İkram ve İyilikte Öncelik Hakkı - Buhl Cimrilik - 8. Sayfa
İkram ve İyilikte Öncelik Hakkı:
Dinimiz, ikram, hürmet ve yardım edilecek kimseleri sıraya koymuş, bu sıraya uyulmasını istemiştir: "Allah'a ibâdet edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanında bulunan arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin, Allah, kurumlu, böbürlenen insanları sevmez." (4/Nisâ, 36)
1- Özellikle anne-babaya "yumuşak, güzel söz" söylenmesi emredilmiştir (17/İsrâ, 23). İnsanlara durumlarına göre muâmele, onlara ikram ve hürmet konusunda da peygamberimiz ve onun temiz zevceleri en güzel örnektir: Hz. Aişe (r.a) bir seferde bir yere konakladı. Ortaya yiyecek bir şeyler koydu. Bu sırada bir dilenci geldi. Hz. Aişe "şu fakire bir ekmek verin" dedi. Sonra binek üzerinde bir adam geldi. Hz. Aişe "Onu yemeğe davet edin" dedi. Ona "Fakire ekmek veriyorsun, zengini ise davet ediyorsun" denildi. Hz. Aişe şöyle dedi: "Şüphesiz Allah Teala insanlara bazı dereceler tayin etti. Bizim de bu derecelere uymamız lazımdır. O fakir bir ekmeğe razı olur. Halbuki bu zengine, ona verdiğimiz gibi, ekmek vermek bize yakışmaz."
2. Hz. Peygamber (s.a.s) evlerinden birine girdi. Ashabı da girdi. Ev misâfirlerle doldu. Sonra Cerir b. Abdullah el-Becelî geldi, yer bulamadı. Kapıda oturdu. Rasûlüllah (s.a.s.) hırkasını çıkardı ona verdi ve "bunun üzerine otur" buyurdu. Cerir (r.a) onu aldı yüzüne sürdü, öpüp ağlamağa başladı. Sonra katlayıp Peygamber (s.a.s)'e verdi ve şöyle dedi: "Senin elbisen üzerine katiyen oturmam. Bana ikram ettiğin gibi Allah da sana ikram etsin." Peygamber (s.a.s.) sağına, soluna baktı ve şöyle dedi: "Size bir toplumun büyüğü gelince ona ikram ediniz."
3. "Süt annesi geldiğinde peygamberimiz (s.a.s.) ona hırkasını serdi: 'Merhaba ey anne' diyerek onu hırka üzerine oturttu ve şöyle dedi: 'İste, istediğin verilecek, yardım talebin kabul edilecek.' O, 'kavmimi istiyorum' dedi. Rasûlüllah (s.a.s) "Benim hakkım ve Haşimoğullarının hakkı senindir" buyurunca diğer insanlar da kalkarak: 'Bizim hakkımız da (onun olsun) ya Rasulallah' dediler. Peygamber (s.a.s.) bundan sonra süt annesini ziyaret etti, ona hizmetçi verdi, Huneyn'deki iki hissesini ona bağışladı" (İhyâ, 11/196).
Fakirleri doyurmak, yoksullara yardım etmek mü'minlerin en başta gelen özelliklerindendir. Münafıklar ve inkârcılar fakire yardım elini uzatmadıkları gibi onu hor görürler: "Dini yalanlayan (adam)'ı gördün mü? İşte o öksüzü iter, kakar. Yoksulu doyurmağa ön ayak olmaz" (107/Mâun, 1-3). (6)
‘Kerem’, iyilik, bağış, üstünlük, şerefli olmak, cömert olmak demektir. Müslümanlarda bulunması gereken en güzel huylardan biridir. Kerâmet de aynı kökten gelmektedir. Kerem, ikram, kerim, kerâmet, kiram, ekrem, mükerrem’ gibi kavramlar aynı kökten türemişlerdir ve aralarında anlam bağı vardır.
