Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Siyasete Dair Görüşleri - Imammalik - 22. Sayfa

SİYASETE DAİR GÖRÜŞLERİ 1

10- Hilafet Hakkındaki Görüşleri: 1

11- Ashab-ı Kiram'a Dil Uzatmak: 1

12- Ona Göre Ashabın Dereceleri: 2

13- Ona Göre Hilafet Hanedanı: 3

14- Halife Seçmek Usulü: 4

15- Ehil Olmayan Halifeye İtaat: 5

16- Fitne ve Fesada Karşıdır: 7

 

SİYASETE DAİR GÖRÜŞLERİ

 

10- Hilafet Hakkındaki Görüşleri:

 

İmam Mâlikin yaşadığı çağda Hariciler, Şia, Emeviler vardı, sonra Abbasiler geldi. Bunlardan bazıları Ashab-ı Kiram'a dil uzatıp onları kötülemeyi mubah sayardı. Şia, Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman'ı onların makam ve şereflerine yakışmayacak asılsız şeylerle suçluyordu. Hariciler, Hz. Osman ve Hz. Ali'ye dil uzatıyorlar, Ebû Süfyan'ın oğlu Muaviye'yi, Amr b. As'ı küfürle itham ediyorlardı. Arala­rında da ihtilaf halindeydiler. Şia'ya göre hiiafet, Hz. Fatıma'dan doğma Hz. Ali evladının hakkıdır. Bazıları Muhamrned b. Hanefi'yi de bunlara katarlar ki, onlara Keysaniye denir. Haricilere göre hilafet bir hanedanın hakkı olmayıp, bir kabile ile mukayyed bulunmaksızın müs-lüman cemaattan ehif-oian her adil kimse halife olabilir. Abbasilere göre Kureyş'in aşimilerden Abbas oğullan hilafete layıktır. EmeviSere göre ise hilafet Kureyş'e mahsustur. Bu hususta Muaviye'nin rivayet ettiği hadisi naklederler: «İmamlar Kureyş'dendir.»

Birbirine aykırı olan bu görüşler ortasında Mâlik'in görüşü acaba nedir? Sahabelere sövmek hakkında ne düşünür, halife seçilecek ha­nedan kim olabilir. Bi'at ehli kimdir? Ehil olmadıkları halde hilafet ma­kamına gelenlere itaat hakkında görüşü nedir? Onlara karşı ayaklan­ma, fitneler hakkında görüşü nasıldır? Bu konulara dair İmam Mâlik'ten cevap olabilecek sözler naklolunmuştur. Bunları birer birer ele alalım.

 

11- Ashab-ı Kiram'a Dil Uzatmak:

 

İmam Mâlik, Ashab-t Kiram'a dil uzatıp küfretmeyi şiddetle men eder.jbunu gayet büyük bir suç sayar. Şöyle demiştir: «Eğer bir şehirde bir yerden Peygamber Aleyhisselam'ın ashabına dil uzatıp sövmek varsa, oradan çıkıp gitmekfarz olur. Bu, hak ile amel olunmayan yerden hak ile amel olunan yere gitmek farz olduğu gibi farzdır.» Bu konuda söyle demektedir: «Hak ile amel olunmayan ve selefe sövülen bir yerde oturmak yakışmaz, caiz olmaz.»[1] Ona göre Peygamber Aleyhisse-lam'ın Ashab-ı Kiram'ına küfür eden kimse, ganimet malından bir şey alamaz. îbni Abdul-Ber ondan şöyle nakleder; «Hz. Peygamber Aleyhisselam'ın ashabına söven kimsenin ganimette hakkı yoktur. Allah Teala o ganimeti üç sınıfa taksim ve tevzi eder ve şöyle buyurur: «O ganimetler: Hicret eden fakirlere aittir ki, bir de onlar yurtlarından ve mallarından sürülüp çıkarılmışlardır. Ve de onlar, önce o yurda yerle­şen, imana sarılanlar, kendilerine muhacir olarak gelenleri severler ve de onlardan sonra gelenlerdir ki «Rabbimiz bizi ve bizden inanan kardeşlerimizi bağışla, kalblerimizde inananlara karşı bir kin bırakma derler (Haşr: 8-10). Bunlara karşı düşmanlık yapanların onda hakkı yoktur. »[2]

