بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ - Esmaullahilhusna - 2. Sayfa
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
rahmân ve rahîm allah’ın adıyla
ÇEVİRENİN ÖNSÖZÜ
Hiç kuşkusuz yüce Allah, her istek ve arzunun gerçekleşmesini bir sebebe bağlamış ve her gayeye götüren yolu göstermiştir. İman ise, gaye ve arzuların en büyüğü ve en önemlisidir. Allah, imanı zayıflatan ve ortada kaldıran sebepleri var ettiği gibi, elde edilmesini ve güçlenmesini sağlayan sebepleri de var etmiştir.
Kişiyi imana götüren ve imanını kuvvetlendirmesine en büyük sebeplerden birisi; yüce Allah’ı layık olduğu şekliyle tanımaktır. Allah’ı zatıyla tanıma gücüne ve yeteneğine sahip olamadığımıza göre O’nu ancak isimleri ve sıfatlarıyla tanıyabiliriz.
İmanın elde edilmesini ve kuvvetlenmesini sağlayan en önemli hususlardan birisi de; yüce Allah’ın Kur’an ve Sünnette geçen güzel isimlerini bilmek, onların manalarını anlamaya çalışmak ve onlarla Allah’a kulluk etmektir. Çünkü yüce Allah, bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“En güzel isimler (el-Esmâü’l-hüsnâ), Allah’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin”[1]
Kur’an-ı Kerim’de “isim” kelimesi, Allah lafzına veya onun yerini tutan zamire, ayrıca Rab kelimesine izafet yoluyla nispet edilmiş, çoğul şekli olan “Esmâ” ise bağlı “en güzel” anlamındaki “el-Hüsnâ” kelimesiyle sıfat tamlaması oluşturarak “el-Esmâü’l-hüsnâ” şeklinde dört defa Allah’a nispet edilmiştir.
İslam dininin telkin ettiği yüce yaratıcının öz adı, “Allah” kelimesidir. Bunun dışında O’nu hatırlatacak kelimeler seçilirken, hem zât-ı ilahiyyeyi niteleyen kavramlara uygun düşmeli ve hem de tazim ile hürmet unsurlarını taşımalıdır. Bu ikinci şartın gerçekleşebilmesi için, isimlerin, naslardan seçilmesi ve naslarda yer almayan kelimelerin O’na nispet edilmemesi gerekir. Çünkü isim, işaret ettiği varlık için ifade edeceği mana açısından önem taşımaktadır. Dolayısıyla bazı kelimelere ilahlık makamına yakışmayacak anlamlar yükleyerek bunları yaratıcıya nispet etmek veya O’na ait kavramları ve bunları dile getiren isimleri O’ndan başkasına vermek, Esmâu’l-Hüsnâ konusunda eğri yola sapmak kabul edilmiştir.
Esmâu’l-Hüsnâ’nın sayısı konusunda başvurulacak kaynak,şüphesiz ki Kur’an ve hadistir. Kur’an-ı Kerim’de çeşitli kelime kalıplarıyla zât-ı ilâhiyyeye nispet edilmiş olarak yer alan kavramların sayısını 313’e ulaştıranlar vardır.[2]
Allah’ın doksan dokuz isminin olduğunu ve bunları benimseyenlerin cennete
gireceğini ifade eden hadisi, Buhârî ile Müslim gibi otoriterler rivayet
etmiş, Tirmizî’nin rivâyetinde ise bu isimler tek tek zikredilmiştir. Bu
isimlerden 93’ü Kur’an-ı Kerim’de yer almış, diğer
Sayıları ne olursa olsun, çeşitli kelime kalıplarıyla Allah’a nispet edilen isimler, şüphe yok ki aşkın yaratıcıyı nitelendiren ve O’nu insan anlayışına yaklaştıran kavramlardır. Naslarda yer alan bu kavramları tereddütsüz benimsedikten sonra kelam alimleri, nasla sabit olmayan bir kavramı Allah’a izafe etmenin meşruiyetini tartışmışlardır. Nasların nitelendirdiği genel uluhiyyet anlayışına ters düşmemek şartıyla bunu meşru görenler olduğu gibi, doğru bulmayanlar da olmuştur.