‘İkram’, birisine veya misafire bir şey vermek, iyilik etmek demektir. Allah (cc) celâl (yücelik) ve en geniş ‘ikram’ sahibidir (55/Rahmân, 27). ‘Kerîm’, değerli ve şerefli olmak, iyilik sever olmak, çok cömert anlamlarına gelir. Kur’an, mü’minlere verilecek mükâfatlara ‘kerim bir rızık’ (8/Enfâl, 4, 74; 22/Hacc, 50; 24/Nûr, 26; 34/Sebe’, 4, vd.), ‘kerîm bir ecir’ (36/Yâsin, 11; 57/Hadîd, 11, 18; 33/Ahzâb, 44), ‘kerîm bir makam’ (26/Şuarâ, 58; 44/Dûhan, 26) demektedir.
‘Ekrem’, en cömert, en şerefli ve yüce, en değerli demektir. Kur’an bu sıfatı bir âyette Allah (cc) hakkında kullanmaktadır (96/Alak, 3). İnsanlar Allah’ın kulları olmaları yönünden eşittirler. Bu açıdan birbirlerine karşı bir üstünlükleri yoktur. İnsanların ‘en ekremi’, en üstünü ve en şereflisi Allah’a karşı sorumluluk bilincini en iyi duyandır, yani takvâ sahibi olandır (49/Hucurât, 13). Peygamberimiz (s.a.s.), ‘İnsanların en ekremi (en üstünü) kimdir?’ sorusuna aynı cevabı vermiştir (Buhârî, Tefsîru Enbiyâ Sûresi, 4/179).
‘Mükerrem’, ise ikrama ve hürmete lâyık kişi manasındadır. Kur’an-ı Kerim’de ‘kerem’ kelimesi geçmemekte ama diğer türevleri farklı yerlerde, benzer anlamlarda geçmektedir. Kerem, söz ve davranışla, maddi yardım veya ikramla insanlara iyi davranmayı ifade eden çok geniş kapsamlı bir ahlâk kuralıdır. Güzel huylardan sayılan, bağışlamak, iyi davranış, ihsan etmek, cömertlik yapmak, güleryüzlü olmak gibi davranışlar ‘kerem’ sahibi olmak diye anlatılmıştır. Kerem, daha çok cömert olmak, şerefli ve asalet sahibi olmak, saygın kimse anlamlarında kullanılmıştır.
Kerim insan, cömert, iyi huylu, insanlar arasında şeref ve itibarı olan insan demektir. Bu anlamda Muhammed (s.a.s.) ‘kerîm-şerefli, değerli ve yüce’ bir elçidir (69/Haakka, 40; 81/Tekvîr, 19). Kerîm, aynı zamanda Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. O, çok ikrâm sahibidir, cömerttir, insanlara bağışı ve affı bol olan demektir (27/Neml, 40; 44/Duhân, 49; 82/İnfitâr, 6).
Peygamberimiz ‘mekârimü’l ahlâkı’, yani ahlâkın en güzelini en keremlisini tamamlamak için gönderilmiştir. O’nun hayatının her anında bu güzel ahlâkın örneklerini görmekteyiz. Nitekim Mekke fethedildiği gün, Mekkelilere ‘size ne yapacağımı sanıyorsunuz?’ diye sorduğu zaman, onlar ‘sen kerim bir kardeşsin, kerem sahibi bir dostsun, (senin bize intikam duygusuyla davranmayacağını biliyoruz)’ diyerek buna tanıklık etmişlerdi.
Kur’an-ı Kerim, Hz. İbrâhim’in kerem sıfatını övmektedir. Çünkü O, çok ikram eden, şerefli bir insandı (51/Zâriyât, 24-27). Müslümanlar ‘mukremûn’durlar, yani kendilerine çok cömert davranılan, bol bol ikram edilen, Cennetlerde ağırlanan, değer verilen şerefli kimselerdir (37/Sâffât, 42; 70/Meâric, 35; 36/Yâsin, 37). Kur’an, ‘Kerim’ bir kitaptır, çünkü O’nun şerefi yücedir, kıymetlidir, mü’minlere bağışı çoktur (56/Vâkıa, 77).
Kerem sahibi olmak, müslümanların en önemli özelliklerindendir. Onların peşinden gittikleri Hz. Muhammed, insanların en keremi idi. O Râsûlü ekrem-en keremli bir peygamber idi- Cömertlik, şeref ve üstün olmak, bağışlamak ve iyilik etmek müslümanların peygamberlerinden öğrendikleri üstün ahlâk ilkelerindendir. (7)
İslami Okul Okulların En Önemlisi