Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

67 - MÜLK SÛRESİ - Index Web - 67. Sayfa

67 - MÜLK SÛRESİ

 

Mekke'de nâzü olmuştur,  30 âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1 (Hayır ve bereketi çok,  her şeyden âli ve zâtında sabit olan)   Allah,  mahlûkatın  sıfatlarından  münezzehdir.  Mülk  Onun yedindedir. Ve O, her şeye kadirdir.)

Sûre-i  celüe:  Tebâreke,  Mania,  Münciye,     Mücâdele,  Vâkıye Mennâ'a isimleri ile de anılır.[2]

 

2 (Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için ölümü ve hayâtı yaratan O'dur. Ve O, Azîz'dir, Gafûr'dur.   (Salih amellere yüz çevirenlerden    intikam alır. Ve tevbekâr olanlara mağfiret' eyler.) [3]

 

3 (Yedi göğü tabaka tabaka O, halk etmiştir. Sen, O'nun hal­kında bir mübâyenet ve ihtilâf görmezsin. (Hepsi birbirine uygun­dur. Halel ve noksanı yoktur) Gözlerini göğe çevir, bak, hiçbir ve noksanlık  görebilir misin?) [4]                                       

 

4 (Sonra gözünü bir daha, bir daha çevir de bak. Nihayet, gözün bir kusur bulmaktan âciz kalır da yorgun, bîtâb geri dö­ner. )     [5]                                                                         

 

5 (Celâlim hakkı için Biz, dünyâya en yakın olan semâyı çı­rağlarla (yıldızlarla) donattık ve onları Şeytanlara atılacak şeyleı kıldık ve onlar için alevli ateş azabı hazırladık. )

Şeytanlar, sır çatmak için birinci semâya çıkınca, taşlanırlar Onlara atılan taşlar, yıldızların kendileri değil, yıldızlardan kopaii gök taşlarıdır. Yıldızlar, yerinden değişmezler.      [6]                       

 

6 (Allah Teâlâ'ya kâfir olanlar için Cehennem azabı vardı!, ki o ne çirkin karargâhtır.)[7]

 

7 (Onlar Cehennem'e atıldıkları zaman,  onun kaynar hâl­deki çirkin ve korkunç sesini işitirler.)[8]

 

8 (Cehennem neredeyse   (kâfirlere)     gayzından parçalana­cak gibi olur. Onlardan her güruh içine atıldıkça bekçileri sorar­lar: «Sizi, bu azâbtan korkutur bir Peygamber gelmedi mi?)[9]

 

9 (Onlar: «Evet, bize bu azâb ile korkutan Peygamber gel­mişti. Fakat biz, Allah Teâlâ hiçbir şey İnzal etmemiştir, siz bü­yük bir dalâl içindesiniz, diye onları tekzîb ettik.» derler. )[10]

 

10 (Ve  yine   derler:   «Şâyed   (Peygamberleri)   dinler,   yâhûd akü eder olsaydık, şimdi şu Cehennemlikler  arasında bulunmaz­dık.» )[11]

 

11 (Böylece, günâhlarını i'tirâf ederler.  (Fakat o andaki i'ti-rafları asla kendilerine fayda vermez).    Cehennemlikler, Allah'ın rahmetinden uzak olsun! )[12]

 

12 (Onlar ki Rablerini görmedikleri hâlde,  O'ndan  korkar­lar  (da ma'siyetlerden ictinâb ederler.)   Onlar için, muhakkak ki bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır. )[13]

 

13 (Resûlüllah  hakkında)   sözünüzü   gerek   gizleyin,   gerek aşikâr edin, O, bütün sinelerin künhünü biîir.

Müşrikler birbirlerine: «Sözünüzü gizleyin, ki Muhammed (Sallallahü aleyhi ve sellem) in ilâhı işitmesin.» derlerdi. Âyet-i celüe, bu sebeble nazil oldu,[14]

 

14 (Sırr-ı cehri bilmez mi, o Yaradan ki, O, öyle Lâtif, öyle Habîr'dir. )[15]

 

15 (O Allah Teâlâ ki, arzı size münkâd kıldı. O hâlde köşe­sinde, bucağında yürüyün (gezin) de Allah'ın rızkından yiyin!. Ni­hayet rücûunuz. O'nadır.)[16]

 

16 (Bu âlemin tedbirine müvekkel) gökteki   (Melek) Ierden (veya emir ve kazası gökte olan Allah Teâlâ'dan Karun'a yaptığı gibi)  sizi yere gecirivermesinden emîn mi oldunuz? O zaman gö­rürsünüz ki, arz hareket etmektedir.)[17]

 

17 (Yoksa gökteki (Melek) lerin, (yâhûd emir ve kazası gök­te olan Allah Teâlâ'mn, Lût kavmine ettiği gibi) üzerinize taş yağdırıcı rüzgâr göndermesinden emîn mi oldunuz? (Azabımı gördü­ğünüz zaman)  inzârım nasılmış, bileceksiniz. )[18]

