47 MUHAMMET Sallallahü Aleyhi Ve Selam SÛRESİ - Index Web - 47. Sayfa
47 MUHAMMET Sallallahü Aleyhi Ve Selam SÛRESİ
Medine'de nazil olmuştur. 38 âyettir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]
1 (Onlar ki, kâfir oldular ve Allah yolundan yüz çevirdiler)
(İslâm'a ve îslâm yoluna girmekten imtina ettiler, yâhûd Ebû Cehil, Nadr, Utbe gibi halkı Allah yolundan alıkoydular), Allah Te-âlâ, onların (fakirlere yemek yedirmek, sılâ-i rahmetmek, esirleri âzâdeylemek, Mescid-i Harâm'm i'mârına çalışmak gibi) bütün (iyi) amellerini ibtâl etmiştir. )
Medeni olan bu sûre-i celîlenin yalnız 13 üncü âyetinin hicret esnasında mağarada nazil olduğu rivayet edilmiştir.
Katâde'ye göre, Aleyhissalâtü vesselam Efendimiz, mağaraya giderken, doğduğu şehre bakmış: «Sen, Allah'ın beldelerinin en sevgilisisin. Ahâlîn beni çıkarmasalardi; ben, senden çıkmazdım.» buyurmuşlar ve bunun üzerine, bu âyet-i celüe nazil olmuştur.
Sûre-i cellleye «Kıtal Sûresi» de denilir.[2]
2 (Ve onlar ki, îmân edip de sâîih ameller işlediler, Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem) e tenzil olunan Kur'ân'ı ki RableYinden gelen bir haktır tasdîk ettiler. Alîah Teâfâ (îmân ve sâlih amelleri sebebiyle) onların günâhlarım setr ve (dünyâda tevfîkiyle) hâllerini ıslâh eylemiştir.)[3]
3 (Bu (dalâl ve salâh), şu sebepledir kh-Kâfirler bâtıla (Şeytan'a ve nefislerine), mü'minler ise, Rablerinden inen Kur'ân'a it-tibâ etmişlerdir. İşte Allah Teâlâ, insanlara mesellerini böyle darbeder (hâllerini bildirir.) [4]
4 (Ne zaman muharebede küffârla karşılaşırsanız, boyunlarını vurun.)
Nihayet onlara, ziyadesiyle kanlarını döküp, galebe ettiniz mi, bağı sıkı tutun (kalanlarını esir alarak kaçmamalarını ve zarar vermemelerini te'mîn etmek için iyice bağlayın.
Ondan sonra, harb nihayet bulup da, muhâribler silâhlarını bırakınca esirleri, ya bilâ ivaz âzâdederek imtinân edin, yâhûd bir fidye alarak (mukabilinde mal veya esirleri mübadele etmek suretiyle) serbest bırakın. (Bu husûsda, muhayyersiniz. Bu iki şıktan, dilediğinizi ihtiyar edebilirsiniz.