Abbasi Halifelerinden Harun Reşîd ona sordu: «Hz. Peygamber Aleyhisselam'ın Ashab-ı Kiram'ına küfür edenlerin ganimette hakkı var mıdır?» Buna «Hayır, yoktur, onların değeri yoktur» dedi. «Bunu neye göre söylüyorsun?» deyince: «Allah Teala şöyle buyurmuştur: «Onlara karşı kafirleri öfkelendirir» (Fetih: 29). Ashabı ayıplayan kafirdir.»[3]

 

12- Ona Göre Ashabın Dereceleri:

 

Ashab-ı Kiram'a dil uzatmaktan nehyettiği, onlara küfür edenler hakkında çok şiddetli olduğu halde, onlar arasında üstünlük mukaye­sesi yapmaktan çekinirdi. Zira üstünlük mukayesesi, ayrıcalığa sebep olabilir, buda onların şerefine dokunur, ziyadelik, noksanlık yolu açar. Onun için ona göre hepsi müsavidir, eşittir. Yalnız Ebû Bekir, Ömer ve Osman. Bu üçü ihtilafsız devirde olduklarından onlar üstündür. Hele z. Ebû Bekir'i diğer sahabilerden üstün tutardı. Bir rivayette Os­man'ı da onlara katmıştır.

Hz. Ali yanlısı biri ona: «Hz. Peygamber Aleyhisselam'dan sonra insanların en hayırlısı kimdir? diye sordu. «Ebû Bekir'dir» dedi. «Sonra kimdir?» dedi. «Ömer'dir» dedi. Sonra «kim?» dedi. «Zulmen öldürülen Halife Osman» cevabını verince, soran: «Vallah senin yanında asla durmam,» dedi. O da: «Muhayyersin,» dedi. Bu üç sahabe hakkında şöyle dediği rivayet ofunur: «Bu üçHz. Peygamber Aleyhisselam'ın en hayırlı sahabileridir: Hz. Ebû Bekir'e hastalığında namazı kıldırmasını emretti. Ebû Bekir, Ömer'i Halife seçti, Ömer, Osman'ı seçilecek altı aday arasına koydu ve onu seçtiler. Bu işi isteyen, istemeyen gibi olamaz, talibolan, matlub olan gibi değildir.» İbni Vehb onun şöyle dediğini nakleder: «İnsanların en faziletli si Ebû Bekir ve Ömer'dir» dedi ve sözünü kesti. Dedim,ki: «Ben dinimde seni örnek tutan bir kimse­yim,» Bunun üzerine: «Osman'dır, » dedi. Diğer bir rivayete göre: «Sonra insanlar müsavidir» dedi.[4]

Bu muhtelif rivayetlerden anlaşıldığı üzere, ona göre kimsenin sahabe arasında ütünlük iddia yapması caiz değildir. Ancak bu üçü diğerlerinden üstün bir makamda sayılmaktadır: Bunda o. naklolunan esere dayanmaktadır. Hz. Peygamber'in hastalığında, Ebû Bekir'e namaz kıldırması için emir buyurması, onun üstünlüğünü gösterir ve onu yerine seçmeye bir işarettir. Sonra Ebû Bekir, Ömer'i seçip yerine bıraktı. Amer'de işi altı kişilik şuraya bıraktı ve içlerinden biri Osman'dı. Onlar da Osman'ı seçtiler. Bu hususta onun dayanağı Hz. Peygamber Aleyhisselam'ın Hz. Ebû Bekir'i seçmesidir. Hepsi ona dayanır, Pey- gamber Ebû Bekir'i, Ebû Bekir Ömer'i, O da Osman'ı seçmiştir. Böy- lece hepsi Peygamberin ihtiyarına bağlıdır. Onun için bu üçü Peygam­berin hayırlı sahabileri, dedi. Bu bakımdan o, bu üçü üstün sayarken esere dayanmaktadır. Bir de bu üçü hilafete sahabenin icmaiiyle seçil­mişlerdir. Onun üstün sayması, sahabenin bu icmaına dayanmaktadır. Bundan başka bir şeye bakmazdı. Bu yüzden Hz. Ali taraftarlarıyla ihtilaf bile etti. Fakat o kendi usulüne göre hareket etti, başkalarının buna muhalif olmalarına bakmadı.

