Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 54. Sayfa - Esmaullahilhusna

﴿ اَلصَّمَدُ ﴾

es-SAMED

Yüce Allah’tan, dosdoğru yola (=sırat-ı mustakime) ileten hidâyeti istemek, isteklerin en yücesi ve Allah’tan istenilen şeyi elde etmek ise, hediyelerin en şereflisidir. Çünkü Allah kullarına, hidâyetin nasıl isteneceğini öğretmiş, öncelikle kendisine hamd, övgü ve şanını yüceltmelerini emretmiş, sonra da onlara nasıl ibadet edeceklerini ve Allah’ı nasıl birlemeleri gerektiğini belirtmiştir.

İşte tevhid ve ibadet, maksada ulaştıran birer vesiledir. Bunlardan biri; Allah’a, isimleriyle ve sıfatlarıyla tevessül[1] etmek, diğeri de O’na ibadet etmekle tevessülde bulunmaktır. Bu iki vesileyle yapılan dua, geri çevrilmez.

İbn Hibbân “Sahîh”inde, İmam Ahmed “Müsned”inde ve Tirmizî’de “Sünen”inde rivayet ettikleri iki “İsm-i A’zam” ile ilgili hadis, bu iki vesile türünü doğrulamaktadır.

Birincisi: Abdullah b. Büreyde’nin, babasından rivayet ettiği şu hadistir:

سَمِعَ النَّبِيُّ رَجُلاً يَدْعُو وَيَقُولُ: “ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِأَنِّي أَشْهَدُ أَنَّكَ أَنْتَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ الْأَحَدُ الصَّمَدُ الَّذِي لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ.” فَقَالَ: “ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ! لَقَدْ سَأَلَ اللَّهَ بِاسْمِهِ الْأَعْظَمِ الَّذِي إِذَا دُعِيَ بِهِ أَجَابَ وَإِذَا سُئِلَ بِهِ أَعْطَى.

“Hz. Peygamber (s.a.v), bir adamın dua edip:

- ‘Allahım! Senden başka ilâh olmadığına, senin Ahad, Samed, doğmamış, doğrulmamış ve hiçbir dengi olmayan Allah olduğuna şehadet ederek senden istiyorum’ dediğini işitti.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v):

- ‘Nefsimi elinde bulunduran zata yemin ederim ki, o adam Allah’tan, kendisine onunla dua edildiği zaman mutlaka kabul ettiği ve kendisinden onunla istenildiği zaman mutlaka verdiği ‘İsm-i A’zamı’yla istedi’ buyurdu.”[2]     

Tirmizî, bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.

İşte bu; Allah’ı tevhid etmek ve O’nun vahdaniyetine şehadet etmek, dua eden kimsenin tevessülüdür. Ayrıca bu, Allah’ın sıfatlarına delalet eden “Samed”[3] ismiyle de tevessüldür.

Abdullah ibn Abbâs’ın da dediği gibi; Allah, ilminde mükemmel olan Âlim’dir.Kudretinde mükemmel olan Kâdir’dir.

Yine Abdullah ibn Abbâs’tan gelen başka bir rivayete göre; Allah, içerisinde her türlü efendilik türlerinin bulunduğu mükemmel bir Seyyid’dir.[4]

 

Ebu Vâil’de bu konuda der ki: “Allah, (bütün efendiliklerin) kendisinde son bulduğu bir Seyyid’dir.”[5]

Saîd b. Cübeyr’de konu ile ilgili olarak şöyle der: “Allah; sıfatlarının, fiillerinin ve sözlerinin hepsinde mükemmel olandır.”[6]

 

* * *

 


 

[1]      Tevessül: Allah’a yalvarırken yada O’ndan bir şey isterken; O’nun isim ve sıfatlarıyla yada salih amellerle isteneceği hususunda görüş birliği vardır. Kişiyi aracı kılma konusu ihtilaf konusu olmuştur. (ç)

