Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 12. Sayfa - Ehl I Kitap

Ehl-i Kitab’ın Küfür ve Şirki

 

Müşrik, Tevhid dinini tanımayıp, İslâm’ı kabul etmeyen bütün gayri müslimlere denilir. Çünkü bütün gayr-i müslimler, bilinçli veya bilinçsiz mutlaka şirk içindedirler. Hıristıyanlar, Hz. İsa’ya; yahûdiler, Hz. Uzeyr’e Allah’ın oğlu demektedirler (9/Tevbe, 30). Onlar böyle inanmakla beraber bir Allah fikrini de kabul ederler. Onlar, dışarıdan bakınca tek Allah inancını benimsedikleri zannedilse bile müşriktirler. İslâm’ın iman esaslarını kabul etmedikleri için mutlak anlamda müşrik kabul edilirler.  Kur’ân-ı Kerim, kitap ehline bazen açıkça ‘kâfir’ (inkârcı) de demektedir. “Ne kitap ehlinin kâfirleri ve ne de müşrikler Rabbinizden size bir iyilik inmesini isterler.” (2/Bakara, 105) “Şüphesiz ‘Allah, Meryem oğlu Mesîh’tir’ diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır...” (5/Mâide, 17) “Andolsun ‘Allah, üçün üçüncüsüdür’ diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek Allah’tan başka hiçbir tanrı yoktur.” (5/Mâide, 73) “Ehl-i Kitapdan ve müşriklerden İslâm’ı kabul etmeyen kâfirler, ebedî olarak cehennem ateşine girerler. İşte onlar, halkın en şerlileridir.” (98/Beyyine, 6)

Müşrik, kâfir ve ehl-i kitap arasında esasta bir fark yoktur; hakikî müslümanların dışında bütün din mensupları kâfirdir, müşriktir; ebedî cehennemliktir. Kitap ehli ile diğer gayr-i müslimler ve müşrik denilen gruplar arasındaki fark, teferruatla ilgilidir ve daha çok müslümanların bu kâfir gruplarla ilişkileri açısından fıkhî konularla, muâmelâtla  ilgilidir. Allah katında geçerli din, ancak İslâm’dır (3/Âl-i İmrân, 19). Allah’ın râzı olduğu tek din İslâm dinidir (5/Mâide, 3). Kim İslâm’dan başka bir din arar seçerse, böyle bir din, kendisinden asla kabul edilmeyecektir (3/Âl-i İmrân, 85). “De ki: ‘Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size gönderilen Kur’an’ı uygulamadıkça hiçbir temeliniz olmaz.’ Rabbinizden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme.” (5/Mâide, 68)

Uzeyir Allah’ın oğludur diyen yahûdiler, buzağıya tapan İsrâiloğulları ve Hz. İsa’ya Allah’ın oğludur diyen ve teslisi kabul eden hıristiyanlar da şirke düşmektedirler. “Yahûdi ve hıristiyanlar, müslümanlara şöyle dediler: ‘Bizim dinimize girip yahûdi ve hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız.’ Sen de ki: ‘Hayır, biz hak yol üzere bulunan İbrâhim’in dinindeyiz. O hiçbir zaman müşriklerden olmadı.” (2/Bakara, 135) Bu âyet-i kerimenin son kısmındaki “O hiçbir zaman müşriklerden olmadı” cümlesi, ehl-i kitabın şirke bulaştıklarının ve müşriklere benzediklerinin târiz yollu bir ifadesidir. (Bkz. Celâleyn, 1/84; Zemahşerî, 1/194; Nesefî, 1/77; Âlûsî, 1/394; Elmalılı, 1/514). Şirk şâibesi hıristiyanlarda daha çoktur. Kur’an, Hz. İsa’yı Allah kabul eden hıristiyanları kâfir ilân ettiği (5/Mâide, 17) gibi, ‘Allah, üçün üçüncüsüdür’ diyenlerin de kâfir olduğunu (5/Mâide, 73) açıklar. Hz. Meryem’i de tanrı edinen hıristiyanların bu şirkini de Kur’an haber verir (5/Mâide, 116). Bâkire Meryem’in hâmile kalmasıyla -hâşâ- Allah’ın doğduğunu kabul etmek, Allah'a en büyük saygısızlık ve en âdî putperestliktir. Tapılacak zatı önce ölümlü kılmak, sonra da Allah olarak ilân etmek, hatta Allah’ın eti ve kanı diye komünyon âyinindeki ekmek ve şaraba tapınmak galiz bir küfürden, çirkin bir şirkten başka bir şey değildir.

