Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

56 - VAKIA SÛRERİ - Index Web - 56. Sayfa

56 - VAKIA  SÛRERİ

 

Mekke'de nazil olmuştur,  96- âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1, 2, 3, 4, 5, 6 (Kıyamet kopunca, ki vukuunu tekzîbeden kimse yoktur. (O gün Allah Teâlâ, adille düşmanlarını Esfel-i sâfilin'e) indirir. (Evliyasını Âlâ-yi illiyyîn'e) yükseltir. Yer şiddetle sarsıldığı (binalar nıünhedim), dağlar, parça parça ufalanıp toz gi­bi dağıldığı zaman.)[2]

 

7, 8, 9 (îşte o gün, sizler üç sınıf olursunuzi (Biri amel def­terleri sağ ellerine verilen) ashâb-ı meymene, (sağ taraf ehli, uğur­lular) ama ne ashâb-ı meymene? (Ne bahtiyardır onlar, diğeri amel defterleri sol ellerine verilen) ashâbı meş'eme (sol taraf eh­li, uğursuzluğa uğrayanlar) ama ne ashâb-ı meş'eme? (Onlar da ne bedbahdtırlar.)

Meymene: Sağ kol, sağ taraf, yâhûd meymenet, yümn ve be­reket ma'nâlarına gelir.[3]

 

10 ( Bir de hakka kulluk iman ve taatte, hayrata misareatte ileri geçenler ki ileri geçmişlerdir.)[4]

 

11,12 (İşte bunlar Naim Cennetlerinde en yüksek dereceler yaklaştırılmış olanlardır.)[5]

 

13,14,15,16 ( Çoğu Evelki ümmetlerden birazı da sonrakilerden. Onlardan Cennette altından örülmüştür. [6]

 

17,18 (Daim taze aynı yaş ve teravvette kalan genç çocuklar kaynağından doldurulmuştur şaraplarda dolu desteler ibrikler ve kadehlerle etraflarında dolaşır ve hizmet ederler.[7]

 

20, 21 (Onlara, beğendikleri meyvalarm her çeşidinden ve istedikleri kuş etlerinden verilir. )

Rivayete göre; Cennette insanın canı kuş eti isteyecek ve he­men istediği şekilde bir tabak içinde önünde -hazır bulacaktır. On­dan dilediği kadar yedikten sonra kuş yine eski hâline dönüp uçacaktır.)[8]

 

22, 23, 24 (Onlar için (Cennette) işledikleri güzel amelleri­ne bir mükâfat olmak üzere, (el dokunmamış, sadefmde) saklı bir inci gibi, kara gözlü huriler de vardır. )[9]

 

25, 26 (Onlar, orada, (o Naîm Cennetlerinde) ne boş bir söz ve ne günâhı mûcib bir şey işitmezler. İşittikleri ancaki «Selâm, selâm»dır. )[10]

 

27 (Ve ; Ashâb-ı Yemin, ama ne Ashâb-i Yemîn!  (Ne bahti­yardır onlar)!

Bu Ashâb-ı Yemîn cümlesi  fâyet: üzerine ma'tûftur. Daha evvel de işaret ettiğimiz gibi, Ashâb-ı Yemîn, As­hâb-ı Meymene'dir. Kıyamet Günü amel defterleri sağlarından ve­rilecektir. Ashâb-ı Yemîn, yemininde sâdık, ahdine vefakâr, işine sâhib bahtiyarlar demek de olabilir. Mukabili: hânislik, yümün-süzlüktür.[11]

 

28, 29, 30 31, 32, 33, 34 (Ki dikensiz Arabistan kirazı, mey-vaları kat kat olmuş muz ağaçları altında, (fecirle, Güneş'in tu-lûu arasındaki sabah gölgesi gibi) yayılmış gölgelerde, akarsu başlamadadırlar. Asla tükenmiyen ve yenilmesi menedilmiyen bol bol meyvalar arasındadırlar. Yüksek (yâhûd kadri yükseltilmiş) döşekler üzerindedirler.)