[2]      Ebû Dâvud, Vitr 23 (1493), 25; Tirmizî, Deavat 63; Nesâî, Sehv 58; İbn Mâce, Dua 9; Dârimî, Cihad 6, Fezâilu’l-Kur’an 15; Ahmed b. Hanbel, 3/120, 158, 225, 245, 5/349, 350, 360; Hâkim, Müstedrek, 1/684; İbn Hibbân, Sahîh, (888) (ç)

[3]      “es-Samed”: Kur’an-ı Kerim’de sadece İhlâs sûresinin 2. âyetinde ve meşhur Esmâu’l-Hüsna hadisinde geçmektedir. Allah hakkında bu kökten türeyen başka hiçbir kelime Kur’an’da kullanılmamıştır. Bu kelime, sözlükte, çok farklı manalara geldiği için, alimler, bu isim ile ilgili çok değişik izahlar yapmışlardır. Bununla birlikte Allah “Samed” vasfıyla; hiçbir varlığa muhtaç olmadığı, bilakis bütün yaratıkların velisi, sahibi ve ihtiyaç mercii olduğu birçok ayette açıkça belirtilmektedir. Bununla ilgili olarak b.k.z: En’am: 6/14, Nahl: 16/51-52 (ç)

[4]      “es-Seyyid”: Seyyid kelimesi; efendi, mülk sahibi, şerefli, izzetli, faziletli, cömert, halîm, reis ve bay gibi anlamlara gelmektedir. Kavminin eziyetine katlanan kimseye de, “Seyyid” denilir.

        Yüce Allah, bütün mahlukatın kaderine sahip olan Seyyid’dir ve onların Mevlası, Efendisidir. Yaratıkları üzerinde mutlak tasarruf sahibi olan muhakkak ki yüce Allah’tır.

        Bu kelimenin, kullar için kullanılması mecazidir, izafidir, hakiki değildir. Bu itibarla her ne kadar bu ve buna benzer kelimeler, mecazi ve izafi olarak, kullar için kullanmak caiz ise de, Resulullah (s.a.v), İslam’ın ilk yıllarında cahiliyye döneminden yeni kurtulmuş olan kavmini, cahili düşüncelerden tamamen kurtarmak amacıyla ve bazı insanlarda ilahi güçlerin bulunduğu inancının yeniden yeşereceği endişesiyle zaman zaman ashabını bu tür kelimeleri kullanmaktan men etmiştir. Fakat İslam alimleri, bu gibi tehlikelerin kalmadığı toplumlarda söz konusu kelimelerin mecazen insanlara nispet etmekte bir sakınca görmemişlerdir. Çünkü “Ben Adem oğullarının seyidiyim” (Müslim, Fezail 3; Ebû Dâvud, Sünnet 13 (4673), Tirmizî, Menakıb 1; İbn Mâce, Zühd 37; Dârimî, Mukaddime 8; Ahmed b. Hanbel, 2/540, 3/2) hadisi, buna delalet eder. (ç)

[5]      Beyhakî, el-Esmâ’ ve’s-Sıfât, 1/108; İbn Cerîr, el-Câmiu’l-Beyân, 30/346 (t). Ayrıca b.k.z: Buhârî, Tefsiru Sure-i İhlas 2 (ç)

[6]      Beyhakî, el-Esmâ’ ve’s-Sıfât, 1/108; İbn Cerîr, el-Câmiu’l-Beyân, 30/346

        İkinci hadis ise, Enes hadisidir: Resulullah (s.a.v), bir adamı şöyle dua ederken işitti: “Allahım! Hamd sana mahsustur. Senden başka ilah yoktur. Sen Mennan’sın. Çok lutfedensin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, ikram ve celal sahibi sensin. Bütün bunlarla senden isterim. Ey diri ve kendi kendine var olan Allahım!”

        Resulullah (s.a.v), bu adam için: “Allah’tan “İsm-i A’zam”ıyla istekte bulundu’ buyurdu.” Ebû Dâvud, Salat 358; İbn Mâce, Dua 9 (ç)