Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

105 - FİYİ SÛRESİ - Index Web - 105. Sayfa

105 - FİYİ SÛRESİ

 

Mekke'de  nazil  olmuştur,  5  âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adiyle[1]

 

1, 2, 3, 4, 5 (Rabbinin Fî ashabına ne ettiğini görmedin mi? O, onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Ve üzerlerine sürü sü­rü kuşlar (Ebâbü) göndermedi mi? Ki her biri onlara çamurdan (ateşte pişirilmiş) taşlar atmışlardı. Allah Teâlâ, onları kurt ye­niği yaprağa çeviriverdi. )

Bu vak'a, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Efendi­mizin doğumlarından elli gün. önce, Milâdın 570 inci yılında vuku' bulmuştu.

Hâdise, kısaca şöyle cereyan etmişti: Habeşistan hükümdarı Necâşî Ashame'nin Yemen valisi Abraha bin Sabbâh-el-Eşrem, Arabistan'ı Hıristiyanlaştırmak hevesine düşmüştü. Bu maksadla, San'a'da Kuleyş adlı büyük ve muhteşem bir kilise yaptırmış ve bütün Arapların yalnız burayı ziyaret etmelerini istemişti.

Fakat Araplar öteden beri senede bir defa Mekke'ye gelir, Kâ'be'yi ziyaret ederlerdi. Âdetlerinden vazgeçmek istememişler, ve binâenaleyh, San'a'daki kiliseye bir meyil ve teveccüh göster­memişlerdi. Hattâ bir gün Kinâne kabilesinden bir adam, kiliseye girmek fırsatını bularak kirletmiş, hakarette bulunmuştu.

Abraha bundan münfail oldu. Ve durumu inceden inceye tedkîk etti. Neticede Arapların en çok ziyaret ettikleri yerin Mekke'de Kâ'be olduğunu öğrendi. Yaptırdığı kilisenin umûmi bir ziyaret yeri ve bütün Arabistan'ın dîn merkezi olmasını te'mîn için, bu­rayı yıkmaya karar verdi. Ve fillerle takviye edilen ordusunu ha­rekete geçirdi.

Fiili ordu uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Mekke'ye yak­laştı. Yolda birçok Araplar da kendisine katılmışlardı. Nihayet Mekke yakınında bir yerde konakladılar. Ve sağa sola sarkıntılık etmeye başladılar. Bu arada Abdülmuttalib'in de iki yüz kadar de­vesini alıp götürdüler.

Bunun üzerine Abdülmuttalib, tereddüd etmeksizin Abraha'-nın karargâhına gitti. Abraha'ya Kureyş'in reisi geldiğini ve ken­disinin kerîm bir kimse olduğunu haber verdiler.

Abraha, misafirini çok iyi karşıladı. Ve isteğini sordu.

Abdülmuttalib:  «Askerin,     develerimden  iki yüzünü gasbetti. Onların iadesini istiyorum.» dedi.

Abraha: «Taaccüb ediyorum. Ben, dîninizin rüknü olan Kâ'be'yi yıkmaya geldim. Bunu düşünmüyor, benden onun afvını rica et­miyorsun da, develerini istiyorsun.»  dedi.

Abdülmuttalib: «Ben, develerin sahibiyim. Develerimi istiyo­rum. Kâ'be'nin sahibi ise başka. O dilerse, Kâ'be'sini korur, sizi ondan meneder.» diye cevâb verdi.

Abraha emretti. Abdülmuttalib'e develerini iade ettiler. Alıp Mekke'ye döndü ve Kureyş'i de: «Korkmayınız, bu Beyt'in sahibi onu muhafaza eder.» diye tesliye etti.

Abraha daha önce harbetmek için gelmediğini, maksadının yal­nız Kâ'be'yi yıkmaktan ibaret olduğunu ilân etmiş olduğu için, Ku-reyş dağlara çekildi. Ve buradan hâdisenin cereyanını- seyretmeye başladı.

Ertesi gün Abraha, şehre girmeye hazırlandı. Ve ordusuna hare­ket emri verdi Görünüşe göre büyük ve mükemmel ordu yürüyecek ve bir mukavemet de görmiyeceği için muhakkak muvaffak olacak­tı. Fakat muvaffak olamadı.

Abraha'nm Mahmûd adlı bir fili vardı. Onu dâima askerinin önünde yürütürdü. Onunla nereye gitse muzaffer olacağına inanır­dı. Bu sefer de fili ordusunun önüne kattı. Ancak fili Kâ'be'ye doğ­ru yürütmek mümkün olmadı. Hayvan başını ne tarafa çevirseler yürümüş, fakat Mekke'ye çevirdikleri zaman çökmüş, yere yatmıştı.

Bu esnada Hak tarafından birçok kuşlar (Ebabil) geldi. Her bi­rinin ağzında ve ayaklarında birer ufak taş vardı. Bunları Abraha'­nm askerleri üzerine salıverdiler. Ve Abraha ölümden kur­tulan askerleriyle perişan bir hâlde geri dönmek mecburiyetinde kaldı.

Bu suretle Cenâb-ı Hak, Beyt'ini korudu. Kureyş de büyük bir düşmanın şerrinden kurtuldu. Ve zahmetsizce bir hayli ganimete de nail oldular.[2]



[1] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/479.

[2] Ahmed Davudoğlu, Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri, Akpınar Yayınları: 4/479-481.