Bazıları İznik konsiline teslisi baskıyla kabul ettirenin Bizans imparatoru Konstantin olduğu görüşündedir. Mûsâ (a.s.) şeriatının Allah’ın mutlak bir oluşu ile ilgili “Benimle birlikte başka ilâhlar edinmeyeceksin” şeklindeki ilk emri ve cumartesinin kudsiyyeti hıristiyanlıktan Konstantin’in emriyle kaldırılmıştır. (4)  Sonra ehl-i kitaptan hıristiyanların papazları onlara bir şeyi helâl kılıp haram edebilmektedirler. İşte bu, onlara Allah’ın yetkisinde olan teşrî’, yani şeriat koyma selâhiyeti vermektir ki, bu da küfürdür. “De ki: ‘Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda anlamı eşit bir kelimeye gelin: Allah’tan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi şirk/eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse işte o zaman, ‘Şâhit olun, biz müslümanlarız” deyin.” (3/Âl-i İmrân, 64) “Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini, hahamlarını, râhiplerini, Meryem’in oğlu Mesih’i rabler/tanrılar edindiler. Halbuki onlar da ancak bir olan Allah'a ibâdet etmekten başkasıyla emr olunmamışlardır. O’ndan başka tanrı yoktur. O, bunların şirk/eş tutageldikleri her şeyden münezzehtir.” (9/Tevbe, 31)  Bir önceki âyette “O’na hiçbir şeyi şirk/eş tutmayalım” (3/Âl-i İmrân, 64) demekle, Cenâb-ı Allah’ın hâlen hıristiyanların Allah'a şirk koştuklarını târiz yoluyla ifade etmiş bulunmaktadır.

Tevbe 31. âyetinde ise hemen bütün müfessirler şu hâdiseyi naklederler: Adiy bin Hâtim şöyle anlatır: “Boynumda altın bir haç olduğu halde Rasûlullah’a geldim -ki o zaman Adiy hıristiyandı-. Rasûlullah Berâe (Tevbe) sûresini okuyordu. “Ya Adiy şu boynundaki putu at” buyurdu. Ben de attım. Âyetteki “Onlar hahamlarını ve papazlarını Allah’tan başka rabler edindiler” ifadesine geldi. Ben: ‘Yâ  Rasûlallah! Onlar, papazlarına ibâdet etmiyorlar ki’ dedim. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Onlar Allah’ın helâl kıldığını haram eder, hıristiyanlar da haram kabul etmez mi? Allah’ın haram kıldığına helâl derler, hıristiyanlar da onu helâl saymaz mı?” Ben de ‘evet’ dedim. Rasûlullah (s.a.s.) “İşte bu, onlara tapmaktır/ibâdet etmektir” buyurdu. (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’an 10, hadis no: 3292; Elmalılı, 4/2511-2512; Zemahşerî, 1/371; İbn Kesir, 2/348)        

Hıristiyanlar, papazlarına günahkârın günahını affetme yetkisi tanımışlardır. Cennet ve cehennemin anahtarları papazların ellerinde olup onları dilediklerine satabileceklerini ve buna hiç kimsenin itiraza hakkı olmadığını iddia ve kabul edecek kadar imtiyazlar tanımışlardır. Konsillerde papazların aldıkları kararlar aynen bir nass gibi dinden kabul edilmektedir. Hem de konsilde çıkan bu yeni karar, isterse eski kararlarla ve hatta dinin temel umdeleriyle çelişmiş olsun, kabul görmektedir. Bu, râhipleri rab/tanrı yerine koymak değil de nedir? Bu, onların “dâllîn” olduklarından başka neyi gösterir?

Bu yetkililer, şarabı, domuz etini helâl kılmışlar, Hz. İsa sünnetli olduğu halde, Kitab-ı Mukaddes’te sünnet emredildiği halde bunlar sonradan sünnet olmayı kaldırmışlardır. Cumartesinin hürmetini kaldırıp pazara vermişlerdir. Halbuki İsa (a.s.) bu günkü İncillerde birçok yerde anlatıldığı şekilde, cumartesilerin sıkı bir takipçisi olup mâbedlerde halkın tedâvi işleriyle özellikle cumartesi günleri ilgileniyordu. Hıristiyanlar, teslisten vazgeçmedikleri müddetçe müşrik vasfından da uzaklaşamazlar. Onlar “Baba, Yaratıcı’nın mecâzî bir başka ismi ve hak olan tek Allah anlamındadır;  Oğul, Allah’ın sadece bir kulu ve peygamberi/elçisi; Kutsal Ruh da kudreti sonsuz olan Allah’ın meleklerinden biridir” diye iman etmedikçe çok tanrılı olmaktan kurtulamazlar.

Bütün bunlara rağmen yahûdi ve hıristiyanlara “ehl-i kitap” olarak Kur’an’ın ve İslâm hukukunun özel bir statü tanıması, onların hakkaniyetlerinden ileri gelmez. Müslümanların ehl-i kitap hanımlarla evlenebilmeleri, onların kestiklerinin yenilebilmesi ve İslâm idâresinde onlara zimmî bir statü tanınması gibi ayrıcalıklar, aynı zamanda müslümanlara hayatı kolaylaştırmada bir genişlik ve kolaylık sağlamak hikmetine mebnî olsa gerektir; yoksa onlar hak yolda oldukları için değil. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kendilerine kitaptan nasip/pay verilenleri görmedin mi; cibt ve tâğuta, putlara ve bâtıl (tanrılar)a iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: ‘bunlar, Allah'a iman edenlerden daha doğru yoldadır’ diyorlar. Bunlar, Allah’ın lânetlediği kimselerdir; Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı da bulamazsın.” (4/Nisâ, 51-52) (5)