Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

89 - FECR SÛRESİ - Index Web - 89. Sayfa

89 - FECR SÛRESİ

 

Mekke'de  nâzü  olmuştur,  30  âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1, 2, 3, 4,5 (Fecir hakkı için, on gece hakkı için, çift ve tek hakkı için, gelip geçen gece hakkı için, şübhe yok ki bunlarda akıl ve idrâk sâhıbleri için birer yemîn vardır. )

Fecirden maksâd: Muharrem'in veya Zilhicce ayının ilk fecri, yâhûd her günün sabahı, veyâhûd Sabah Namazıdır.

On geceden murâd da: Zilhicce'nin ilk on gecesi, veya Ramazân-ı şerifin ilk on gecesi, yâhûd son on gecesi, veyâhûd Muhar­rem'in ilk on gecesidir.

Çiftten muradı Bütün halk olunan şeylerdir. Nitekim: «Ye min külli Şey'in halaknâ zevceyn» huyurulmuştur. Küfür, îmân, hidâ­yet, dalâlet, seâdet, şakâvet, gece, gündüz, semâ, arz, kara, deniz, Güneş, Ay, cin, ins gibi.

Tek ise: mısdâkmca ancak Allah Teâlâ'dır.  Veya namazın, çift ve tek rek'atleridir.[2]

 

6, 7, 8 (Rabbin celle şânuhun, Âd kavmine Yüksek sütûnlu binalarla dolu ve şehirler içinde misli yaratılmamış İrem şehrinin halkına nasıl ikaab ettiğini görmedin mi?)

Âd kavmi, Hûd Aîeyhisselânvm kavmidir. Ad b. Avs b. İrem, Nûh Aleyhisselâm'ın sülâlesindendir. Kavmi, onun ismini taşı­maktadır.

Rivayete göre, Âd'm Şeddâd ve Şedid adlarında iki oğlu varmış. İkisi de güçlü krallardanmışlar. Sonra Şedid ölmüş. Onun ülkesi de Şeddâd'a kalmış. Artık Şeddâd'a karşı koyacak kıral kalmamış. Bir ara Şeddâd, Cennet'in bahis mevzuu olduğunu işitmiş: «Onun mislini ben de yaparım.» diyerek Aden sahralarından birinde muh­teşem bir bahçe yaptırmış. İçine ırmaklar akıtmış. İsmini, İrem koymuş ve misli görülmemiş saraylar bina etmiş. Sonra vezirleri ve emirleri ile bu saraylara girmek için yola çıkmış. Bir gün bir gecelik yol kaldığında gökyüzünden bir sayha erişip, hepsi helak olmuşlar.[3]

 

9, 10, 11, 12, 13, 14 (Ya vadide kayaları oyan Semûd'a, o kazıklar sahibi Fir'avn'a yaptıkları? Bütün bunlar, memleketlerin­de tûğyân ve tecebbür etmişlerdi. (Halka zulümleriyle) fesâdlaruu artırmışlardı. Bu yüzden Rabbin celle şânuh da üzerlerine bir azâb kamçısı indirdi. Şübhe yok ki Rabbin Câsî ve zâlimlerin ikaabım) gözetmektedir. )

Semûd kavmi, Vâdilkurâ'da dağları taşları oyarak içlerine ev­ler yapmışlardı. İlk defa dağları oyan, Semûd kavmi olduğu söy­lenir. Zil'evtâd; kazıkçı demektir. Fir'avn'ın askeri ve çadırları çok old\ığu yâhûd halka kazıklarla işkence ettiği için kendisine bu lâ kab verilmiştir. Rivayete göre; Fir'avn gizlice Allah'a imân ettiğini duyunca cariyesini ellerinden ve ayaklarından yere mıhlamış; envâı işken­celerle öldürmüştür. Fir'avn'm haberi yokken Allah'a îmân eden Âsiye bu hâle i'tirâz edince, onun da ellerini ayaklarını yere mıh-layıp Güneş'e buakmış. Üzerine bir de değirmen taşı koymak su­reti ile öldürmüştü.[4]

 

15, 16 ( Ama insan (öyledir ki) ne zaman Rabbi onu (refah ve servetle) sınar da, ona ikram eder, ni'metler ihsan eylerse: «Rabbim bana ikram etti» der. Fakat vaktâ ki (yoksullukla) dener de rızkını daraltırsa, o zaman dai «Rabbim bana ihanet etti.» der.)[5]

 

17, 18, 19, 20 (Hayır, hayır! (Zannettiğiniz gibi değil, ikram tâatle, mezellet ma'siyetledir). Bilâkis siz, yetimi ağırlamaz, yok­sula yedirmek için birbirinize ön ayak olmazsınız. Mîrâsı helâl, haram demez,  alabildiğine yersiniz.  Serveti pek seversiniz.)[6]

 

21, 22, 23, 24, 25, 26 (Hakkaâ ki yer parça parça olup d ğıldığı, Rabbin celle şânuhun kudretinin âyetleri, ve kahrının eser­leri zahir olduğu, Melekler de saff saff (Mahşer'de) dizildiği za­man ki o gün Cehennem de getirilmiştir insan, işte o gün gü­nâhlarını hatırlayacak. Fakat, o hatırlama neye yarar? «Ah!» di­yecek, «Keşke bu hayâtım için, önceden (hayır ve sâlih ameller) takdim etmiş olsaydım.» O gün, Allah Teâlâ'nın azabı gibi azâb et­meye ve O'nun vurduğu gibi bağ vurmaya kimse kaadir olamaz.)[7]

 

27, 28, 29, 30 (Ey emîn ve mutmain olan nefis! O'ndan razı olarak ve rızâsını kazanmış bulunarak Rabbine dön! Gir sâlih kul­larım zümresine, gir onlarla birlikte Cennetime! )[8]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/444.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/444.

[3] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/445.

[4] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/445-446.

[5] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/446.

[6] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/446.

[7] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/447.

[8] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/447.