Hukuk ve Ahlâk Açısından Emânet - Emanet - 5. Sayfa
Hukuk ve Ahlâk Açısından Emânet:
Hukuk açısından emânete riâyet hem bir kabiliyeti, hem de o emâneti yüklenmeyi sağlayan ehliyeti (yetkiyi/beceriyi) gerekli kılar (4/Nisâ, 58; Müslim, İmâre 16, hadsi no: 1825).
Ahlâk açısından da emânet’in geniş bir çerçevesi vardır. İslâm’a iman ederek mü’min olanlar, öncelikli olarak Allah’tan gelen ‘emânet’i korurlar. Bu bir iman borcudur, kulluğun gereğidir. Onlar, imanlarından aldıkları şuurla, hayatlarının her safhasında emânetleri korurlar. Zaten ‘emânet’i korumak mü’minlerin özelliklerindendir (23/Mü’minûn, 8; 70/Meâric, 32). Onlar bilirler ki, Allah’a ve Rasûlüne ihânet etmek, bile bile ‘emânet’e hâinlik etmektir (8/Enfâl, 27).
Mü’min, aynı zamanda kendisinden emin olunan, yani emânet sahibi kimsedir. Hem Allah’tan gelen ‘emânet’i korur, hem de insanların haklarıyla ilgili konularda ‘emânet’i yerine getirir. Bu anlamda, verilen sözler, yapılan anlaşmalar, ev ve aile mahremiyetine saygı duymak, selâma karşılık vermek, yapılan ikramlara teşekkür etmek, sırları saklamak, ayıpları yaymamak, alınan görevi yerine getirmek, birer emânettir. Bunları korumak toplumsal huzuru sağladığı gibi, dostlukları artırır, insanların zarar görmesini engeller.
Peygamberimiz (s.a.s.); “emânet yerine getirilmezse, (toplumsal) kıyâmeti bekleyin” diye buyurmaktadır (Buhârî, İlim 2). Emânete hıyânet etmek münâfıkların özelliğidir (Buhârî, İman 24; Müslim, İman 107-108, hadis no: 59; Ebû Dâvud, Sünne, hadis no: 4688).
‘Emânet’ sahibi olmak, yani güvenilir olmak toplumsal barışın ve huzurun en önemli garantisidir. Emânet duygusunun yok olması bir toplumsal felâkettir.
Peygamberlerin, peygamber olmaları sebebiyle sahip oldukları özelliklerden biri de ‘emânet’ sıfatıdır. Onlar her bakımdan güvenilir insanlardır. Onlar, Allah’a âit emânetleri hakkıyla yerine getirdikleri gibi, insanlar arasında da güvenilir ve emin olmanın temsilcisiydiler.
Peygamber (s.a.s.) Vedâ Hutbesinde ümmetine iki önemli şeyi ‘emânet’ olarak bırakmıştır. O şöyle buyuruyor: “Size bir şey bırakıyorum ki, ona sarıldığınız müddetçe sapıklığa düşmezsiniz. O, Allah’ın Kitabı’dır.” (Müslim, Hacc 147, Hadis no: 1218; İbn Mâce, Menâsik 84, Hadis no: 3074; Buhârî, (Tecrid, 1654); S. İbn Hişam, 4/251). Bir başka rivâyette ise ümmetine Allah’ın ipi Kur’an ile Ehl-i Beytini (Ev halkını) emânet olarak bıraktığını bildiriyor (Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe 36, Hadis no: 2408; Ahmed bin Hanbel, 5/181).
Allah’tan gelen ‘emânet’i yüklenerek mü’min sıfatı kazanan müslümanlar, iman ettikleri İslâm’dan aldıkları şuur ve ahlâkla bu ‘emânet’i taşıma görevini hakkıyla yerine getirmek, her yerde bu aziz ve hassas ‘emânet’i korumak, insanlar arasında ‘emânet’ sahibi, yani emin (güvenilir) kimseler olarak herkese güzel örnek olmak zorundadırlar. Aynı zamanda onlar bu en büyük ‘emânet’i ona hiç bir zarar vermeden, olduğu gibi koruyarak başkalarına ve gelecek nesillere devretmelidirler. Bunu sağlayacak olan metot da, Peygamberimizin bizlere ‘emânet’ olarak bıraktığı Kitab’a ve O’nun Sünnetine sarılmak ve onları hayata uygulamaktır.
