Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 3. Sayfa - Dusmanlik

Hâtıb’ın Kâfirlere Dostluk Girişimi

 

“Ey iman edenler” Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen hakkı/gerçeği inkâr etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan dolayı, Peygamber’i ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer siz Benim yolumda savaşmak ve rızâmı kazanmak için çıkmışsanız, onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Oysa Ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, doğru yoldan sapmış olur. Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkâr edip kâfir olmanızı istemektedirler.” (60/Mümtehine, 1-2)

Bu âyetlerde mü’minlere hitâben hem Allah’ın, hem de kendilerinin düşmanı olan, Allah’tan gelen hakkı inkâr edenleri dost edinmemeleri, onlara sevgi beslememeleri; şayet onlar mü’minlere gâlip gelseler, yaman düşman kesilip elleriyle, dilleriyle mü’minlere zulmedecekleri ve onların inkâr etmelerini isteyecekleri; âhirette akrabanın veya çoluk çocuğun bir faydası olmayacağı belirtilmektedir. Bu âyetlerin nüzul sebebi şu olaydır:

Rasûlullah (s.a.s.), Mekke’nin fethine hazırlanıyor, fakat Hayber’e gideceği izlenimi veriyor, niyetini gizli tutuyordu. Yalnız bazı yakın sahâbelerine maksadını söylemişti ki bunlar arasında Hâtıb bin Ebî Beltea da vardı. Hâtıb; Mekke’lilere, Allah’ın elçisinin, Mekke’ye saldırmak için hazırlanmakta olduğunu bildiren bir mektup yazdı ve bunu Mekke’ye giden bir kadınla gönderdi. Hz. Ali, bu olayı şöyle anlatıyor: “Allah’ın Rasûlü, beni, Zübeyr’i ve Mikdat’ı gönderdi: “Ravdatu Hâh’a varıncaya kadar yürüyün; orada yolcu bir kadına rastlayacaksınız. Onda bir mektup var; onu ondan alıp bana getirin” dedi. Yola çıktık. Ravda’ya varınca yolcu kadını gördük. “Mektubu çıkar!” dedik. “Bende mektup yok” dedi. “Ya mektubu çıkarırsın, ya da (mektubu aramak için) seni soyar, çırılçıplak ederiz!” dedik. Kadının, saç örgüsünün arasından çıkardığı mektubu Allah Rasûlü’ne getirdik. Bir de ne görelim? Hâtıb bin Ebî Beltea’dan Mekke’deki bazı müşriklere yazılmış olan mektup; Allah Elçisinin yapmakta olduğu bazı şeyleri, Mekke müşriklerine haber veriyor. Peygamber (s.a.s.) Hâtıb’a: “Bu nedir Hâtıb?” dedi.

Hâtıb: “Ey Allah’ın Rasûlü, benim hakkımda acele karar verme. Ben Kureyş’e yamanmış bir adamım, Kureyş’ten değilim. Senin yanında bulunan muhâcirlerin, Mekke’de akrabası var. Onlar, yakınları vâsıtasıyla Mekke’deki âilelerini ve mallarını koruyorlar. Benim  Kureyş  ile  bir soy bağım bulunmadığı için ben de bu sûretle yakınlarımı koruyacak bir el (dost) edinmek istedim. Bunu küfürden veya dinimden dönmekten dolayı yapmadım, (ben samimi bir müslümanım)” dedi. Peygamber (s.a.s.) “Hâtıb bize doğru söyledi” buyurdu. Hz. Ömer: “Bırak beni yâ Rasûlallah! Şu münâfığın boynunu vurayım” dedi. Peygamberimiz: “O Bedir’e katıldı. Belki Allah Bedir ehline bakmış da: ‘Dilediğinizi yapın, Ben sizi bağışladım!’ demiştir” buyurdu. İşte; “Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin...” (60/Mümtehine, 1) âyeti bu münâsebetle inmiştir.” (Buhârî, Megâzî 9, Tefsîr Sûre 60; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 161; Ebû Dâvud, Cihad 98; Tirmizî, Tefsir 60; Dârimî, Rikak 48; Ahmed bin Hanbel, 1/80) 

Hâtıb bin Ebî Beltea’nın mektubunu götüren kadın, Hâşimoğullarının mevlâsı olup Sâre adında şarkıcı kâfir bir kadındı. Mekke’den Medine’ye gelmişti. Peygamberimiz, ona müslüman olup hicret mi ettiğini, yoksa başka bir amaçla mı geldiğini sormuş, kadın: “Bedir günü efendilerimiz ölüp gittiler, çok ihtiyaç içine düştüm, onun için geldim” demişti. Peygamber’in teşvikiyle Muttaliboğulları ona yiyecek, içecek ve giyecek verdiler. Hâtıb da kadına on dinar ve bir hırka vererek mektubu götürmesini söylemiş, kadın da mektubu alıp yola çıkmış, fakat Allah, Rasûlü’nü durumdan haberdar etmiş ve Allah Elçisi, Hz. Ali’yi ve arkadaşlarını gönderip kadını yakalatmıştır. Son derece güç duruma düşen Hâtıb: “Benim Mekke’de âilem ve malım var. Böylece Mekkelilere yakın görünüp âilemi ve malımı korumak istedim. Biliyordum ki Allah, nasıl olsa gadabını/hışmını onlara indirecektir” demiş ve Allah’ın Elçisi, Hâtıb’ı affetmiştir. Âyetlerin nüzûl sebebi bu olmakla birlikte, tüm Kur’an âyetleri gibi, konu bütün müslümanlara uyarı arz etmektedir. Zaten âyetteki ifade, çoğul sîgası ile hitap etmekte, tek kişi değil; çokluk muhâtap alınmaktadır. Dolayısıyla Hâtıb’ın şahsında bütün müslümanlar, düşmanlarına karşı uyarılmış, onları dost kabul etmemeleri, onlara sırlarını vermemeleri emredilmiştir.                   

“İbrâhim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki, ‘biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir...” (60/Mümtehine, 4)   “(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah'a)şirk koşan müşrikler için af dilemek, ne peygambere yaraşır ne de mü’minlere. (Çünkü Allah müşrikleri bağışlamaz.).” (9/Tevbe, 113) Bu âyetlerde Allah, müslümanlara, Allah uğrunda kâfir kavim ve kabilesinden ayrılan ve onlara karşı yüreklerinde sevgi beslemeyen Hz. İbrâhim ile beraberindekileri örnek almalarını tavsiye etmektedir.