Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 57. Sayfa - Esmaullahilhusna

﴿ اَلْجَمِيلُ ﴾

el-CEMÎL

Yüce Allah’ın en güzel isimlerinden[1] (=El-Esmâü’l-hüsnâ’dan) birisi de; “el-Cemîl”[2] ismidir. Tüm evrendeki güzelliklerin eseri olan Zat’tan kim daha güzel olabilir?. Zatın, vasıfların, fiillerin ve isimlerin güzel olması, sadece O’na özgüdür. Çünkü O’nun isimleri tamamen güzeldir. Sıfatları tamamen mükemmeldir. Fiilleri tamamen güzeldir. Dolayısıyla bu dünya hayatında hiçbir insan, O’nun celalini ve cemalini görüp temaşa etmeye güç yetiremez.[3]

Ahiret alemindeki “Adn”[4] cennetinde O’nun zatını müşahade ettiklerinde, tüm cennetin nimetleri anlamsız kalıp artık onlara iltifat etmek isteyip O’nun cemalini temaşa etme arzusunda olurlar.

Eğer O’nun yüzünün üzerinde nur perdeleri olmasaydı, yüzündeki nurlar, gözlerin ulaşabildiği son ufuk noktasındaki mesafeye varıncaya kadar her şeyi yakıp kavururdu. Nitekim O’nun yüzündeki nur ile ilgili bu husus, Buhârî’nin “Sahîh”inde Ebu Musa el-Eş’arî (r.a)’tan gelen şu hadiste şöyle geçmektedir:

قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِخَمْسِ كَلِمَاتٍ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَا يَنَامُ وَلَا يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَنَامَ يَخْفِضُ الْقِسْطَ وَيَرْفَعُهُ يُرْفَعُ إِلَيْهِ عَمَلُ اللَّيْلِ قَبْلَ عَمَلِ النَّهَارِ وَعَمَلُ النَّهَارِ قَبْلَ عَمَلِ اللَّيْلِ حِجَابُهُ النُّورُ وَفِي رِوَايَةِ أَبِي بَكْرٍ النَّارُ لَوْ كَشَفَهُ لَأَحْرَقَتْ سُبُحَاتُ وَجْهِهِ مَا انْتَهَى إِلَيْهِ بَصَرُهُ مِنْ خَلْقِهِ

“Hiç şüphesiz ki Allah uyumaz ve O’nun için uyumak gerekmez. Adalet terazisini indirir ve kaldırır.[5] Gece amelleri gündüzden önce, gündüz amelleri de geceden önce O’nun zatına yükselir. O’nun perdesi “nurdan” ibarettir. Perdeyi kaldıracak olursa, yüzünün nur ve parıltıları, yarattıklarının gözünü ulaşabildiği son noktasına kadar yakardı.”[6]

Abdullah ibn Mes’ud (r.a) Allah’ın yüzünün nuru ile ilgili olarak şöyle der: “Rabb’inizin katında gece ve gündüz kavramı yoktur. Göklerin nuru, O’nun yüzünün nurunun yansımasıdır. Sizin her gününüzden birinin Allah katındaki miktarı, on iki saattir. Sizin amelleriniz önceden Allah’a arz edilir. Günün üç saatinde amellerinize bakar. Aralarında hoşlanmadığı amel olunca, öfkelenir. Öfkesini ilk olarak hissedenler, arşın taşıyıcısı olan meleklerdir. Ki bu sebeple arş, onlara ağır gelmeye başlar. Bu kez tüm arşın taşıyıcılarında görevli melekler, O’nun tesbihiyle coşarlar. Cibril sûr’a üfler. Cin ve insanlar dışında her şey o sûr’u duyar. Böylece tümü üç saat boyunca O’nu tesbih ve takdis edip Rahman’ın rahmetinin coşmasını sağlarlar. Bu altı saat geçtikten sonra bu kez rahimlerde oluşacak varlıklara bakar. Üç saat zarfında bunların tasvir ve teşekkülünü sağlar. Böylece dokuz saat dolmuş olur. Daha sonra geriye kalan üç saati de yaratıkların rızıklarının tayin ve taksimine harcayarak, kimine az ve kimini de çok olmak üzere rızık dağıtımı yapar.

Daha sonra Abdullah ibn Mes’ud, “O, her an yaratma halindedir”[7] âyetini okudu. Ardından da şöyle dedi: “İşte yüce Allah’ın sizinle ilgili yaratma hali bu şekilldedir.”

