74 - MÜDDESSİR SÛRESİ - Index Web - 74. Sayfa
74 - MÜDDESSİR SÛRESİ
Mekke'de nazil olmuştur, 56 âyettir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 (Ey (esvabına) bürünen (Peygamber!) Kalk (kâfirleri azâbullahla) korkut! Ve Rabbin celle şânuhu, büyüklükle zikret! (Tekbir getir, Allah-ü ekber de). Esvabını (veya nefsini) pak tut! Azabı terket! (Ona müeddî olan şeyleri işleme), iyiliği, mukabilinde daha fazlasını elde etmek maksadiyle, yapma! .(Allah Teâlâ'ya, ibâdetini çoğaltarak, imtinân etme), ve Rabbin celle şânuh (un rızâsı) için (ilâhi tekliflerin meşakkatlerine, müşriklerin ezalarına) sabret)
Bir rivayete göre; bu âyetlerin inmesine sebeb olarak Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur.
«Mekke'ye yakın Hirâ dağında idim. Bir ses geldi. Sağa sola bakındım; bir şey göremedim. Yukarı bakınca gördüm ki bana seslenen bir Melektir. Yerle gök arasında havada bir Kürsî üzerinde oturur. Ondan korktum. Zevcem Hadîce'ye gelerekj «Beni örtün!» dedim. Çarşafla örttüler. Bunun üzerine, Cebrail Aleyhis-selâm gelip, bana bu şekilde seslendi.»
Ba'züarma göre; Peygamber (S.A.V.), Kureyş'den fazla eziyet gördüğü zaman evine gelip bir elbiseye büründü ve o elbise içinde uyurken bu âyetler indi.
İyilik edip, karşılığıma daha fazlasını beklemek Peygamber Ve haram idi. O'ndan başkasına haram değildir. Çunku Re-sûlülllh CS.A.V.Vın- en güzel ahlâk sahibi olmas! emir buyurulmuştu. [2]
8, 9, 10 (Sûr nefholunduğu zaman, o gün kâfirler için pek çetin bir gündürKolay değil!)[3]
11, 12, 13, 14, 15 (Kendisini tek bağına (yapayalnız) yarattığım kimseyi bana bırak. Ona, çok geniş bir servet verdim. Gözü Önünde duran (halk arasında i'tibârlı, toplantılarda dâima babalarının yanında hazır, her zaman re'ylerine ve bilgilerine başvurulur) oğullar bahşettim. (Sebeblerini ihzar ederek) yaşayışını (mevki ve ikbâlini) yaydım. (Böyle iken yine artırmamı umuyor.)
Âyeti kerîme Velid ibn-i Muğîre hakkında nazil olmuştur. Çok zengindi. Mekke ile Tâif arasında çeşitli akarı, Tâif'te yaz kış meyvaları eksik olmayan bahçeleri mevcûddu. Ve yüz binleri aşan nakde sâhibti. Sayısız hizmetkârlarından mâada, kavmi arasında hepsi i'tibârlı, zeki ve bilgili onu mütecaviz oğlu vardı. İçlerinden üçü: Halid, Ammâr, Hişâm (B. Anhüm) İslâm ile müşerref olmuşlardır.[4]
16 (Asla ummasın! Zîrâ o, âyetlerimize karşı pek inadçıdır. Velid çok haristi. O kadar ki; «Eğer Muhammed sâdıksa, Cennet benim için yaratılmış demektir,» demişti. Fakat bu ayet-ı kerımenin nüzulünden sonra, serveti artacağına eksildi. Ve i'tibârlı kırıldı.)[5]
17 (Ben, onu çok ağır bir azaba uğratacağım.)[6]
18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30 (Zîrâ o (işittiği Kur'ân'ı ta'netmek için) düşündü, ölçtü biçti. Kahrolası! Nasıl ölçtü biçti? Yine kahrolsun! Nasıl ölçtü biçti? Sonra (Kur'ân'a, yâ-hûd kavminin yüzlerine) baktı. Sonra da: Kaşlarım çattı, yüzünü buruşturdu. Ve bunu müteakib (Haktan veya Resûlüllah'tan) yüz çevirdi. (İttibâdan) istikbâr etti de: «Bu, (sihirbazlardan) ta'Hm ve rivayet olunagelen bir sihirden, insan sözünden başka bir şey değildir.» dedi. Ben, onu Cehennem'e atacağım. Cehennem nedir bilir misin? O (bir ateştir ki) yakar, helak eder, bırakmaz. İnsanın derisini kavurur. Üzerinde on dokuz bekçi vardır.)
Rivayet edildiğine göre, Velîd bin Muğîre, Resûlüllah sallal-lahü aleyhi ve sellem Efendimizin yanma gelmişti. Fahr-i Kâinat, Hâ mim Essecde sûresini kırâet buyurmaktaydı. Dinlemiş ve teessür duymuştu.
