Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

50 - KAAF SÛRESİ - Index Web - 50. Sayfa

50 - KAAF  SÛRESİ

 

Mekke'de nazil olmuştur, 45 âyettir.

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adiyle[1]

 

1 (Kaaf. (Murâdını, Allah Teâlâ bilir.) O şanlı, şerefli Kur'-ân hakkı için  (onlar, sana inanmadılar).

Kaaf: Benzerleri gibi, müteşâbihattandır. Te'vîlini ancak Allah Teâlâ bilir. Maamâfih, sûrenin adıdır. Yâhûd Kadir, Kaadir, Ka-âhir, Karib, Kaâbız isimlerinin miftahıdir, diyenler vardır. Hattâ eskilere göre, küre-i arzı muhît olduğu mefrûz, Kaf Dağının ismi olduğunu bile söyleyenler olmuştur.[2]

 

2 (Belki  o  kâfirler,  kendilerine     içlerinden  inzâr  edici  bir peygamber geldiğine taaccüb ettüer de: «Bu ne garib seyN dediler.)[3]

 

3 (Biz ölüp de (bir yığın) toprak olduktan sonra mı Ctefcj irileceğiz?). Bu rücû'  (âdet ve imkândan)  uzaktır)[4]

 

4 (Biz yerin onlardan (cesedlerinden) ne eksilteceğini bili her şeyi hıfzeder   (her türlü tağyir ve tebdilde bir Kitab vardır.)[5]

 

5 (Belki hak   (mu'cizelerle  sabit olan nübüvvet veya kendüele geldiği zaman tekzîb ettüer. Şimdi, onlar cırmık

asalâtü vesselam için kimi sâhir, kimi şâir, kimi med-nûn, Rımı öğretilmiş-, Kur'ân hakkında da-, kimi sihir, kimi bir ya­lan ve iftiradır dediler.)[6]

 

6 (Kâfirler)   üzerlerindeki semâya bakmadılar mı, onu na­sıl  (kudretle)  bina ettik ve  (yıldızlarla)  nasıl tezyin eyledik. On­da hiçbir yarık,  gedik de yoktur.   (Her ayıbtan  salimdir.)  [7]

 

7 (Yeri de biz döşedik. Ona sabit dağlar koyduk. Ve i rinde, her çeşidinden, güzellikleri iç açan nebatlar bitirdik)[8]

 

8 (Bütün bunları, bize (tevhîd ve tâatle) rücû' eden her ku­lun basiretini açmak, O'na öğüt vermek için yaptık.)[9]

 

9, 10 (Ve semâdan bereketli yağmur yağdırdık. Onunla bah­çeler, biçilecek dâneler, tomurcukları birbiri üzerine kat kat yığıl­mış, uzun ve yüksek hurma ağaçları bitirdik. )[10]

 

11 (Bunlar, kullara nzık olmak içindir. Biz, o su ile ölü bir beldeye hayât verdik.  İşte,  kabirden  çıkış  da bunun gibidir.)[11]

 

12, 13, 14 (Onlardan önce Nûh kavmi, Ashâb-ı Ress, Se-mûd ve Ad kavimleri. Fir'avn ile Lût kavmi (Sedûmlular), Ashâb-ı Eyke, Tübba kavmi, her biri (veya hepsi) Peygamberlerini tek-zîb etmeleri yüzünden azabım kendilerine hak oldu. (Helak ve münkariz oldular.)

Ress, bir kuyunun adıdır. Yanında bir cemâat yaşarmış.[12]

 

15 (Biz, ilk halkta aciz mi gösterdik (ki tekrar diriltmekten âciz kalalım?) Hayır, (böyle olmadığını bilirler). Onlar, bu yeni yaratıştan şübhe içindedirler. )[13]

 

16 (Yemin  ederim.   Biz,  insanı  yarattık.  Ve  kalbine  hutur eden vesveseyi biliriz. Biz, insana şahdamarından daha yakınız.)[14]

 

17 (Hatırla  ki,  insanın  sağında,  solunda  oturan  iki  Melek bütün amellerini  (sözlerini ve hareketlerini)   tesbît ederler. )[15]

 

18  (O, her ne söz söylerse, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır. )[16]

 

19  (Ölüm   baygınlığı   doğrulukla     gelince   ona:   «İşte,  senin (korkup)  kaçtığın ölüm budur.»   (denilir.) [17]

