Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

57 - HADÎD SÛRESİ - Index Web - 57. Sayfa

57 - HADÎD SÛRESİ

 

Mekke'de nazil  olmuştur,  29  âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1 (Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi (O'nun zât ve sıfatına lâyık olmayan her şeyden)   O'nu tesbîh ve tenzih etmektedir. O, öyle Aziz öyle Hakîm'dir.)[2]

 

2 (Göklerin ve yerin mülkü O'nundur.(Onda dilediği gibi tasarruf eder.)  Diriltir ve öldürür. O, her şeye kaadirdir.)[3]

 

3 (Evvel O, Âhir O, Zahir O, Bâtın O'dur. O, her şeyi hakkıyle bilendir.)

Allah Teâlâ, «Evvel'dir:  Bütün  varlıklardan  önce  vardır.  O'­nun varlığının başlangıcı yoktur. Bütün mevcudatı O yaratmıştır.

Âhir'dir: Bütün müsebebât   (yâni, bir sebeble meydana gelen şeyler)  O'nda nihayet bulur. Varlığının nihayeti yoktur.

Zahirdir: Varlığı, bir çok delillerle meydandadır.

Bâtındır: Zâtının hakikatini akıl idrâk edemez. Of her şeyi bi­lir. O'na göre; zahir, bâtın  (açık, kapalı)  müsavidir.[4]

 

4 (Gökleri ve yeri ve aralarmdakini altı günde yarattıktan sonra, Arş üzerine istiva eden O'dur. )

 (Yağmur gibi, tohumlar gibi, ölüler gibi) yere giren, (ne­batlar ve mâdenler gibi) yerden çıkan, (yağmur, kar ve Melekler gibi) semâdan inen ve (Melekler, ruhlar, iyi ve kötü ameller ve dualar gibi)   semâya yükselen  her şeyi O,  bilir.

Ve, her nerede olursanız olun; ilim ve kudreti sizinledir. Ha­yır ve şer bütün yaptıklarınızı görür. [5]

 

5 ( Göklerin, yerin ve aralarmdakilerin mülk ve tasarrufu O1-nundur. Bütün işler ancak Allah'a irca olunur. )[6]

 

6  ( Geceyi  gündüze,   gündüzü  geceye  O  idhâl  eder.   Bütün kalblerin künhünü  (îmân ve küfrü)  O, bilir. )[7]

 

7 (Allah Teâlâ'ya ve Resulüne îmân edin! Ve tasarrufta sizi istihlâf buyurduğu şeylerden O'nun yoluna infâk eyleyin!   (Haki­katte, hepsi Allah Teâlâ'nındır,  sizin değil!)   Sizden îmân edip de (mallarını Allah yolunda)  infâk edenler için pek büyük bir ecir vardır. )[8]

 

8 (Size ne   oluyor  ki,   Allah   Teâlâ'ya  îmân   etmiyorsunuz? (da küfürde ısrar ediyorsunuz). Halbuki Resulü, sizi Rabbiniz celle şânuha îmân etmeniz için da'vet ediyor. Allah Teâlâ, sizden bu husûsda   (elestü birabbiküm bezminde)   mîsak da almıştı. Gerçek îmân edecekseniz   (koşun).[9]

 

9 (O, dur ki, sizi   (küfür)   karanlıklar   (m) dan   (îmân)   ay­dınlık (in) a çıkarsın diye, kuluna apaçık âyetler inzal ediyor, mu­hakkak ki Allah Teâlâ, Rauf dur, Rahîm'dir.)[10]

 

10 (Size ne oluyor ki, malınızı fîsebilillâh infâk etmiyorsu­nuz? )

Halbuki  göklerin ve yerin mirası Allah Teâlâ'nmdır.

Herkes  ölür,  her ne  kalırsa  Allah'ın olur.