Mü’minler, bu en ağır emânetin değerini bilmek, onu korumak ve onu en ehil sahiplere gereği gibi teslim etmek borcundadırlar. (1)
Emânet, birisinin koruması için bırakılan maddî ve mânevî hak demektir, yani emniyet edilip inanılan şey. Peygamberlerde bulunan sıfatlardan biri de "emânet"tir. Kur'an'a, Sünnete ve Rasûlullah'ın eşyasına da "emânet" denir.
Rasûlullah, hicretten önce, kendisinde bulunan emânetleri sahiplerine iâde etmişti. Çünkü kâfirler ona "el-emin" olarak mallarını emânet ediyorlardı. Hz. Peygamber "emânete ihânetin münâfıkların alâmetlerinden olduğunu" söylemiştir (Buhârî, İman 64; Müslim, İmân 106). Emânet, müminlerin de vasfıdır (23/Mü'minûn, 8). Vedâ Haccı'nda Rasûlullah, kadınların da erkeklere birer emânet olduklarını açıklamıştır (Ebû Dâvûd, Menâsik 56). Yine Vedâ Hutbesi'nde Rasûlullah, "Size bir emânet bırakıyorum ki, ona sarıldıkça sapıklığa ve dinsizliğe düşmezsiniz. Bu emânet Allah'ın kitabı Kur'ân ve benim sünnetimdir" (Buhârî, Tecrid, 1654; İbn Hişâm, es-Sire, IV, 603; Sahih ve Sünen'lerin Vedâ Haccı bölümleri). İbn Hanbel rivâyet eder: "Emânet sahibi olmayan kişinin gerçek imânı yoktur" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 135).
Allah Teâla, "emânet" kavramını Kur'an-ı Kerîm'de çok geniş bir anlamda zikretmiştir: “Biz emâneti göklere, yere, dağlara yükledik; onlar buna riâyetsizlikten çekindiler, (ihânet etmekten) korktular. (Fakat) insan, (kendisine yüklenen emânete) ihânet etti. Böylece insan, hem çok zâlim, hem de çok câhil olduğunu ispatladı.” (33/Ahzâb, 72). Bu genel anlamlandırmadan sonra, "Emânetleri ehline vermemizi, insanlar arasında hükmettiğimiz zaman adâletle hükmetmemizi" emreder (4/Nisâ, 58). Rasûlullah'ın şu buyruğu da emânete riâyetin yozlaşması durumunda neler olacağını açıklamaktadır: "Emânet kaybedildiği zaman yani -işler ehli olmayanlara verildiği zaman- kıyâmeti bekle" (Buhârı, İmân 1). İsrâiloğulları bu yüzden çökmüş ve sapmışlardı. Beceriksiz, sorumsuz, ahlâksız, adâletsiz kimselere yetki vermişlerdi. Halbuki İslâmî harekette, her işte en ehil kişilerin yer aldığı "ulu'l-emr"e itâat sözkonusudur.
Geniş anlamıyla, "Allah'ın tekliflerinin tamamına" emânet denilmiştir (Mecmuat'ul-Tefâsir, İstanbul 1979, V. 142, 143). Usûl-i fıkıhta, Allah'ın insanlara yüklediği bütün mükellefiyetlere emânet denilmiştir (Molla Hüsrev, Mir'ât el-Usûl fî Şerhi'l Mirkat el-Vüsûl, İstanbul, 1307, I, 591). Eşref-i mahlûkat ve yeryüzünün halifesi olarak tanımlanan insan; Allah'ın öğüdü ve rehberi olan Kur'ân-ı Kerîm ile ruhlar âleminde verdiği 'misâk'la aldığı emâneti yerine getirmeye çalışmakla mükelleftir. Bu mânâda, herhangi bir şekilde kendisine emânet edilmiş bir malı korumamak nasıl hâinlik olmaktaysa; daha geniş kapsamlı olarak Kur'ân ve Sünnet emânetini sahiplenmemek, İslâm'a yönelmemek ve İslâmî ilkeleri yaşamamak, yaşatmayı unutturmak veya engellemek de emânet ve emânet ilkelerine uymamak demektir. (2)
İslami Okul Okulların En Önemlisi