Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 52. Sayfa - Index Web

52 -TÜR SÛRESİ

 

Mekke'de nazil olmuştur, 49 âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 (Tûr hakkı için, sahîfeye yazılıp neşro­lunan Kitâb hakkı için, Beyti Ma'mûr hakkı için, kaldırılmış ta­van (semâ yâhûd arş) hakkı için, dolu deniz (Bahr-i Muhit) hakkı için Rabbin celle şânuh'un azabı elbette vâkîdir. Onu defeder yok­tur.)

Tûr'dan murâd: Mûsâ Aleyhisselâm'm, Allah Teâlâ ile söyleş­tiği Tûr Dağı'dır.

Yazılan Kitab: Ya Kur'ân-i Kerîm, yâhûd Tevrat'tır.

Beyti Ma'mûr: Üçüncü veya altıncı yâhûd yedinci semâ'da Kâ'-e'nin hizasındaki Beyt-i şeriftir ki,  gökyüzünde     onun hürmeti, yeryüzünde  Kâ'be'nin hürmeti  gibidir.  Ona,  her gün  yetmiş  bin Melek gelerek içinde namaz kılar; tavaf eder; bir daha ebediyyen dönüp gelmezler.

Allah Teâlâ'nm  bunlara yemîn  etmesi}  ehemmiyetlerinin bü­yük olmasındandır.[2]

 

9, 10 (O gün, semâ bir çalkanış çalkanır, dağlar yürür (yer­lerinden oynar,  hebâen mensura olur.)   [3]                                

 

11 (Artık o gün,  (Resullerimizi)  tekzîb edenlerin vay hâli­ne! )     [4]                                                                                     

 

12 ( Kİ onlar, daldıkları bâtıl içinde  oynayıp  duranlardır.)[5]

 

13 (O gün,  onlar   (elleri    boyunlarına,  yüzleri     ayaklarına bağlı)  itile kaküa Cehennem ateşine sevk edilirler.)[6]

 

14 (İşte bu,  (dünyâda) tekzîb ettiğiniz ateştir   (denilir.) [7]

 

15 (Vahye sihir dediğiniz gibi)  bu da mı sihir? Yoksa siz mi görmüyorsunuz?)[8]

 

16 (O hâlde ateşe girin!  Gerek sabredin, gerek sabretme-' yip feryâd edin. Size, müsavidir.  (Size, ondan ebediyyen kurtuluş yoktur). Ancak, yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.[9]

 

17, 18 (Fakat müttekîler Cennetler, ni'metler -içindedirler. Eablerinin kendilerine verdiği ni'metlerden mesrur ve mütelezzîzdirler. Rableri celle şânuh, onları Cehennem azabından korumuş­tur)'[10]

 

19, 20 [ Onlara: (Dünyâda) işlediğiniz sâlih amellere mükâ­fat olmak üzere, sıra sıra dizilmiş şerirlere yaslanarak, (Cennet'in çeşitli yemek ve şarablarmdan); «Afiyetle yiyin, için.» (denilecek). Ve Biz, onlara iri, güzel gözlü hurileri eş kıldık.[11]

 

21 (îmân edip de zürriyetleri de îmânda    kendilerine tâbi' olanların, Biz zürriyetlerini de   (Cennete duhûlde)  kendilerine il­hak ederiz.  (Ve bu ilhakla)  onlarm amellerinden de bir şey nak­şetmeyiz. Herkes, kazancına merhûndur.   (Ameli hayır ise rehin­den kurtulur, şer ise kurtaramaz, mücâzât görür.) [12]

 

22  (O müttekîlere arzu ettikleri meyvalan ve etleri bol bol yeririz.)[13]

 

23 (Onlar,  Cennet'te   aralarında  dolu  şarab  kadehleri teati ederler. Onda ne boş söz ve ne günâha sokma yoktur. )

içtikleri zaman, dünyâdaki şarablarm aksine olarak, ne boş söz söylerler ve ne günâhı mücîb bir fiili işlerler.[14]

 

24 (Hizmetleri için de, kendilerine mahsûs, hiç el dokunma­mış, gûyâ sadetlerinde gizlenmiş inciler gibi gılmanlar etrafların­da devreder. )