Bilâhare kavminin yanma döndüğü zaman: «Muhammed'den bir söz işittim ki ne ins ve ne cinn sözüne benzemiyor. Onda hiç-bir sözde bulunmayan bir tatlılık ve güzellik var. Muhakkak ki, O her şeye galebe edecek. Ve asla mağlûb olmayacaktır.» demiş ve medhetmişti.
Kureyş, bunun işitince: «Eyvah! Veiîd dîninden dönmüş, Kureyş'e de, örnek olacak, döndürecek.» demişlerdi. Yeğeni Ebû Cehil: «Ben, onun hakkından gelirim.» dedi. Ve amcasının evine koştu. Keyfiyeti anlattı ve onu tahrik edecek sözler söyledi.
Bunun üzerine öfkelenen Velîd, hemen kalktı, Ebû Cehille birlikte kavminin meclisine gitti. Onlara dedi ki: «Siz, Muhammed'in mecnûn olduğunu iddia Ediyorsunuz-, O boğulmuş bir adam mıdır? 'tikâdlarmca delileri; cinler boğar, yaşatmazlardı). Kâhin diyorsunuz, kâhinlik yaptığını gördünüz mü? Şâir olduğunu söylüyorsunuz, şiir söylerken gördünüz mü? Yalancı olduğunu öne sürüyorsunuz, hiçbir yalanını tuttunuz mu?»
«Bunların hiçbirini O'nda görmedik. Fakat sen söyle, ne diyeceğiz?» dediler.
Velîd: «Bilin ki, O bir sihirbazdır. Kişiyi ailesinden, evlâdından, kölesinden nasıl» ayırdığını görmüyor musunuz? Sözleri de sihirbazlardan nakledilen sözlerdir.» dedi.
Velîd'in sözlerini dinleyen kavmi pek sevindi ve dağılıp ayrıldılar.
Bundan sonra, Cenâb-ı Peygambere (hâşâ) sihirbaz demeye başlamışlardı. Âyât-ı celîlenin bu vak'a üzerine nazil olduğu mervîdir. lerin de îmânları artsın. Kitab ehli ve mü'minler şübheye düşme.
Tve tâ ki kalblerinde şekk ve nifak olanlarla kâfirler: Teâlâ, bu misâlden) ne murâd etti.» desinler, işte böyle, Allah Teâlâ, dilediğini şaşırtır, ve dilediğini doğru yola iletir. Rabbin celle şânuh'un ordularım sâde kendisi bilir. Bu, ancak insanlar İçin bir öğüttür. [7]
32, 33, 34, 35, 36, 37 (Hayır hayır! Ay hakkı için, gündüzün ardınca giden gece ve âlemi aydın kılan sabah hakkı için, sekar, her hâlde, pek büyük (beliyye) lerden (Cehennemin büyük tabakalarından) biridir. İnsanlar için, içinizden hayra tekaddüm veya teahhur etmek isteyenler için, inzâr edicidir.)[8]
38, 39, 40, 41 (Her nefis, kazancına bağlıdır. Meğer ki Ashâb-ı yemin olsun. Onlar Cennetlerdedirler. Günahkârların hâllerini soruşurlar. Müşriklere: «Sizi, Cehennem ateşine atan nedir derler.)[9]
42, 43, 44, 45. 46, 47 (Günahkârlar da) derler ki: «Biz, namaz kılanlardan değildik. Yoksulu yedirmezdik. Bâtıla ştiru' edenlere muvafakat ederdik, i Ceza Gününü tekzib eylerdik. Tâ bize, o yakîn (ölüm) gelinceye kadar (bu hâlde kaldık).[10]
48, 49, 50, 51 (Onlara şefaat edenlerin şefaati fayda vermez. (Muhaldir). Onlara ne oluyor ki, arslandan kaçan yabani merkepler gibi, (Kür'ân ve) öğütten yüz çeviriyorlar? )[11]
52 (Belki onlardan her biri, kendisine (gökten Peygambere ittibâ etmesini nâtık) dağıtılacak sahifeler verilmesini ister. )[12]
53 (Hayır, bu asla olamaz! Belki onlar, Âhiretten korkmazlar.)[13]
54, 55 (Hakka ki o Kur'ân beliğ bir öğüttür. Kim dilerse ondan (okur da) Öğüt alır.)[14]
56 (Maamâfîh onunla (o Kur'ânla) ancak Allah Teâlâ'nın dilediği kimse öğüt,alır. İste o kimsedir ki, Allah Teâlâ'ya muhalefetten ittikâya ve mağfirete şayan ve ehildir.)[15]
[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/385.
[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/385-386.
[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/386.
[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/386.
[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/386-387.
[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/387.
[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/387-388.
[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/388-389.
[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/389.
[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/389.
[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.
[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.
[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.
[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.
[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/390.
İslami Okul Okulların En Önemlisi