Aranızda Mekke'nin fethinden önce infâk ve kıtal edenler, (fetihten sonra edenlerle indallâh, fadl ve sevâbta) müsavi olmaz. Onlar, derece ve mertebe bakımından, fetihten sonra infâk ve kı­tal edenlerden daha büyüktür.

Bu âyet-i celüenin Hazret-i Ebû Bekrissıddîk (R.A.) hakkında nazil olduğu mervîdir.

Müslümanlığı ilk defa O kabul etmiş; malım Allah yolunda harcamıştır. Hz. Ömer  (R.A.)  demiştir ki:

«Bir defa Peygamber (S.A.V.)'in yanında îdim. Et>û Bekir de orada idi. Enine bir aba giymişi göğsünü hilâl ile tutturmuştu. O anda Cebrail Aleyhisselâm indi ve: Sebebi nedir ki Ebû Bekir'i bu kılıkda gördüm? dedi. Peygamber (S.A.V.); Çünkü O, malını fe-tihden önce Allah yolunda sarf etti, diye cevâb verdi. Cebrail Aleyhisselâm:

Allah, O'na selâm etti ve fakirliğinden dolayı Benden razı mı değil mi sor'i emrini verdi, dedi. Peygamber (S.A.V.), bunu Ebû Bekir'e haber verince; Ebû Bekirt Ben, Rabbim celle  şânühuye hiç    gücenir miyim!  Bü'akis ben, O'ndan razıyım, dedi.»

Maamâfîh Allah Teâlâ, her birine hüsnâyı (Cennet'i) va'det-ti. Allah-ü azîmüşşân, amellerinizin zahir ve bâtınına Habîr'dîr.[11]

 

11 (Kimdir o Ki (malından) gönül hoşluğu (ve ihlâs) ile Allah Teâlâ'ya ödünç verir. Allah Teâlâ, onun mükâfatım katlar. Onun için, kerîm bir ecir vardır.)[12]

 

12 (O gün, erkek ve kadın mü'minleri görürsün ki (tevhîd) nurları önlerinde ve sağlarında koşar.  (Melekler onlara):  «Bugün müjdeler  olsun size  ki, içlerinde   dâim  kalmak   üzere,   (ağaçlan) altından ırmaklar  akan Cennetlere  gireceksiniz.»  derler. İşte,  en büyük fevz budur.

İbn-i Mes'ûd (R.A.)'un beyânına göre; o gün herkesin nuru ameli nisbetinde olacaktır. Kiminin nuru hurma ağacı gibi, kimi­nin adam boyu, en aşağı hâilinin nuru baş parmağında olacak, ba'zan .parlayıp ba'zan sönecektir.[13]

 

13 (O gün, münafıkların erkeği kadını, îmân edenlere:  «Bi­ze bakın. Nurunuzla biz de ziyâlanalım.» diyecekler.)

Onlara (istihza ile): «Arkanıza (dünyâya) dönün de nûr arayın.»   denilecek,

Dönüp arayacaklar. Bir şey bulamayınca, mü'minlere yetiş­mek için Sırat'a gelecekler.

Derken, aralarına kapısı olan bir duvar çekilecek. Onun iç tarafından (mü'minlerin olduğu yerde) rahmet, dış tarafında (da münafıklardan yana) azâb vardır. [14]

 

14 (Duvarın dışında karanlıkta kalan münafıklar)  mü'min­lere nida edecekler: «Biz  (dünyâda)  sizinle beraber değil miydik? (Sizinle birlikte ibâdet etmez, namaz kılıp, oruç tutmaz mıydık?).» Mü'minler: «Evet, diyecekler,  (zahiren, bize muvafakat ederdiniz). Fakat  (nifakla)  kendinizi helak eylediniz.   (Mü'minlere nikbet ve musîbet gelmesine) muntazır oldunuz.  (İslâm Dini hakkında) Şek-kettiniz. Sizi Allah Teâlâ'nın emri (ölüm) gelinceye kadar, kurun­tular (tûl-i emel ve arzularınız aldattı. Hattâ sizi, o aldatıcı Şey­tan veya dünyâ)   Allah  Teâlâ'ya  karşı  bile  aldattı.»[15]

