Muhtelif - 67. Sayfa - Allah
6) KUDRET
Allah Teâlâ'nın bütün mümkünâta gücünün yetmesi, her türlü tasarrufta bulunması demektir. İradesiyle bütün mümkünâtı kuşattığı gibi, kudretiyle irade ettiklerini bir fiil meydana getirerek, yaratarak bunlara kadir olur. Allah Teâlâ'nın nihayetsiz, bitmek tükenmek bilmeyen kudreti vardır. Bu sıfat da diğerleri gibi ezelî ve ebedîdir. Ezelî olan bu kudret sıfatıyla, her hangi bir şeyi dilediği gibi yapmaya kadirdir. O'nun kudretinin erişemeyeceği, bu kudretin dışında kalan hiç bir şey yoktur. Nitekim Yüce Allah; "Muhakkak ki, Allah her şeye kâdirdir, gücü yetendir." Buyurmaktadır. (el-Bakara: 2/20) [1]
Gücü yetmek demektir. Allah’ın her yerde her şeyi yaratma güç ve kuvveti. Allah’ın gücü, dilediği her şeyi yapmaya yeter. Gerçek anlamda güç ve kuvvet, ancak, sadece Allah’a aittir. Kudret; Kuvvet, güç, tâkat anlamına gelir. Canlının irâde ile bir şeyi yapmaya ve yapmamaya muktedir olduğunu gösteren bir özellik. Allah'ın subûtî sıfatlarından biri. Allah'ın her şeyde etki ve tasarrufa kadir olması. Kudret bu manaya göre gücü yetmek demektir. Yaratıklarla ilgili olduğu zaman tesir eden ezeli bir sıfattır. Bunun anlamı şudur: Şüphesiz Allah Teâlâ ezeli ve ebedî olan hayatı ile yaşamaktadır ve kudret sıfatı ile her istediğini yapmaya muktedirdir. Kudret Allah'ın ezeli bir sıfatıdır ki mümkinâta taalluk ettiği zaman onlarda etki eder.[2] Allah'ın kudretinin en büyük kanıtı kâinattır.
Evren ve evrenin kapsadığı bütün canlı ve cansız varlıklar ilâhî kudretin eseridir. Allah, sonsuz kudretiyle bütün varlıkları yoktan var etmiştir. İlahî kudret evrenin her tarafını kuşatmıştır. İlahi kudreti hiçbir şey aciz bırakamaz, hiç bir şey onu engelleyemez. Kur'an-ı Kerim ilahi kudreti şöyle anlatır:
"(Bütün) mülk(-ü tasarruf, ilâhi kudretinin) elinde bulunan (Allah)ın şânı ne yücedir. O, her şeye hakkıyle kadirdir" (Mülk: 67/1).
"Bunun sebebi şudur: Çünkü Allah Hakkın ta kendisidir. Ölüleri ancak O diriltiyor. O, şüphesiz her şeye hakkıyle kadirdir" (Hacc: 22/6).
Allah'ın kudreti sınırsızdır. Beşerin kudreti ise sınırlıdır. Bütün beşeriyet bir araya gelse Allah'ın en basit yaratıklarından biri olan bir sineği yaratmaya kudreti yetmez. Sonsuz olan ilâhi kudret ile son derece sınırlı olan beşeri kudret arasındaki farkı Kur'an şöyle tasvir ediyor:
"Ey insanlar, size bir örnek verildi. Şimdi onu dinleyin: Sizin, Allah'ı bırakıp da yaptığınız (putlar) hakikaten bir sinek bile yaratamazlar, hepsi bunun için bir yere toplanmış olsalar bile" (Hacc: 22/73).
İlâhî kudretin eserleri hiç bir sınır tanımayan bir güce, bir enerjiye delâlet eder. İlahi kudret, insanın hayatıyla içiçedir. Ondan ayrılması asla düşünülemez. Öyleyse arzu edilen bir şeyi elde etmek veya arzu edilmeyen bir şeyden sakınmak için ilahi kudretten başka hiç bir sığınak yoktur. Çünkü Allah'tan başka hiç bir varlık böyle bir sığınmaya sahip değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Eğer Allah sana bir belâ dokundurursa onu kendisinden başka giderebilecek kimse yoktur. Eğer sana bir hayır da dokundurursa... İşte O, her şeye hakkıyle kadirdir. O, kullarının üstünde (essiz) kahr (galebe ve tasarruf) sahibidir. O, Yegane hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden hakkıyle haberdârdır" (En'âm: 6/17-18).