 

13- Ona Göre Hilafet Hanedanı:

 

İmam Mâlik, fıkıh ve hadisle ilgili olmayan konularda az konuşurdu. Çühki bu ikisinden,başkasına pek önem vermezdi. O ilim adamıydı, ihtilaf konusu olan şeylere karışmak istemezdi. Onun ilmi, din ilmiydi. Dinin niza' ve münakaşaya konu yapılması doğru olamaz. Din, düş­manlık ve eekişmeye hedef olmaktan çok uzaktır. Onun için hilafet meselesi hakkında ondan tafsilatlı nakil yoktur. Hilafet kime aiddir, bu hususta delil nedir? Açık bir şey dememiştir. Ancak bazı sözlerinden bunu çıkarmak kabildir, açık bir beyanı yoktur.

Kesin olan birşey varsa, ona göre hilafet Haşimi ailesine veya Hi. Ali evlâdına münhasır değildir. Görüldüğü üzere Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman'ın seçilmesini Hz, Peygamber Aleyhisselam'ın ihtiyar etmesine dayanmaktadır. Halbuki bunların hiç birisi Haşimi sülalesin­den değildir. Bunlar sadece Kureyş'dendirler. Haşimi olduğu halde. Hz. Ali'yi bu üçüne katmamıştır. Hz. Ali'nin halife seçilmesi, bu üçünün seçilmesi gibi olduğunu söylememiştir. Hatta bazı sözlerinde onata'riz bile vardır, Mesela: «Bu işi isteyen, talib olmayan gibi olamaz» demesi böyledir, ilafeti Hz. Ali veya Haşimi sülalesine münhasır görmeyince, ortada şu kalır: Hilafet bir kabile ve taifeye mahsus olmayıp umuma aiddir, Müslüman cemaatı, ehil gördüğü adil ve kadir birini seçer ki Hariciler de bu görüştedirler. Veyahut onu yalnız Kureyş'e aid bir hak olarak tanır. Nasıl ki Ebû Süfyan'ın oğlu Muaviye yoluyla Hz. Peygam-ber'den rivayet olunan hadisde «İmamlar Kureyş'tendir» denilmiştir.   -İbni Hazm, El-Fisal kitabında şöyle der: «Bütün ehli sünnete göre hilafet Kureyş'tedir» Sahih Hadisi, ma'nen mütevatür sayılır, onu Enes b. Mâlik, Ömer b. Samet, Câbir b. Semure rivayet etmişlerdir. Ensar, hilafet seçimi yapılan Seklfe günü buna boyun eğdiler, halbuki onlar hem ev sahibi, hem de sayıca kuvvet ve kudretçe üstündüler. Bu işe hazırlıklıydılar, İslam'a geçmiş hizmetleri vardı. Buna göre İmam Mâlik bu konuda ehli sünnet ve    cemaat yolunu tutmuş, onların görüşüne katılmış ve hilafete Kureyş'i ehil görmüştür:

 

14- Halife Seçmek Usulü:

 

