Muhtelif - 90. Sayfa - Allah
4) Pantheisme
Panteizm, vücûdiyye, kamutanrıcılık demektir. Evrenle tanrıyı bir ve aynı şey kabul eden felsefî görüş. İnce mânâlarla dolu, bütün parçaları birbiriyle uyumlu, gayet değerli bir kitaba iki adam bakıyorlar. Bunlardan biri şöyle düşünüyor: "Bu kitabın yazarını göremiyorum, nerede olduğunu bilmiyorum, ama varlığına inanıyorum. Üstelik yazar, kitap cinsinden de olamaz." Öbür adam ise şu kanaate varıyor: "Bu hârika eserin yazarı, kitabın içindedir, harflerin, kelimelerin, satırların, mürekkep zerrelerinin arasındadır, yahut kitabın kendisi aynı zamanda yazardır veya içindeki mânâlar bütünü, bu kitabı yazmıştır."
Kâinat da, burada sözü edilen kitaba benzer. İçinde bulunan büyük küçük her varlık mânâlı birer kelime gibidir. Nasıl her kitabın bir yazarı varsa, kâinatın da bir ustası vardır. Kâinat ve içindekiler vehim ve hayal değillerdir. Ancak, Allah Teâlâ’nın yaratmasıyla var olmuşlardır ve yine O’nun bekasıyla varlıklarını devam ettirmektedirler. İlâhî isimler kâinatta tecelli eder, görünür, bu tecellî kesilirse kâinat yok olur.
"Yazar kitabın içindedir" diyen adamın kanaati "panteizm"e misaldir. Uydurma dilde "kamutanrıcılık" diye adlandırılan bu felsefeye göre, kâinatın yaratıcısı kâinattan ayrı bir varlık değildir, "tanrı, evrende içkindir." Yaratıcıyı kâinatın dışında aramak boşunadır. Yaratılanların toplamı aynı zamanda ilâhın ta kendisidir veya "tanrı" varlıkların bünyesine "sızmıştır". Her varlık "evrende içkin" olan "tanrının" bir parçasıdır. "Tanrı" her an değişmekte, kendi kendini yenilemekte ve zamanla birlikte tazelenmektedir.
Bir bakıma, bu felsefede kâinat namına Allah inkâr edilmektedir. Yazarı kitabın içinde sanan ve kitap adına yazarı inkâr eden adamla panteistin ne farkı var? Bu felsefe bir safsatadan ibârettir. Bu hükmü nasıl mı veriyoruz? Çünkü, kâinat sınırlıdır, Allah’ın isimleri ve sıfatları ise, sonsuzdur. Bütün varlıklar "hâdis"tir, yani "sonradan yaratılmış"tır. Allah ise, ezelîdir, varlığının başlangıcı yoktur. Kâinatta güzel, çirkin, iyi, kötü, noksan, mükemmel... bir aradadır. Allah ise, mutlak kemâl, cemâl ve celâl sahibidir, yani sınırsız, eksiksiz ve noksansız güzeldir, mükemmeldir, büyüktür.
Kâinat ve kâinatı oluşturan varlıklar, mükemmelleşmek için devamlı değişir, bozulur, başkalaşır, dağılır, toparlanır, ayrılır, birleşir. Allah ise, vâhiddir, ehaddir, ferddir, sonsuz mükemmel olduğu için değişmeye, başkalaşmaya, dağılmaya ve yeniden yapılanmaya muhtaç değildir. Yaratılmış varlıklar, zamanın etkisi altındadır, Allah ise, zamana mahkûm değildir. Çünkü, zamanı yaratan da Odur. Kâinatı teşkil eden her varlık âcizdir, fakirdir, muhtaçtır. Allah ise, Sameddir, yani her varlık O’na muhtaç, fakat O hiçbir şeye muhtaç değildir. Varlıklar şu veya bu şekilde doğarlar ve ölürler, Yaradanın ise, hayatı dâimî ve bakidir. O, doğmamış ve doğurmamıştır.
Varlıklar ilimden, irâdeden ve şuurî bir kudretten mahrumdurlar, bu özellikleriyle sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi yaratıcıyı teşkil edemezler. Allah, maddî bir varlık değildir. Maddî olmayanın mekânı da yoktur. Kezâ, bölünmek ve parçalara ayrılmak maddenin özellikleridir. Şekil, boyut, renk, ağırlık ve benzeri vasıflar da, yine maddenin ve maddî varlıkların özellikleridir. Bütün varlıklar "mümkin"dir, yani olması ve olmaması eşit iken, var olmasını dileyen bir başka varlığa muhtaçtır. Allah ise, "vâcib varlık"tır. Varlığı zarurîdir, kendindendir, ezelîdir. Mümkin varlıklar, var olabilmek ve varlığını sürdürebilmek için o vâcip varlığa muhtaçtırlar. Allah, "muhâlefetün lilhavadis," yani sonradan yaratılanlara benzemezlik özelliğiyle "mümkin" varlıklara hiçbir yönden benzemeyendir. Tasavvur edilememesi de bu sebepledir.
Panteistin hâli, sanatlı bir câminin hârika mimarisine hayran olup, "Mimar bu caminin içindedir, cami ayrı mimar ayrı değildir, ikisi aynıdır, biri diğerini içine almıştır, bu ikisi esasen tek varlıktır," diyen adama benzer. Panteizm de bir nevi putçuluktur, ancak burada taştan ve ağaçtan yapılmış küçük bir put yerine, varlıkların toplamı olan "kâinat" öne çıkartılmış, bu devâsâ kütlenin azameti karşısında baş eğilmiştir.
(Bu bâtıl felsefe, tasavvuf etkisiyle bazı müslüman geçinenlere de sirâyet etmiştir. “Lâ mevcûde illâ hû” -O’ndan, yani Allah’tan başka hiçbir varlık yoktur; her şey O’dur- veya “Ene’l-Hak” -Ben Hakk’ım, yani Tanrı’yım- anlayışları, bu felsefî yaklaşımdan çok farklı görüşler değildir.)
İslâmî imanın özü ise, Allah kâinatı yaratandır. O, yarattıklarına benzemez. Varlıklarla alâkası "yaratıcılık"tır. Her şey Onun eseridir. Her usta gibi, O da eserinin içinde olamaz. "Heme Ost" değil, "Heme Ezost"tur, yani "her şey O" değil, "her şey Ondan"dır.[1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi