Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

54 - KAMER SÛKESÎ - Index Web - 54. Sayfa

54 - KAMER   SÛKESÎ

 

Mekke'de nazil  olmuştur,  55' âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1 (Saat  (Kıyamet)  yaklaştı. Ay  (ikiye)  ayrıldı. )

Ay'ın ayrılması «înşikaak-ı Kamer», Peygamberimiz sallalla-hü aleyhi ve sellem Efendimizin en açık ve en parlak mu'cizelerindendir.

Mekke kâfirleri, Aleyhissalâtü vesselam Efendimizden, nübüv-vetinip doğruluğuna dâir bir delil istemişler, Efendimiz de par­mağı ile işaret  buyurmuş  ve biiznillâh,  Kamer iki  ayrılmıştır.[2]

 

2 (Onlar   (Kureyş  kâfirleri,  Resûlüllah  Sallallahü  aleyhi  ve sellemin nübüvvetinin  sıhhatine     delâlet  eder)   bir mu'cize  göre­cek olsalar, (onu teemmülden ve ona îmândan)  yüz çevirir ve «O, devamlı bir sihirdir.»  derler.)[3]

 

3 (O Resulü veya âyeti)  tekzîb ettiler.   (Ve Şeytan'ın onla­ra tezyin ettiği)   nevalarına tâbi' oldular. Halbuki   (hayır ve şer) her emir   (ki mukadder ve mukarrerdir.  Seâdet mü'minde,  şeka­vet kâfirde)   karar bulmuştur.[4]

 

4 (Celâlim hakkı için onlara, (Kur'ân'da geçen ümmetlerin ahvâline veya Âhiret'e müteallik) öyle haberler geldi ki, onda nice zecredecek haberler (vazgeçirecek tehdîd, sakındıracak öğüt, yâhûd sakınılması lâzımgelen acı akıbetler)   vardır.)[5]

 

5 (Kur'ân,  kemâle  ermiş bir hikmettir.     (Onda,  asla halel yoktur.)  Fakat (onu tasdik etmezlerse)  onlara inzârm  (veya inzâr eden Peygamberlerin)   faydası  olmaz.)[6]

 

6 (O hâlde (Yâ Muhammedi) Onlardan yüz çevir! O, da'vet-çinin (İsrafil Aleyhisselâm'm)  inkâr ve nefret olunur bir şeye da1-vet edeceği güne muntazır ol! )[7]

 

7, 8 (O gün onlar, korkularından gözleri hâşi' ve zelîl ola­rak (nereye gideceklerini şaşıran) Öteye beriye dağılmış çekirge­ler gibi hepsi kabirlerinden çıkarlar. O da'vetçiye doğru boyunla­rını uzatarak (veya bakarak) koşarlar. Kâfirler: «Bu, ne çetin gün.» derler. )[8]

 

9 ( Onlardan  (Kureyş'den)  evvel Nuh kavmi tekzîb etti. pu­lumuza yalancılık isnad ettiler, O'na «Mecnûndur.» dediler. Ve opı (türlü eziyetlerle)  tebliğden menettiler. )[9]

 

10  (Bunun üzerine O, Rabbine:  «Ben, kavmime mağlûb dum. Benim için, onlardan intikam al.» diye duâ etti.)[10]

 

11, 12 (Biz de, gök kapılarım açtık. Bardaktan boşamrcası-na yağmur yağdırdık. Yeri de tamamen kaynaklar halinde fışkırt­tık. Derken her iki su, ezelde takdir edilmiş bir emir üzerinde, bir-îeşiverdi.)[11]

 

13 (Ve Nuh'u yassı tahtadan yapılmış ve mıhlanmış bir ge­miye yükledik. )[12]

 

14 (Gemi, o nankörlük görene bir mükâfat olmak üzere ne­zâretimiz ve muhafazamız altında akıyordu. )[13]

 

15 (Celâlim hakkı için Biz, bu gemiyi, bir âyet olarak (Cûdi Dağında uzun  zaman)   bıraktık.  Fakat tezekkür  edip,  ibret alan mı var?)[14]

 

16 (Benim azabım ve  inzârım nasıl oldu?   (Düşünün.) [15]

 

17 (Celâlim  hakkı  için   Biz,  Kur'ân'ı  düşünmek  için  kolay kıldık. Fakat düşünen mi var? )[16]

 

18 (Âd kavmi de (Peygamberleri Hûd Aleyhisselâm'ı)  tek-zib etti. Onlara azabım ve inzârım nasıl oldu? (Düşünün). [17]

