Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İlminin Kaynakları, Meziyetleri, Üstadları, Aldıkları - Ibnhazm - 4. Sayfa

İLMİNİN KAYNAKLARI, MEZİYETLERİ, ÜSTADLARI, ALDIKLARI 1

68- Her İlim Dalında Kuvvetli Bir Alimdir: 1

69- Kitap ve Sünnete Bağlıdır: 2

70-  Tarihin Onun Hakkındaki Şehadetleri: 2

71-  Taberi Gibi E?ı Çok Eser Yazanlardandır: 3

72- Bildikleri Arasında Yunan Hitabeti de Var: 3

73- Onu Oluşturan Vasıflar: 4

Onun Vasıfları, Yetenekleri: 4

74- Yetenekleri: 4

75- Hafızası Çok Kuvvetli İdi: 4

76- O Hazır Cevaptır, Bir Anda Bir Yığın Kitap Adı Sayar: 5

77- Gerçekleri Arayan, Derin Düşünen Bir Alimdir: 6

78- Bu Yeteneklerin Hepsi Allah Vergisidir: 7

79- İlim Yolunda Sabır ve Tahammül: 7

80- İhlas Üzere Olması: 8

81- İhlas Nurlu Yolu Açar: 9

82- O Açık ve Tok Sözlüydü: 9

83- Fikir Mahsulü Eserlerinin Yakılması Onu Çileden Çıkardı: 10

84- Huyunun Değişmesini Hastalığa Bağlar: 11

86- Çok Hassas: 12

87- Herkese Karşı Vefalıdır: 12

88- İzzetli Nefis Sahibi, Onurlu Bir Kişidir: 13

89- Seciyeleri İşte Bunlar: 14

90- Ders Okuduğu Bazı Hocalar: 14

91- Fıkıh Okuması: 15

92- Umum Talebeyle Derse Gitmesi: 15

93-  Öncelikle Maliki Fıkhı Okudu: 15

94- Şafii Fıkhını Nasıl ve Nerede Öğrendi?. 16

95- Kitaplardan Öğrendikleri: 16

96-Kitaplardan Aldığı Üç Husus: 17

97. Şafii ve Zahiriye Mezheblerini Nasıl Öğrendi1?. 17

98- Hadis, Sahabe ve Tabiin Asarına Sarıldı: 18

99- Kitap ve Sünnetle Asarın Gölgesine Sığınması: 18

Kendini Tamamıyla İlme Vermesi: 19

100-İlim, Kendini İlme Verenlere Meyvesini Verir: 19

101- Ömrünün 37 Yılını Sırf İlme Vererek En Güzel Eserini Yazdı: 19

102- Latife Yaptığı da Olurdu: 20

103- Amcasıoğlunun Hicviyesine Cevap: 21

104-  O İlim İçin Yaşadı, İlmi de Onu Ölümsüz Alimler Arasına Kattı: 22

 

İLMİNİN KAYNAKLARI, MEZİYETLERİ, ÜSTADLARI, ALDIKLARI

 

68- Her İlim Dalında Kuvvetli Bir Alimdir:

 

Tarih İbn Hazm'dan önce, onun gibi muhtelif ilimlerin her türlüsünü ken­dinde toplayan bir âlim kaydetmez. O, edib bir yazardır, felsefe ve mantık dallarına cesaretle dalmıştır, bunlarda olduğu gibi her ilimde ileridir. Aristo mantıkin hatalarını söyler, mantıkda yeni bir metod bulur. Tarihi güzelce araştırır, gerçeği yazardı. Derin görüşlü bir tarihçidir. Tarihin en ince noktalarını bulur, iyi taraflarını yazar. O, büyük bir hadis âlimidir. Ha­dislerin her nevini toplar ve bilir. Bazıları, hadisten olmayanları kattığı­nı söylerlerse de, bu onun hadisteki geniş bilgisini zedelemez. O, hadis ri­calini ve onların biyografisini bilir. O, Zahiriye Mezhebini ihya eden bir fa-kihtir, daha ince bir ifade ile Kitap ve Sünnet ilmini ihya etti, onların hep­sini zaman değiştikçe insanlar arasında cereyan eden olaylara şâmil ol­duklarını beyan etti. Onun Zahiriye Mezhebini seçmesi, bir taklid eseri de­ğildir, ona göre Kur'an ve Sünnetin hükümlerini maksada en uygun şekilde beyan etmenin yolunu bulur. Yoksa kıyası ve akılla tevil yoluyla bu yapı­lamaz. Onun maksadı Kitap ve Sünneti olduğu gibi beyan etmek oldu­ğundan Zahiriye metodunu seçmekten başka yol yoktu.

 

69- Kitap ve Sünnete Bağlıdır:

 

Bütün bunların ötesinde o İslam dışındaki milletleri, eski dinleri bilen bir âlimdir, İslâm'daki fırkaları, sapık ve hak üzere olanları bilir. Gayri müs-limlere cevap vermekte mahirdir. Onlarla açık surette serbest olarak mü­nakaşa yapar, kimseye bakmaksızın hak bildiğini söyler. Söyleyen âlimin mevkii ne olursa olsun, Kitap ve Sünnete aykırı bir söz varsa, ona hiç bakmaz, onlardan alınmayanlara iltifat etmez. İnsanlara açıkça şunu hay­kırır: Akaid ilminde ancak açık ve sarih olanlar muteber, Yunan felsefesi tesirinde kalmış karışık metodlar muteber olmaz. Filozoflarla münakaşa eaer, Gazali'den önce onlarla tartışırdı, onların delillerini çürüttü, onların görüşlerini, onların delilleri cinsinden kendi mantıki delilleriyle iptal et-öylece İbn Hazm İslâm ilimlerinin her konusunda, derin bir vukufla dal-j.1?'..Ustaca kalem oynatmıştır. O, hak bildiğinden hiç şaşmaz, batıl gör-

gunu de şiddetle reddeder. Olanları sebeplere bağlar, neticeleri öncül-ib ı Urür' sözleri maksada göre yorumlar ve bunları açık, sarih, aydın Gr haünde kuvvetli bir kalemle tasvir eder.

 

70-  Tarihin Onun Hakkındaki Şehadetleri:

 

İbn Hazm'ın ilimdeki bu yüksek yerini, muhalif, muvafık olsun, çağ­daşlarından kimse inkâr etmemiştir. Çağdaşlarından olup ona pek iyi gözle bakmayanlardan sayılan İbn Hayyan şöyle der: "Ona birşey sorulunca bir deniz gibi coşar, engin bir deniz gibi ilmi tükenmezdi."[1] Yine şöyle der: "Ebu Muhammed İbn Hazm'ın Yahudilerle (Allah onlara lanet etsin) ve sa­pık İslâm fırkalarından olanlarla meclislerde tartışmaları vardır, yazılmış haber halinde mahfuzdur, bu konuda ma'ruf eserleri var. Cedeî ilminde en meşhurları: "el-Fasl Beyne Ehlil-Arail-Nihal, Essadi ve Radi er-Red alâ men Kale Bit-Taklid ve diğerleri."[2]

Nefhu't-Tıb şunu kaydeder: "Endülüs'lü Said, tarihinde şöyle dedi: İbn Hazm, bütün Endülüs'de İslâm ilimlerini en iyi bilen geniş bilgili bir âlim­dir. Lisan, belagat şiir, edebiyat, tarih, siyer ilimlerini de çok iyi bilirdi. Oğ­lu Fadl, bana haber verdi ki, babasının el yazısıyla 400 kadar eserini top­lamış... Zehebi der ki: O, son derece zeki ve keskin zihinli bir kişidir. Ki­tap ve Sünnet ilmini iyi bilir. Mezhepleri, fırkaları, eski dinleri, arapçayı, edebiyatı, şiirleri, mantıki bilir, dinine sadık dürüst bir kişidir. Vekarlı, soy­lu, zengindi, kitapları çoktur. Rahmetli Gazali der ki: "Ebu Muhammed İbn Hazm'ın Allah'ın isimlerine dair bir kitabını buldum, bu kitap onun hıfzı­nın büyüklüğünü ve açık zihinli olduğunu gösterir."[3]

Marakeşli Abdulvahid, el-Mu'cib kitabında, onun hakkında der ki: "Onun çok kıymetli bir çok eseri vardır. Usul-u Fıkıh ve fürû'a dair yaz­dıkları, kendi sahasında güzel olup onları İsfehanlı Dâvud Zahiri Mezhe­bi üzere yazmıştır, onu taklid edenlerin yolunu benimser, kıyası tanımaz. Endülüs ulemasının bir çoklarından duyduğuma göre, onun; fıkıh, hadis, usul, dinler ve mezhebler tarihi, biyografi, edebiyat, muhaliflere reddiye­ler hakkında yazdıkları 400 cilt kadar olup, yaklaşık 80.000 varaka tutar. İslâm tarihinde ondan önce bu kadar çok yazanı bilmiyoruz, ancak Ebû Ca­fer Muhammed b. Cerîr Taberi bunun dışındadır, İslâm'da en çok eser ve­ren bir âlimdir.[4]

 

71-  Taberi Gibi E?ı Çok Eser Yazanlardandır:

 

Bütün haberler ve rivayetler, İbn Hazm'ın yüksek ilmi mevkiine yer­leştirmektedirler. O, İslâm'da en çok eser veren bir âlimdir, bütün İslâm ilimlerine el atmıştır. Çok eser verme bakımından Ebû Cafer İbn Cerir Ta­beri derecesindedir, ancak eserlerinin çeşitli olması bakımından ondan ay­rılır. Taberi daha çok; tarih, tefsir ve rivayete dair yazdı, fıkıh ve hadisle meşguldü Onun da îhtilaf-ı Fukaha kitabı var, fakat bu, İbn Hazm'ın fı­kıh ve bakımından, İbn Hazm'ın derecesine varmaz. Her ikisinin hizmeti ve usulune erişemez. Bundan başkaca, îbn Cerir milletler ve dinler tarihi bakımında bn Hazm'ın derecesine varmaz.

var. Biz bununla, Taberi'nin İslâm'daki yüksek yerini küçültmek, rihe ve tefsire hizmetini asla inkar etmek istemiyoruz.

