Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

76 - İNSAN SÛRESİ - Index Web - 76. Sayfa

76 - İNSAN SÛRESİ

 

Mekke'de nazil  olmuştur,  31  âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1 (İnsan üzerine dehirden öyle bir devir geçti ki, bu müd­det zarfında, anılmaya değer bir şey değildi. )

Sûre-i celîleye «Dehr», «Ebrâr», «Emşâo, «Hel Etâ» sûreleri  denilir.

Mücâhid ve Katâde'ye göre, sûre-i celîle Medenî'dir. Haşen ve îkrime de Medenî olduğunu kabul etmişler, anca 24 üncü âyet-kerîmesinin Mekkî bulunduğunu söylemişlerdir. Fakat ekseriye Mekkî olduğuna kaaildir. Zemahşeri, Râzi, Beyzâvi, Ebüssuud Mekki olduğunu kaydetmişler, Ebû Hayyân da buna «Cümhu: kavli»  demiştir.

İnsanın üzerinden geçen devirden murâd: Âdem Aleyhisse lama rûh verilmezden önce balçıktan bir cesed hâlinde Mekke ili Tâif arasında geçen kırk yıldır. Yahûd insandan Âdemogullâr kasdedilmiştir ki, vakti ile her biri birer nutfeden ibaretti.[2]

 

2 (Şübhe yok ki, Biz insanı  (erkek ve dişinin sulariyle)  ka­bir nutfeden yarattık. Onu sınıyoruz. Bu sebebledir ki, ken­ti işitir, görür kıldık. )[3]

 

3  (Biz insana  (hidâyet ve dalâlet)  yolunu gösterdik. Ya şâ-olur  (îmân eder)  veya nankör olur .(dalâlette kalır)[4]

 

4  (Biz kâfirler için zincirler, boyunlarına bukağılar ve alev­dir ateş hazırladık. )[5]

 

5, 6 (Âhirette sâdık ve nıutî olan mü'minler, kâfurla karış-jılmiş şarab dolu bir piyâleden içerler. O kâfur, bir pınardır ki [dan ancak Allah Teâlâ'nm has kulları içer. Ve onu diledikleri re.  kolayiıkla akıtırlar.)[6]

 

7, 8, 9, 10 (Şu sebeble ki) Nezirlerine vefa ederlerdi. Mih-et ve şiddeti aşikâr bir günden korkarlardı. Ve Allah Teâlâ'ya svgüerinden, yiyecekleri az ve ona ihtiyâçları varken, fakirleri, etîmleri ve esirleri doyururlardı. Ve onlara: «Sizi, ancak livechil-îh it'âm ediyoruz. Yoksa, sizden ne karşılık ve ne teşekkür bekle­niyoruz. Zîrâ biz, Rabbimizin azabından,- (hevl ve şiddetinden) çindekilerin yüzlerini asık ve çatık kılacak günden korkarız.» derlerdi).

Aleyhisselâtü  vesselam  Efendimiz,     kendisine  getirilen  harb ısirlerini ba'zı ashaba verir ve «Ona ihsan et!» buyururlardı.

Âyet-i celîlenin Hazret-i Ali (Radiyallâhü Anh ve Kerremalla-hü veçhe) ile zevceleri Hazret-i Fâtıma ve cariyeleri Fıdda (R. An-hümâ) hakkında nazil olduğu nıervidir. Bütün yiyeceklerini, oruç­lu olmalarına rağmen, üç gün sıra ile bir fakir, bir yetim ve bir esîre tasadduk eylemişlerdi.[7]

 

11 (Allah Teâlâ da onları, bu sebeble, o günün şer  (ve şid­deti) nden korur, yüzlerine beşaşet, kainlerine sürür ihsan eyler. )[8]

 

12, 13, 14, 15, 16, 17, 18 (Ve sabırlarına karşılık, onları Cen­netle, ipekli elbiselerle mükâfatlandırır. Orada şerirler üzerine yaslanırlar. (Hava mutedildir) Ne güneş sıcağı ve ne (kendilerine ezâ veren) şiddetli soğuk görmezler. Ağaçlarının gölgeleri üzerle­rine yaklaşmış ve meyvaları onlara ram olmuştur. (Diledikleri gi­bi devşirirler). Ve onlara gümüşten billur kablar, kadehler dolaş­tırılır. O gümüşten billurlar ki, nıikdârını (Melekler) takdir etmiş­lerdir. (İçeceklerin, içeceği ve kanacağı kadar verilir). Onlara zen­cefil katılmış bir kadeh de içirilir. O, Cennette bir kaynaktır. (Ko­lay içildiğinden dolayı)  adı Selsebîdir.)[9]