Ebû Übeyde: «Burada döşekten murâd, kadınlardır. Yüksek­lik de ma'nevî yükseklik, yâni rif'at ve kadirleridir.» demiştir.[12]

 

35, 36, 37, 38 (Gerçekten Biz, Ashâb-ı Yemîn için, hurileri yepyeni bir yaratışla yarattık. (Dâima zevcelerinin tekarrüblerinde) bakir, kocalarına düşkün ve aynı yaşta kıldık. )

Hepsi otuzüçer yaşında olacak, çocuk doğurmayacak, huri­lerden daha güzel ve kocalarına âşık olacaklar.[13]

 

39, 40  (Bunların birçoğu,  evvelki ümmetlerden,  birçoğu  da sonrakilerdendir. )[14]

 

41 (Ashabı Şimal ise, ne Ashâb-ı Şimal (Ne bedbahdtır on­lar!) [15]

 

42, 43, 44 (Onlar, ateşin (mesamata nüfuz eden) sıcaklığı ve kaynar bir su içinde ve kara bir duman gölgesindedirler. Kibu gölge ne serin, ne de faydalı değildir.)[16]

 

45, 46 (Zîrâ onlar, evvelce (dünyâda iken) şehvetlerine münhemiktiler. Ve o büyük günâhta (şirkte ve ba'si inkârda) musırdilar.)[17]

 

47, 48  (Ve: «Ölüp de    toprak ve bir yığın kemik olduktan sonra biz ve evyelki babalarımız tekrar dirilir miyiz?» diyorlardı.)[18]

 

49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 (De ki: «Muhakkak ki evvelkiler de, sonrakiler de (Allah indinde) ma'Iûm bir günün muayyen vak­tinde toplanacaklardır.» Sonra, siz ey (doğru yoldan) sapanlar ve (ba'si) tekzîb eyleyenler! Muhakkak ki zakkum ağacından yiye­cek, karınlarınızı onunla dolduracaksınız. Üstüne de o kaynar su­dan hüyam illetine uğramış (suya doymak bilmez) develer gibi içeceksiniz.)

Hüyâm: Develere arız olan istiskâya benzer bir susuzluk has­talığıdır.[19]

 

56 (İşte bu   (zakkum ve kaynar su)   Ceza Günü'nde, onlar için hazırlanacak ziyâfetdir.)[20]

 

57  (Sizi (yoktan), Biz yarattık. O hâlde, niçin (ba'se) inan­mıyorsunuz? )

Hiç yoktan sizi halk eden,  iadeye  de  kaadir değil inidir?[21]

 

58, 59 (Bana haber verin. (Rahimlere) döktüğünüz meniyi? Onu sîz mi yaratıyorsunuz? (Siz mi takdir ve tasvir edip insan şekiine sokuyorsunuz,)  yoksa yaratan Biz miyiz? )[22]

 

60, 61 (Aranızda ölümü Biz takdir ettik. (Helak edip) yeri­nize benzerinizi getirmekten ve bilemiyeceğiniz bir şekilde sizi tekrar yaratmaktan âciz değiliz. )[23]

 

62 (Her hâlde, ilk yaradılışınızı bildiniz. O hâlde, ne diye (ikinci yaradılışı)  düşünmüyorsunuz? )[24]

 

63, 64 (Bana haber verin ektiğiniz tohumu, onu bitiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz? )[25]

 

65, 66, 67 ( Şâyed düeseydik Biz, onu (dânesiz) bir saman çöpü yapardık da taaccüb eder (tasalanır, sa'yknze nedamet ey­ler) diniz. «(Tohumlarımız helak oldu, mahvolduk. Yaptığımız mas­raflar boşa gitti, borçlandık), her hâlde çok ziyandayız. Daha doğ­rusu, umduğumuzdan mahrum kaldık.» derdiniz. )[26]

 

68, 69 (Haber verin Bana, içtiğiniz tatlı suyu, beyaz bulut­tan siz mi indirdiniz? Yoksa  (kudretimizle)   indiren Biz miyiz? )[27]

 

70 (Şâyed dileseydik, onu içilmez tuzlu bir acı su yapardık. O hâlde, niçin şükretmiyorsunuz? )[28]

 

71, 72 ( Bana haber verin, o ağaçtan çakmakta olduğunuz ateşi! Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan Biz miyiz? )[29]