 

72- Bildikleri Arasında Yunan Hitabeti de Var:

 

Bilindiği gibi İbn Hazm, edebiyatla ilgili konulara ve Yunan ilmini eleştirmeye önem vermiştir. el-Mu'cib Sahihi Abdulvahid, şöyle der: "Ebu Muhammed İbn Hazm'ın, dil bigisi, lügat, şiir ve edebiyat, bir de hitabet hakkında yüksek mevkii vardır."[5]

Bundan anlıyoruz ki o, hitabını nazari olarak okuyor, ameli olarak o ku­ralları uyguluyordu. Htabet ilminin usulü, daha önce Aristo tarafından bir kitapta tesbit olunmuştu. Araplar bunu İbn Sina'nın Şifa kitabından ta­nırlar. Zira İbn Sina'nı Şifa kitabının mantık bölümünde Aristo'nun Nu­tuk kitabının özeti vardır. İbn Kudame'nin onu tenkidi daha önce bilinir­di. el-Mucib yazarının sözünden anlaşıldığı üzere, hitabet dersi verdiğine göre, o bu yoldan Yunan felsefesini görmüş ve yararlanmış demektir.

 

73- Onu Oluşturan Vasıflar:

 

Ulemanın geniş bilgisinden ve çok eser verdiğinde ittifak ettiği İbn Hazm'ın ilmi mevkii, işte böyle yüksektir. Madem ki, biz onun biyografi­sini yazıyoruz, şimdi de bu büyük âlimi yetiştiren sebepleri beyan etmeye çalışalım.

Bize göre bir âlimin ilminin olgunlaşması için dört unsur gerekir:

a. Şahsi meziyetleri

b. Hocaları

c. Onun ilmini zenginleştirmesi için çabaları

d. içinde bulunduğu ilim çevresi

Şimdi bunlardan her birini birer birer açıklayalım.

 

Onun Vasıfları, Yetenekleri:

 

74- Yetenekleri:

 

Bir alimin yetenekleri, ilim için birinci şarttır. İlim kapısını açan anahtar odur. ilim aydınlığı ondan fışkırır. Yüce Mevla bir kimseye ilim merakı vermişse, gerçeği arama yeteneği yoksa, en iyisi ailesi onu akılla olacak değil de sanat ve diğer ameli işlere yöneltmelidir. Bunların hepsinin hayırlı tarafı ve bir meyvesi vardır. Toplum, iki türlü insana muhtaçtır. Kafa ve kolla çalışanlara. Eğer hakikati arayan âlimler, onu anlama­ya çalışanlar olmasaydı, insanlık eski halinde kalır, bedeviliğini muhafa­za ederdi. En aşağı yaşayış sürer, ibtidai hal değişip hayat renklenmezdi. Eğer ikinci sınıf olmasaydı, o zamanda yeryüzü ma'mur olmaz, medeniyet kurulmaz, insanların yaşayış tarzı gelişmez, insanlar ıssız çöllerdeki be­deviler gibi yaşarlardı.

 

75- Hafızası Çok Kuvvetli İdi:

 

Cenab-ı Hak, İbn Hazm'a ilim aydınlığına kavuşması için yetecek kadar yetenekler vermiştir, bunlar Ölünceye kadar sönmemiştir. Bütün yete­neklerini, düşüncelerini, araştırmalarını aydınlatmak için kullanmış, yaz­dığı kitaplar kuşaktan kuşağa intikal etmiştir. İslâm düşüncesinde onun kendine özgü bir rengi vardır, bu seçkin nitelikte onun dengi yoktur.

Bu niteliklerin başında kuvvetli hafıza gelmektedir. Bu kuvvetli hafı­za sayesinde, bütün ilimleri bellemiş, onlara hakim olmuştur. Zira Hafıza, okuduğunu beller, başını sonuna bağlar, parçalar arasını birleştirir, uygun olanları alır, işe yaramayanları atar.

Yüce Mevla'nın kendisine bahşettiği kuvvetli hafıza sayesinde İbn Hazm, Hz. Peygamber'in hadisi şeriflerini ezberledi, onları tesbit ve tertib etti, böylece büyük hadis âlimleri sırasına geçti. Sahabe ve tabiinin eser­lerini öğrendi, onların fıkıhlarım ve hükümlerini bilmekte, zamanının tek âlimi oldu, kendi fıkıh metodunu ona göre işledi. Geçmişlerin hayatını, ah­valini bilirdi, onlardan öğrendiklerini, uygun bir düşünce zinciri halinde dizerdi. Bu, çağdaşı ulema ve fukaha arasında ona özgü bir şeydi. Onun çağ­daşları ve hayatını yazanlar, onun hafıza kuvvetine ve geniş kavrayışına hayran kalmışlardır.

 

76- O Hazır Cevaptır, Bir Anda Bir Yığın Kitap Adı Sayar:

 

O, aynı zamanda hazırcevaptı, konuyu çabuk kavrar ve gerekli cevabı ve­rirdi. Bu tartışmalar da onun çok işine yarardı. Bu sayede, karşısmdaki-leri onları destekleyen ümera ve hükümdarlarla birlikte üstesinden gelirdi, onları yere sererdi.

Zehebi, Tezkiretü'l-Huffaz da şuriu yazar: İbn Hazm'a Malik'in Muvat-tası en değerli hadis kitabı diyenler olduğunu söylediler. Buna şu karşılı­ğı verdi: En büyük hadis kitabı Buhari ve Müslim'dir, sonra şunlar gelir: Said b. Sekenin Sahihi, İbn Carûdun Muntekası, Kasım b. İsbah'm Mü-nekası, Tahai'nin Musannefi, Bezzar'ın Müsnedi, İbn Ebi Şeybe'nin M«s-nedi, Ahmet b. Hanbel'in Müsned'i İbn Rahuye'nin Müsned'i Tayalisi'nin Müsned'i Hasan b Süfyan'ın Müsned'i Abdullah b. Muhammed'in Müsned’i  Yakub b. Şeybe'nin Müsned'i, Ali Medeni'nin Müsned'i ve İbn Ebû Berze’nin Müsned'i. Bunlardan sonra diğerleri gelir: Abdurrazzak'm, Ebu

Bekr b. Şeybe'nin, Baki b. Mahled'in Musannefleri, Muhammed b. NasrMervezi ve Ebû Bekr Münzir'in kitapları, sonra Hamad b. Seleme'nin Musannefi Said b. Mansur'un, Vekîın ve Feryabî'nin Musannefleri, İmam Malik'in Muvattaı, İbn Ebî Züveyb'in Muvattaı, İbn Vehb'in Muvattaı, Ahmed b. Han­bel'in Mesaili, Ebu Ubeyd'in fıkhı ve Ebû Sevr'in fıkhı vardır.

Böylece birçok kitap adı sayar, bu sayede hafıza kuvvetini gösteriyor, baş­kaca iki şeye de dalalet eder:

1. Geniş bir mütalâa ve kültür, okudukları arasında mukayese yapıp on­ları derecelendirmesi.

2. Hazırcevaplılık ve gerektiğinde o malumatı yerinde kullanmak ve ça­bucak cevap vermek, meziyeti.

Bunun Ötesinde o, kitapların muhtevasına malumatın miktarına da ba­kıyor. Malik'in Muvattaım üstün tutanlar, onun senedinin kuvvetine ve bir de ilk kitap olmasına bakıyorlar, verdiği malûmatın miktarına değil. İbn Hazm ise, böyle izafi bakışla bakmıyor, kitabın sağladığı o büyük kitapların içindeki malûmat, Muvatta'm içindekilerden çok geniştir.

 

77- Gerçekleri Arayan, Derin Düşünen Bir Alimdir:

 

İbn Hazm'in kuvvetli hafızası ve hazırcevaphlığı yanında, bu iki mezi­yete ilaveten, bir de çok derin düşünce, hakikatin içine nüfuz etme kabi­liyeti olan bir kişidir. Çok ayrıntılı düşünerek zahiri görünüşün arkasın­daki gerçekleri arar, bulur, olanların gerçek sebeplerini bulmadan bırak­maz. Meselelerin sırlarını çözmede tümevarımı araştırmayı bırakmaz. Olaylara sevkeden âmilleri anlamadan onları bilmekle yetinmez. Bunların hepsini psikolojik incemelerinde, felsefe ve kelam araştırmalarında görmek­teyiz. Değişik İslâm fırkalarını incelerken, sadece onların görüşlerini, ge­tirdikleri delilleri incelemekle yetinmez, bu fırkaların bunca dallanıp ço­ğalmalarına âmil olan, ruhi ve içtimai sebepleri de araştırır. Bu görüşle­ri seçmeye onları sürükleyen âmillere de işaret eder. Onun ikrar ettiği ger-Çek şudur: İranlılar ve diğerleri İslâm'a girince, içlerinden bazıları, kendi evletlerini kaybettiklerinden, müslümanlardan Öç almak için, onlar ara­ma islâm dininden olmayan bazı görüşleri saçarak, aralarına fitne, fesat mak istediler, İslâm'ın berraklığını bozdular. İleride yeri gelince belir­eceğimiz gibi, bunun sebeplerini açıklıyor.

Tavku l-Hamame eserindeki zahirdeki hallere bakınca; psikolojik sebep-»ağladığı görülür. Bu yolda, insanların her güzele ve iyiye karşı duy-arı, duyguları dile getirerek gizli ruh kaidelerini, nefsi arzuları acık­lamak istemektedir.

