Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 27. Sayfa - Esmaullahilhusna

Esmâu’l-Hüsnâ’nın, Yüce Allah’ın Hikmetine ve Kudretine

Delalet Etmesi:        

Yaratmanın, buyruğun, hükmün ve şerîatın âyetlerde Rabb’in ilminden, izzetinden ve hikmetinden önce geldiğinin bilinmesi gerekir. İşte bundan dolayı Yüce Allah çoğunlukla bu üç isimden ikisini bir arada zikretmiştir. Nitekim âyetlerde şöyle buyrulmuştur: {وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ} “(Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur’an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir” (Neml, 27/6.) {تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ}”Bu Kitap izzet ve hikmet sahibi Allah katından indirilmiştir” (Zümer, 39/1.) تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ } *{حم “Hâ Mîm. Bu Kitap mutlak galip, hakkıyla bilen, lütuf sahibi Allah tarafından indirilmiştir” (Mü’min, 40/1-2.) Fussilet sûresinde alemin yaratılışını zikrettikten sonra şöyle buyurmuştur:  {ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ} “İşte bu, azîz, Alîm Allah’ın takdiridir” (Fussilet, 41/12.) bunun benzeri bir âyeti kerimede de şöyle buyurmuştur: {فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ}  “O, sabahı aydınlatandır. O, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı (vakitlerin tayini için) birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, Azîz olan (ve her şeyi) pek iyi bilen Allah’ın takdiridir” (En’âm, 6/96.)

Yaratmanın yüce Allah’ın tam olan kudreti ile irtibatı, varlığın O’nun kudretinden çıkmamasını gerektirir. Yaratmanın tam olan ilmi ile irtibatı, ilmin yaratmayı kuşatmasını ve yaratmadan önce gelmesini gerektirir. Yaratmanın hikmet ile olan irtibatı, her yönüyle en mükemmel bir şekilde en güzel bir şekilde ve istenen ve övülen en güzel sonucu kapsayacak şekilde meydana gelmesini gerektirir.[1]                     

Bu alemdeki ibret hakkında, onun parçalarının bir araya gelişi, parçalarının en güzel nizam ve intizam üzere dizilişi ve bu alemin yaratıcısının kudretinin, ilminin, hikmetinin ve lutfunun kemaline en mükemmel bir şekilde delalet edişi hakkında iyice düşünmek gerekir. Çünkü kişi alem hakkında iyice düşündüğü zaman onu içinde ihtiyaç duyulan tüm aletlerin, maslahatların, eşyaların ve mükemmel bir sistemin bulunduğu bina edilmiş hazır bir ev gibi bulur.

Gökyüzü onun üzerinde yükseltilmiş bir tavan, yer yüzü yayılmış bir zemin, bir yatak, bir döşek ve sakinleri için bir yerleşme makamı, güneş ve ay onda parlayan iki kandil, yıldızlar  onun kandilleri ve süsü ve bu evin yollarında yolculuk yapanlar için yol gösteren işaretlerdir. Mücevherler ve madenler, saklanan hazineler ve hazırlanmış süzülen madenler gibi onda gizlenmiştir. Bunların hepsi ona ihtiyaç duyanlar için uygun hale getirilmiştir. Bitki çeşitleri ona ihtiyaç duyanlar için hazırlanmıştır. Hayvan sınıfları da insanın maslahatları içindir. Binit develeri, sağmal develer, gıda elde edilen hayvanlar, kendisinden elbise, eşyalar ve aletler elde edilen hayvanlar bu maslahatlardandır.

Ve yine insan uyurken ve otururken onu öldürmek veya ona zarar vermek için bekleyen canlılardan korumak için görevlendirilmiş bekçide (kedi, köpek v.b.) bu maslahatlardandır. Eğer insanı koruyanın zıttı ona musallat olmasaydı insan için onların arasında bir mekan söz konusu  olmazdı. İnsan muhkem olan bu alemde kendisine bahşedilmiş fiili ve emri ile mutasarrıf bir melik gibi kılındı.

İşte bunda alemin, Hâkim, Kadîr ve Alîm olan yüce Allah  tarafından yaratılmış olduğuna en büyük ve en açık deliller vardır. O, alemi en güzel bir şekilde taktir etmiş ve ona en güzel nizamı vermiştir. Muhakkak ki alemin iki yaratıcısının olması imkansızdır. Çünkü ilâh bir tanedir ve Ondan başka ilâh yoktur. O, yüce ve büyük olarak zalimlerin ve inkarcıların söylediklerinden münezzehtir.

Eğer göklerde ve yerde yüce Allah’tan başka bir tane dahi ilâh olsaydı her ikisinin de işleri fesada gider, düzeni bozulur ve maslahatları atıl duruma gelirdi. Bir bedende iki ruhun birleşerek ve eşit bir şekilde o bedeni yönetmesi imkansızdır. Şayet böyle bir şey söz konusu olsaydı üçüncü bir üstünlüğün altında olmasının da mümkünlüğü ile birlikte o bedenin düzeni bozulur ve helak olurdu. Bu ise akılların ve fıtratların ilk bakışların da dahi imkansız olduğunu bildiği bir meseledir. “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı,her ikisi de  (yer ve gök) kesinlikle fesada uğrardı (bunların nizamı  bozulup gitmişti). Demek ki Arş’ın Rabb’i olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir” (Enbiyâ, 21/22.) “Allah evlât edinmemiştir; O’nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine üstünlük sağlardı. Allah, onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir. Allah, gizliyi de açığı da bilendir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir” (Mü’minûn, 23/91-92.)

Bu âyettekiler açık delillerdir. Öncekilerde sonrakilerde bu delilleri reddetmekten veya bunlardan daha güzellerini getirmekten aciz kalmışlardır. Ancak bu delillerdeki muradı anlamayanlar buna itiraz ederler. Eğer sözün uzaması korkusu olmasaydı burada o göz kamaştıran delilleri ve o delillerin içermiş oldukları harikulade sırları açıklardık. İnşallah Tevhîdin delileri için ilerde müstakil bir kitap hazırlayacağım.[2]

 

* * *


 

[1] Tarîku’l-Hicreteyn, s. 125.  

[2] Miftâhu’s-Saâdet, 2/206-207.