Kur'an'ın ifadesine göre ilâhî kudret erkek ve dişinin yaradılışında tek etkendir. Öyleyse başka ilâhlara sığınmaya veya çocuk sahibi olmak için başkasının gücüne kudretine sığınmaya gerek yoktur. Kur'an şöyle der:
"O, kimi dilerse ona kız (evlât)lar bağışlar, kimi dilerse ona erkek (evlât)lar lütfeder" (Şûrâ: 42/50).
İlâhî kudret, milletlerin aziz veya zelil oluşlarında yegâne nüfuz ve etki sahibidir:
"(Habibim) de ki: Ey mülkün sahibi Allah, sen mülkü kime dilersen ona verirsin; mülkü kimden dilersen ondan alırsın; kimi dilersen onun kadrini yükseltir, kimi dilersen onu alçaltırsın; hayr, yalnız senin elindedir. Şüphesiz ki sen her şeye hakkıyle kadirsin" (Âl-i İmrân: 3/26).
Fertlerin ve toplumların hayatlarının var olmalarını devam ettiren ve etkileyen, yönlendiren yegâne etki, ilâhî kudrettir.[3]
Ezeli ve ebedi tam bir kudret, Allah’a mahsustur. Zıddı olan acizlik, Allah hakkında düşünülemez. Allah, mümkünattan olan her eşyada dilediği şekilde tasarruf etmeye, yaratmaya ve yok etmeye kadirdir. Hiçbir şey O’nun gücü dışında değildir. Kudreti sonsuzdur. Dilerse bir saniye içinde binlerce alemi yoktan var eder ve dilerse binlerce alemi bir anda yok edebilir. Çünkü herhangi bir şeyde böyle dilediği gibi tasarrufa güç yetiremeyen zat Allah olamaz. O’nun kudreti, ilmine ve iradesine uygun olarak tecelli eder.
“Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (en-Nahl: 16/77) [4]
Allah Teâlâ “Kadîr” dir; Sınırsız güçlüdür. Hiç bir süper güç, O'nun gücü karşısında dayanamaz. Çünkü zâten her türlü enerjiyi, her türlü gücü ve her güçlüyü O yaratmıştır. Bütün enerji ve enerji dönüşüm kanunları O'nun yaratığıdır, O'nun eseridir. Kudreti de diğer yüce sıfatları gibi sonsuzdan sonsuza vardır. Bütün kâinâtın yaratıcısı olarak sahip bulunduğu güç hakkında bir an düşünülecek olursa, insan aklını dehşete düşüren ve ucu bucağı kestirilemeyen şu varlıklar ve çeşitli âlemler, görülebildiği kadar bile bir ibret kaynağıdır.
Hiç bir şey, O'nun irâdesi ve kudreti dışında cereyan etmez, edemez. Astronomik büyüklükteki gök sistemleri arasında süren ilişkiler, Uzayda ve küçücük dünyamızda olup biten türlü türlü hayat ve tabiat olayları hep O'nun denetimi altında, O'nun yüce irâdesi ve kudretiyle işleyip durur. Onun, dünyamız üzerinde hayranlıkla seyrettiğimiz, kudretinin bir harikası da canlılar ve cansızlar arasında kurduğu dengelerdir. İlahi iradesiyle, hikmet ve kudretiyle gerek onların arasında kurduğu ilişkilerle, gerekse bir kısmını bir diğerine musallat ederek bu dengeyi sağlamış ve belli yasalara bağlayarak belli disiplinlere oturtmuştur. Ekosistemler, sürüler, topluluklar, insan cemaatları, organizasyonlar ve türlü türlü örgütlerle, bunlar arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen rekabetler, mücadeleler ve savaşlar bu dengeyi sağlamakta ve Allah (cc)'ın üstün ve sonsuz kudretini kanıtlamaktadır.