Bir hadîsde şöyle buyurulmuştur:

«Cennetlikler içinde mertebesi en aşağı olan o kimsedir ki hizmetçilerinden birine seslendiği vakit, lebbeyk diye kendisin bin hizmetçi cevâb verir.» Eshâbdan biri:

«Cennetliklerin hizmetçileri bu sıfatda olursa, kendileri nasıl olacak?» diye sorduğunda Resûlüllah  (S.A.V.):

«Hizmet olunanların, hizmet edenler üzerine üstünlüğü Ay'ın ondördünde Kamer'in yıldızlar üzerine olan     üstünlüğü gibidir. buyurmuşlardır.[15]

 

25  (Ve birbirlerine dönüp  (dünyâdaki hâllerini ve amelleri­ni)   soruştururlar. )[16]

 

26, 27, 28 (Konuşurlarken) şöyle derler: «Biz evvelce (dün­yâda) ailelerimiz arasında, (Allah Teâlâ'ya isyandan ve akıbeti­mizden) korkardık. Fakat, Allah Teâlâ, bize lütuf buyurdu. Bizleri o (mesamata kadar nüfuz eder») semûm azabından korudu. Ger­çekten biz, bundan evvel O'na (Rabbena âtina fiyd-dünyâ hasene-ten ve fiyl'âhireti haseneten ve kına azâbennâr, diye), dua ve ibâ­det eder (bizi ateşten vikaye buyurmasını ister) dik. Şübhe yok ki o, ihsanı bol ve çok Rahîm'dir.» [17]                                 :

 

29 (O hâlde   (Yâ Muhammedi)   Va'z ve tezkire devam et! Rabbin celle şânuhun ni'metiyle sen, ne kâhin ve ne mecnûn de­ğilsin.)[18]

 

30 (Yoksa onlar: «O, bir şâirdir. Biz, O'nun hakkında zama­nın O'na getireceği felâketli hâdiseleri bekliyoruz mu?» diyorlar? )

Rivayet edildiğine göre: Kureyş, Dâr'ün-Nedve'de toplanmış, Aleyhissalâtü vesselam hakkında konuşmuşlardı. Fakat bir türlü re'y beraberliğini te'mîn edememişlerdi. Nihayet Abdüddâr oğul­ları: «O'na reybülmenûnu gözetin. Çünkü O, bir şâirdir. A'şarnn, Nâbişan'ın, Züheyr'in helak olduğu gibi, O da helak olur.» demiş, bunun üzerine dağılmışlardı. Âyet-i kerîmenin nüzûi sebebi budur.

Reybülmenûni Dehr'in ıztırab veren musibeti veya ölüm felâ­keti demektir.[19]

 

31 (De ki: «Siz, benim helakimi bekleyin, sizinle birlikte ben de   (helakinizi)   bekliyenlerdenim.» )[20]

 

32  (Yâhûd bunu (bu tenakuzu) onlara akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midirler?)

Müşriklerin sözlerinde tenakuz vardı. Zîrâ, Aleyhissalâtü ves selâm Efendimize hâşâ, hem kâhin, hem mecnûn diyorlardı. Kâhin akıllı, zekî olur. Mecnûnun ise aklı ve fikri muhteldir. Bir kimse, hem akıllı, hem akılsız olamaz. îsnâd ve iddiaları birbirini tut­muyordu.[21]

 

33 (Yâhûd onu   (o Kur'ân'ı)  kendisi mi uydurup söyledi di­yorlar? Hayır! Onlar îmân etmezler.)[22]

 

34 (O hâlde şâyed iddialarında gerçekseler, onlar da O'nun gibi bir söz getirsinler.)[23]

 

35 (Yoksa onlar, Yaradansız mı yaratıldılar?  Yâhûd kendi kendilerini mi yarattılar)[24]

 

36 (Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı halk ettiler  (ki halikına ibâdet etmezler?)  Hayır! Onlar yakın edinmezler.)[25]

 

37 (Yoksa Rabbin ceîle şânuhun rızık ve ilim hazîneleri on­ların yanında mıdır?   (Ki istediklerini ulûhiyyet ve nübüvvete ih­tiyar etsinler.) Yâhûd onlar gaalibler midir?  (ki eşyayı istedikleri gibi tedbîr etsinler.)    [26]                                                                 