Halifenin seçimi usulü, müslümanlar arasında ihfolaf konusu ol­muştur. Şia'nın İmamiyye koluna göre bu nassla olur Hz. Peygam­ber Aleyhisselam Hz. Ali'yi nassla tayin etmiştir, o jda kendisinden sonra geleni tayin etmiştir. Böylece her imam, kendisinden sonra kimin geleceğini söylemiştir, ondan başkasını imam seçmeye kimsenin yet­kisi yoktur. İmam umum tarafından seçilemez. Emeviler veliahd tayini usulünü çıkardılar, Halife kendi yerine gelecek İunni tayin eder, ouna veliahd denir. O makama bu yolla gelir, sonra ha% ona biat eder, umum kabul etmiş olur. Müslümanların çoğu, kendisinden sonrd venne 9elmek üzere halifenin birini göstermesini, veliahd usulünü kabul etmemiş, uygun görmemiştir. Muaviye'nin bu kötü çığırı açmasını inkâr etmişlerdir. Çünki bu yoita hilafet miras kalan bir krallık gibi olmuş­tur. Cumhur Müslimine göre: Halife, o makama layık ve ehil olanlar arasında seçilir. Halifenin, kendisinden sonra o makama gelecek kim­seyi, bir hevese uymaksızın adilâne bir surette göstermesine bir mani yoktur. Nasıl ki, Ebû Bekir, Ömer'i yerine gösterdi, Ömer de işi, Hz. Peygamber'in kendilerinden razı olduğunu beyan buyurduğu altı zata, Şûra heyetine bıraktı.

İmam Mâlik bu görüşlerin arasında bulunuyordu. Öyle anlaşılı­yor ki, o iyi niyetle olunca, yerine birini göstermeyi veliahd usulünü caiz görüyordu. Çünki Ebû Bekir Ömer'i göstermişti, Ömer de işi altı kişilik şura'ya bırakmıştı. Halifeye Müslümanlar hür iradeleriyle serbest yolda bi'at etmedikçe hilafet tamam olmaz ve bu bi'at bütün İslam ülkelerin­deki müslümanlar tarafından yapılmalıdır. Ancak Mekke ve Medine halkı hilafete ehil birinebi'atederlerse,obütün müslümanlartn halifesi olur. Çünki onlar, Peygamber'in sünnetinin koruyucusudurlar, onlar ehli hal ve akiddirler. Medârik şunu nakleder: İbni Nâfi' der ki, İmam Mâlik'e göre, Haremeyn halkı bir kimseye bi?at ederlerse, ehli İslama, ona bi'at etmek farz olur.»[5] Ona göre Bağdat, Küfe, Basra, Şam ve Kahire halkı ayrı ayrı veya toptan birine bi'at etseler, diğer müslüman-iara ona bi'at etmek farz olmaz, ancak Mekke ve Medine halkı da katılırsa o zaman farz olur. Hatta sadece Mekke ve Medine halkı bi'at etse, o zaman diğerlerine ona bi'at gerekir. Bu görüşün sebebi ve değeri şundandır: Çünki Mekke ve Medine'den başka yerlerde müslü­manlar arasında yabancılar çoktu. İslamı baltalarlardı. İhtiyat lazımdı. Mekke ve Medine'de yabancı yoktu. İslam her tarafa yayılıp kalblere yerleşince, bi'at için bir nizam kuruldu. Haremeyn halkının bi'atının muteber olmasının tarih yönünden bir değeri vardır. İmam Mâlik'in görüşü budur, ondan naklolunan böyledir. O, Hicaz ilmine bağlı, hicret . yurdu olan Medine'ye çok saygılıydı. Hz. Ali ile Muaviye b- Ebû Süfyan arasında da bu, ihtilafa sebep olmuştu. Hz.'Ali'ye Medineliler. bi'at etmişti ki, onlar Ebû Bekir'e, Ömer'e ve Osman'a bi'at edenleri, onların bi'at ettiklerine itaat gerekirdi, diğer yerlerin halkı onlara tabi1 olmuşlardı. Muaviye ise bu bi'ata uymamış, Hz. Ali'ye karşı çıkmıştı.[6]