Bunu daha açık surette Müdavatu'n-Nüfus adlı eserinde görürsün Bunda ahlak kusurlarını düzeltmeğe çalışır. Faziletlerden bahsederken şu derin görüşe yer verir: "Ne acayiptir ki, faziletler çok güzeldir, fakat a&ır gelir. Rezaletler, kötü şeyler, çirkindir, fakat hoşa gider."[6]

Bak, kendini beğenenleri, kibirlileri nasıl tasvir ediyor: "Böylelerden ba­zılarını yumuşak bir ifadeyle kendini üstün görüp başkalarını aşağı görme­sinin sebebini sordum. Bana şunlardan başka birşey söylemediler. Ben öz­gürüm, kimsenin kölesi değilim dediler. Ben de ona şöyle dedim: "Şu gör­düğün insanların çoğu bu fazilette seninle ortaktırlar, onlarda senin gibi hürdürler..." O bundan başka birşey söylemedi. Ben de bu gibilerin halle­rini incelemeye koyuldum. Yıllarca bunun üzerinde düşünerek böyle ken­dilerini beğenmeye, onları sürükleyen sebebleri anlamaya çalıştım... On­ların hallerinden, sözlerinden, içlerinde gizli olanları denemeye devam ettim. Onlar şu kanıya saplanmışlar: Onlara göre kendilerinde üstün bir akıl, asil bir görüş, temayüz etmiş bir düşünce var. Eğer zaman fırsat ver­se, imkan bulsalar, memleketleri idare ederler, diğer insanlara olan üstün­lükleri böylece anlaşılır, ellerine mal geçse onu çok iyi kullanırlarmış. İşte kendini beğenmişlik buradan geliyor ve acaiblik onlara sirayet ediyor."[7]

Görüyoruz ki, o sadece zahirle yetinmiyor, sebepleri de araştırıyor, her yazdığında onun metodu böyledir, ister ahlak ve tarihe, ister fıkha dair yaz­sın, aynı yolda yürür, o, bir dalgıç gibi derin düşünerek gerçekleri bulup çı­karmaya çalışır.

 

78- Bu Yeteneklerin Hepsi Allah Vergisidir:

 

O, bütün bu fikir meziyetlerini kendisine verenin Cenab-ı Hak olduğu­nu bildiğinden ve buna imanı tam olduğundan, bunların şükrünü edâ et­mesi gerektiğine inanır. Eğer bu hakkı vermez ve gururlanırsa, nankörlük etmiş olur. Böyle kendi yeteneklerine aldananları sert bir surette eleştire­rek şöyle der: "Şayet ilminle gurura düşersen, bil ki bu, senin kendinin de­ğildir, onu sana veren Cenab-ı Hak'tır; onun şükrünü öde, Allah'ın rızası­na aykırı bir şey yapma. Çünkü onu alıverir, bildiklerini, ezberlediklerim unutturur, seni böylece imtihan eder. İlim ve zeka ehlinden mutedil görüş­lü bir alim olan Abdulmelik b. Tarik, bana şöyle anlattı: "Onun hafızası çok kuvvetli imiş, işittiği bir şeyi hemen bellermiş. Bir defa deniz yolculuğu yap­mış. O zaman büyük bir korku atlatmış, ezberlediklerinin çoğunu unutmuş, hafıza kuvveti çok zayıflamış, eski zekasını bulamamış. Ben de bir hasta­lığa yakalanmıştım, ezberlediklerimden bir kısmı gitti, ancak yıllar sonra onları hatırladım. Birçok ilim meraklısını tanırım, yıllarca okurlar, çalışı1" lar, fakat ilimden nasiblerini bulamazlar. İlim sahibi şunu bilsin ki, eğer bu iş cok çalışmakla olsaydı, herkes ilim kazanırdı. Demek bu Allah vergisidir bunda kendini beğenip gurura yer yoktur. Bunda tevazu gösterip Allah’a şükür etmek lazımdır. İlminin artmasını dileyip onu almasından Allah’a sığınmalıdır.”[8]

 

79- İlim Yolunda Sabır ve Tahammül:

 

Bu büyük imamın haiz olduğu seçkin meziyetler işte bunlar. Bunların vam'sıra onda ulemaya lazım olan meziyetleri daha vardır ki, o da sabır, tahammül ve devamdır. İbn Hazm bunlarla kendini ilme verdi ve bütün gü­cü ile çalıştı. Kalbinde ilimden başka bir şeye yer yoktu. Çünkü yükselme­nin yolu ilimdi, bunun üstünde o ayraca bir de Allah yoluydu. Zira sırf Al­lah rızası için ilim arayan onu elde eder, arzusuna kavuşur. En yüce emel budur, insanlar arasında şeref kazanır, Allah, ona dünya ve ahiret mutlu­luğu nasib eder.

îbn Hazm, gördüğümüz gibi bir vezir ailesinde yetişti. Biraz büyüyüp dünyayı anlamaya, etrafında olanları görmeye başlayınca, baktı ki, dün­ya babasına sırt çeviriyor, felaket zilleri çalıyor, mevkileri sarsılıyor. 399 H. /1099 M. yılında, yani İbn Hazm 15 yaşına basınca ilk fitne koptu, ev­lerini terkederek başka hanelerine taşınmak zorunda kaldılar. F!onra ba­bası Öldü. Daha sonra Kurtuba'dan Mariya'ya göçtüler. Sonra sürgünler­le gurbet hayatı sürdü gitti. Bütün bunlar, ona gençliğinde gösterdi ki, si­yaset çetin ve sert bir şeydir, onun iyi yanlarından faydalanmak olduğu gi­bi, kötülüklerine katlanmak da var. Onun için daha gençliğinde ilme yönel­di. Hapse girdi, sürgün gitti, fakat bunlar onu ilimden alıkoyamadı. O, il­mi sadece Allah rızası için istedi, başka birşey için değil. Onun için Üme-ra'dan gördüğü ezalara, cefalara, bir yerden başka yere sürgünlere sabret­ti, diyar diyar dolaşmalara katlandı. Kitaplarını yaktıkları zaman bile yıhnadı, bu, onu ilme daha çok sarılmaya teşvik etti. Göğsünde olar ilim­leri yeniden kağıt üzerine döküp kitaplarını yazdı. Bunların hepsini yap-i, çünkü o, kendini ilme adamıştı, bununla Allah'a yaklaşmak emelindey-ı, hakkı beyan etmekle, hakkı söylemekle O'nun rızasını kazanıyordu. O Şoy e derdi: "Alimin ilimden duyduğu haz, hakimin hükmünden aldığı , müçtehidin Allah rızası için yaptığı içtihadından duyduğu lezzet, ye-™e içmek, kazanmak, eğlence ve saltanat zevkinden çok daha büyüktür." ,'. zevkı tadan, bu hazzı duyanlardandır. O, ilmi büyüklenmek için ön        e           *ç*n tahsile, fani dünyayı değil de baki ahireti kazanmaya

ya v T**" Ve kunu insa*ılığın en yüce gayesi sayar ve şöyle der: "Bu dün-mez , f_ 1 baŞından sonuna kadar, hiç kimse elemi, gamı beğenmez, iste-şip fj r 6S Oim finden atmak ister. Benim kalbimde bu yüce ilim yerle-!P sır açıldı ve Allah fikrimi aydınlatarak, bu büyük hazineyi nasip etti. Herkesin en değerli arzusu olan bu elemi içinden kovma hakika-tma giden yolu aradım ve ben onu Yüce Allah'a yönelerek ahiret amelin de buldum."[9]

İbn Hazm, aranan bu hakikata kavuştuktan sonra, bütün varlığıyla ken­dini İslâm ilimlerine verdi. Onu kazanmak ve yaymak uğrunda herşeye kat­landı. Allah'ın kullarına nasip ettiği yüce hakikati açıklama yolunda, in­sanlardan gelen ezalara sabretti.

 

80- İhlas Üzere Olması:

 

İbn Hazm, elemlerden ve hüzünlerden kurtulmak için, Allah'a iltica edip O'na yöneldi. Elemden, gamdan kurtulmanın bundan başka yolunu bula­madı. Yüce Mevla, ona ahlakı verdi, kalbinin bütün saflığıyla hakikati ara­maya yöneldi, bunda dosdoğru bir yol tuttu, eğri büğrü yola sapmadı, ha­kikatten başka bir emeli yoktu, onun arkasında başka bir şey aramadı. Al­lah rızası için başka birşey gözetmedi. Eskimez hikmetli bir söz vardır: Hak­kı aramaktaki doğru yönelen kalp gözünü açar, basireti parlatır, bu böy­ledir. Allah öylesinin kalbine nur serper, o, nurla hakikati bulur, gerçeğe kavuşur. Hakikat bütün fikrini doldurur, düşüncesi hak, sözü hak, ame­li hak, emeli hak olur, hayırdan başka bir şey yapmaz, hayırdan başka bir şey düşünmez, aklı, fikri, zikri, kavli hak olur. Böylece görüşleri doğru, özü sözü sadık, hakka aşık bir âlim olur. Çünkü hulusu kalbe sahiptir.

İbn Hazm, hakikati aramada ihlas sahibidir, çünkü bilirdi ki, o, din il­mi tahsil etmektedir. Din ilmi peşinde olan kimsenin, ihlas üzere olması lazımdır. Allah'a yönelmesi en başta gelir. O da işte böyleydi. Hakikati ara­mada Allah rızasını isterdi, aradığı din ilmiydi. Allah'ın dinine olan ihlas-lı bağlılığı, onu asıl berrak kaynağından, Kitapla Sünnetten aldı, arzusu insanları hak bildiğine davete şevketti. Bunda Allah rızasından başka bir emeli yoktu, bunu kimsenin hoşuna gitmek için yapmadı. Bu itilasından do­layı emirlerin ezası, ulemanın onu kötülemesi, ona vız geldi. İki takımı da ihlaslı bir kalble karşıladı, diliyle, kalemiyle hakikati meydana çıkarmak için mücadele etti. Bu büyük âlim, insanlara ihlasla bağlıydı, kimseye münafıklık yapmadı, kimseyi aldatmaya çalışmadı, hileye başvurmadı, haksız yere kimseye karşı çıkmadı.