 

19, 20 (Hizmetlerinde her dem ter-ü taze çocuklar dolaşır. Ben görünce onları sanki saçılmış inciler sanırsın. Ve ne tarafa baksan (ta'rîf edilemez) bir ni'met, büyük, geniş bir mülk Cve sal­tanat)   görürsün. )[10]

 

21 (Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kaim elbiseler vardır. Ve gümüş bilezikler takınırlar. Ve Kableri onları gayet pak bir şarabla suvarır.)

Başka bir yerde; «Altından bilezikler takınırlar.» buyurulmuş-tur. Bu, gösterir ki, Cennetliklerin zînetleri amellerine göredir. Bu­nunla beraber caizdir ki, gümüş bilezik, hizmetçinin, altın bilezik de efendisinin ola. Pâk şarabdan murâd: Dünyâ şarabı gibi el ve ayaklarla kirletilmemiş temiz şarabdir. Yâhûd o şarab, sidik gibi pis olmayıp, bedenlerden ter hâlinde çıkan ve misk gibi kokan te­miz şarabdir. Bu şarabın mezkûr iki nev'i şarabdan başka ve on­lardan üstün olduğunu söyleyenler de vardır.

Gece  Namazı  kılmak  Peygamber   (S.A.V.) 'e  vâcib,  ümmetine nüstehabdır.[11]

 

22 (Şübhe yok ki, bütün bu ni'metler, amellerinize sevâb kı­lınır. Sa'yiniz meşkûr olmuştur. )[12]

 

23  (Biz, ancak Biz sana Kur'ân'ı sûre sûre, âyet âyet tenzî ettik. )[13]

 

24 (O hâlde Rabbin -celle şânuhun hükmüne sabret! Onlar­dan bir günahkâra veya bir nanköre itaat etme! )

Rivayet edildiğine göre, bunlar, Utbe bin Rebîa ve Velîd bin Mugire idi. «Şâyed bu da'vâyı kadm veya mal için ortaya atmışsan, bundan vaz geç, sana her şey hazırdır.» demişlerdi. Utbe, kı­zını mehirsiz nikâhlamayı teklif etmişti. Velîd de: «Gel vaz geç, sana istediğin kadar mal vereyim.» demişti.

Âyet-i kerîme bunun üzerine nazil olmuştu.[14]

 

25, 26 (Rabbin celle şânuh'un adım, sabah akşam an! Ve gecenin bir kısmında O'na secde et! Gecenin uzun bir kısmında da O'nu tesbîh ve tenzih eyle! )

Beş vakit namazı  edâ et.  Sonra gece namazı  kıl! Gece  Namazı kılmak;  Peygamber   (S.A.V.)'e  vâcib,  ümmetine müstehabdır.[15]

 

27 (Onlar,  acele  geçeni   (dünyâyı)   severler. Ve     (önlerinde gelecek) ağır (ve şiddetli) bir günü (düşünmezler de) arkaya bıra­kırlar. )[16]

 

28 (Onları, Biz halk ettik. Ve hilkat bendlerini Biz muhkem kıldık. Dilersek, (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz. )[17]

 

29 (Hiç şübhe yok ki, bu   (sûre)   bir öğüttür.     Kim dilerse (bununla öğütlenir), Rabbine yol tutar.   (Hayır ve tâatle Rabbine yakınlaşır.) [18]

 

30, 31 (Maamâfîh, Allah Teâlâ dilemeyince siz dileyemezsi­niz. Zîrâ hiç şübhe yok ki, Allah-ü azimüşşân, Alîm'dir, Hakîm'dir. Dilediğini rahmetine alır. Zâlimler için ise, elîm bir azâb ha­zırlanmıştır. )[19]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/395.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/395.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/396.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/396.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/396.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/396.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/396-397.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/397.

[9] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/397.

[10] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/398.

[11] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/398.

[12] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/398.

[13] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/398.

[14] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/399.

[15] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/399.

[16] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/399.

[17] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/399.

[18] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/399.

[19] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/400.