meydana gelecek hayır ve şer bütün vukuat Levh-i Mahfûz'dan istinsah edi­lerek Müvekkel Meleklere teslim edilir. Rivayete göre; erzak nüs­hası Mîkâîl', harb, zelzele, Ay ve Güneş tutulması ile yıldıranlar nüshası Cebrail'e, musibetler nüshası Azrail'e, ameller nüshası da birinci semânın sahibi İsrafil'e verilir.[4]

 

7  (Şâyed yakın  sahibi  iseniz,   O, göklerin,  yerin ve  arala­rındaki her şeyin Rabbidir. )[5]

 

8 (Ondan gayri ma'bûd bilhak yoktur. O, diriltir; O, öldürür. Sizin de, geçmiş babalarınızın da Rabbi (hâhk ve râzıkı)  O'dur, )[6]

 

9 ( Fakat kâfirler   (bunu yakînen     bilmedikleri için)   şekk içindedirler. İstihza ederler. )[7]

 

10 ( O hâlde, semânın apaçık bir duman getireceği güne muntazır ol! )[8]

 

11, 12 (O duman insanları ihâtâ edecek. «Bu elim bir azâb. Yâ Rab! Bu azabı bizden aç, kaldır. îmân edeceğiz.» diyecekler. )

Dumandan murâd; şiddetli kuraklık, açlık ve kıtlık seneleri­dir. Çok aç olan kimseye, gözlerinin za'fmdan semâ dumanlı gibi görünür. Kuraklık ve kıtlık senelerinde de, havanın fenalığından, keza semâ dumanlıdır.

Araplar gaalib olan şerre de duhân = duman derler. Bu ta' biri biz de kullanırız. Dumanlı nava deriz.

Ibn-i Mes'ûd Hazretlerinden rivayet edildiğine göre: Resûl-ü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz, Kureyş'in kendisine karşı isyanda pek ileri gittiklerini görünce: «Yâ Rab! Yûsuf'un ye­di yılı gibi, onlara da yedi yıl kıttlr vermek suretiyle bana yar­dım et.» diye. duâ etmişti. Bunun üzerine, onları bir kıtlıktır ya­kaladı. Birçokları açlıktan öldü. Ölü etleri ve kemikleri yediler. Yerle gök arasını dumanlı gibi görüyorlardı. O kadar ki, kendile­rine söz söyleyenlerin seslerini işitir, fakat kendilerini göremez ol­muşlardı.

Bir tefsire göre de: Bu duman, Kıyamet Gününden evvel zu­hur edecek eşrât-ı saattendir. Yâni Kıyamet alâmetlerindendir. Bütün yeryüzünü kaplıyacak ve kırk gün, kırk gece devam ede­cek. Kâfirlerin ağızlarından, burunlarından girecek, sarhoş ola­caklar. Mü'minlerde bir nev'i zükâm hâsıl olacak. Yeryüzü, baca­sız bir fırın gibi kızacak.[9]

 

13, 14 ( Onlar için, düşünüp ibret almak nerede? Kendileri­ne açık âyetler ve mu'cizelerle bir Peygamber geldiği hâlde, (yine inanmadılar da) ondan yüz çevirip: «(Kâh) bir öğretilmiş (ve kâh) bir mecnûndur.» dediler. )[10]

 

15 ( Biz, sizden- o azabı kısa bir zaman için kaldıracağız. (Fa­kat) siz yine (küfür ve şirkinize) avdet edeceksiniz.)

Hıtâb; Mekke müşrikler inedir. Kısa zardan için azabın kaldı­rılmasından murâd ömürlerinin sonu yâhûd Bedir harbidir. Pey­gamber (S.A.V.)'in duası ile Kureyş'den kıtlık giderilmiş, fakat akabinde yine küfürlerine döndükleri için Bedir harbinde Allah'ın intikamına uğramışlardır. Dumandan, Kıyamet alâmeti kasdedüir-se; ma'nâ şöyle olur: Duman, düştüğünde kâfirler duâ ile meşgul olurlar. Fakat kırk gün sonra, o duman kalkarak yine küfre dö­nerler.[11]

 

16 ( Fakat büyük bir şiddet ve savletle kendilerini sıkıvere-ceğimiz gün (Kıyamet veya Bedir günü), her hâlde, onlardan inti­kam  alacağız. )[12]

 

17 ( Celâlim hakkı için, Biz bunlardan önce Fir'avn kavmini de  (cezalarını imhâl ve rızıklarmı genişletmek suretiyle)   imtihan ettik. Onlara da kerîm bir Peygamber gelmişti. )[13]