 

81- İhlas Nurlu Yolu Açar:

 

İhlasa çok dikkatli olduğundan, kendini beğenmekten çok sakmırdı, il" miyle mağrur değildi. Ona göre kendini beğenmek, İhlasın âfetidir, felake­tidir, güzel ahlakın âfetidir. Kişi isabetten önce hatasını bilmeli, hesapla" malı. Bu ona sükun ve huzur getirir, hakta İhlasın yolu budur. Şöyle der:

Görüşleri  hoşuna gitse de sen yine kusur ara. Doğru gördüğün her reyi-"    vn fivla karşılaştırır, başkaları isabet, sen hata etmiş olabilirsin. Bunu yaparsan en azından kusurunla sevabı ölçmüş olursun. Çok defa hatan, nU \mdan daha çok çıkar, peygamberlerden başka her insanın hali böyledir.[10]

Ona göre. fazilete bağlı olan, eşyanın hakikatini arayan, hükemanm fi-ı zofların ihlas sahibi olması gerekir. İnsanlar "sen selamet cihetinde bu-1 nmaya bak, ihlaslı ol, hileci olmakla vasıflanmaktan sakın. Çünkü sen­den çekinenler çoğalır, buna zarar verir, mahvına sebeb olur."[11]

Görüyoruz ki, bu tecrübeli âlim, hakkı aramakta ihlas üzeredir: Al­lah'ın dininde ihlastadir, insanlara karşı ihlastadır, münafıklık yapmaz, içi dışı birdir, aldatmaz. İhlası hakka götürür, insanlara güven verir, hu­zur verir. Selamete çıkarır, Allah, ihlas sahiplerinin yardımcısıdır.

İhlas, hikmet nurudur, hidayet yoludur. Kalbi ihlas nuriyle aydınlan­mayan kimse hidayete erişemez. Cenab-ı Hak peygamberlerden bazıları­nı vasfederken; onların muhlislerden olduğunu beyan p.der. Havarilerden biri, Hz. İsa'ya: "Muhlis kimdir?" diye sordu. O şöyle dedi: "Muhlis ona der­ler ki, bir hayır işlediği zaman onu Allah için yapar, insanların onu övme­sini beklemez, bu umurunda bile olmaz." İbn Hazm'da böyleydi, çalışır, ya­par, öğrenir, araştırır, bulur, eser verir, insanlar onu övünmüş, yermiş bu umurunda bile değildi.

 

82- O Açık ve Tok Sözlüydü:

 

İbn Hazm'm ihlası, ona diğer meşhur bir vasıf daha kazandırdı ki, hak­kı söylemede netliktir. O, hak sözü açıkça söyler, insanlar kızacakmış, hoş-nud olacakmış, bu umurunda olmazdı. Söylediği hak olduktan sonra, insan­lar övecekmiş, verecekmiş, onun için birdir. O, sözünü esirgemez, söylen­mesi gerekeni ağzında gevelemeden söylerdi. Bu yüzden çağdaşları onun hakkında: O, ilmi biliyor, fakat ilmin siyasetini bilmiyor derlerdi. Onun bi­yografisini yazanların hepsi, onun açık sözlü olduğunu, onun görüşlerine karşı çıkanlarla sert tartıştığını söylerler. O, bu hiddetli tabiatı ve dava­sında haklı olduğundan karşısına çıkanları ezip dağıtırdı, istediğini söy-esi, biraz da onun zararına olurdu onun için: "O ilmi siyaseti bilmiyor" dediler.

Wazm, din ve dünyaya zarar vermeyen şeylerde insanlarla hoş ge-

 uyumlu bir tutum içinde olurdu. O ilmine bağlıydı, bildiğinden şaş-

sövl  *' llminİn £ereğini yapardı. Nifak nedir bilmezdi. O, yapmadığını

n erden değildi. O, anlayış kuralı üzere davranırdı, ancak dine ve dünyaya zarar getirecek bir şey olursa; o zaman susmazdı. O, insanlara da­ima şu yolda öğüt verirdi: "Sakın arkadaşına muhalefet etme, dünyana ve ahiretine zararlı olmayan şeylerde zamanındaki insanlara karşı çıkma. Böy­lece ezadan, düşmanlıktan ve nefretten korunmuş olursun. Hiçbir menfa­at sağlamadan, büyük zarar getirecek şeyi yapmaya ne gerek var? İnsan­ları kızdırmanın manası ne? Şayet Halık'm gazabına mucib olacak bir husus varsa, o zaman insanlara karşı çık, varsın onlar kızsın, sakın Rab-binin gazabını üstüne çekme, hakkı gücendirme."[12]

Onun açıkça üzerinde yürüyüp uyduğu prensip budur. İnsanlarla uyum içinde hoş geçinmek, dost olmak. Çağındaki âlimlerle sohbetleri, yazışma­ları, ııeş'e, sevgi, kardeşlik ve dostluklarla dolu olup bunlar, onun insan­larla iyi geçinen, dost olan, muaşeret adabı dairesinde sevgiyle uyum için­de görüşen bir kimse olduğunu gösterir. Ancak onlar, onun İmam Malik'e muhalif olmasını kabul edemediler, onu kötü görüşlülükle itham ettiler, bu­nu daha ziyade donuk fikirliler, mutaassıplar yaptı. Bu durum karşısında, o iki şey arasında kaldı. Kendisinin de dediği gibi: Ya onlara karşı çıkıp, on­ları kızdıracak veya doğruyu söylemeyip hakkı gücendirecek. O, Rabbini gü-cendirmektense, insanları gücendirmeyi tercih etmesi Rabbının ve hakkın rızasını kazanmak istedi. Çağındaki bazı âlimlerin yaptığı gibi, ilim siya­setini gütmeyip hak siyaseti güttü. O, böylece hak siyasetini seçerek doğ­ru bildiğini söyledi, insanlar arasında onu açıkça yaymaya çalıştı. İbn Hazm'ın tok ve açık sözlü olması, hakikati ve dinde hakkı aramaktaki ih-İasmm eseridir. Ondaki hak aşığı bir kişinin, dininde şaibeye razı olması beklenemezdi, böylece olan oldu, büyük gürültü koptu.

 

83- Fikir Mahsulü Eserlerinin Yakılması Onu Çileden Çıkardı:

 

 Bununla beraber, İbn Hazm'ın hiddetli bir kişi olduğunu da söylemeli­yiz. O, mücerred hakkı açıkça söylemek ve deliU beyan etmekle yetinmez­di. Çok defa şiddet ve azar dolu sözler sarf etmiştir. Mesela bazı görüşlerin yanlış olduğunu söylerken: "Bu şen'i bir hata, çirkin bir yanlıştır," dediği olmuştur. Şüphesiz ki âlimin hiddet ve sertlik göstermesi iyi bir şey değil­dir. Bununla beraber onun hiddetinin iki sebebi olduğunu söylemeliyiz.

a. Kendisine kötülük gâstirilip eza ve cefaya maruz kalması, bir âlimin bütün emeklerinin boşa gittiğini, fikrinin mahsulü, zihninin usaresi (Öz su­yu) olan eserlerinin gözünün önünde yakıldığını ve halkın da bunu soğuk­kanlılıkla seyrettiğini görmesinden ona daha büyük işkence, daha büyük azap olur mu? Bu, elbette o, âlimi çileden çıkarır. Halim, selim olanı öfke­lendirir. Şüphesiz ki düşmanlarının tutumu, onun hiddet sebeblerinden-dir ve başta gelen sebeptir. Biz bu büyük âlimin, hikmet sahibi ahlakçının bu gibi  hallerde bile hiddete kapılmayıp, her şeyin üstünde kalmasını is­temdik. Fakat her istenen olmuyor.

b  Onun tabiatında olan bu hiddet, tutulduğu bir hastalığın eseridir. O, d  gördüğümüz açık kalblilik bunu doğruca söylemektedir. "Ben şiddet-. , -   derde tutuldum. Dalak hastalığı fena yakaladı. Şişti. Bundan dola-bana çok sıkıntı geldi, dar tabiatlı, az sabırlı, oldum. İçimde bir sıkın­tı başladı, tabiatımın değişmesinden endişeye kapıldım. Eski tabiatımdan ayrılmak beni çok üzdü. Bana o kanaat geldi ki, dalak, vücuda neş'e ve fe­rah veriyor, o bozuldu mu aksi oluyor."[13]

 

84- Huyunun Değişmesini Hastalığa Bağlar:

 

O, işte kendini böyle anlatıyor, dar tabiatlı, sıkıntılı, alıngan olmaktan da şikayetçi, başkalarını nasıl açıkça anlatıyorsa, kendini de öyle açık anlatıyor. Dalak sağlam olursa ferahlık, hasta olursa karamsarlık verir, de­mesinin doğru olup olmadığı bizi ilgilendirmez, bu, tıbbın işidir, teşrih âlim­lerinin yetkisi dahilindedir. Bizi ilgilendiren kendini bu kadar ince anlat­ması, ayıplarını ve kusurlarını böyle açıkça söylemesi, kendi hakkında bi­le hüküm verirken böyle şiddetli ve sert davranmasıdır. Hangi babayiğit, sözlerinde huysuzluk, volkan gibi patlama bulunduğunu söyleyebilir? O, hu­yunun değiştiğini, sakin, olgun, kararlı ve sevilen, hayat dolu hali gidip ye­rine sıkıntılı, kasvetli, alıngan bir hal aldığını ve bunun hastalığından son­ra böyle olduğunu söylüyor.

Eğer o, bu hastalığa tutulduğu tarihi söyleseydi, onun hayatındaki bu iki bölümü, yani sakin ve ağır başlı ve sevgi dolu geçen yılları ile sıkıntı­lı, kederli, alıngan geçenleri bilmiş olurduk. Şayet onun yazdıklarını, sa­tırların arasmdakileri sezerek inceleyecek olursak, kitaplarından bazıla­rım neş'eli, sevinçli, hayatı seven, iffet ve takva ölçüleri içinde, dünyaya tat­lı arzularla bağlı iken yazmış olduğunu görürüz. Tavku'hHamame kitabı­nı okuyan kimse; onda, yazarın gönlünden ve ruhundan coşup kalemiyle ka­ğıda döktüğü sevimli, neşeli satırlar bulur.