Osman b. Saîd ed-Dârimî’nin belli bir senedle rivayet ettiği (mevkuf) bir hadiste Abdullah ibn Mes’ud şöyle der:

“Hiç şüphesiz Rabb’inizin katında gece ve gündüz diye bir şey yoktur. Gökler, kürsî’nin nuruyla dolup taşmaktadır. Allah katındaki bir gün, on iki saatten ibarettir. Yaratıkların amelleri, ilk üç saatte huzura yükselir. Aralarında hoşnut olmayıp öfkelendiği amel de vardır. İlk olarak O’nun öfkesini hisseden, arşın taşıyıcısı olan meleklerdir. Kendilerine ağır gelince, O’nu tesbih ederler. Onlarla birlikte arşın içindeki köşklerde tesbih eder. Böylece gündüzün üç saat zarfında Allah’ın rızasını elde edip her taraf dolup taşıncaya kadar bu hal devam eder. Ardından yaratıkların rızıkları için emir verip gündüzün üç saatinde onlar için rızıklar belirlenir. Böylece dokuz saat dolmuş olur. Ardından tüm yaratıkları rahimde yaratma işlerine yönelir. Buna da üç saat ayırdıktan sonra, on iki saat dolmuş olur.”

Daha sonra Abdullah ibn Mes’ud “O, her an yaratma halindedir”[8] âyetini okudu.

 

Ardından da şöyle dedi: “İşte yüce Allah’ın sizinle ilgili yaratma hali bu şekildedir.”[9]

Yine Allah’ın yüzünün nuru ile ilgili husus, Hz. Peygamber (s.a.v)’in Taif günü[10]

yaptığı şu duanın içerisinde de geçmektedir:

أَعُوذُ بِنُورِ وَجْهِكَ الَّذِي أشرقت له الظلمات, وصلح عليه أمرُ الدنيا والآخرة أن يحلّ عليّ غضبُك, أو ينزلَ عليّ سُخْطُك, لك العُتْبَى حتى ترضى, ولاحول ولا قوّة إلا بك   

“Allahım! Tüm karanlıkları bertaraf edip dünya ve ahiret işini düzene sokan yüzünün nuru hakkıyla, gazabının ve öfkenin üzerime inmesinden sana sığınırım. Razı oluncaya kadar hoşnutluk senin kudretindedir. Senden başka sığınacak güç ve kuvvet yoktur.”[11]

Yüce Allah, kıyamet günü insanları yargılamaya çekerken, yüzünün nuru, tüm yeryüzünü aydınlatır. Nitekim yüce Allah bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Yeryüzü, (o gün) Rabb’inin nuruyla aydınlanır.”[12]|[13]

 

* * *


 

[1]      Bazı alimlere göre, Allah’ı ancak kendi verdiği isimlerle yada Resulullah (s.a.v)’in haber verdiği veya ümmetin icma ettiği sıfatlarla anılabilir. Yalnız Allah’ın isimlerini, şer’i kıyasla ispat etmek caiz değildir. Allah’a verilmesi hususunda şer’an izin verilmemiş, fakat yasaklanmamış bir sıfatla O’nu anmak ihtilaflıdır. Müteahhir fıkıh usulü alimleri, haberi vahidle sabit olan sıfatlar hususunda ihtilaf etmişlerdir. Eş’ari’lerden bazıları göre, bu caizdir. Çünkü haberi vahid, onlara göre amel etmeyi gerektirir.

        Bu son üç isim, Kur’an’da ve Allah’ın 99 isminin geçtiği Esmâu’l-Hüsnâ ile ilgili hadiste geçmemektedir. (ç)

[2]      Allah’ın en güzel isimlerinden biri de el-Cemil (güzel) dir. Kim, varlık alemindeki her güzelliğin sahibi olandan daha güzel olabilir? Bu alemde var olan bütün bu güzellikler O’nun bir sanat eseridir. Güzellikleri yaratan O’dur. Yaratılan yaratandan daha güzel olabilir mi? O, zatı ile en güzeldir. O, bütün güzel isimlerin, sıfatların ve fiillerin sahibidir. O’nun bütün isimleri güzeldir. En güzel isimler O’na aittir. O’nun bütün sıfatları mükemmel ve eksiksizdir. Bütün fiilleri güzeldir.