15- Ehil Olmayan Halifeye İtaat:

 

Ehil olan halife, bi'at yoluyla oraya gelendir. Zorbanın biri hilafet makamına.geçip halk ona bi'at etmeden idareyi eline alırsa, eğer adalet üzere iş görür, halk da onun hükmünü kabul ederse, imam Mâlik e göre o meşru bir hükümdardır, ona karşı gelip isyan etmek caiz olmaz.: Maliki mezhebinde ona itaat lazımdır. Çünki hükümdar seçmekten1 maksad, adaleti temin etmektir. Madem ki adalet üzere iş görülüyor,; halk huzur içindedir, halk onun idaresine razı olup sükut etmektedir.: Maksat gerçekleşmiştir, isyan etmek adaleti temin etmez, sükûnu bozar,zulme sebep olur. Eğer başa geçen adil değilse, İmam Mâlik, ona karşı ayaklanmayı da caiz görmez. Bu durumda müslümanlara sab­retmek düşer, isyan değil. Ancak onu doğru yola getirmeye, ıslaha çalışmaları lazımdır. Birisi ona karşı ayaklanıp isyan ederse, onu bas­tırmak için yardım etmezler, çünki o zalimdir, bırakın, Allah zalimden, zalim vasıtasıyla intikam alsın, sonra da ikisinden intikam alır.

Çağında kopan fitnelerin, hükümdarlara karşı isyanların yüzünden milletin neler çektikleri haberleri kendisine ulaşınca, İmam Mâlik'de bu görüşler oluştu. Fitnelerin getirdiği fesadlar, işlerin bozulması, dini duy­guların gevşemesi, bunun neticesi, hakimin daha sert bir tavır alması, daha şiddetli olması, isyanı bastırdıktan sonra zafer sarhoşluğu içinde eski zulmünü daha da arttırması, bunları duydu anladı. Eğer İsyan eden üstün gelirse onun idaresinin de beklenen şekilde olmadığını, zulümle dolu olduğunu, kirli etlerin milletin menfaatleriyle nasıl oynadığını öğ­rendi. Böylece onda bu fikir yerleşti. Ona göre Ömer b. Abdülaziz'in, kendisinden sonra salih bir kimseyi veliahd tayin etmemesi, Yezid b. Abdulmelik'in buna karşı gelip fitne çıkarmasından korktuğu içindi. Çünki salah yerine fitneye sebep olmuş olur, Evlâd-ı Ali'den biri Ebû Cafer Mansur a karşı ayaklandı. İmam Mâlik'ten halkı, ondan yana olmaya çağırmasını istedi ve Haremeyn halkı bana bi'at etti, Ebû Cafer zulmünü görüyorsun, dedi. Mâlik ona:

—   Ömer b, Abdulaziz'i kendisinden sonra yerine salih bir kimseyi .bırakmaktan meneden nedir, bilir misin? dedi. O da:

— Hayır, dedi.

«—Bi'at sırası Yezid'e gelmişti. Ömer b. Abdulaziz eğer başkasını veliahd yaparsa, Yezid'in kargaşalık çıkarıp halkı birbirine kırdırmasın­dan korktu, bu yüzden ıslahı kabil olmayan fesadlar çıkmasından en­dişe etti. Fesad kötü şeydir.»[7]