85- Onun Hiddeti Bile Şer Değil Hayır Doğurdu:

^Donuk kafalıların onu şiddetle tenkid etmeleri ve hükümdarları ona kar-lar/5          lan> bir de illete mübtela olması neticesi hiddetli olması, on-

saba aralanndaki düŞmanhğı ve kızgınlığı daha da artırdı. Nihayet eski ka-da o ^ SUrgün ediIdi ve orada öldü. Bununla beraber bu iş, aynı zaman-ması" a> lllm VG GSer yazma gayretini da artırdı. İbn Hazm, çok eser yaz­dır s"1', Şmanlarının kendisinde uyandırdıkları hiddete bağlamakta-■ S°y e der: "Ben cehalet ehlinin bu tutumundan çok faydalandım. Zira tabiatım alevlendi, zihnim bilendi, fikrim kızıştı, kinim heyecanlandı Bunlar da faydası büyük bir çok eserler yazmama sebep oldu. Eğer onlar bendeki sükunu coşturmasalar, gönlümdekini alevlendirmeseler, bu eser­leri meydana getiremezdim."[14]

İşte bu hiddet sonucunda ortaya çıkan meyvelerdir bunlar. Bu şiddet­ten dolayı ortaya çıkan nur hayır getirmeyen bir şey değil, aksine birçok ha­yırlar ve birçok faydalar çıkaran nurdur.

 

86- Çok Hassas:

 

İbn Hazm'm diğer bir sıfatı daha var ki, belki o da hiddetinin sebeple­rindendir. Aynı zamanda onun nesir ve şiirdeki edebi üslubunun parlak zev­ki de ona bağlıdır. Cenab-ı Hak, ona sağlam bir his, insanların ruhunun içi­ni anlayacak bir idrak, kuvvetli bir anlayış ihsan etmiş. Duyguları çok kuv­vetlidir, son derece hassastır. Bunların yanında bir de idrak eden bir akıl ve olgun bir ahlak olursa, bundan; doğru görüş ve ilhama benzer bir kav­rayış hasıl olur. insanlarla arasında bir vicdan köprüsü kurulur, böylece onların içindekini anlar, öyle kuvvetli bir sezgi sahibi olur ki, sür'atli bir bakışla onların içindekini kavrar, derin bir hisle onları anlar. Onun Tav-ku'l-Hamame kitabı, bu kuvvetli duyguların tescili ile doludur, keza ondan derin ruh incelemeleri vardır. O duygularının kuvveti sayesinde sevenle­rin kısımlarını, sevginin nev'ilerini tesbit eder. O, kararlı bir araştırıcı sı­fatıyla ve kuvvetli duygularıyla sevginin hakikatini, aşkın mahiyetini şöyle anlatır: "Benim kanaatime göre aşk, aslında yüksek unsurları arasın­da taksim olunmuş nefislerin cüzleri arasında bir birleşmedir... Biliyoruz ki, mahlukat arasında uyuşma ve zıdlaşmamn sırrı ittisal ve infisal, bir­leşme ve ayrılmadır. Şekil daima şeklini arar, kendi misline meyil sükû­nettir. Cinsi cinsine bağlılık duyulan bir amel, görünen bir tesirdir. Zıdlar arasında nefret, eşler arasında da uygunluk olur."[15]

Bu sözleri duygusu kuvvetli olan biri yazabilir. Çevresinde olanları hisseder, sonra onları gözleriyle araştırıp inceler ve sonra da kalemiyle bıi" gerçek olarak yazar.

 

87- Herkese Karşı Vefalıdır:

 

İbn Hazm'm bu ince ve güzel sıfatların yanı sıra, onu yükselten ve bu yük işlere yönelten bir de ahlaki meziyetleri vardır. Onun en başta £ele ahlaki meziyetleri iki tanedir. Biri vefalı, diğeri nefsine güvenir, aşağılı duygularundan uzak bir kişi olmasıdır. Vefa onun kalbinin cevherioı1*-Dostlarına, hocalarına, görüştüğü herkese vefalıydı, hatta cansızlara bu vefalıydı. O, Kurtuba'ya gidenlere oradaki evlerinin ne halde olduklarını V     rdı bir zamanlar onun canyoldaşı, ana baba yuvasıydı. Bu konuda şun-

.tiiky- "Bu sözleri övünmek için değil, Cenab-ı Hakkın «Rabbmın ni-I#rı yo'''11 etini anlat» buyruğuna uyarak söylüyorum. Yüce Mevla, bana öyle bir ve-

f ihsan etmiş ki, bir defa gördüğüme bile vefalıyım, kısa bir süre konuş-k nasib olmuş bir insana bile vefamı korur, ona teşekkürü, saygıyı ih­mal etmem. Ona minnettar kalırım. Bana gadirden, haksızlıktan daha ağır gelen birşey yoktur. Aramızda en az münasebet olan bir kişiye zarar vermeyi hayatımda asla düşünmüş değilim, bana karşı kötü davransa da ben kötülük bile düşünmem. Çokları bana kötülük yaptı, ben ise kötülüğe iyilikten başka bir şeyle karşılık vermiş değilim. Bundan dolayı Allah'ıma çok çok şükürler olsun."[16]

Böylece o, vefakarlık huyu olduğunu, kötülük yapana da, iyilik yapana da vefalı davrandığını söylüyor, her iki halde d% vefa bir fazilet sayılır. Ve­fa, gadr sebepleri bulunup da aradaki münasebetlerin kesilme ihtimali ol­duğu zaman gösterilirse, daha büyük olur. O, vefanın böyle büyük olanını seçiyor, aşağı mertebesinde kalmıyor.

 

88- İzzetli Nefis Sahibi, Onurlu Bir Kişidir:

 

İbn Hazm, vefalı olduğu gibi aynı zamanda da onur sahibi, kendine gü­venir, aşağılık duygusundan uzak bir kişidir. Onurluluk onun mayasında vardır. O, kavmi arasında şerefli ve kıymetli olarak yetişti. Olaylar da ona cila verdi, onu sarsmadı, gevşetmedi. Ona karşı olanlar, hapis ve sürgün­le ona ezâ yaptılar, fakat onun onurundan birşey eksiltemediler. O, dar ve geniş zamanlarda Allah'ına dayanan bir kişidir. Hayatta acı, tatlı hepsi­ni tattı, yaşayış zevki onu, onurunu yıpratacak bir şeye sürüklemedi, ha­yatın acıları da onu zillet çukuruna düşürmedi. Bolluk ve darlık zamanın­da hep onurunu korudu, ihtiyacına yaramaz bir şey yapmadı. Bu konuda Şöyle der: "Kâtip Muhammed b. Velid rahmetli babamın vezirliği günlerin­de, benimle görüşürdü. Kurtuba'da olanlar olduktan sonra, benim durumum

u du- O, bir tarafa gitti, oranın emiriyle görüştü, orada mevki kazandı,

1   riUmU         ^- ^en seyahatlerim esnasında, oraya uğradım, bana vefa-

ranmadı, hatta orada bulunmamdan rahatsız oldu. Bana iyi mu-

2a   ,   e mec", ondan birşey yapmasını istedim, bunu yapmadı. Onu muehâ-

dan 6r         bİr Şİİr yaz^ım- bundan alınarak bana ters bir cevap yazdı, bun-

Qs°nra ondan birşey istemedim."[17]

onurunu besleyen izzet-i nefsini geliştiren üç şey var hasetten çekilmesi, hırs ve tama'dan uzak bulunması. Hırs ve tama parıltıları insanları yere serer. Bir yerde hırs ve tama varsa, orada zil­let de bulunur. Eskiden Arap şöyle demiş: "Hırs ve tama'a adamların boy­nuna zillet halkası geçirir" Ebu Muhammed b. Hazm, siyaseti bırakın ilimden başka herşeyden el çekince izzet-i nefsinin sağlam kalesine sığın. mış oldu.

b.  Cenab-ı Hakk'm ona bahşetmiş olduğu akli yetenekler sayesinde kendisini, akranı olan ulemadan ve emirlerden daha üstün seziyordu Kendisini onların üstünde hissetmesinin sebebi şuydu: O da onlar gibi emir­lik mevkiinde bulunmuştu, fazla olarak onlarda olmayan akli yetenekleri de vardı.

c. Yüce Mevlâ'nın ona ihsan etmiş olduğu geçim kolaylığı ve bolluğu, onu bir emirin veya vezirin armağınana muhtaç olmaktan kurtarmıştı. İnsan­ların elindekine ihtiyacı yoktu, sade Allah'a muhtaçtı. Şerefli olan bir ki­şiyi, ancak ihtiyaç zelil düşürür, arslanı kedi tabiatlı yapan ihtiyaçtır denmiştir. Allah onu ihtiyaçtan korumuştur.

 

89- Seciyeleri İşte Bunlar:

 

İbn Hazm'ın seciyeleri, ahlâkî yetenekleri işte böyle. Bunların hepsi de onu ilme yöneltici mahiyettedir. Ve iyi bir rehber bulununca, bunlar sahi-bihi şanlı bir alim yapmaya yeter. Uygun ilim atmosferinde, elverişli şart­larda bunlar gelişir ve en güzel meyvelerini verir, sahibi de ilim sahibi olur. Bunların hepsi İbn Hazm'da gerçekleşti.

Üs t adları:

 

90- Ders Okuduğu Bazı Hocalar:

 

İbn Hazm, birçok âlimlerden ders aldı. Çağındaki İbn Abdü'1-Berr gibi geniş bilgili, görüş sahibi âlimlerle görüştü. O, eserlerinin bir çoğunda ho­calarının bazısını zikreder, özellikle Tavku'l-Hamame de bunu yapar. Bu eseri inceleyince orada hadis okuduğu üstadlarından birçoklarının adını bu­luruz; çok genç yaşta hadis dersi almaya başladığını görürüz. Belki de Kur'an'ı ezberledikten, dilini düzeltmek için şiirle meşgul olduktan sonra hocadan okuduğu ilk ilim, hadis olmuştur. O aklı ermeye ve kendini bilme­ye başlayınca Faslı Ebû Hüseyin'in kendisine hocalık yaptığını söyler. O, aklı başında, ilmiyle âmil, son derece zühd ve takva sahibi, dünya ve ahı-ret için çalışan bir âlimdi. Daha önce de naklettiğimiz gibi îbn Hazm, onun hakkında şöyle der: "Sanırım evlenmemiştir, çünkü karısı yoktü-Ben ilim ve amelde, dindarlıkta onun benzerini görmedim"[18] Bu Ebû Hü­seyin, ona yön veren bir rehber olmuştur. Günümüzde bazı büyüklerin çoçuklarının mürebbileri gibi onu yetiştirmiştir. H. 410/M. 1019 yılında Ölen

CU         Fhn Kasım Abdurrahman Ezdi'nin dersine onu, o götürmüştür, hocası c-uu  Ondan; hadis, nahiv, lügat dersi alırdı.