Allah’ın güzelliği (=cemali) dört derecedir: Zatının güzelliği, sıfatlarının güzelliği, fiillerinin güzelliği ve isimlerinin güzelliği. Allah’ın bütün isimleri güzeldir. Bütün sıfatları, en mükemmeldir. Bütün fiilleri; hikmetle, adaletle ve merhametle gerçekleşir. (ç)

[3]      Bunu, yüce Allah’ın “Gözler, O’nu göremez” (En’âm: 6/103) sözü doğrulamaktadır. (t)

        Allah’ın görülüp görülemeyeceği meselesi, alimler arasında tartışmalıdır. Bazı alimler, Allah’ın görülemeyeceğini iddia ederken, bazıları da Allah’ın görülebileceğini ileri sürmüşlerdir. Allah’ın görülüp görülemeyeceği iki şekilde ele almak lazım:

        1. Allah’ın Dünyada Görülmesi: Dünyada uyanıkken Allah’ın görülmesi meselesinde de ihtilaf edilmiştir. Bazıları, bunun mümkün olduğunu, bazıları da mümkün olmadığını ileri sürmüşlerdir.

        a. Mümkün olduğunu söyleyenler, bu konuda, Miraç gecesi Hz. Peygamber (s.a.v)’in Allah’ı gördüğüne delalet eden hadisleri delil getirmişlerdir.

        b. Mümkün olmadığını söyleyenler ise, bu konuda yine Miraç gecesinde Resulullah (s.a.v)’in, Rabbini görmediğine delalet eden hadisler ile Hz. Musa (a.s)’ın Allah’ı görmek isteyip de göremediği ile ilgili A’râf: 7/143) âyetini delil getirmişlerdir.

        2. Allah’ın Ahirette Görülmesi: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, Mü’minlerin Cennette Allah’ı göreceklerini ileri sürmüşlerdir.

        Şiiler, Hariciler, Mutezililer ile Mürcie mezhebinden bazıları, Allah’ın Cennette görülemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.  Bunlar, bir şeyin görünmesi için; o şeyin, bir cisim olması, bir yerde bulunması, bir engel bulunmaksızın görenin karşısına gelmesi gibi aklî ve dayanaksız bir takım şartlar koşmuşlardır.

        Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ise; görülecek şeyin vücudundan başka hiçbir şart koşmamıştır. Çünkü görmek, Allah’ın yarattığı bir idraktir. Mü’minler, Allah’ı; hem mahşerde ve hem de Cennette göreceklerdir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’den Kıyâme: 75/22-23 ayetleri delil olarak getirilmiştir. (ç)

[4]      Adn: Cennetin en yüksek mevkiine veya cennetin değişik yerlerinin tamamına verilen addır. (ç)

[5]      Bununla ilgili açıklama daha önce geçmişti (ç)

[6]      Müslim, İman 293, 295; İbn Mâce, Mukaddime 13; Ahmed b. Hanbel, 2/105, 4/390, 401, 405. Hadisin tamamı için değil de bir kısmı için b.k.z: Buhârî, Tefsiru Sure-i Hud 2; Tevhid 19 (ç)

[7]      Rahmân: 55/29

[8]      Rahmân: 55/29

[9]      Ebû Nuaym, Hilye, 1/137’de bunu rivayet etmiştir. Beyhakî’de, el-Esmâ’ ve’s-Sıfat, 2/37’de bunu muhtasar olarak rivayet edip der ki: “Bu, mevkuf bir rivayettir. Ravileri bilinen kimseler değildir.”

        İbn Kayyim, rivâyetin metninde “Allah’ın yüzünün nuru” ile ilgili ifadeyi sırf görüşüne delil  getirmek için bu rivâyeti kitabına alıp nakletmesi şaşılacak bir durum. Çünkü hadis metni konusunda sert ve aşırı tavrıyla bilinmesine rağmen İbn Kayyim nedense bu rivâyetin metni konusunda aynı tavrını göstermemiştir. (ç)

[10]     Hz. Peygamber (s.a.v)’in komutanlığında hicretin 8. yılı Şevval ayında Taif şehri kuşatılmış, fakat şehir ele geçirilememiştir. Bu kuşatma sırasında 12 Müslüman şehit olmuştur. (ç)

[11]     Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 6/35’de bu hadisi rivayet edip der ki: “Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir. Hadisin ravileri isminde geçen İbn İshâk, müdelles bir sikadır. Geri kalan diğer raviler ise, sika kimselerdir. Ayrıca İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, 2/61’de bu hadisi rivayet etmiştir.

[12]     Zümer: 39/69

[13]     Ravdatu’l-Muhibbîn, s. 402