 

15 (Ey münafıklar!     Bugün, ne sizden ve ne     kâfirlerden (azâbtan halâs için)   bir fidye  alınmaz. Mekânınız Cehennenı'dir. Size lâyık olan yer odur. O, ne kötü uğraktır Cehennem!)[16]

 

16 (Mü'minlerin  kalblerine  Allah  Teâlâ'nm  zikri  ve  hakla nâzü olan Kur'ân'ın tilâvetiyle huşu' ve mülâyemet vakti gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine Kitab verilip de, sonra Peygam-berleriyle aralarında uzun zaman geçmiş olması yüzünden kalb-leri katılaşmış ve ekserisi fıska dalmış bulunanlar gibi olmasın­lar.)

Bu âyet, ağızları ile îmân edip kalbleri ile etmeyen bir cema­at hakkında inmiştir.[17]

 

17 (Bilin ki Allah Teâlâ, arzı ölümünden sonra diriltir.  (Bu­nun gibi katılaşan kalbleri de zikir ve tilâvetle canlandırır.)  İşte akimiz ersin diye, size âyetleri beyân ettik.)[18]

 

18 (Erkeklerden ve kadınlardan    Allah Teâlâ ve  Resulünü tasdik edenler (yâhûd tasadduk eyliyenler), ve  (bu veçhile)  Allah Teâlâ^ya gönül hoşluğu ile ödünç verenler için Allah Teâlâ, bu ik­razlarının mükâfatını kat  kat  artırır. Onlara,  kerîm  bir  ecîr  de vardır.)[19]

 

19 (Allah Teâlâ ve Peygamberlerine îmân edenler yok mu? İşte indallah özü sözü gerçek olanlar, Allah için şehâdet edenler onlardır. Onlar için ecir ve nûr vardır. Kâfir olup, âyetlerimizi tekzîb edenler ise Cehennemliktirler.)[20]

 

20 (Bilin ki  dünyâ hayâtı bir  oyundur,  bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir tefâhurdur ve mal ve çocukları çoğaltma jya-rişmdan ibarettir. )

Bir yağmur gibidir ki, bitirdiği nebat ekincilerin hoşlarına gider. Fakat sonra o kurur, sen onu sararmış, sonra da bir saman çöpüne dönmüş görürsün. (İşte dünyâ hayatı budur. Sür'atlej ze­val bulur.)

 (Dünyâ hayât ve zinetiyle iftihar ve onu ihtiyar edenler için) Âhirette şiddetli bir azâb yardır. (Dünyâ hayât ve zînetini terk edip Âhiret'i ihtiyar edenlere ise) Allah Teâlâ'dan mağfiret ve rıdvan vardır. Dünyâ hayâtı, bir aldanış metâından başka bir-şey değildir. [21]

 

21 (Rabbiniz celle şânuhden    mağfirete,  gök ve  arz kadar geniş Cennet'e koşun, yarışın! O, AUah Teâlâ'ya ve Peygamberle­rine îmân edenler için hazırlanmıştır. Bu, Allah Teâlâ'mn fazlıdır ki, onu dilediğine verir. AUah-ü azîmüşşân, pek büyük bir fazl sa­hibidir.)[22]

 

22 (Kahtü gala gibi) gerek yeryüzünde, ve gerek  (hastalık, yoksulluk, ölüm gibi)  nefsinizde vükû' bulan hiçbir musibet yok­tur ki, Tıalk etmemizden önce, bir Kitabta  (Levh-i Mahfûz'da)  ya­zılı olmasın. Şübhesiz ki bu, Allah Teâlâ'ya göre kolaydır.[23]

 