Bazı kötü niyetli insanların zaman zaman müslümanları şaşırtmak ve inançlarını sarsmak amacıyla yönelttikleri şeytani bir soruyu burada cevaplamakta yarar vardır.
Derler ki:
“Madem ki Allah her şeye kaadirdir, her şeye gücü yeter, öyle ise kendisi gibi birini yaratabilir mi? Yaratamıyorsa bu, O'nun gücünün sınırlı olduğunu kanıtlamaz mı?”
Hemen şunu söylemek gerekir ki: Allah Teâlâ'nın, aynen kendisi gibi birini yaratmasını düşünmek, O'nu, yaratılmış ve sonradan olmuş biriyle denk görmek gibi eşine rastlanamayan bir çelişki, bir aptallık ve zavallılık örneğidir. Çünkü baştan beri anlatıldığı ve daha da anlatılacağı gibi Allah Teâlâ, hem Zâtı, hem de sıfatlarıyla başlangıçsız, sonsuz ve sınırsızdır. Peki sonradan yaratılan bir varlıkta:
a) Bu olgunluklar bulunabilir mi? Yani başlangıcı olan ve hele: (Başlangıçsız başka biri tarafından yaratılmış bulunan bir varlık), aynen O'nun gibi başlangıçsız olabilir mi; Ölümsüz olabilir mi; yoktan var edici olabilir mi; Kendisini yaratan: Başlangıçsız, sonsuz ve ölümsüz; yaratma, bilme, görme ve duyma gücü sınırsız birine karşı koyabilir mi ?!...
b) Yukarıdaki açıklama karşısında: “Aynen kendisi gibi birini yaratmaması gerektiği savunulan Allah (cc), her şeye rağmen "yaratamamak ve sonuç itibariyle aciz kalmak" gibi bir vasıfla nitenlenmek durumundadır.” diye düşünebilen insanın, içinde bocaladığı mantık çelişkisini şöyle açıklamak mümkündür:
Her şeyden önce böyle bir insan mantık kanunlarını ve bu kanunlara göre akıl yürütmeyi bilmeyen cahil bir kimsedir. Zira bilmek gerekir ki başta matematik olmak üzere tecrübeye dayanan bütün pozitif bilimler bu yasalarla açıklanmaktadır. Akademik dilde bunlar, özet olarak formel Mantık (formal logic) adıyla bilinen üç ana ilkeye dayanırlar. Bütün mantıksal kurgu ve sonuçların temelinde bu üç ilke vardır. Bunlardan:
Birincisi: Ayniyet, özdeşlik (İdentité) ilkesidir. Bu ilkeye göre bir şey, her ne ise odur; Onun dışında bir şey değildir. şu halde Allah Teâlâ, Zât-ı İlahiyesini Kur'ân-ı Kerim'de nasıl tanıtmışsa işte aynen öyledir, başkası değildir.
ikincisi: Çelişmezlik (Non-contradiction) ilkesidir. Buna göre bir şey, hem kendisi, hem aynı zamanda başkası olamaz; Bu mümkün değildir. Şu halde Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'de kendisini nasıl tanıtmışsa aynen öyle olduğuna göre (sözde yaratması düşünülen aynen kendisi gibi) başka bir ilaha tıpatıp benzemek gibi bir çelişki O'nun için asla söz konusu olamaz. Aynı zamanda Allah (cc) dan başka ne varsa onların da her biri yine yalnızca kendini temsil eder; Hiç bir şey beşka bir şeyin aynısı olamaz.
Üçüncüsü: Nedensellik (Causalité) ilkesidir. Bu ilkeye göre her şeyin mutlaka bir nedeni vardır. Yani eğer bir şey varsa onun var bulunması mutlak surette bir nedene dayanmaktadır; Bu neden zorunludur. Allah Teâlâ zâten bütün varlıkların ilk nedenidir, (Première cause) dur. Yani bütün varlıkların yoktan var olabilmeleri için (Başlangıçsız, Sonsuz ve Sınırsız bir yaratıcı olarak) O'nun var olması kesin şarttır. O'nun var olması ise, yukarıdaki ikinci ilkeye göre (aynen ve tıpatıp O'nun gibi) ikinci birinin var olması nedenini kesin şekilde ortadan kaldırmaktadır. [5]
Yukarıdaki yakışıksız soru, sadece basit bir örnektir; Aslında tarih boyunca birçok kimse yukarıdaki soruya benzer, çeşitli sapkın ve mantıksız düşüncelerle zihinlerini boş yere meşgul etmiş, ancak bu yüzden büyük sorunların yaşanmasına neden olmuşlardır.