 

18 (Celâlim hakkı için, onlardan önceki ümmetler de   (Pey­gamberlerini) tekzîb etmişlerdi. Düşün, Benim onlara inkâr ve uku­betim nasıl oldu? )[19]

 

19 (Onlar, üzerlerinde kanadlarmı açıp kapıyarak uçuşan kuşları da görmediler mi? Onları semâda tutan, ancak Rahmân'-dır. Ki O, her şeyi görür.)[20]

 

20 (Yoksa esirgeyen Allah Teâlâ'ya karşı size yardım ede­cek   (azabından kurtaracak)   askerleriniz mi var? Kâfirler başka değil, ancak bir gurur  (bir aldanış)   içindedirler.)[21]

 

21 (O, rızkım vermiyecek, tutacak olursa, kim size rızık ver­meye kaadirdir? Hayır, onlar, azgınlıkta, haktan kaçınmakta inâd ve ısrar etmektedirler.)[22]

 

22 (Her an yüzüstü kapanarak yürüyen mi, doğru yolu bu­lucudur; yoksa doğru yolda dimdik yürüyen mi?)               

Bu misâl, müşrikle mü'min hakkındadır.[23]

 

23 (De ki: «Sizi yaratan, size kulak, göz ve kalbler veren O'-dur. Fakat, pek  az şükrediyorsunuz.)[24]

 

24 (De ki: Sizi yaratan ve yeryüzünde çoğaltan ve dağıtan O'dur. Nihayet (ölümünüzden sonra heşâb ve ceza için) hep O'na haşrolunacaksınız.)[25]

 

25 (Küfredenler,  mü'minlere):   «Şâyed  sözünüzde   sâdıklar-sanız, bu va'dettiğiniz  (ba's ve haşr)  ne zaman?» derler.)[26]

 

26 (Onun ilmi, ancak Allah Teâlâ'mn indindedir. Ben, sâ­dece aşikâr bir nezîrim.» dersin.)[27]

 

27 (Va'dolunan azabı yakından gördükleri zaman, o, kâfir­lerin yüzleri çirkinleşir. Onlara: «İşte istediğiniz (azâb) budur.» denilir. )[28]

 

28 (De ki: Haber verin bana, eğer Allah Teâlâ beni ve be­nimle beraber olan mü'minleri helak etse veya rahmetiyle ecelle­rimizi te'hîr eylese, her iki hâlde de, siz kâfirleri o elim azâbdan kurtaracak kimdir)

Ölsek de, kalsak da sizi azâbdan kurtaracak yoktur. Ölümü­müzü beklemeniz size bir fayda te'nıîn etmez. Sizi azâbdan kur­taracak, ancak îmân ve tevhîddir.[29]

 

29 (De  ki:   «(Sizi  kendisine  da'vet  ettiğim)   Rahmâniyyetle mevsûf Allah Teâlâ'dır. Biz O'na imân ve (bütün işlerimizde) O'na tevekkül ettik. Yakında  (azabını gördüğünüz zaman)  siz de bile­ceksiniz açık bir dalâl içinde bulunan kimmiş?)[30]

 

30 (De ki: «Haber verin bana, eğer suyunuz yere batıp gitse (büsbütün çekiliverse) size, kim akar bir su getirebilir?)

Bu âyet-i celîlenin sonunda «Allâhü rabbürâlemîn» diye cevâb vermek müstehatadır.

Bu âyet-i kerîme, zâlimlerden birinin yanında okunmuş da: «Onu, balta ve kazmalar getirir.» demiş. Bunun üzerine gözünün suyu çekilerek, kör olmuş.

Allah Teâlâ'ya ve âyetlerine karşı gelmekden Allah'a sığını­rız.

Sûre-i celîlenin fazileti hakkında müteaddid ehâdîs-i şerife mevcûddur.

«Kur'ân'dan otuz âyetlik bir sûre, bir adama şefaat etti. Niha­yet ona mağfiret olundu. Bu sûre: Tebârekelleziy biyedihilmülk süresidir.» (Tirmizî, Ebû Dâvûd, İmâm Ahmed, Neseî, Hâkim, İbn-i Mâce; Ebû Hüreyre  (R.A.).

Resûl-ü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem: «(Elif lâm mîm tenziyl) ve (Tebârekelleziy biyedihilmülk) surelerini okumadan uyu­mazlardı.  (Tirmizî: Câbir Radıyallahü Anh.)[31]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/346.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/346.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/346.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/347.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/347.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/347.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/347.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/347.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/347.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/347.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/348.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/348.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/348.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/348.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/348.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/348.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/348.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/349.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/349.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/349.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/349.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/349.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/349.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/350.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/350.

[26] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/350.

[27] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/350.

[28] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/350.

[29] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/351.

[30] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/351.

[31] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/351.