Muhtelif - 35. Sayfa - Esmaullahilhusna
﴿ اَلْقَدُّوس ُ﴾
el-KUDDÛS
“el-Kuddûs”,[1] tefsircilerinde dediği gibi, tüm şerlerden, noksanlıklardan ve ayıplardan münezzeh (=uzak) olandır.
Dil bilimciler, bu kelime ilgili olarak şöyle derler: Allah, bütün ayıplardan temiz ve O’na layık olmayan tüm vasıflardan münezzehtir.
Bu kelimenin aslı, “taharet”ten ve “nezahet”ten gelmektedir. “Beytu’l-Mukaddes” bu kelimeden alınmıştır. Çünkü orası, tüm günahlardan arınılan yerdir. Oraya yönelen kimse orada duadan başka hiçbir şeyi murad etmez ve anasının onu doğurduğu ilk gün gibi günahlarından arınmış bir şekilde döner. Yine cennette, dünyanın afetlerinden arınmış temiz bir yer olduğundan dolayı “Hazîratu’l-Kuds” diye isimlendirilmiştir. Cebrâil (a.s.)’de “Rûhu’l-Kuds” diye isimlendirilmiştir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v) tüm ayıplardan uzaktır. Meleklerin şu sözü de aynı şekildedir:
“Bizler
hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak,
orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler”
(Bakara,
Bu âyetin manası “Senin için nefsimizi temizleriz” demektir ve buradaki lam harfi, fiili geçişli kılmak içindir denmişse de bu doğru bir görüş değildir. Doğru olan ise mananın; “Sana layık olmayan şeylerden Seni takdis ve tenzih ederiz” demektir. Bu ise tefsir ehlinin cumhurunun (=çoğunluğunun) görüşüdür.
İbn Cerîr dedi ki: {وَنُقَدِّسُ لَكَ}”Seni takdis ederiz” demek; tüm kötülüklerden arınmış olan sıfatlarına Seni nisbet ederiz ve Seni inkar eden küfür ehlinin Sana izafe ettiği şerlerden Seni tenzih ederiz demektir.
Ebu Salih der ki: “Bazıları şöyle dediler: ‘Seni tazim eder ve Seni yüceltiriz’ (demektir.)”
Mücâhid der ki: “Seni tazim eder ve Seni yüceltiriz” (demektir.)[2]
Tefsircilerden bazıları da şöyle derler: “Kötülüklerden Seni tenzih ederiz ve onları Sana nisbet etmeyiz (demektir.)”
Âyetin metninde geçen “lam” harfi, yüce Allah’ın şu âyeti kerime buyurduğu “lam”
harfiyle aynı anlamdadır: {رَدِفَ
لَكُم}
“Size yaklaştı”
(Neml,
İşte bundan dolayı bu lafız, âyeti kerimede meleklerin şu sözüyle birlikte
geldi: {وَنَحْنُ
نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ}
“Bizler hamdinle seni tesbih ederiz”
( Bakara,
Muhakkak ki tesbih Yüce Allah’ı tüm kötülüklerden tenzih etmektir.
Meymûn b. Mihrân der ki: “ ‘Subhânallah’, kendisiyle yüce Allah’ın tazim edildiği ve kötülüklerden uzak tutulduğu bir kelimedir.”
İbn Abbâs der ki: “ ‘Subhânallah’ kelimesi, yüce Allah’ı bütün kötülüklerden tenzih etmektir.”
Bu kelimenin[4] aslı “Mubâade” (=Uzaklaştırmak) kelimesinden alınmıştır. Araplar bir yerden uzaklaştıkları zaman {سَبَّحت فيِ اْلاَرْضِ}”Sebbahtu fi’l-ardi” derler. Şu âyeti kerimede aynı manadadır:
“Her biri bir yörüngede yüzmektedirler”
(Enbiyâ,
Her kim yüce Allah’ı över ve O’nu kötülüklerden tenzih ederse muhakkak ki yüce Allah’ı tesbih etmiştir.
