Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 91. Sayfa - Allah

5) Pozitivizm

 

(Müsbet bilimcilik, laboratuvarla isbatlanan bilimselcilik) Pozitivizm: İspatiyye, olguculuk. Varlıkları müşahade edilebilir olanlardan ibaret sayan ve bilgi alanını olgularla sınırlayan felsefi görüş.

Bilim alanında önemli gelişmeler olurken, felsefî bir akım ortaya çıktı: Pozitivizm. Bu cereyan daha önceki devirlerde de vardı, fakat cılız, sönük ve sessizdi. Bizim tefekkür dünyamızda "isbâtiyyecilik" diye tanınırdı. Fennin çocukluk dönemlerinde bir hırsız gibi dağlarda gezen bu görüş, şimdi okullara girdi, aramızda dolaşıyor. 

"Fizik, kimya, biyoloji gibi ilimlerin deneylerle ispatladığı fikirlerden başka şeye inanmayınız" diyen yarı aydınlar türedi. "Fennin gösterdiği ışıklı yolda yürüyünüz" diyen istismarcılar var. Nihayet, sayıları az da olsa, inanmak için laboratuvarların kapılarını gözetleyen taklitçiler ortaya çıktı. İşin en acı tarafı da, bu kimselerin, fen ilimleri adına dini inkâra cür’et etmeleridir. Çünkü dinin kaynağı vahiydir ve ilâhî meseleler laboratuvara girmez.

Her şeyden önce şu sorulara cevap arayalım: Fennin konusu nedir? Pozitif ilimlerin sınırı nerede başlar, nerede biter? Şüphesiz, fen ilimlerinin konusu maddedir? Fizik, cisimleri ve varlıklar arasındaki münasebetleri inceler. Kimya, eşyanın iç yüzünü keşfe çalışır. Biyoloji, canlılar dünyasını aydınlatır. Astronomi ise, uzayı ve uzaydaki cisimleri tetkik eder. Tıp ilminin sahası insan bedenidir. Diğer pozitif ilimler de yine maddenin daha başka yönlerini anlamaya çalışır. Maddenin bittiği yerde metafizik, yani fizik ötesi dünya başlar ki, o zaman fen adamı, bu değişik âlemin eşiğinde durmaya mecburdur. Dış duyularımızla algılanamayan bu âlemin de kendine has uzmanları vardır. Bu sahada söz onlara düşer.

Peki bir fen adamı mânevî konulara dâir hükümler verirse ne olur? İşte o zaman haddini aşar ve mantığın kırbacıyla kendi alanına kovalanır. Nasıl, bir mühendisin sözü tıp alanında kâle alınmazsa, nasıl, bir ressamın fikri astronomide ölçü kabul edilmezse, öyle de bir fizikçinin veya doktorun görüşü dinî konularda muteber değildir. Kiraz ağacından süt sağılamıyacağı gibi, koyundan da kiraz üretmesi beklenemez. Ümit eden mahrum kalır. Denizde yaşayan ve şehirleri göremeyen balıklar, belediye kanunlarını ve görgü kaidelerini inkâra yeltenemezler. Gördüklerine inanan ve tecrübesine güvenen kişilerin de bu balıklardan pek farkı yoktur.

Esasen, fen alanında çalışanlar olmayanı var etmiyorlar. Yaptıkları mevcudu keşfetmekten ibarettir. Yer çekimi Nevton’dan önce de vardı. Sular Arşimet’ten önce de cisimleri kaldırıyordu. Galile doğmadan evvel de dünya dönüyordu ve yuvarlaktı. Vücut makinesi tıp ilmi yokken de çalışıyordu.

Pozitif ilimlerin yaptığı, madde dünyasını ve bu dünyanın kanunlarını anlamaya çalışmaktan ve yaratılan eserlere isimler takmaktan ibarettir, dersek hiç de mübalâğa etmiş olmayız. Bu keşifleri yapanlara "mucit" adı veriliyor ki, yanlıştır. Mucit, olmayanı var eden demektir. Fen adamlarının yaptığı ise, keşiftir. Bundan dolayı "kâşif"diye isimlendirilmeleri daha doğrudur.

"İspat edilmeyen, deneylerle doğruluğu anlaşılmayan teorilere inanılmaz," sözü maddî sahaya münhasır kalırsa doğru olabilir. Nitekim, insanların maymundan geldiği fikri ispatlanamamış ve bir teori olarak kalmıştır. Fakat mezkur hüküm, dini de içine alacak kadar geniş bir manada kullanılırsa yanlıştır ve reddedilmeye mahkûmdur.

Fen ilimleri, insanı, ilâhî hakikatlârın inkârına değil, kabulüne götürür. Çünkü, mantık bize her eserin bir ustasının olduğunu söyler, dumanın ateşe delil olması gibi. Fenlerin tetkik ettiği kâinat da bir eserdir. Bundan dolayı, onun da sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir ustasının olması zarurîdir. [1]


 

[1] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.