Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 104. Sayfa - Allah

Allah Nerede?                                                                           

 

"Allah nerede?" diye soran olursa, bilsin ki, öncelikle, bu soruyu sorarken yanlış bir noktadan yola çıkmaktadır. “Nerede?” sorusu bir mekân'ı, yani yer'i hatıra getirir. Mekân ise, maddî varlıklar için söz konusudur. “Allah nerede?” sorusu, “Allah da diğer varlıklar gibidir, onların bir mekânı vardır, şu hâlde Allah’ın da bir mekânı olmalı” diye yanlış şekilde akıl yürütmenin ürünüdür. Eğer Rabbimizi bir maddî varlık gibi düşünürsek, daha baştan yanlış yapar ve çıkmaza gireriz.

İnsanın hayaline gelen her ne olursa olsun, o, Allah değildir. Çünkü, insan her şeyi gibi aklı da, hayali de sınırlı. Sınırlı olan sınırsızı içine alamaz. İnsan ancak yaradılanları tasavvur edebilir. Allah ise, yarattıklarına benzemez. Bütün varlıklar sonradan var edilmiştir. Oysa Allah ezelîdir, yani varlığının başlangıcı yoktur. Bir kudsî hadîste, Allah vardı ve beraberinde başka şey yoktu, deniliyor. Ne madde, ne cisim, ne hareket, ne zaman, ne mekân... Maddî ve cismanî olmayan için yer tasavvuru anlamsızdır.

"Allah kâinatın içinde mi ?" Elbette ki “hayır!” Her yaratılan gibi kâinat da sınırlıdır, sonludur. Allah ise tek sınırsız varlık. Ustayı eserin içinde aramamalı. Yaradan, yaratılanın içinde olamaz.

"Şu hâlde Allah sınırın ötesinde bir yerde  olmalı..." "Hayır. Allah ne kâinatın içindedir, ne de sınırın ötesinde bir yerde..." "Ama bu nasıl olabilir?! Bir türlü anlayamıyorum. Hem Allah var diyorsun, hem de ne kâinatın içinde, ne de dışında olmadığını söylüyorsun!"

"Evet, öyle. Çünkü, içinde veya dışında tâbirleri maddeler, cisimler, yer tutanlar, bir mekânı olanlar için söz konusudur. Halbuki, Allah ne maddedir, ne cisimdir ve ne de yer tutar. Bizi yanıltan nokta şu: Aklımız her varlığın mutlaka bir mekânda olması gerektiğini düşünüyor. Çünkü, daima bir mekânda olan, yer tutan varlıklarla karşılaşmış. Mekânı olmayan bir varlığı tasavvur edemiyor. Allah tasavvurunda da bildiklerinden yola çıkıyor, mekândan münezzeh olan Allah’ın da bir mekânı olması gerektiğini düşünüyor. Bu sebeple, kâinatın içinde veya dışında bir yer arıyor. Kâinatın içinde veya dışında olmak yaratılanlar için söz konusudur. “Nerede?” diye sorulduğu zaman, daha suali sorarken, Allah’ın bir yeri olmalı, diye bir kabulle yola çıkmak, Allah’ı hiç tanımamaktır. Allah mekândan münezzeh olmakla beraber, isimlerinin ve sıfatlarının tecellileri, yani görünümleriyle her yerdedir. Akıl, Onun zâtını kavrayamaz, ancak varlığını anlayabilir. İsimlerini, sıfatlarını ve faâliyetini kuşatamaz, fakat onların var olduğunu bilebilir."

"Nasıl bilecek?" "Eserlerinden... Her varlık sanatlı bir eserdir. Her eser, sanatkârını gösterir. Kâinat da bir büyük eserdir ve o da ustasının şâhididir. Çevremizde gördüğümüz her varlık ölçülü, düzenli ve süslü hâliyle bize Rabbimizi anlatan birer mektuptur. Yeter ki okumayı bilelim... Şu hâlde biz, bu eserlere bakarak  Onun isimlerini ve sıfatlarını istediğimiz kadar düşünebiliriz, ama zâtını, asla..!"

"Zâtının düşünülmesinin yasak oluşu bir dogma değil mi ?" "Ne münâsebet! Terazisine, tartı kapasitesinin üzerinde bir yük yüklemeye çalışan bir adama, “sakın yapma, bu terazi bu kadar sıkleti/ağırlığı çekmez” demek ona iyilik etmektir. Kavranması mümkün olmayanı düşünmek, imkânsızın peşinden koşmaktır. Akıl bir mahluktur, Hâlıkını ihâta edemez. Her organımız gibi aklımız da sınırlıdır. Ondan yapamayacağını istemek, ona zulmetmektir. Sonsuz olan, Bir'e sığar mı hiç?! Eğer Rabbimiz, zâtını da anlamamızı bizden isteseydi, bu, altından kalkılamaz bir teklif olurdu. Allah, sonsuz merhameti sebebiyle bize kaldıramıyacağımız yükü yüklememiştir. Akıl da sınırlı; sınırlı olduğu için de âciz. Aklın her şeyi kuşatamayacağını anlamak da yine mâkul bir davranıştır. Nasıl göz her varlığı göremiyor, kulak her sesi işitemiyorsa, akıl da her şeyi kavrayamaz. Akıllı insan, akla kaldıramayacağı yükü yüklemez. İmkânsızın peşinden koşmak da bir tür akılsızlıktır.[1]


 

[1] Ömer Sevinçgül, Felsefî Kavramlar. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.