 

20  (Ve  Sûr   (ikinci  defa)   üfürülür.   «İşte  bu,  mev'ûd  olan azâb günü.» denir.)[18]

 

21 (O gün her nefis, beraberinde  (biri) onu (Mahşer'e) sevk ve  (diğeri)  ameline şehâdet eden iki Melekle gelir.)[19]

 

22 (Celâlim hakkı için,  sen   (dünyâda)   bugünden gaafildin. (Allah Teâlâ'yı ve Resulünü tasdik    etmezdin.)   Şimdi,  gözünden gaflet perdesini açtık. Artık bu gün, gözün keskindir. (Bugün dün­yâda inkâr ettiğini görebilirsin denir.) [20]

 

23 (Ve  (her insana müvekkel)  yakını olan  (Melek):  «Onun a'mali yanımda  (yazılı ve)  hazırdır.»   (der.) [21]

 

24, 25,26 (Allah Teâlâ; sevk ve şehâdet eden Meleklere, yâ-hûd Cehennem bekçilerinden iki Meleğe buyurur): (Küfüründe) inâd eden (haktan yüz çeviren), hayra mâni' olan (malının zeka­tını vermiyen ve halkı İslâm Dininden alıkoyan) gayre teaddı ve zulmeyliyen, (Allah'ın vahdâniyyetinde ve islâm Dîninde) şekke-den her kâfiri Cehennem'e atın, İd o, Allah Teâlâ ile beraber baş­ka bir ilâhı şerîk edinmiştin İmdi ikiniz onu, o şiddetli azaba bırak!»[22]

 

27 (O zaman kariyni Şeytan hakkında:  «Beni, bu.idlâl et­mişti.» der. Bahane arar). Arkadaşı. «Ey Rabbimizl Onu ben idlal etmedim.  (Benim, onu cebre kudretim yoktu). Belki, kendisi  (hak ve îmândan)  uzak bir dalâl içindeydi.» der.[23]

 

28 (Allah Teâlâ) buyurun   Benim     yanımda  çekişmeyin. Ben size evvelce   (Kitablarım ve Peygamberlerimle)  tuğyan eden­lere  vaîdimi  göndermiştim.» [24]

 

29 (Benim nezdunde söz   (va'd ve  vaid)   değiştirilmez. Ben, kullarıma zulmedicilerden de değilim.  (Günahsız kimseye azâb et­meni.)[25]

 

30 (O gün Biz, Cehennem'e: «Doldun mu?» diyeceğiz. O da: «Daha var mı?» diyecek.)[26]

 

31 (Cennet,  müttekîlere     yakinlaştınlacak,   onlardan  uzak kalmıyacak.)[27]

 

32 (Onlara şöyle denilecek): «İşte   (ma'siyetten, tâate; şirk­ten, tevhide rücû' ve nefsini havasından muhafaza ederek,  sera riâyet eden)  sizlere va'dolunan Cennet budur ki, Allah'a yönelip, kendini koruyan herkes içindir.)[28]

 

33, 34 (Görmediği hâlde Rahmân'dan korkan ve O'na yönel­miş bir kalble gelen her ferde; «Buraya emn-ü selâmetle girin, işte bu, ebedîlik günüdür.» denilecek.)[29]

 

35 (Onlara, orada her istedikleri vardır. Bizim nezdimizde ise, ziyâdesi de var. )

Gözlerin  görmediği,  kulakların  işitmediği  ve  kimsenin  hatırlayamıyacağı ni'metler:

Ziyâdeden murad; Rü'yetullah'tir, denilmiştir.[30]

 

36 (Bunlardan Önce Biz, birçok nesiller helak ettik, ki kuv­vetçe kendilerinden daha üstündüler. Ölümden kurtulmak için, şe­hirleri delik deşik etmişlerdi. (Fakat Allah Teâlâ'dan veya ölüm­den) kaçıp, sığınacak bir yer var mıydı? )[31]

 

37 (Şübhesiz ki, bu sûrede zikrolunanlarda (temiz bir) kalbi olan, yâhûd can kulağı ile dinliyen kimseler için bir tezkîr ve mevıza vardır.)[32]

 

38 (Celâlim lîakkı  için  gökleri,  yeri  ve  aralarmdakini Biz, hiçbir yorgunluk duymaksızın, altı günde yarattık.)