 

18 ( Onlara  demişti  ki:   «Allah  Teâla'nın  kullarını   (îsrâîloğullarım) bana verin! Ben, size  (gönderilmiş)  emin bir Peygambe­rim.)[14]

 

19 (Ve  Allah  Teâlâ'ya  karşı  tekebbür  etmeyin!  Zîrâ  ben, size  (da'vâmın doğruluğuna delâlet eden)  apaçık bir burhanla ge­liyorum.)[15]

 

20  (Ve ben, beni recminizden  (yâhûd dövmenizden ve ha­karetle ezanızdan)  benim de, sizin de Rabbimize üticâ ve tevekkül ettim.)[16]

 

21 (Şâyed, bana îmân etmezseniz, çekilin başımdan hâlime bırakın).[17]

 

22 (Vaktâ ki îmân   etmediler),  nihayet   (Mûsâ   Aleyhisse-lâm)   Rabbine niyaz etti.  «Bunlar günahkâr     (küfürlerinde ısrar eden)  bir kavim dedi.)[18]

 

23 (Allah Teâlâ, duasını kabul etti ve buyurdu ki): «O hâl­de kullarımı  (İsrâîloğullarım)  geceleyin yürüt  (Mısır'dan çık git.) Zîrâ (Fir'avn ve askerleri tarafından, şehirden çıktığınız haber alı­nır alınmaz)  ta'kib olunacaksınız.)[19]

 

24 (Ve denizi (kavminle geçtikten sonra, asanla vurup, ka­pama) durgun ve açık bırak. Zîrâ Fir'avn ve askerleri boğulacak bir ordudur.)[20]

 

25, 26, 27 (Fir'avn ve askerleri boğulduktan sonra neler terk etmediler?) Nice bahçeleri, pınarları, ekinleri, süslü mahfelleri, güzel konakları, içinde zevk ve safa ile geçirdikleri nice nice ni'metleri bırakıp gittiler.)[21]

 

28 (İşte böyle oldu. Ve bütün bunları başka bir kavme mi­ras kıldık. )[22]

 

29 (Gök ve yer onların helakine ağlamadı. Ve ne de im-hâl olundular.)

Rivayet edildiğine göre: Her mü'min kul için semâda iki kapı vardır. Birinden rızkı iner, diğerinden ameli yükselip çıkar. Yer­yüzü de onun rükû' ve sücûdu ile mahzûz olur. Öldüğü zaman ise, gök ve yer ondan mahrum kaldıkları için ağlarlar.

Diğer bir kavle göre: Melekler ve mü'ıninler ağlamamışlar, belki .mesrur olmuşlardır.[23]

 

30, 31 (Celâlim hakkı için; Biz, İsrâîloğullarım o zelil kılıcı azâbtan,  Fir'avn'dan     kurtardık.  Zîrâ  o, mütekebbîr,  çok  serkeş, serde haddi aşanlardandı.)[24]

 

32 (Ve sânım hakkı için, biz İsrâîloğullarım,   (hâllerini)  bi­lerek, âlemine karşı ihtiyar eylemiştik.)[25]

 

33 (Ve onlara  (denizi yarmak, bulutla gölge etmek, kudret helvası ve bıldırcın yağdırmak gibi)  öyle âyetler vermiştik ki, on­da açık bir ni'metle imtihan vardı. )[26]

 

34, 35, 36 (Fakat bunlar (Mekke müşrikleri): «Ölümümüz, ancak (dünyâdaki) bu ilk ölümden ibarettir. Bundan sonra, bize yeniden dirilmek, ba's ve neşr yoktur. Şâyed da'vânızda gerçek-seniz, ölen babalarımızı diriltin, getirin.»  derler. )[27]

 

37 (Kuvvet ve satvette) bunlar mı hayırlı, yoksa Tübbâ' kavmi mi? Veya (Âd ve Senıûd gibi) onlardan evvelkiler mı? Biz, onları helak ettik. Zîrâ  (ba'si inkâr eden)  günahkârlardı. )

Hımyer hükümdarı Tübbâ, unvanını taşırlardı. Kelbî'ye göre, bu Tübbâ' Ebû Kerb adlı bir hükümdardı.

Aleyhissaîâtü vesselam Efendimizden şöyle nakledilmiştir: «Tübbâ'a sebbetmeyin. Zîrâ o, îmân etmişti. Bilmem ki Nebî miydi, değil miydi?» buyurmuşlardır.