 

38 (Yoksa,  onların yükselecek bir merdivenleri mi var onunla Cgayb âleminden vahyolunam ve Meleklenn liyorlar. öyleyse dinliyenleri açık bir bürhân getirsinler lerini isbât etsinler.)  [27]

 

39 (Yâhûd  kızlar,   Allah  Teâl^riın,   oğullar  sizin  ini?)[28]

 

40 (Yoksa   (Yâ Muhammedi Risâletini tebliğ için)   onlardan bir ücret mi istiyorsun da bu borç yüzünden ağır bir yük altına mı girmişlerdir?   (Bunun için mi îmândan yüz  çeviriyorlar?) [29]

 

41  (Yâhûd  gayb,  onların yanında  da  bunu  onlar mı yazı­yorlar? )

Yânı Levh-i Mahfuz  onların     yanında, mıdır  ki,  zu'mîarınca ba's ve cezanın aslı olmadığım biliyorlar.[30]

 

42 (Yoksa,  sana bir tuzak  mı  kurmak  istiyorlar?  Fakat  o küfredenler, kendileri o tuzağa düşeceklerdir? )[31]

 

43 (Yahûd  onların  Allah Teâlâ'dan     gayrı bir  ilâhları  mı var? Allah Teâlâ, O'na şerîk ettikleri şeylerden münezzehtir.)[32]

 

44 (Şâyed  (ta'zîb için istedikleri gibi)  üzerlerine gökten bir parça düştüğünü görseler  (mahzâ inâdlarından): «Bu, birbiri üze­rine yığılmış bir buluttur, bizi sulayacak.»  derler   (de yine îmân etmezler.)    [33]                                                      

 

45 (Artık   (helak)   olacakları   (birinci nefhâya kavuşacakla­rı)  güne değin, onları hâllerine bırak. )[34]

 

46 (O gün mekir ve hilelerinin kendilerine zerrece faydası dokunmaz.   Yardım   da   olunmazlar.   (Azâbtan  kurtulamazlar.) [35]

 

47 (O şirk ve küfürle nefislerine zulmedenlere  (açlık, kıtlık, Bedir bozgunluğu gibi dünyâda, yâhûd ölümlerinden sonra kabirde yeya Âhirette ateş azabından)  önce de bir azâb vardır. Fakat, çoğu bunu bilmezler.)[36]

 

48 (İmdi (Yâ Muhammedi) Babbin celle şânuhün (onlara imhalle) hükmüne (veya onların tekzib ezalarına) sabret! Çünkü Sen gözümüzün önünde   (himâyet ve sıyânetimizde) sin. )

Ve Rabbine,   (uykudan,  oturduğun yerden,  yâhûd namaza) kalkacağın zaman hamd ile teşbih et!

Aleyhissalâtü vesselam Efendimiz, bir meclisten kalkacakları zaman:

«Sübhânekallâhümme ve bihamdik eşhedü en la ilahe illâ en-te estâğfirüke ve etûbü ileyk.» derlerdi. Sordular: «Meclisde olana keffârettir.» buyurdu.

Ba'zılan da: Namaza durulduğu vakit: «Sübhânekallâhümme ve bihamdik ve tebârekesmük ve teâlâ ceddük ve lâ ilahe gayrük» okunması hakkında olduğunu rivayet etmişlerdir.

Yataktan kalkıldığı vakit, namaza durana kadar demek ol­duğunu söyleyenler de vardır.[37]

 

49 (Gecenin bir kısmında ve  yıldızların batışından  sonra (fecrin tulûunda) da yine tesbîh et! Sabah Namazının sünnetini kıl!)[38]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/226.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/226.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/227.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/227.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/227.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/227.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/227.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/227.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/227.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/228.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/228.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/228.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/228.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/229.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/229.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/229.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/229.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/230.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/230.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/230.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/230-231.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/231.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/231.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/231.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/231.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/231.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/231.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/231.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/232.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/232.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/232.

[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/232.

[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/232.

[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/232.

[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/232.

[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/232-233

[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/233.

[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/233.