İşte emir budur. Şâyed Allah Teâlâ dileseydi, elbette onlardan cenksiz de intikam alırdı. Fakat (O, cihâdı emir buyurdu), tâ ki sizi yekdiğerinizle imtihan etsin. (Mü'minler cihâdla büyük bir ecre nâü olsunlar, kâfirlerin de bir kısmı mü'minlerin eliyle azâb görsün, bir kısmı da küfürlerinden rûcû' ederek îmân eylesinler): Cihâdda Allah yolunda öldürülen Cmü'min) lerin, AHah Teâlâ asla amellerini zayi' etmez.[5]
5, 6 (Allah Teâlâ, onları s6vâba hidâyet, hayâtlarında hâllerini ıslâh ve (dünyâda tanıttığı) Cennetine idhâl eder. )[6]
7 (Ey îmân edenleri Şâyed siz, Allah Teâlâ'ya (dînine ve Be;-j sülüne) yardım ederseniz, O da (düşmanlarınıza karşı) size yadım eder. Ve (îslâm haklarını müdâfaa ve küffârla cihâdda) ayaki larınızı sabit kılar.)[7]
8 (Küfredenlerin ise, Allah Teâlâ belâlarını versin! Allafy onların bütün amellerini ibtâl eyler.) [8]
9 (Şu sebeble ki: Allah Teâlâ'nın inzal ettiği Kur'ân'dan hoşp lanmadüar. O da, amellerini bâtıl kıldı.) [9]
10 (Acaba onlar, yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin nasıl bir akıbete uğradıklarını görmediler mi? Allah Teâlâ, onların kökünü kazıdı. Kâfirlere de, bu akıbetin, bu helakin benzeri vardır.)[10]
11 (Bunun sebebi şudur ki: Allah Teâlâ, mü'minlerin (düşna karşı) velîsi, yardımcısıdır. Kâfirlerin ise, asla velîsi, inanlarına yardımcısı yoktur)[11]
12 (Şübhe yok ki, Allah Teâlâ îmân edip de sâlih ameller iş-liyenleri, altlarından ırmaklar akan Cennetler'e koyar. )
Küfredenler ise, ki onlar (dünyâ metâı ile) faydalanırlar
(zevk ve şehvetlerinin esiridirler) ve hayvanlar gibi (akıbetlerinden gaflet ve ihtirasla) yerler. Onların yeri de ateştir. [12]
13 (Nice memleketler ahâlisini ki her biri memleketinden çıkaranlardan daha kuvvetliydi hepsini (çeşid çeşid azâbia) helak ettik. Onları (azabımızdan meneden) hiçbir yardımcıları da bulunmadı. )[13]
14 ( Rabbi celle şânuhden apaçık bir burhan üzerinde bulunan kimse, şirk ve ma'siyetlerle zînetlenen amelini güzel görüp de, heveslerine uyan kimseler gibi olur mu? )[14]
15 (Şirk ve isyandan ittikâ edenlere va'dölunan Cennet'in sıfatı şudur ki. Orada ırmaklar vardır i Öyle bir sudan ki rengi, kokusu, tadı, hiçbir vasfı bozulmaz. Ve ırmaklar vardır: Öyle bir sütten ki, tadı değişmez (ekşimesi, kesilmesi yoktur). Yine ırmaklar vardır: Bir şarabtan ki, içenlere lezzet verir. (Kekreliği, sarhoşluğu, günâhı, gailesi yoktur.) Keza ırmaklar vardır: Öyle bir baldan ki, safi süzmedir. Her çeşid meyvalar da onlar içindir. Bir de, Rableri celle şânuh'un onlardan rızâsı ve mağfireti vardır. Hiç bu müttekîler, o Cehennem ateşinde dâim kalan, kaynar su içirilip de bağırsakları parça parça olan kimseler gibi midir? )[15]
16 (Onlardan (meclisine gelip) seni dinliyenler de var (ki münafıklar) dır. Yanından çıktıkları zaman, (ashâbtan) kendilerine ilim verilmiş olanlarla (istihza ederek): «O, demin ne dedi idi? (biz anlamadık)» derler.)
Bunlar, o kimselerdir ki, Allah Teâlâ (nifakları yüzünden) kalblerinîn üzerini mühürlemiştir. Kendileri de heveslerine tâbi On böyle imân etmezler.[16]
17 (Hidâyeti kabul edenlerin ise; Allah Teâlâ, hidâyetini artırır. Ve takvalarının mükâfatını verir.)