 

19 (Üzerlerine  uğursuzluğu     dâim  bir  günde,  çok  şiddetli esen soğuk bir rüzgâr gönderdik. )[18]

 

20 (Bir rüzgâr ki  onlara,  sanki  köklerinden kopup  yıkılan hurma  ağaçları  gibi,  yerlerinden  koparıp  baş  aşağı  atardı.)[19]

 

21 (Onlara  azabım  ve  inzânm nasıl  oldu?   (Düşünün).[20]

 

22 (Celâlim hakkı için  Biz;  Kur'ân'ı,  düşünmek için,  kolay kıldık. Fakat düşünen mi var? )[21]

 

23 (Semûd kavmi de o hızarları tekzîb etti.)[22]

 

24, 25 (O da, bizden bir adam değil mi? O'na mı tâbi' ola­cağız? Bu takdirde biz, muhakkak ki, bir sapıklık ve çılgınlık için­de kalmış oluruz.» dediler. Aramızda vahiy (daha lâyıkı varken) O'na mı verildi? Hayır! O, yalancı ve mütekebbirdir.)[23]

 

26 (Allah Teâlâ buyurdu):  Onlar, yann veya üzerlerine azâb indiği zaman)  yalancı, mütekebbır Bileceklerdir.)[24]

 

27 (Biz, onları sınamak için   (diledikleri gibi)  dişi bir deve gönderiyoruz.   «Artık   (helaklerine)   muntazır ol!   (Ezalarına)   sab­ret!» )[25]

 

28 (Ve aralarında suyun taksim olunduğunu haberdâr et! Her biri, su nöbetinde hazır bulunsun.)[26]

 

29 (Nihayet, arkadaşlarını çağırdılar. O da, eline kılıcını al­dı. Deveyi katletti.)[27]

 

30 (Fakat bak, onlara azabım ye inzârım nasıl oldu?   (Dü­şünün). [28]

 

31 (Üzerlerine tek bir sayha gönderdik.  Ağıla  konan ufak kuru ot gibi (yere serildiler, helak)  oldular.)[29]

 

32 (Celâlim hakkı için Biz Kur'ân'ı,  düşünmek için,  kolay kıldık. Fakat düşünen mi var? )[30]

 

33 (Lût kavmi, hızarları tekzîb etti. )[31]

 

34, 35 (Biz de, üzerlerine taş yağdıran bir rüzgâr gönder­dik. (Hepsini helak ettik.) Ancak bir seher vaktinde, Lût ailesini tarafımızdan bir ni'met olmak üzere, helakten halâs eyledik. (îmân ve tâatle ni'metlerimize) şükredenleri işte Biz, böyle mü­kâfatlandırırız.)[32]

 

36 (Celâlim hakkı için,  Lût onları şiddetli azabımızla kor­kutmuştu. Fakat onlar, O'nun hızarında şekkedip tekzîb ettiler.)[33]

 

37 (Ve andolsun ki, O'nun misafirlerinden kâm almaya kas-dettüer. Biz de gözlerini silme kör ediverdik. «Tadın, azabımı ve inzârlarınu.» dedik.) îlivâyete  göre Lût Aleyhisselâm'ın kavmi gelip,  içeri girmek istedikleri vakit, Melekler Lût AleyhisseJâm'a: «Biz, Allah'ın Resul­leriyiz.  Onlar,  bize  yaklaşamaz.   Bırak   gelsinler!»      demişler.   Lût Aleyhisselâm, bunu duyunca bir tarafa çekilmiş. Kavmi, Melekle-j rin yanma girmişler. O anda, Cebrail Aleyhisselâm onların gözle-1 rine kanadı ile çarpmış. Hepsinin gözleri dümdüz olmuş. Çıkacak! kapı bulamamışlar. Kendilerini, Lût Aleyhisselâm dışarı çıkarmış.[34]

 

38, 39 (Ve Celâlim hakkı için, bir sabah onları oturaklı bir azâb bastırıverdi.   (Ve kendilerine): «Tadın, benim azabımı ve İn zarlarımı»   (dedi.) [35]

 

40 (Celâlim hakkı için Biz Kur'ân'ı, düşünmek için kolay kıldık. Fakat düşünen mi var? )    [36]                                                

 

41 (Celâlim hakkı için Âli Fir'avn'a da, inzâr edici Peygam­berler geldi.)[37]

 