Şöyle denir: “Sebbahallah” (Allah’ı tesbih etti). “Sebbaha lehu” (O’nu tesbih etti.) “Kaddese lehu” (O’nu takdis etti) ve “Kaddesehu” (O’nu takdis etti.)[5]
* * *
[1] Kuddûs: Temiz, hiç bir lekesi olmayan, bütün eksiklik ve kusurlardan münezzeh olan, herhangi bir eksikliği kabul etmeyen, fazilet ve güzel sıfatlardan dolayı öğülen.
Istılahta ise; Kuddûs denilince, yüce Allah’ın isimlerinden birisi akla gelir ki, bu isme göre O, zatına yakışmayan her şeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tahdîd ve tasvire sığmayan, öğülmeye lâyık kemâl, fazilet ve güzellik sıfatları kendisinde olandır.
Kur’ân-ı Kerîm’de Kuddûs kelimesi, yüce Allah’ın ismi olarak iki yerde
el-Melik ismiyle birlikte geçmektedir (bk. el-Haşr,
Yüce Allah’ın bu ismi, O’nun, teşbîh ve tecsîmden, bir başka şeye
benzemekten, beşerî sıfatlardan münezzeh olduğunu ifâde etmektedir. Nitekim
Beyhakî, bu Kuddûs ismini, kendi yaptığı ayırıma göre, Allah’tan teşbîhi
nefyeden isimler arasında saymaktadır (Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, Beyrut
ty., s
Yukarıda sözü geçen Bakara sûresi
Kötülenen ve âcizlik ifâde eden sıfatların nefyedilmesi, ortadan kaldırılması, aynı zamanda öğülen ve kemâl sıfatlarının isbât edilmesi demektir. Nitekim “Ortağı ve benzeri yok” demek, O’nun tek ve yegane varlık olduğunu isbât etmek olur. Yine aynı şekilde “O hiç bir şeyde âciz kalmaz” demek, O’nun güçlü ve kuvvetli olduğunu; “O kimseye zulmetmez “ demek de O’nun hükmünde âdil olduğunu ortaya koyar. Zirâ, âciz kalmak ve güçlü, kuvvetli olmak, zulmetmek ve adaletli olmak birbirinin zıddıdır. Dolayısıyla birisinin isbâtı, diğerinin nefyini, ortadan kaldırılmasını gerektirmiş olur.
İşte tesbîh ile
tasdîs arasındaki fark burada ortaya çıkar. “O şöyledir” dediğimizde yani
bir şeyin varlığını isbât ettiğimizde “takdîs”; “O şöyle değildir”
dediğimizde, bir şeyin öyle olmadığını isbât ettiğimizde de tesbîh sözkonusu
olmuş olur. Fakat netice itibariyle daha önce de sözü geçtiği gibi, esas
itibariyle aralarında pek büyük bir fark yoktur. Tesbîhde takdîs, takdîsde
de tesbîh sözkonusudur. Her ikisi içiçedir. Nitekim Yüce Allah bu ikisini
İhlâs Sûresinde bir araya getirmiştir. İhlâs Sûresinin ilk iki âyeti olan
“Kul huvallâhu ehad. Allâhu’s Samed” (Deki: O Allah birdir.
Allah Sameddir, yani her şey varlığını ve devamını O’na borçludur. O hiç bir
şeye muhtaç değildir) âyetleri takdîsi, geriye kalan “Lem yelid ve lem
yûled ve lem yekun lehû kufuven ehad” (Kendisi doğurmamıştır ve bir
başkası tarafından da doğurulmamıştır. Hiç bir şey O’nun dengi olmamıştır)
âyetleri ise tesbîhi ifâde eder. Bunların her ikisi de yani hem takdîs ve
hem de tesbîh; Yüce Allah’ın vahdaniyetini ve yegane tek varlık olduğunu,
O’nun benzeri ve ortağının bulunmadığını isbâta yöneliktir (Elmalılı Hamdi
Yazır, Hak Dini Kur’an Dili,
[2]
İbni Cerîr, Câmiu’l-Beyân,
[3]
Burada “Radife lekum”, “Sizin hakkınız için” ve “Size ulaştı”
manasındadır. Öncesiyle beraber âyetin tamamı şöyledir: “
Onlar: Eğer doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım) bu tehdit ne zaman
gerçekleşecek? Derler.
