Muhtelif - 102. Sayfa - Allah
9) Rasyonalizm
Rasyonalizm; Akliyye, akılcılık, usçuluk demektir. Bilgilerimizin sadece akıldan geldiğini söyleyen ve metafizik verileri kabul etmeyen felsefedir.
Çok şikâyetler dinlediğimiz halde, bugüne kadar "midem bana yetmiyor" diye şikâyet edeni duymamışızdır. El, ayak, göz, kulak ve benzeri uzuvlarımız için de aynı hâl söz konusu. Bir sakatlık olmadıkça, bize bahşedilen organlarımız ihtiyaca kâfi.
Akıl da kendinden bekleneni yapacak seviyede. Herkesin kendi aklını beğenmesi de gösteriyor ki, akıllar ruhlara uygun. Böyle olması bir nimettir şüphesiz. Aksi hâlde huzursuzluk sebebi olurdu, insan da acı çekerdi. Cihazlarımızın bir özelliği daha var: Yapabilecekleri vazife sınırlı. Meselâ, göz belli bir mesafedeki cisimleri net olarak görebilir. Kulak, muayyen sınırlar dahilindeki sesleri işitebilir. Kolun kaldıracağı yük mahduttur. Diğerlerini de bunlara kıyas etmek mümkün.
Maddî uvuzlarımızdaki bu âcizlik manevî cihazlarımız için de geçerli. Duygularımız birer terazidir. Tartabilecekleri ağırlık çizgisi aşıldı mı hata ederler. Meselâ, muhayyile yetmiş tane futbol topunu aynı anda, bir arada hayal edemez. Akıl da bir terazi. Onunla mânâları tartar, hakikatları görmeye çalışırız. Anlamlar kapasiteyi aşıyorsa, akıl ya hiç vazife yapamaz veya yanılır. Hakikatler uzak, ince, derin ve yüksek ise, akıl gözü görmez olur. Bozulması, hassâsiyetini kaybetmesi de mümkün. İşte, aklın bu aczi sebebiyle "nakil" ihsan edilmiş, hakikatler ve hakikatlere götüren yollar gösterilmiştir. Vahiy nurudur ki, karanlık mânâ dünyasını aydınlatır ve uzağı yakın eder.
Göz için ışık neyse, akıl içinde vahiy odur. Bunu bir misalle açalım: Karanlık ve büyük bir salonun orta yerine bir fil koyalım. Hayatında fil görmemiş ve filin nasıl bir varlık olduğunu işitmemiş bir grup insanı salona birer birer gönderelim. Onlardan, fili bize tanıtmalarını isteyelim. Salona girdiklerinde yapabilecekleri tek şey, fili el yordamıyla tanımaya çalışmak olacaktır. Biri, filin bacağını tutup, "fil bir sütundur" diyecek. Diğeri, hortumuna sarılacak, "fil, bir borudur" diye iddia edecek. Bir başkası, dişine yapışacak, "fil, uzunca bir sopadır" hükmünü verecek... Bunlar, dokundukları kısmın fil olduğuna kuvvetle inanacak, başkalarının sözlerine ise itibar etmeyeceklerdir. İçlerinde file dokunma fısatını bulamayanlar da bulunacak elbet.
Yanlız "kafa yordamıyla" yürüyen felsefeciler de misaldeki adamlara benzemiyorlar mı? Dünya da bir salon. Akıl gözünün görmesi ise sınırlı. İlahî nur ile aydınlanmayan akıl âciz ve çaresiz. Filozof, hakikatin bir yönünü yakalıyor, "buldum" diyor, eline geçenin "mutlak hakikat" olduğuna inanıyor ve başka felsefecileri reddediyor. Evet, hemen hemen her filozof, kendinden öncekilere muhâlefelet ederek yola çıkar. Her konuda aynı kanaati paylaşan iki filozof yok gibidir. Küçük hakikat kırıntıları üstünde bile büyük kavgalar olmaktadır. Gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan fikirler ileri sürenlerin haddi hesabı yok.
Peygamberler ve onlara tâbi olan müminler ise, hakikatlere Kur’ân’ın nûruyla bakarlar. Vahiy ışığının aydınlığında mutlak hakikati tamamen görürler. Birbirini red değil, tasdik ederler. Bütün peygamberlerin aynı noktaya parmak basmalarının sebebi budur. Çünkü, onlar aynı yolun yolcusudurlar. O yol ise, yolcularını doğrudan doğruya hakikata götürmüştür. Âlim olmayan bir mümin, akıllı bir filozoftan ziyade hakikati tanıyabilir. Çünkü, imanın nuruyla bakar, hakkı görenlere itimat eder, hakikat yolunda yürüyenlerin ardı sıra gider. [1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi