Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sadaka Sadâkattir - Buhl Cimrilik - 10. Sayfa

Sadaka Sadâkattir

 

Eskilerin eskimez bir sözü vardır: “Kamus namustur.” Gerçekten de öyledir. Zira, düşüncenin ve anlamın taşıyıcısı kelimelerdir. İnsanlar, kelimeler ile düşünür ve anlaşırlar. O yüzden, kelimelere, yani kamusa/sözlüğe dair bir yozlaşma, ister-istemez, doğru düşünüşün ve doğru anlayışın da mahvını getirmektedir.

Kelâm-ı Ezelî’nin ve bize onu bildiren Hz. Peygamber’in bazı kelimeler üzerindeki ısrarı da, bu hikmetten olsa gerektir. Meselâ, kök itibarıyla “kat kat artma” anlamını taşıyan “ribâ”yı, yani “fâiz”i ele alalım. “Ribâ”, yani “kat kat artma” kelimesini özellikle fâiz için ilk kez kullananlar fâizi benimseyen ve beğenen insanlar olmalı ki, fâiz adını verdiğimiz işlem için ona bu kelimeyi lâyık görmüşler. Oysa Kur’an, bir âyetinde, bu kullanımın ardındaki yanlış düşünnüşe karşı ince bir uyarıda bulunur. Hayır; ribâ, yani fâiz, kelimenin kök anlamının îmâ/işâret ettiği şekilde, kat kat artmaz! Bilâkis, “Allah ribâyı mahveder.” (2/Bakara, 276). Buna karşılık, âyetin hemen sonraki cümlesine bakarsak, “ribâyı mahveden” Allah, “sadakayı da ribâlandırır”, yani kat kat arttırır. Yani “ribâ” adı verilen şey hakikat-ı halde mahvolan ve mahva götüren bir şeydir; Eksilme zannedilen sadaka ise, ribâlanan bir şey... Bu şekilde, Yüce Allah, alınan ribânın hesabını soracağı gibi, verilen sadakaların kat kat fazlasını verdiğini, vermekte olduğunu ve vereceğini bildirmektedir.

İşin aslına aykırı anlamlar çağrıştıran bir kelime olarak “ribâ”ya karşı bizi bu şekilde uyaran Kur’an’da, işin aslına uygun anlamlar yüklü birçok kelime için bir te’yid zemini sunan âyetler de vardır. Meselâ “sadaka” kelimesi, bilinen anlamıyla, Kur’an nâzil olmadan önce de kullanılan bir kelime olsa gerektir. Kur’an, bu kelimeyi, bir dizi âyetinde açık biçimde kullanır. Sadaka, bildiğimiz üzere, bir insanın muhtaç halde gördüğü başka insanlara kendi malından verdiği şeyin adıdır; ama, kök/lügat anlamı itibarıyla, “sadaka”nın “vermek”le hiçbir alâkası yoktur. Sadaka, kök anlamı itibarıyla, “sadâkat”le, “sıdk”la, “tasdîk”le akrabâdır. Bu kelimeyi bildiğimiz “sadaka” ile bildiğimiz “sadâkat” ve “tasd”ik” arasındaki anlam akrabâlığına dikkatimizi çekmektedir. Sadaka, sadâkatle aynı kökten gelmektedir; ve işin aslına bakılırsa, sadaka gerçekten sadâkattir. Zira, sadaka, “Mülk O’nundur” sözünü gerçekten bilerek ve inanarak mı söylediğimizin, mülkün Mâlikinin gerçekten Allah olduğunu tasdik edip etmediğimizin bir sınanması hükmündedir. Kendisinde olanı gerçekten O’ndan bilen biri, bunu verdiği “sadaka” ile te’yid ve tasdik etmektedir. Çünkü, ancak verenin O olduğunu bilen biri, gönül rahatlığıyla ve karşılığında maddî-mânevî hiçbir menfaat beklemeksizin başkalarına verebilmektedir.

Açıkçası, her sadaka verişimizde, sadâkatimizi te’yid ederiz esâsında. Her sadaka, bir sadâkat te’yîdidir. Zira, sadaka, “mülk O’nundur” hakikatine sadâkatin meyvesidir. Mâdem öyle, muhtaçların giderek arttığı zor bir zamanda sadâkatimizi gösterelim. Mâdem öyle, gereğince ve yeterince veremiyorsak, kendimizi “mülk O’nundur” hakikati noktasında tekrar bir tâlimden geçirelim. (10)