İşte İmam Mâlik in siyasi görüşleri böyle. En iyi bir idare tarzı istiyor. İnsanların işlerini iyi yürütecek hakim istiyor. İnsanların mesali-hini korumayı gözönünde tutuyor. Hikmet-i hükümet, adalettir. O mü-cerred, en üstün bir idare tarzı istemiyor. Vaki olan gerçeklere de bakıyor, milletin halini düşünüyor, tarihi hadiselerden ibret alıyor. Gör­düğü, duyduğu hâdiseleri düşünüyor. Olanı kabul edip sükûnu koru­mayı, ayaklanmadan daha hayırlı buluyor. Fitnelerden uzak kalmayı, onlara karışmaktan daha iyi görüyor. İsyan etmektense, baştakileri ıslaha çalışıp doğru yola getirmeyi tercih ediyor-. Böylece, fesad çıkar-Jnadan ıslahat yapılmış olur. O kendisi Medine Valilerine ve Halifelere karşı bu yolda hareket ediyordu. İmam Mâlikin görüşleri böyle olup unlar Maliki mezhebince böyle kabul olunmuştur. Malikiler, ehli sün-etin görüşü budur, diyorlar. Hicretten önce Medinelilerden birkısmını kkabe'de Hz. Peygamber Aleyhisseİam'a yaptıkları bi'at hadisini şerh derken Zürkâni, Muvatta şerhinde şöyle diyor: «İbni Abdul-Ber Jedi ki: «Bu emir, ehli arasında niza'lı olmamalıdır.»[8] ibaresindeki ehli de ihtilaf olundu. Adi ve ihsan, fazilet ve din ehli denildi. Çünki onlar ehil olduklarından niza' etmezler. Fısk, fücur ve zulüm ehli, buna ehil değildirler. Görmez.misin Allah Teala ne buyurur: «Zalimler benim ahdime nail olamazlar.»

Mutezile den bir grub ve Hariciler zalim olana karşt gelmeye kaildirler. Ehli sünnete göre halifenin fazıl, adil, muhsin olması lazımdır. feğer öyle değilse, zalim olduğu için ona karşı isyan etmekten, itaat edip sabretmek evladır. Çünki karşı gelmekte asayişi bozmak, kan dökmeye sebep olmak, fesad ve talana, anarşiye yol açmak var. Bu ise, o zalimin cevrü fışkına sabretmekten daha büyük birşeydir. Akıl ve dinin icabı usulün gereği şöyledir: İki zarar bir arada bulununca hafif olan alınır, diğerinin çaresine bakılır, büyük olan zarar terk olunur.[9] Bu konuda İmam Mâlik'in görüşü gerçekten böyledir. O iki şer'i ölçüyor. İsyan ve doğacak fitnenin kötülüğü, birde zalime itaatin kötülüğü. Ancak nasi-hatla onu yola getirme ümidi de var. İkincinin şer'i daha az. Çünki zulümden vazgeçmesi umulur. Onun yaşayıp gördüğü olaylar, duy­duğu haberler bunu te'yid eder.

 

16- Fitne ve Fesada Karşıdır:

 

İmam Mâlik'in tavsiye ettiği sabır, zulmü inkar etmeyip ona razı olmak manasında bir sabır değildir. Bu insanların salahı için onu defet­mek çarelerini aramak manasındadır. İsyanda fesad ve fitne var. Güzel vaaz, öğüt, irşad ve dinin emirlerini hatırlatmak yoluyla zalimi adalet yoluna getirmeye çalışmak, yararlı olur. Bu yolla zulümlerin hepsini kaldırmak, Önlemek mümkün olmasa bile, hiç olmazsa biraz azaltmak imkan dairesindedir. O ayaklanmaya razı olmadığı gibi zulmünden dolayı halifeye karşı huruç edenlerle savaşa da razı değildir. Çünki onlar, huruç etmekle her ne kadar hata etseler de, kanları helal olmaz. Onlar bir zalimin zulmünü önlemek için harekete geçmişlerdir:

