Muhtelif - 152. Sayfa - Allah
44) İsbât-ı Vâcib:
Varlığı kendinden olan, var olmasında başka bir şeye muhtaç bulunmayan Zâtı delillendirme demektir. Her şeyi var edip idâre eden bu yüce kudretin varlığı her devirde akıl, nakil yani semâvî kitaplar ve insanın iç dünyası ile dış âlemdeki nizam, gâye, sebeplilik, hikmet, inâyet gibi hususlardan hareketle delillendirilip ispatlanmaya çalışılmıştır.
İsbât-ı vâcip, başka bir ifâdeyle Allah'ın varlığını delillendirme konusu, başta kelâm ilminin olmak üzere felsefenin ve filozofların en önde gelen konularındandır. Meselâ, İslâm felsefesinde el-Kindî'den (252/266 civarı) başlamak üzere; Fârâbî (339/950), İbn Sina (428/1037), İbn Rüşd (595/1198) gibi müslüman filozoflar, Allah'ın varlığını çeşitli delillerle ispatlama yoluna gitmişlerdir.
İsbât-ı vâcip konusuyla Selefiyye de ilgilenmiştir. İbn Teymiyye (728/1382), İbn Kayyim el-Cevziyye (751/1350) ve İbnü'l-Vezir (840/1436), bunlardan bazılarıdır. Allah'ın sonsuz kudretini ve hikmetinin eseri olan mahlûkatın bazı sırlarını inceleyen ve bu yolla isbât-ı vâcip yapan, "el-Hikme fi mahlûkati'llâh" eserinin müellifi Gazzâlî (505/1111) ile İbn Hazm (456/1064) da aynı konu ile derinden ilgilenmiştir.[1]
İslâm kelamcıları ve filozoflar isbât-ı vâcib hususunda Kur'ân-ı Kerîm'e büyük ölçüde başvururlar. Çünkü, hudüs delili, imkân delili, inâyet ve hikmet delili Kur'an'da mevcuttur.[2] Kur'an-ı Kerim, Allah'ın varlığını isbat eden delillerden çok, Allah'ın birliği, O'nun tek ilâh oluşu, isim ve sıfatları üzerinde durur; ortağının bulunmadığını, delilleriyle anlatır; Allah'ın kudret ve azametinin, hükümranlığının her türlü eksik sıfattan münezzeh olduğunu, dileğine karşı çıkılamayacağını ve yeriyle-göğüyle ve bunların içindekilerle bütün kâinatın O'nun emrinde olduğunu bildirir. Çünkü Allah'ın varlığı, delile ihtiyaç göstermeyecek kadar açıktır. İnsan, yaratılışı itibarıyla bir yaratanın olduğunu bilir. Allah'ın varlığına inanmak, fıtrîdir. Ayrıca Allah'ın var olduğu, hemen hemen her toplum tarafından kabul edilmektedir. Problem, daha çok; Allah'ın, bilinmesi gereken şekliyle bilinmemesi ve başkasının şu veya bu şekilde O'na ortak koşulmasıdır.
Ayrıca Allah, peygamberlerini mûcizelerle göndermiştir. Bu mûcizeler, peygamberlerin peygamberliğini ispat etmenin yanısıra, Allah'ın varlığının da ispatı durumundadır. Bir de, Allah'ın sıfatları dile getirilirken dolaylı olarak da olsa Allah'ın varlığının isbatı gündeme gelebilmektedir. Buna şu âyetleri misal olarak zikretmek mümkündür:
"İnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfeden (spermadan) yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi. Kendi yaratılışını unutarak bize bir misal verdi; 'Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?' dedi. De ki; 'Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir. O ki size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz." (Yâsîn: 36/77-80);
"Görmedin mi, Allah (nasıl) gökten su indirdi. (Böylece) Onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardı. Dağlardan (geçen) beyaz, kırmızı, değişik renklerde ve simsiyah yollar (yarattı)." (Fâtır: 35/27).
"O'nun âyetlerinden (sonsuz gücünün işaretlerinden) biri, sizi topraktan yaratmasıdır. Sonra siz, (yeryüzüne) yayılan insanlar oluverdiniz." (Rûm: 30/20);
"Bakmıyorlar mı develere; nasıl yaratıldı? Göğe; nasıl yükseltildi? Dağlara; nasıl dikildi? Yere; nasıl yayılıp döşendi?" (Ğâşiye: 88/17-20).
Allah'ın varlığını dolaylı olarak isbatlayan bu âyetlere baktığımızda görürüz ki Kur'an, felsefi ve mücerred delillerden çok, her insanın anlayabileceği, günlük hayatında karşılaştığı delilleri zikretmektedir. Gerek müslüman, gerek diğer dinlere mensup mütefekkirler, hatta bazen dinleri kabul etmeyip sadece Allah'ın varlığına inanan mütefekkirler, Allah'ın varlığını isbat için birçok aklî deliller zikretmişlerdir. Biz burada daha çok müslüman mütefekkirlerin ileri sürdüğü delillerden belli başlı birkaç tanesini zikretmekle yetineceğiz:
İslami Okul Okulların En Önemlisi