Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 25. Sayfa - Esmaullahilhusna

YÜCE ALLAH’IN, EN GÜZEL İSİMLERİYLE VE YÜCE SIFATLARIYLA TECELLÎ ETMESİ

Yüce Allah’ın, Zatını, sıfatlarla sıfatlandırdığında ve isimlerle isimlendirdiğinde hiç şüphe yoktur. Yüce Allah, sevdiğini, kerih gördüğünü, kızdığını, razı olduğunu, hiddetlendiğini, öfkelendiğini, geldiğini, dünya semasına indiğini, Arşının üzerine istivâ ettiğini, ilim ve hayat sahibi olduğunu, kudret ve irâde sahibi olduğunu, işitmek, görmek ve vech (=yüz, cemal) sahibi olduğunu, iki eli olduğunu, kullarının üzerinde olduğunu, meleklerin O’na yükseldiğini ve O’nun katından buyrukları indirdiklerini, yakın olduğunu, muhsinlerle, sabredenlerle ve muttakilerle beraber olduğunu ve göklerin sağ elinde dürülmüş olduğunu bildirmiştir. Ve O’nun Resûlü de, O’nu; sevinmekle, gülmekle, kullarının kalplerinin  O’nun parmaklarının arasında olmasıyla ve diğer şeylerle vasıflandırmıştır.

Yeterli olan sıfatlarıyla, kulların maslahatını korumasıyla, rızklarını onlara göndermesiyle, onlardan musibetleri gidermesiyle, veli kullarına yardımı ve onları himaye etmesiyle, onlarla özel bir beraberliği ile tecelli ettiği zaman kula, kulunun üzerinde vuku bulan her şeyde yüce Allah’a tevekkül gücü, O’na güvenme gücü ve yüce Allah’tan razı olma gücü verir. Yüce Allah razı olduğu şeylerde  onu sabit kılar.

Tevekkül manen kulun ilminden dolayı yüce Allah’ın kafi olduğuna, kulu için seçtiğinin güzel olduğuna güvenip dayanması, yüce Allah’ın fiiline ve onun için seçtiğine razı olmasıdır.

İzzet ve Kibriya sıfatlarıyla tecelli ettiği zaman kula, yüce Allah’ın Azametinden dolayı gelen zayıflığa karşı, İzzetinden dolayı ulaşan alçak gönüllüğe, Kibriyasından dolayı tevazusuna ve kalbin ve azaların korku ve itaat ile O’na kulluk etmesi hususunda mutmainlik verilir. Bu mutmainlikte onu kalpte, dilde ve azalarda olgunluğa, sükunete ve vakara yükseltir ve onun sersemliğini, şiddetini ve hiddetini giderir.

Bunun toplamı; yüce Allah’ın kuluna bazen İlâhi sıfatları tanıtması ve bazen de Rubûbiyet sıfatlarını tanıtmasıdır. Böyle olunca da İlahi sıfatların delilleri O’na  özel bir sevgiyi, O’nun huzuruna çıkma şevkini, O’nun dinine hizmet etmek ile mutlu olmayı, sevinmeyi ve ferahlamayı, O’na yaklaşmakta yarışmayı, O’na itaatte dostluk ve muhabbet göstermeyi, O’nun zikrine düşkün olmayı, yarattıklarından O’na sığınmayı gerektirir. Kulun gayesi yalnızca O (c.c.) olur.   

Rubûbiyet sıfatlarının delilleri, yüce Allah’a tevekkül etmeyi, O’na muhtaç olmayı, Ondan yardım istemeyi, alçak gönüllülüğü, tevazuyu, huşuyu, itaati, boyun eğmeyi gerektirir.

Bunun kemali, Uluhiyyetin de Rubûbiyyetinin delil olması, Rubûbiyyetin de Uluhiyyetinin delil olması, mülkünde hamdinin, affında izzetinin, kazasında ve kaderinde hikmetinin, belasında nimetinin, yasaklamasında vermesinin, Kayyum olmasında iyiliğinin, lutfunun, ihsânının  ve rahmetinin, mağfiretin de, günahları örtmesinde ve göz yumarak müsamaha göstermesinde adaletinin, intikamının, cömertliğinin ve kereminin delil olmasıdır. Emrinde ve nehyinde hikmetinin ve nimetinin, rızasında ve gazabında izzetinin, mühlet vermesinde hilminin, bolluk ve genişlikte zenginliğinin ve kereminin delil olmasıdır.

Kişi Kur’ân üzerinde iyice düşündüğü, O’nu tahriften koruduğu, kelamcıların görüşlerinden ve mütekelliflerin[1] fikirlerinden muhafaza ettiği zaman o kimseyi  Arşının üzerinde semâvâtının üzerinde Melik ve Kayyûm olana şahit eder. Ve kullarının işlerini yöneten, emreden ve nehyeden, resuller gönderen, kitaplar indiren, razı olan ve gazablanan, mükafat veren ve cezalandıran, men eden, izzetli kılan ve zelil kılan, alçaltan ve yükselten, yedi kat göğün üzerinden gören ve işten, sırrı ve aleniyeti bilen, dilediği her şeyi yapan, bütün mükemmel sıfatlarla vasıflanan, tüm ayıplardan münezzeh olana şahit eder.

O’nun izni olmadan ne bir zerre nede ondan daha küçük şeyler hareket edemez, O’nun ilmi olmaksızın bir yaprak dahi düşmez, O’nun izni olmadan O’nun katında hiç kimse şefaat edemez, kullarına Ondan başka ne bir dost ve nede bir şefaatçi vardır.[2]

 

* * *


 

[1]      Mütekellifler:  Adeti olmayan işleri yapmaya çalışan, ehil olmayan kimselerdir. (ç.)    

[2]      Fevâid, s. 70-71.