Örneğin Ebu Huzeyl el-Allâf'ın yandaşlarından Ali el-Esûrî, Allâf'ın ünlü öğrencisi En-Nizâm'a şu ilginç soruyu yöneltme cüretinde bulunmuştur:
"Madem ki Allah'ın her şeye gücü yetmektedir, öyle ise O, zulmetme ve yalan söyleme gücüne de sahip midir?"
Bu sorunun arkasında belki şöyle iyi bir niyet bulunabilir: "Zulüm ve yalan gibi bazı uygunsuz şeylerin Allah'a yakıştırılmak istenmiyor olması, acaba O'nun kendine rağmen ve bizzat kendi isteğiyle bu niteliklerden uzak kaldığı anlamına mı gelmektedir; yoksa O, bu gibi şeyleri istese de yapamamakta mıdır?"
Fakat, en-Nizâm tarafından verilen cevap, ne sorunun, ne de cevabın, hiç de iyi niyetlere dayanmadığını, ya da sağlam ve olgun düşünebilen kafaların ürünü olmadığını kanıtlamaktadır. Nitekim en-Nizâm'ın yanıtı şöyle olmuştur:
"Eğer Allah onları yapabilseydi (yani, zulmetmeye ve yalan söylemeye eğer O'nun gücü yetmiş olsaydı) belki de bunları işleyecekti; ya da gelecekte yalan söylemesi olasıdır." [6]
En-Nizâm'ın bulanık bir kafa yapısına sahip olduğunu kanıtlayan, O'nun bu yollu hezeyanları bir miktar daha sürmektedir. Yukarıdaki sapkın ve yakışıksız sorulardan anlaşılan ise özetle şudur: Bu adamlar ve benzerleri, Allah ile insanı karşılaştırmak gibi bir gafletin girdâbına düştükleri içindir ki böylesine korkunç şekilde bocalamışlardır
Onun için gafletten ve düşünce fukaralığından sebep, "Acaba Allah, aynen kendisi gibi birini yaratabilir mi, yaratamaz mı?" gibi yakışıksız soruları müslümanlara bilinçsizce ve saygısızca yöneltme talihsizliğinde bulunan zavalıların derhal akıllarını başlarına alarak İslam akâidini çok iyi öğrenmeleri gerekir. Bu soruyu bilinçli olarak sorma cüretinde bulunan küstahlara gelince onların da bu cevabı aldıktan sonra mutlak surette tevbe etmeleri ve müslümanlardan özür dilemeleri lazımdır![7]
[1] Cihad Tunç, Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/405.
[2] Taftazânî, Şerhu'l-Akaid, İstanbul 1304, s.89.
[3] Abdülbaki Turan, Şamil İslâm Ansiklopedisi: 3/399.
[4] Cengiz Yağcı, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/117-118.
[5] Allah Teâlâ'yı mantık kurallarıyla değil, vahyi esas alarak tanımak ve O'na teslimiyetle inanmak gerekir. Seleflerimiz hep bu yolu izlemişlerdir. Ancak yukarıdaki soruyla kuşku içinde bocalayan, ya da böyle bir soruyla müslümanları şaşırtmaya çalışan insanlara ve onların tehlikesine uğramak üzere bulunan kimselere yardım etmek gibi bir maazerete tutunarak yaptığımız bu diyalektik açıklamadan dolayı özür dileriz.
[6] Dr İsmail el-Arabî, Mu'cam'ul-Firak'i wa'l-Mezâhib'il-İslamiyya s. 220
[7] Ferit Aydın, İslam’da İnanç Sistemi, Kahraman Yayınları: 225-228.
İslami Okul Okulların En Önemlisi