401 h / 1010 m. yılında ölen Ahmed b. Muhammed Cesur'dan da küçük ,    hadis okudu.[19] Hamedarii'den de hadis rivayet eder. O Kurtuba'da M scid-i Kameri de hadis okuturdu. 401 h. / 1010 m. da ondan okuduğunu T  jku'l'Hamame'de söyler: "Kurtuba'nm batı semtindeki Mescid-i Kamede 401/1010 yılında Hamedani bize şunu rivayet etti..."[20] Ebu Bekr Mu­hammed İshak'dan da hadis okudu.

Bu kitabı araştıran kimse, İbn Hazm'ın Kurtuba'da ve gittiği şehirler­de bulunan hadis âlimlerinden ders aldığını görür. Bilindiği gibi kendi is­teğiyle, kimi de mecburi olarak sık sık bir yerden bir yere gidiyordu.

 

91- Fıkıh Okuması:

 

Yakut'un Mucemu'l-Udebâ'da kaydettiği ve kendisinin de Tavku'l-Ha­mame de âediği gibi b fıkhı önce, Abdullah ibn Yahya b. Ahmed b. Dehû-de okudu, bu zat Kurtuba'da fetva merciiydi[21] Fıkıh ve hadisi Abdullah Ez-di'den de okudu[22] İbn Hazm bu üstadını pek beğeniyor ve seviyordu. Bil­gisi sağlamdı, ilmi hakikatlere batılı karıştırmazdı. Hadis bilen, edebiyat ve tarihe vakıf bir fıkıh âlimiydi. Endülüs'den Doğu İslâm ülkelerine gel­di. Hac farzını eda etti. Doğu âlimlerinden ilim öğrendi. Bir çok doğulu âlim­den hadis dinledi. 351 h. / 962 m. yılında doğduğu Balansiye'de kadılık yap­tı, Berberiler 403 h. / 1012 m. Şevval ayında Kurtuba'yı istila ettikleri za­man onu öldürdüler.

 

92- Umum Talebeyle Derse Gitmesi:

 

Böylece ibn Hazm, gördüğü âlimlerden hadis ve fıkıh okudu. Bunu ilk yıllarında yaptığı gibi sonraları şehirden şehire göçtüğü zamanlarda da de­vam etti. O da, babasının mevkiine ve ailesinin şerefine rağmen diğer ta­lebe !İe birlikte hadis dersine gidip ders dinlerdi. Tavku'l-Hamame de Şöyle der: "Hep hatırımdadır ben, Kurtuba'da talebe ve arkadaşlarla der­se giderken Bab-ı Amir mezarlığından geçerdim 410 h. / 1019 m. yılında ölen ^a£ımız Mısırh Ebû Kasım Abdurrahman b. Ebû Zeyd'in dersine gider­di .Bir defa yanımızda Sebte ahalisinden Ebu Bekir Abdurrahman b. Sü-eyman da vardı. O şair bir kişiydi. Şiirlerinden şu beyitleri okurdu: sev ° UZennde sur'atle çıkıp sevgi bağlarını bozmakta acelecidir. Onun ısını yamamak uzun sürer, çünkü yamarken yine kopar, yırtılır."[23]

 

93-  Öncelikle Maliki Fıkhı Okudu:

 

Anlaşıldığına göre İbn Hazm'ın hadis okuması, fıkıh öğrenmesinden da­ha öncedir. Onun için hadisi canı gönülden ve yürekten severdi, fıkıhtan evvel hadisleri ezbere bilen bir hadisçiydi. Böylece Yakut'un; "O, 26 yaşın-da fıkha yöneldi," demesini anlıyoruz. Bunun manası, bundan önce hiç ft. kıh bilmiyordu, demek olmayıp ancak bundan sonra kendini tamamıyla fık­ha verdi, demektir. Önceleri fendini hadis ilmine vermişti, kendince fık­hı biliyordu, ne zaman ki ona fıkıh bilmediğini söylediler, ondan sonra fı­kıh üzerine düştü. Hadis âlimi olarak fıkha yöneldi. İbn Dahûn'dan ders al­mak isteyince ona hem hadis, hem fıkıh kitabı sayılan İmam Malik'in Mu-vattaını tavsiye etti. Onun ilk okudukları bu kabildendi.

Şüphesiz o, Maliki Mezhebi fıkhını okumaya başladı. Çünkü ders aldı­ğını söylediği hocalar Maliki idiler. İbn Dahûn Maliki fakihi olup Kurtu-ba'da fetva vermek ona aitti. Abdullah Ezdi Balansiye'de Maliki kadısıy-dı. Ondan hem hadis ve hem fıkıh okurdu. Sonra tamamıyla fıkha döndü. Madem ki bunlardan ders aldı, demek ilk zamanlarda, Maliki fıkhı okudu. Zaten genellikle Endülüs halkı özellikle mevki sahibi olanların hali böyle­dir. Çünkü onlar ekseriyetle umum yolundan ayrılmazlar. İlk ders aldığı kimseler Maliki olduklarından Maliki fıkhım okudu demektir, onların arasında muhtelif mezhepleri seçen yoktu.

 

94- Şafii Fıkhını Nasıl ve Nerede Öğrendi?

 

Onun hayatını yazanlar, Şafii Mezhebine girdiğini kaydederler. Halbu­ki umumiyetle Endülüs halkı arasında Şafii Mezhebi tanınmış değildi, hocaları arasında Şafii olan bulunduğunu söylemiyorlar. Öyleyse Şafiili­ği nereden öğrendi? Çağında yaygın olan mezheb taklitçiliğinden bezerek büyüyünce, Şafii Mezhebi bilgisini acaba kitaplardan mı öğrendi, yoksa se-yahatları esnasında herhangi bir hocadan mı okudu? Eğer seyahatlarini yaz­mış olsaydı, konup göçtüğü yerlerde neler okuyup öğrendiğim bilirdik-

Muhakkak olan bir şey varsa, Şafii Mezhebi Endülüs'de yaygın olmasa-da orada bazı Şafii âlimler vardı, dört mezheb fıkhından birini seçen âlim­ler bulunurdu, o mezheblerden seçerken birine bağlı olmasalar da birine temayülleri vardı. İbn Hazm önce Şafii fıkhını bunlardan öğrendi. Sonra da mukayeseli fıkıh Öğrendi. En sonunda ki yalnız: Kitab ve asara dayanan Zahiri Mezhebini seçti. Şüphesizki bunlardan ilim alması, onlarda ders oku­makla olmuştur. Şu da var ki bazılarıyla sadece buluşup görüştü, onlar, ona yön verdiler, onlardan ders okumasa da onlar ona telkinde bulundular, n-kir aşıladılar. Çünkü o esnada o, ders okuma yaşım aşmıştı.

 

95- Kitaplardan Öğrendikleri:

 

Endülüs ulemasının üstünlüğünü dile getiren risalesinde bunu açıkca gösteren deliller var. O, Şafii fıkhını kitaplardan öğrendi, mukayeseli fık-gösteren da buyük fikıh kitaplarından okuyup öğrendi, o faydalan-

hı ve asaı n* a klanm şöyle anlatır:

> *üfcirinde Ebû Abdurrahmah Bakî b. Muhled'in kitabı ki, usta-kesinlikle söylerim İslâm'da onun dengi bir tefsir yazılmamıştı. JNe  ed b Cerir Taberi'nin Tefsiri, ne de başkası onun benzeri olamaz.  mun hadise dair yazdığı büyük tasnif ki, onu Ashab-ı Kiram'm (Al-Th onlardan razı olsun) isimlerine göre tertib etmiştir, 1300 kadar saha-h den rivayeti var. Sonra her sahabenin hadisini fıkıh ve ahkam babları-a göre tertib etmiş. Ondan önce bu mertebe mevsuk, zabtı mükemmel, üs-tadları sağlam bir hadis kitabı bilmiyorum. O, 284 şeyhden rivayet ediyor, aralarında on tane bile zayıf sayılan yok. Sahabe ve tabiinin faziletleri hak­kındaki kitabı da çok güzel olup o, Ebu Bekir b. Ebi Şeybe'nin, Abdurraz-zak b. Hümmâmı'n ve Saîd b. Mansur'un ve diğerlerinin eserlerinden üs­tündür. Bu Fazıl imamın eserleri, İslâm'ın temeli sayılıp eşleri yoktur. O, kimseyi taklid etmeyen biriydi, Ahmed b. Hanbeli seçerdi. Onlardan biri de İbn Hacer'in Ahkamü'l-Kur'an kitabıdır. O, Şafii Mezhebindeydi, kelam bilgisi çoktu. Kadı Ebû Hakem Münzir b. Saîd'in kitabı da Ahkamü'l-Kur'an3 a dairdir. O Dâvud Zahiri Mezhebinde olup onun tarafını çok tu­tardı. Bu Münzir'in başka eserleri de vardır, İbâne an Hakaiki Usulu'd-Di-yane kitabı onlardandır.[24]

 

96-Kitaplardan Aldığı Üç Husus:

 

Bu sözler, bize onun geçmişlerinin bıraktıkları kitaplardan ilim aldığı hocalarını göstermektedir. Zaman bakımından yazarlarıyla görüşmediyse de kitaplarından faydalandı. Bunlardan Öğreniyoruz ki o, üç kaynaktan ilim aldı: Bunların üçü de saf ve berrak ilim kaynağıdır, kendisi okuyarak on­lardan aldığı bilgi gıdalarıyla fikrini besledi.