Böylece o, ne zalim validen, ne de ona karşı gelenlerden yana değildir. O barışçıdır. Halkı bundan nehyeder. Huruç eden müslüman-lara karşı zalim idareciden yana olmaktan nehyeder, fakat isyan eden gayri müslimlere karşı, vali ile cihada gidip Allah yolunda savaşmayı farz Kılar. Mezhebin hükmü böyledir. Müdevvene-i Kübra şöyle öer: «Bu gibi valilerle Rum'a cihada gidilir.» İbni Kasım diyor ki: Maraş vak'ası olunca Rumlar yapacaklarını yaptılar. Onlarla savaşmakta beis yoktur,» dedi.[10] Dedim ki: «Ey Ebû Abdullah, onlar neler yapıyorlar, neler. Orduya bir zararı yok. Eğer onlara karşı cihad yapılmazsa ehli İslam'a zarar gelir. Maraşı hatırla, onlara neler yaptılar. Rumların İslam ahalisine karşı cür'etlerini, ehli İslam'a hücum edip yağma yapmalarını hatırla.» Böylece o, bunlarla cihaddan menetmiyor, çünki cihadı terketmekte insanlara zarar var. O, ise daima zararı kaldırmaktan yanadır Onun siyasetteki tutumu, akıllıca bir harekettir. İnsanların maslahatını korur ve  vâki' olana bakar, üstün ve olgun bir gaye güder.   

 



[1] Ibni Abdul-Ber, Intikâ S. 26

[2] Kadı lyad, Medârik, S. 201

[3] Ibni Abdul-ber, İntikâ, S. 36

[4] Bu üç rivayet Medârik'dedir, S. 204

[5] Kadı İyad, Medârik, S. 33

[6] Halifeye bi’at neyle tamamlanır. Bu eskiden beri ulema arasında ihtılâflıdır. Bir tusmma göre.hilâfet islâm ülkelerindeki ümmet büyüklerinin icma' ile bı'atle tamam olur. Diğerlerine göre haîfenin buiunduflu yerdekiileri gelenlerin, ehli hal ve akdin bi'atiyle tamam olur. Mutezile den Ebû Ali Muhammed b. Abdulvahab Cübbâi'ye göre halifeyi seçecek kimselerin, Şûra Heye-ti'nin beş kişiden az olmaması gerekir, Osman'ı seçenler böyleydi, ibni Hazm bu konuda şöyle der: «ölen halifenin tayin ettiği veliahdın halife olması sahihtir, bir şartla ki bunda milletin maslahatı gözetilmiş ve bir heves entrika güdülmemiş olmalıdır. En doğrusu halife, Ölümünden sonra halife olacak zatı seçmesidir, tayin etmesidir. Bunu sağlığında veya hastalığında yapabi­lir. Bunu meneden bir nass yoktur. Hz. Peygamber Ebû Bekir'i, Ebû Bekir Ömer'i seçti. Süleyman b. Abdulmelik, Ömer b. Abdulaziz'i seçti. Halife yerine birini seçmeden ölürse, bu işe ehil olan biri ortaya çıkar, adaylığını kor ve milleti bi'ata davet eder, Hz.Ali, Osman şehld olunca böyle yaptı, Abdullah b. Zübeyr de böyle yaptı.» Bana göre halife seçimi için bir nizam konur, İbni Hazm'ın iyi niyet şartı, evlâdını, kardeşlerini, akrabasını seçince şüpheye düşer. Süley­man'ın Ömer b. Abdülaziz"i Veliahd yapması, bir hüsnü tesadüftür.

[7] Kadı lyad, Medârik, S. 149

[8] Mâlik'in muttasıl senedle rivayet ettiği hadiste Medineliler şöyle diyorlar: «Varlıkta, darlıkta,sevniçte, kederde Peygambere itaata bi'at ettik. Bu işte ehil olanla niza' yapamayacağız.

[9] Zürkâni, Muvatta şerhi, C. 11, S. 392. Bunun umum ehli sünetin görüşü göstermek olamaz. Çünki Ebû Hanife, Emevilere ve Abbasilerden Ebû Cafer Mansur'a karşı gelmeye rıza göster­miş.

[10] Maraş, Emeviler zamanında fetholundu. Rumlar sonra devlet zayıflayınca zabta kalkıştılar,Müslümanlara çok eziyet yaptılar.