Bu görüşü meşru gören imam Gazzâlî ve Fahreddin er-Râzî’ye göre, bu konuda “isim” ile “vasıf” birbirinden ayrı düşünülmelidir. Nasla sabit olmayan bir ismi Allah’a nispet etmek meşru değildir. Bununla birlikte uluhiyyete ters düşmeyen bir kavramla O’nu nitelendirilmesi mümkündür.[4] İsim veya sıfat olarak Allah’a nispet edilen bütün kavramlar, tek bir zatı nitelendirdiğinden tevhidi zedeleyici herhangi bir çokluğa sebep teşkil etmez. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v)’in, bir münacatında Allah’a ait isimlerin bilinme derecelerini sayarken sonuncu derece olarak, “yada gayb ilminde bırakıp kendin için tercih ettiğin isimlerin”[5] demek sûretiyle Hz. Peygamber (s.a.v)’inde bilmediği ilahi isimlerin bulunduğu fikri ortaya çıkmaktadır.
Bu görüşü kabul etmeyen Selef ekolü alimleri ise; yüce Allah’ın isimlerinin, tevkifî olduğunu, çünkü bu isimlerin, naslarla bildirildiğini, bu konunun aklın sahasına girmediğini, o halde Esmâu’l-Hüsnâ konusunda Kur’an ve Sünnetin bildirdiklerinin dışına çıkmamak gerektiğini, yüce Allah’a kendisinin vermediği bir ismi vermenin veya O’nun, kendisine verdiği bir ismi inkar etmenin, Allah’a karşı yapılmış bir haksızlık olduğunu belirtmişlerdir.
Esmâu’l-Hüsnâ listesinde yer alan
Yüce Allah’ın isimlerinin hepsi güzeldir. Bu isimlerin tamamı mutlak kemâle ve mutlak övgüye delalet eder. Bu isimlerin her biri, kendi sıfatlarından türemiştir. Dolayısıyla da sıfat olmak, isim olmaya engel değildir. Kulların sıfatları ise, isim olmaya engeldir. Çünkü bu sıfatlar, onlarından fiillerinden meydana gelmiş olup kullar arasında ortaktır. Bu ortaklık, özel isim olmalarını engellemektedir.
Yüce Allah’ın isimlerinden bazısı, O’nun fiilleriyle ilgilidir. Hâlık, Rezzâk, Muhyî, Mumît gibi. Bu tür isimler, O’nun fiillerine delalet eder.
O’nun isimlerinden bazısı, “el-Azîz”, “el-Hâkim” gibi tek başına ifade edilebildiği gibi, pek çoğu “Ya Azîz”, “Ya Halîm” gibi başka bir ekle birlikte de söylenebilir.
Yüce Allah için kullanılan isimlerden mastar ve fiil türetilerek bunlarla Allah’tan haber verilmesi caizdir. Örneğin, “es-Semî’“, “el-Basîr”, “el-Kadîr” isimleri, yüce Allah’a ait isimler olmakla birlikte, bu isimler, “Sem’“ (=işitmek), “Basar” (=görmek), “Kudret” (=güç yetirmek) şeklinde de kullanılabilir.
Yüce Allah’ın en güzel isimlerini, Kur’an ve sahih Sünnetin ışığında bizlere tanıtan bu eser, bazen kelamî ve akademik tartışmalara yer vermiş olsa bile, Allah’ın isimlerini, bazen sade ve bazen de ilmi bir üslupla ele almış olup inancımızı hurafelerden ve yanlışlıklardan korumayı esas almıştır.
Kitap, her ne kadar bazı kaynaklarda, İbn Kayyim’e nispet edilmiş olunsa bile, elyazması asıl nüshaya ve bununla ilgili bir nüshaya ulaşılamamıştır. İbn Kayyim’in basılı eserlerinden bu konu ile ilgili bilgiler, kitabı derleyenler tarafından bir araya getirilmiştir.
İbn Kayyim, bu eserde, Esmâu’l-Hüsnâ’nın manalarına, kelimenin Arapça dilbilimi yönüne, dil yapısına, etimolojik ve belağat yönüne işaret etme hususunda alimlerin, tefsircilerin, hadisçilerin ve dilbilimi bilginlerinin görüşlerinin özünü sunmuştur.
Ayrıca Arapça dilbilimcilerin isimlerle ilgili filolojik görüşlerine de yer vermiştir. Örneğin, “Allahümme” (=Allahım/Ya Allah) sözünün anlamı ve bu kelimenin aslı hakkında farklı dilbilimi bilginlerinin görüşlerini açıklaması gibi. Yine Kur’an’da Allah’ın sıfatı olarak geçen “Tebâreke” (=yüceler yücesi) kelimesinin aslı ve Arapça dil sözlüklerinde, Meâni’l-Kur’an ve tefsir kitaplarında bu kelimenin delalet ettiği manayı açıklama hususundaki görüşleri de böyledir. Ayrıca İsim ile ismin ifade ettiği mana (=müsemma) arasındaki farklılığın, dil ve sözlük ile ilgili kitaplardan kaynaklandığına dair açıklamaları da bu şekildedir.