Veya takvalarına yardım eder, takvalarında sebat verir. Yâhûd takvalarını açıklar, gizlemez.[17]
18 (Artık onlar, ancak, saate (Kıyâmet'e) onun birdenbire kendilerine gelivermesine intizâr ediyorlar. Zîrâ, işte alâmetleri geldi. Fakat o, başlarına geldiği vakit düşünüp ibret almaları kendilerine ne fayda verir)[18]
19 (Öyleyse bil ki: Allah'dan gayri hiçbir mabûd yoktur. (Ümmetine sünnet olsun için) hem kendi günâhının mağfiretini, hem erkek kadın mü'rainlerin mağfiretlerini iste! Allah Teâlâ nerede dolaşıp, nerede karar kılacağınızı bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) [19]
20 (îmân edenler: «Ne olurdu (cihâd hakkında) bir sûre nâzil olsaydı.» derler. Fakat ne zaman muhkem bir sûre inzal olunup da kıtalle emrolunsalar, kalblerinde hastalık bulunan (münafık) lar, korkularından, ölümden bayılmış gibi, mağmum ve mütehayyir sana baktıklarını görürsün. Korktukları, başlarına gelsin! )[20]
21 (Onlara düşen tâat ve güzel sözdü. Binâenaleyh, emir kat'îleştiği zaman, Allah Teâlâ'ya sâdık kalsalardı, bu haklarında elbette daha hayırlı olurdu. )[21]
22 (Nâsın işlerinin başına geçip hâkim olsanız (yâhûd îman ve îslâmdan yüz çevirseniz) sizden yeryüzünde (tekebbür ve te-cebbürle çeşid çeşid) fesâd çıkarmanız ve (câhtüyyet devrindeki gibi) hısımlık bağlarını bile parçalamanız (aranızda kan dökmeniz) me'mûl değil midir? )[22]
23 (Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah Teâlâ, kendilerini rahmetinden tardetmiş, kulaklarını sağır, gözlerini kör eylemiştir. )[23]
24 ( Onlar Kur'ân'ı (dinleyip va'd ve vaidi) düşünmezler mi? (îmân ederek şirk ve isyanı terk etsinler) yoksa kalblerinin üzerinde kilit mi var? )[24]
25 (Kendilerine açık deliller ve mu'cîzelerle hüdâ tebeyyün ettikten sonra, tekrar (gizlice) küfre dönenlerin Şeytan büyük günâhlar kazanmalarını kolaylaştırmış ve ömürlerinin çok uzun olacağını telkin eylemiştir. )[25]
26 (Bunun, sebebi şudur ki: Bu mürteciler, Allah Teâlâ'nın tenzil ettiği şeyden hoşlanmıyan (münafık) lara (gizlice): Size, ba'zi umurda itaat edelim.» dediler. Halbuki Allah Teâlâ, onların aralarındaki bütün sırları bilir. )
Maksâdlari: Resûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize düşmanlıkta bulunmaktı. Bu hususta, kendilerine yardım edeceklerini ve Müslümanları cihâda gitmekten alıkoymaya çalışacaklarını va'detmişlerdi.[26]
27 (Onların, Melekler ruhlarım kabzederken (haktan dönen) yüzlerine ve arkalarına vurdukları zaman hâlleri nasıl olacak? )[27]
28 ( Bu, şu sebebledir ki: Onlar (küfür, Resûlüllah'ın kendilerince bilinen vasıflarını gizlemek ve emirlerine isyan etmek gibi) Allah Teâlâ'yı gazâblandıracak şeylere tâbi' oldular. Rızâsını isticlâb edecek şeylerden (îmân, cihâd ve sair tâattan) hoşlanmadılar. O da, onların bütün amellerini bâtıl kıldı. )[28]
29 (Yoksa kalblerinde hastalık bulunan (münafık) lar zannederler mi ki, Allah Teâlâ (Resûlüllah saliallahü aleyhi ve sellem ve mü'minlere olan) kin ve adavetlerini izhâr etmiyecek?)[29]
30 (Eğer Biz dileseydik, onları (o münafıkları) sana gösterirdik de pekâlâ simalarından (kendilerini teşhis eden alâmetlerden) tanırdın. Maamâfîh, sen onları sözlerinin edasından da tanırsın. Allah Teâlâ, bütün amellerinizi bilir.)
