Muhtelif - 169. Sayfa - Allah
56) Mehafetullah:
Allah korkusu. Korku, gelecekte hoşlanmadığı bir şeyle karşılaşma düşüncesiyle kalbin endişeye düşüp üzülmesi demektir. İleride meydana gelecek tehlike sebeplerini bilmek, kalbin yanıp üzülmesine sebep olur. Allah korkusu da böyledir. İnsan, Allah’ın zat ve sıfatlarını bildiği ve onun bütün alemi dilediği anda helak edip kimsenin O’na mani’ olamayacağını idrak ettiği için O’ndan korkar. Bir de fazla isyana dalması sebebiyle O’nun vereceği cezayı düşünerek O’ndan korkar. Bazan hem O’nun azametini, hem de ikabını düşünerek her ikisi sebebiyle O’ndan korkar. Kendi kusurlarını tanıdığı ve Allah Teala’nın azamet sahibi olması hasebebiyle kendi yaptığından sorumlu olmayacağını bildiği nisbette, O’na karşı korkusu çoğalır. Allah’tan en çok korkan, O’nu en çok bilendir. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ben Allah’tan en çok korkanınızım.” buyurmuştur. Bu konu ile ilgili olarak Kur’an’da: “Allah’tan kulları içinde en çok alimler korkar.” (el-Fatır: 35/28) buyurulmuştur. Rablarına, henüz onun huzuruna varmadan, gıyabında haşyet, korku ve saygı besleyen, Peygamber’in (s.a.v.) uyarmasından istifade ederek Allah’a isyandan temizlenip korunanlar, O’nu kemaliyle bilen ilim ehlidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) de beşir: müjdeleyici ve nezir: korkutucu sıfatıyla insanlığa gönderilmiştir.[1]
Peygamber (s.a.v.) insanları Allah’ın sonsuz rahmetiyle müjdelerken, beri taraftan, O’na isyan edenleri elem verici bir azap ve can yakıcı bir ateş ile de korkutmuştur. Kulun Allah’tan korkması, sadece büyük bir tehlikeden duyulan korku gibi olmayıp, bununla birlikte, Allah’a karşı bir saygının da ifadesidir. Nitekim; “Namazlarında korku ve saygılı olanlar… kurtuluşa ermişlerdir.” (el-Mü’minun: 23/1-2) buyurulmuştur. Korkan, korktuğundan kaçar. Ancak Allah’tan korkan O’na yaklaşır ve O’nun lütfuna mazhar olur.
“Allah katında ikrama en layık olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.” (el-Hucurat: 49/13)
Allah’tan korkma, O’nun emirlerine itaati ve yasaklarından da kaçınmayı gerektiriyor. Kullarına karşı daima lütufkâr olan Allah, ibadetleri ibadetleri onların cehennem azabından kurtulmaları ve Cennet nimetlerine kavuşmaları için bir sebep kılmıştır. Sebeplere sarılmak, neticelere razı olmak demektir. Dünyaya ait korkular devamlı değildir, geçicidir. Çünkü hiçbir tehlike, Allah’ın azabı kadar şiddetli değildir. Bunun için Allah: “Öyle ise siz onlardan değil, benden korkun, eğer gerçek mü’minler iseniz.” (Al-i İmran: 3/175) buyurmuştur.
Allah korkusu, her türlü hayırlı işlere vesiledir. Hikmetin başı Allah korkusudur. Bu korku kişiyi Allah’ın emirlerine isyandan alıkoyduğu için Allah ona mükafat olarak iki Cennet vaadetmiştir.[2]
Allah korkusu Kur’an’da “havf”, “haşyet”, “takva” kelimeleriyle ifade edilmektedir.
“Öyle taşlar var ki Allah korkusundan (yere) düşer.” (el-Bakara: 2/74)
“Biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, Allah korkusundan onu, baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün.” (Haşr: 59/21)
“…Rabbı dağa tecelli edince, onu darmadağın etti…” (el-A’raf: 7/143)
Ayetleri, cansız varlıkların bile Allah’ın azamet ve haşyetinden –korkusundan- parçalandıklarını ifade etmektedir. Korkunun meyvesi takvadır. Korunma ve sakınma anlamında olan bu kelime, Kur’an ıstılahında Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınma manasındadır. Takva sahibi olan kişiye “muttaki” denir. Muttakiler gayba inanan, namazı dürüstçe kılan, Allah’ın verdiği rızıklardan Allah yolunda harcayan, Hz. Muhammed’e ve O’ndan evvelki peygamberlere Allah tarafından nazil olan ayetlere inanan ve ahiret hayatının varlığını kesinlikle kabul eden kimselerdir.[3] Genel olarak bu sıfatlarla anılan muttakiler, Kur’an’da üç kısımda mütalaa edilir:
1) Cehennemin ebedi azabından korunmak için küfür ve şirki bırakıp kamil bir iman ile iman edenler.
“… Allah da elçisine ve mü’minlere huzur ve güveni indirdi; onları takva kelimesine bağladı…” (el-Fetih: 48/26)
Tirmizi, Darekutni ve Abdullah İbn Ahmed Ubeyy İbn Ka’b’dan aldıkları rivayete göre ayette geçen “kelime-i takva”dan maksat “la ilahe illallah” tevhid kelimesidir. Bu kelimeyi söylemek ve inanmak mü’min olmanın ilk şartıdır. Allah ise mü’minleri Cehennem’de ebedi olarak bırakmaz, belki takdir edilen cezasını çektikten sonra lutfen cehennemden çıkarır, Cennete gönderir. Böylece iman ederek takvanın birinci mertebesinde olan, bu iman ile kendisini Cehennem’de ebedi olarak kalmaktan korumuştur.
2) İmandan sonra büyük ve küçük günahlardan sakınıp Allah’ın emirlerini yerine getirmekle takvanın ikinci derecesini elde edenler. İslam’da en meşhur olan takva da budur.
“(O) ülkelerin halkı inanıp (Allah’ın azabından) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık…” (el-A’raf: 7/96)
3) Kalbini, Allah’tan başka meşgul edecek her şeyden uzaklaştırıp, bütün mevcudiyeti ile Allah’a yönelen mü’minler.
“Ey inananlar, Allah’tan, O’na yaraşır biçimde korkun ve ancak müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran: 3/102)
Takvanın bu derecesi en üst derecedir.
“İnanıp iyi işler yapanlara bundan böyle (Allah’a karşı gelmekten) korundukları ve inanıp iyi işler yaptıkları sonra (yasaklardan) sakınıp (onların yasaklığına) inandıkları ve yine korunup iyilik ettikleri taktirde.” (el-Maide: 5/93)
Bu ayet takvanın her üç derecesini de içine almaktadır. Allah, kendisinden korkarak isyan etmekten sakınanları başarıya ulaştırır.
“Allah’tan korkun ki başarıya eresiniz.” (Al-i İmran: 3/200)
Takva, insana iyi ile kötüyü ayırt etme anlayışı[4] dünya ve ahiret sıkıntılarından kurtuluş ve umulmadık yerlerden rızık celbeder.[5] Allah korkusunun bir başka tezahürü de, “Mü’minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir…” (el-Enfal: 8/2) ayetinin işaret ettiği gibi, Allah’ın anıldığı yerde mü’minin kalbinin titremesidir. Peygamber’e, “İnsanların en hayırlısı kimdir?” diye sorulunca:
“En çok Allah’dan korkanlardır.” buyurmuştur. Mü’min, gücü yettiğince Allah’a isyandan sakınmalı ve O’ndan korkmalıdır.[6]
İslami Okul Okulların En Önemlisi