İbn Kayyim, Allah’ın bazı isimlerini, manzum şiirler içerisinde anmak sûretiyle edebi kişiliğini de ortaya koymuştur.
Bu kitapta, başlık halinde, yüce Allah’ın isimlerinden sadece
Bu isimlerin çoğu, Tirmizî’de geçen konu ile ilgili hadiste geçerken, bazısı da diğer hadislerde geçen ifadelerden seçilmiştir.
Kitabın sonunda, “es-Semîu’l-Basîr” ile “es-Semîu’l-Alîm” isimlerinin niçin bu şekilde kullanımı hakkında güzel açıklamalara yer verilmiştir.
Âyet yada hadis metinleri içerisinde veya normal metin içerisinde yer alan bir takım kelimeleri açıklamaya yönelik müellifin bazı açıklamaları, ya âyet ve hadis metni içerisinde açıklandığından yada normal metin içerisinde çevrildiğinden yada Türkçe çeviride faydalı görülmediğinden dolayı tercüme edilmemiştir.
Kitabın müellifi İbn Kayyim el-Cevziyye, amelde Hanbelî ve kelamî konularda ise Selefiyye ekolüne mensup olması hasebiyle, kelamî konulara ait kitaplarını bu ekole göre ele almış ve konu ile ilgili meseleleri de, yine bu ekole göre değerlendirmiş ve kendi metodu açısından kelamcılara, filozoflara ve sufilere çeşitli tenkitler yöneltmiştir.
Geçmişte ve günümüzde suistimal edilen kavramlardan birisi de, Ehl-i Sünnet kavramı olmuştur. Bazı alimlerin, görüşlerinin halk arasında değer kazanmasını sağlamak ve doğruluğunu ortaya koymak için Ehl-i Sünnet kavramını kullandıkları görülmüştür. Geçmişte ve günümüzde yer alan bazı ekol ve mezhep müntesipleri, diğer ekol ve mezheplerin düşüncelerinden farklı olan görüşünü ispat etmeye çalışıp daha sonra da bu görüşün, Ehl-i Sünnetin görüşü olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle de müellifin, bazı yerlerde kullandığı Ehl-i Sünnet kavramıyla, bağlı olduğu Selefiyye ekolüne ait görüşü kast ettiği unutulmamalıdır.
Kitabın sonuna; okuyucunun, kitapta geçen hadislerin, Allah’ın isimlerinin ve kitapta geçen kitapların isimlerinin neler olduğunu bilmesi için bir fihrist ve kaynakça konulmuştur.
Dipnotta verilen bilgilerin bize ait olanını belirtmek için (ç) sembolü kullanılmıştır.
Çeviri sırasında metne bağlı kalınmıştır. Özet çeviriden kaçınılmıştır.
Müellif, bazı konularda, Arap dili ile ilgili kurallara da yer vermiş, fakat bu kurallar genellikle Arapça’ya vakıf olan kimselerin bileceği konulardır. Bu tür konularda okuyucu sıkmamak için dipnotta gerekli açıklamalar yapılmıştır.
Kitap, Yûsuf Ali Büdeyvî ile Eymen Abdurrezzâk es-Sevvâ tarafından derlenmiştir. Kitabı derleyenlerin kitap ve yazar hakkında yaptıkları açıklamalar okuyucu için faydalı olduğu için tercüme edilmiştir.
Âyetlerin meali, farklı meallerden alınmıştır. Hadislerin kaynağı; kütübü tis’ada yer alan kitaplar için Concordance usulü kullanılmış, kütübü tis’a dışında yer alan kitaplar için ise cilt ve sahife numaraları gösterilmiştir.
Yıllardır Esmâu’l-Hüsnâ konusu üzerinde yoğunlaşmamıza katkı sağlayan değerli dostum Vedat Öztürk ile kitabın çevrilmesine büyük önem gösteren Karınca Yayınları’nın sahibi değerli dostum Feyzullah Birışık’a teşekkür ederim. Allah’ı tanıyıp gerçek anlamda O’na kul olanlara ne mutlu!.
Hanifi AKIN
Şehitkamil/GAZİANTEP
26.02.2004
[1]
A’râf,
[2]
Kureşî, el-Cevâhiru’l-Mudiyye, I/
[3]
Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, s.
[4]
Gazzâlî, el-Maksadu’l-Esnâ, s.
[5]
Ahmed b. Hanbel, I/
[6]
Ebû
Abdullah el-Hâlimî, el-Minhâc, I/
İslami Okul Okulların En Önemlisi