Hazret-i Âişe Radiyallahü Anhâ: «Tübbâ', bir recül-i sâlihti» demiştir. Kâ'b da: «Allah Teâlâ, onun kavmini zemmetti. Kendisi­ni zemmetmedi Zîrâ, Tevrat'a inanmış bir muvahhiddi.» der.[28]

 

38 ( Gökleri, yeri ve aralarmdakileri abes olarak boşu boşu­na yaratmadık. )[29]

 

39 (İkisini de ancak sebebi hakla halk ettik  (ki îmân, tâat veya ba's. ve cezaya delil olsun.)  Fakat çoğu, onu bilmezler.)[30]

 

40 ( O fasıl  günü (hakkın,  bâtıldan;  haklının, haksızdan ayırdediîeceği,  yâhûd  kişinin     akraba  ve  dostlarından  ayrılacağı Kıyamet Günü)   onların  hepsinin  mikaatıdır.   (Bir araya toplana­cakları va'd ve ta'yîn edilmiş vakitleridir.)  [31]

 

41, 42 (O gün; dost, dostundan (veya hısım, hısımından) hiçbir fayda görmez, (dostunun azabından bir şey defetmez) ve bir taraftan yardım da olunamazlar. Meğer ki, Allah Teâlâ'nın rahmet ettiği mü'minlerden olsun. (Bunlar, yekdiğerine şefaat ede­bilirler.) Zîrâ Allah Teâlâ, Azîz'dir. (Ta'zibini irâde ettiğine nusret olunmaz.) Rahım'dir (rahmet irâde ettiği kimseden rahmeti men'-olunmaz.)  [32]

 

43, 44 ( Muhakkak ki o zakkum ağacı, çok günâh yüklenen­lerin yemeğidir. )[33]

 

45, 46  (Erimiş bakır gibidir, kaynar su gibi karınlarda kay­nar. )[34]

 

47 48 (Zebanilere şöyle denilir: «Tutun da onu sürüyerek Cehennem'in ortasına atml Sonra da başının üstüne kaynar su azabından dökün!» )[35]

 

49  (Zebaniler de derler): «Tat bu azabı! Zîrâ sen (zu'munca kavminin)  aziz ve kerîmi idin.)[36]

 

50  (İşte  bu,   (dünyâda  iken)   şekkettiğiniz  azâbtır.» )[37]

 

51 (Şirk  ve  ma'siyetlerden  sakmanlarsa,     muhakkak   (Âhirette âfet ve intikâlden)  emin bir makamdadırlar.)[38]

 

52  (Cennetler'de, pınar başlarmdadır. )[39]

 

53  (İnce  ve kaim  ipekler giyerler. Karşı karşıya  otururlar (sohbet ederler.)  [40]

 

54  (Bu, böyle olacak. Ve onları bembeyaz, iri gözlü huriler­le evlendireceğiz.)[41]

 

55  (Orada, zarar ve ınkıtâmdan emîn olarak, her arzu ettik­leri meyvanın ihzarını ister   (getirirler.)  [42]

 

56  (Orada, ilk Ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve Allah Te-âlâ, onları Cehennem azabından korur.)[43]

 

57  ( Bütün bunlar, Rabbin celle şânuhun bir fazlıdır. îşte, en büyük fevz  (necat)  budur.)[44]

 

58  (Biz, sana Kur'ân'ı iyi anlayıp nasihat kabul etsinler di­ye, ancak senin dilinle inzal ederek kolaylaştırdık.)[45]

 

59 (Artık  (nasihat kabul etmezlerse, onlara gelecek azaba) muntazır ol! Zira onlar da   (senin felâketine)   muntazırdırlar. )

Aleyhissalâtü vesselam Efendimiz: «Kim geceleyin Duhân Sû­resini okursa, sabaha kadar yetmiş bin Melek onun için istiğfar eder. Ve kim Cum'a gecesi Duhân Sûresini okursa bütün günâh­ları mağfur olduğu hâlde sabaha erişir.» buyurmuşlardır.[46]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/142.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/142.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/142-143.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/143.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/143.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/143.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/143.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/143.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/143-144.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/144.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/144-145.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/145.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/145.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/145.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/145.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/145.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/145.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/146.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/146.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/146.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/146.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/146.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/146.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/147.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/147.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/147.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/147.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/147.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/147.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/148.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/148.

[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/148.

[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/148.

[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/148.

[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/148.

[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/149.

[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/149.

[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/149.

[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/149.

[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/149.

[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/149.

[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/149.

[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/149.

[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/150.

[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/150.

[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/150.