Birinci Kaynak: Hadis fıkhı, hadis bilgisi olup bunun Sahabe ve Tabi­inin asarını toplayan geniş hadis kitaplarından öğrendi, daha önce Hz. Pey-gamber'in hadislerini bellemiştir. Âsâra bağlı saf fıkhın kaynağı bunlar olup uzak, yakm her türlü te'vilden, yorumlamadan uzaktır.

ikinci Kaynak: Bir mezheble mukayyed olmayan ihtiyar sahibi olup, seç-e yapan fukahanın kavillerini okuyup öğrendi. Meselâ herhangi bir mez­heple mukayyed olmayan Bakıy b. Mahled'in seçtiği kavilleri okuyor, İbn eyye Haccar'ın kavillerini okuyor, bu Şafii Mezhebinden olmakla bera-er ıhtıyar sahibidir. Onun gibi ihtiyar sahibi olan Münzir b. Said'in kavil­imi okuyor...

Üçüncü Kaynak: Nakil ettiğimiz bu sözlerden anlaşıldığı üzere o, Şafii fıkhını zikri geçen İbn Ümeyye'nin Şafii fukahasının kitaplarından okudu Zahiriye fıkhım Münzir b. Said gibi Zahiriye fukahasmm eserlerinden öp' rendi, Münzir, Dâvud Zahiri'nin en kuvvetli taraftarı olup onun mezheb ni tutardı.

Böylece o, ders meclislerinde bulunup hocaların ağzından değilse bile kitaplarının Şafii Mezhebini tanımış oldu, bundan mahrum kalmadı. Yi­ne görüyoruz ki, o mezheblerden birine mensup oldukları halde, onunla mu-kayyed olmayıp görüş sahibi olanlara, meyyal bulunanlara bağlanıp onlar­dan ilim alıyor, bunlardan aldığı gibi hayatının ilk yıllarından okuduğu ha­dislerden ve âsârı toplamış bulunan geniş kitaplardan da Öğreniyor ve bir mezheble mukayyed olmayan serbest düşünenler yanlısı oluyor.

 

97. Şafii ve Zahiriye Mezheblerini Nasıl Öğrendi1?

 

Bunlardan hayatını yazanların dediği gibi, onun Şafii Mezhebini öğren­me yollarını anlıyoruz. Bunlar, her ne kadar yeterli ve açık değilse de yi­ne bir ışık tutuyor. Zahiriye Mezhebini de böylece kitaplardan öğrendi. Mün­zir b. Said yazdığı kitaplarda Davud Zahiri Mezhebini kuvvetle savunmak­tadır. Tarihçiler, onun bu mezhebi 426 yılında ölen hocası Ebû Hayyan Mes'ud b. Süleyman'dan öğrendiğini yazarlar. O, Zahiriye Mezhebindeydi, fıkha dair güzel seçmeleri vardı. Dabbi onun hakkında şöyle der: "Mes'ud fakih bir âlimdir, Zahiriye Mezhebindedir, ihtiyare meyleder, Ebû Muham-med b. Hazm ondan bahseder, onun hocalarından biridir."

Bundan görüyoruz ki, o, zahiriye fıkhını bu hocasından öğrenmiştir. O, zahiri olmakla beraber ihtiyar taraftarıdır. Belki de baştan bir mezhebe mensuptu ve ihtiyare meyyaldi, sonraları Zahiri Mezhebi görüşünü aldı ve onların usulünce gitti.

 

98- Hadis, Sahabe ve Tabiin Asarına Sarıldı:

 

Öyleyse İbn Hazm, Şafii fıkhını kitaplarından öğrendi, sonra.da Zahi­riye fıkhını hem kitaplardan hem de okuduğu hocalardan öğrendi.

O baştan Sahabe ve Tabiin fıkhını öğrenmeye önem verirdi, yukarıda naklettiğimiz gibi Endülüs ulemasını müdafaa ederek yazdığı risalesinde zikrettiği mecmualar, hadis kitapları bunu göstermektedir. Yine o, hadis fıkhına dair yazılan kitapları zikreder. Kadı Mtıhammed b. Yahya b. Mu-garris'in kitapları bunlardandır. Bunlar çoktur, yedi kitap var ki bunlar da Hasan Basri'nin fıkhını toplatmıştır, diğer kitaplar da İmam Zühri'nin nK-hı derlenmiştir diyor.

Bundan da görüyoruz ki, o, Hz. Peygamber'den Ashabdan ve Tabiinden naklonulan fıkhı araştırıp ona tabi oluyor. Özellikle reyleri beğendikleri­ni makbul tutuyordu. O, elde ettiği bu parlak fıkıh malzemesini, yazdığı Kitaplarında Özellikle el-Muhalla ile el-îhkam li Usulü Ahkam da kullandı. taP f dört mezheb kayıtlarından azade sadece Kitap ve Sünnete dayalı .i turdu ve bu suretle Zahiriye Mezhebine yaklaştı. Bunlar bize, Hâ-hlY7 hebi'nin Tezhiretu'l-Huffaz da söylediklerini açıklamaktadır: "Üstün LÎZ] ediği bir fıkıh tartışmasından sonra, evine kapanmış ve mütala-§<a 6 sonra çıkıp güzel bir tartışma yapmış ve orada şöyle demiş: "Ben Hak-v tabiim, içtihad yaparım, bir mezhebe bağlı kalmam..." O, evine kapan-,* sirada, Sahabe ve Tabiin fıkhını içine alan geni? kitapları okudu, mü-laa etti. Allah'ın Kitabına ve Peygamber'in Sünnetine bunları da birleş­tirerek ilim olarak onları kabul etti ve mezhebin kayıtlarından azade ka­larak, sadece Kitap ve Sünette âsârm gölgesinde barındı.

 

99- Kitap ve Sünnetle Asarın Gölgesine Sığınması:

 

Buraya kadar, İbn Hazm'ın yetiştiği hocalarından sözlü, yetişemedik­lerinin kitaplarından okuyarak ders aldığını işaret ettik. Fakat aklî ilim­leri, felsefeyi kimden öğrendiğini söylemedik. Onun bunlar hakkında da bil­gisi vardı. O, ulemadan bahseden risalesinde, bunlara dair bazı bölümle­ri Muhammed b. Hasan Mizahcı'dan aldığını söyler: "Felsefeye gelince, ben, buna dair Hammar diye maruf olan Said b. Serakti tarafından yazılmış ri­saleler gördüm ki, onun bu sıfattaki maharetini göstermektedir. Üstadımız Ebû Abdullah Muhammed b. Hasan Mizahçı ki, İbn Kinâni diye maruftur. Onun risaleleri meşhurdur, mükemmeldir, güzeldir, elden ele dolaşmak­tadır, çok faydalıdır. Hesap ve hendeseye gelince, bu ilimde bizim nasibi­miz yok, onu elde edemedik, bunlara dair memleketimizde yazılanların han­gisi iyi, hangisi kusurlu olduğu hakkında bir seçim yapmaya kendimizde bir yetki bulamıyoruz."[25]

Demek mantık ve felsefe ilimlerini İbn Kinânî'den okumuş. Şu da ger­çek ki yalnız ondan okuduklarıyla kalmadı, kendi de çalıştı, okudu, araş­tırdı. O, yalnız bir âlimle ve bir mezheble mukayyed kalmazdı, ilmi nere­de bulursa arardı, hükmü nerede bulursa alırdı. Böylece, gelecek kuşakla­ra bıraktığı bütün eserlerinin delalet ettiği o, geniş kültür ve derin ilim on­da toplanmış oldu.

 

Kendini Tamamıyla İlme Vermesi:

 

 100-İlim, Kendini İlme Verenlere Meyvesini Verir:

 

Adam zekidir, ilim için bütün yollan açıktır, şartlar tamdır, iyi hocalar

la b     v, ne^er yerinde, bunları geliştirici bir ilim çevresi mevcut, bununla beraber hayat meşguliyetleri, geçim sıkıntısı, dünya dertleri onu ilimden alıkor veyahut da ilme tam hakkıyla ayıracak vakit bulamaz. Böyle­ce ilim meyvesini devşiremez, zira ilim ancak tamamıyla ona sarılınca meyvesini verir, ilim ortaklık kabul etmez. Âlim, bütün varlığını, gücünü ilme sarfederse; o zaman ilmin tatlı meyvesini devşirir, netice elde eder Çünkü ilim düşünceye, derin görüşe muhtaçtır. Araştırma, inceleme ister Bunlar ise, başka şeylerle meşgul olunca, yapılamaz, bir vezir ilim ve de­rin düşünce, uzak görüş sahibi olabilir, fakat tanı manasıyla verimli âlim olamaz, milletine ilim meyveleri, yararlı buluşlar sunan biri sayılamaz. İlim kendini tamamıyla ilme verip bol bol araştırma ve inceleme yapanları ül­kesine kabul eder. Başkaları oraya giremez. İşte İbn Hazm'da bu şartlar mevcuttu.

 

101- Ömrünün 37 Yılını Sırf İlme Vererek En Güzel Eserini Yazdı:

 

