Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Vedîanın Hükümleri - Emanet - 13. Sayfa

Vedîanın Hükümleri:

 

Mûda' vedîayı teslim aldığı zaman bir takım yükümlülükler altına girer. Bu yükümlülüklerle ilgili esaslar bu akdin hükümlerini teşkil ederler. Bunlar:

a- Mûda', kendisine emânet bırakılan malı örfün öngördüğü ve kendi malını koruduğu şekilde korumak zorundadır (el-Merğınânî, el-Hidâye, III, 215; İbn Rüşd, Bidâyetit'l-Müctehid, II, 312; el- Aynî, el-Binâye, VII, 734). Mûda' malı bizzat kendisi koruyabileceği gibi ailesi efradından birisi veya hizmetçisi eliyle de koruyabilir. Ama aynı çatı altında kalmayan bir yakının eliyle koruyamaz. Her malın muhafazası için ayn bir 'mekân veya kap vardır. Mesela para ve mücevherin korunacağı kap kasa, at ve benzeri bir hayvanın korunacağı mekân ahırdır. Dolayısıyla mûda' kendisine emânet edilen malı örfen o malın korumağa uygun bir yere koyarsa görevini yapmış olur. Aksi halde kusur söz konusudur. Kusur varsa ve mal telef olursa mûda' bu malı tazminle mükelleftir.

Emânet bırakan şahıs, mûda'a malı verirken onun muhafazası için bir takım şartlar koşabilir. Şâyet bu şartlar faydalı ise ona uymak zorundadır. Mesela mal sahibi vedîa bırakırken, "bu malı evinde koru" dese, ama vedî buna önem vermeden malı yanında taşısa ve mal telef olsa o malı tazmin eder. Fakat bir zarurete binaen şarta uyamazsa tazminle mükellef değildir. Yukarıda verilen misalde, şâyet malı evine götürürken yolda giderken telef olsa tazmin etmez.

b- Mûda' vedîayı kullanamaz. Şâyet kullanırsa bu teaddî sayılır ve elinde emânet olan mal, mazmûn durumuna düşer. Dolayısıyla bu durumda telef olacak olursa o malı, özelliğine göre, mislini veya kıymetini ödemek durumundadır. Mesela elinde emânet olan bir elbiseyi giymek, kendisine emânet bırakılan bir arabaya binmek o malı emânet olmaktan çıkarır, mağsub mal hükmüne sokar. Eğer mûda' emânet malı kullanır, sonra da bir daha kullanmamak niyetiyle korunduğu yere koyarsa ve bir daha da kullanmazsa bu mal tekrar emânet hükmüne döner. Şâyet emânet bırakan şahıs, mûda'a malı kullanması için verirse, bu akit vedîa olmaktan çıkar âriyet'e dönüşür (el-Merğınânî, a.g.e., III, 216; Ali Hafif, a.g.e., 434).

Mûda' vedîayı kullanamamanın yanı sıra onda herhangi bir tasarrufta da bulunamaz. Yani onu satamaz, kiraya veremez, rehin bırakamaz; kendi ailesi dışında bir başkası vedîa veya ariyet olarak veremez. Şâyet emânet malda bir tasarrufta bulunur da kazanç sağlarsa bu kazancın kime ait olduğu ihtilaflıdır; İmam Ebû Yusuf, İmam Mâlik ve Leys'e göre, malın aslını sahibine iade edince, edilen kâr kendisi için helaldir. İmam Ebû Hanîfe, imam Muhammed ve Züfer'e göre aslını sahibine iade eder, kazancı da fakirlere dağıtır. Bir gruba göre hem aslı hem de kârı asıl mal sahibinindir. Bir başka gruba göre kazanç alım satım yoluyla elde edilmişse bu tasarruf geçersizdir (İbn Rüşd,-a.g.e., II, 312).

c- Sahibi istediği zaman mûda' vedîayı geri vermek zorundadır. Böyle bir talep halinde vermeyi geciktirmeye hakkı yoktur. Zaruret olmadığı halde geri vermez de mal telef olursa onu ödemek zorundadır. Mûda'nın malı geri vermek zorunda olduğu şahıs, vedîanın sahibi, vekîli veya elçisidir. Bir başkasına veremez, verirse sorumlu durumuna düşer.

Vedîa olarak bırakılan mal, mûda'ın elinde emânettir. Dolayısıyla mûda'nın kusuru veya teaddîsi olmadan bu mal telefi doğrudan bu kusur veya teâdîye bağlı olmasa bile mûda' bu malı tazmin edecektir. Telef olan malın tazmini, mal mislî ise (ölçü veya tartı ile alınıp satılan veya taneleri arasında fiyata tesir edecek derecede fark olmayan mallar) misli ile, kıyemî ise kıymeti ile tazmin edilir.

Mûda'ın evinde veya ambarında yangın, göçük gibi tabii bir âfet olur ve emânet bırakılan mal telef olursa bundan dolayı tazminat gerekmez (Merğınânî, a.g.e., III, 215; Zeylaî, Tebyînu'l-Hakâik Şerhu Kenzi'd-Dekâik, V, 76).