Bu âyet indikten sonra Peygamber (S.A.V.) münafıkları konuşmalarından tanımağa başlamış.[30]
31 (Celâlim hakkı için, sizi (cihâd ve sair meşakkatli tekliflerle)imtihan edeceğiz. Tâ ki içinizden mücâhidleri ve sabredenleri temyiz edelim. (îmân ve sadâkatinize veya isyanınıza müteallik) haberlerinizi aşikâr kılalım. )[31]
32 (Hakikat, kâfir olup da halkı Allah yolundan alıkoyanlar, kendilerine hidâyet zahir olduktan sonra, Allah'ın Resulüne muhalefet edenler, (küfürleri, halkı Allah yolundan alıkoymaları ve aleyhissalâtü vesselama adavet ve snuhâlefetleri ile) hiçbir zaman Allah Teâlâ'ya, zerrece zarar eriştirecek değildirler. Onların güzel amellerinin sevabı ibtâl edilecektir.)[32]
33 (Ey îmân edenler! Allah Teâlâ'ya ve Resulüne İtaat edin! Amellerinizi (küfür, nifak, tekebbür, riya,' men ve eza ile) ibtâl etmeyin! )[33]
34 ( kâfir olup da, halkı Allah yolundan alıkoyduktan sonra, kâfir oldukları hâlde ölenleri, Allah Teâlâ, asla mağfiret etmez.)
Bu âyet-i celîlenin, ashâb-ı kalîb hakkında nâzü olduğu mervîdir. Fakat hükmü umûmidir.
Ashâb-ı kalîb: Bedir'de katlolunup da, kuyuya atılan müşriklerdir.[34]
35 ( Artık siz de (küffâra) za'f göstermeyin. İbtidâ sulha siz tâlib olmayın! Her hâlde, siz gaalib olacaksınız. Allah Teâlâ’nın avni ve nusreti sizinledir. Ve asla amellerinizin sevabından bir şey nakzetmez. )[35]
36 (Dünyâ hayâtı, ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Şâyed îmân eder, (ma'siyetlerden) sakınırsanız, Allah Teâlâ (İmân ve takvanızın) ecrini verir. Sizden mallarınızın tamâmını da istemez. )
İstediği, kırkta birdir. O da fakirlere verilecektir.[36]
37 (Eğer sizden, ileri giderek, malınızın tamâmını istese, cimrilik eder (gönül hoşluğu ile) vermezdiniz. Bu cimrilik, sizin buğz ve adavetinizi meydana çıkarırdı. )[37]
38 ( İşte sizler, Allah yolunda mallarınızı infâka daVet olunanlarsınız. Yine de içinizden cimrilik (ederek imtina) edenler var. Fakat kim cimrilik ederse ancak, kendi nefsine cimrilik etmiş olur. )
Allah Teâlâ, sizin infâkınızdan Ganî'dîr. Siz ise, (O'nun indindeki sevaba, mağfirete, rahmete) muhtaçsınız. Şâyed (O'nun emir ve itaatinden) yüz çevirirseniz, (sizi helak eder) yerinize, (sizden hayırlı, cimrilikte ve itaatsizlikte) sizin gibi olmayacak, başka bir kavmi getirir. [38]
[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/171.
[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/172.
[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/172.
[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/172.
[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/172-173.
[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/173.
[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/173.
[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/173.
[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/173.
[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/173.
[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/173
[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/174.
[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/174.
[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/174.
[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/175.
[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/175.
[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/176.
[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/176.
[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/176.
[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/176.
[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/176.
[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/177.
[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/177.
[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/177.
[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/177.
[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/178.
[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/178.
[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/178.
[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/178.
[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/179.
[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/179.
[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/179.
[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/179.
[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/180.
[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/180.
[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/180.
[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/180.
[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/180.
İslami Okul Okulların En Önemlisi