 İbn Hazm, küçükken gözü açılıp aklı ermeye başladığında, ilmin yolu bu olduğunu gördü ve ilim yolunu seçti. Baktı ki, babası vezir, fakat azledili­yor veya kendi vezirlikten ayrılıyor, devamlı bir şey değil. 398 yılında, oğ­lu 14 yaşındayken vezirliği son buluyor. Bundan sonra felaketler başlıyor, bütün Kurtuba'yı sarsan kargaşalıklar o aileyi daha da perişan ediyor, ba­bası da bu felaketler içinde üzüntüden ölüyor. Babası Öldüğü zaman İbn Hazm henüz 18 yaşma basmıştır. O zamana kadar, hadis okunan meclis­lerde bulunuyor, hadis dersi alıyordu. Bundan böyle tamamıyla ilme sarıl­ması gerektiğini anladı, çünkü başka yapacak iş, çıkar yol yoktu. Bütün ar­kadaşları, ilim yolundaydı, öğrencileri siyasetten zevk almamıştı, onun ta­dını bilemiyordu. Daha küçük yaşta onun acısını çekmişti. Babasının ba­şına gelenleri görmüştü. Onun için kendini ilme verdi ve 23 yaşma kadar şaşmadan bu yolda yürüdü. 407 Hicri yılında nedense siyasete sürüklen­di, fakat ilmi de tamamen bırakmadı. Emevi emirlerine yardım etmek için, yukarıda da söylediğimiz gibi, Balansiye'ye gitti. Ancak çok geçmeden yine ilme döndü, çünkü bu emirin siyasi hayatı, bir şimşek parıltısı gibi par­layıp söndü. İbn Hazm da eskisi gibi yine kendini sırf ilme verdi. İnsanla­rın psikolojisini, siyasi ahlakı, genel olarak insanların hayatlarında her de­virdeki arzu ve isteklerini incelemeye koyuldu. Sonra 412-418 Hicri yılla­rı arasında, yine siyasete karıştı ise de bu defa tamamıyla siyasete son ve­rip artık kendini ihlasla ilme verdi. Yaşı 35 olmuştu. Ömrünün kalan 3/ yılını, bütün aklını ilme hizmete sarfederek sadece ilim için yaşadı. 72 ya­şında ölünceye kadar bereketli, verimli mübarek bir ömür sürdü. Bu mu det zarfında, bir düşünür, araştırıcı, inceleyici âlimin verebileceği en gu" zel en mükemmel eserlerini verdi. Bunda önceki hayatında da ilimle meş­gul olmakla beraber, az da olsa, ara sıra siyaset dalgalarıyla onu kestiği olu­yordu. Ancak siyasi hayatında bile, ilimden tamamıyla kopmuyor, olayiar' dan önce insanların psikolojisini, siyasi ahvalden ziyade adamların hali' eliyordu. Bundan dolayı bahislerinde tecrübeye dayalı bir çok psiko-■   »-astırmaları vardır ki, bunlaraMüdâvatü'n-Nufus gibi bazı eserlerin­de yer vermiştir.

 

102- Latife Yaptığı da Olurdu:

 

İbn Hazm'ın siyasi boşluklar dışında, bu şekilde kendini tamamıyla ilme vermesi, onu tam manasıyla ilim ve ulema arasında soktu. Küçük yaş­ta hadis ve fıkıh okumaya başladı, sonra hep illin peşinde koştu, durmadan kitap okudu, ulemadan olan dostlarıyla sohbet ve müzakere ederdi. Gürül­tülü geçen hayatında, bu bulanık hava içinde, onun seçkin ulemadan temiz kalpli dostları vardı, sevgiyle görüşürler, onlara kalbinin özünü, ciddiyet ve samimiyetle sunar, bazen gönülleri hoş eden şakalar da yapardı. Dost­larıyla yazışarak latife yaptığı da olurdu. Tavku'l-Hamame de Risale fi Fad-lü'l Endülüs "Endülüs Uleması Risalesi"nde bu kabil şeyler vardır. Ulema­dan bir çoklarıyla aralarında edebi latifeler, şakalaşmalar olmuştur. Ta­rih kitaplarının kaydettiği bu latifelerden bir tanesi, daima saygıyla andı­ğı dostu İbn Abdilber ile aralarında geçmiştir. Olayı Nefhu 't-Tıb şöyle an­latır:

İbn Hazm Tavku'l-Hamame de der ki: Birgün o, İstiab yazarı Ebu Ömer İbn Abdilberr ile Sevilla'da oduncular sokağından geçiyorlarmış, orada güzel bir genç oğlana rastlamışlar. Ebû Muhammed İbn Hazm:

- "Bu güzel bir suret" demiş, Ebu Ömer'de:

- "Sadece yüzünü gördün," demiş... Bunun üzerine İbn Hazm irticalen şu beyitleri söylemiş.

Güzelliği esir edenden dolayı,

Beni levm eden bu levmin uzattı da uzattı ve şöyle dedi:

Sadece yüzünü görmekle mi bu, hem yüzünden başkasını görmedin

Vücudu nasıl bilmiyorsun, belki hastalıklı.

na Şöyle dedim: Levm etmeyi amma da uzattın da uzattın, yeter. stesem uzun cevap veririm, ama kısa keseceğim:

sana a, ben zahiriyim, ben gördüğüme göre karar veririm, Aksine delil buluncaya kadar[26]

deki g- Gyntlerde' birbiriyle uyuşan, bu iki dost âlim arasında geçen latife­de demiri-       görüyorsun- demek îbn Hazm, bütün ulema ile ihtilaf halin-ır> onların çoğuyla düşman da değil. Ancak onun görüşlerine ayak uyduramayan donuk kafalılar ona düşman kesildiler. İşte onun ule­ma arasında böyle latifeleştiği dostları da var, hükümdarlar, emirler ara­sında onun dostu olduğunu bilmiyoruz. Ulemanın çoğu, ona düşman olmak­la beraber aralarında böyle dostları olduğu da bilinen birşey. Düşmanla­rının yanında dostları da olması, onun ilme bağlılığının eseridir. O, bu vas­fıyla tanınmıştır ve bundan dolayı onun düşmanları yanında dostları da ol­muştur.

 

103- Amcasıoğlunun Hicviyesine Cevap:

 

O, kendini hem ilme ve hem edebiyata adamış olduğundan, zamanında­ki ediblerle aralarında edebi yazışmalar olmuştur. Onu hiciv edenlere ay­niyle cevap vermiş, onu övenlere dostça yazmıştır. Bu her iki nev'ide de, ede­bi kudretini göstermiştir, kitaplarıyla ilmî kudretini gösterdiği gibi. Bunu belirten bir olay şudur: Amcasıoğlu Ebû Ugîrete Abdulvahab İbn Hazm ile arasında geçmiştir. Amcasıoğlu uzun bir mektup yazarak İbn Hazm'ın ki­taplarından birini çok acı eleştirdi, onda şu satırlar vardı:

"Kurnazca zulme, açık bühtana dayalı bir kitap, aşikare inad, delili de­fi ile dolu. Allah, onun nurunu söndürmüş, kusurlarını meydana dökmüş. Böylece o ıssız bir çöle döndü, ne su var, ne yeşillik, kapkara bir gece ha­linde, ne tek bir yıldız var, ne de ay."

"Ey Ebû Muhammed, maiyetini ve taraftarlarını unuttun, onların başıy­dın. Bekçilerin başıydın. Onlara ibretli söyler söylerdin, geçen iyi kötü şey­leri haber verirdin. Bazen Musa zamanındaki Samiri ve onun tapmak için yaptığı buzağından, bazen bitten ve karıncadan söz açardın. Kâh Tih Çö­lü hikayesiyle onları ağlatır, kâh Câlut kavmi kıssasıyla onları güldürür­dün. Sanki Tevrat senin mushafm, ağlama duvarı da senin i'tikafe çekil­diğin yer olmuş..."

İbn Hazm amcası oğluna şöyle cevap verdi: "Ben cenab-ı Hakkın; "cahil­lerden yüz çevir" (el-Araf 7/199) emrine uydum. Hz. Peygamber (as): "Sa­na zulüm edeni affet" hadisine itaat ettim. Hükemanın şu: «sana eziyet ver­meye kalkışandan yüz çevirmen zafer olarak sana yeter» hikmetli sözü ile yetindim. Akılsıza cevap, sükuttur." Sonra yazdığı şiirde şu beyitlere yer verdi:

"İnsanların beni ve eserlerimi anıp yâd etmeleri bana yeter, Ey amcamoğlu onların arasında seni anan, hiç yok" Benim düşmanlarım da tarftarlarım da çok, Çalışıp faydalı işler yapanın hali böyledir.[27]

 

104-  O İlim İçin Yaşadı, İlmi de Onu Ölümsüz Alimler Arasına Kattı:

 

 İbn Hazm'ın edebi yazışmalarından bir örnek olup, hicviyeye böy-' aklı cevap veriyor. İşte bu iki şeyi göstermektedir: İbn Hazm, kendini ilme adamıştı. Kendini hiciv edenlere o sert hic-■ ı   saldırmıyor, hücum eden de onun kitabını hiciv ediyor. Onu sevenler de ilminden dolayı seviyorlar.

b Onu seven taraftarları vardı, ona bağlıydılar, destek oluyorlardı. Öğrencilerinden taraftarlarından bir grup vardı, onu seviyorlardı. İbn Hayyan'ın yazdığı gibi, herkes ona düşman değildi. Amcasıoğlu bile, onun taraftarları olduğunu söylüyor ve alay ediyor. O kendisi de dostları da, düş­manları da olduğunu açıkça ifade ediyor. Ve bununla övünüyor. Çünkü bu kişinin şahsiyet sahibi olduğunu gösterir. O, müstakil bir görüş ve varlık sahibidir..Bunu kimisi hoşgörür, kimisi de kızar, kimisi faydalı kimisi de zararlı görür.

Bundan çıkan mânâ: Ebu Muhammed İbn Hazm, ilim için yaşadı, ilim için çalışıp çabaladı, mücadele etti. Böylece ilim de onu ölümsüz alimler ara­sında ebedileştirdi.

 



[1] Yakut Mu'cemu-l-Udeba C. XII, s. 249

[2] Aynı Kaynak, s. 256

[3] Nef7ıu't-Tıb, c. VI, Rufai Baskısı

[4] Abdulvahid, el-Mu'cib, s. 47

[5] Aynı Kaynak

[6] İbn Hazm, Müdâvâtün-Nufüs, s. 66, 1323 yılı Şam baskısı

[7] Aynı kaynak, s. 61-62

[8] Aynı kaynak, a. 50-51

[9] Aynı kaynak, s. 6

[10] Aym kaynak, s. 50

[11] Aynı kaynak, s. 14

[12] Aynı kaynak, s, 45

[13] Aym kaynak, s.54

[14] Aynı kaynak, s. 30

[15] İbn Hazm, Tavku'l-Hamame, s. 6, Kahire baskısı

[16] Aynı kaynak, s 82

 

[17] Aynı kaynak, s.64

[18] Aynı kaynak, s. 145

[19] Aynı kaynak, s. 135

[20] Aynı kaynak s. 145

[21] Aynı kaynak s. 120

[22] Aynı kaynak s..119

[23] Aym kaynak, s 72

[24] Nefru't-Tıb,c II, s. 131, Ezheriye Baskısı

[25] Aynı kaynak, II, s. 132

[26] Aynı kaynak, c. VI, s. 216/218, Rufai Baskısı

[27] İbn Bessâm, Zahire c. 1, s. 136