De ki: Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde
yakında başınıza gelecektir”(Neml,
[4] Tesbih, Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etme, ululama, Allah’a seri bir şekilde ibâdet ve “sübhânellah” deme. “Sebbehe” fiilinin masdarıdır. İsim olarak tesbih, Allah’ın sıfatlarını tesbih ederken, sayı saymak için kullanılan ve otuzüç veya katları kadar tanenin ipe dizilmesiyle meydana gelen halka demektir.
Tesbih’in çoğulu tesâbihtir. Tesbih, subbûh ve subhan gibi
kelimelerle aynı kökten gelmektedir. Bu kelimelerin kökü, “sebeha”dır. O da,
havada veya suda hızlı hareket etmek, geçip gitmek demektir (el-İsfahanî,
el-Müfredât, İstanbul
Tesbih kelimesi türkçede tespih şeklinde de kullanılır. Namazdan
sonra
Tesbih kelimesinin kökünden gelen ve Yüce Allah’ı tesbih eden, ululayan kelimeler Kur’an’da yüze yakın yerde geçmektedir.
Ayetteki “Her şey Allah’ı tesbih etmiştir” ifâdesi, çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Canlı varlıkların Allah’ı tesbih etmeleri, O’nun her çeşit noksanlıklardan ve yüce şanına yakışmayan şeylerden berî olduğunu dil ile ifade etmeleridir. Bütün alimler, canlı varlıkların Allah’ı bu şekilde tesbih ettiklerini söylemişlerdir. Fakat, canlı olmayan varlıkların Allah’ı tesbih etmeleri hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı alimlere göre, canlı olmayan varlıkların Allah’ı tesbih etmeleri, O’nun yaratıcılığına, gücünün her şeye yettiğine delil olarak gösterilmeleridir. Bu şeylerin varlığı, Allah’ın yüceliğini göstermektedir. Onların bu hali, tesbihleridir. Bazı alimler de, cansız varlıkların canlı varlıklar gibi Allah’ı zikrettiklerini söylemişler ve bu hususta delil olarak da şu âyeti göstermişlerdir:
“Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O’nu tesbih ederler. O’nu övgü
ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini
anlamazsınız. O, Halîm’dir, çok bağışlayandır”
(el-İsrâ,
Bu görüşü savunan alimlere göre, cansız sanılan her şeyde, insanların fark edemedikleri bir canlılık vardır. Bütün eşya, atomlardan meydana gelmiştir. Atomun çekirdeği etrafındaki elektronlar, akla şaşkınlık verecek bir hızla dönmektedir.
Diğer bazı âlimlere göre, ise, kâinattaki her şey, canlı ve
cansız bütün varlıklar, Allah’ın emrindedirler. Yüce Allah, dilediği gibi bu
varlıklarda tasarrufta bulunur. Her şey onun emrinin karşısında teslimiyet
içerisindedir. Onların tesbihleri, bu teslimiyetleridir (Muhammed Ali
es-Sabûnı, Safvetü’t-Tefâsîr, İstanbul
Bir de,
yüce Allah, “her şey Allah ‘ı tesbih etmiştir” derken, mazi fiil
kullanılmıştır. Yani geçmiş zaman ifâdesi ile anlatılmıştır. Başka birkaç
ayette aynı mana dile getirilmiş; ancak muzari fiil kullanılmıştır. Bu
durumda mana: “Her şey Allah’ı tesbih eder” (el-Haşr
[5]
Şifâu’l-Alîl, s.
İslami Okul Okulların En Önemlisi