Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

74 - MÜDDESSİR SÛRESİ - Index Web - 74. Sayfa

74 - MÜDDESSİR  SÛRESİ

 

Mekke'de nazil olmuştur, 56 âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 (Ey (esvabına) bürünen (Peygamber!) Kalk (kâfirleri azâbullahla) korkut! Ve Rabbin celle şânuhu, bü­yüklükle zikret! (Tekbir getir, Allah-ü ekber de). Esvabını (veya nefsini) pak tut! Azabı terket! (Ona müeddî olan şeyleri işleme), iyiliği, mukabilinde daha fazlasını elde etmek maksadiyle, yapma! .(Allah Teâlâ'ya, ibâdetini çoğaltarak, imtinân etme), ve Rabbin celle şânuh (un rızâsı) için (ilâhi tekliflerin meşakkatlerine, müş­riklerin ezalarına)  sabret)

Bir rivayete göre; bu âyetlerin inmesine sebeb olarak Pey­gamber (S.A.V.)  şöyle buyurmuştur.

«Mekke'ye yakın Hirâ dağında idim. Bir ses geldi. Sağa sola bakındım; bir şey göremedim. Yukarı bakınca gördüm ki bana seslenen bir Melektir. Yerle gök arasında havada bir Kürsî üze­rinde oturur. Ondan korktum. Zevcem Hadîce'ye gelerekj «Beni örtün!» dedim. Çarşafla örttüler. Bunun üzerine, Cebrail Aleyhis-selâm gelip, bana bu şekilde seslendi.»

Ba'züarma göre; Peygamber  (S.A.V.), Kureyş'den fazla eziyet gördüğü zaman evine gelip bir elbiseye büründü ve o elbise için­de uyurken bu âyetler indi.

İyilik edip, karşılığıma daha fazlasını beklemek Peygamber Ve haram idi. O'ndan başkasına haram değildir. Çunku Re-sûlülllh CS.A.V.Vın- en güzel ahlâk sahibi olmas! emir buyurulmuştu.   [2]                                                                          

 

8, 9, 10 (Sûr nefholunduğu zaman, o gün kâfirler için pek çetin bir gündürKolay değil!)[3]

 

11, 12, 13, 14, 15 (Kendisini tek bağına (yapayalnız) yarat­tığım kimseyi bana bırak. Ona, çok geniş bir servet verdim. Gözü Önünde duran (halk arasında i'tibârlı, toplantılarda dâima baba­larının yanında hazır, her zaman re'ylerine ve bilgilerine başvu­rulur) oğullar bahşettim. (Sebeblerini ihzar ederek) yaşayışını (mevki ve ikbâlini) yaydım. (Böyle iken yine artırmamı umuyor.)

Âyeti kerîme Velid ibn-i Muğîre hakkında nazil olmuştur. Çok zengindi. Mekke ile Tâif arasında çeşitli akarı, Tâif'te yaz kış meyvaları eksik olmayan bahçeleri mevcûddu. Ve yüz binleri aşan nakde sâhibti. Sayısız hizmetkârlarından mâada, kavmi arasında hepsi i'tibârlı, zeki ve bilgili onu mütecaviz oğlu vardı. İçlerinden üçü: Halid, Ammâr, Hişâm (B. Anhüm) İslâm ile müşerref olmuş­lardır.[4]

 

16 (Asla ummasın! Zîrâ o, âyetlerimize karşı pek inadçıdır.  Velid  çok haristi. O kadar ki; «Eğer Muhammed sâdıksa, Cen­net benim için yaratılmış demektir,» demişti. Fakat bu ayet-ı kerımenin  nüzulünden  sonra,  serveti  artacağına   eksildi.   Ve  i'tibârlı kırıldı.)[5]

 

17 (Ben, onu  çok ağır bir azaba uğratacağım.)[6]

 

18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30 (Zîrâ o (işitti­ği Kur'ân'ı ta'netmek için) düşündü, ölçtü biçti. Kahrolası! Nasıl ölçtü biçti? Yine kahrolsun! Nasıl ölçtü biçti? Sonra (Kur'ân'a, yâ-hûd kavminin yüzlerine) baktı. Sonra da: Kaşlarım çattı, yüzünü buruşturdu. Ve bunu müteakib (Haktan veya Resûlüllah'tan) yüz çevirdi. (İttibâdan) istikbâr etti de: «Bu, (sihirbazlardan) ta'Hm ve rivayet olunagelen bir sihirden, insan sözünden başka bir şey de­ğildir.» dedi. Ben, onu Cehennem'e atacağım. Cehennem nedir bi­lir misin? O (bir ateştir ki) yakar, helak eder, bırakmaz. İnsanın derisini kavurur. Üzerinde on dokuz bekçi vardır.)

Rivayet edildiğine göre, Velîd bin Muğîre, Resûlüllah sallal-lahü aleyhi ve sellem Efendimizin yanma gelmişti. Fahr-i Kâinat, Hâ mim Essecde sûresini kırâet buyurmaktaydı. Dinlemiş ve te­essür duymuştu.