42 (Âyetlerimizin hepsini tekzîb ettiler. Biz de, onları her şeye gaalib, çok kuvvetliye yaraşır bir yakalayışla yakalayıverdik. [38]

 

43 (Ey Kureyş!) Sizin kâfirleriniz, onlardan daha mı hayır­lı. Yoksa semavî Kitablarda sizin için  (küfredenlerin azâbtan beri olduklarına dâir)  bir berat mı var? [39]

 

44 (Yoksa onlar:  «Biz,  birbirimizle yardımlaşır bir  cemiye­tiz,    (Öcümüzü - Peygamberden - almaya     muktediriz)   mi»    diyor­lar? )[40]

 

45 (Yakında o cemiyet muhakkak münhezim olacak,  arka­larını dönecekler  (firar edecekler) dir. )[41]

 

46 (Daha  doğrusu,  onların  asıl     mev'idi  saattir.   (Kıyamet Günüdür). Ve o saat (Kıyamet Gününün azabı dünyâ azabından) daha dehşetli, daha acıdır.)[42]

 

47 (Şübhe yok ki, günahkârlar   (müşrikler,  dünyâda)   dalâ­lette ve  (Âhirette)  kızgın ateştedirler.)[43]

 

48 ( O gün,   onlar   yüzüstü   ateşe      sürüklenirler.    (Onlara): «Tadın, Cehennem'in sıcaklığını ve elemini.» denilir. )[44]

 

49 (Şübhe yok ki, Biz her şeyi mukadder ve muktezâ-yt hik­met üzere mürettep  (yâhûd her şeyi mukadder ve Levh'de mek-tûb)  halk ettik)[45]

 

50 (Ve emrimiz de başka değil, tek (kelime) dir. (Ol! demek­ten ibarettir). Göz kırpması gibidir.   (Az zamanda sür'atle vücûd bulur.) [46]

 

51 (Celâlim hakkı için Biz, emsalinizi hep helak ettik. Fakat, hani düşünen?)[47]

 

52, 53 (Onların işledikleri her şey defterlerde kayıdlıdır. Küçük, büyük her şey (her söz ve fiil, Levh-i Mahfûz'da) yazılıdır.)[48]

 

54 (Şübhe yok ki müttekîler (şirk ve isyandan sakınan müminler) Cennetler'de nur içindedirler (yâhûd ırmakların kenarla-rındadırlar.) [49]

 

55 (Hak meclisinde  (çok güzel, çok beğenilen bir mekânda), kudretine son olmayan bir Melîk'in, Allah Teâlâ'nm huzûr-u kibriyâsında, ve rızâsmdadırlar.)

Alûsi: «Duanın müstecâb olmasında; Melîk, Muktedir kelime­lerinin, bu iki ismi celîlin bir sânı vardır.» der.

Ibn-i Ebi Şeybe, Saîd ibn-i Müseyyeb'den tahrîc etmiştir:

Demiştir ki: Mescide girdim. Sabah oldu zannediyordum. Me­ğerse uzun bir gece imiş. Benden başka kimse de yoktu. Uyumu­şum. Arkamdan bir hareket işittim. Korktum.

Ey kalbi korku dolan! Korkma da: «Allâhümme inneke me-lîkün muktedir mâteşâe min emrin yekûn» (Allah'ım! Sen, şübhesiz bir Melik-i muktedirsin,) de sonra da kalbine ne doğarsa iste,» dedi.

Ondan sonra, Allah Teâlâ'dan ne istedimse müstecâb kıldı.

«Allâhümme inneke Melîkün muktedir. Mâ teşâe min emrin yekûn. Fevaffıknî fiymâ ene bisadedihî ve es'idnî fiddâreyni ve eıznî min fitnetil-mahyâ velmemâti ve neccinâ münmâ nehaf. Yâ hafiyyeleltâf. Ve sallallahü alâ seyyidinâ Muhammedin ve ala âli-hi ve sahbihî ecmaîn. Velhamdülillâhi Rabbü'âlemîn.»[50]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/243.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/243.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/243.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/243.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/245.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/245.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/245.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/245.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/245.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/245.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/246.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/246.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/246.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/246.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/246.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/246.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/246.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/247.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/247.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/247.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/247.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/247.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/247.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/247.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248.

[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248.

[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248.

[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/248-249.

[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/249.

[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/249.

[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/249.250.

[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[41] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[42] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[43] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[44] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[45] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[46] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[47] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/250.

[48] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/251.

[49] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/251.

[50] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/251.