Tabiat (Doğa) Yaratıcı Olabilir Mi? Tabiat (doğa - İslami Bilgiler - Allah - 89. Sayfa
Tabiat (Doğa) Yaratıcı Olabilir mi?
Tabiat (doğa): Yaratılmış olan her şey, maddi alem ve maddi alemin özellikleri, onda işleyen kanun ve düzendir. Materyalistlere göre, yaratılış olayı tabiat tarafından meydana gelmektedir. Oysa ki tabiat denilen şu varlık alemi, yaratan değil; yaratılandır.
Tüm ilmî veriler, tarafsız olarak evrenin bir başlangıcı olup sonradan var olduğunu ortaya koymaktadır. Sonradan var olan bir şey, kendi kendini yaratamayacağı gibi, hiç bir şey de yaratamaz. Öyleyse tabiatın (varlık aleminin) bir ilk yaratıcıya ve bir muharrike (hareket ettirene) ihtiyacı vardır. O da ezeli, ebedi ve bir olan Allah (c.c.)’dır.
Akıl, idrak, ilim ve irfan sahibi olan insan yokluktan, hiç yoktan bir toplu iğne, bir sivri sinek yaratamadığı halde; akıl ve idrakı olmayan “tabiat” kendi kendini veya herhangi bir şeyi nasıl yaratabilir? Bunu iddia edenler, düşünme kabiliyetini yitiren, beyni gözleri üzerine inmiş bakar körlerdir.
Vahye değil de materyalizm dinine inanan kimseler, bütün bu muazzam nizam ve intizamı ve bunca varlıkların yaratılışını tesadüfle veya doğayla açıklamaya çalışmaktadırlar. Bu durumda, bunlar dinsiz (mülhid) olamazlar; bunlar tam bir “müşrik”; yaptıkları da “şirk”dir. Çünkü inkar ettikleri Allah’ın sıfatlarını (en önce yaratma sıfatını) O’ndan alıp, “tesadüf” veya “doğa” adını verdikleri bir tanrıya vermiş oluyorlar. Kendilerine yanlış olarak , “dinsiz” denen bu “çok dinli” , “çok tanrılı” kimseler, ellerinde tuttukları medya aracılığıyla dinlerinden edip sürüleştirdikleri yığınları ifsad edip kandırmaya çalışmaktadırlar. “Doğa öyle yaratmış” , “tabiat ananın lütfu” , “burcunuz...” , “yıldızınız...” , “astroloğunuz diyor ki...” gibi ifade ve başlıkları altında reklamını yaptıkları hurafelerin, çağdaş üfürükçülerin ve falcıların peşine takmayı ihmal etmiyorlar. Dünyanın güneşten kopup içinde canlıların oluşmasını, insanın ortaya çıkışını tesadüfe bağlamaya çalışıyorlar.
Çağdaş dünyada değişiklik olsun diye ortaya atılan felsefe ve dünya görüşlerinin, ahlak ve erdem açısından en tahripkâr olanı, hiç kuşkusuz dinsizliktir, ateizmdir. Bu tavrın yaygınlaşmasında en büyük pay, elbette düzenin ve egemen güçlerindir.
Bu inkâr hastalığının pençesine düşenler dahi, eğer tamamıyla öldürüp yok edememişlerse vicdanlarının ta derinliklerinde Allah’ın varlığını hissederler. Bu his, Allah’ın da hidayetiyle kimi zaman kişinin varlığını kuşatarak hayatının tamamına hakim olur. Kimi zaman da bir felaket, bir korku sırasında geçici olarak ortaya çıkar. Gerçek şu ki, olmayan bir şey hissedilmez. Sonlu ve yaratılmış olan insan zihni, sonsuz ve yaratılmamış bir varlığı icad edemez. Bizi koruyan kim ise var eden de odur. Varlığımız, Allah’ın varlığının en kesin delilidir.
Herşeylerini Allah’a borçlu olan ve buna rağmen ihanetin zirvesine çıkıp O’nu inkar eden Allah’sız materyalistlere sormalı: Allah’sız bir dünyada faziletli olmanın, kurallı yaşamanın, dürüst davranmanın, yani özetle ahlaklı olmanın sebebi ne? Allah ve ahirette ödül yoksa, bütün bu zahmetlere insan niçin katlansın?
Allah’ın, ahiretin, hesabın, sorgunun, sualin olmadığı bir hayat namuslulara, ahlaklılara, dürüstlere, hakkı hukuku gözetenlere, erdemlilere bir cehennem; namussuzlara, hırsızlara, canilere, ahlaksızlara bir cennet olurdu. Öylesi bir dünyada insanları erdemli ve ahlaklı yaşamanın gerekliliğine nasıl ikna edecektiniz ve onlar neden ikna olsunlar? Olmuyorlar zaten. Allah’ı hayatına, siyasetine, devletine, okuluna karıştırmak istemeyen laiklerin, materyalistlerin yaşantıları bunun en açık delili değil midir?
İnsanlık tarihi Allah’ını, dinini, imanını kaybedenlerin şeref, ahlak, fazilet, birlik, dirlik, özetle insanı insan yapan her şeylerini kaybettiklerinin örnekleriyle doludur. Yine tarih, gerçek anlamıyla iman edenlerin kahramanlıklarını, her konudaki erdem ve faziletlerini gıptayla hatırlamakta ve hatırlatmaktadır. [1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi