Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kuran - 72. Sayfa - Index Web

72 -CÎN  SÛRESİ

 

Mekke'de nazil olmuştur, 28 âyettir.

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adiyle[1]

 

1, 2, (De ki: «Bana şu hakikat vahyolundu. Cinlerden bir taife (ben Kur'ân okurken) dinlemiş, ve (kavimlerine döndükleri zaman) demişler ki: Biz, gerçekten hakka ve doğruya hidâyet eder

(nazmı güzel, ma'nâsı ince ve derin, bedii' insan sözüne benzemi-yen) harikulade bîr Kur'ân dinledik. Ona îmân ettik. Bundan böy­le Rabbimize, asla bir şeyi şerik etmeyiz.» )

Bunlar, Nusaybin cinlerinden yedi veya dokuz kişi imişler. Re-sûlüllah (S.A.V.) Mekke ile Tâif arasındaki Batn- Nahle'de eshâbı ile sabah namazım kılarken gelip onun okuduğu Kur'ân'ı dinle­mişler. Ve:

«İşte bizimle semâ haberinin araşma sed çeken budur.» demiş­ler. Evvelce semâya çıkıp haber dinlemek kendilerine yasak değil­miş. Bunu dinleyince hemen kavimlerinin yanına dönerek keyfi­yeti haber vermişler.[2]

 

3 (Rabbimizin büyüklüğü çok yüce.     (Küffârm  zu'mettiği gibi)  O, ne bir zevce ve ne bir oğul edinmemiştir.)[3]

 

4 (Halbuki bizim sefihimiz (îblîs vfeyâ içimizdeki serkeşler) Allah Teâlâ'ya (zevce ve evlâd isnâdiyle) kizb ve iftira ediyordu.)[4]

 

5 (Biz zannetmiştik  ki,  ne  ins ve ne  cinden,  Allah Teâlâ ya kimse kizb ve iftira etmez.)[5]

 

6 (Korkulu   yerlerde)   insanlardan   ba'zı   kimseler,   cinler-.den ba'zılarına sığmıyorlardı. Bu sebeble onların kibirlerini, cür'et ve tasallutlarım artırıyorlardı.

Rivayet edildiğine göre, zamân-ı câhiliyyette Araplardan bir kimse, ıssız ve tehlikeli bir yerde kalsa: «Buradaki cinlerin sefih­lerinden büyüklerine sığınırım» der ve kendisini emniyette adde­derdi. Halbuki, bu sözleri işiten cinler kibirlenir ve öğünürler ve kendilerine sığmıldığı için algınlıklarını artırırlardı.[6]

 

7  (Cinnîler de,  sizin gibi,  Allah Teâlâ,  ölümünden     sonra kimseyi ba'setmez zannetmişlerdi.)

Yâhûd: «Ey cinler! Sizin zanmnız gibi, insanların kâfirleri de, Allah Teâlâ, ölümünden sonra kimseyi ba'setmez, zannetmişlerdi.»[7]

 

8 (Kulak hırsızlığı yapmak için) biz göğe erişmek istedik. Fakat  onu Meleklerden kuvvetli muhafızlar,  şihâblarla  doldurul­muş bulduk.[8]

 

9 (Evvelce  (Resûlüllah sallallahü aleyhi ve  sellemin bi'se-tinden önce, Meleklerin sözlerini)     dinlemek için, orada oturacak ba'zı yerler buluyorduk. Fakat şimdi, kim dinlemek isterse, kendi­sini gözetliyen bir şihâb buluyor.)[9]

 

10 (Ve biz bilmiyoruz,   (göğün muhafaza edilmiş olmasiyle yerdeki insanlara) şer mi irâde olunmuştur, yoksa Allah Teâlâ, on­lar için bir hayır mı irâde etti?)[10]

 

11 (İçimizde sâlih olanlar da, olmayanlar da var.   (Muhte­lif fırkalara ayrılmış)  ayrı ayrı yollar tutmuşuz.)[11]

 

12 (Ve yüzde yüz anladık ki, yeryüzünde olsak da,  (göğe) kaçsak da Allah Teâlâ'nın emrinin nüfuzunu âciz kılmaya kaadir değiliz.)[12]