 

73  (Biz, onu  (basiret ehli için)   bir ibret ve çöl yolcularına bir menfaat kıldık.)[30]

 

74 ( O hâlde, Rabbin Teâlâ'yı, o büyük ismiyle tesbîh ve ten­zih  et! )[31]

 

75, 76, 77, 78, 79, 80 (Yıldızların mevkilerine (battıkları ye­re) yemîn ederim ki, bilseniz bu ne büyük bir yemindir, muhak­kak ki o, kerîm, (faydalı, feyizli) bir Kur'ân'dır. Ki masun bir Kitabta (Levh-i Mahfuzda) dır. Ona ancak pâk olanlar el sürebilir. O, RabbH'âlemîn tarafından inzal olunmuştur. )

Temiz olmayan kimse, Kur'ân'a el süremez. Binâenaleyh cü-nüb, abdestsiz, hayz ve nifâslı kimseler mushafa el süremez, onu eline alamazlar.[32]

 

81, 82 (Şimdi siz, bu sözü mü hakir görüyorsunuz. Ve rız­kınızı (Kur'ân'dan haz ve nasibinizi)  tekzibiniz mi kılacaksınız? )

Yağmur yağsa, Mekke müşrikleri «Bu yağmur, bize filân yıl­dızın doğması verdi.» diyerek onu Allah'dan başkasına nisbet eder­ler, böylece Kur'ân'ı tekzîb  eylerlerdi.[33]

 

83, 84, 85 (Bir muhtazırm ruhu boğazına geldiği zaman, siz­ler, bakar durursunuz. (Ona bir faydanız olmaz). Halbuki Biz, ona (ilim, kudret ve tasarrufumuz yönünden) daha yakınız. Fakat siz (yakınlığımızı)  idrâk etmezsiniz, )[34]

 

86, 87 (Madem ki ceza görmiyecekmişsiniz, o ruhu niçin ge­ri çevirmiyorsunuz?  Şâyed da'vânızda sâdıklardansanız. )

Bilin ki, bu sizin için mümkün değildir. O, başkasının, Allah Teâlâ/nın elindedir. O'na îmân edin![35]

 

88, 89 (Eğer o (vefat eden) mukarreblerden (ileri geçenler­den) ise, onun için rahatlık, rahmet, güzel bir rızık ve Naîm Cen­neti vardır.)[36]

 

90,91(Fakat, (vefat eden) Ashâb-ı Yeminden ise (intizâr hâlinde, veya kabirde, yâhûd Sırat'ta) «Ashâb-ı Yeminden sana selâm.»  denir.)

Bu selâm,  ona Cennet ehlinden olduğuna müjdedir.[37]

 

92, 93, 94 (Şâyed (vefat eden) tekzîb edenlerden, sapıklardansa, ona kaynar su ziyafeti verilir ve Cehennem'e atılır.)[38]

 

95 (Bu,   (sûrede zikrolunanlar)  şübhesiz hak ve yakındır.)[39]

 

96 (O hâlde Rabbin Teâlâ'yı, o büyük ismiyle tesbîh ve ten­zih  et! )

Peygamber (S.A.V.): «İki kelime vardır ki dile hafif, terazide ağırdır. Sübhânallahi ve bihamdita! Sübhânallahfl Azîm.» buyur­muştur.

Bir hadis-i  şerîfde:

«Kim her gece Vâkı'a Sûresini okursa, ona hiçbir vakit fakir­lik, yoksulluk isabet etmez.» buyurulmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfde de:

«Vâkı'a  Sûresi  gmâ  süresidir.   Onu  çocuklarınıza  belletiniz. buyurulmuştur.[40]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/262.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/262.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/262-263.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/263.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/263.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/263.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/263.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/263.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/264.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/264.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/264.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/264.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/265.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/265.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/266.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/266.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/266.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/266.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/267.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/267.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/267.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/267.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/267.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/268.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/268.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/268.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/268.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/268.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/269.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/269.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/269.

[32] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/269.

[33] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/269.

[34] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/269.

[35] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/269.

[36] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/270.

[37] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/270.

[38] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/270.

[39] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/270.

[40] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/270.