23 (Tâ ki, (Levh'de yazılı olduğunu bilerek) elinizden çıka­na yerinnıiyesiniz, ve O'nun size verdiğine tekebbürle sevinmiye-siniz (belki şükreyliyesiniz. Zira her şeyin mukadder olduğunu bilen, ne verilene sevinir, ve ne verilmiyene yerinir. Sevincini şûkürle, musibetini sabırla geçirir.)  Allah Teâlâ  (dünyâ ni'meti ile) kendilerini beğenenleri, öğünenleri sevmez.)[24]

 

24 (Onlar ki, cimrilik ederler. Halka da cimriliği emreyler-ler Kim (malını müstehakkma infâktan) yüz çevirirse şübhe yok ki, Allah Teâlâ (ondan ve onun infâkmdan) Ganî'dir. Zâtında Mahmûd'dur. )[25]

 

25 (Celâlim hakkı için, Biz Peygamberlerimizi açık hüccet ve mu'cizelerle gönderdik. Ve beraberlerinde Kitab ve mîzân in­dirdik, ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar. )

Bir de, demiri indirdik. Onda hem şedîd bir sertlik ve hem nisanlar için nice menfaatler vardır. Tâ ki Allah Teâlâ, kendine (dînine) ve Peygamberlerine gıyabında yardım edenleri belli et­sin. Şübhe yok ki, Allah-ü azîmüşşân, Kavî'dir, Azîz'dir. [26]

 

26 (Celâlim hakkı için, Biz Nuh'u ve İbrahim'i (risâletle ka­vimlerine) gönderdik. Ve zürriyetlerine nübüvvet ve Kitab vedia kıldık. İçlerinden (Peygamber ve Kitablarına îmân edip) hidâyet bulanlar da vardı. Fakat çoğu fâsıktılar.)[27]

 

27 (Sonra, onların izince, Eesûllerimizi birbiri ardısıra gön­derdik. Arkalarından da Meryem oğlu îsâ'yı gönderdik. Ve O'na İncil'i verdik. Kendisine ittibâ eden (nıü'min) lerin kalblerine (birbirlerine karşı)  şefkat ve merhamet koyduk.)

 (Bir bid'at olarak) ihdas ettikleri rehbânhğa gelince: Onu üzerlerine biz farz kılmamiştık. Allah Teâlâ'yı hoşnûd etmek is­teğiyle, onlar ihtira' ve iltizâm etmişlerdi. Böyle iken sonra da ona hakkı ile riâyet etmediler. İçlerinden (gerçek) imân edenlere ecir­lerini verdik.  Fakat  ekserisi fâsıklardı.

Rehbâniyet: Büyük bir korku hissiyle, her şeyden el çekerek, zühd ve riyazetle  ibâdette mübâlega etmek,  demektir.[28]

 

28 (Ey îmân edenler! Allah Teâlâ'dan korkun! Peygamberi­ne de îmân edin! Tâ ki Allah Teâlâ, size rahmetinden iki nasib versin. Ve size, yürürken aydınlık verecek bir nûr bahşeylesin. Günâhlarınızı yarlıgasın. Allah-ü azîmüşşân (günâhlarından tev-be edenlere)   Gafur ve   (O'na itaat eyleyenlere)   Rahîm'dir. )[29]

 

29 (Kitab ehli şunu bilsinler ki: Allah Teâlâ'nın fazlından hiçbir şeye kaadir ve nail olmazlar. Ve bilsinler ki, fazl, Allah Te­âlâ'nın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah-ü azîmüşşân, pek bü­yük bir fazl sahibidir. )[30]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/271.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/271.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/271.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/271.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/272.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/272.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/272.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/273.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/273.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/273.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/273-274.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/274.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/275.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/275.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/275.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/276.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/276.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/276.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/276.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/277.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/277.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/278.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/278.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/278-279.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/279.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/279.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/279.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/280.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/281.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/281.