Bu âyet-i celîle, Yahudilerin: «Allah, hilkati altı günde tamam-hyarak yedinci Cumartesi günü istirahat etti. Arş üzerinde bağdaş kurup oturdu. Bu sebebten, o günü mübarek ve mukaddes kıldı.» iddiasını reddetmektedir.[33]

 

39 (İmdi (Yâ Muhammedi) Onların söyledikleri sözlere kar­şı sabreyle. Rabbin celle şânuhu, Güneş'in doğuşundan Önce, gu­rubundan Önce hamd ile teşbih ve tenzih et! )

Sabah, Öğle, İkindi Namazlarını kıl.[34]

 

40 (Ve gecenin bir kısmında ve secdelerin arkasında da O nu teşbih eyle! )

«Ve minelleyl» den murâd: Akşam, Yatsı ve Teheccüd Namazlarıdır.

«Edbâressücud» ile murâd da: Farz Namazların ardında mesnûn olan Nafile Namazları, veya Vitir Namazı, yâhûd- Akşam Na­mazının sünneti, veyâhûd salâvat-i mektûbenin ardınca tesbîh edilmesidir, denilmiştir.

Peygamberimiz  sallallahü  aleyhi ve  sellem Efendimiz:

«Kim, salâvat-i mektûbe ardınca otuzüç kere (Sübhânallah), otuzüç kere (Elhamdülillah), otuzüç kere (Allahü ekber) dedikten sonra, bir kere de (La ilahe illâllahü vahdehû la şeriyke leh, le-hülmülkü ve lehülhamdü ve hüve ala külli şey'in kadiyr) derse," deniz.köpüğü kadar da olsa, Allah Teâlâ, bütün hatâlarını yar-hgar.» buyurmuştur.

Ebû Hüreyre (R.A.)'den şu hadîs rivayet olunmuştur: «Eshâbın fakirleri Peygamber (S.A.VJ'e dediler kij Yâ Resû-lâllah, zenginler zenginlikleri sebebi ile yüksek derecelere, daimî ni'metlere nail oldular. Zîrâ bizim gibi namaz kılıyor; bizim gibi cihâd ediyorlar. Bununla beraber, mallarının fazlasını infâk edi­yorlar. Biz, buna muktedir değiliz! Cevaben şöyle buyurdular:

«Size bir amel haber vereyim mi? Ki onunla sizi geçenlere ereri sonra gelenleri geçersiniz! Sizin amelinizin sevabına ancak o ame­li işlemekle nail olurlar. îmdi, her farz namazdan sonra otuz üç kere Sübhânallah, otuz Üç kere Elhamdülillah ve otuz üç kere Al­lahü ekber, deyin!»[35]

 

41, 42 (Yâkm bir yerden, o münâdinin nida edeceği güne kulak ver! O gün, o hak olan sayhayı (ikinci nefhâyı) işitecek­lerdir. Bu, kabirlerden çıkış günüdür.)[36]

 

43 (Şübhe yok ki,   (dünyâda insanları)   Biz diriltir ve öldü­rürüz. Ve   (Âhirette ceza için)   mercileri ancak Bizedir. )[37]

 

44 ( O gün, yeryüzü yarılacak   (halk kabirlerinden)   sür'atle çıkacaklardır. Bu ba's ve haşir Biz'e göre kolaydır. )[38]

 

45 (Biz, onların neler dediklerini çok iyi bileniz. Sen, onları la islâm'a 'getirecek değilsin. (Ancak davet edersin). Şimdi sen, Benim vaîdimden korkacak kimselere, bu Kur'ânla va'z ve nasi­hat et! ) O gün için korunsunlar, kalb-i münib ile, emn-ü selâmetle Cennet'e girmeye çalışsınlar.

Câbir ibn-i Semûre (R.A.)'den rivayet olunduğuna göre, Hazret-i Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz, bu sûre-i celîleyi çok kere Sabah Namazında okurlardı.[39]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/210.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/211.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/211.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/211.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/211.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/211.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/211.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/212.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/212.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/212.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/212.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/212.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/212.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/212.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/212.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/212.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/213.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/213.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/213.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/213.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/213.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/213.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/213-214.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/214.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/214.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/214.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/214.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/214.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/214.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/214.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/215.

[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/215.

[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/215.

[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/215.

[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/215-216.

[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/216.

[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/217.

[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/217.

[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/217.