 

13 (Biz  o  hidâyeti   (Kur'ân'ı)   dinleyince     ona îmân ettik. Kim Rabbinin vahdâniyyetine îmân ederse, o ne ecrinin eksilece-ğinden, ve ne  gadre uğrayacağından  korkmaz.)[13]

 

14 (İçimizden kimi muslini ve muvahhidlerdir. Kimi de Ctev-hîdden) yüz çevirenlerdir. Müslim ve muvahhid olanlar yok mu! İşte onlar, rüşd ve sevabı arıyanlardır.)[14]

 

15  (Fakat  tevhîd   ve   doğru yoldan  yüz  çevirenler,   Cehen-nem'e yakıt olacaklardır.)[15]

 

16  (Ve yine bana vahyolundu ki: şâyad cin ve ins, hak yol­da  (ve îmânda]  istikâmet etselerdi, muhakkak ki Biz onlara, bol su içirir  (bolluk verir, maişetlerini genişletir) dik.)[16]

 

17  (Tâ ki onları   (şükrü nasıl  eda edeceklerini)   sınayalım diye. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, Rabbi, onu takat ge-tiremiyeceği çok ağır bir azaba uğratır.)[17]

 

18  (Mescidler,  Allah  Teâlâ'ya  mahsûsdur.  O  hâlde,   Allah Teâlâ'dan gayriye ibâdet etmeyin.)[18]

 

19 (Allah'ın  kulu   (Resûlüllah  sallallahü  aleyhi  ve  sellem Batn-ı Nahle'de)  Allah Teâlâ'ya ibâdete kalktığı zaman onun etra­fında kesif bir izdiham teşkil ediyorlardı.)

Ve nerde ise, keçe gibi biribirleri üzerine yığılmışlardı.[19]

 

20  (De ki: «Ben. ancak Habbime ibâdet ederim. Ve hiç kim­seyi O'na şerik koşmam.)[20]

 

21 (De ki: «Ben, size kendiliğimden ne zarar eriştirmeye ve ne de irşâd etmeye muktedir değilim.  (O kudrete ancak Allah Te-âlâ  mâlikdir.) [21]

 

22 (De ki: «Şâyed ben, Allah Teâlâ'ya ısyân edersem, beni O'nun azabından kimse kurtaramaz. Ve ben, O'ndan gayri bir sı­ğınak bulamam.)[22]

 

23 (Benim vus'umda olan ancak Allah Teâlâ tarafından me'mûr olduğum risâlâtı tebliğdir. Kim (Kur'ân ve tevhîd emrinde) Allah Teâlâ ve Resulüne ısyân ederse, onun için Cehennem ateşi vardır. Dâim orada kalır,  (ebediyyen çıkmaz.)  [23]

 

24 (Nihayet o va'dolundukları azabı gördükleri zaman bi­leceklerdir. Yardımcısı daha zayıf ve adetçe az olan onlar mı, yok­sa mü'minler mi? )[24]

 

25, 26, 27, 28 (De ki: «Size va'dolunan azâb yakın mı, yoksa Rabbim celle şânuh, onu te'hîr mi eder? Bilemem. Gaybı bilen, an­cak Allah Teâîâ'dır. (İlmi ona mahsûs olan) o gaybına kimseyi muttali kılmaz. Meğer ki, ihtiyar ettiği bir Resul olsun. Zîrâ O, Resulün Önünde ve arkasında dizilmiş gözetleyici Melekler bulun­durur. Şunun için ki: O, Rablerinin risâletlerini hakkıyle tebliğ ettiklerini bilsin. Allah Teâlâ, onların nezdindekini, (ilmi ile) ihâtâ etmiştir. Ve halk ettikleri şeyleri zabt ve ihsâ eylemiştir. (Adedini bilir.) [25]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/375.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/375.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/376.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/376.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/376.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/376.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/376.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/377.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/377.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/377.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/377.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/377.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/377.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/377.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/378.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/378.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/378.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/378.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/378.

[20] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/378.

[21] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/378.

[22] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/378.

[23] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/379.

[24] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/379.

[25] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/379.