Bilâhare kavminin yanma döndüğü zaman: «Muhammed'den bir söz işittim ki ne ins ve ne cinn sözüne benzemiyor. Onda hiç-bir sözde bulunmayan bir tatlılık ve güzellik var. Muhakkak ki, O her şeye galebe edecek. Ve asla mağlûb olmayacaktır.» demiş ve medhetmişti.

Kureyş, bunun işitince: «Eyvah! Veiîd dîninden dönmüş, Kureyş'e de, örnek olacak, döndürecek.» demişlerdi. Yeğeni Ebû Ce­hil: «Ben, onun hakkından gelirim.» dedi. Ve amcasının evine koştu. Keyfiyeti anlattı ve onu tahrik edecek sözler söyledi.

Bunun üzerine öfkelenen Velîd, hemen kalktı, Ebû Cehille bir­likte kavminin meclisine gitti. Onlara dedi ki: «Siz, Muhammed'in mecnûn olduğunu iddia Ediyorsunuz-, O boğulmuş bir adam mıdır? 'tikâdlarmca delileri; cinler boğar, yaşatmazlardı). Kâhin diyor­sunuz, kâhinlik yaptığını gördünüz mü? Şâir olduğunu söylüyor­sunuz, şiir söylerken gördünüz mü? Yalancı olduğunu öne sürü­yorsunuz, hiçbir yalanını tuttunuz mu?»

«Bunların hiçbirini O'nda görmedik. Fakat sen söyle, ne diye­ceğiz?» dediler.

Velîd: «Bilin ki, O bir sihirbazdır. Kişiyi ailesinden, evlâdın­dan, kölesinden nasıl» ayırdığını görmüyor musunuz? Sözleri de si­hirbazlardan  nakledilen  sözlerdir.»   dedi.

Velîd'in sözlerini dinleyen kavmi pek sevindi ve dağılıp ayrıl­dılar.

Bundan sonra, Cenâb-ı Peygambere (hâşâ) sihirbaz demeye başlamışlardı. Âyât-ı celîlenin bu vak'a üzerine nazil olduğu mervîdir. lerin de îmânları artsın. Kitab ehli ve mü'minler şübheye düşme.

Tve tâ ki kalblerinde şekk ve nifak olanlarla kâfirler: Teâlâ, bu misâlden) ne murâd etti.» desinler, işte böyle, Al­lah Teâlâ, dilediğini şaşırtır, ve dilediğini doğru yola iletir. Rabbin celle şânuh'un ordularım sâde kendisi bilir. Bu, ancak insanlar İçin bir öğüttür. [7]

 

32, 33, 34, 35, 36, 37 (Hayır hayır! Ay hakkı için, gündüzün ardınca giden gece ve âlemi aydın kılan sabah hakkı için, sekar, her hâlde, pek büyük (beliyye) lerden (Cehennemin büyük taba­kalarından) biridir. İnsanlar için, içinizden hayra tekaddüm veya teahhur etmek isteyenler için, inzâr edicidir.)[8]

 

38, 39, 40, 41 (Her nefis, kazancına bağlıdır. Meğer ki Ashâb-ı yemin olsun. Onlar Cennetlerdedirler. Günahkârların hâlle­rini soruşurlar. Müşriklere:  «Sizi, Cehennem ateşine atan nedir derler.)[9]

 

42, 43, 44, 45. 46, 47 (Günahkârlar da) derler ki: «Biz, na­maz kılanlardan değildik. Yoksulu yedirmezdik. Bâtıla ştiru' eden­lere muvafakat ederdik, i Ceza Gününü tekzib eylerdik. Tâ bize, o yakîn  (ölüm)   gelinceye kadar   (bu hâlde kaldık).[10]

 

48, 49, 50, 51 (Onlara şefaat edenlerin şefaati fayda vermez. (Muhaldir). Onlara ne oluyor ki, arslandan kaçan yabani mer­kepler gibi,  (Kür'ân ve)  öğütten yüz çeviriyorlar? )[11]

 

52 (Belki onlardan her biri, kendisine   (gökten Peygambere ittibâ etmesini nâtık)   dağıtılacak sahifeler verilmesini  ister. )[12]

 

53 (Hayır,  bu  asla  olamaz!   Belki  onlar,     Âhiretten  kork­mazlar.)[13]

 

54, 55 (Hakka ki o Kur'ân beliğ bir öğüttür. Kim dilerse on­dan  (okur da)  Öğüt alır.)[14]

 

56 (Maamâfîh onunla (o Kur'ânla) ancak Allah Teâlâ'nın dilediği kimse öğüt,alır. İste o kimsedir ki, Allah Teâlâ'ya muha­lefetten ittikâya ve mağfirete şayan ve ehildir.)[15]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/385.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/385-386.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/386.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/386.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/386-387.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/387.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/387-388.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/388-389.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/389.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/389.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.